Ana Sayfa Blog Sayfa 3616

Trans kadına işkence yapan saldırgana 16 yıl hapis

Mahkeme, trans kadın E.K.’yı kaçırıp işkence yapan ve tecavüze kalkışan Selahattin Güngör’ü 16 yıl hapis cezasına çarptırdı. Saldırgan tutuklanarak cezaevine gönderildi.

21

Ankara ’da, E.K. adlı trans kadını kaçırıp bıçakla tehdit eden, döven, bacağında sigara söndüren, parasını gasp eden ve tecavüze kalkışan Selahattin Göngör’e mahkemeden ceza geldi.

Radikal’den İsmail Saymaz’ın haberine göre; soruşturma aşamasında tutuksuz halde olan Güngör’ü cezaevine gönderine Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi, dava sonunda sanığa ‘cinsel amaçlı nitelikli yağma’dan sekiz yıl dört ay, ‘hürriyetten yoksun kılmak’tan beş yıl, ‘cinsel saldırı’dan iki yıl dört ay, ‘uyuşturucu bulundurmak’tan bir ay, ‘trafik güvenliğini tehlikeye sokmak’tan da 25 gün hapis cezası verdi. Güngör’ün bir yıl boyunca tedavi görmesine hükmedilirken, velayet ve vesayet hakkı da elinden alındı.

E.K.’nin avukatı Ahmet Toköz, “Mahkemenin kararı trans kadınları eşit yurttaş olarak görmeyen failler için cevap niteliğindedir. Tutuklama kararı oldukça geç alınsa da nihai kararın adil olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Güngör hakkında “uyuşturucu madde bulundurmak, trafik güvenliğini tehlikeye sokma, nitelikli yağma, hürriyetten yoksun kılma ve cinsel saldırı’ suçlarından Konya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İddianame kabul edildikten sonra Güngör, 14 Ocak 2015’te yeniden tutuklandı. Davanın son duruşması, geçen 27 Mayıs’ta görüldü. Dava sonunda Güngör’e “cinsel amaçlı nitelikli yağma”dan sekiz yıl dört ay, “hürriyetten yoksun kılmak”tan beş yıl, “cinsel saldırı”dan iki yıl altı ay, “trafik güvenliğini tehlikeye sokmak”tan 25 gün, “uyuşturucu madde bulundurmak”tan da bir ay hapis cezası verildi. Güngör’ün tedavi edilmesine, bir yıllık tedavi boyunca tedbir altında bulundurulmasına karar verdi. Cezası tamamlanıncaya dek velayet, vesayet ve kayyımlık hakları elinden alındı. Tutukluluk halinin de devamına karar verildi.

E.K.’nin avukatı Ahmet Toköz, “Trans kadınlara ve seks işçilerine yapılan her türlü saldırı nefret suçudur. Mahkemenin kararı trans kadınları eşit yurttaş olarak görmeyen failler için cevap niteliğindedir. Mahkemece tutuklama kararı oldukça geç alınsa da nihai kararın adil olduğunu düşünüyoruz” dedi.

(Radikal, Kaos GL)

Ekoloji aktivistleri Diyarbakır’dan ses verdi: Bölge yaşanmaz hale getirilmek isteniyor

DTK (Demokratik Toplum Kongresi) Ekoloji Komisyonu ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi, Kürdistan’da çıkan yangınlara dair yaptıkları incelemenin sonuçlarını 19 Ağustos Çarşamba günü Diyarbakır Konuk Evi’nde yaptıkları basın açıklaması ile paylaştı. Bölgenin savaş konsepti gereğince tamamen yaşanmaz hale getirilmek istendiğine dikkat çekildiği açıklamada, yaşamı ve doğayı savunan kesimlere de “Kürdistan’daki yangınlara karşı birlikte mücadele edelim” çağrısı yapıldı.

19

DTK Ekoloji Komisyonu ve Mezopotamya Ekoloji Hareketi, 16 -18 Ağustos’ta Dersim, Şırnak ve Diyarbakır’da çeşitli dönemlerde, köy ve ormanlık alanlarda çıkan yangınlara dair yaptıkları incelemenin sonuçlarını kamuoyu ile paylaştı. DTK girişinde yapılan basın açıklamasında “Doğayla savaşan insanla barışamaz” yazılı pankart açıldı.

