Ana Sayfa Blog Sayfa 3724

Sinop Nükleer Karşıtı Platform’dan meclise,”Nükleer Anlaşmasını İmzalamayın” mektubu

Sinop Nükleer Karşıtı Platform, meclisteki milletvekillerine mektup göndererek Japonya ile imzalanması planlanan Sinop nükleer santrali ev sahibi anlaşmasının reddi yönünde oy kullanmalarını talep etti.

Fotoğraf: Volkan Atılgan
Fotoğraf: Volkan Atılgan

Sinop Nükleer Karşıtı Platform, tüm parti ve milletvekillerine yolladığı mektupta, nükleer enerjinin vazgeçilmez olmadığını belirterek yenilenebilir enerji kaynakları açısından Türkiye’nin zengin olduğu ifade edildi.

Sinop’ta halkın yüzde 80’inin nükleer santral istemediği belirtilen açıklamada, tüm dünyanın bu enerjiden vazgeçtiğine dikkat çekildi.

Açıklamada, Three Miles Island, Çernobil ve Fukuşima kazaları hatırlatılarak nükleer enerjinin çok riskli bir enerji olduğu ifade edildi.

(Bianet)

Fukuşima’nın 4. Yılında Nükleerden Vazgeçmek İçin Hâlâ Geç Değil!

Fukuşima’da depremin ardından gelen tsunaminin etkisiyle patlayan nükleer santral aradan geçen dört seneye rağmen radyasyon yaymaya devm etmeye devm ediyor. Bu nükleer patlamanın etkileri konusunda çaresiz kalan Japonların şimdi de Sinop’ta santral kurmak üzere AKP hükümetiyle anlaşması Türkiye’de endişeleri daha da artırıyor. Fukuşima kazasının 4 yıldönümünde bir açıklama yayınlayan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi nükleerden vaz geçmek için geç olmadığını söylüyor.

YSGPYSGP eşsözcüleri Sevil Turan ve naci Sönmez imzasıyla yayınlanan açıklama şöyle:

Fukuşima’nın 4. Yılında Nükleerden Vazgeçmek İçin Hâlâ Geç Değil!

Japonya gibi teknolojinin ve nitelikli insan emeğinin en üst düzeyde geliştiği bir ülkede kurulan nükleer santral 11 Mart 2011 günü patladı. Yol açtığı sonuçlar hâlâ yaşanmaktayken insan ve doğa üzerindeki tahribatın kaç yıl süreceği bilinmiyor.

Fukuşima’da binlerce insan öldü,120 binden fazla insan yaşadıkları bölgeleri terk ederek, başka şehirlere göç ettiler. Nükleer felaket sonucu ortaya çıkan radyoaktif maddeler havaya, sulara karıştı ve karışmaya da devam ediyor. Sonuçlarının önümüzdeki yıllarda da çıkmaya devam edeceği kesin olan bu felaket sonrası binlerce insan-çocuk kanser oldu ve önümüzdeki yıllarda da olmaya devam edecek.

Fukuşima felaketini takiben 8-15 Mart arası hafta nükleer felakete ayrılmış bulunuyor. Tüm dünyada ve özellikle Japonya’da bu konuda farkındalık yaratmak için bir dolu etkinlik yapılacak.

İlki 2009 yılında Bahreyn’de Birleşmiş Milletler tarafından yapılmış olan Afet Risklerinin Azaltılması konularının işlendiği Dünya Risk Konferansı’nın üçüncüsü. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban-ki Moon 4 Mart 2015’teki konuşmasında, “Dünyadaki büyüyen eşitsizlik, artan doğal afetler, aşırı şehirleşme, enerjinin ve doğal kaynakların ölçüsüz tüketimi dünyayı üstesinden gelemeyeceği risklerle sistematik küresel etkilere maruz bırakmaktadır” diyerek iyileşmenin sağlanabilmesi için felaketin sonuçlarından hep birlikte dersler çıkarılması gerektiğini ifade etmiş, konferansın 14-18 Mart’ta Fukuşima anma etkinlikleri haftasında Japonya Sendai’de gerçekleştirileceğine dikkat çekmişti. Hükümet yetkililerinin, parlamenterlerin, sivil toplum örgütlerinin, risk azaltımıyla ilgili çeşitli platformlardan binlerce katılımcının yer alacağı bu konferans çerçevesinde dünyadaki nükleer planlarının ve mevcut durumun da bir değerlendirmesinin yapılacak olması ayrıca önem taşıyor.

