Ana Sayfa Blog Sayfa 3365

Suriye’de ateşkes 48 saat uzatıldı

ABD ile Rusya, Suriye’de ateşkesin 48 saat daha uzatılması konusunda uzlaşmaya vardı. İç savaşın hüküm sürdüğü ülkede ateşkes cuma gününe kadar devam edecek.

20

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mark Toner, Washington’daki açıklamasında Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’un yaptıkları telefon görüşmesinde, Suriye’de ateşkesin 2 gün daha uzatılması konusunda görüş birliğine vardığını duyurdu. Toner, kimi noktalarda ihlal edilmesine karşın, pazartesi günü yürürlüğe giren geçici ateşkesin Suriye’de şiddet eylemlerini büyük ölçüde azalttığını ifade etti. Sözcü Toner, bundan sonraki hedefin yedi günlük ateşkes olduğunu belirtti. Lavrov ile Kerry’nin görüşmede, “ateşkesin genel anlamıyla yürürlükte kalması” üzerinde mutabakata vardığı bildirildi.

Rusya Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada ise tarafları ateşkesin 48 saat daha uzatılmasına çağıranın Rusya olduğu belirtildi.

Rusya: Ateşkes 60 kez ihlal edildi

21

Rusya ile ABD geçen cuma günü Suriye’de çatışmasızlık üzerinde anlaşmaya varmıştı. Anlaşma, ateşkesin yedi gün yürürlükte kalması halinde, cihatçılara karşı mücadelenin koordineli yürütülmesini öngörüyordu. Ateşkesin ilk bölümü çarşamba akşamı sona erdi. Muhalif gruplardan, ateşkesin uzatılmasına bağlı kalıp kalmayacakları yönünde henüz bir açıklama yapılmadı. Radikal İslamcı örgütler IŞİD ile Fetih El Şam Cephesi, ateşkesin dışında tutulmuştu. Suriye’de çok sayıda isyancı grup, eski adıyla El Nusra Cephesi olarak bilinen Fetih El Şam Cephesi ile yakın hareket ediyor.

Rus Ordusu’ndan General Viktor Posnichir, Fetih El Şam Cephesi’nin ateşkesi açık bir şekilde reddettiğini söyledi. Rus General, ateşkesin şimdiye kadar 60 kez ihlal edildiğini savundu.

2011 yılının Mart ayında başlayan Suriye iç savaşında bugüne kadar 300 binden fazla kişi hayatını kaybetti. Birkaç gündür yürürlükte olan ateşkesin ülkede barış müzakerelerine kapı aralaması umuluyor. Şubat ayında yürürlüğe giren ateşkes, birkaç hafta sonra bozulmuştu.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Türkiye’deki Alman temsilcilikleri terör tehdidi gerekçesi ile kapatıldı

Alman Bild gazetesi, Ankara’daki Alman Büyükelçiliği’ne yönelik saldırı tehdidi olduğunu ve Türkiye’deki tüm Alman temsilciliklerinin kapatıldığını yazdı.

13

Alman Bild gazetesinin edindiği bilgilere göre, Türkiye’deki Alman Büyükelçiliği ve tüm konsolosluk temsilcilikleri akut terör tehdidi nedeniyle kapatıldı.

Türkiye’de Kurban Bayramı tatilinin devam ettiğine işaret edilen haberde, hem diplomatik temsilciliklerin hem de Alman okullarının 16 Eylül’e kadar kapalı kalacağı ve temsilciliklere sınırlı ulaşım olacağı ifade edildi. Gazete haberin kaynağı olarak da Almanya Dışişleri Bakanlığı’nı gösterdi.

Alman Büyükelçiliği de Twitter hesabından Türkçe olarak yaptığı açıklamada Alman temsilciliklerinin sınırlı hizmet vereceğini doğruladı.

“Ön tedbir alındı”

Haberde olası bir terör saldırısına yönelik işaretler olduğu, Alman temsilciliklerinin kapalı tutularak çalışanların, öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenliğinin sağlanması ve bir ön tedbir alınmasının amaçlandığını kaydedildi. Ancak terör tehdidine ilişkin başka bilgi bulunmadığı da haberde vurgulandı.

Türkiye’de artan saldırılar

Türkiye son dönemlerde PKK ve IŞİD’in düzenlediği saldırılara sahne oluyor. Van’da iki gün önce PKK’nın düzenlediği saldırıda 50’den fazla kişi yaralanmıştı. Gaziantep’de geçen ağustos ayında meydana gelen ve IŞİD’in düzenlediği tahmin edilen saldırıda da 51 kişi yaşamını yitirmişti.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Juncker: AB’de tehlike çanları çalmaya devam ediyor

junckerAvrupa Birliği Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, yıllık “Birliğin Durumu” konuşmasında AB’nin kısmi bir varoluşsal krizle karşı karşıya olduğunu söyledi. Juncker, Avrupa’nın ancak birlik için çalışılması halinde işleyeceğini vurguladı.

