Ana Sayfa Blog Sayfa 3362

Ruhi Su şiir ödülü’nün ilk sahibi ‘Kemik İnadı’ kitabı ile Asuman Susam oldu

Bu yıl Ruhi Su adına ilk kez düzenlenen “Ruhi Su Şiir Ödülü” ne “Kemik İnadı” kitabıyla şair Asuman Susam değer görüldü.

Şair Asuman Susam
Şair Asuman Susam

Cevat Çapan’ ın başkanlığında, Ahmet Telli, Hüseyin Ferhad, Mahmut Temizyürek, Haydar Ergülen, Latife Tekin ve Mehmet Gözen’ den oluşan seçici kurul, bu yıl ilki verilen ödülün gerekçesini şöyle açıkladı:

31

“Kemik İnadı; insana dair hiçbir şeye yabancı kalmayan şiir geleneğinde yeni ve güçlü bir temsil oluşuyla; çağının sorunlarına karşı devrimci yanıtıyla; yabancılaşmanın unutuş oyunlarına karşı hatırlama çağrısıyla; mazmun, mecaz ve simgelerin arkaik diline karşı yeni imge denemeleriyle; insanın insana yaşattığı acıya karşı umudun ve umut için ısrarın ve inadın dirençli diliyle; kadın duyarlığının şiirde yeni bir temsilini ortaya koymasıyla Ruhi Su Şiir Ödülü’ne değer görülmüştür.”

İzmir doğumlu Susam, EÜ Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitenin İletişim Fakültesi RTS (Radyo Televizyon ve Sinema) Anabilim Dalı’nda yüksek lisansını tamamladı. İlk şiiri 1989’da Milliyet Sanat dergisinde ve o yılın Genç Şairler Antolojisi’ nde yayımlandı. O günden beri şiirleri, edebiyata dair eleştiri ve denemeleri, sinema yazıları çeşitli dergilerde yer almaktadır. Bir Unutuş Olsun (1995), İhtimal Ki Aşk (2001), Susunca Sen (2008), Dil Mağarası (2012) adlı şiir kitapları ve 99 Beyit: Divan Şiirinden Seçmeler ve Çözümlemeleri (Melike Koçak, Makbule Aras’la birlikte) (2008), Yangın Yıllarından Nidâ’ ya Ahmet Telli Şiiri (2010), Toplumsal Bellek ve Belgesel Sinema (2015) incelemeleri yayımlanmıştır.

 

Asuman Susam’ ın 2015 yılında yayımlanan şiir kitabı “Kemik İnadı”, her şeyden önce çağına hayretle tanıklık etmek zorunda kalan bir insanın şiiri sürdürme kararlılığının, tanıklıkla ne büsbütün suskunlaşan ne de öfkeli bir çığlığa teslim olan insanın inatla kendi sözcüklerini ve sesini, kendi yaratacağı ve inanacağı anlamı arama çabasının bir ürünüdür.

32

Şair OTUZ4 şiirinde Otuz4 kerre yutkundum/ Eyüb’ün kardeşliğine sığındım sonra/ yoksa başımı dağa taşa çarpa çarpa şeydâ/ kaç defa daha akıl paramparça/buydu korktuğum/ medeniyet kırılması/ içimin ikisinin kaybolması/ derinine yürüyen dağım/ gözyaşımı toprak nereye saklasın/ akşamın cümle kapısına vardım/ otuz4 yusufcukla karşılandım/ otuz4 kerre seslendim kuyuya/ cennetin dibi oldu gözlerim/ elimde ipin ucu,/ kimi… bekledim bekledim/ …/onlar gökyüzünden emanet/ dışarlıklı bir kederle vardılar/ vadide saklanan ölüme/ kardeşlik hatırası bakışlar/ bir tek onlar/ kaldı ense kökümüzde/ ‘uzun sürmüş bir yalan’/ mış insan/ dünyanın ilk günü/ nisyana dönmüş yüzünü/ ölümü utandırmış/ sınır boyu çocukları/ unutulmuş bir yara izi/ kalacak zamanın gövdesinde/ …/ otuz4 kerre yandı ormanlarım/ otuz4 kerre sürüldü kalbim köyünden/ yurtsuz bir başına kalmış bu akıl/ evinden çıkıp nereye?/ gitsin!/ vadide susuyor süsenler/ buhurları tütüyor ruhların./ otuz4 kerre huu! “ diye sesleniyordu Roboski’ de zamansız ölenlere

Ödül, sanatçının ölüm yıl dönümü için her yıl Ruhi Su Kültür ve Sanat Derneği tarafından düzenlenen Ruhi Su’yu Anma Gecesi ’nde 20 Eylül saat 20.00’de Şişli Kent Kültür Merkezi’nde Şair Asuman Susam’a sunulacak.

30

Anma gecesinde kültür-sanat insanı Ahmet Say da bir konuşma yapacak.

Anma gecesinde bu hafta yayımlanacak olan ve Ruhi Su’ nun sevenlerinin, arkadaşlarının ve dostlarının onun ardından ona yazdıkları mektupların yer aldığı “Ruhi Su Sen Gittin Gideli” kitabı da okuyucusuyla ilk kez buluşacak.

Buluşma, Ruhi Su’ nun 1975 yılında kurduğu ve bu yıl 41. yılını yaşayan Ruhi Su Dostlar Korosu’ nun konseriyle sona erecek.

Anma gecesine katılım ücretsiz ve bütün sanatseverlere açık bir etkinlik olacak.