Ülkemizde nükleer santrallerin yapılmasına dair son yıllarda artan eğilim ve çabalar, yapılan anlaşmalar konusunda hükümeti bir kez daha uyarıyoruz; nükleer felaketi sadece ortaya çıktığı anda değil takip eden yıllar boyunca da kestirilemez biçimde doğayı ve yaşayan tüm canlıları nesiller boyunca etkileyecek ve yok edecek sonuçlara yol açacaktır. Yapıldığı anda ortaya çıkan tahribatlar bir yana, önlenemeyecek felaketler için de güçlü bir risk taşıyan nükleer santral fikrinden vazgeçmek için henüz geç değildir.

Fukuşima’daki nükleer patlamanın etkilerini yönetirken aciz kalan ve iflas tehlikesi yaşayan Japonya’ya, yeni bir şans vererek adeta can simidi atan AKP Hükümeti, bölge insanlarını ve doğasını umursamadığını göstermiştir.. Dünyanın en kirli enerjisi için yapılan bu anlaşma kirli bir takım ilişkileri de akla getirmektedir.

Türkiye’nin nükleer enerjiden üretilecek elektriğe ihtiyacı yoktur. Devletin kendi kurumu TÜİK’in istatistiklerine göre iddia edildiği gibi enerji açığı değil, tersine enerji fazlası vardır. Kimsenin gerçekleşebileceğine inanmadığı 25 bin dolarlık kişi başına gelir hedefine yönelik enerji projeksiyonlarının aşağıya revize edilmesi ve santral inşaatlarının yeniden planlanması gerekmektedir.

Geleceğimizi, çocuklarımızı, yaşadığımız doğayı, havayı suyu geri dönülmez bir şekilde radyasyona maruz bırakmamak için bir an önce yapılmış yapılacak nükleer projelerin iptal edilmesini bekliyoruz.
Sevil Turan – Naci Sönmez
Eş Sözcüler
10.03.2015

Muğla, Kobane’nin yeniden inşası için Zeytinpark’ta toplandı

Suriye iç savaşı ve ardına IŞİD saldırısı nedeniyle tamamen virane haline gelen Kobane’nin yeniden inşasını ekolojik temellere oturtabilmek adına gönüllü bir inisiyatifle ülke çapında gönüllü bir çabayla örgütlenerek 22 Aralık’ta Diyarbakır’da yol haritasını belirleme noktasına gelmeyi hedefleyen Kobani’yi Yeniden İnşa Platformu’nun Muğla toplantısı da gerçekleşti.

Muğla toplantısı notlarını bize ileten Kazım Yılmaz‘ın mektubunu aynen yayınlıyoruz;

Merhaba

7 Mart Cumartesi günü Kobani’yi Yeniden İnşa Platformu Muğla toplantısını Akyaka’da, buradaki ekoloji mücadelesi için de sembolik bir önemi olan Zeytinpark’ta gerçekleştirdik. Toplantıya Akyaka, Gökova, Portakallık, Kızılyaka, Muğla Merkez, Marmaris, Datça ve Fethiye’den 20 kişi katıldı. Ölmez ağaçların altında, yeni uyanan bahar havası ve semaverde demlenmiş çay eşliğinde dostane ve sıcak bir toplantıydı.