Avrupa Birliği(AB) Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’in, ‘Birliğin Durumu’ konuşması Brüksel için tehlike çanlarının çalmayı sürdürdüğünü bir kez daha teyit etti. Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu’na hitap eden Juncker, geçen yıl AB’nin durumunun iyi olmadığını söylediğini hatırlatarak, “AB, en azından kısmen, varoluşsal krizde” dedi.

AB,  son dönemde karşı karşıya kaldığı çok sayıda meydan okumanın yanı sıra üye ülkelerin kendi aralarında ve Brüksel’le ilişkilerde yaşadığı sorunların yarattığı olumsuz sonuçların da üstesinden gelmeye çalışıyor. AB’nin onlarca yıllık entegrasyonuna tanıklık ettiğini vurgulayan Juncker, İngiltere’nin ayrılmasıyla AB’nin dağılmayacağını vurguladı. AB’nin geriye kalan 27 üyesine çağrıda bulunan Juncker, aradaki bazı anlaşmazlıklarda önümüzdeki bir yıl içinde uzlaşma sağlanmasını istedi. Juncker, milletvekillerine hitaben yaptığı konuşmada yatırımların artırılmasını, AB sınırlarının daha iyi korunmasını ve savunmada işbirliğinin sıkılaştırılmasını önerdi.

‘Avrupalılar yoruldu’

Avrupa’da yüksek işsizlikten, mültecileri entegre etmeye kadar çözülmemiş çok sayıda sorun olduğunun altını çizen ve dünyanın kendilerini izlediğini söyleyen Juncker, “Sözlerimizi ortak eylemlerimizin izlemesi gerekiyor aksi takdirde kalan kelimeler olacak ve sadece kelimelerle uluslararası işleri şekillendiremezsiniz” diye konuştu. Avrupa’nın ancak birlik için çalışılması halinde işleyeceğini söyleyen Jean-Claude Juncker, Avrupalıların bitmek tükenmek bilmeyen tartışmalardan, kavgalardan ve çekişmelerden yorulduğunu kaydetti. AB’de yeterince birlik olmamasından yakınan ve herkesi sorumluluk almaya çağıran Juncker, mevcut çatlak ve bölünmüşlüklerin popülizmin dörtnala koşması için alan oluşturduğu uyarısında bulundu. Juncker, “Başarının ulusal makamlara, başarısızlığın Avrupa’ya ait olduğu yönündeki eski hikâyeye son vermeliyiz aksi takdirde ortak projemiz hayatta kalmaz” diye konuştu.

Türkiye’ye idam cezası mesajı

Özgürlük, demokrasi ve hukuk devletinin, korunması için savaş alanlarında ve kürsülerde yüzyıllardır mücadele edilen değerler olduğunun altını çizen Juncker, “Avrupalılar olarak idam cezasına kararlı bir şekilde karşıyız çünkü insan yaşamının değerine inanıyor ve saygı duyuyoruz” dedi. AB’de idama yönelik bir tartışma olmamasına ragmen Juncker’in bu vurguyu yapması, 15 Temmuz sonrası bu yöndeki tartışmaların alevlendiği Türkiye’ye dolaylı mesaj olarak algılandı.

Yatırım fonları artırılacak

AB Komisyonu Başkanı Juncker, ayrıca AB’nin önümüzdeki bir yıl içinde vatandaşlarına sosyal ve güvenlik alanlarında faydalı olduğunu göstermesinin önemini vurguladı. Juncker bu çerçevede AB Komisyonu’nun Avrupa Stratejik Yatırım Fonu’nun kapasitesinin iki katına çıkartılacağını söyledi. Juncker, 2018 yılında sona erecek fonun uzatılarak 2022 yılına kadar yapılacak yatırım projeleri için 630 milyar aktarılacağını kaydetti.

Kaynak: Hürriyet, Deutsche Welle

Kutup ayıları yaşam alanlarına izinsiz giren biliminsanlarını ‘rehin aldı’

Rusya’nın Kuzey Kutup bölgesinde araştırma yaptıkları meteoroloji istasyonunda, yaklaşık 2 haftadır kutup ayılarının “kuşatması” altında olan meteorologlara yardım malzemeleri ulaştı.