Amed

Açıklamada ilk olarak Amed Ekoloji Meclisi Eş Sözcüsü Gültekin Aydeniz konuştu. Gültekin, Lice’deki yangınların askerler tarafından çıkartıldığını köylülerden duyduklarını belirterek, “Yapılan ekolojik yıkımların, genel olarak bölge tamamen bir savaş konsepti içinde yaşanmaz hale getirilmek isteniyor. Sadece insanlar değil, ormanlar ve içinde yaşayanlarla birlikte Kürt halkının kültürel ve ekoloji hafızasının silinmesi noktasında olduğu kanaatimiz oldu” dedi

Dersim

‘İkinci olarak Dersim grubunun incelemelerini Mezopotamya Ermenileri Derneği üyesi Mehmet Toprak paylaştı. Dersim’de de orman yangınlarının karakollar tarafından yapıldığının kendilerine söylendiğini belirten Mehmet, “İlk olarak izli mermilerle ormanlar yakılmış. Dersim’de olan insanlar çok tedirgin. Bu insanlar, 1990’larda olduğu gibi değil, bir direniş sergiliyorlar. Bize anlatılanlara göre, helikopterlerden atılan tırtılların doğaya zarar verdiğini söylediler. Ayrıca açlık grevine giren bir aile vardı. Onları da ziyaret ettik. Aile açlık grevlerinin amacının barış olduğunu söyledi. Direnişin sembolü oldu bu aile” diye belirtti.

‘102 yaşında anne açlık grevinde’

20

Ayrıca, yapılan incelemelerde Dersim’in ormanlarında çok ücra köşelerinde, yaylalarında erkeklerin olmadığı ve kadınların direndiğini gördüklerini belirten Mehmet, muhtarlara da içinde ne yazdığını tam olarak anlamadıkları belgeler imzalatıldığı bilgisinin paylaşıldığını söyledi. “Mayınlı bölgeler de çok fazla” diyen Mehmet, bölgedeki en büyük sorunlardan birinin mayınlar olduğunu kaydetti. Bölgede 60’a yakın karakol olduğunu ve bu karakollarının neredeyse tamamının etrafının yakıldığını dile getiren Mehmet, Bingöl Yayladere’ye dair de bilgi verdi. Toprak son olarak Yayladere’de 102 yaşında olan bir annenin de yangınları protesto etmek amacıyla açlık grevine başladığını sözlerine ekledi.

Şırnak

Şırnak bölgesindeki gözlemleri de Çevre ve Ekoloji Hareketi (ÇEHAV) avukatlarından Deniz Gedik paylaştı. Deniz, Nusaybin’den yola çıkarak Eruh’a kadar giden grupta olduklarını belirterek, gittikleri bölgelerde canlıya dair hiçbir şey kalmadığını gözlemlediklerini söyledi. Yurttaşların helikopterden bir kimyasal atıldığını söylediğini aktaran Deniz, “Aynı alanda çok sayıda Süryani köyleri de etkilenmiş. Bu köylere yazın gelen Süryaniler’in evleri ve üzüm bağları yanmış durumda. Bıttım ağaçları da yakılmış” dedi.

“Çok yakından savaşı gördük” diyen Deniz, güvenlik gerekçesi ile birçok köye ulaşamadıklarını ancak köylülerin kendilerine anlattıklarına göre, “Boşaltılan ve daha önce yakılan köyler ormanlar tekrardan yakılmış durumda. Bu da bölgenin insansızlaştırılması ve tamamen yaşanmaz hale getirilmek istendiğini gösteriyor” diye konuştu. Cudi’ye dair de gözlemlerini paylaşan Deniz, “Bu bölgede termik santraller var. Bu da sadece savaş konsepti değil aynı zamanda enerji politikası ile ilgili olarak bu yangınların çıkarıldığını gösteriyor. Sonuç olarak, boşaltılan çok sayıda köy var ve bu köylerin tekrar yaşanır hale gelmemesi için adeta bir çaba var. Halk sürekli baskı altında. Bu bölgelerde 10 sene sonrası neredeyse hiç yaşam olmayacak. Yangınlar ile toplumsal bellek de yok edilmek isteniyor” ifadelerinde bulundu.

Hukuki olarak sürecin takipçisi olacaklarını dile getiren Deniz, sorunu uluslararası kamuoyuna da taşıyacaklarını aktardı.

Ekolojistler incelemelerine dair ayrıntılı raporu önümüzdeki günlerde yazılı olarak kamuoyu ile paylaşacak.

Şırnak bölgesine giden ekipte yer alan arkadaşımız Alper Tolga Akkuş‘un bölgeden yaptığı haberlere buradan ulaşabilirsiniz.

