İstanbul Maslak’ta bir otobüste yolculuk yapan Ayşegül Terzi, şort giydiği gerekçesiyle yüzüne tekme yedi.
Hemşirelik yapan Terzi, çalıştığı hastaneden çıkıp evine giderken bindiği otobüste, kimliği belirsiz bir erkeğin saldırısına uğradı. Show Haber’e konuşan Terzi, saldırganın kendisine “Şort giyenler ölmeli” diyerek sözlü sataştığını, ardından da otobüsün demirinden destek alarak yüzüne tekme attığını anlattı.
https://youtu.be/Sy07zr9zYmk
Tekmenin etkisiyle bayılan Terzi’nin anlatımına göre otobüs şoförü ve otobüstekiler de kendisine yardımcı olmadı. Otobüsün kendisini bir yerde indirdiğini söyleyen Terzi, kimsenin de ambulans çağırmadığını, bir şekilde babasının kendisini hastaneye götürdüğünü belirtti.
Suriye’nin başkenti Şam’da şiddetli çatışmalar yaşandığı ve hafta başından bu yana yürülükte olan ateşkesin ihlal edildiği bildiriliyor.
Şam’ın doğusunda rejim güçleri ile isyancılar arasında şiddetli çatışmalar yaşandığını bildiriliyor. Merkezi Londra’da bulunan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Şam’ın doğusundaki Cubar bölgesinde rejim güçleri ile isyancılar arasında çatışmalar yaşandığını açıkladı.
Suriye’de ABD ile Rusya’nın ateşkes üzerinde mutabık kalmasından sonra hafta başından bu yana ateşkes yürürlükteydi. Söz konusu çatışmaların, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana meydana gelen en büyük ihlâl olduğu belirtiliyor.
ABD’nin ayrıntıları açıklaması bekleniyor
Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, Washington’da yaptığı açıklamada, gelecek hafta Uluslararası Suriye’ye Destek Grubu üyelerinin temsilcileri ile New York’ta bir toplantı düzenlenmesinin planlandığını ve bu toplantıda mutabakata ilişkin ayrıntıların açıklanacağını belirtti.
Toner, ABD’nin diğer ülkelere mutabakatın tam metnini verip vermeyeceği konusunda ise sessiz kalmayı tercih etti. ABD ile Rusya geçen hafta, Suriye’de çatışmasızlık konusunda anlaşmaya varmıştı. Ülkeler ateşkesin 7 gün sürmesi halinde, IŞİD ve Fetih El Şam örgütlerine karşı operasyonlar konusunda işbirliği yapılması üzerine uzlaşmıştı.
Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Marc Ayrault, perşembe günü ABD’yi mutabakatın ayrıntılarını paylaşmaya çağırmıştı. ABD liderliğindeki IŞİD karşıtı koalisyonun üyesi olan Fransa, hava harekâtlarına katılıyor.
Avustralya’daki çatı üstü güneş elektriği kurulumlarının toplam gücünün 5 GW’ı aştığı bildirildi.
Avustralya’daki 1,6 milyon’a yakın iş yeri ve konut çatısında güneş elektriği sistemi bulunuyor
Avustralya Temiz Enerji İdaresi tarafından açıklanan verilere göre 1 Eylül 2016 itibari ile ülkedeki iş yerleri ve konutlarının çatılarında toplam güçleri 5.105 MW olan 1.581.905 adet güneş elektriği sistemi bulunuyor.
Bunların ortalama kurulu güçleri 3,2 kW iken, verilere göre yeni kurulumlarda bu rakam 5 kW’a yükselmiş durumda.
İdare tarafından açıklanan verilere göre 2016’nın ilk 8 ayında ise 72 bin evin ve işyerinin çatısında da güneş elektriği kurulumu yapıldı.
Bununla birlikte bu rakam çatı üstü güneş elektriğine alım garantilerinin sağlanmaya başladığı 2009 yılından beri yaşanan en düşük rakam oldu.
Bu rakam 2011 yılında 360 bin ile zirve yapmıştı.
Türkiye’deki çatı üzeri güneş enerjisi potansiyelinin değerlendirilmesi gerektiğini Güneş Gönüllüsü rumuzlu yazıları ile Yeşil Gazete’den paylaşan Alper Öktem‘in konuya dair tespitlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Gerçek adı Tahsin Tarık Üregil olan Tarık Akan’ın vefatı Türkiye’yi derinden etkilendi.