15

BBC’nin haberine göre Troynoy adasındaki meteroloji istasyonunda “rehin kalan” bilim insanları, ayıları korkutup uzaklaştırmak için işaret fişeği ve benzeri malzemeler istemişti.

İstasyon şefi Vadim Plotnikov istasyonun 31 Ağustos’tan bu yana 10 yetişkin ve 4 yavru kutup ayısı tarafından ablukaya alındığını belirtti.

Ayılar bir meteorologun köpeğini öldürdü. İstasyondaki çalışmalar da “abluka” nedeniyle büyük oranda aksadı.

İstasyonu işleten şirketten bir yetkili yardımın yakınlardaki bir adaya gemiyle gönderildiğini, ardından helikopterle istasyona ulaştırıldığını belirtti.

İstasyona ayrıca iki köpek de gönderildi.

Bilim insanlarının sağlık durumunun iyi olduğu belirtildi, kutup ayılarının başına bir şey gelip gelmediği ise bilinmiyor.

Bir yetkili “Bir anne ayının geceleri yavrularıyla birlikte istasyonun pencerelerinin önünde geçirdiğini söylediler” dedi.

Bilim insanlarından istasyon dışına çıkmamaları istendi. Kutup ayılarının, yemek artıklarının kokularına gelmiş olabilecekleri tahmin ediliyor.

Kuzey Kutup bölgesinde daha önce de benzer durumlar yaşanmıştı.

Geçen yıl da Rusya’nın Vaygaç Adası’ndaki meteorologlar, istasyonun yakınında yiyecek arayan kutup ayıları nedeniyle istasyonda kapalı kalmıştı.

Kutup ayıları Rusya’da batıda Murmansk’tan batıdaki Çukotka’ya kadar uzanan Kuzey Kutbu kıyı bölgesinde yaşıyor.

Kutup ayıları karada yaşayan en büyük etobur hayvanlar. Ağırlıkları 800 kg’a kadar çıkabiliyor.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), Kutup ayılarını risk altındaki hayvanlar grubuna sokmasına rağmen özellikle maden arama amaçlı araştırmalar kutup ayılarının yaşam alanlarına girmeye devam ediyor. Küresel ısınma nedeniyle yaşam alanlarının kaybolması, kutup ayılarının nesli için diğer büyük tehlikeyi oluşturuyor.

 

(Yeşil Gazete, BBC Türkçe)

Bursa Nilüfer kent bostanında 60 çeşit biber

biberNilüfer Belediyesi tarafından hayata geçirilen ve ekolojik tarım koşullarına uygun üretimin yapıldığı Küçük Ölçekli Kent Bostanları meyvelerini vermeye başladı. Bostanda 60 biber türü yetiştirilerek tohum elde edildi.

Nilüfer Belediyesi’nin hayata geçirdiği Küçük Ölçekli Kent Bostanları’nda tohum alma işlemleri başladı. Nilüfer’in biberiyle ünlü Ürünlü Mahallesi’nde kurulan Kent Bostanları’nda biber üretimine de geniş yer verildi.

7 yıllık çalışma sonucunda üretimle elde edilen ve Türkiye’nin birçok ilinden toplanan yerel biber tohum çeşitleri bostanda yetiştirildi. 64 metrekarelik 8 üretim parselinde tohum üretimi amacıyla, sivri biberden gül biberine, gavata biberinden gobalak biberine acı ve tatlı olmak üzere 60 çeşit biber ekimi yapıldı.

Nilüfer Belediyesi Çevre Koruma Kontrol Müdürlüğü kontrolünde ekolojik tarım koşullarına uygun yapılan üretimde ağustos ayı itibariyle tohum alma işlemleri başladı. Genetiğiyle oynanmış tohum yerine, yerel tohum üretiminin yapılması ve çoğaltılması amacıyla yapılan çalışmalarda elde edilen tohumlar, Nilüfer Belediyesi’nin desteklediği ve Ekolojik Yaşam Derneği (EKODER) tarafından kurulan Tohum Kütüphanesi’ndeki yerini alacak. Tohumlar daha sonra, Nilüfer Belediyesi tarafından herhangi bir ticari amaç taşımayan, yerel tohuma ilgi ve duyarlılık gösteren kişi ve kurumlara yönelik gerçekleştirilen Nilüfer Tohum Takas Etkinliği’nde paylaşıma sunulacak.

Hedef ekolojik tarımın yaygınlaştırılması

biber2Yerel tohumun üretilmesi, çoğaltılması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla böyle bir projeyi hayata geçirdiklerini belirten Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, “Bunun yanında kentlileri, çocukları, gençleri, dezavantajlı grupları tohum ve toprakla buluşturmayı ve ekolojik koşullarda tarımsal üretim gerçekleştirmeyi hedefliyoruz” dedi.

