Ana Sayfa Blog Sayfa 3464

Enerjide devrim – Hakan Kara

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

Türkiye 2022 yılında nükleer enerji üretmeyi hedefliyor.
Almanlar da 2022 yılında ülkelerindeki son nükleer santralın kapısına kilit vurmayı…
Hangi ülkenin karar vericileri sizce vizyoner?
Bazıları Almanların yaptığı işe akıl sır erdiremiyor.
Öyle ya, Almanlar 40 yıldır nükleer teknolojiye sahip. Yani nükleer santral kurmak için Rusya’ya, Japonya’ya ihtiyaçları yok. İstedikleri an kurabilirler. Ama yapmıyorlar. Neden?
Güneş, rüzgâr, biokütle gibi yenilenebilir enerjiye yöneliyorlar.
Diyeceksiniz ki Almanya’da güneş mi var.
Haklısınız. Yok.
Türkiye’deki güneşin yarısı bile yok orada.. Fakat güneş enerjisine öyle bir yatırım yapıyorlar ki, şaşırırsınız. Güneş enerjisinde Almanya’nın kurulu gücü 39 bin MW. Türkiye’nin elektrikte toplam kurulu gücünün yarısı yani.
Peki, Türkiye’nin kurulu güneş enerjisi gücü ne kadar? Almanya’nın yüzde 1’i bile değil.
Güneşe Almanların verdiği değerin yüzde 1’ini vermiyoruz anlayacağınız.
Oysa biz güneş zenginiyiz Almanlar güneş fakiri.

*** 

Türkiye’nin toplam elektrik enerjisi kurulu gücü 73 bin MW. Güneş enerjisinin toplam içindeki payı ise sadece yüzde 0,4.
Güneş konusunda bu kadar cömert bir ülke için yazık değil mi?
Almanya’nın güneş ve rüzgar enerjisindeki kurulu gücünü toplayın. Türkiye’nin elektrik enerjisindeki toplam kurulu gücünden fazla. Bu yatırımlar Türkiye’de olsa, ülkenin enerji diye bir sorunu kalmaz.
Peki niye bu yatırımları biz yapmıyoruz?
Türkiye nükleer enerjiye yöneliyor. 80 termik santral yapmayı planlıyor?
Eğer bu hedefler gerçekleşirse bu ülkenin hali ne olur? Kentlerin havası zaten kirli. Kaç bin kişi kansere yakalanır? Kaç bin kişi solunum hastalıkları yüzünden hastanelere düşer? Nükleer santralların terörün hedefi olması sorunu ayrı. Sonra kaza riski… Çernobil, Fukuşima örnekleri…
Sahip olduğumuz güneş ve rüzgâr enerjisi potansiyeli ortadayken, niye nükleer ve termiğe yöneliyoruz?
Sizce de bu işte bir terslik yok mu?

*** 

Artık her yıl alışkanlık haline getirdim. Almanya’nın enerji istatistiklerine bakıyorum. Yine rekor üstüne rekor kırmışlar: “Bu rekorlar tarihe geçecek” diyorlar.
2015 yılında Almanya’da tüketilen enerjinin yüzde 32.5’i yenilenebilir kaynaklardan sağlanmış. Bir yılda yüzde 5’lik artışla yine rekor kırmışlar.
23 Ağustos 2015’te ülkenin elektrik enerjisinin yüzde 83.2’si yenilenebilir kaynaklardan gelmiş. Bu da tarihi bir rekor.
Nükleer santralları kapatmasına karşın Almanya, ürettiği elektriğin yüzde 10’unu da ihraç ediyor. Elektrik fazlalığı var yani.
Almanya enerjideki bu dönüşüm politikasıyla bütün dünyaya örnek oluyor. Peki Türkiye ne oluyor?

*** 

Bu topraklara matbaa çok geç geldi. Bedeli ağır oldu. İnternet konusunda da durum çok farklı değil.
Enerjide “fosil kafa”, internette “sansürcü kafa”…
Oysa bugün enerjide bir devrim yaşanıyor. Yeni teknolojiler gelişiyor, yenilenebilir kaynaklar için maliyetler hızla düşüyor.
Tarih boyunca savaşlara neden olan petrol bitiyor. Uranyum petrolden de önce bitecek. Ama barışın enerjisi güneş kalacak.
Çevreciler boşuna “nükleere hayır” demiyorlar.