Acı haber sabah saatlerinde geldi. Nazım Hikmet Vakfı, Tarık Akan’ın vefatını duyurdu. Milliyet Gazetesi yazarlarından Ali Eyüboğlu, sosyal medyadan acı haberi paylaştı.
Akciğer kanserine yakalanan Tarık Akan, basına verdiği açıklamalarda durumunun iyi olduğunu, güçlü olduğunu ve daha iyi olacağını açıklamıştı. Yeşilçam’ın usta oyuncalarından olan Akan’ın ölüm tüm Türkiye’yi sarstı.
TARIK AKAN KİMDİR?
16 Eylül 2016 tarihinde vefat eden, Yeşilçam’ın efsanevi oyuncuların başında yer alan Tarık Akan, 13 Aralık 1949 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Hayatı 21 yaşında değişti.
1970 yılında Ses Dergisi’nin oyunculuk yarışmasında birinci seçildi ve 1971 yılına Yeşilçam’a giriş yaptı. 1971 yılında ilk sinema filmi Emine ile oyunculuk kariyeri başladı. Bu film üzerine yapımclıların dikkatini çekti ve bir anda aranan oyuncu haline geldi.
Altın Protakal
Daha sonra 1972 yılında oynadığı Suçlu film sayesinde 1973 yılında Altın Portakal Festivali’nde en iyi oyuncu ödülünü layık görüldü.
1973 yılında Yeşilçam’ın en iyi duygusal filmlerinden birisi olarak bilinen Canım Kardeşim (1973) adlı filmde Halit Akçatepe ile başrol oynadı.
Damat Ferit Karakteri ile hafızalara yerleşti
1974 yılında Ertem Eğilmez’in yönettiği Rıfat Ilgaz’ın aynı adlı eserinden uyarlanan Hababam Sınıfı (1975) adlı filmde Damat Ferit adlı karakteri canlandırdı, film 1975 yılında vizyona girdi ve Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden birisi olur ve bir klasik haline geldi. Boyu, giyinişi ve saç stili ile 70’li yıllara damgasını vurarak Yeşilçam’ın büyük jönleri arasına adını yazdırdı.
“Yol” Filmi ile dünyada ismi duyuldu
1982 yılında Şerif Gören ve Yılmaz Güney’in yönettiği efsane olan Yol filmi ile çok büyük başarı elde etti ve dünyaya adını duyurdu. Film 1982 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü alan tek film oldu ve Akan, En İyi Erkek Oyuncu kategorisinde aday oldu. Tarık Akan, Altın Portakal Film Festivali adlı ödül yarışmasında yedi ödül alan tek erkek oyuncudur.
Çatalhöyük’te MÖ. 8000 ila MÖ. 5500 yılları arasına tarihlenen eksiksiz bir kadın heykelciği bulundu.
Arkeofili’de yer alan habere göre Konya’da Çatalhöyük kazılarında, M.Ö.8000-5500 Neolitik Dönem’e ait, yüksek kalitede işçilikle yapılması ve vücudunun tüm parçalarının eksiksiz bulunması dolayısıyla “eşsiz” olarak nitelendirilen bir insan figürini bulundu.
Prof. Dr. Ian Hodder başkanlığında gerçekleştirilen 2016 yılı kazı çalışmalarında bulunan kadın figürini Çatalhöyük’ün üst seviyelerindeki mermerimsi taştan yapılmış.
Figürin, genelde olduğu gibi çöp alanında değil, bir platformun altında tek parça volkan camıyla birlikte özenle yerleştirilmiş bulundu. Hiçbir parçası eksilmeden günümüze kadar sağlam kalan eser, 17 santimetre uzunluğunda ve 1 kilogram ağırlığında.
Kafasının şekli, saç tipi (başının tepesinde yuvarlak bir topuz), ellerinin göğüslerinin altında olması ve küçük ayaklarıyla tipik bir Çatalhöyük eseri özelliği taşıyan figürin, ince işçiliği ile diğer heykelciklerden ayrılıyor.