(Jinha, Yeşil Gazete)

Diyarbakır Engelliler Meclisi’nden barış için oturma eylemi

Diyarbakır’da Kent Konseyi Engelliler Meclisi üyeleri oturma eylemi yaparak bölgedeki çatışmaların son bulmasını ve bölgeye barış havasının gelmesini istedi.

18

DHA’dan Ramazan Yavuz’un haberine göre Merkez Yenişehir İlçesi  Ofis Semti’nde bir araya gelen Kent Konseyi Engelliler Meclisi üyeleri, ’Savaşa hayır’ pankartı ile ’Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa şimdi en güzel şiir barıştır’, ’Özgür ve engelsiz bir yaşam için savaşa hayır’, ’Ssavaşın iyisi, barışın kötüsü yoktur’, ’Silahlar sussun, ölümler dursun’ yazılı dövizleri taşıdı.

Kent Konseyi Engelliler Meclisi adına basın açıklamasını okuyan Mahmut Batgi, 40 yıldan bu yana bölgede devam eden çatışma, kan, gözyaşı ve ölümlerin yanısıra sayısız bireyin yaşamına engelli olarak devam etmesine yol açtığını söyledi. ’Savaş’ olarak nitelendirdiği çatışmaların ortaya çıkardığı ölüm ve engellilik gibi telafisi mümkün olmayan zararların görmezden gelinerek yine savaş konseptinin devreye sokulduğunu belirten Mahmut Batgi,  sözlerine şu şekilde devam etti:

“Engelsiz bir yaşam için savaşa hayır diyoruz. Savaştan çıkar sağlayanlara karşı herkesin barış cephesinde yer alarak Kürt halkı üzerindeuygulanan  katliamlara karşı seslerini yükseltmeye davet ediyoruz. Tüm bireysel ve siyasal kaygıların bir tarafa bırakılarak, bir an önce diyalog kanallarının açılması, barı dilinin hakim kılınması için bir iradenin oluşmasını  istiyoruz.” Grup 5 dakikalık oturma eylemi yaptıktan sonra sessizce dağıldı.

(Milliyet, DHA)

Yine Murat Bardakçı Yine ‘Irkçılık’ temelli ‘Nefret Söylemi’ – Ahmet Toköz

Murat Bardakçı HABERTÜRK televizyon kanalında yayınlanan ‘Tarihin Arka Odası’ Programında çoğu zaman yaptığı gibi ‘Cinsiyet Ayrımcılığı’ saldırganlığını sürdürdü ve ‘Irkçılık’ temelli ‘Nefret Söylemi’ üretmeye devam etti. Gerekçesi basitti. Program benim. Biz bu programda eğleniyoruz. Sevmeyen izlemesin. İyi bir gazeteci olduğunu iddia eden Murat Bardakçı, televizyon yayıncılığının sorumluluk gerektirdiğini ve aslında ‘kamu Hizmeti’ olduğunu unutmuş gibi yapıyordu.

15

Tarih sohbetleri tadında kurgulanan program, programa katılan beyler ve hanımefendiler tarafından –ki kendileri kendilerine böyle hitap edilmesinden hoşlanırlar sanırım- insan hakları mücadeleleri tarihinden, kadının insan hakları mücadelesi tarihinden, ırkçılık ve ırkçılığın neden olduğu felaketlerin tarihinden, vicdan özgürlüğü mücadelesi tarihinden habersiz ve bilmiyor gibi yaparak -veya gerçekten bilmiyorlardır- Padişah Vahdettin’in haremindeki hangi kadına hangi giysileri sipariş verdiği ve benzeri yüzlerce belgeye dayalı sohbetle seyirciyi, tarih felsefesinden uzaklaştırarak artık çöken ‘Muhafazakar’, ideoloji bile denilemeyecek çöplükten beslenmeye zorluyorlar. Çünkü, seyirci bu çöplükten beslenmeye devam ettiği sürece kendileri ‘Seçkin’ kalabilirler.

 

Programda olup bitenlerin daha açıklayıcı olması adına programda ‘Eğleniyoruz’ kisvesi altında beslenmemiz istenen kimi tümceleri istemeye istemeye burada aktarmak zorundayız. Programda, Alev Aslan isimli –Ki kendisini hiç tanımıyorum- bir akademisyenin ‘İlef’ dergisinde yayınlanan, “Tarihin Arkda Odası’nda Kadın” makalesi gündeme taşınıyor.