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

Hakan Kara – Cumhuriyethakankara

Sözleşmesi uzatılmayan akademisyen öğrencilerine çim üzerinde ders anlattı

Mersin Üniversitesi’nde ‘Barış İçin Akademisyenler’ bildirisine imza attığı gerekçesiyle rektörlük tarafından sözleşmesi yenilenmeyecek olan İletişim Fakültesi öğretim görevlisi uzman Galip Deniz Altınay, duruma tepki göstermek için çimlerin üzerinde öğrencilerine ders anlattı.

21

Sidaeren.blogspot.com’da yer alan habere göre Çiftlikköy Yerleşkesi’nde bulunan Cumhuriyet Alanı’nın hemen yanında yer alan çimenlik alana öğrencileri toplayan Altınay, burada hem kendi fakültesinden hem de diğer bölümlerden gelen öğrencilere ders verdi. Altınay’ın dersini dinlemeye yaklaşık 50 kişilik öğrenci grubu katıldı. Bazı akademisyenler de Altınay’a destek vermek için öğrencilerle birlikte dersi dinledi.

Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlisi uzman Galip Deniz Altınay
Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim görevlisi uzman Galip Deniz Altınay

Ders bitimi sonrası bir açıklama yapan Altınay, Mersin Üniversitesi Rektörlüğü tarafından 14 Nisan tarihinde yapılması gereken sözleşme tebliğ işleminin bir ay öncesinden yapıldığını söyledi. 37 yaşına kadar akademik alanda görevini sürdürdüğünü ifade eden Altınay, “Akademiyle ilişkili alanda belirli süre durabildiğimiz kadar devam edeceğiz. Şu an açtığımız davalar var. Bu sürece ilişkin yürütmeyi durdurma davalarını açmış durumdayız. Bu davaların neticelerini belirli bir süre bekleyeceğiz. Bu sürede de kendi aramızda dayanışma fonları oluşturmuş durumdayız. Özellikle işten çıkarılan akademisyenlere yönelik olarak hem Mersin bazlı olarak hem de ulusal bazlı olarak bir takım fonlar var. Cüzi miktarlarda da olsa hayatımızı devam ettirecek, biz öyle ciddi lüksleri olan insanlar değiliz” dedi.

23

Türkiye’de asgari ücretle geçinen binlerce insanın olduğunu da hatırlatan Altınay, işsiz kalması durumunda akademisyenliğe devam etmek için her türlü çabayı göstereceğini de belirterek, akademik alanda çalışmanın yollarını sonuna kadar aramak istediğini belirtti.

 

(Sidaeren.blogspot.com)

Akademisyen Meral Camcı için tutuklama talep edildi

Hakkında yakalama kararı çıkarılan ve yurt dışında olduğu için Yrd. Doç. Dr. Muzaffer Kaya, Yrd. Doç. Dr. Esra Mungan ile Doç. Dr. Kıvanç Ersoy ile birlikte tutuklanmayan Yrd. Doç. Dr Meral Camcı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne ifade verdikten sonra Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na sevk edildi. 2 saatlik sorgunun ardından 3. Sulh Ceza Mahkemeye tutuklanma talebiyle sevk edildi.

20

Dün saat 14.30 sularında Atatürk Havalimanı’na gelen olan Meral Camcı dönüşünden hemen önce Barış için Akademisyenler grubuna bir mektup yazdı. Camcı, mektubunda “Bir duvarın ne tarafında olduğumuzun ehemmiyeti yok zihnimiz özgürleşmedikçe. O duvarları kaldıracağız ve özgürleşeceğiz. İçeriden ve dışarıdan. Ben şimdi orada olmalıyım” ifadelerini kullandı.

Camcı “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza attığı için İngilizce Mütercim Tercümanlık bölümünde görev yaptığı İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi’ndeki işinden atılmıştı.

Camcı, bugün saat 10:30 sıralarında İstanbul Emniyet Müdürlüğüne bağlı Güvenlik Şube Müdürlüğü’ne geldi. Emniyette ifade veren Camcı’nın Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’na sevk edildi.