Oturan Kadın Heykeli Eksiksiz Değildi
Günümüzde Çatalhöyük’te bulunan en ünlü heykelcik, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenen “Oturan Kadın” heykelciğidir. Bu heykelcik James Melaart ve ekibi tarafından bulunduğunda kafa kısmı yoktur ve Melaart bu kafayı Çatalhöyük’teki diğer buluntulara dayanarak kendisi ekler.
İri göğüsleri ve geniş kalçaları nedeniyle her zaman hem tarımla hem de doğurganlıkla ilişkilendirilen kadın figürininin, iki leoparın arasında oturur durumda tasvir edilmesi, onun güçlü bir kişilik olduğunu düşündürmektedir. Bacakları arasındaki yuvarlak şeklin yeni doğmakta olan bir çocuğun başını veya saygın bir atanın kafatasını betimlemesi olasıdır.
Oyun Atölyesi, 2016/2017 tiyatro sezonunu, İngiliz tiyatro oyunu yazarı, film yönetmeni ve senarist David Hare’in, Pencere adlı oyunu ile açıyor!
David Hare
Oyunu rejisi, “Neva” (2014) “İksir” (2013) gibi sinema, “İstanbul’un Altınları” (2011) “Ece” (2008) “Evimin Erkeği” (2007) gibi dizi filmlerin yönetmeni olan Birkan Uz’a ait.
Oyunun sahne tasarımı : Gamze Kuş, Müzikleri : Çağrı Beklen, Işık tasarımı : Kemal Yiğitcan’ın imzasını taşıyor.
Oyunda, Haluk Bilginer ve Esra Bezen Bilgin’in yanı sıra, genç oyuncu Kürşat Demir’de rol alıyor.
Oyun Atölyesi’nin yeni oyunu “Pencere”de Haluk Bilginer’e, İzmit Şehir Tiyatrosu’nda ve Talimhane Tiyatrosu’ndan oynadığı klasik ve çağdaş oyunlarda, pek çok önemli rolde, övgüye değer icralar gerçekleştiren Esra Bezen Bilgin eşlik ediyor.
Haluk Bilginer ve Esra Bezen Bilgin
Oyunun konusu
Tom ve Kyra…Farklı dünya görüşleri olan bir kadın ve bir adam… İlişkilerinin bitmesinden 3 yıl sonra Tom’un Kyra’yı ziyaret etmeye karar verdiği o soğuk gece de, tüm yargılarından kurtulup yeni bir hayat kurabilecekler mi?
Oyunun Tam Kadrosu
Yazan : David Hare
Çeviren : Haluk Bilginer
Yöneten : Birkan Uz
Sahne Tasarımı : Gamze Kuş
Müzik :Çağrı Beklen
Işık Tasarımı : Kemal Yiğitcan
Yönetmen Asistanları : Melih Pamukçu/Aynur Güçlü
Oynayanlar
Esra Bezen Bilgin
Haluk Bilginer
Kürşat Demir
David Hare’in “Pencere” adlı oyunu daha önce, 1996/1997 sezonunda Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından “Göğe Açılan Pencere” adı ile sahnelenmişti. Oyunu Kazım Akşar yönetmiş, başrolleri ise Çetin Tekindor, Zerrin Tekindor ve Aclan Büyüktürkoğlu üstlenmişti.
Ayrıca David Hare’in bir başka oyunu olan “Aşk Çember’i 2003/2004 tiyatro sezonunda, Kent Oyuncuları tarafından sahnelenmişti. Oyunu, Mehmet Birkiye yönetmiş, baş rolleri ise Müşfik Kenter, Kadriye Kenter, Engin Hepileri, Yeşim Koçak, Esra Kızıldoğan Uygur Mehmet Birkiye paylaşmıştı.
“Aslı’nın Boğaziçili arkadaşları” adıyla bir araya gelen Boğaziçi Üniversiteliler, Aslı Erdoğan’a destek için bir metin hazırladı. Aslı’nın Boğaziçili Arkadaşları, metinde Aslı Erdoğan’a “Senin kaleminden uzak kaldığın her gün bu güzel ülke için büyük bir kayıp” ifadeleriyle seslendi.
Cezaevinde bulunan Aslı Erdoğan’a mektup olarak da yollanacak metin şöyle:
“Sevgili Aslı,
Biz, Boğaziçili arkadaşların gözaltına alındığın 16 Ağustos’tan beri her gün seni düşünüyor, senin hakkında konuşuyor, bütün dünyaya senin duyarlı ve vicdanlı duruşunu anlatıyoruz. Senin özgürlüğüne kavuşacağın güne kadar seni anlatmaya ve seninle dayanışmaya devam edeceğiz.
