Ana Sayfa Blog Sayfa 3718

İnternete yeniden sansür girişimi

Sansursuz-Internet-100-USA-VPN-Server__33653189_0TBMM’den daha önce geçirilen, ancak Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği “sakıncalı sitelerin” idarenin kararıyla kapatılması hükmü, yeniden TBMM Genel Kurulu’nda.

“İnternete sansür yasası” olarak bilinen ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) geçen yıl “temel hak ve hürriyetleri kısıtladığı” gerekçesiyle iptal ettiği düzenlemenin genişletilerek tekrar yasalaştırılmaya çalışılması tartışma yarattı.

TBMM Genel Kurulu’nda görüşmelerine Pazartesi günü başlanan 36 maddelik torba teklifin 27, 28 ve 29. maddeleri internet ve elektronik haberleşmeyle ilgili kanunlarda düzenlemeler öngörüyor.

“İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu”nda öngörülen değişiklikle Başbakanlık veya ilgili bakanlıkların talebi üzerine Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tarafından internet ortamında yer alan yayınla ilgili olarak, içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi kararı verilebilecek ve bu karar 4 saat içinde yerine getirilecek.

Karar 24 saat içinde sulh ceza hakiminin onayına sunulacak. Hakim, kararını 48 saat içinde açıklamazsa karar kendiliğinden kalkacak.

İçeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebilecek.

Suça konu internet içeriklerini oluşturan ve yayanlar hakkında TİB Başkanlığı tarafından, Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulacak.

Bu suçların faillerine ulaşmak için gerekli olan bilgiler içerik, yer ve erişim sağlayıcılar tarafından hâkim kararı üzerine adli mercilere verilecek.

Bilgileri vermeyen içerik, yer ve erişim sağlayıcıların sorumluları, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, 3 bin günden 10 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacak.

İçeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi kararının gereğini yerine getirmeyen erişim sağlayıcılar ile ilgili içerik ve yer sağlayıcılara yüklü miktarda idari para cezası verilecek.

Anayasa Mahkemesi torba yasa kapsamında görüşülen teklifin daha dar kapsamlı olan halini 2 Ekim 2014’te yeni teklifin iptal etmişti.

AYM iptal kararı ile internet sitelerinin idare tarafından değil ancak yargı kararıyla kapatılabileceğini de hükme bağlamıştı.

(Yeşil Gazete)

Küreselleşme karşıtları Frankfurt’ ta AMB gökdelenine karşı

frankfurtAvrupa Merkez Bankası’nın (AMB) Frankfurt’taki yeni merkezi protesto gösterileri eşliğinde açıldı. Polis göstericilere göz yaşartıcı bomba ve tazyikli suyla müdahale etti. Gözaltına alınanlar oldu.

AMB’nin yaklaşık 1,3 milyar euro harcayarak inşa ettiği Frankfurt’taki yeni gökdeleni çevresinde güvenlik önlemi alan polis protestoculara tazyikli suyla müdahale etti.

Göstericiler, Frankfurt şehir merkezinde önlem alan polislerle çatıştı. Polislere taş atıldı, çöp konteynırları ve otomobiller ateşe verildi. Göstericiler bazı önemli kavşakları ulaşıma kapadı.

Bazı göstericiler polis araçlarını ateşe verdi. Polis, göstericilere göz yaşartıcı bomba ve tazyikli suyla müdahale etti. 91 polis ve 128 gösterici yaralandı. 15 gösterici gözaltına alındı.

Draghi’den göstericilere mesaj

AMB Başkanı Mario Draghi, merkezin açılışında yaptığı konuşmada göstericilere seslendi. 1,3 milyar euroya mal olan yeni merkezin Avrupa’da birlikte neler başarılabileceğinin bir sembolü olduğunu belirten Draghi, “Kendilerini bu gelişmenin dışında sayan, Frankfurt’a protesto amacıyla gelenlerin de bu başarıda paylarının olduğunu düşünüyorum” dedi. Avrupa’nın bütünleşme sürecinin devam etmesi gerektiğini vurgulayan Draghi, üç kuşağın bütünleşme sürecinin nimetlerinden yararlandığını kaydetti.

Gösterilerin ardındaki isim: Blockupy

Frankfurt’taki AMB karşıtı protesto gösterileri Blockupy hareketi tarafından organize ediliyor. Birçok küreselleşme karşıtı örgüt ve kurum Blockupy çatısı altında yer alıyor.