43.muğla.kobane yeniden inşa

Toplantının girişinde platformların ilk kuruluş çağrısından itibaren, nasıl bir yol ve süreç izlediğimizi, hangi ilkeler çerçevesinde bir araya geldiğimizi aktardık; Kobane’deki mevcut durum üzerine (nüfus, ekonomi, enerji, su vs.) bir bilgilendirmeden sonra Muğla Platformu olarak bizim neler yapabileceğimizi konuşmaya giriştik.

Kobane’deki bomba, mayın ve tuzaklı mayın tehdidi

Öncelikle Kobane’de halen süren bomba, mayın ve tuzaklı mayın tehdidinin orada bırakın ekolojik inşayı, hafriyat kaldırmayı bile imkansız hale getirdiği gerçeği üzerinden bu konuda bir kampanya başlatmanın yerinde olup olmayacağını konuştuk.

Kobani Kanton Yönetimi’nin uluslararası topluluk ve BM’ye, tehlikeli bomba ve patlayıcıları acil olarak temizlemek için gerekli olan uzmanlık ve teknik ekipman sağlaması çağrısında bulunduğunu biliyoruz. Mayın temizleme işiyle uluslararası arenada Kızılhaç’ın ilgilendiğini de öğrenmiş bulunmaktayız Bu çağrıyla ilgili gelişmelerden haberdar olabilirsek, ihtiyaç halinde BM ya da Kızılhaç’ı bu konuda acilen harekete geçirmeye zorlayacak kampanyalar örgütleyebiliriz.

Konuştuğumuz bir diğer konu maddi yardım konusuydu. Ekolojik inşa sürecinde, gönüllülerin oraya gidişinden oradaki temel ihtiyaçlarına, inşaat için gerekli malzemelerden güneş enerjisi panellerine pek çok ihtiyaç kalemi ortaya çıkacağı konuşuldu ve Muğla’daki arkadaşlar bunun için bir bağış kampanyası önerdi. Ancak bizim gibi tüzel bir kişiliği bulunmayan sivil inisiyatifler için hem bağış toplamanın yasal zorlukları hem de parayla kurulan ilişkinin bu tarz gruplar için bir nevi yumuşak karın olabileceği gerçeği üzerinden maddi ve ayni dayanışma konusunda da başka bir formül üzerinde durduk:

44.muğla.kobane yeniden inşa

Para toplama işini ihtiyaç halinde proje bazlı olarak gerçekleştirmeye, ne için harcanacağı net olmayan muğlak bağışlar toplamamaya karar verdik. Örneğin yarın öbür gün Kobani’de bir sağlık merkezi yapılacak olursa ya da güneş panelleri temin etmek gerekirse bunlara özel bağış kampanyaları örgütlemeye karar verdik.

Gönüllülerinin gıda sorununa yerel çözüm

Bir de Muğla bölgesindeki pek çok arkadaşımız kendi bağı, bahçesi olan, tarımsal üretim ve meyvecilik yapan ya da atıl bahçelerden bunları toplayan arkadaşlar. Özellikle Kobane’ye gidecek gönüllü arkadaşların gıda sorununu çözmek ve Kobane halkına bu anlamda ekstradan külfet olmamak için burada gönüllülere gönderilmek üzere kurutulmuş sebze-meyve ve reçel gibi işlenmiş ürünler hazırlayabileceğimizi böylesi bir ayni yardımının ekolojik bir perspektifle de daha uyumlu olacağını düşündük.

Son olarak toplantıda aktarılan Kobane’deki mevcut duruma (su, enerji, mayınlar vs.) ilişkin bilgileri de bundan sonraki toplantılara katılacak arkadaşlara önbilgi olsun ve aynı konuları tekrar tekrar konuşmayalım diye derli toplu yazmaya, bir sonraki toplantıdan önce katılımcılarla paylaşmaya karar verdik.