Senin üniversite yıllarından beri insan haklarına ne kadar çok kafa yorduğunu, haksızlığa uğrayan, ezilen, dışlanan, yok sayılan ve ayrımcılığa uğrayan her grubun her zaman yanında olduğunu bilen insanlarız. Suçsuz olduğunu biliyoruz, çünkü sen şiddete ve savaşa inanan hiçbir illegal yapının içinde olmadın ve olamazsın. Ülkeni seven bir yazar ve aydın olarak barış için cesur bir şekilde mücadele ediyorsun. Senin kararlı ve güçlü duruşuna her zaman saygı duyduk. Böylesine keyfi ve hukuk dışı bir uygulama sonucu özgürlüğünün elinden alınması bizi kahretti. Ama gördük ki, bu haksızlık yalnızca ülkemizde değil bütün dünyada çok büyük bir tepki uyandırdı.
Senin kaleminden uzak kaldığın her gün bu güzel ülke için büyük bir kayıp. Adaletin yerini bulacağına ve yakında özgürlüğüne kavuşacağına inanıyoruz. Dört duvarın arasına hapsettiklerini zannettikleri sesin, dışarıda her zamankinden daha güçlü bir şekilde duyuluyor. Bu sesi daha önce hiç duymamış olanların bile vicdanlarını güçlendiriyor, barışa inançlarını arttırıyor.
Aslı, yalnız değilsin. Bu ülkenin güzel insanları da aynı senin gibi, artık daha fazla kan dökülmesini istemiyor. Bu ülkenin düşleri ve kâbusları, sevinçleri ve acıları, türküleri ve ağıtları aynı olan güzel insanları senin de istediğin gibi kardeşlik, demokrasi ve barış içinde birlikte yaşamak istiyorlar.
Senin de içinde olduğun barışı savunan çok sayıda demokrat yazarın, düşünce suçlusu olarak tutuklanmaları, Türkiye toplumunun özgür, demokratik ve barış içinde gelişmesine vurulan büyük bir darbedir. Yapılan bu yanlışın anlaşılacağını ve kısa sürede düzeltileceğini umut ediyoruz.
Sana anayasadaki temel hak ve özgürlüklere uygun davranılmasını, yaşam hakkını tehdit edebilecek kötü muamele ve insan onuruna aykırı uygulamalara maruz kalmamanı ve bir an önce serbest bırakılmanı talep ediyoruz.
Haberimizin manşetindeki çağrı Yaşam ve Dayanışma Yolcuları’ndan.19 Eylül’de Rize’de görülecek olan Artvin Davası’na, deresine, ormanına,suyuna, kendi geleceğine, bugününe sahip olmak için direnenlere destek olmak üzere 18 Eylül’de İstanbul’dan yola çıkacaklar. İstanbul’dan yola çıkmadan bir gün önce Artvin Maden Davası hakkında forum ve konser etkinliği için halkı 17 Eylül Cumartesi günü saat 16:00’da Yoğurtçu Parkı’na davet ediyorlar. Ama önce Artvin’e gidiş çağrı metnini paylaşalım:
Yaşam ve Dayanışma Yolcuları
Artvin, Cerattepe için Dayanışma Çağrısı:
“19 EYLÜL 2016’DA “CERATTEPE DURUŞMASI” İÇİN RİZE’DEYİZ!
Yaşam ve Dayanışma Yolcuları bu kez ARTVİN/CERATTEPE için yollarda!
Yolculuğumuzun birinci bölümünde ilk durağımız 11 Temmuz’da Akkuyu idi, ikinci bölümünde ise ilk durağımız Rize İdare Mahkemesi olacak. 25 yıldır var kalma mücadelesi veren ARTVİN halkı ile dayanışmak için, ‘Artvin Halkı Yalnız Değildir’ demek için 19 Eylül 2016 tarihinde Rize’de gerçekleşecek CERATTEPE Duruşması’nda olacağız!
Cerattepe’de maden inadının altında bakır değil altın yatıyor. Cengiz Holding’in kurum başvurularında iddia edip halka açıkladığının aksine bakır değil siyanürle altın çıkarma amacı var. Maden, Artvin’i siyanüre gömecek!