Ürünlü Mahallesi’nin ‘coğrafi işaretleme’ alması gerektiğine dikkat çeken Başkan Bozbey, “Sofralık biber ve fide üretiminde ün yapmış olan Ürünlü Mahallemizin, tatlı kıl sivri biber başta olmak üzere tüm biber çeşitlerinin de mutlaka korunması gerekiyor. Yerelin biberleri, Ürünlü Kadın Derneği’nin üretim atölyesinde turşu, salça, sos hatta reçele dönüştürülmekte” dedi.

Kaynak:http://www.nilufer.bel.tr/haber

 

Ohal’de gıda egemenliği nasıl örgütlenebilir? – Umut Kocagöz

10 Eylül, La Via Campesina tarafından “Dünya Ticaret Örgütü ve Serbest Ticaret Anlaşmalarına Karşı Mücadele Günü” olarak ilan edildi. 2003 yılında DTÖ’nün tarıma müdahalesine yönelik protestolar sırasında canını feda eden, “Tarımı DTÖ’den çıkarın” diyen Koreli çiftçi Lee Kyung Hae’yi saygıyla anıyoruz.

– DTÖ Çiftçileri Öldürüyor

14317575_1111318548938715_8948476483540540795_n-768x284

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında devlet yeniden dizayn oluyor. Bu süreç, özellikle Kanun Hükmünde Kararnameler ile, OHAL koşullarında yürütülüyor. Bu dizayna karşı herhangi bir direniş hemen şiddetle bastırılıyor. Arada yeni kanun taslakları da kimsenin haberi olmadan hızlıca geçiyor. Ancak yeni devlet, kendini hızlıca ele vermeye başladı. KHK’leri, kanun tasarılarını, işten çıkarmaları takip ettiğimizde, devletin karakteri açıkça görülebiliyor.

Bunlardan iki tanesi, özellikle kıra, köylüye, çiftçiye yaptığı müdahale ile dikkate değer. İlki, kamuoyunda artık “madde 80” olarak tanınan, yaşam alanlarını şirket egemenliğine hukuk yoluyla devredecek olan tasarı. Bu madde üzerine şu ana kadar kamuoyunda bir duyarlılık yaratıldığı söylenebilir.(1) Bunlardan ikincisi ise, çok kısa zaman önce açıklanan ve şeker pancarı üretimini şirket egemenliğine teslim eden “üretim reformu kanun tasarısı”. Bu tasarı, şeker pancarındaki mevcut kota rejimini yeniden düzenleyerek şeker üretimini nişasta bazlı şekere teslim ediyor ve üretimdeki egemenliği de Cargill gibi ulusaşırı şirketlerin egemenliğine veriyor.(2) Başka bir ifadeyle, çiftçinin, üreticinin ve tüketicilerin gıda egemenliği, hükümetin programı çerçevesinde şirketlere devrediliyor.

Geçtiğimiz gün Brezilya’daki Topraksız Kır İşçileri Hareketi – MST’nin darbe karşısında nasıl bir mücadele izlediğini ifade etmeye çalışmıştım.(3) MST’nin darbeci Temer hükümetine karşı, hükümetin ekonomik politikalarını doğrudan hedef alan, hükümetin sınıfsal karakterini açığa çıkaran bir eylem hattı kurduğunu ifade etmiştim. MST, darbe karşıtı mücadelesi ile hükümet programını aynı politik eksende ele alarak, hükümet politikalarına doğrudan müdahale etmekte. Böylece yeni kurulan hükümetin hangi sınıfsal temellerde kurulduğunu, daha açıkça ifade edecek olursak, “kimin hükümeti” olduğunu göstermektedir.

Şeker pancarı ve madde 80, diğer bütün her şey ile beraber, çok önemli, açık, berrak örneklerdir. Hükümetin ne için çalıştığını gözler önüne serer. Bu ülkede çiftçiye, köylüye, kır işçilerine verilen değeri gözler önüne serer. Kentte yaşayan milyonlarca kent işçisinin sağlıklı, nitelikli ve besleyici gıdaya erişim hakkıyla nasıl bir oyun oynandığını gözler önüne serer. Dahası, bunun şirket tarımını pekiştirmek, şirket egemenliğini güçlendirmek üzere yapıldığını da açıkça gösterir. Darbe ve diktatörlük arasında, demorkasinin hangi temelde inşa edilebileceğinin ipuçlarını sunar.