***

Müzisyen kimliğiyle öne çıkan Ruhi Su aynı zamanda bir şairdi. Çok az şiir yazmıştı ama güçlü bir şiir dili vardı.

https://youtu.be/83309lhce2w

Ruhi Su’ nun ilk şiiri Ninni 1940 yılında Varlık Dergisi’ nde yayımlanmış. Baladız Destanı’ nı da 1946’ da yazmış. Ruhi Su’ nun Serhat Türküsü şiiri 1975’ de, Seferberlik, Geldik, Ezgili Yürek, Kist ve Görünen şiirleri 1977 yılında Cumhuriyet Gazetesi’ nde; Irmak, Başlasın ve İnsan ve Emek şiirleri de 1978’ de Sanat Emeği’ nde yayımlanmış.

Ruhi Su’ nun şiirleri ölümünün ardından ilk kez Eylül 1985’ de Adam Yayınları tarafından yayımlanan Ezgili Yürek kitabında toplu olarak yer aldı.

Kendi sesinden şiirlerine ise Ruhi Su Kültür ve Sanat Vakfı tarafından aynı isimle 1986 yılında yayımlanan Ezgili Yürek albümünde yer verildi.

 

Haber: Ercüment Gürçay

(Yeşil Gazete)

Cerattepe davasında müdahil avukatlardan reddi hakim talebi

Artvin’in Cerattepe bölgesinde yapılmak istenen madene karşı 750 kişi ve kurumun müdahil olduğu dava bugün Rize İdare Mahkemesi’nde görüldü. Müdahil avukatlar OHAL uygulamaları ve adil yargılama olmadığı gerekçesiyle mahkeme heyetini reddedip, salonu terk etti.

40

Dava öncesi açıklama yapan Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan, “Duruşma gününün yaklaşması ile birlikte maden şirketi ve işbirlikçilerinin kamuoyunu yanıltma, tehdit ve korkutma çabaları artmıştır. Bir hukuk devletinde yargılama ayrım gözetmeksizin bütün vatandaşlara açıktır” diye konuştu.

Reddi Hakim talebi sonrasında salonu terk eden müdahil avukatlardan Bedrettin Kalın’ın mahkeme önünde yaptığı açıklamayı Yeşil Artvin Derneği facebook sayfasından izleyebilirsiniz.

Saat 09.00’da başlaayan davaya sadece müdahiller alınırken, destek için gelen diğer yurttaşlar adliye önünde bekledi.

Rize İdare Mahkemesi’nde görülen davanın karar duruşmasında davaya müdahil olan 70’ye yakın avukattan 20’ye yakını duruşma salonuna girebilirken, saat 12.00’a gelindiğinde dava duruşmasına 15 dakika ara verildi. Aranın ardından davanın görülmesine tekrar başlandı. Verilen aranın ardından süren dava duruşmasında hakim ve mahkeme heyetinin tarafsızlığını kaybettiği gerçeksiyle müdahil avukatlar, reddi hakim talebinde bulunarak saat 14.00 sıralarında salonu terk ettiler.

 

(Yeşil Gazete, İleri Haber, Posta)

ABD’de patlayıcı alarmı

ABD’nin New York kentinde 29 kişinin yaralandığı patlamayla ilgili soruşturmalar sürerken, New Jersey eyaletinde bir tren istasyonundaki çöp kutusunda patlayıcı madde dolu paket ele geçirildi.

39

ABD’nin New York kentinde cumartesi günü bir bombanın infilak etmesi sonucu 29 kişinin yaralandığı olayla ilgili beş kişi gözaltına alındı. Federal Soruşturma Bürosu (FBI), gözaltına alınanlarla ilgili olarak şimdilik herhangi bir suçlamanın söz konusu olmadığını, soruşturmanın sürdüğünü bildirdi.

ABD’de New York saldırısının şoku sürerken pazartesi sabah erken saatlerde New Jersey eyaletindeki Elizabeth kentinde bir tren istasyonu yakınındaki çöp kutusunda içinde beş adet patlayıcının bulunduğu bir paket ele geçirildi. Paketi fark eden iki vatandaşın polisi araması üzerine olay yerine giden FBI görevlilerinin imha çalışmalarına başladığı, bu sırada patlayıcılardan birinin infilak ettiği bildirildi. Patlama sırasında yaralanma ya da hasar meydana gelmediği kaydedildi.

Elizabeth kenti Belediye Başkanı Christian Bollwage, başka patlamaların da meydana gelebileceği uyarısında bulundu. Çok sayıda tren ve tramvay seferinde güzergah değişiklikleri yapılırken, alınan önlemlerden 2 bin 400 yolcu etkilendi.

Cumartesi günü New York’un Manhattan bölgesinde meydana gelen patlamada 29 kişi yaralanmış, dört sokak ötede içinde şarapnel parçaları bulunan bir düdüklü tencere ele geçirilmişti. Aynı gün New Jersey’de çöp kutusu içine yerleştirilmiş boru tipi bir bomba infilak etmişti.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Yeşiller’in meclise getirdiği yasa ile Fransa’da plastik ürünler yasaklandı

Fransa’da plastik bardak, tabak, çatal, bıçak ve kaşık kullanımı yasaklandı.

Yeni yasayla, biyolojik materyallerden yapılmayan tek kullanımlık mutfak eşyalarının kullanılması da yasaklandı. Yeşiller Partisi’nin meclise getirdiği yasa 2020 yılında yürürlüğe girecek.

38

Yasak ilk süreçte yapımında yüzde 50’nin altında biyolojik malzeme kullanılan plastik ürünleri kapsayacak. 2025 yılından itibaren ise  bu sınır yüzde 60’a yükseltilecek.

Hükümetin yeni yasayla doğayı kirleten ürünlerin kullanımının azaltılmasını amaçlandığı belirtiliyor.