16

 

Murat Bardakçı ‘Feminist ilgiler… gülün beyler Türkçe bu hale geldi.’ Murat Bardakçı ‘Feminist yav ben daha önce söyledim. Hanımefendi Alev Hanım, eğer feministseniz estağfurullah diyeceğim. Ben feminist güzel bir kadın görmedim daha önce hepsi çirkindi. Çirkin kadın feminist olur bu memlekette.

Programda bulunan hanımefendilerden birinden itiraz geliyor ‘öyle bir kaide yok da…’ Murat Bardakçı devam ediyor. ‘Var var bir tane güzel kadın göstersenize, hepsi’ programdaki diğer beyden müstehzi bir gülüş.

Murat Bardakçı devamla ‘Güzel kadın niye feminist olsun. O güzelliğinden gelir. O ezikliğinden gelir, çirkin kadın feminist olur.’

Murat Bardakçı devam ediyor. ‘Kara feminizm mi, siyah feminizm mi bir şey varmış. Ben onun pembesini severim’

Programdaki hanımefendilerden biri ‘Bu kadar lafı nerden buluyorsunuz’ Murat Bardakçı müstehzi bir hal içinde ‘Feminizm gözüyle medya ne demektir yav. Niye ayrımcılık yapıyorsunuz.? Gel Erhan gel eziliyoruz biz bunların karşısında’

Murat Bardakçı, akademisyene ders veriyor. ‘Bu program akademik bir program değil femoş programı hiç değil. Ben burada çirkin kadın programı yapamam

Hülasa, yukarıda aldığımız diyaloglar aylardır devam eden programın beş dakikalık bölümünden. Program, muktedir olana sırtını yaslayarak din, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, bölgesel farklılıklar, sosyal statü, engel durumu, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, yaş ve benzeri her türlü ayrımcılığı körüklemeyi vicdan özgürlüğünü hiçe saymayı kendine vazife saymaktadır.

14.Ahmet Toköz

 

AHMET TOKÖZ

Avukat, İnsan Hakları Savunucusu

Üç Beş Ağaç Kervanı bu Pazar yola koyuluyor: 25 günde 22 şehirde “Doğanın talanına karşı bir sanat siperi”

Gezici sanat kumpanyası şeklinde, doğa mücadelesine dikkat çekebilmek için ” Doğanın talanına karşı bir sanat siperi” şiarı ile ilk olarak geçen sene Türkiye çapında tura çıkan Üç Beş Ağaç Kervanı, bu yıl 23 Ağustos Pazar günü zeytin ağaçlarının kesildiği Yırca‘dan yola çıkıyor.

12

Praksis Müzik Kolektifi, Merhaba Sanat Tiyatrosu ve Derme Tiyatro‘dan oluşan Üç Beş Ağaç Kervanı bu sene 1 aydan kısa bir zaman diliminde 22 şehir dolaşacak.

Üç Beş Ağaç Kervanı’nın yolculuğunu kendilerine ait facebook sayfasından adım adım takip etmek mümkün.

23 Ağustos’ta Yırca’dan yola çıkacak ve 19 Eylülde İzmir’de sonlanacak kervanın rotası ise şu şekilde:

11

Muğla, Antalya, Mersin, Adana, Dersim, Diyarbakır, Batman, Şırnak, Van, Arvin, Rize, Ordu, Tokat, Sinop, Bartın, Zonguldak, Kocaeli, İstanbul, Bursa, Çanakkale, Ayvalık, İzmir.

Gezici sanat kumpanyası şeklinde, doğa mücadelesine dikkat çekebilmek için her yıl yaklaşık 30 günlük tura çıkan Üç Beş Ağaç Kervanı, gittikleri yerde pandomim, tiyatro gösterisi ve konser gibi bir dizi sanatsal etkinlik düzenliyor.

Gidilen şehirlerde etkinlikler ilk olarak meddah ve müzikle halka duyuruluyor. Sonrasında, çocuklarla yüz boyama ve drama gibi çalışmalar yapılıyor.

Üç Beş Ağaç Kervanı‘ından Ali Sesal (Merhaba Sanat Tiyatrosu), Derya Sağlam (Derme Tiyatro) ve Serdar Türkmen(Praksis Müzik Kolektifi) 15 Temmuz’da IMC Tv’de Yeşil Bülten’e de konuk olmuşlardı

Dışarıdan katılımlara açık olan kervan, bir yandan da sosyal medya üzerinden gidilen bölgenin sorunlarını ve çözüm uğraşlarını görünür kılmaya çalışıyor.