Daha geniş katılımlı bir Muğla Toplantısının 22 Mart Diyarbakır toplantısı sonrasında 5 Nisan 2015 Pazar Günü yine Akyaka’da yapılmasına karar verildi. Kesin olmamakla birlikte Diyarbakır toplantısına da 3 arkadaşımız (Mayıs, Yağmur ve Ayşe) gitmeye çalışacaklar.

Kobanenin Yeniden İnşası Muğla Platformu Facebook sayfasından gelişmeleri takip edebilirsiniz”

(Yeşil Gazete)

Arjantin’de Survivor ekibi kaza yaptı: 10 ölü

Arjantin’de And Dağları yakınlarındaki La Rioja bölgesinde iki helikopter çarpıştı, kazada aralarında ünlü Fransız sporcuların da bulunduğu 10 kişi hayatını kaybetti.

6.arjantin,survivor kazası

Helikopterler  Fransa ‘nın ‘Survivor’ (Dropped) programının çekim ekibi ve yarışmacılarını taşıyordu.

Olimpiyat Şampiyonları da Öldü

Kazada hayatını kaybedenler arasında; 2012 Londra Olimpiyatları’nda altın madalya kazanan yüzme şampiyonu Camille Muffat, 2008 Pekin Olimpiyatları’ndan bronz madalyayla dönen boksör Alexis Vastine ile ünlü kadın yelkenci Florence Arthaud da bulunuyor

La Rioja polis şefi Cesar Angulo gazetecilere yaptığı açıklamada, kazadan sağ kurtalan olmadığını söyledi.

Olaya ilişkin Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande‘dan da bir açıklama geldi. Hollande, “Fransız vatandaşlarımızın ani ölümü büyük bir üzüntüye neden oldu” dedi.

Kazanın nedeni henüz bilinmiyor. Yetkililerin olayın meydana geldiği dağlık bölgedeki hava şartlarının iyi olduğunu açıkladı.

Wiltord, “Çok üzgünüm”

Yarışmacılar arasında yer alan eski Arsenal’li Fransız futbolcu Sylvain Wiltord da arkadaşlarını kaybetmenin üzüntüsünü Twitter’dan yayınladığı bir mesajla dile getirdi: “Arkadaşlarım için üzgünüm. Titriyorum. Dehşet içindeyim. Söyleyecek bir şey bulamıyorum. Bir şey söylemek istemiyorum” yazdı.

(Hürriyet)

Kobane’yi İnşa Platformu Mersin/Adana ilk toplantısında umut aşıladı

Sosyal medyada örgütlenerek oluşturulan “Adana-Mersin Kobanê’yi Yeniden İnşa Platformu” ilk toplantısını 7 Mart Cumartesi günü Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) konferans salonunda gerçekleştirdi.

5.mersin adana kobaniyi yeniden inşa toplantısı

Gönüllülüğü esas aldıklarını belirten platform üyesi Esra Güven, platformun “başka bir dünyanın var olduğuna inanan kişilerden” oluştuğunu kaydetti.

MTSO’daki toplantıya çok sayıda üniversite öğrencisi katıldı. “Kobanê’nin ekolojik bir mimariyle nasıl yapılanacağı ve özgür toplumun inşasının nasıl olacağı” konularının tartışıldığı toplantıda platform adına konuşan Esra Güven, kurdukları sivil inisiyatifin amaçlarını aktardı. Platformun gönüllülüğü esas aldığının altını çizen Güven, “Bu platform, Kobanê’nin yeniden inşasında sorumluluk hisseden ve başka bir dünyanın var olduğuna inanan kişilerin bir araya gelmesiyle oluştu” diye konuştu.

22 Mart’ta Diyarbakır’da

Amaçlarının “Kobanê yeniden inşa edilirken nasıl bir ekolojik mimari ve yaşam modelleri önerilebilir ve bu öneriler temelinde nasıl bir eylem, etkinlik, program çıkarılabilir” olduğunu ifade eden Güven, 22 Mart’ta Diyarbakır’da gerçekleşecek olan Kobanê’yi Yeniden İnşa Platformu’nun toplantısına da çağrıda bulundu.