Ülkede bu yıl başlarında da süpermarketlerin plastik poşet satmaları da yasaklanmıştı. Fransa’da her yıl sadece kahve makinalarında 4 milyar plastik bardak kullanılıyor. Bunların sadece yüzde 1’i geri dönüştürülüyor. Geri dönüştürülemeyen plastik ürün miktarı ise 32 bin ton.

Poşet yasağı Ocak’ta meyve sebze reyonlarını da kapsayacak

Fransa’da 1 Ocak 2016’dan geçerli olmak üzere süpermarketlerde plastik poşet kullanımı da yasaklanmıştı. Yasak gelecek Ocak ayından itibaren meyve-sebze reyonlarında kullanılan poşetleri de  kapsayacak.

Yasayı meclise Yeşiller Partisi taşıdı

Yeşiller partisinin 2014’de meclise taşıdığı yasa tasarısı hakkında 700  değişiklik önergesi verilmiş Ekim 2014’de mecliste kabul edilmişti.  Yasa tasarısı Senatoda da uzun ta tartışmalar sonucu kabul edilerek yasalaşmıştı.

 

(Al Jazeera, Artı33, Metro.co.uk)

Kıbrıs’ta çıkan orman yangınında 800 yıllık zeytin ağaçları kül oldu

1192-1489 yılları arasında Kıbrıs’ı yönetmiş olan Fransız asıllı bir hanedan olan Lüzinyanlar tarafından 1200’lü yıllarda ekilmiş ilk zeytin ağaçlarının bulunduğu Güzelyurt bölgesinde 800 yaşında olan bazı zeytin ağaçları çıkan yangında kül oldu. Yangında 20 dönüm arazide bulunan 1 servi, 5 harnup, 44 zeytin, 16 okaliptus ve 94 çam ağacı zarar gördü.

Kıbrıs Gazetesi’nden Mehmet Kara’nın haberine göre Kıbrıs Güzelyurt’ta bağlı Kalkanlı’da, önceki gün, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ne yakın bir yerde “Kalkanlı Anıt Zeytin Ağaçları”nın bulunduğu arazide orman yangını çıktı.

36

1200’lü yıllarda Lüzinyanlar tarafından ekilmiş ilk zeytin ağaçlarının bulunduğu bölgede 800 yaşında olan bazı zeytin ağaçları, çıkan yangında kül oldu.

Orman Dairesi kulelerinden saat 14.30’da fark edilen alevlere, kısa sürede orman dairesi, itfaiye, sivil savunma, polis, belediye ve duyarlı vatandaşlar müdahale etti. Yangın söndürme çalışmalarına karayollarına ait dozer ve kepçelerle de katıldı. Yangın akşam saat 17.30 sıralarında kontrol altına alındı, ardından soğutma çalışmalarına başlandı.

Çıkan yangında 20 dönüm arazide bulunan 1 servi, 5 harnup, 44 zeytin, 16 okaliptus, 94 çam ağacı zarar gördü. Soğutma çalışmalarının sabaha kadar süreceği öğrenildi.

On adet, toprağa kadar yanmış olan zeytin ağacı gövdeleri, oksijenle bağlantısı kesilmesi için dozerler yardımıyla devrilip toprağa gömüldü.

Polis kaynaklarından edinilen bilgiye göre, yangının çıkış nedeni henüz tespit edilemedi.

 

(Kıbrıs Gazetesi)

Rize’de Cerattepe duruşması başladı #YaArtvinYaArtvin

Artvin’in Kafkasör Yaylası Cerattepe Mevkii’nde madencilik faaliyetlerine karşı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ‘ÇED Olumlu Raporu’nun iptali istemiyle 751 kişi ve 61 avukat tarafından açılan Türkiye’nin en büyük çevre davasının karar duruşması öncesi yasaklar birbirini izledi.

Artvin ve Rize Valilikleri, OHAL kapsamında kentlerde miting ve yürüyüşleri yasaklarken, Rize Emniyeti duruşmanın yapılacağı Adliye Sarayı önünde bariyerli güvenlik önlemi aldı. Duruşma ise 09.10’da başladı.

34

Birgün’den Ömer Şan’ın özel haberine göre Davada ilk sözü alan Cerattepe avukatlarından Bedrettin Kalın, adil yargılanma hakkı ve güvenlik konularında sorunları dile getirdi. “Davaya gelirken savaşa geliyormuş gibi bir muamele görmek kabul edilemez bir tutumdur” diye Kalın, davaya gelenlere yönelik tehdit içeren bildirileri hatırlattı.

Kalın sözlerini şöyle sürdürdü: “Rize’de dağıtılan bildiriler nedeniyle mahkeme baskı altındadır, adil yargılama yapılamaz. Bu sizin şahsınıza yönelik değildir ama bu baskı kabul edilemez. Neden otobüsler durduruluyor?Neden bu davaya sahip çıkanlar mahkeme salonuna alınmıyor?

Valiliğin dünkü genelgesi mahkemenin kararını etkileyecektir. Siyasi iktidarın Cengiz İnşaatın arkasında olduğunun dolaylı ifadesidir.

Önceki davamızdan danıştay kararı varken, bu davada hala yürütmeyi durdurma kararı verilmemesi hukukun neresindedir?”