Blockupy hareketi, Avrupa’nın birçok ülkesine dayatılan tasarruf programları ve yoksullaşmanın sorumlusu olarak AMB’yi görüyor.

(DW – Yeşil Gazete)

2014 ölçümleri: Sera gazı artışı duraksadı

Güneş ve rüzgâr enerjisinin devreye girmesinin ciddi yoğunlukta artışı sayesinde, 2014 yılında, 40 yıldır ilk defa bir ekonomik büyüme devresinde sera gazı emisyonlarının artmadığı gözlemlendi.

Cuma günü Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından yapılan açıklamaya göre, 2014 yılında dünya ekonomisi %3 büyürken enerji ile bağlantılı karbondioksit (CO2) salımı 2013 yılı ile ayni seviyede kalarak 32,3 milyar ton olarak gerçekleşti. Bu, iklim değişikliği ile mücadelede özellikle yenilenebilir enerjiler ve verimliliğin tesirini gösteriyor ve ümit veriyor. Altı çizilmeli ki bu yine de 32,3 milyar ton CO2 artışı demek.

 

Energy-related CO2 emissions from coal-fired power plants and other sources have gone flat worldwide, according to the International Energy Agency. Credit: Ian Britton/flickr
Fotoğraf: Ian Britton/flickr

 

IEA Baş Ekonomisti ve kurumun sıradaki yöneticisi Fatih Birol, yaptığı açıklamada, “Bu hem büyük hem de çok iyi karşılanası bir sürpriz” diye konuştu. Ekonomik büyüme ile sera gazlarının artışının ayrışmasının öneminin altını çizen iktisatçı, bunun Aralık ayında Paris‘te gerçekleşecek hayati iklim müzakerelerinin ihtiyacı olan bir teşvik olduğunu söyledi.

Geçtiğimiz hafta yapılan bir açıklamada, 2014 yılında ekonomisi %7nin üzerinde büyüyen Çin‘in salımlarında %2lik bir düşüş gözlemlenmiş, IEA bunu ülkenin daha fazla rüzgâr, güneş ve hidrolik enerji kullanmasına, daha az kömür yakmasına bağlamıştı. Kurum, batı Avrupa örneğinin zaten ekonomiler büyüse de enerji tüketimi kaynaklı sera gazı salımlarının düşebileceğini gösterdiğine işaret ediyor.

IEA Yöneticisi Maria van der Hoeven ise, yerinde bir açıklama ile, son emisyon verilerinin iyimser olduğunu, ancak anın hoşnudluk anı olmadığını ve bunun  atalet için mazeret olamayacağını ekledi.

Yeşil ekonomi perspektifinden bakan iktisatçılar, ekonomik değerlendirmelerde, sırf büyüme odaklı bir yaklaşımdansa daha geniş bir sosyal fayda çerçevesinde düzenlenen endeklslerin daha yararlı olacağını savunuyor, böyle bir yaklaşımla sera gazı salımlarını da tek kıstasla karşılaştırmayacağımız gerçekçi bir yaklaşım öneriyorlar.

En önde gelen ve kalıcı sera gazı karbondioksitin atmosferdeki yoğunluğu geçtiğimiz sene milyonda 400 parçacığı (ppm) aştı, ve bilim camiasının somut tespiti, gezegen iklimindeki ısınmayı 2°C ile sınırlı tutup iklim felaketinden sakınmamız için bu oranı süratle 350 ppm‘e indirmemiz şart.

 

(Climate Central, Yeşil Gazete)

Birleşmiş Milletler’den “fosil yakıt yatırımlarına son” çağrısı

Birleşmiş Milletler‘in (BM) iklim değişikliğinden sorumlu kurumu İklim değişikliği Çerceve Sözleşmesi (UNFCCC) sekreteryası, kaz-çıkar-yak mantığının sonuna kadar devam edemeyeceğini hatırlattı ve fosil yakıtlara yapılan yatırımların geri çekilmesi (divestment) kampanyasına destek verdiğini açıkladı. Açıklama, The Guardian gazetesinin Pazar günü yayımladığı bir haber için yapıldı.