Konuşmanın ardından yürütmesini seçen platform üyeleri, bir sonraki toplantılarını 15 Mart Pazar günüAdana’da yapma kararı aldı. Bu toplantıya Kobanêli ailelerin de katılması ve görüşlerinin alınması kararlaştırıldı.

Kobane’yi İnşa Platformu Mersin/Adana facebook sayfası

Kobane’yi İnşa Platformu ana sayfa

(Evrensel, Yeşil Gazete)

‘Bırak Evi Bok Götürsün!’ – Mine Söğüt

En sevdiğim kadınlar günü sloganıdır:
“Bırak evi bok götürsün!”
Çünkü bu lanet düzen, ancak itaatsizlikle değişir.
Eğer bir şeylerin gerçekten artık daha farklı olmasını istiyorsak, işe bize biçilmiş temel rolleri yeniden sorgulayarak başlamalıyız.
Feodal aile hapishanelerinde tehditlerle, dayaklarla varlığını sürdüren ya da sakat kalan, deliren, öldürülen kadınların kaderinin değişmesi gibi bir idealimiz varsa; bunu isteme gücünü kendimizde hissediyorsak…
Önce kendi kaderimize ve direncimize bir otopsi yapmalıyız.
Kadına yönelik toplumsal tehditlerden nispeten uzak yaşayan ve kendi hayatını özgür iradesiyle sürdürme şansına sahip olan kadının bile en büyük zaafı, bir yandan erkeğe yüklenen efendi rolüne meydan okurken; diğer yandan üzerine yapışan köle etiketini bir rozet gibi taşıma ısrarıdır.
Ütüsünü yapıp tozunu almadan, dolapların içini düzeltip camları silmeden rahat edemeyen kadınlar…
Evi temiz tutmayı bir numaralı vazifesi belleyen ve içerisi ne kadar temizse dışarısı da bir o kadar kirlidir sanan kadınlar…
Var oluş nedenini, yataktaki ya da sokaktaki zaferleriyle değil, sadece mutfaktaki zaferleriyle tanımlayan kadınlar…
Doğurmazsa varlığının bir anlamı olmayacağına ikna olan kadınlar…
Ne kendi kaderlerini değiştirebilirler ne de bir başkasınınkini.
Toplumun kadınları annelik hapishanesine tıkmaktaki ısrarı boşuna değildir.
İsteklerinin ve heveslerinin cazibesine kapılıp dünyayı bir anda tersine döndürebilecek potansiyeli rahminde taşıyan kadına kurulan en sağlam tuzak, anneliktir.
Kadınlar asırlardır kutsal annelik masalıyla uyutulurlar.
Hatta komaya sokulurlar.
Toplum, kadını kolektif bir hipnoz marifetiyle hayatın gerçeklerinden ustalıkla koparıp kalın bir zincirle rahminden ve kalbinden annelik hülyalarına sıkı sıkı bağlar.
Onun aslında bir erkeğinki kadar uçarı olan varlığı üzerinde mutlak bir hâkimiyet kurmayı başarır.
Ahlak tanımlayıcı irili ufaklı iktidarlar tarafından, doğurmamak gibi bir seçeneği olmadığına ikna edilen kadın, en son çare olarak doğurmazsa pişman olacağı tehdidiyle terbiyelenir.
Bundan sonra artık onu anne olmanın müthiş hazzıyla, anne olmamanın müthiş hazzının eşdeğer olduğuna kolay kolay inandıramazsınız.
Bir tercih hakkı olduğu gerçeği, kulağına küfür gibi gelir.
Çarşafların asla ütüsüz serilemeyeceği bilgisiyle erken yaşta deforme olan o zihin, anneliğin getirileri ve götürüleri üzerine mantıklı bir muhakeme yapmaktan kadim bir telaşla daha en başta men edilmiştir.
Doğurmazsa çıldıracağını sanır da; doğurursa çıldırabileceğini aklına getirmekten utanır.
Sırf bu utanç yüzünden, fazla düşünmeden…
Çocuklarını öldüren ya da terk eden, onları bir türlü sevemeyen annelerle dolu bir dünyada kendi riskli yerini alır.
O yüzden önce bir bırakın, evi bok götürsün.
Sonra isterseniz, gerçekten isterseniz, her şeyi ama her şeyi gönlünüzce temizlersiniz.