13

Kervanın mürettabatı 17 Temmuz’da da Açık Radyo‘da her Cuma günü yayınlanan Kentin Tozu programına konuk olmuşlardı.ç Programı buradan dinleyebilirsiniz.

Sponsor kabul etmeyen kervan, kendini bağımsız sanatçı inisiyatifi olarak nitelendiriyor. Maliyetin karşılanması için, belediyeler, demokratik kurum ve kuruluşlarla birlikte etkinlikler yapıyorlar.

 

(Yeşil Gazete, Bianet)

Savaş yenilgidir, barış istiyoruz! – Nuray Mert

Savaş yenilgidir, sonuçları çok acı bir yenilgi! Aklın yenilgisi, vicdanın yenilgisi, insanlık değerlerinin yenilgisi! Demek ki, siyaset yapıyoruz, ülke yönetiyoruz diye ortalarda dolaşanların aklı yetmemiş, vicdanı kör hırslarının önüne geçememiş, bu kadar basit; basit ama bedeli çok ağır. Savaş, insan canı üzerinden hesaplaşma, can üzerinden pazarlıktır; lanet olsun öyle pazarlığa!
Siyaset kaba güce müracaat etmeden sorun çözme becerisidir, demek ki sorun çözme ehliyetiniz yokmuş. Siyasetin kurnazlık, ucuz hesap, ayak oyunu sanıldığı yerde, sorun çözülmez, aksine büyüdükçe büyür, sonra Türk Mehmet cepheye, Kürt Mehmet cepheye! Yeniden, gencecik çocukların canı üzerinden kirli hesaplara dönüldü, hepsi bu.

Neydi çözüm süreci, neden destekledik çözüm sürecini? Kan akmadan çözmekti meseleyi, destek verememek akla, vicdana sığmazdı. Aslında pek bilmiyorduk kimin neyi nasıl çözeceğini. İktidar, “Soru sormayın, çözüm zarar görür” buyurdu, Kürtler “Sadece destek verin, gölge etmeyin, biz ne yaptığımızı biliyoruz” dedi. Bildikleri birbirlerini oyalamakmış, yanlış hesapmış, özgüven yarışı, siyaset kumarıymış. İş döndü dolaştı, fatura Anadolu çocuklarına çıktı. Bundan sonrası tufan!
Hepimiz bu tufanın savurduğu gemideyiz, susmak çare değil. Önce bunu bilelim! Şimdi, barış özlemini, talebini, çağrısını “teröre destek” diye itham ederek susturmaya çalışıyorlar. Barışmayı beceremediler, şimdi istiyorlar ki kimse “barış” deyip, tek bildikleri savaş seferberliğini gölgelemesin, yaksınlar, yıksınlar kimse ses etmesin. İstedikleri kuzuların sessizliği! İstedikleri olursa mezbaha kuyruğu uzadıkça uzayacak.

İktidar çevresi, Türkiye’nin selametini, “ulu önderi Cumhurbaşkanı olan bir zapturapt rejimi” olarak tasarlıyordu, önüne çıkan tüm engelleri ne pahasına olursa olsun ezip geçmekte kararlı. Peki, Kürtler tam da HDP seçimlerde büyük bir demokrasi zaferi kazanmışken neden silaha sarıldı? Sabırlar mı tükendi, ama neden hemen seçimden sonra tükendi? “Çatışmayı başlatan onlar değil” mi, peki neden daha önce benzer olaylar yaşandığı halde bu sefer “çatışmaysa çatışma, gelin savaşalım” kararı aldılar? Hiç olmazsa, seçim sonrası demokratik alanda neler olabileceğini beklemeleri gerekmez miydi? Neden, neden, neden HDP bu oy oranına erişmişken savaş kararı? Neden iktidar ile “savaş koalisyonu”, neden, neden, neden?

Diğer taraftan, nedir bu özerklik ilanları? Ben Kürtlerin özerklik talebini, ciddiye alınması gereken bir siyasi talep olarak gören biriyim, Kürt barış sürecinde bu hususun göz ardı edilmesinin sürece zarar vereceğini savundum, ama barış süreci içinde özerkliği tartışmak başka, çatışma içinde özerklik ilan etmek başka. Neden şimdi? Neden iktidarın topyekûn savaşı göze aldığı bir dönemde? Neden, neden, neden? Kürtler ne yapmak istediklerini bizlere anlatmalı, artık soru sormama lüksümüz yok, çocuklarımız ölüyor, ülke batıyor.

