Ana Sayfa Blog Sayfa 3658

Kadınlara özel ‘Viagra’, “Flibanserin”

Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi’ne (FDA) bağlı bir danışma kurulu ‘kadın Viagrası’ olarak nitelendirilen ve kadınların libidosunu artıran bir ilaç için yeşil ışık yaktı. Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi (FDA), Flibanserin isimli ilaca onay verirse, ilaç piyasaya sürülen ilk ‘kadın viagrası’ olacak. Ancak ilacın piyasaya sürülmeden olası yan etkilerinin detaylı olarak araştırılması gerekiyor

20.

Flibanserin’in, kadınların libidolarını artırarak, bir nevi cinsel istek artırıcı işlev gördüğü kaydediliyor. Flibanserin ilk olarak Alman Boehringer Ingelheim firması tarafından geliştirilmişti. İlaç 2010 ve 2013 yıllarında yapılan girişimlerde FDA’dan onay alamamıştı. Araştırmayı daha sonra Amerikan ilaç firması Sprout devralmıştı.

Firmanın verilerine göre kadınların yüzde 7’si herhangi bir sağlık problemi olmadığı halde menopoz döneminde cinsel istekte azalma yaşıyor.Kadınlarda cinsel isteksizlik halihazırda genellikle psikolojik yollardan tedavi edilmeye çalışılıyor. Birçok vakada tedavi girişimleri başarısızlıkla sonuçlanıyor.

(Deutsche Welle Türkçe)

Ahmet Hakan’ın Yılmaz Özdil tespiti: Ebleh faşist!

Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan, bugünkü “Hay HDP kadar baraj dökülsün üstünüze” başlıklı yazısında HDP’ye oy verecek seçmenlere hitaben “Kaleşnikofa şarjör olmayın” dediği yazısıyla sosyal medyada tepki çeken Söczcü Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil’i sert bir dille eleştirerek “ebleh faşist” ifadesini kullandı.

19

Ahmet Hakan, Yılmaz Özdil için, “Hadi faşist, faşistliğini yapıyor. Ve çıkıp “Bunlara verilen oy Kalaşnikof’a şarjör olur” falan diyor.Bu yaklaşım… Roboski’de devlet bombalarıyla parçalanmış ölü canların ardından, “Bunlar katırdır” diye yazabilen ebleh faşiste pek yaraşıyor. Onu yadırgamıyoruz.” ifadelerin kullandı

Ahmet Hakan, yazısında ayrıca çözüm sürecini başlatanlara seslenerek köşe yazısında şunları kaleme aldı;

“-Ey Çözüm sürecini başlatanlar!

-Ey İmralı’ya temenna çekenler!

-Ey Dolmabahçe’de fotoğraf verenler!

-Ey HDP ile temas içinde olanlar!

-Ey muktedirler! Ey egemenler!

Size ne oluyor da…

-“Barajın altında kalsınlar, çok süper olur” diyorsunuz?

-“Bunların barajı aşmaması demokrasinin lehine olur” diyorsunuz?

-Bütün işi gücü bırakmış, “HDP barajı aşmasın” diye dört dönüyorsunuz?”

 

Demirtaş’tan Erzurum saldırısının ardından, “Yine de kazanacağız” açıklaması

Erzurum’da dün yaşanan ve 38 kişinin yaralandığı, HDP minibüsü şoförünün de diri diri yakılmak istendiği mitingde yaşananlara dair HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Twitter hesabından fotoğraflar paylaştı. Demirtaş, daha sonra Yılmaz Güney‘in Cannes Film Festivali’nde çekilen fotoğrafını paylaşarak, “Yine de kazanacağız” dedi.

17

HDP’lilere, “Size burada miting yaptırmayacağız” diyerek saldıran grupta yer alan ve ellerinde taşlar olduğu görülen kişilerin polisle birlikte bekledikleri fotoğrafı paylaşan Demirtaş, altına, “Bugün Erzurum mitingimiz öncesi, yoruma gerek yok” yazdı.