Bu yazı cumhuriyet.com.tr den alınmıştır

4.mine söğüt

 

 

Mine Söğüt

Dikkat “erkek şiddeti” Çıkabilir!

Çizer, yazar, bisikletsever ve Açık Radyo programcısı Aydan Çelik, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısı ile yaptığı çiziminde kadına yönelik erkek şiddetine dikkat çekti.

2.dikkat eski koca cikabilir

Trafik levhası formunda ele aldığı çiziminde Çelik;  kadına yönelik şiddetin müsebbiblerine karşı kadınları ikaz ediyor, “Dikkat … Çıkabilir!”

Bir elinde bıçak, diğer elinde silah ile herhangi bir kendince sebeple levhadan dışarıya doğru hareket eden erkek figürünün kadının çevresindeki herhangi bir yakını olabileceğinin de vurgulandığı çizimde Aydan Çelik, kadına yönelik şiddet eylemlerini gerçekleştiren eylemlerin büyük çoğunluğunun kadının yakını olduğu gerçeğine de göndermede bulunuyor.

İşte kadına karşı şiddete başvurması kuvvetle muhtemel erkekler;

“Eski Koca
Eski Sevgili
Yeni Koca
Yeni Sevgili
Baba
Ağabey
Kardeş
Oğul
Kayınbirader
Enişte
Dayıoğlu
Halaoğlu
Amcaoğlu”

(Yeşil Gazete)

Cumhurbaşkanı kırıldı, Başbakan savundu, Müsteşar lüzum gördü

Eski MİT Müsteşarı Hakan Fidan, milletvekilliği adaylığı için AKP’ye yaptığı başvuruyu “gördüğü lüzum üzerine” geri çekti.

1.hakan fidan adaylıktan vazgeçti

Fidan, AKP’den aday adaylığı başvurusunu geri çekmesine ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, “Gördüğüm lüzum üzerine başvurumu geri çektim. Ülkeme ve milletime hizmet yolunda bundan sonra da verilecek vazifeyi yerine getirmeye gayret edeceğim” bilgisini paylaştı.

Fidan’ın adaylığını açıkladığı günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan bu adaylık başvurusu ile ilgili kırgın olduğunu açıklarken “şu anki” Başbakan Davutoğlu, Fidan’ın adaylık başvurusuna destek çıkmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan kırgın olduğunu ifade ettiği açıklamayı bir yurtdışı gezisi sonrası “maiyetindeki” gazetecilere aktarmış;

“Biz devlet yönetiyoruz. O konuya ilişkin kanaatimi daha önce de söyledim. Kanaatlerimizi ifade etmiş olmamıza rağmen istifa edip adaylık söz konusu olmuş ise elbette bir kırgınlık söz konusudur. MİT sıradan bir kurum değildir. Devletin en önemli kurumudur. Devletin Milli İstihbarat Teşkilatı zayıfsa, o devletin ayakta kalması mümkün değildir. Şimdi biz onu böyle bir göreve getirdik. Getiren de benim. Madem öyle, ayrılırken de, eğer müsaade edilmiyorsa orada kalması ve ayrılmaması gerekirdi. Dolayısıyla tabii ki kırgınım.” demişti.”

ABD, GDO’lu tahıllarını zorla Afrika’da pazarlamanın derdinde

Friends of the Earth International tarafından yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Zeynep Ersoy’un çevirisi ile sunuyoruz.