 

(T24)

Yedi Krallık, “Winter is coming” yerine “Kurtarmanın sınırı yoktur” dedi

Suriyeli sığınmacılar için bir araya gelen, dünyaca ünlü ‘Game of Thrones’ dizisinin ekibi, Uluslararası Kurtarma Komitesi’nin (International Rescue Comitte-IRC) başlattığı “Kurtarmanın Sınırı Yoktur” (Rescue Has No Boundaries) kampanyası için bir video hazırladı.

19

Kamera karşısına geçen oyuncular, dünya çapındaki 16 milyon sığınmacı için destek istiyor. 1 milyon dolar toplamayı hedefleyen kampanya kapsamında, dizinin fanları para bağışında bulunabilecek ya da dizinin ürünlerinin satılmasıyla toplanan fon sığınmacılar için kullanılacak.

Kurtarma Komitesinin kampanyaya ilişkin bir sayfası da bulunuyor. Sayfadaki görsellerden anlaşıldığına göre dizinin yapım şirketi HBO ile ortak yürütülen proje şu sözlerle aktarılmış,

Bu şu anda yaşanmakta olan bir hikaye. Dünya çapında milyonlarca insan çatışmalı bölgelerden kaçabilmek için evlerini terketmek zorunda kalıyor. Çocuklardan, kadınlardan ve erkeklerden müteşekkil bu ailelerin tek amacı hayatta kalmak ve kendilerini iyileştirebilmek.

Fakat bu mücadelelerinde yalnız kalmamalılar. Tam şu anda her zamankinden daha fazla biraraya gelmek zordundayız. Dayanışmak için biraraya gelebilmemiz çok önemli. Gelin, gerçek bir fark yaratabilmek adına Game of Thrones ekibi ile Uluslararası Kurtarma Komitesi’ne destek verin.

 

(Yeşil GazeteAgos)

Erdoğan’ı kızdıran ekip geri adım atmıyor

Cumhurbaşkanını kızdıran video klibi hazırlayan Alman TV programcıları, yayınladıklerı yeni bölümde de cumhurbaşkanı Erdoğan’a yer verdi.

17

Kuzey Almanya Radyo Televizyon Kurumu’nda (NDR) yayınlanan “extra 3” mizah programının dün akşam yayınlanan bölümünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kızdıran video klip bu kez Türkçe altyazılı olarak yayınlandı.

‘Erdoğan anlamadığı için Türkçe altyazı’

“extra 3” sunucusu Christian Ehring, “Belki de Erdoğan klibi anlamadı. O yüzden bu kez Türkçe altyazısıyla veriyoruz” dedi. “Anlaşılan Erdoğan TV ücreti ödemeden programımızı izliyor” diyen Ehring, “Eleştiri duymak istiyorsa bizi izlemeli. Ama eleştiri istemiyorsa Başbakan Merkel ile buluşmalı” dedi.

‘Hoşuna gitmeyeni yazdı, gözünü hapiste açtı’

https://youtu.be/oas5nAlfrwg

İlk kez 17 Mart’ta yayınlanan video klibi yüklendiği YouTube’da yaklaşık 3 milyon kez tıklandı. Alman şarkıcı Nena’nın “Irgendwie, irgendwo, irgendwann” isimli şarkısından uyarlanan klipte Erdoğan’ın farklı dönemlere ait görüntüleri yer alıyor. Klibin şarkı sözleri Erdoğan’ın yönetim tarzını hicvediyor. “Erdoğan’ın hoşuna gitmeyeni yazdı, gözünü hapiste açtı” gibi sözlerle basın özgürlüğü tartışmasına dikkat çekiliyor. Türk Dışişleri Bakanlığı video klibe tepki göstermiş, Almanya’nın Ankara Büyükelçisi bakanlığa çağrılmıştı.

Erdoğan ‘ayın personeli’ seçildi

“Biz de Türk büyükelçisini çağırdık ama gelmedi” diyen Ehring, “Bu gerginlik nereye varacak böyle? Savaş mı? Askerliğimi emekliler yurdunda sivil hizmet vererek tamamladım” dedi.

Erdoğan’a olağanüstü işbirliğinden dolayı teşekkürü borç bildiklerini belirten Ehring, bu nedenden dolayı “extra 3” ekibi olarak onu “ayın personeli” seçtiklerini söyledi.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

CHP’li Yüceer: LGBTİ’lerin ayrımcılığa karşı tasarıda olmaması akıl kârı değil!