16

Demirtaş ayrıca Erzurum mitinginin ardından Tunceli’de düzenlediği mitingde de, “Parti aracımızı kullanan arkadaşımızı diri diri yakmaya çalıştılar. Siz diri diri insan yakmayı iyi bilirsiniz” dedi. Demirtaş olayları, “Terör örgütü propagandasına sert tepki” başlığıyla duyuran TRT’ye de sert tepki göstererek, “Bizim vergilerimizle yalan haber yapan TRT, AKP’dir” dedi.

(TRT)

Özgür Mumcu’ya Cumhurbaşkanı’na hakaret iddiası ile 5 yıla kadar hapis istemi

Cumhuriyet gazetesinde 18 Mart 2015’de ”Zalim ve Korkak” başlığı ile yayımlanan yazısı ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘a hakaret ettiği iddia edilen gazeteci Özgür Mumcu hakkında 1 yıl 4 aydan 5 yıl 4 aya kadar hapis cezası istendi.

15

Hürriyet Gazetesi’nde Ayşegül Usta’nın haberine göre, iddianamede yazı içeriğinde düşünce ve ifadeyi açıklama, basın özgürlüğü ve eleştiri sınırları aşılmak suretiyle ‘küçültücü’ beyanlar kullanılmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil olgusu isnat edildiği, Cumhurbaşkanı’na hakaret suçunun işlendiği öne sürüldü.

Özgür Mumcu, söz konusu yazısını cumhuriyet.com.tr/ linkinden okuyabilirsiniz.

(Hürriyet)

 

 

15 ayı, 109 yaban keçisi ve 4 çengel boynuzlu dağ keçisini kurtarmak için 81bin imza

WWF Türkiye, Av turizmi ihalelerinin iptali için bugün (5 Haziran Cuma) Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne 81 bin 618 imzayı teslim etti.

14

15 ayı, 109 yaban keçisi ve 4 çengel boynuzlu dağ keçisi

Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 15 ayı, 109 yaban keçisi ve 4 çengel boynuzlu dağ keçisinin de aralarında bulunduğu birçok yabani hayvan türünün 1 Mayıs-15 Aralık tarihleri arasında avlanmasına izin verdi. Farklı illerde yapılacak ihalelerden sonra en çok para ödemeyi taahhüt eden av turizmi acenteleri, elde ettikleri kotaları avcılara satacak ve yaban hayatın sembolü bozayı, kızıl geyik, çengel boynuzlu dağ keçisinin aralarında olduğu birçok tür av turizmine kurban edilecek.

WWF-Türkiye, geçtiğimiz ay bu ihalelerin sonlandırılması için bir imza kampanyası başlatmıştı. Bugün, WWF-Türkiye ve hayvanseverler tarafından toplananan 81 bin 618 imzayı Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne WWF-Türkiye İletişim Müdürü Özgür Gürbüz ve Doğa Koruma Yönetmeni Eray Çağlayan teslim etti.

WWF Türkiye yaptığı yazılı açıklama ile, “Yetkililerin binlerce insanın bu ortak çağrısına kulak verip Türkiye’nin rengi bozayıları, çengel boynuzlu dağ keçilerini, kızıl geyikleri ve diğer türleri birkaç avcının isteği için kurban etmeyeceğini umuyoruz” dileğini iletti.

(Yeşil Gazete)

Denizler Sadun Boro’suz kaldı

sadun boroKısmet isimli yelkenli teknesiyle  dünya turu yapan Türkiyeli ilk denizci Sadun Boro Marmaris’te tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

1928 yılında İstanbul’da doğdu. Çocukluk ve gençlik yılları Caddebostan ve Marmara kıyılarında geçti. Denizcilik hayatına önce sandalla başladı; liseye geçtiği yıllarda ilk yelkenli teknesine sahip oldu.

Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra 1948’de İngiltere’ye giderek Manchester Üniversitesi’nin Tekstil Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi.

1952’de Ling adlı 11 metrelik bir yelkenliyle İngiltere’den Karayip Adaları’na kadar uzanan ilk açıkdeniz, Atlantik aşırı yolculuğunu bir İngiliz ile birlikte gerçekleştirdi.

index10,5 metre boyunda ve keç armalı Kısmet, 1963’te Salacak’ta Athar Beşpınar’ın atölyesinde kızağa kondu. Hayatta en büyük emeli olan dünya seyahatine 1965’te Alman asıllı eşi Oda Boro ile beraber çıktı. Onlara Kanarya Adaları’nda tanıştıkları ünlü kedileri Miço katıldı. Üç yıl süren seyahatin anıları Hürriyet gazetesinde yayımlandı. Boro ailesi 1977-1979 arasında, o zaman sekiz yaşında olan kızları Deniz’le beraber Karayip Adaları’nı, Amerika’nın doğu sahillerini gezdi.

Sadun Boro’nun Kısmet’le ilk dünya turunu anlattığı “Pupa Yelken”, gençlik anılarını  ve ilk deniz aşırı yolculuğunu kaleme aldığı “ Bir Hayalin Peşinde” ve ”Vira Demir – İstanbul’dan İskenderun’a Denizciler İçin Rehber” isimli kitapları bulunuyor.

1980’den beri Bodrum’da yaşayan Sadun Boro özellikle Gökova, Göcek gibi güney Ege koylarının korunması için çaba harcamaktaydı.

Teknesi Kısmet, İstanbul/Hasköy’deki eski Haliç tersanesinin olduğu yerde, Rahmi Koç Müzesi’nde görülebilir.

 

Yeşil Gazete

Buğday Derneği’nden “Enerjide Yeni Yaklaşımlar: Temiz, yerel ve Yeteri kadar” raporu

Buğday Derneği adına Oya Ayman ve Gözde İvgin‘in hazırladığı “Enerjide Yeni Yaklaşımlar: Temiz, yerel ve Yeteri kadar” raporu yayınlandı.

54

İstanbul Politikalar Merkezi’nde kıdemli uzman, Üç Ekoloji Yayın Yönetmeni, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi aktivisti, Yeşil Gazete yazarı Ümit Şahin, İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi, doğabilimci Prof.Dr. Nüzhet Dalfes ve İTÜ öğretim üyesi, iktisatçı Dr. Ahmet Atıl Aşıcı‘nın katkılarıyla hazırlanan rapor başka bir enerjinin mümkün olduğuna dikkat çekiyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, Uluslararası Sağlık ve Çevre Birliği’nin (HEAL – Health and Environment Alliance) ”Ödenmeyen Sağlık Faturası: Türkiye’deki Kömürlü Termik Santraller Bizi Nasıl Hasta Ediyor?” başlıklı raporu ve WWF-Türkiye’nin yayımladığı Yenilenebilir Enerji raporu çıktıları göz önüne alınarak meydana getirilen dört sayfalık rapor altı alt başlıkta toplanmış,

1- Enerji ihtiyacını yeniden tanımlamak

2 – Nasıl, nerede ve hangi ölçekte?

3 – ”Fazla enerji tüketimi gelişmişlik göstergesi değil”

4 – Az ve verimli olması yeterli mi?

5 – ”Her yerelin ihtiyacı farklı” –

6 – Akıllı mimariler…

Oya Ayman ve Gözde İvgin’in hazırladığı “Enerjide Yeni Yaklaşımlar: Temiz, yerel ve Yeteri kadar” raporunun tamamına Buğday Derneği’nin resmi web sitesi üzerinden erişim mümkün.