* * *

Yeni bir rapora göre, Gates Vakfı gibi ABD ajansları ve tarım devi Monsanto pahalı ve yetersiz şekilde test edilmiş olan genetiği değiştirilmiş gıdaları ve tahılları (GDO) Afrikalı topluluklara zorla kabul ettirmeye çalışıyor.

20.gdolu tahıl, abd, afrika

Afrika Biyo-güvenlik Merkezi’nden Haidee Swanby “ABD, dünyanın en büyük GDO üreticisi ve Afrika’da GDO’lu tahıllar için yeni pazarlar arıyor. ABD yönetiminin stratejisi, Afrikalıları GDO’lu ürünlerin potansiyel tehditlerine karşı korumak yerine Afrika ülkelerinde ABD tarım çıkarlarını teşvik eden biyo-güvenlik yasaları üretmekten oluşuyor.” diyor.

Yeni rapor ayrıca tarım devi Monsanto’nun Afrika ülkelerinde biyo-güvenlik mevzuatını nasıl etkilediğini, kendi ürünleri için nasıl düzenleyici onay kazandığını ve GDO’lu mısır gibi ürünlerin pazara girişinin yolunu nasıl açtığını açığa çıkarıyor.

21.Kenyan-farmers

Sadece dört Afrika ülkesi -Güney Afrika, Mısır, Burkina Faso ve Sudan- ticari GDO’lu ürünleri piyasaya sürmüş durumda. Ancak genetiği değiştirilmiş mısırın durumu, milyonlarca Afrikalının başlıca gıdası olduğu göz önüne alındığında, epey tartışmalı.

Güçlü biyo-güvenlik yasalarının yıllardır yürürlükte olduğu Avrupa ve diğer ülkelerin aksine çoğu Afrika ülkesinde hala bu tür yasalar yok. Şu anda sadece yedi Afrika ülkesinde işlevsel biyo-güvenlik yapıları var.

Friends of the World Nijerya üyesi Mariann Bassey Orovwuje “Afrika hükümetlerinin kendi vatandaşlarını koruması gerekiyor. Bizim haklarımıza saygı duymalılar. Biz Avrupa vatandaşları ile aynı düzeyde biyo-güvenlik korumasını hak ediyoruz.” diyor.

Küresel olarak, geçtiğimiz on yılda GDO’lu ürün piyasası ciddi olarak biyo-güvenlik yasa ve yönetmelikleriyle kontrol altına alınmış durumda. Ayrıca GDO’lu gıda ve ürünler, özellikle Avrupa olmak üzere, birçok ülkede tüketiciler tarafından doğrudan reddediliyor.

Afrika Biyo-güvenlik Merkezi çalışanı Haidee Swanby’a göre “Güney Afrikalı çiftçiler GDO’lu mısır, soya ve pamuk yetiştirmekte 16 yıldan fazla deneyime sahip. Ancak GDO’lu ürünlerin gıda güvenliğini sağlayacağı vaadi hala yerine getirilmedi. Tersine Güney Afrika’nın gıda güvenliğinin düşüşte olduğu bildirildi. Şu anda mısır ihracatı yapılsa bile Güney Afrika’nın neredeyse yarısı gıda güveliğine sahip değil. Güney Afrika deneyimi GDO’lu ürünlerin sadece iyi kaynaklara sahip az sayıda çiftçiye finansal yarar sağlayabileceğini gösterdi. Afrikalı çiftçilerin büyük çoğunluğu sentetik gübre ve kimyasallara bağımlı pahalı tahılları yetiştirmeye durumu el vermeyen küçük çiftçilerden oluşuyor.”

24-27 Şubat 2015 tarihlerinde Mali’de Nyéléni Merkezi’nde Uluslararası Agroekoloji Forumu düzenlendi. Foruma katılan milyonlarca küçük ölçekli gıda üreticisini temsil eden kuruluşlar, GDO’nun bugün dünyaca karşı karşıya kaldığımız açlık, iklim ve biyoçeşitlilik krizine bir çözüm olmadığını, tam tersine bu problemlerin bir parçası olduğunu savunuyor.