Daha önce başka bir yazıda ifade ettiğim şeyi tekrar etmek pahasına, pekiştirmeye çalışacağım. Gıda egemenliği, bir örgütlenme kavramı, örgütlenme prensibidir.(4) Toplumda açılan ve gittikçe büyüyen yarılmayı kapatmak, söküğü dikmek için kır ve kent işçileri arasında ortak bir varoluş, ortak bir toplumsal proje tesis etmeyi amaçlar. Dereler, ormanlar, meralar, toprak, kültür, kamu hizmetleri, bilgi vb. toplumsal ortak varlıklara (müştereklere) özgür erişimi savunur. Bu toplumsal ortak varlıklar üzerinde halkın egemenliğini, yani halkın özgür ve sorumlu kullanım hakkını savunur. Bu güne baktığımızda gıda egemenliği, şirket egemenliğine karşı güçlü bir toplumsal proje olma imkanı barındırır. Çünkü gıda egemenliği, halkın egemenliğinin en temel bileşenlerinden bir tanesidir.

Peki, gıda egemenliği nasıl tesis edilebilir? Öncelikle, şirket egemenliğinin şeker pancarında örneğini gördüğümüz “şirket tarımı” projesine karşı başka bir tarım projesini öne çıkarmak zorunlu. Geçtiğimiz günlerde Tayfun Özkaya bunun üzerine yazmıştı.(5) Bugün Türkiye’de mevcut kır ve tarım politikaları, bilge köylü tarımını, ekolojik tarımı (agroekoloji) ortadan kaldırıyor. Halbuki ekolojik tarım, hem gıda krizinin gerçek alternatifidir, hem de gıda egemenliğinin temelidir. Şirket tarım modeli sağlıksız, niteliksiz, kâr amacı güden ve tek ürün odaklı (monokültür) endüstriyel tarım sistemini dayatır. Oysa ekolojik tarım, sağlıklı, besleyici, bilge köylü tarımı prensipleri ile yapılan, doğaya uyumlu, dünyayı ve toprağı koruyan bir tarım modelidir. Bugün şirket tarımının karşısında en güçlü politik alternatif olarak durmaktadır.

Ekolojik tarım, politik bir proje olarak ele alınmalı, uygulanmalı, yaygınlaştırılmalıdır. İçinde bulunduğumuz olağanüstü koşullarda, bunun yapılmasının kısıtlı yolları olabilir. Ancak şirket tarımına karşı gıda egemenliğini tesis etmek için bunu yapmamız bir zorunluluktur. Keyfiliğe bırakılamaz.

Kırdaki yıkım, tarımdaki tasfiye sürecine karşı, tabandan mücadeleyi geliştirmek, tabanda alternatif bir proje olarak gıda egemenliğini ve onun kurucu ayağı olarak ekolojik tarım modelini geliştirmek gerekiyor. Bunun için de, yeni bir örgütlenme zihniyeti içerisinde olmak gerekiyor. Öncelikle, ekolojik tarım yapan çiftçilerin, ekolojik tarımı savunan kesimlerin birbirlerini bulması, bulmak için çaba harcaması gerekiyor. Tayfun Özkaya’nın da belirttiği gibi, Türkiye’de agro-ekolojiyi kurumsal olarak savunan, çiftçilerin tabandan örgütlenmesini pekiştiren Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (Çiftçi-SEN) deneyimi mevcut. Ürün bazında örgütlenen Çiftçi-SEN, gıda egemenliği ve ekolojik tarım mücadelesinin en temel bileşeni. Çiftçi-SEN’in örgütlenme kapasitesini arttırmak, örgütlenmediği alanlarda örgütlenme imkanlarını zorlamak, kapsayıcılığını genişletmek yukarıda bahsettiğimiz politik alternatifin gelişmesi için elzem.

Çiftçi-SEN’in yanıda, yeni ve genç bir çiftçi kuşağı, çoğunlukla bireysel olarak ekolojik tarım ve türevlerini hayata geçirmeye çalışıyor. Ayrıca yaşam ve üretim alanlarında yapılan enerji projelerine karşı bir çok yerde köylülerin ve ekoloji aktivistlerinin direnişlerini yaklaşık on yıldır görüyoruz. Burada mücadele eden esas aktörlerin küçük üretici köylüler olduğu söylenebilir. Madde 80’nin vuracağı kesimlerden önemli bir tanesi de bu kesimdir.