(Yeşil Gazete)

İklim Değişikliği ve Doğanın Gerçek Zenginliği

Huffington Post‘da Marc Ross imzası ile yayınlanan makaleyi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Merve Ayparlar‘ın çevirisi ile paylaşıyoruz

* * *

Bugün içinde yaşadığımız dünya, gelecek nesillere devredeceğimiz dünya olmayacak.

İklim değişikliğinin etkileri ve çevre kirliliği felaketi üzerine yapılan binlerce araştırmayla desteklenen bu gerçeğe rağmen, çoğu dünya lideri ısrarla bu hakikati görmezden gelerek, şahsi çıkarlarını ve ekonomik menfaatleri, biyo­çeşitli ve sürdürülebilir bir ekosisteme sahip gezegenimizin menfaatleri ve refahı üzerinde tutmaya devam ediyorlar.

Hourglass on stony beach, photographed at an angle.

Peki bu kanaat ­ fosil yakıta dayalı dünya ekonomisinin yol açtıklarını anlayabilecek bilime hakim olduğumuz halde ­ dünya liderleri iklim değişikliği müzakereleri için bu sene bir kez daha, bu defa Paris’te bir araya geldiğinde hüküm sürmeye devam edecek mi?

Bunu daha önce de yaşadık: Rio’dan Kopenhag’a oradan da Paris’e uzanan 20 yılı aşkın müzakereler. Bu görüşmelerde pek çok ilerleme kaydedilmesine rağmen, henüz iklim değişikliği ve çevre kirliliğinin üstesinden gelebilecek dişli ve bağlayıcı bir uluslararası anlaşmaya sahip değiliz. Hiç şüphesiz bunun sebebi bazı ülkelerin bugün verilmesi gereken doğru kararların kendilerine getireceği siyasi ve sosyo­ekonomik sonuçlarıyla uğraşmak yerine, görmezden gelme ve erteleme yolunu tercih etmeleri. Lakin bu tavır devam ederse, hali hazırda ekonomik çıkarların doğanın zenginliğine tercih edilmesi sonucu geçmiş halinin bir silüetine dönüşen dünyamızı, bu haliyle dahi muhafaza edemeyecegimiz aşikar.

İklim değişikliğini yavaşlatma ( veya tersine çevirme ) ya da çevre kirliliğini azaltma hususunda başarısız olmanın maliyeti ekonominin çok çok ötesinde. Yaşamı muhafaza etmenin değerine paha biçilemez. Daha da ötesi, bir ulusun gerçek zenginliğini ekonomisiyle birlikte insan ve çevre oluşturur. Bu zenginliğin heba edilmesi, o ulusun yitip gitmesine sebep olur çünkü insanları, suyu, gıdası ve toprağı zehirlenmiştir.

Buna rağmen biz çevremize karbon emisyonları püskürtmeye ve kansere yol açan kirliliği arttırmaya devam ediyoruz. Dekarbonizasyon hala gerçeklikten uzak bir fikir olarak varolduğundan, gezegenimiz her geçen gün daha fazla ısınarak felakete doğru yol alıyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Meteoroloji Teşkilatı’na göre, dünya üzerinde kaydedilen en sıcak 15 yılın 14’ü 2000 yılından bugüne meydana geldi.

Bilim dünyasının büyük çoğunluğu okyanuslarımızın ve denizlerimizin bir gün San Francisko, New York, Barselona gibi kıyı şehirlerinde büyük bir yıkıma yol açacagını öngörmekte. Bir çok canlı türü her geçen gün yeryüzünden siliniyor, ve insanoğlu doğal kuvvetler yerine kendi elleriyle kendi jeolojik çağını yaratıyor. Korkutucu olan ise, bütün bunların ne anlama geldiğini ve bizi nereye götürdüğünü tam olarak anlayabilmiş olmamamız.

Tüm bunların yanında hala içimizde, yüksek mevkilerde ellerinde muazzam bir tesir gücü olduğu halde, bütün bulgulara ve kanıtlara karşın iklim değişikliğini reddeden, çevreye yaptığımız yıkıcı etkinin bir ‘hokus pokus’, yani gerçekte var olmayan bir inanış olduğunu savunanlar var.