Hem bu soruları soracağız, hem barış talebinde ısrar edeceğiz! Kim ne hesabı yapıyor olursa olsun, hepimiz bu ülkede yaşıyoruz, bu ülkenin geleceği hepimizin geleceği, herkes hepimize izahat borçlu, sorumluluk borçlu, barış borçlu! Kimsenin ortalığı kan gölüne çevirme hakkı yok. Daha düne kadar iki taraf da, kendi üslubunca, “soru sormayın, çözüm ilerliyor, barışa gölge etmeyin” diyor veya demeye getiriyordu, şimdi ne oldu da savaşıyorsunuz? Sahi süreç boyunca ne konuşuyordunuz, ne konuda anlaşıyor, ne konuda anlaşamıyordunuz? Neden süreç bir türlü şeffaflaşmadı, demokratik kamuoyu olaydan bunca habersiz bırakıldı, neden kimsenin bu duruma fazla itirazı olmadı?

Hem bunları soracağız, hem barış isteyeceğiz, bize barış borçlusunuz! Savaş, kan revan, sıkıyönetim, olağanüstü hal, baskı istemiyoruz. İstemiyorsak, sessiz kalamayız, kalmayalım. Sesimizi kısmak bir yana, daha da yükseltelim; “çatışmalar derhal dursun!” Kim “Barış isteyen teröre destek vermiş olur” diyorsa savaşı kızıştırmak istiyor demektir, kim “bu şartlar altında barış isteyen vatan hainidir” diyorsa, o bu ülkeye; insanlarına, dağlarına taşlarına, kuşlarına, çiçeklerine ihanet içindedir. Barış istemenin zamanına muktedirler karar vermez; barış her şart altında istenir. Asıl susması, utanç içinde başını eğmesi gerekenler, barış içinde yönetmeyi, sorun çözmeyi başaramayanlardır. Oysa, en çok onların sesi çıkıyor, unutmayalım biz susmaya devam edersek, sadece o ses, yani savaş çığlıkları duyulacak!

Nuray Mert – Cumhuriyet

Öğrencilere müjde, tatil uzadı

2015-2016 yılı okulların açılışı Kurban Bayramı sonrasına ertelendi.

öğrenciÖğrencilerin ve velilerinin merak ettiği sorunun yanıtını Başbakan Ahmet Davutoğlu verdi.

Partisinin Merkez Yürütme Kurulu toplantısı sonrasında açıklamalarda bulunan Başbakan Davutoğlu, okulların açılış tarihinin 28 Eylül 2015 tarihine ertelendiğini açıkladı.

Turizmciler iç turizmin etkilenmemesi için, “Okullar Kurban Bayramı’ndan sonra açılsın” önerisinde bulunmuş, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik , konuyu Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı ile görüştüklerini ve yaptıkları çalışmayı Başbakan Ahmet Davutoğlu’na ilettiklerini belirtmişti.

 

Yeşil Gazete

Dozerler geceyarısı Samistal’e girdi – Funda Gacal

Kabus devam ediyor; Yeşil Yol Projesi’nin Fırtına Vadisi’ndeki ısrarcı inşa çalışmaları dün gece yarısı dozerler ve jandarma ile tekrar başladı. Hem de hukuksal mücadele devam ederken, kimseyi dinlemeden.

Fırtına Vadisi’nde tuhaf şeyler oluyor; yağmur yüklü masalsı bulutların altında kayalar yaylalardan yuvarlanıyor, çayırlara hafriyat saçılıyor, bir yanda jandarma bir yanda halk, Yeşil Yol kabusu devam ediyor…

 

Devam eden yargı sürecine rağmen Samistal Yaylası‘nda dün gece yarısı iş makinaları çok sayıda jandarma eşliğinde  tekrar çalıştırıldı. Gece 04:03 sularında başlayan çalışmada jandarma tarafından koruma altına alınan yine dozerler oldu.

Yargı Süreci Devam Ederken

Halbu ki Yeşil Yol Projesi’nin Fırtına Vadisi ayağında yargı süreci devam ediyordu, yerel halktan gelen çok sayıda gönüllü yaylalardan bir türlü geri çekilmeyen dozerlere karşı alanda gece gündüz nöbet tutuyordu. Yaylaların kullanımı için zaten mevcutta varolan yolların iyileştirilmesi ile “Yeşil Yol” turizm planı arasındaki fark bütün kaosa rağmen anlatılmaya çalışılıyordu.