Soruya tekrar dönelim. Gıda egemenliği nasıl örgütlenecek? Öncelikle, bu çiftçilerin ve köylülerin birbirlerini bulması, diyalog geliştirmesi gerekiyor. Daha da önemlisi, “beraber çalışma yöntemleri” geliştirmek, bugün için bir zorunluluk. Keyfiyeti, bireyselliği bir yana bırakmak, doğru temellerde kolektif örgütlenme pratikleri geliştirmek bir zorunluluk. Bunun için ekolojik tarım ve gıda egemenliği çok temel zeminler olarak iş görebilir. Beraber çalışan, tabanda örgütlenen, birbiriyle diyalog içerisinde olan bir çiftçi hareketi, gıda egemenliğinin bekçisi olacaktır. Kırdaki enerji ve ekolojik kırım projelerine karşı da, çevre mücadelesini üretim temelli bir çiftçi mücadelesi olarak örgütlemek elzem.

Bunun dışında, kentte yaşayan milyonlarca kişinin sağlıklı, nitelikli, besleyici ve ucuz gıda ihtiyacını, gıda egemenliğini savunması; küçük çiftçiyi, ekolojik tarım temelinde örgütlenen çiftçi hareketini desteklemesi gerekiyor. Bunun için de, kentte yaşayan kişilerin bir araya gelmesi, diyalog geliştirmesi, mütevazi bir şekilde örgütlenmesi gerekiyor. Tüketim kooperatifleri, tüketici ağları şu ana kadar bunun temel örnekleri olarak sayılabilir.

Bahsettiğimiz bu iki kesim, yani kır ve kent emekçileri, şirket egemenliğine karşı halkın egemenliğini tesis edecek, gıda egemenliği ve ekolojik tarımı bir politik proje olarak geliştirecek temel güçtür. Bunlar, ilmek ilmek örülmesi gereken kır-kent emek hareketinin temel bileşenleridir.

Umut Kocagöz – karasaban.net

—————

1Bir çok doğa, çevre, ekoloji kurumu madde 80’nin iptaline yönelik bir basın açıklaması yayınladı: http://m.bianet.org/bianet/cevre/178563-madde-80-dogaya-ve-kentlere-darbedir

2Ayrıntılı bilgi için bknz: http://www.tarimdanhaber.com/haber/gida/seker-pancarinin-ve-ciftcinin-olum-fermani-gorucuye-cikti

3MST Darbeye Karşı Toprak İşgaline Devam Ediyor: http://www.karasaban.net/mst-darbeye-karsi-toprak-isgaline-devam-ediyor/

4Bknz: Gıda Egemenliği: Bir Örgütlenme Kavramı http://www.karasaban.net/gida-egemenligi-bir-orgutlenme-kavrami/

5Bknz: Agro-Ekolojiyi Canlandıralım http://www.karasaban.net/agro-ekolojiyi-canlandiralim-tayfun-ozkaya/

Bayer, Monsanto’yu satın aldı

Alman kimya ve ilaç devi Bayer, tohum ve tarım ilaçları üreticisi Amerikan Monsanto şirketini 66 milyar dolara satın aldığını duyurdu.

bayer-monsanto_lp_optBayer böylece dünyanın en büyük tohum ve tarım ilacı üreticisi haline geldi.

BBC’nin haberine göre Bayer, dev satın almanın gerçekleşebilmesi için Monsanto’ya hisse başına 128 dolar ödedi.

Bayer ile Monsanto arasındaki müzakereler aylardır sürüyordu.

Mayıs ayında Bayer’in hisse başına 122 dolarlık teklif kabul edilmemiş, bu ayın başında teklif 127,50 dolara çıkarılmıştı.

Bayer’in tarım ürünleri, tohumun yanı sıra yabani ot ve haşereye karşı kimyasal ilaçları da kapsıyor. Ancak şirket daha çok Aspirin ve Alka-Seltzer gibi sağlık ürünleriyle biliniyor.

Monsanto şirketi ise mısır, soya fasulyesi, pamuk, buğday ve şeker kamışı gibi genetiğiyle oynanmış tohum ürünleriyle tanınıyor.

ABD’de genetiği değiştirilmiş organizmalarla (GDO) tarımsal üretim oldukça yaygın. Ancak Alman Bayer’in Monsanto’yu satın alarak bu tartışmalı teknolojiyi Avrupa kıtasında yaygınlaştırmayı hedeflemesi çevrecilerin tepkisini çekiyor.

Bayer ise dünya nüfusunun 2050’ye kadar üçte bir oranında artacağının öngörüldüğünü hatırlatıyor ve küresel gıda ihtiyacının karşılanması için yeni teknolojilerin kullanılması gerektiğini savunuyor.

Bayer CEO’su Werner Baumann, Monsanto’nun satın alınmasının hissedarlara, müşterilere, çalışanlara ve toplumun geneline büyük fayda sağlayacağını ifade etti.

Bu satın almayla birlikte küresel tohum ve tarım ilacı üretiminin yüzde 25’i Bayer’in eline geçmiş olacak.