Ne yazık ki, hakikate ve bilime karşı yapılan bu manipulasyon toplum bilincine sızdığı gibi, bazıları Paris müzakerelerinde bulunacak olan dünya liderlerinin zihinlerine de bulaşmış durumda. Kimileri iklim degişikliğini reddedebilir, ve fakat şiddetli kimyasal ve karbon üstüne kurulu dünya ekonomisinin doğurduğu ve gün geçtikçe çoğalan hastalıkları görmemezlikten gelmek hangi ahlaki değerlere sığabilir? 2012’de 7 milyon insan yalnızca hava kirliliğinden hayatını kaybetti; bu rakam, çalışmalarını tarafsız sürdüren uluslararası Dünya Sağlık Örgütü’ne ait.

Gerçekler ortada. Ama gerçekler, görünen o ki; herkese ulaşmıyor.

Paris müzakerelerine hakikat mi rehberlik edecek? Belki. Bununla beraber önceki müzakerelerde durumun öyle olmadığı aşikar, aksi takdirde şu an bu konuda hazırlanmış güçlü uluslararası kanunlara sahip olurduk.

O zaman hala aynı sorudayız: Neden çevre korunması ve iklim değişikliğini azaltmak üzerine bağlayıcı bir uluslararası anlaşmayı yasallaştıramıyoruz? Bazı uzmanlar bu sebebin, bu tür anlaşmaların yukarıdan aşağıya bir dayatma olması, yani seçilmiş bir kaç kişinin tasarladığı bir yasayı bireysel şartlarına bakılmaksızın herkesin kabul etmesi zorunluluğu, olduğuna inanıyor.

Bu uzmanların çağrısı ‘aşağıdan yukarıya’ bir yaklaşım, her ülkenin ve hatta kentin, kendi ihtiyaçlarına ve çevresinin şartlarına göre bir plan yaratması. Benim ise bu yaklaşım ile ilgili şüphelerim var. Bir ya da bir grup ülkenin karbon emisyonlarını kesmeye dair sözleşmesi kayda değer bir fark yaratmayacağı gibi, bu yaklaşım bugün derhal geçilmesi gereken eylemlerin geciktirilmesine sebep olabilir.

Buna ek olarak, insan doğasını, özellikle de ekonomik ve siyasi çıkarları hesaba katmamız gerek. Hiç şüphesiz ekonomik anlamda sarsıntılar geçiren bir ülkenin lideri, ülkesini ve kendisini bu alanda zorlayacak bir sözleşmeyi alıp bir kenara atacaktır. Ve ülkeler kendi
çıkarlarını, çoğunluğun, diğer toplulukların, ve bütün bunlarda söz hakkı olmayan diğer tür ve yaşam biçimlerinin önüne koyduğu sürece, iklim değişikliğini yavaşlatma ( durdurma ) gibi bir hedefe ulaşmak hiçbir zaman mümkün olmayacaktır.

Bütün bunlarla birlikte, aslında etkili bir uluslararası çevre kanunu çıkarılamamasının altında yatan ve bu olasılığı her seferinde yerle bir eden görünmez sebebin, küçük bir azınlığın varlık ve zenginliğinin, dünyanın geri kalanının varlığı ve refahının önünde tutulması olduğunu hepimiz biliyoruz. Odadaki fil diye tabir edebileceğimiz, hepimizin farkında olduğu ancak çok azımızın itiraf edebildiği gerçek bu.