Fırtına İnisiyatifi basın açıklaması için bu akşam, 20 Ağustos Perşembe, 19:30’da Galatasaray Meydanı’na çağırıyor. İnisiyatifin haber ve duyuruları üzerinden takip edilebilir. https://www.facebook.com/firtinainisiyatifi

Hukuksal Süreç

7

Rize Doğa Turizmi Master Planı’na karşı çok sayıda yurttaş davası açılmış  Haczane Yaylası ile Huser Yaylası’nı birbirine bağlayan yolun yapımı için yürütmeyi durdurma kararı alınırken daha yukarıda yer alan Samistal ve Kavrun Yaylaları arasındaki yolun inşasına karşı dava süreci devam etmekte idi. Yine dava sonucu olarak 1/1.000lik imar planlarının sunulmasına karar verilmişti. Devam eden hukuksal sürece, yürütmeyi durdurma kararına ve yerel halkın alandaki nöbetine rağmen iki bölgedeki inşaat araçları da yaylalardan çıkartılmamış, imar planları kamuoyuna ve davacılara sunulmamış ama nasıl olduysa davaya bakan hakimin tayini çıkıvermişti.

Yeşil Yol Nereden Geçer?

9

İşte bu sorunun cevabını kimse bilmiyor. Bakanlık ve ilgili yerel yönetimler dava sonucunu hiçe sayarak 1/1.000 ve 1/5.000 ölçekli imar planlarını açıklamıyor. Halbuki bu planların hazırlanması, askıya çıkması ve kamuoyuyla paylaşılması hukuksal bir zorunluluk. Şimdiye kadar kamuoyuyla paylaşılan tek rota, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın  Rize Doğa Turizmi Master Planı’nda geçen  lejandsız, koordinatsız ve açıklamasız bir Google Maps görüntüsü. Alanda Mera Kanunu’yla önü açılan madencilik faaliyetlerinin yürütülüp  yürütülmeyeceği, yaylalarda asırlardır hayvancılık yapan insanların kiracı durumuna düşüp düşmeyeceği, 2.600 km’ye kaç petrol ofisi, kaç otel,kaç restaurant gerekeceği ise hayalimize kalmış.

Yeşil Yol Proje’sinin Yasal Dayanakları Neydi?

8

Doğu Karadeniz’deki sekiz ilin yaylalarını birbirlerine bağlamayı hedefleyen ve yaklaşık 2 bin 600 km uzunluğunda olacağı tahmin edilen Yeşil Yol projesine Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın 2014 yılında hazırladığı “Rize Doğa Turizmi Master Planı” çerçevesinde başlanmıştı. Doğu Karadeniz bölgesini bir turizm alanı olarak ele alan Yeşil Yol Proje’sini destekleyen diğer yasal dökümanlar arasında bölgedeki turizm yatırımlarının desteklenmesine yönelik teşvik ve programlarını içeren Kalkınma Bakanlığı’nın Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP) Eylem Planı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Turizm Stratejisi 2023 ve Eylem Planı 2013 yer alıyor.

 

Yırca Köyü, Güneşe Dönüyor Yüzünü

Zeytin ağaçlarının yerine kömürlü termik santral kurulmasın diye başlattıkları mücadeleyi kazanan Soma’nın Yırca köylülerinin direniş boyunca dillendirdikleri temiz hava, temiz enerji isteğine, kömürsüz Yırca düşüne güneş doğdu. Uluslararası çevre örgütü Greenpeace, Yırca’nın kömürlü termik santralden elde edilen enerjiyle değil, güneşle aydınlanması için köylülerle birlikte bir kampanya başlattı: Eski Köye Yeni Enerji. İlk etapta köyün camisi ve ilkokuluna kurulacak güneş panelleri, zamanla köyün diğer ortak kullanım alanlarına ve evlere yayılacak. Kampanya başarılı olur da Yırca köyü kömürsüz aydınlanırsa, gittikçe kalabalıklaşan bir dayanışmayla büyüyen zeytin nöbeti gibi, kesilen zeytin ağaçlarının yerine yenilerinin dikilmesi gibi, bu kez güneş enerjisiyle termik santral direnişine ilham olacak. yırca kömürsüz

                                                                    (Fotoğraf: Greenpeace)