Ancak bu son dönemde tarım sektöründeki satın alma ya da birleşme değil.

Küresel gıda fiyatlarında uzun süredir devam eden düşüş trendi, sektörde önemli ölçüde konsolidasyona gidilmesine ve çok sayıda şirketin birleşip satın alınmasına yol açmış durumda.

‘Frakenstein’ın canavarı’

Satın almaya karşı çıkanlar ise tepkili. Warwick Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden John Colley, “Bayer’in tarım sektöründe ‘Frankenstein’ın canavarı’ olarak anılan Monsanto’yu satın alması hem şirketin kendisi, hem de müşterisi olan çiftçiler için bir korku filmine dönüşebilir” diyor.

Sunulan tohum çeşitliliğinin azalacağını ve fiyatların yükseleceğini öngören Colley, Monsanto’nun piyasa değerinin yüzde 45 üzerinden bir fiyattan satın alındığını ifade ederek yatırımın makul hale gelebilmesi için tohum fiyatlarında artışın kaçınılmaz olduğunu söylüyor.

 

 

Kayyumların tabela oyunu, Diyadin’den sonra Derik’te

Çoğu DBP’li olmak üzere 28 belediyeye kayyum atanmasının üzerine gerginlik tabelalar savaşına dönüştü.

diyadinAğrı’nın Diyadin İlçe Belediyesi’ne kayyum olarak atanan Mekan Çeviren’in indirdiği belediye hizmet binası girişindeki Kürtçe tabelanın indirilmesi tepkiler doğurmuş, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatı ile yeniden konulmuştu.

Bugün Mardin’in Derik ilçe Belediyesi’nin Türkçe, Kürtçe ve Ermenice yazılı tabelası, kayyım olarak atanan Muhammed Fatih derik1Safitürk tarafından dün akşam saatlerinde söktürüldü.

Derik’te DBP’li Belediye’ye kayyum olarak atanan ilçe Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk, belediyenin her iki cephesine bulunan ve üzerinde Türkçe, Kürtçe ve Ermenice ’Derik Belediyesi’ yazılı olan tabelayı dün akşam söktürdü. Kaymakam’ın talimatı ile polis söktüğü 3 dilli tabelanın yerine Türk bayrağı asarken, yaklaşık bir yıldır asılı olan tabelanın sökülmesi tepkilere yol açtı.

Şu anda Belediye binasında her hangi bir tabela derik2bulunmazken, sadece girişte üzerinde Kürtçe, “Hoş geldiniz” yazısı kaldı.

(Yeşil Gazete, t24.com.tr)

Çanakkaleliler kayyumla değil Sur halkı ile kardeş

u%cc%88lgu%cc%88r-go%cc%88khan15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL uygulaması sonrası ilan edilen 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) kapsamında aralarında Sur Belediyesi’nin de olduğu 28 belediyeye kayyum atanmasının ardından, aralarında “Çanakkale-Sur şehirleri kardeşlik protokolü” bulanan Çanakkale’nin CHP’li Belediye Başkanı Ülgür Gökhan konuştu:

“Biz kayyımlarla kardeş falan olmayız. Çanakkale halkı Sur halkı ile kardeştir.”

Çanakkale Olay Gazetesi’nden Seçkin Sağlam’a konuşan Ülgür, özetle şunları söyledi:

“Bizim muhatabımız kayyum değil”

“Kayyumlar demokrasilerde halkı temsil edemez. Halkı seçilmiş olan insanlar temsil eder.

“Eğer böyle bir sıkıntıları varsa, seçim yapar, kim seçilirse halkı o temsil eder. Ama bizim kardeşliğimiz, anlaşmamız, Çanakkale halkı ile Sur halkının kardeşliğidir.

“Dolayısıyla kayyum falan bizim muhatabımız değildir, kendileri muhatap alsınlar. Onlara da o yakışır.

“Demokrasiden haberi olmayanlar…”
“Bu durumun sık sık gündeme, spekülatif iddialar ile getirilmesi son derece yakışıksızdır. Bilgisizce yapılan yorum ve değerlendirmeler siyasi ortamı geliştirmez.

“Demokrasiden haberi olmayan insanlar demokrasi havarisi kesiliyor.

“Biz kardeşliğimizi sürdüreceğiz”
“Bir halkı kayyımın temsil etmeyeceğini, bilmeyen, anlamayan insanlar Çanakkale halkı ile Sur halkının kardeşliğine laf ediyor.

“Kendi işlerine bakacaklar. Biz kardeşliğimizi sürdüreceğiz.”