CHP Milletvekili Candan Yüceer, İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanun Tasarısı’na ilişkin mecliste konuştu. LGBTİ’lerin tasarıda yer almamasını “Büyük sözcüklerin arkasına saklanıp en başından ayrımcılığı siz yapıyorsanız bu tasarının ne anlamı var” ifadeleriyle eleştirdi.

LGBTİ’lere ayrımcılık yapan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanun Tasarısı TBMM Genel Kurulu’nda görüşülüyor.

CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer
CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer

Kaos GL’de yer alan habere göre Genel kurul görüşmeleri sırasında kanuna ilişkin söz alan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer, kanunun cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ayrımcılığını kapsamamasını eleştirdi.

“Eşcinsel olmak zordur bu ülkede”

“Eşcinsel olmak zordur bu ülkede. Aileniz dışlar, toplum dışlar, eğitim sistemi dışlar. Devlet için siz zaten yoksunuzdur” diyen Yüceer, LGBTİ’lerin ayrımcılığı önlemeye ilişkin bir tasarının içinde bile kendine yer bulamamasını eleştirdi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Neden diye sorduğunuzda “olur mu canım hiç öyle şey”, “bizim örfümüzde, adetimizde, geleneğimizde yok”, “bize yakışmaz”, “Günah”, “ayıp” gibi kavramlarla geçiştirilirsiniz.

“Hatta birileri için sizin cinsel yöneliminiz hastalıktır. Hatırlarsınız Değerli Milletvekilleri, 58’inci Hükümet döneminde Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı -o zamanlar kadın adını taşıyan bir bakanlık vardı- Selma Aliye Kavaf “Eşcinsellik hastalık, tedavi edilmeli” demişti.

“Yeri gelmişken şunu rahatlıkla söyleyebiliriz diye düşünüyorum eşcinsellik bir hastalık değildir.”

“Bazıları daha az mı eşit olacak?”

Yüceer, “eşcinsellikten nefret hiç de sağlıklı bir durum değildir” diyerek; tasarı gerekçesinde müktesebatına ve Avrupa konseyi belgelerine uyumdan bahsedilirken cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin tasarıda yer almadığını hatırlattı.

LGBTİ’lerin tasarıda yer almamasının, ‘bazılarının biraz daha az eşit olması’ anlamı taşıyacağını da sözlerine ekleyen Yüceer şöyle devam etti:

“Ne olduklarına, kim olduklarına, nasıl yaşadıklarına veya bu yaşam biçiminin birileri tarafından kabul ve onay görüp görmediğine bakılmaksızın herkesin ayrımcılıktan korunması gerekmektedir.

“Yoksa tasarının gerekçesinde “insan onuruna yaraşır bir hayat”tan, “eşitlik ilkesinden”, “insan haklarına saygı”dan söz etmişsiniz neye yarar?

“Büyük sözcüklerin arkasına saklanıp en başından ayrımcılığı siz yapıyorsanız bu tasarının ne anlamı var?”

Nefret cinayeti sonucu yaşamını kaybeden trans kadın İrem Okan’ın annesi Melek Okan’ın “Koskoca dünyaya sığdıramadılar evladımı” sözlerini hatırlatan Yüceer son olarak, “Biliyorsunuz ve hemen her gün görüyorsunuz ki ülkemizde lezbiyen, eşcinsel, biseksüel, transseksüel ve interseks bireyler açık ayrımcılığa uğruyorlar. Nefret suçlarının ve nefret söylemlerinin hedefi durumundalar. Bütün bunları görmezden gelip, sanki bu insanlar ayrımcılığa uğramıyormuş gibi davranmak akıl kârı değildir” dedi.

 

(Kaos GL)

Nazar’ımın elleri – Kardelen Çelebi

Bu yazı 5harfliler.com/ dan alınmıştır

Küçük bir öğrencimin ellerini anlatır yazıdır.

Adı Nazar. Öyle renkli gözleri, ipek saçları, pürüzsüz bir teni yok. Aksine kara ve kuru, çok güzel olmayan, lekeli bir yüzü var. Saçları mütemadiyen sıkıca toplu, mütemadiyen kömür karası ve belki son yılları saçlarının güneşi özgürce görebilmek için.