Bu sene Paris’te, uluslarımızın ve dünyamızın varlığını ve gerçek değerlerini korumak için yeni bir fırsatımız var. Tüm dünya halklarının sürdürülebilir bir dünya ekonomisine gerçekçi bir geçiş yapmasını sağlayacak uluslararası bir çevre kanunu üzerinde anlaşmak zorundayız. İklim değişikliğini reddeden kesimin inanışının aksine, herkesin refahı için hem ekonomik hem çevresel menfaatlerimizi aynı hizaya koymamız mümkün. Tabi bu Paris’te bir araya gelecek dünya liderlerinin; değer, varlık, zenginlik gibi kavramların bulunduğumuz dünyada nasıl tanımlandığına dair zorlu sorular sormalarını ve cevaplandırmalarını gerektirebilir.

Belki de dünya liderleri ortada olan bilimsel gerçeğe daha az odaklanıp, gezegenimizin ve üzerinde yaşayanların varlığını ve refahını koruma amacıyla oluşturulacak, yasal yaptırımları olan, etik açıdan doğru bir taslak hazırlamak üzerine daha çok odaklanmalılar. Yasalarla kontrol altında olan, iklim değişikliğini hafifletme ve emisyonları azaltma hedeflerine yönelik stratejilerin şekillendirilmesi bunu takip eder.

Bu çerçeve, uluslararası bir kongre örneğin, insanlığı ve doğayı yasal olarak koruma altına alır. Tüm milletlerin sadık kalması gereken bu çerçeve yeryüzündeki yaşamı muhafaza etmekle beraber, görünüşte çelişen ekonomik çıkarlar ve çevrenin korunması arasında doğru bir denge de sağlayacaktır.

Paris’te iklim değişikliği üzerine, bizi karbon bağımlılığımızdan ve çevre kirliliğinden uzaklaştıracak kuvvetli ve dünya çapında bir anlaşmaya ihtiyacımız var. Bu kadarı malum.

Ama aynı zamanda, hiçbir millet tarafından ihlal edilemeyecek prensip ve değerlere de ihtiyacımız var, çünkü bunlardan vazgeçilemez: gerçek varlık ve servet, yeryüzündeki tüm canlıların sağlık ve refah içinde olmasıyla ortaya çıkar. Eğer Paris’te, sıkı bir emisyon azaltma programını deklare etme hususunda bir kez daha yetersiz kalırsak, belki de bunun yerine,
yeryüzündeki yaşama ve bunu destekleyen ekosistemlere saygı duyan, ve onları koruyan yeni bir uluslarası kurultay oluşturma yolunda çalışabiliriz.

Bu temelden yola çıkarak, dünyayla yaptığımız anlaşmaya sadık kalacak, gerçek varlık ve refah gibi yeniden tanımlanmış değerlerimizi muhafaza edecek yasalar ve düzenlemeler inşa etmeye başlayabiliriz. Stockholm Bildirgesi’nden farklı olarak, bu yasalar bağlayıcı olacak, ama bildirgenin amacı olan “temel özgürlük, eşitlik, ve yeterli koşullarda ­ insan onuru, sağlık ve huzuruna elverişli bir çevrede ­ yaşam hakkı” esas alınacak.

Doğayla yeni bir sözleşme yapmak zorundayız, ki bundan hepimiz kazançlı çıkalım.

Yazının İngilizce Orjinali

Yazar: Marc Ross

Yeşil Gazete için çeviren: Merve Ayparlar

(Yeşil Gazete, Huffington Post)

 

Kamp Armen Direnişi katılımcıları Cuma günü İsmail Beşikçi Vakfı’nda

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Durde! Platformu tarafından 5 Haziran Cuma günü saat 19:00’da İsmail Beşikçi Vakfı’nda “Kamp Ermen Yıkılmasın!” insiyatifi üyeleri ile birlikte bir buluşma düzenleniyor.

50

Gasp edilen Ermeni mallarını ve Ermeni yetimhanesi Kamp Armen’in yıkımına karşı verilen mücadeleyi, ilk günden itibaren direnişin içinde yer alan aktivistler​in aktarımıyla birlikte tartışacağı buluşmanın konuşmacıları ise Nor Zartonk Eş Sözcüsü Sayat Tekir, senarist Garabet Orunöz ve DSİP Eş Sözcüsü Meltem Oral.