Sekreterya, “ahlakî otorite”siyle yatırımların geri çekilmesi kampanyasını desteklediğini, zira Aralık ayında Paris’te yapılacak iklim zirvesinde küresel ısınma ile başa çıkmak için kuvvetli bir anlaşma hedefini paylaştığını açıkladı.

be69ec0f-b59d-497d-b691-1690fc1d9be7-1020x612
Kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtların yakılması sonucu ortaya çıkan karbondioksit gazının atmosferdeki oranı arttıkça gezegenimizin iklimi tehlikeli bir şekilde değişiyor.Fotoğraf: Guardian’dan alıntı.

UNFCCC sözcüsü Nick Nuttall,  “Yatırımların geri çekilmesi kampanyasını destekliyoruz, çünkü bu kampanya şirketlere, özellikle kömür şirketlerine,  kaz-çıkar-yak mantığının sonuna kadar devam edemeyeceğini hatırlatıyor” dedi.

Sözleşmenin imzacısı ve müzakerecisi birçok ülke ekonomisi hâlâ ağır bir şekilde fosil yakıtlara dayanırken yapılan bu cesur açıklamanın siyaseten tartışma yaratması bekleniyor.

Araştırmalar üst üste, mevcut fosil yakıt rezervlerinin bile çok tehlikeli iklim değişikliğinin önüne geçilecekse yakılmaması gerektiğini ortaya koyuyor. Yatırımların geri çekilmesinin savunucuları, şirketlerin bu yakıtları sonuna kadar çıkarıp bir de üstüne yeni yataklar bulma hırsının hem gezegenin iklimine, hem de yatırımcıların sermayesine tehlike arz ettiğini söylüyorlar. Nihayetinde, bu sürdürülemez balonun, iklim krizinin dayatmasıyla ve ucuzlayan yenilenebilirler karşısında patlayacağı kesin ve şişirilmesi ekolojik olduğu kadar ekonomik olarak da büyük bir hata diyorlar.

The Guardian’a konuşan Nuttal, “Yaptığımız herşey bilim temelli, ve bilim hayli açık, daha az fosil yakıt kullanmalıyız” dedi.”

Kasım ayında, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun da yatırımcılara benzer bir mesaj vermiş ve “Lütfen kömüre ve fosil temelli ekonomiye yatırımlarınızı azaltın ve yenilenebilir enerjilere [yönelin]” demişti.

 

(Yeşil Gazete, The Guardian)

Kadınlar meydanları bırakmıyor, “Kadın cinayetleri politiktir”

16 Mart 2015 Pazartesi günü katledilerek Adana-Tarsus- Gaziantep otoyolu kenarı atılan anne kız için acil eylemlilik kararı alan Mersin Kadın Platformu bu hafta eylemini Perşembe yerine 18 Mart Çarşamba günü gerçekleştirdi.

Kadın, Yaşam, Özgürlük

114.mersin kadın platformu.yeşil gazete

Mersin Forum AVM Havuzbaşı’nda toplanan kadınlar “ Kadın cinayetleri politiktir”, “ Kadınlar yaşama, özsavunmaya”, “Kadın, yaşam , özgürlük”, “Jin, jiyan, azadi” sloganlarını atarak köprü altına kadar yürüdüler. Burada katledilen kadınları temsilen yerde yatan 2 kadını çevrelerinde çember oluşturmuş olan temsili erkeklerin arasından “ Kadınlar yaşama, özsavunmaya” sloganı atarak çıkaran kadınlar içerisinden İştar Merkez üyesi Şerife Karabeğ basın metnini okumaya başladı.

“Bu hafta da yine kadınlar taciz, tecavüz ve katliam haberleri ile başladılar günlere.. Bu durdurak bilmeyen saldırı karşısında kadınların da söyleyecekleri var!” diye konuşan Karabeğ, Pazartesi günü gerçekleşen anne kız cinayetiyle ilgili “Tüm kadınları, bu erkek sistem karşısında daha fazla seyirci kalmak yerine özsavunma üzerine yöntemler geliştirmek için bir araya gelmeye bir an önce harekete geçmeye çağırıyoruz” dedi.

Z. Ç., “Sizi adalet ve vicdanınızla baş başa bırakıyorum.”

115.mersin kadın platformu.yeşil gazete

Kendisine tecavüz edene 8 kişiyi “rızası var” diyerek serbest bırakan hakime mektup yazan 15 yaşındaki Z.Ç.’nin durumuna değinen Karabeğ;

“Ve şöyle bitiriyordu Z.Ç. :

“…Bana inanmayan dalga geçer gibi davranan aşağılayan mahkemenize gelmeyeceğim. Sizi adalet ve vicdanınızla baş başa bırakıyorum.