Mart 2011’de BM Özel Raportörü Olivier De Schutter, “Agroekoloji ve gıda hakkı” adıyla bir rapor yayınladı. Bu raporda, yeterince desteklenmesi halinde tarım ekolojisinin 10 yıl içerisinde tüm bölgelerde gıda üretimini iki katına çıkarırken iklim değişikliği ve kırsal yoksulluğu azaltıcı etki yapabileceği gösteriliyor. Rapor patentli tohum, gübre, pestisit ve genetiği değiştirilmiş ürünler de dâhil olmak üzere teknolojik ve endüstriyel tarım yöntemlerine meydan okuyor. Günümüzde, agroekolojik üretim modelleri, ücretsiz bitki ve tohum takası yapan küçük ölçekli gıda üreticileri ve güçlü yerel pazarların insanları beslemek ve gezegeni korumak için en iyi yol olduğu kabul ediliyor.

 

Yazının İngilizce Orjinali

Yeşil Gazete için çeviren: Zeynep Ersoy

(Yeşil Gazete, Friends of Earth)

Geceler de Kadınların Sokaklar da: Mersin’de Feminist Gece Yürüyüşü

“Geceleri de sokakları da meydanları da terk etmiyoruz!” şiarıyla 8 Mart Günü Saat: 20:00’de  Mersin Forum AVM havuz başında  toplanan kadınlar, sloganlar eşliğinde Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’na çıktılar.

12.feminist gece yürüyüşü.mersin

Sayıları aşağı yukarı 3.000’i bulan ve Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’nı trafiğe kapatan kadınlar, çarşı yönünde yürüyüşe başladılar. “Dünya yerinden oynar, kadınlar özgür olsa”, “Gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin jop, inadına isyan, inadına özgürlük”, “Kadın, yaşam, özgürlük”, “Jin, jiyan, azadi”, “Kadın cinayetleri politiktir”, “ Trans cinayetleri politiktir.”, “Ar değiliz, zar değiliz, mal değiliz feministiz biz feministiz”, “Batsın, ahlakınız batsın”, “Yaşasın kadın dayanışması”, “Erkek vuruyor, devlet koruyor” sloganlarını atan kadınlar, ara ara yürüyüşü durdurarak türküler eşliğinde halay çektiler.

14.feminist gece yürüyüşü.mersin

Pencereden izleyen mahalle sakinleri tarafından tencere- tava, ışık açıp-kapama ve alkışlar ile desteklenen kadınlar, Tulumba Köprüsü’ne gelmeden ara sokaktan sahil yoluna devam ettiler. Sahil yolunu Mezitli yönünde trafiğe kapatan kadınlar

“Kızlı erkekli yaşarım SANA NE,

Mini etek giyerim SANA NE,

Evde tek yaşarım SANA NE,

Evime geç giderim SANA NE,

Kadın kadına yaşarım SANA NE,

Erkek erkeğe yaşarım SANA NE,

Kızlı erkekli yaşarım SANA NE!”

sloganını atarak yürümeye devam ettiler.

15.feminist gece yürüyüşü.mersin

Kushimoto Sokak üzerinden tekrar Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’ na çıkan ve burada sloganlar ve halaylarla yürümeye devam eden kadınlar, Dumlupınar Kavşağı’ndan tekrar sahil yoluna inip isyan sloganları atarak Barış Meydanı’na geldiler.

2 saatlik yürüyüşün sonunda kadınlar Barış Meydanı’nda müzik eşliğinde dans edip halay çekerek eğlendiler.

16.feminist gece yürüyüşü.mersin

Kadınlar: “Bu daha başlangıç, geceleri de, sokakları da, meydanları da terk etmiyoruz!” diyerek geceyi sonlandırdılar.

Haber ve Fotoğraflar: Özgecan Aşlamacı Şahin

(Yeşil Gazete)