‘Öğretmenim’ der hep, ‘öğretmenim günaydın, öğretmenim nasılsınız?’ Arkalarda otursun ister, gözden ırak olsun. Gözden ırak, gönlüme yakın olsun ister. Kara ufak gözleriyle izler beni ders boyu, ben ona bakınca saklanıverir birinin ardına çabucak. Üstüne kadın olmanın ağır yükü oturmuştur şimdiden: gözlerini kaçır Nazar, sesli konuşma, kaybol birinin arkasında, yokmuş gibi ol Nazar, hiç olmamış gibi… Böyle düşünür mü içinden, bilemem ki. Bunları düşünmeden mi yapar, bilemem hiç.

en 6 aydır Süphan Dağı'nın eteğinde bir köyde öğretmenim. Bu da küçük bir öğrencimin ellerini anlatır yazımdır.
Ben 6 aydır Süphan Dağı’nın eteğinde bir köyde öğretmenim. Bu da küçük bir öğrencimin ellerini anlatır yazımdır.

Gömleğinin düğmeleri boynuna kadar iliklidir. “Birini çöz, kızım” derim. “Çöz birini, boğulacaksın.” Düşünür mü: “Ben bu köyde zaten boğuluyorum öğretmenim!” Düşünür mü böyle, bilemem. Gülümserim, o da gülüverir. Yaklaşırım, heyecanlanıverir.

Elektriğin kesildiği çok olur köyde. Elektrik yoksa kalorifer de yanmaz. Demek ki o gün montlarla hatta belki eldivenlerle işleyeceğiz dersi. “Of ne soğuk bugün” diyeceğiz, yahut “Ne zaman gelecek bahar?” diye soracağım güldürmek için çocuklarımı, kim bilir kaçıncı kez. Bir gelse şu bahar, bir erise şu karlar… Görseniz burayı, nasıl şaşırırsınız: her yer beyaz. Şehirlerde kar yağınca, hani romantik fotoğraflar çekiniriz çabucak. Erimeden yakalayalım isteriz. Büyülü gelir karın yağışı, koşarız pencereye. Sorarız birbirimize: Yağıyor mu baksana? Öyle değil işte burada, öyle değilmiş. Aylardır dünya beyaz bizim için ve daha aylarca beyaz kalacakmış. Ne garip geliyor bir bilseniz: memleketim burası da. Ekranlarda bar bar bağıran çirkin adamların da memleketi bu köy. Kalktım geldim ta nerelerden, ta kimlerden kalktım geldim. Herkes gelmeli, bu bembeyazlığı görmeli. Herkes ta nerelerden kalkıp gelmeli, bu çocukların gözlerine bir kez olsun bakmalı. Herkes ta kimlerden kalkıp gelmeli, Nazar’ın ellerini bir kez olsun görmeli, bir kez dokunmalı onlara. Ne var Nazar’ın ellerinde?

Desté min cemidi!

Nasıl anlatmalı Nazar’ımın ellerini? İçimi ince bir sızı kaplıyor düşününce bile, bunu nasıl anlatmalı? En önce onun elleri, kendi dilinde bir cümle öğretti bana: Desté min cemidi! Ellerim üşüdü! ‘Desté’ el anlamına geliyor. ‘Min’ benim, yani iyelik-aitlik eki. Ellerim, elleri… Bu soğukta el üşümez mi hiç, bu kuru soğukta çatlamaz mı Nazar’ın elleri? Ama siz hayal edebilir misiniz, 13 yaşındaki bir kızın kınalı ellerinde en fazla ne kadar çatlak olur? En fazla kaç çatlak vardır Nazar’ın ellerinde bilemem, sayamam. En fazla kaç kez kanamıştır elleri kızımın, soramam. Sorsam bile cevap veremez, o da bilmez. Hani nasır olur işçinin, emekçinin, köylünün ellerinde: hayatı işleyen ellerindeki nasırlar yüzünden kaskatı kesilir avuçları. Onca zorluk, yokluk yüzünden nasıl bakışları kaskatı kesilirse elleri de kaskatı olur. İşte Nazar’ın ellerindeki yaralar da öyle derin, öyle çok ki; kaskatı. Bu yüzden de saklar ellerini. O sakladıkça ben utanırım. O görünmez olmak istedikçe ben kaybolurum. Onun elleri üşür, benim içim yanar.