Hergün cinayet, taciz, tecavüz.. Tüm bunların cezalandırılmaması için çalışan çok örgütlü bir erkek sistem var karşımızda. Z.Ç.nin son cümlesinden de anlaşıldığı; biz kadınların da yıllardır deneyimlediği gibi, biliyoruz ki cinayetin, tacizin, tecavüzün faillerinden, onlarla işbirliği yapan, üstünü kapatmaya çalışanlardan adalet beklenmez.” şeklinde konuştu.

116.mersin kadın platformu.yeşil gazete

“KADINLAR YAŞAMA ÖZSAVUNMAYA!, YAŞASIN KADINLARIN ÖRGÜTLÜ GÜCÜ!” sözleriyle basın metnini sonlandıran Karabeğ’in ardından kadınlar “Kadın cinayetleri politiktir”, “Kadınlar yaşama, özsavunmaya” sloganları ve alkışlar eşliğinde eylemi sonlandırdı

 

Fotoğraflar: Gonca Şahin Ocakçı ve İlker Şükrü Şahin

Haber: Özgecan Aşlamacı Şahin

(Yeşil Gazete)

15 yaşındaki tecavüz mağdurundan hakime mektup: “Bana inanmayan, aşağılayan mahkemenize gelmeyeceğim”

violence-against-womenKaraman’da 15 yaşındaki Z.C.’ye tecavüz eden 8 şüpheli “ilişkide rıza olduğu” gerekçesiyle geçen hafta beraat etmişti. Akşam gazetesinde yer alan habere göre, mahkemede kendini ifade edemeyen Z.C.’nin davanın hakimine bir mektup yazdığı ortaya çıktı. Mektup şöyle:

“Hâkim amca ben yaşadıklarımı utandığım için bir de polisler ve siz bana inanmıyor gibi davrandığınız, alay ettiğiniz için anlatamıyorum. Her erkeğin bana tecavüz edeceğini sanıyor, korkuyorum. Hakimsin bir daha bana bağırma. Beni azarlamayın. 15 yaşında 38 kilo bir kızım. Benim gücüm bu adama yetmez ki karşı koyup onu yeneyim. Polisler de siz de beni suçladınız. ‘Neden karşı koymadın’ diye. Bu adamın benim üç katım kilosu ve gücü var. Bir erkekle benim gücümü nasıl bir tutuyorsunuz. Canlı cenaze gibiydim. Tek düşündüğüm bir an önce ölmekti. İntihar edecektim, beceremedim. Bu son ifademdir. Bana inanmayan dalga geçer gibi davranan aşağılayan mahkemenize gelmeyeceğim. Sizi adalet ve vicdanınızla baş başa bırakıyorum.”

(5 Harfliler)

Kaz Dağları seni de Mayıs’ta buluşmaya çağırıyor

Kaz Dağları yaşam savunucularını çağırıyor. Mitolojide dünyanın ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yer olarak geçen Ayazma; bu kez yüzlerce doğa dostunu Homeros’un bin pınarlı İda’sının güzelliklerinde buluşturuyor.

8 – 9 – 10 Mayıs’ta

88.kaz dağları buluşması.yeşil gazete...

Geçen yıl ilk kez düzenlenen ve büyük ilgi gören Kaz Dağları  Buluşması’nın ikincisi 8 – 9 – 10 Mayıs’ta Çanakkale’nin Bayramiç ilçesine bağlı Evciler köyüne 5 km mesafedeki Ayazma’da gerçekleşecek.

Çanakkale Çevre Platformu’nun organize ettiği 2. Kaz Dağları Buluşması’nda Türkiye’nin dört bir yanından ve yurt dışından çevre mücadelesi grupları, doğa tutkunları bir araya gelecek. Yüzlerce yaşam gönüllüsü, siyanürlü altın madenciliğine, termik santrallere, HES’lere, doğayı talan ve yaşam alanlarını tehdit eden her türlü kirli sanayiye bu kez Kaz Dağları’ndan dur diyecek.