Türkiye’nin en büyük çevre davası olan bu dava biliyoruz ki yalnızca Artvin halkının davası değildir. Bu dava bütün yaşam savunucularının davasıdır. Artvin kaybettiğinde yaşam mücadelesi bütün Türkiye’de kaybedecektir, bunu iyi biliyoruz. Bu yüzden biz de Artvin Çevre Derneği’nin davetini tekrarlıyoruz; “Ülkemizin her yerinden Artvin’li hemşehrilerimizi, çevre dostlarını, bu ülkenin gerçek yurttaşlarını bu duruşmada yanımızda olmaya, bize güç vermeye çağırıyoruz”.
80. Madde’nin resmi gazetede yayınlanıp yürürlüğe girmesinden sonra meşru toplumsal muhalefetten başkaca bir seçeneğimizin kalmadığının farkındayız. Yaşam savunucuları olarak demokratik haklarımızı sonuna kadar kullanmaya kararlıyız, Artvin halkını yalnız bırakmayacağız!”
“Yaşam ve Dayanışma Yolculuğu’nun Karadeniz ayağına katılmak isteyenler ve Rize İdare Mahkemesi’nde gerçekleştirilecek Cerattepe Duruşması için ücretsiz gidiş/geliş olanaklarından yararlanmak isteyenler, email adreslerinden ulaşabilirler:([email protected])]
Yaşam ve Dayanışma Yolcuları 18 Eylül’deki yolculuğa çıkmalarından önceki gün İstanbul Yoğurtçu Parkı’nda da bir konser düzenleyerek Artvin’e destek çabalarına dikkat ve ilgi çekmeye çalışacak. Etkinlikte Çeşitli ekoloji hareketlerinden yaşam savunucuları Artvin’de verilen yaşam mücadelesine karşı duyarlılığını ortaya koymak ve yereldeki direnişin sesini yükseltmek için bir araya gelecek.
Saat 16.00’da başlayacak forumda ele alınacak ana konu Cerattepe Direnişi ve 19 Eylül’de Rize İdare Mahkemesi’nde görülecek Cerattepe duruşması üzerine konuşmalar yapılacak. Konuşmacılar arasında Bergama’da siyanürle altın aramaya karşı verilen mücadeleden Oktay Konyar, antikapitalist müslüman yazarlardan R.İhsan Eliaçık, Mimarlar Odası avukatlarından Can Atalay İstanbul Artvin Dernekler Federasyonu Başkan yardımcısı Hasibe Özkan, Munzur Koruma Kurulu’ndan Hasan Şen Validebağ Gönüllüleri’nden Arif Belgin de yer alacak.
18.00’de başlayacak konserde Doğu Karadenizli ve Artvinli sanatçılar , Damla Şahin, Yudum Şahin , Tamara Şahin, Aydoğan Topal ve Ümit Taşkıran sahne alacak.
11 Eylül Pazar günü OHAL’de yayımlanan kanun hükmünde kararname (KHK) ile belediyelerine kayyum atanan kentler Batman ve Hakkari’de karara tepkiler var.
BBC Türkçe’den Hatice Kamer’in haberine göre Batman’da Pazar gününden beri her akşam protesto gösterileri düzenleniyor. Hakkari’de görevden alınan başkan vekili Fatma Yıldız ise, kendileri için farklı hukukun işlediğini savunuyor.
Batman’da Pazar gününden beri protesto gösterileri düzenleniyor
Haftasonu uygulanan karara Türkiye dışından da tepkiler var. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, kaygılarını dile getiren ABD Büyükelçisi John Bass’ı ‘vali gibi davranmakla’ suçladı.
Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan ise dün ikisi il 28 belediyeye kayyum atanması kararını, “Seçilmişler bal gibi de görevden alınır” diyerek savundu.
Erdoğan, “Devletin sana tahsis ettiği iş makinalarını tamamen terör estirmek için çukurlar kazarak kullanırsan, yargı gelir sana bununla ilgili hesabını sorar” dedi.
‘Halkın iradesine yönelik bir darbe’
BBC Türkçe’ye konuşan ve Batman Belediyesi’nde 11 yıldır şoförlük yapan Abdullah ve 6 yıldır temizlik işçisi olan Hüseyin, kayyum uygulamasının halkın iradesine yönelik bir darbe olduğunu söyledi.