35

Cerrattepe’de madencilik faaliyetlerini yargıya taşıyan Yeşil Artvin Derneği’nin 19 Eylül’deki duruşma için yaptığı çağrının ardından Artvin Valiliği, önceki gece internet sitesinde yayımladığı açıklama ile kentte bir ay boyunca eylem yasağı uygulanacağını duyurdu. Söz konusu kararın OHAL Kanunu’na dayandırıldığı açıklamada, “Karar doğrultusunda, mevcut huzur ortamının devamı, kamu düzeninin bozulmaması ile vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla her türlü yürüyüş, basın açıklaması, toplantı, miting, çadır kurma, oturma eylemi, stant açma, afiş, pankart, bildiri ve benzeri türdeki tüm etkinlikler, öncesi, sırası ve sonrasında oluşabilecek şiddet hareketleri gerekçesi ile 19 Eylül-19 Ekim 2016 tarihleri arasında yasaklanmıştır” denildi.

Rize Valiliği’nden yapılan açıklamada da, “19.09.2016 Pazartesi günü duruşma öncesi, esnası ve sonrasında ilimiz genelinde yapılacak her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşü, miting, basın açıklaması v.b. tüm etkinlikler oluşabilecek şiddet hareketleri gerekçesiyle yasaklanmıştır.” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan, Rize Emniyet Müdürlüğü ekipleri Rize Adliyesi binasının etrafını, cadde ve sokaklardan geçiş yapılamayacak şekilde bariyerlerle kapattı.

Sabah saatlerinden itibaren davayı izlemek üzere Rize’ye şehir dışından gelen Artvinliler ve doğa severlerin arabaları il girişinden çevrildiği görüldü.

 

(Birgün)

Şeker endüstrisi yağı nasıl suçlu çıkardı?

12 Eylül 2016 tarihli The New York Times’ta yayımlaana bu yazı Zeynep Hatun ve Şükrü Hatun tarafından çevrildiği  www.t24.com.tr sitesinden alındı.

s%cc%a7ekerYeni yayımlanan belgelere göre, şeker endüstrisi, 1960’larda bilim adamlarına şeker ve kalp hastalıkları arasındaki ilişkiyi önemsiz göstermeleri ve onun yerine doymuş yağları suçlu göstermeleri için para ödedi.

University of California, San Francisco’daki (U.C.S.F) bir araştırmacının ortaya çıkardığı ve  geçen Pazartesi günü  JAMA Internal Medicine’da yayımlanan şeker endüstrisinin iç belgelerine göre, son elli yılda, bugünün diyet önerileri de dahil,  beslenme ve kalp hastalıkları ilişkisi üzerine yapılan araştırmalar çoğunlukla şeker endüstrisi tarafından şekillendirilmiş olabilir. U.C.S.F’de tıp profösörü ve JAMA Internal Medicine’da yayınlanan makalenin yazarı Stanton Glantz, “ Şeker endüstrisi, şeker tartışmasını on yıllardır raydan çıkarmayı başardı” diyor.

50.000 dolara yazılan makale

Belgelerde, ticari bir grup olan Sugar Research Foundation’ın (Şeker Araştırma Vakfı), şimdiki adıyla Sugar Association’ın (Şeker Birliği), Harvard’lı bilim adamlarına 1967’de, şeker, yağ ve kalp hastalıkları üzerine bir “review makale” (belli bir konuda yayınlanan çalışmaları gözden geçiren ve o konuda “otör” olanlar tarafından yazılan derleme makale) yazmaları için bugünün parasıyla 50.000 Amerikan dolarına denk gelen bir para ödediği ortaya çıkıyor. Bu “review makale” de kullanılan çalışmalar “Şeker Araştırma Vakfı” tarafından tek tek seçiliyor ve bu haliyle  prestijli  tıp dergisi New England Journal’da (NEJM) basılan makale, şeker ve kalp sağlığı arasındaki ilişkiyi minimize ediyor ve suçu doymuş yağa yüklüyordu.

JAMA’da yayınlanan ve şekerin kalp hastalıkları üzerindeki etkisini önemsiz kılan belgeler elli yıl öncesine ait olsa da, daha güncel raporlar besin endüstrisinin beslenme bilimi üzerindeki etkisinin sürdüğünü gösteriyor. Geçtiğimiz yıl New York Times’da yayımlanan bir habere göre, dünyanın en büyük şekerli içecek üreticisi olan Coca-Cola’nın, şekerli içecekler ve obezite arasındaki ilişkiyi önemsiz göstermeyi hedefleyen araştırmacılara milyonlarca dolarla destek verdiği ortaya çıkarıldı. Bu Haziran’da Associated Press’in yayımladığı haberde ise, şeker üreticileri, şeker yiyen çocukların şeker yemeyenlerden daha az kilolu olduğunu kanıtlayan araştırmacılara ödenek verdiği görülüyor.

Harvard’lı bilim adamları ve işbirliği içinde oldukları şeker endüstrisi yöneticileri artık hayatta değil. Şeker endüstrisinden ödenek alan bilim adamlarından biri olan D. Mark Hegsted, Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı Beslenme Birimi yöneticiliğine getirildi ve 1977 yılında Federal Beslenme Kılavuzu taslağının hazırlanmasına yardımcı oldu. Kılavuzun hazırlanmasına yardımcı olan başka bir araştırmacı da,  makalenin diğer yazarı ve Harvard Beslenme Birimi başkanı Dr. Fredrick J. Stare idi.

JAMA’da yayınlanan belgelere karşılık olarak, “Sugar Association” tarafından yapılan açıklamada, 1967’deki makalenin yayımlandığı sırada, tıp dergilerinde yayın yapan araştırmacıların fon kaynaklarını açıklamak zorunda olmadıklarını söyledi. Gerçekten de The New England Journal of Medicine, 1984 yılına kadar araştırmacılarına fon kaynağı açıklama kuralını getirmedi.   “Sugar Association”, başka bir açıklamasında, endüstrinin yapılan bütün araştırma aktivitelerini “daha fazla transparanlıkla yürütmesi” gerektiğini belirtirken, yine de endüstri ödenekli araştırmaların beslenme bilimi üzerinde önemli ve öğretici bir etkisinin olduğunu savundu. Açıklamada, geçtiğimiz 20-30 yılda yapılan araştırmaların, “şekerin kalp hastalıkları üzerinde önemli bir rolü olmadığını” gösterdiği de belirtildi.