“Sadece çadırını, kalbini al, gel”

86.kaz dağları buluşması.yeşil gazete

 

Büyük buluşma için geri sayım başladı. 2. Kaz Dağları Buluşması’nın “Sadece çadırını, kalbini al, gel” çağrısı büyük heyecan yarattı. 8 Mayıs’ta yola çıkacak yaşam savunucuları ilk gece İda’nın kamp ateşini birlikte yakacak. Ateşin etrafında, Kaz Dağları’nın baş döndüren güzelliğinin ortasında büyük bir forum yapılacak. Herkes geldiği yerdeki çevre sorunlarını ve yaşamı, doğayı savunmak için verdikleri mücadeleyi anlatacak. Sürpriz müzik grupları da müzikleriyle Kaz Dağları’nın sesine katılacak.

Evciler’de altın madenine karşı buluşma

2. Kaz Dağları Buluşması’na Çanakkale’deki doğa talanına, köylerinde yapılmak istenen altın madenciliğine, termik santrallere direnerek büyük bir dayanışma başlatan köyler de katılacak. Şirketlere geçit vermeyen köylüler; yüzlerce yıllık geçmişlerine ekledikleri direniş hikayelerini anlatacak. Kaz Dağları Buluşması’na katılanlar kampın son günü Evciler köy meydanında altın madenciliğine direnen köylülerle buluşacak.

Kamp ateşinin sıcaklığı köye sıçrayacak, Kaz Dağları’nda altına izin olmadığı bir kez daha haykırılacak. Her türlü yaratıcı fikre ve öneriye açık etkinlik programında atölyeler, masallar, tohum takas şenliği, müzik, tiyatrı ve daha pek çok sürpriz var. Buluşma günü yaklaştıkça etkinliğin programı, katılacak çevre mücadelesi ve doğa sporları grupları, ulaşım olanakları gibi ayrıntılar sosyal medya sayfalarında duyurulacak. 2. Kaz Dağları Buluşması’ndan haberler kazdaglaribulusmasi.com  ve facebook.com/kazdaglaribulusmasi adreslerinden takip edilebilir.

 

Haber: Güneş Dermenci

(Yeşil Gazete)

Ülkeyi ve kenti şirket gibi yönetmek: Sirkeci örneği – Atilla Dorsay

Evet, artık anlaşıldı. Bir ‘lapsus’ (istenmeden ağızdan kaçan söz) sonucu, ülkeyi bir A.Ş- Anonim Şirket gibi yönetmeyi ne denli istediğini açıklayan Cumhurbaşkanımız (ama aynı zamanda başbakan, aklınıza gelecek tüm bakanlar, ayrıca her yerin valisi, belediye başkanı ve her konunun uzmanı olarak!), her yere artık AKP’nin de değil, kendisinin kişisel damgasını vurma telaşı içinde proje üstüne proje açıklıyor, beyanat üstüne beyanat veriyor.

sirkeciÜlkenin ve dünyanın en önemli meselelerini, örneğin haftalık muhtarlar toplantısı gibi en seçkin ve elit bir kesimin önünde ele alıyor, mesajlar yağdırıyor. Maliye Bakanı’ndan Merkez Bankası Başkanı’na, Obama’dan Hollande’a herkese ne söyleyeceği varsa, önce muhtarlara açıklıyor. Hadi bizimkiler neyse, ama yabancı devlet adamlarına nerede, hangi toplantıda bizimkinden zılgıt yediklerini açıklamaya kalksanız, beceremezsiniz!… Sahi, muhtarın İngilizcesi neydi?

Bu arada İstanbul için düşünülenler ve bunlardan açığa çıkanlar gerçekten ürpertici. Bu kentte özellikle tüm bir Cumhuriyet tarihinin, kökenleri elbette Osmanlı’ya dek uzanan ve ortak bellek denebilecek şeye mâl olmuş özellikleri, mekânları ve yapıları sinsice bir gayretle yok ediliyor.

Sırf yok etmek değil, aynı zamanda o alanları, o mekânları olabildiğince sermayeye peşkeş çekmek, rant kapısı haline getirmek. Ve bunu yaparken de aileyi, eşi-dostu, yakınları ve yandaşları gözetmek…Yani tam bir ticari şirketin yapacağı biçimde, o mantıkla….