Kayyum atanmasına kararına karşı Batman Belediyesi’nde nöbet eylemi başladı
İki çalışan da, kayyumla çalışmak istemediklerini, bu yüzden de işi bırakacaklarını belirtti. Abdullah’ın 4, Hüseyin’in 6 çocuğu var. İşten ayrılmaları durumunda başka herhangi bir gelirleri yok.
Batman Belediye Eş Başkanları Sabri Özdemir ve Gülistan Akel, 19 Ekim 2015’te öz yönetim ilanı nedeniyle görevden uzaklaştırılmışlardı.
Belediyenin memur, kadrolu ve sözleşmeli işçi olmak üzere 2300 çalışanı bulunuyor. Sabri Özdemir, taşeron firmaya bağlı 1300 işçinin kayyumla çalışmak istemediklerini ilk gün yaptıkları bir basın açıklamasıyla duyurduklarını söyledi.
Sorularımızı yanıtlayan Sabri Özdemir, kayyumun, 1300 taşeron işçinin bağlı olduğu firmalarla yapılan sözleşmeyi feshedeceğini belirtti.
İşçilerin kayyumla çalışmak istemediğini vurgulayan Özdemir, belediyenin kadrolu çalışanlarını da benzer bir akıbetin beklediğini iddia etti:
“Kayyum, işçilerin bağlı olduğu şirket temsilcileriyle konuşup sözleşmelerin feshedileceğini söylemiş. Bayram tatilinden dolayı kadrolu çalışanlar izinli fakat bazılarını arayıp gelip çalışmalarını istemişler. Kayyumu kabul etmeyen, bize yakın olan kadrolu çalışanların da görevine son verilme ihtimali çok yüksek.”
‘Tek bir hukuksuzluk tespit edemediler’
Batman’da Pazar gününden beri belediye işçileri yerine karayolları ve özel idare personellerinin çalıştırıldığını anlatan Sabri Özdemir, AKP yönetimindeki Gaziantep ve Kozluk belediyelerinden de personel getirileceği söylentisi olduğunu aktardı.
Özdemir’e göre Batman’da binlerce insanın işine son verilmesi ve onların yerine taşıma usulü başka kurum ve şehirlerden işçi getirilmesi halinde, “büyük bir kaos” yaşanacak.
Hendek kazıdıkları ve Kandil’e para aktardıkları iddiasıyla görevden alındıklarını söyleyen Özdemir, bu iddiaların asılsız olduğunu da vurguladı.
Batman’da hendek kazılmadığını ve hiç çatışma yaşanmadığını söyleyen Özdemir, Kandil’e para aktardıkları iddiasının da gülünç olduğunu belirtti:
“Göreve geldiğimiz günden beri müfettişler belediyeden çıkmadı ve bir tek yolsuzluk, hukuksuzluk tespit edemediler. Olumlu raporlar yazıldı, hatta dönemim bakanları belediyemizi takdir eden beyanatları var. Biz yıllık bütçemizi, harcamalarımızı şeffaflık ilkesi çerçevesinde bilboartlara asıp halka sunuyoruz ama o afişlerimiz bile mahkeme kararıyla toplatıldı. Eğer Kandil’e para akıttıysak, üç yıldır belediyemizin her kalemini kontrol eden müfettişleri neden buna müdahale etmedi?”
‘Hakkari’de ne hendek kazıldı, ne çatışma yaşandı’
Belediyesine kayyum atanan bir diğer şehir ise kısa süre önce ilçe statüsüne dönüştürme tartışmalarının odağında olan Hakkari.
Hakkari Belediyesi Eş Başkanları Dilek Hatipoğlu ve Nurullah Çiftçi da öz yönetim ilanı nedeniyle tutuklanmışlar ve yargılandıkları davada 15’er yıl hapis cezasına çarptırılmışlardı.
Bir yıl önce görevden de alınan eş başkanlara, 24 üyesi olan belediye meclisinden Nazmi Coşkun ve Fatma Yıldız vekalet etmeye başladı. Nazmi Coşkun da 6 ay önce öz yönetim açıklamasına katıldığı gerekçesiyle tutuklandı.