Ben 6 aydır Süphan Dağı’nın eteğinde bir köyde öğretmenim, 23 senedir bu ülkede bir kadınım. Nazar bu köyden hiç çıkmamış, 13 yaşında bir kızcağız. Kimse görmeyecek ellerini, kimse merak da etmeyecek. Acılarını kimse görmeyecek, Nazar bu memlekette kadın olmanın her zorluğunu iliklerine kadar yaşayacak, kalbi ellerinden çok çatlakla dolacak belki. Kalbi ellerinden çok kanayacak. Ferid Edgü gibi diyeceğim: Ben bu okulun öğrencisi ve öğretmeniyim. Nazar’ın ellerinden daha çok şey öğreneceğim.

Not: Fotoğrafı okulumun penceresinden çektim.

 

Bu yazı 5harfliler.com/ dan alınmıştır

 

Kardelen Çelebi

Afet riskinin ölümcül mayasında etkin bir madde: İklim Değişikliği

Helen Clark ve Robert Glasser tarafından The Guardian‘da yayımlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Merve Yavuz‘un çevirisiyle sunuyoruz.

***

2005’in Ocak ayında BM üyesi devletler tarafından kabul edilen Hyogo Çerçeve Eylem Planı (HFA) 10 yılı aşkın bir süredir insanların afetlerden kurtulmasını sağlayan ve geçimlerini devam ettirmelerini destekleyen eşi görülmemiş bir hareket oldu. Peki bir ilerleme katedildi mi?

Afet Epidemiyolojisi Araştırma Merkezi ve büyük sigorta şirketleri 2015 yılında ölen, etkilenen insan sayısının ve afetlerin sebep olduğu ekonomik kayıpların 10 yıllık ortalamanın altında olduğu konusunda aynı fikirdeler.

Ancak, afet yönetimi konusunda mı daha iyiye gidiyoruz yoksa afet riskini mi azaltıyoruz? Bu iki olgu arasında önemli bir fark var ve bu farkın kalkınma üzerinde ciddi bir etkisi mevcut.

Paris İklim Zirvesi'nden bir kare. Görsel: Christophe Ena/AP
Paris İklim Zirvesi’nden bir kare. Görsel: Christophe Ena/AP

Daha iyi afet yönetimi sadece afet riskini azaltmak ile ilgili ise temelinde yatan sebepleri ele almıyor olabiliriz. Afetlerdeki artışın tehdit haline geldiği bu dönemde daha iyi bir hazırlık ve müdahale gerekli ve övülmeye değer bir durum olsa da risk azaltımı da en az onlar kadar önemli.

İklim değişikliği afet riski  konusunda etkisi gittikçe artan güçlü bir unsur. Halihazırda doğal tahribatla ilişkili afetlerin en az %90’ı iklim ile ilişkili. Geçtiğimiz yıl Avrupa ve Asya’da binlerce insan sıcaklık dalgaları sebebiyle hayatını kaybetti. Kuraklık ve taşkın olayları da-etkisi hala süren güçlü El Niño gibi normal iklim değişkenliğinin şiddetlendiği durumlar dahil olmak üzere- artıyor.

Deniz seviyeleri ve yüzey sıcaklıklarının artması havada yüksek nem birikmesi ile sonuçlanıp daha yoğun kasırga ve  tayfun oluşumuna sebep olur. Bu durum, geçen yıl Hindistan ve Pasifik Okyanusu’nda gözlemlendi: Meksika’da toprak kaymasına sebep olan şimdiye dek görülmüş en kuvvetli kasırga meydana gelirken, Vanuatu ve diğer Güney Pasifik bölgelerini 5. kategori fırtına vurdu.

Hızlı kentleşme hem iklim hem de jeolojik tahribat riskini arttırıyor. Nüfus artışı, göç ve plansız/çarpık kentleşme ile olası zararlar hızlı bir şekilde artıyor.

Küresel ölçekte 2030 yılına kadar mevcut olacak kentsel çevrenin yarısından fazlası inşaat aşamasında. Eğer bu durum planlanmamış, imar kanunu ve çevresel etkiler önemsenmiyor ise afet riski büyüyecektir. Kuşkusuz can kaybı, geçim kaynağı ve altyapı problemlerini de beraberinde getirecektir. Kentsel gelişimde dikkate alınması gereken risk faktörü, meydana gelebilecek kayıpları belirleme, kaynakları ve insan yaşamını koruma potansiyeline sahip.