Manisa Soma’daki iki termik santral ve yaşam alanlarının hemen yanı başındaki kül barajı yüzünden topraklarında tütün yetişmez olduğunda tutundukları, yıllarca termik santralin gölgesinde, rüzgarda savrulan küllerinin içinde emekle büyütüp nihayet geçimlerini sağladıkları zeytin ağaçları bölgenin 3. termik santralini yapmak isteyen Kolin şirketi tarafından hukuksuzca kesilen Yırca köylüleri için şimdi yeniden birleşme zamanı. Termik santral direnişinin, zeytin nöbetinin başından beri Yırcalılarla omuz omuza olan ve Kolin’in 6.666 zeytin ağacını katlettikten sonra Yırca’daki termik santral projesinden vazgeçmesi üzerine zaferle sonuçlanan hukuk mücadelesini yürüten Greenpeace, Yırca’nın yüzünü güneşe dönmesi için imece çağrısı yaptı.

yırca zafer

                                                                  (Fotoğraf: Kazım Kızıl)

Köy camisi ve ilkokulunun enerjisinin 9kW’lık güneş panelleriyle sağlanmasının maliyeti 60 bin TL. Greenpeace’in #EskiKöyeYeniEnerji başlığı altında duyurduğu kampanya ile bu meblağa okullar açılmadan önce ulaşılması hedefleniyor. Yırca’da kömürlü termik santralden elde edilen ve hem insan sağlığına, hem doğaya geri dönülmez zararlar veren, iklim değişikliğine yol açan enerjinin yerine alternatif, temiz enerji yaratmak için köye güneş panelleri kurma imecesine katılmak isteyenler ayrıntılara eskikoyeyenienerji.org adresinden ulaşabilirler.

santral değil zeytin

                                                                          (Fotoğraf: Kazım Kızıl)

Greenpeace İklim ve Enerji Kampanyaları sorumlusu Reşit Elçin, etrafı termik santrallerle çevrili bir köyün güneş enerjisiyle aydınlanmasının bir ilk olacağına dikkat çekerek herkesi Yırca’nın güneş enerjisiyle aydınlanmasına katkı sağlamaya, köylülerin temiz hava, temiz enerji hayalini birlikte gerçek kılmaya çağırdı. Kömürlü termik santralin dumanıyla, hayatlarına verdiği zararlarla çok eskiden beri tanışan köye, bir termik santral daha kurulmasın diyerek yaşam hakkını ve zeytini savunan, çevre mücadelesine ilham olan köylülerle birlikte güneş toplamaya.

Haber: Güneş Dermenci

(Yeşil Gazete)

                                         (Greenpeace Eski Köye Yeni Enerji Kampanya Videosu)

Güneş paneli ile akü tasarrufu sağlayan otobüs toplu taşımada

İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğü (İETT), Türkiye’nin ilk güneş panelli şehir içi toplu taşıma aracını bu sabah 10:00’da Topkapı Garajı’nda basın mensuplarına tanıtıldı.

gunes3

İETT’nin konuya ilişkin açıklaması şu şekilde:

“Tüm filosunu çevre dostu motorlardan ve doğalgazlı araçlardan oluşturan İETT çevreye karşı sorumlu ve alternatif enerji kaynaklarına yönelik projelerine devam ediyor. İETT, BOTOBÜS  ün ardından şimdi de güneş panelli otobüsü ile çevre duyarlılığına dikkat çekmek istiyor “.

Bir otobüse pilot olarak uygulanan güneş panellerinin diğer otobüslerde de yaygınlaştırılması hedefleniyor. Tavanının 15 adet güneş paneli ile kaplandığı otobüste araç içi led ekranların, İstanbul kartların okuttulduğu validatör cihazlarının, anons sisteminin, wifi ve şarj hizmetinin, aydınlatma ve kameraların 1,5 kW saat kapasitelik güneş enerjisi ile çalıştırılacağı ve  akü tasarrufunun sağlanacağı ifade ediliyor.

gunes2

İETT’nin ilk güneş panelli toplu taşıma aracının geliştirilmesinde Proje Yöneticisi olan Fatma Nur Yılmaz , amaçlarının çevresel farkındalığı arttırmak ve özel sektörde daha kapsamlı projelerin başlatılmasını sağlamak olduğunu söyleyerek İETT’nin 1 yıldır bu proje üzerinde çalıştığını belirtti .

Yarın itibariyle toplu taşımada kullanılmaya başlanacak otobüsün ölçüm ve izleme sürecinden başarıyla  çıkması halinde seri üretimine de başlanabilecek .

 

Haber: Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)