Yalnızca geçen Pazar ve sadece Hürriyet gazetesinde açıklanan projeler korku vericiydi. Örneğin ‘Sirkeci Değişiyor’ başlıklı geniş haber… Ne imiş? Tüm bu alan ve tren hattı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne devrediliyor. Trafik yeraltına inecekmiş, banliyö trenleri kalktığından sadece sembolik bir tren hattı kalacakmış: Süs gibi… Sirkeci Garı ve diğer yapılar Kent Müzesi ve ‘butik otel’ olacakmış. Denize kazık çakılarak oluşturulacak platformda ‘konser alanı’ yapılacak, 4 bin metrekarelik alanda gezi alanları oluşturulacak. Ama dikkat: Tüm bölgede tek katlı ticari alanlar, yani açıkçası dükkanlar ve kafeler de öngörülüyor.

Tüm bunları iyi ve hayırlı şeyler saymak için, gerçekten saf olmak ve önceki AKP damgalı uygulamaları bilmemek gerekiyor. Neresinden başlamalı?

Öncelikle tren gibi çağdaş şehirciliğin yeniden ilgi duyup canlandırdığı bir ulaşım yolunu neden tümüyle kenara itip, dünyanın bütün büyük kentlerinde hala işlev gören ve üstelik kuşaklar boyu belleklerde yer eden garlarımızı elimizden alıyorsunuz?

O Sirkeci garı ki, daha önceki yüzyılda Orient Express’in varış noktası olup Batı kültüründe özel bir yer tuttuğu kadar (onca kitabı ve filmi hatırlayın!), tüm bir 20. yüzyılda da Batı’ya, özellikle de Almanya’ya göçün hareket noktasıydı. Bugün hala bu işlevi görebilir, üstelik korunması gereken banliyö treninin de çıkış noktası olabilir.

Benzer biçimde, İstanbul için kaçınılmaz olan vapurları da yok ediyorsunuz. Çünkü aynı proje, Sirkeci-Harem hattını ve dolayısıyla bu iki büyük iskeleyi de ortadan kaldırıyor. Artık ne gerek var: Boğaz altından geçildiğine göre…

Peki ama sırf faydacılığa ve pratik çözüme dayalı bu projeler, hiç bu kentte insan gibi yaşamayı öngörmüyor mu? Biraz tarih bilgisi, bir nebze hayal gücü, bir tutam duygusallık, bir küçük şiir içermiyor mu?

Örneğin Boğaz’ı Marmaray’la değil de vapurla geçmek, martılara bakarak hayal kurmak, sevdiği gençle bir vapurun arkasında oturup kalbini açmak? Pardon, unuttum; siz böyle şeyleri sevmezsiniz. Vapurdan inen gençleri gözetleyip kılık-kıyafetlerine, hal ve tavırlarına eleştiri yağdıran da siz değil miydiniz? Ne işleri var, kısa etekleri ve erkek arkadaşlarıyla vapurda?  Örtünüp Marmaray’la geçsin keratalar!…

Sizler, nereden takıldıysanız, her şeyi yerin ve de denizin altına almayı marifet sayıyorsunuz. Bu projelerin ne kadar büyük ve pahalı yatırımlar olduğu malum. Ama görgüsüz bir yeni zengin edasıyla, bu paraları saçıyorsunuz. Üstelik yaptığınız artık demode bir şey. Hiçbir çağdaş ve turistik kent, ulaşımını böylesine yerin altına indirmiyor.

Hele İstanbul gibi bir kentte, dış ülkelerden uçakla veya arabayla gelenlerin sahil yolundan ve Sirkeci’den kente girmeleri, dünyanın en güzel girişlerinden biri, belki de birincisidir. Bunu onca turistin ve vatandaşımızın elinden almaya ne hakkınız var?

Kentin başka yerlerinde trafiği yeraltına aldınız da ne oldu? Ortaya çıkan çirkinliklere bakınız: Başta Taksim ya da Açıkhava Tiyatrosu’nun önü olmak üzere… Gidin Paris, Londra veya Berlin’e..Bu büyük turistik kentlerde, turistin otobüslerle tüm kenti gezip görebilmesi temel bir ilkedir. Oralarda turistler Concorde meydanından da geçerler, Etoile meydanından da… Picadilly’den de geçerler, Trafalgar’dan da… Oralarda da yoğun trafik var. Ama hiçbiri trafiği tümüyle yeraltına almayı düşünmedi, düşünemez. Güzel bir kenti insanlar ve de turistler için kolayca gezilir-görülür kılmak esastır.