İklim değişikliği ile mücadelede Paris antlaşması ileriye doğru büyük bir adım olsa da, yükselen sıcaklıkların ve etkilerinin dizginlenmesi on yıllar alacaktır. İklim değişikliği uyumunun ve afet riski azaltımının öncelenmesi ihtiyacı hiç bu kadar açık ve acil olmamıştı.

Birçok yerde daha iyi afet yönetimi ve erken uyarı sistemlerinin daha etkili kullanılması sayesinde ölüm oranı azalıyor. Ancak riski azaltmak için yoksulluk ve eşitsizlik, hızlı ve plansız kentleşme, ekosistem tahribatı, zayıf risk yönetimi dahil olmak üzere ele alınması gereken pek çok konu var.

Eyleme geçme olanağı tanıyacak yasal ve usule uygun bir politik ortam ve daha iyi bir risk yönetimi gereklidir. Yatırımları yönlendirmek amacıyla daha fazla ulusal afet kaybı veritabanı oluşturulmalıdır.

Geçtiğimiz yıl Mart ayında Sendai Afet Riski Azaltma Çerçevesi kabul edildi. Bu çerçeve, kalkınma bağlamında afet riskinin çok faktörlü yönetimini teşvik ediyor ve afet risklerinin karmaşık yapısına dikkat çekiyor. Aynı zamanda bu riskler arasındaki -yeni risk oluşumuna ve kayıplarda artışa sebep olabilecek-  etkileşime değiniyor.

Bu çerçeve ayrıca sürdürülebilir kalkınma hedefleri, kalkınmanın finanse edilmesi için Addis Ababa eylem gündemi ve Paris Antlaşması’nın kabulünün yaşandığı yoğun geçen bir yılda kalkınma ilintili ilk büyük gündemi oluşturdu.

Şimdi bu anlaşmalar arasındaki bütünlüğü sağlamak ve böylece çevresel, teknolojik ve biyolojik tehditlere direnci güçlendirmek üzere iklim uyumu ve afet riski azaltım yöntemlerinin işbirliği içinde çalışmasını sağlamak için kaçırılmayacak bir fırsat var.

*Robert Glasser: BM Afet Riski Azaltma Dairesi Başkanı ve BM Genel Sekreteri Afet Riski Azaltma Özel Temsilcisi

 

Haberin İngilizce Orijinali

Yazı: Helen Clark ve Robert Glasser

Yeşil Gazete için çeviri: Merve Yavuz

(Yeşil Gazete, The Guardian)

 

 

 

 

 

Bir müjde de Tarsus’tan: Boğazpınar’da HES’e geçit yok

Mersin Tarsus’a bağlı Boğazpınar köyünde yapılmak istenen HES projesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen “ÇED Olumlu” kararı mahkeme tarafından iptal edildi. Mahkeme gerekçeli kararında Boğazpınar’a HES yapılması durumunda yöre halkının, bölgeye özgü bitki ve hayvanların olumsuz yönde etkileneceğini ifade etti.

11

Evrensel’den Sinem Uğurlu’nun haberine göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, eşsiz bir doğa güzelliğine sahip olan Boğazpınar’daki Karasu Nehri üzerine yapılmak istenen Akhan HES projesi için 19 mart 2013’te “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu” kararı verdi. HES projesinin gündeme geldiği 2012’den bu yana yaşam alanı mücadelesi veren Boğazpınar köylüleri bu kararı da yargıya taşıdı. Mersin 1. İdare Mahkemesi de, “ÇED Olumlu” kararında hukuka uyarlılık bulunmadığını ifade ederek, kararı iptal etti. Mahkeme verdiği kararda, projenin hayata geçmesi durumunda bölgeye özgü bitki ve hayvanların yaşam alanlarının ve yöre halkının yaşamının olumsuz yönde etkileneceğini ifade etti ve daha önce hazırlanan bilirkişi raporuna atıfta bulundu.