Ayrıntılı bilgi buluşmanın facebook sayfasından temin edilebilir.

Aktivistler anlatıyor:
Gasp Edilen Ermeni Malları ve Kamp Armen Direnişi

Tarih: 5 Haziran 2015, Cuma
Saat: 19.00
Yer: İsmail Beşikçi Vakfı
Adres: İstiklal C​a​d​desi​​,​ Ayhan Işık Sok​ak,​ No: 21/1 Beyoğlu​ – İstanbul​

(Yeşil Gazete)

“İklim için ben de varım” kampanyasına HDP Antalya ve Kayseri adaylarından destek

HDP Antalya 1. sıra milletvekili adayı Saruhan Oluç ve HDP Kayseri 1.sıra milletvekili adayı Sultan Özcan “İklim İçin” manifestosunu imzaladı.

49

2015 Aralık Paris’te yapılacak BM İklim Değişikliği Sözleşmesi Taraflar Konferansı (COP21) öncesinde siyasetçiler iklim değişikliğinin tehlikelerine dikkat çekiyor. Geçtiğimiz aylarda başlatılan iklim için hareketine, “İklim için biz de varız!” diyerek destek veren HDP milletvekili adayları Saruhan Oluç ve Sultan Özcan da iklim değişikliğine neden olan fosil yakıtlara dayalı enerji ve ekonomi politikalarına yönelik eleştirilerde bulunan bir açıklama yaptılar.

HDP Kayseri Milletvekili adayı Sultan Özcan
HDP Kayseri Milletvekili adayı Sultan Özcan

HDP Kayseri Milletvekili adayı Sultan Özcan, iklim değişikliği kaynaklı ani seller ve donlar nedeniyle çiftçinin, köylünün malının telef olduğunu, iklim değişikliğinin herkesi, ama en çok çiftçiyi, kadınları, çocukları, emekçiyi vurduğunu dile getirdi. Özcan, Kayseri’de iklim değişikliğinin olumsuz etkileri sonucunda hayvancılık yapılmasının gittikçe zorlaşmasına, et fiyatlarının yükselmesine, bu durumdan üreticinin de tüketicinin de olumsuz etkilenmesine dikkat çekti.

HDP Antalya Milletvekili adayı Saruhan Oluç
HDP Antalya Milletvekili adayı Saruhan Oluç

HDP Antalya Milletvekili adayı Saruhan Oluç ise iklim değişikliğine bağlı aşırı sıcakların Antalya’nın başlıca gelir kaynaklarından olan turizm sektörünü de olumsuz etkilediğini, iklim değişikliği yüzünden yaşanan kuraklığın hayvancılığı ve tarımı vurduğunu belirtti. Oluç, kuraklığın sadece Antalya’dakileri değil, burada yetişen üründen faydalanan, burada tatilini yapan tüm Türkiye’yi etkilediğini, uygulanan yanlış politikalarda ısrar edilmesi halinde iklim değişikliği ve ekolojik yıkımının boyutunun artacağını ifade etti.

HDP’li iki milletvekili adayı da açıklamalarında, Türkiye’de yapılması planlanan 80 tane kömürlü santrali eleştirerek, bu santrallerin açılması durumunda Türkiye’nin dünyayı en çok kirleten dördüncü ülke olacağına da belirtti. HDP milletvekili adayları olarak destek açıklamalarında, doğanın metalaştırarak sömürülmesine, sermaye birikimi adına yapılan ekolojik yıkıma karşı olduklarını dile getiririrken enerjinin halkın ihtiyacı için, yenilenebilir ve yerinde üretilmesini desteklediklerini sözlerine eklediler.

İklim için manifestosunu iklimicin.org/ sayfası üzerinden imzalamak mümkün.

(Yeşil Gazete)