Obezite krizi şeker tüketiminin teşvik edilmesine mi bağlı?

Dr. Glantz’e göre, ortaya çıkarılan bu gerçekler önemli, çünkü şekerin ve doymuş yağların potansiyel zararı üzerine olan tartışma günümüzde hala sürüyor.  Sağlık uzmanları uzun yıllardır, Amerikalıları günlük yağ alımını azaltmaya teşvik etti ve bu da birçok insanın yağca fakir, şekerce zengin yiyecekler tüketmesine sebep oldu. Bazı uzmanlar, bu durumun bugünkü obezite krizini alevlendirdiğini düşünüyor.  Dr. Glantz’in sözlerinden alıntı yaparsak; “Şeker endüstrisinin yaptığı çok akıllıcaydı; çünkü hazırladıkları bu makaleler, özellikle seçkin bir tıp dergisinde basılırsa, bu konudaki tüm bilimsel tartışmayı şekillendirebilecek potansiyele sahipti.”

Sözü edilen ve 1967’de yayınlanan makalenin yazarlarından Dr. Hegsted, yaptığı araştırmaları hükümetin beslenme önerilerini etkilemek için kullandı ve doymuş yağların kalp hastalıklarına yol açtığını vurgularken, şekeri ise “diş çürüklerine yol açan boş kalori” olarak tarif etmeyi tercih  etti. Son yıllarda American Heart Association (Amerikan Kalp Birliği), World Health Organization (Dünya Sağlık Örgütü) ve diğer sağlık otoriteleri fazla tüketilen eklenmiş şekerin kardiovasküler hastalık riskini arttırdığıyla ilgili uyarılara yer verse de, doymuş yağlarla ilgili uyarılar hükümetin diyet önergesindeki önemli yerini hala koruyor.

New York Üniversitesi ( NYU) Besin Çalışmaları ve Halk Sağlığı Bölümü’nde beslenme profesörü olan Marion Nestle, JAMA’nın 12 Eylül 2016 tarihli sayısına yazdığı “ Editorial” yazıda,  JAMA’da yayınlanan belgelerin şeker endüstrisinin, şekerin koroner kalp hastalıklarındaki majör risk faktörü olduğunu aklamak için araştırma başlattığını açık bir şekilde gösterdiğini belirtiyor.  Profesör Nestle, “Bu kadar bariz örnekler görmek çok rastlanan bir şey değil; bence bunlar ürkütücü” diyor.

Harvard T. H. Chan Public School of Health’de beslenme bölümü başkanlığı yapan Dr. Walter Willet, 1960’dan beri akademideki çıkar çatışması kurallarının bir hayli değiştiğini belirtiyor ve konu hakkında basılan endüstriyel belgeler kanıtlıyor ki, araştırmalar, endüstri kaynakları yerine kamu kaynakları ile yapılmalıdır diyor. Dr. Willet,  geçmişte araştırmacıların şeker ve yağın risklerini ölçmek için kısıtlı miktarda veriye sahip olduğunu, bugün ise, verilerin rafine karbonhidratların ve özellikle şekerle tatlandırılmış içeceklerin kardiyovasküler hastalıklar için önemli bir risk faktörü olduğunu  gösterdiğini fakat diyetteki yağ türünün de çok önemli olduğunu belirtiyor.

Halkın görüşü nasıl  manipüle edilir  ve bilim adamları bunun için nasıl kullanılır?

JAMA Internal Medicine makalesi, U.C.S.F’de post doktora fellow’u olan Cristin E. Kearns’in Harvard, The University of Illinois ve diğer kütüphanelerin arşivlerinde bulmuş olduğu binlerce sayfa yazışma ve başka bir çok belgeye dayanıyor.  Bu belgelerin gösterdiğine göre, 1964’de şeker endüstrisinin üst düzey yöneticilerinden biri olan John Hickson, endüstrinin üst düzey yöneticileri ile halkın görüşünü “kendi araştırma, bilgi ve yasal programları” yardımıyla manipüle etme (değiştirme-shift) planını tartışıyor.  Bu sırada yapılan araştırmalar, ülkede artmakta olan kalp hastalığı oranıyla, yüksek şeker içeren diyetler arasındaki ilişkiye ışık tutmaya başlamıştı. Aynı zamanda, aralarında Minnesota doktorlarından Ancel Keys’in de olduğu bilim adamları, bu araştırmalara rakip olarak, kalp hastalıkları için asıl risk faktörünün doymuş yağ ve kolesterol olduğunu kanıtlayacak bir teori üzerinde çalışıyordu.  Mr. Hickson, şeker ve kalp hastalığı arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalara karşın, endüstri bazlı araştırmalar yapılmasını önerdi ve bu sonuçların yayımlanmasıyla şeker endüstrisinin aleyhinde yapılan çalışmaların çürütülebileceğini söyledi. 1965 yılında, Mr. Hickson, anti-şeker araştırmalarının itibarını sarsacak bir “review makale” hazırlaması için Harvard araştırmacıları arasından bir liste oluşturdu. Hickson bu araştırmacılara günümüzde 49.000 dolara tekabül eden bir meblağ ödedi. Mr. Hickson, dikkate alınmasını istediği araştırmaları kendisi seçti ve makalenin şekerin lehinde çıkmasını istediğini açıkça belirtti.  Harvard’lı Dr. Hegsted, şeker yöneticilerine güvence verdi. Yazışmalarda Hegsted’in kendi sözleri şöyle: “İstediğiniz şeyin farkındayız ve gerekeni elimizden geldiğince yapacağız.”