BİLİRKİŞİ: HES BOĞAZPINAR’I YOK EDER

https://youtu.be/mNIPRaekR4M

Bilirkişi heyetinin bölgede yaptığı incelemeler sonucunda hazırladığı raporun her cümlesi adeta “Proje hayata geçerse Boğazpınar yok olur” diyordu. Şirket tarafından hazırlanan ÇED raporunda Karasu Nehri üzerinde bulunan ve köylülerin içme ve sulama ihtiyacını karşılayan Kadıncık Çayı sanki projeden hiç etkilenmeyecek gibi “proje etki alanı” dışında tutuluyordu. Oysa bilirkişi raporu, projenin Kadıncık Çayı’nı etkileyeceğini söylüyordu. Bilirkişi raporu bu durumu şu net sözlerle ifade etti: “Proje hayata geçtiğinde havzada yaşayan insanların tarım alanlarının, hayvanların ve dereden doğrudan faydalananların su ihtiyacının karşılanması konusunda olumsuzluklarla karşılaşma ihtimali oldukça yüksektir.” Bilirkişi raporu, HES faaliyetleri sonucunda oluşan hafriyat malzemelerinin de Kadıncık Çayı yatağına akacağını, bu durumun su kalitesinin bozulmasına ve doğa tahribatına neden olacağını söylüyor.

‘ENDEMİK TÜRLER OLUMSUZ ETKİLENİR’

HES yapılması planlanan bölge Kadıncık Vadisi Yaban Hayatı Geliştirme Sahası içinde kalıyor. Bilirkişi raporuna göre, bölge Türkiye’deki önemli 122 bitki alanından biri ve bölgede 323 tanesi endemik olmak üzere toplamda 1685 bitki türü bulunuyor. Raporda bu türlerin projeden olumsuz etkileneceği ifade edilirken, bölgede yaşayan yaban hayvanlarının da yaşam alanlarının daralacağına dikkat çekiliyor.

Karasu Nehri’ne yapılacak projeyle birlikte, vadi boyunca 9 kilometrelik bir alanda suyun tünele hapsedilmesi ve doğayla ilişkisinin kesilmesi planlanıyordu.

HES’lere karşı mücadele eden Boğazpınar köylüleri hakkında şirket tarafından pek çok dava açıldı. Hızını alamayan şirket, Boğazpınarlı çocukların söylediği “HES yapma boşuna, yıkacağız başına” isimli şarkı hakkında bile tehdit unsuru olduğu gerekçesiyle dava açmıştı.

 

(Evrensel)

Türkiye’de vicdani redde beraat

Vicdani retçi İnan Mayıs Aru Muğla 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davadan beraat etti.

‘Askerlikten soğutmak suç olamaz’

Katılımın bir hayli yüksek olduğu ve adliye dışından gelişmelerin canlı yayınladığı dava beraatle sonuçlandı. İnan Mayıs Aru savunmasında herhangi bir suç işlediğini düşünmediğini, halkı askerlikten soğutmanın bir suç olamayacağını söyledi.

9

Vicdani Ret Derneği üyesi avukatlar Hülya Üçpınar ve Gökhan Soysal, Aru’nun vekilleri olarak yaptıkları savunmada halkı askerlikten soğutmanın suç olmadığını, maddenin anayasaya aykırı olduğunu ifade etti.

lk olarak Gökhan Soysal söz alarak ilgili maddenin anayasaya aykırılığı dolayısıyla yargılamanın hukuki temeli olmadığını ifadeye ederek TCK madde 318’in anayasaya uygunluk denetiminden geçmesi gerektiğini vurguladı.

Esas hakkındaki savunmaya geçildiğinde söz alan avukat Hülya Üçpınar, özellikle son dönemde anaakım medyanın dahi ilgisini çeken “asker fotoğraflarını” göstererek halkı askerlikten soğutanın bizatihi askerler olduğuna dikkat çekti. Bedelliden yararlanan ve askerde zorunlu askerken şüpheli asker ölümlerinin yüksek sayısını belirterek askerlik görevinin madde gerekçesinde ifade edildiği gibi kutsal olmadığını söyleyen Hülya Üçpınar, askerliğin siyasi konjonktüre göre kullanıldığını belirtti.

Daha sonra söz alan avukat Gökhan Soysal da halkı askerlikten soğutmanın suç olmadığını vurgulayarak davanın hukuki temelinin olmadığını söyleyerek Aru’nun din ve vicdan özgürlüğü ile ifade özgürlüğünü kullandığını belirtti.

Verilen aradan sonra açıklanan kararla Aru beraat etti. Karar adliye içerisinde sevinçle karşılandı.

Daha sonra da adliye önünde basın açıklaması gerçekleştirilerek Aru’nun babası da vicdani reddini açıkladı.

 

(Birgün)