Kayyumun atandığı Pazar gününe kadar Hakkari Belediye Başkanlığını Fatma Yıldız vekaleten sürdürüyordu.
BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Fatma Yıldız da, kayyum atatmasıyla ilgili olarak kendilerine hiçbir tebligatın yapılmadığını söyledi ve uygulamayı “darbe” olarak nitelendirdi.
“Bilinenin aksine Hakkari’de ne hendek ve çukur kazıldı, ne de çatışma yaşandı” diyen Yıldız, kentleri için haksız ve hukuksuz kararlar alındığını, kendileri için “farklı bir hukukun işlediğini” savundu.
‘Hakkari bunları hak etmedi’
Fatma Yıldız’ın yaptığı açıklamaya göre, Hakkari Belediyesi’nde kadrolu 80 ve hizmet alımıyla alınan yaklaşık 60 işçi çalışıyor.
Yıldız’ın, belediyede bundan sonra nasıl bir işleyişin olacağı konusunda ise hiçbir fikri yok:
“Halkın iradesine darbe yapıldı. İnsanlar bundan çok rahatsız ve tepkili. Bu yüzden bundan sonra neler yaşanır, ön göremiyorum. Personelin işe devam edip etmeyeceğine de biz değil çalışanların kendisi karar verecektir.”
Hakkari ve Şırnak’ın ilçe, Yüksekova ve Cizre’nin il olması ve görevden alınan belediye başkanları yerine İçişleri Bakanı ve vali tarafından görevlendirme yapılmasına ilişkin düzenlemeler geçen ay torba tasarıdan çıkarılmıştı.
Kentlerinin kısa bir süre öncesine kadar il statüsünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını hatırlatan Yıldız, sözlerini şöyle noktaladı:
“Hakkari il kalma sevincini daha tam yaşayamamışken, belediyeye kayyum atandı haberi şehirde şok etkisi yarattı. İnsanlar çok tepkili. Hakkari bunları hak etmedi.”
Human Rights Watch (İnsan Hakları İzleme Örgütü), “tüm taraflar sivillerin zarar görmesini en aza indirmeye özen göstermeli” dedi.
İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) Türkiye’nin Cerablus’ta Suriye Demokratik Güçleri’ne yönelik olarak 28 Ağustos 2016 günü düzenlediği bir saldırıda 6’sı çocuk olmak üzere 24 sivilin öldürüldüğünü açıkladı. Sivillerin arasına konuşlanmış 10 ila 15 savaşçı da aynı saldırıda öldürüldü.
Örgüt açıklamasında olayı şöyle anlattı:
“İki bölge sakini İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne 28 Ağustos günü, gün ağarmadan evvel, Türk uçaklarının SDG savaşçılarına bir hava saldırısı düzenlediğini, bu sırada SDG savaşçılarının sivil bir yerleşimdeki binaların arasında parketmiş askeri araçlardan henüz inmiş olduklarını ve 50 civarında insanın da yakınlardaki çatışmalardan kaçarak bu binalara sığınmış olduğunu anlattı. Hava saldırısının hemen ardından başlayan topçu atışları ise kayıpların daha da artmasıyla sonuçlandı.
“İki bölge sakini İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne saldırıda ölen 13 akrabalarının isimlerini verdi. Olay sırasında orada olmayan Muhammed Osman adındaki bir akraba ise Facebook sayfasında saldırıda ölen, aralarında 6 çocuk ve 6 kadının da bulunduğu 24 kişinin ismini yayınladı.”
“Sivilleri riske atmak hukuksuz”
İnsan Hakları İzleme Örgütü, tüm tarafları sivillerin zarar görmesini en aza indirmeye özen göstermeye çağırdı.
İnsan Hakları İzleme Örgütü Acil Durumlar Direktör Yardımcısı Ole Solvang “Eğer SDG güçleri kendilerini sivillerle dolu binaların arasına konuşlandırmamış olsalardı, Türkiye güçleri de bölgede sivillerin bulunup bulunmadığını tespit etmek için daha çok çaba sarfetmiş olsaydı, 24 sivilin ölümü engellenebilirdi. Sivilleri gereksiz yere riske atmak hukuksuzdur, hatta askeri bir hedefe yönelik bir saldırı bile, sivillerin zarar görebileceği hesaba katılmadan gerçekleştirilmişse, hukuksuz olabilir” diyor.