Harvard’lı araştırmacılar makale üzerinde çalışırken buldukları sonuçları ve ilk taslakları Mr. Hickson ile paylaştı. Mr. Hickson ise makalenin gidişatından oldukça memnun olduğunu belirtti. Makalenin sonuç kısmında, şeker ile ilgili bir sonuca varmak için gerekli verinin yetersiz olduğuna karar kılındı ve doymuş yağ hakkındaki verilerin üzerinde duruldu. Mr. Hickson’ın araştırmanın son hali ile ilgili sözleri şöyle: “Bilmenizi isterim ki, aklımızdaki şey tam olarak buydu ve basılmış halini görmeyi sabırsızlıkla bekliyoruz.”

“NEJM’da 1967’de bu makale yayımlandıktan sonra, şeker ve kalp hastalıkları üzerine olan tartışma söndü ve düşük yağlı beslenme bir çok sağlık uzmanının  desteğini kazandı.” diyor Dr. Glantz. “Bugünün standartlarına göre, davranışlarının çok kötü olduğunu söylemeliyiz” diye ekliyor.

www.t24.com.tr
** Ara başlıklar ve parantez içindeki bazı açıklamalar çevirenlerce eklenmiştir.

Tarık Akan, ‘Türkiye’yi sevgide birleştirdi ve gitti’

Biz, Türkiye kocaman bir aileyiz ve sevgide birleşiyoruz”

14

Yeşilçam’ ın usta oyuncusu Tarık Akan’ ın Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ ni dolduran binlerce sevenine bu sözlerle seslendi kızı Özlem Üregül.

15

Naaşının getirilmediği sahnede dev bir Tarık Akan posteri asılıydı.

Sahnede DİSK işçilerinin” Yoldaşımız” pankartı açıldı. Cemal Süreya’ nın “Bahar mezarına gömsünler sizi/ Yapraklar gibi buluştunuzdu” dizelerinin yer aldığı “Dört Mevsim” şiiri de sahnede yerini almıştı.

21

Orhan Aydın’ ın sunduğu anma töreninde Fazıl Say’ ın besteleri çalındı.

22

Anma programı Nebil Özgentürk’ ün hazırladığı “Tarık İçin” belgeseliyle başladı. En çok alkışı Tarık Akan’ ın Yılmaz Güney ile tanışmalarını anlattığı bölüm aldı.

18

Ardından konuşmalara geçildi. Akan’ ın kızı Özlem Üregül ilk sözü aldı ve konuşmasını “Onca belgesel, film ve şöhretin arasında bizi aksatmadan, tüm sevgisiyle ilgilendi. Biz üç kardeşiz, hepimizi ayrı ayrı çok sevdi. Her zaman bize eşit davrandı. Babamın en değer verdiği şey kardeşler arası eşitlikti. Bize eşitlik duygusunun ailede başladığını öğretti. Türkiye olarak büyük kocaman bir aileyiz, hepimiz sevgide birleşiyoruz. Her yöreden insan sevdi Tarık Akan’ı. Babam attığı her adımda Türkiye’nin daha iyi bir geleceği olması için uğraştı. Bunları yaparken sizlerin sevgisinin her zaman yanında olduğunu bildiğini bilmenizi isterim. Biz babamı kaybetmedik, Türkiye Tarık Akan’ı kazandı.” sözleriyle tamamladı. Ardından Rutkay Aziz, Ataol Behramoğlu ve Zeki İrfanoğlu, Tarık Akan’ ı anlattılar.

17

Fazıl Say’ın piyano ile eşik ettiği anma töreninde tiyatro sanatçısı Genco Erkal, Nazım Hikmet şiirleri okudu. Nazım Hikmet Korosu’nun şarkılar seslendirdiği törende Güvenç Dağüstün, Zülfü Livaneli, Zuhal Olcay, Mazlum Çimen, Melike Demirağ, Cahit Berkay, Hüseyin Turan gibi isimlerin de katılımıyla “Yiğidim Aslanım Burada Yatıyor” şarkısı seslendirildi. Şarkıya tüm salon alkışlarla eşlik etti.

16

Teşvikiye Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Akan’ın naaşı binlerce seveninin alkışları arasında toprağa verilmek üzere İstanbul Bakırköy’deki Zuhurat Baba Mezarlığı’na doğru yola çıktı.

Kuruculuğunu yaptığı Özel Taş İlköğretim Okulu öğrencileri de Tarık Akan’ı şarkılarla uğurladı. Okul yıllar önce Tarık Akan’ın da eğitim gördüğü Taş Mektep’ti.

20

Bakırköy meydanında da binlerce İstanbullu tarafından karşılanan Tarık Akan, Bakırköy Zuhuratbaba mezarlığında toprağa verildi.

 

Haber: Ercüment Gürçay

(Yeşil Gazete)

Bu birleşme vatana millete hayırlı olsun – Güngör Uras

bayer-monsanto_lp_optAlman Bayer, 56 milyar dolara ABD’li Monsanto’yu satın alıyor. Tohumların genini değiştirerek verim artışı sağladığı için ünlenen (ve de eleştirilen) Amerikan firması Monsanto 1901 yılında kuruldu. Tohum, bitki biyoteknolojisi ve bitki kimyasalları üretiyor. Dünyada genetiği değiştirilmiş tohum ve bitki teknolojisinin öncüsü olarak biliniyor. 2015 yılı cirosu 15 milyar dolar. Kârı 2.3 milyar dolar.