Kaynak: bianet.org

Suriye’de çatışmasızlık kararına ‘büyük ölçüde uyuldu’

suriye-ates%cc%a7kesSuriye’de dün gün batımıyla başlayan çatışmasızlığın şu ana kadar olumlu sonuç verdiği ve ülke genelindeki çatışmaların büyük ölçüde durduğu belirtiliyor.

Suriye’deki muhalif gruplara yakın Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, 15 saattir herhangi bir sivil ölümü yaşanmadığını aktardı.

Son bir ay içerisinde savaşın şiddetlendiği Halep’te ise siviller kente sükunetin geri döndüğünü belirtiyor.

Çatışmasızlık anlaşmasının yürürlüğe girmesinden bu yana yaşanan en ciddi olay, Suriye’nin güneyinden gelen bir iddia.

Suriye ordusu, Golan Tepeleri yakınlarında bir İsrail savaş uçağını düşürdüğünü açıkladı. Ancak İsrail iddiaları reddediyor.

Çatışmasızlık anlaşmasının hem Suriye ordusu hem de muhalifler tarafından kısıtlı biçimde ihlâl edildiğine dair haberler de geliyor.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Hama’da hava saldırısı ve Şam’ın kırsal kesimlerinde de topçu ateşi olduğu yönünde bilgilerin ellerine ulaştığını aktardı.

Suriye ordusu çatışmasızlığın tüm Suriye genelinde 7 güm boyunca uygulanacağını ifade ediyor. Ancak Beşar Esad yönetimi, ordunun saldırıya uğraması durumunda karşılık vereceğini de ekliyor.

Suriyeli muhaliflerin önemli bir kısmı, çatışmasızlık anlaşmasını temkinli bir memnuniyetle karşılarken, anlaşmanın sürdürülebilir olmasından kuşku duyduklarını dile getirmişlerdi.

ABD ve Rusya dışişleri bakanları John Kerry ile Sergey Lavrov tarafından Cuma günü açıklanan anlaşma, “Suriye’yi kurtarmak için son şans” olarak nitelenmişti.

Türkiye de Halep’e yardım gönderiyor

Çatışmasızlık döneminde hem Suriye ordusundan hem de muhaliflerden kuşatma altındaki yerleşim yerlerine insani yardım girişine izin vermeleri isteniyor.

İnsani yardım kuruluşlarının başta Halep olmak üzere ülkedeki iç savaştan en çok etkilenen bölgelere yardım ulaştırmak üzere çalışmalarını hızlandırdığı belirtiliyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, Türkiye’nin de Halep’e bir yardım konvoyu göndereceğini açıklamıştı.

CNN Türk haber kanalı Türkiye’den yola çıkan yardım tırlarının Cilvegözü sınır kapısından geçtiğini aktardı.

Eğer çatışmasızlık öngörüldüğü gibi 7 gün boyunca devam edebilirse, ABD ve Rusya IŞİD’e karşı mücadele için müşterek koordinasyon merkezi oluşturacak ve IŞİD ile eski adı Nusra Cephesi olan Şam’ın Fethi Cephesi örgütlerini birlikte hedef almaya başlayacak.

Özgür Suriye Ordusu her ne kadar çatışmaları durduracağını söylese de, varılan anlaşmadan Esad yönetiminin kazançlı çıktığını savundu.

Bir diğer muhalif grup Ahrar’uş Şam ise başta anlaşmaya uymayacağını söylese de daha sonra geri adım atmış ve operasyonlarını durduracağını duyurmuştu.

BBC Orta Doğu editörü Jeremy Bowen’a göre çatışmasızlık anlaşması, ABD ve Rusya dışişleri bakanlarının birlikte çalışıp çalışamadığını gösterecek olan büyük bir sınav.

Savaşın ilk kritik yıllarında diplomasi ciddi bir yenilgiye uğramıştı. Bunun en büyük nedeni Beşar Esad’ı destekleyen Rusya ve Esad’ın bir an önce iktidardan gitmesi için bastıran ABD’nin yaptığı görüşmelerin düğümlenmesiydi.

O günlerden bu yana, Rusya Suriye’deki etkin aktör haline geldi. ABD ve Batılı müttefikleriyse, etki alanlarını genişletme konusunda zorlandılar.

Belki de Moskova artık ateşkese hazırdır. Esad’ı siyasi geçiş dönemine doğru götürmek ve savaşı bitirmek istiyor olabilirler.

Ya da belki Esad’ın düşmanlarının da kuşkulandığı gibi çatışmasızlık dönemi sadece askeri gücü yeniden toparlamak için kullanılan bir vakit kazanma aracıdır.

 

BBC TÜRKÇE