Sizlerse yayalaştırma görünümü altında yine ranta oynuyorsunuz. Bu projede de onca dükkânın, onca lokantanın kimlere gelir sağlayacağı açık değil mi? Bir kez daha, kentin bu kez tam yüreğindeki bir alanı, kendine göre oluşmuş, tarihiyle, geçmişiyle, toplumsal önemiyle belleklerimize ve de sanatımıza (hatta dünya sanatına) yansımış bir büyük kent parçasını yok ediyorsunuz.

Cafcaflı laflar ardında bir kez daha o ölümcül (kentlerimiz ve doğamız için ölümcül) iki başlı canavar ortaya çıkıyor: Bir yandan rant yaratmak ve öte yandan, kente ne pahasına olursa olsun, damganızı vurmak…

Daha ne diyeyim, Allah layığınızı versin!…Diğer konulara yer kalmadı, gelecek sefere….

Atilla Dorsay – t24.com.tr

Londra’da güneş enerjili telefon şarj kulübeleri devri

Sisli, bulutlu Londra‘da genç bir girişim, Solarbox, şehrin eski telefon kulübelerini telefon şarj istasyonlarına dönüştürmeye başladı.

Dönüştürülmüş bir Solarbox.
Dönüştürülmüş bir Solarbox.

Dönüştürülmüş şarj kulübeleri enerjilerini güneşten elde ediyor ve giderlerini karşılamak için reklam alma yolu seçilmiş.

Bu şekilde şarjlar ücretsiz. Şirket reklam gelirlerinin %30’unu semte, %70’ini kendine ayırıyor.

Kasım ayında başlayan girişimin hedefi bu yıl 10 şarj istasyonu kurup ardından genişlemek. Proje, belediyenin Düşük Karbon Girişimi Yarışmasında ikincilik kazandı. Şirket kurucuları Harold Craston ve Kirsty Kenney eski telefon kulübelerinin bu şekilde kullanımının boş kulubelerin antisosyal davranışlara alet olmamasını sağladığını da ifade ediyor.

Solarbox'ın içi, dışı.
Solarbox’ın içi, dışı.

Güneş enerjisini kullanarak şarj istasyonu kurmak ve yine güneş enerjili sıkıştırıcılı çöp kutuları tasarlamak gibi zeki uygulamalar hızla yayılmakta. Bunun yanı sıra güneş enerjisi elektrik üretimi için de hızla yaygınlaşmakta ve ucuzlamakta. Güneş enerji teknolojisi 2013 sonu itibariyle 134 GWh kurulu güce erişti ve artık şebeke paritesi yakalamaya başladı.

(Citylab, Yeşil Gazete)

Selahattin Demirtaş net konuştu: “Recep Tayyip Erdoğan! Seni Başkan yaptırmayacağız, seni Başkan yaptırmayacağız, seni Başkan yaptırmayacağız!”

TBMM’deki grup toplantısında konuşan HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş net konuştu. Tarihin en kısa grup toplantısı konuşması için kürsüye çıktığını söyleyen Demirtaş hiç kimseyle hiçbir pazarlık yapmadıklarını ve HDP’liler var olduğu sürece Recep Tayiip Erdoğan’ın başkan olmasına izin vermeyeceklerini söyledi. Büyük alkış alan Demirtaş’ın konuşması şöyle:

“Bu kürsüye bir cümle söylemek için çıktım. Tarihimizin belki de en kısa toplantısını yapacağız. Halklarımıza verdiğimiz demokrasi barış ve özgürlük ilkelerinden asla vazgeçmeyeceğimiz sözümüzü burada hatırlatmak, tekrarlamak istiyorum. Biz bir pazarlık hareketi, pazarlık partisi değiliz. AKP ile aramızda kirli bir pazarlık olmadı, asla olmayacak. Kirli bir alışveriş, işbirliği asla olmadı, asla olmayacak. Bugün grup toplantımızda konular çok fazla. Konuşacağımız çok şey var. Ama tek bir cümle ile ben bütün Türkiye’ye bütün bu sorunların çözümünün anahtarını hatırlatmak ve bunun sözünü vermek istiyorum.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan, HDP var oldukça, HDP’liler bu topraklarda nefes aldığı sürece sen başkan olamayacaksın!

Recep Tayyip Erdoğan! Seni Başkan yaptırmayacağız, seni Başkan yaptırmayacağız, seni Başkan yaptırmayacağız!”

Selahattin Demirtaş daha sonra alkışlar arasında kürsüden inerek grup toplantısını bitirdi.

(Yeşil Gazete)