Toplam varlığı 22 milyar dolar. 25 bin çalışanı var. Monsanto 1997’de Türkiye’de temsilcilik açtı. Cargill’i satın alarak tohum alanında faaliyete geçti. Tarla bitkileri tohumu, sebze tohumu ve yabani ot ilacı ile tarım kimyasalları satıyor.
Alman firması Bayer 1863 yılında kuruldu. 2015 yılı cirosu 46 milyar euro. Kârı 4 milyar euro. Varlıklarının toplamı 74 milyar euro. 116 bin çalışanı var.
Toplam cirosunun yüzde 30’u insan ilacı. Yüzde 20’si tüketiciye dönük üretim. Yarısı tohum ve tarım ilacı. Bayer 1954 yılından bu yana Türkiye’de ilaç sanayi, tüketici ürünleri ve tarım kimyasalları konusunda faaliyet gösteriyor.
Tohumların geninin değiştirilmesi günümüzde insanların tepkisini çekiyor. Monsanto pek çok ürününün tohumunun genini değiştirdi ama en yaygın geni değiştirilmiş tohum kullanımı pamukta, mısırda, soyada.

Avrupalı direniyordu

Avrupalılar bugüne kadar geni değiştirilmiş Amerikan tohumlarının Avrupa kıtasına girmesine izin vermiyor, direniyorlardı. ABD ile AB arasında serbest ticaret anlaşması müzakerelerinde, Monsanto’nunngenetiği değiştirilmiş tohumlarının AB ülkelerine gümrüksüz ve serbest girişi önemli bir engel teşkil ediyordu. Bayer’in Monsanto’yu satın alması sonrası Monsanto’nun genetiği değiştirilmiş tohumlarının ne olacağı bilinmiyor. Monsanto tarafından pazarlanan Glyphosat marka tarım ilacının da insanda kansere yol açabileceği saptanmıştı.

Bayer lider oluyor

Bayer ve Monsanto’nun 2015 yılı toplam tohum ve tarım ilacı satışları 25 milyar dolar. Bunun yarısı tohum, yarısı tarım ilacı. İkinci sırada ChemChine/Syngenta var. Birlikte toplam satışları 15 milyar dolar. ABD’pazarında Monsanto mısır tohumu ile birinci, Dupont ikinci. Pamuk tohumunda Bayer birinci, Monsanto ikinci. Soya tohumunda Dupont birinci, Monsanto ikinci. Monsanto’yu alınca Bayer ABD tarımında da ağırlık kazanacak. Monsanto, ABD pazarında tahıl ve soya tohumluğu satışlarında güçlü durumda. Avrupa ve Asya ülkelerinde ise Bayer ürünleri kullanılıyor.
Dünya tohum pazarında Monsanto’nun payı yüzde 20 oranında. İkinci sırada yüzde 21 pay ile Dupont yer alıyor. Bayer’in payı ise yüzde 3 kadar. Satın alma sonucu Bayer tohumda dünya lideri  oluyor. Basit hesapla payı yüzde 23’e çıkıyor.
ABD’de tarımda büyük ağırlığı olan pamuk tohumu pazarında Bayer yüzde 38.5 pazar payı ile birinci, Monsanto yüzde 32.2 payla ikinci sırada. ABD’de tarım ilaçları pazarında ise Bayer yüzde 18 pazar payı ile ikinci, Monsanto yüzde 8 pazar payı ile beşinci. Bu satın alma ile Bayer bu pazarda da birinci sıraya yükseliyor. İki şirketin küresel tarım ilaçları satışındaki toplam pazar payı yüzde 28 dolayında… Bir bilgi daha, Monsanto geçen yıl İsviçreli rakibi Syngenta’yı satın almak istedi ancak İsviçre şirketi Çinlilere satılmıştı.

Peki bize ne olacak? 

Sözün özü, bu dev satın almaya bakıldığında aslında bizi ilgilendiren, tarımda geni değiştirilmiş tohum ve fidelerin, insan sağlığına zararlı tarım kimyasallarının kullanılıp kullanılmayacağı.
Ülke olarak tohumda da tarım ilacında da dışa bağımlıyız. Kendi tohumumuzu yetiştirmek içim Devlet Üretme Çiftlikleri’ni kurmuştuk… Kendi tarım ilacımızı üretmek için Zirai Donatım Kurumu’nu kurmuştuk…
Özelleştirmelerde bu iki önemli müesseseyi yok ettik. Artık Alman Bayer’e mahkumuz. Ne tohum gönderirse onu ekeceğiz. Ne ilaç gönderirse, onu kullanacağız. Bu birleşme “Vatanımıza ve milletimize de hayırlı olsun!”

Güngör Uras  – Milliyetgu%cc%88ngo%cc%88r-uras

Artvin Davası için Rize’ye girişlerle Artvin’de eylem ve mitingler yasaklandı

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Artvin Cerattepe maden sahası için verdiği, ‘Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Olumlu Raporu’nun iptali istemiyle, Rize İdare Mahkemesinde açılan ‘Türkiye’nin en büyük çevre davasında’ karar duruşması 19 Eylül Pazartesi günü gerçekleştirilecek. Fakat davayı izlemek isteyenlere  kente giriş izni verilmeyeceği iki gün öncesinde ana akım  medyada duyuruldu. Artvinliler ise duruşmaya katılmakta kararlı.

Artvin için bölgede maden arama çalışmaları yapmak amacıyla  2008’deki ‘iptal kararlarına’ karşın Enerji Bakanlığı tarafından 2012’de açılan ihaleyle bölgeye giren Cengiz Holding’e bağlı Eti Maden şirketinin, 2 Haziran 2015’te yeniden ‘ÇED Olumlu Raporu’ almasına karşılık  harekete geçen Yeşil Artvin Derneği öncülüğündeki 751 kişi ve 61 avukat, 8 Temmuz 2015’te Rize İdare Mahkemesi’nde, ‘ÇED Olumlu Raporunun’, ‘yürütmesinin durdurulması ve iptali’ istemli, Türkiye’nin en büyük çevre davasını açmıştı..

Bir Gün’ün haberinde  Yeşil Artvin Derneği’nden Nur Neşe Karahan’ın sözleri şöyle : “Artvin halkı dava sonucu ne olursa olsun yaşamını savunacak. Biz bugüne kadar asla yasadışı bir şey de yapmadık. Daha önce de yaptığımız şeyler yaşamımızı savunmaktı, koruma alanlarımızı savunmaktı, gelecek nesillere bırakmamız gerek dünya mirasını savunmaktı. 25 senedir bunun dışında bir şey yapmadık. Bugüne kadar gerçekten müthiş bir destek aldık. Artvin’deki bütün canlılar adına hepsine teşekkür ediyoruz. Bize destek verenler aslında kendi yaşam haklarını da savunuyorlar. Gelebilecek herkesi 19 Eylül’de Rize İdare Mahkemesi’ne bekliyoruz.”

“Cerattepe Geçilmez! “diyenlere hükümet kanadından davayı izleme yasağı!
Öte yandan Rize ve Artvin polisinin, Rize’deki duruşma öncesinde geniş güvenlik önlemleri alacağı kaydedildi.

Polis ekiplerinin, Cerattepe davasına müdahil olanların dışındaki kişi yada grupların Rize’ye girişine izin vermeyeceği kaydedilirken; dava günü öncesinde bu sorunun çözümü için Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan, avukat Bedrettin Kalın ve yöneticiler Artvin Valiliği ve Emniyet Müdürlüğünde toplantı halinde oldukları da bildirildi.

Artvin’den kaldırılacak otobüslerle duruşmayı izlemek üzere Rize’ye gelecek grupların önünün Rize il sınırında polis tarafından kesileceği ve davaya müdahil olmayan kişilerin geçişine izin verilmeyeceği belirtildi.

Rize Emniyet Müdürlüğünün ise dava günü olan 19 Eylül Pazartesi günü için çevre illerden takviye polis ekipleri istediği öğrenildi.

Artvin’de miting, yürüyüş ve oturma eylemi gibi etkinlikler 1 ay yasaklandı

Artvin Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada, il genelinde, 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 11/m maddesi, 2911 sayılı kanunun 17. maddesi, 5442 sayılı kanunun 11. maddesi hükmü uyarınca İçişleri Bakanlığı İller İdaresi Genel Müdürlüğünün 14 Eylül 2016 tarihli ve 6291 sayılı yazısı gereği karar alındığı belirtildi.

Açıklamada, şunlar kaydedildi: “Karar doğrultusunda, mevcut huzur ortamının devamı, kamu düzeninin bozulmaması ile vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla her türlü yürüyüş, basın açıklaması, toplantı, miting, çadır kurma, oturma eylemi, stant açma, afiş, pankart, bildiri ve benzeri türündeki tüm etkinlikler, bu etkinlikler öncesi, sırası ve sonrasında oluşabilecek şiddet hareketleri gerekçesi ile 19 Eylül-19 Ekim 2016 tarihleri arasında yasaklanmıştır.”

rize-galeyan

Rize’de halka,  sosyal medya üzerinde de yaşam savunucularına gözdağı ve tehdit

Rize’de halka dağıtılan ve ardından sosyal medyada paylaşılan bir mektup ise  Rize’de görülecek davada Artvin’in yanında olduğunu göstermek için başka illerden yola çıkmak isteyenlere gözdağı vermeyi amaçlıyor.  İçeriği aynen  paylaşıyoruz:

 

“Ülkemizin karışması ve bölünmesi için elinden gelen her şeytanlığı yapan dış mihraklar şimdi de Cerattepe’yi bahane ederek saf ve temiz Artvin halkını galeyana getirip ikinci bir gezi parkı ortamı oluşturmak peşinde.

Ülkemizin utanç kaynağı, maneviyat millet bilinci  yoksunu öğrenci kolektifleri de bu fırsattan istifade ortalığı karıştırma niyetinde…

Almanya bağlantılı kişilerin finanasman desteğiyle çok sayıda araç ve envanterle Rize Adliyesine gelecek olan bu insanlar devletimizin milli çıkarlarına tahammül edemeyen  vatan düşmanlarıdır. Dün Fetö’nün yaptığıyla yarın bunların yapacağı arasında fark yoktur.

Bizler duyarlı vatanperver Rize’li gençler olarak duruşmanın yapılacağı 19 Eylül Pazartesi günü saat 08:00’dan itibaren Rize Adliyesi önünde yerimizi alacağız.Hiç bir protesto veya taşkınlığa izin vermeyeceğiz. Kimse şunu unutmasın burası ülkenin yıkılmaz kalesi Rize’dir.Bayrağa karşı olanın hakkı kötektir.

Çıkarabilecekleri taşkınlıklara ve saldırılara karşı gerekli önlem niteliğinde yardımcı envanterlerimizle geleceğiz.”

İmza :Vatansever Rize’li Gençler

(BirGün,Cnnturk, Yeşil Gazete)