Ana Sayfa Blog Sayfa 3357

İklim aritmetiğini yeniden hesaplamak – Bill McKibben

Bu yazı 350turkiye.org/ dan alınmıştır

İnsanlığın geleceği aritmatiğe bağlı. Perşembe günü yayınlanan yeni bir çalışmadaki rakamlarsa şimdiye kadar karşılaştıklarımızdan da hayırsız bir alamet.

Çizimler Neil Webb tarafından hazırlandı
Çizimler Neil Webb tarafından hazırlandı

Bu rakamlar açıkça, basit aritmatikle, dünyanın mevcut kömür madenleri ve petrol kuyularındaki fosil yakıtların ne kadarını yakabileceğimizi ortaya koyuyor. Diğer bir deyişle, şayet niyetimiz dünyanın sıcaklığının 2 derece Santigrat’ın üstünde artmasını engellemekse, ki bu dünya uluslarınca tanımlanan azami sınırdır, ne kadar yeni kazma, sondaj, çıkarma işlemine girişebileceğimizi.

Cevabı şu: Sıfır.

Evet, doğru okudunuz:  Eğer felaket boyutunda ısınmayı engellemek konusunda ciddiysek , bu yeni çalışma, hiç yeni kömür madeni kazamayacağımızı, hiç yeni petrol kuyusu açamayacağımızı, boru hattı yapamayacağımızı gösteriyor. Tek bir tane bile. Fosil yakıtların sınırlarını genişleteceğimiz zaman bitti geçti. Tek umudumuz, işletime zaten almış olduğumuz sahalardan gelen karbon kaynaklı tüm enerji üretiminde hızlı, idareli bir düşüş.

Yeni rakamlar ürkütücü. Bundan sadece dört yıl önce “Küresel Isınmanın Dehşetengiz Yeni Aritmatiği” diye bir yazı yazmıştım. O makalede, Londra merkezli düşünce kuruluşu Carbon Tracker Initiative’in (Karbon Takip Girişimi) araştırmalarından hareket etmiştim. Araştırma, fosil yakıt sanayiince tespit edilmiş henüz çıkarılmaya başlanmamış kömür, petrol ve doğal gaz yataklarının, gezegenin iki dereceden fazla ısınmasını engellemek istiyorsak yakabileceğimizin beş katı karbon içerdiğini ortaya koyuyordu. Yani, enerji şirketleri, üzerinde hak iddia ettikleri her şeyi çıkarıp yakacak olurlarsa, bu, gezegeni beş kere yakıp tutuşturabilecekti. O aritmatik, üniversiteler, kiliseler, vakıflar arasında yaygın bir şekilde fonlarını fosil yakıt yatırımları hisselerinden geri çekme kampanyası başlattı. O vakit bu vakit, bu kabul gören bir erdem hâlini aldı: Birçok merkez bankası yöneticisi ve dünya lideri artık fosil yakıtların büyük kısmını yerin dibinde bırakmamız gerektiği üzerine hemfikir.

Fakat,  yeni yeni aritmatik daha da dehşet verici. Washington merkezli düşünce kuruluşu Oil Change International‘ın (OCI – Petrol Değişimi Uluslararası), Norveç enerji danışmanlık kurumu Rystad’ın verilerini kullandığı bir raporuna atıfta bulunuyor. Bir ücret karşılığı, ki bu sefer $54.000 imiş, Rystad isteyen herkese dünyanın mevcut fosil yakıt kaynakları hakkında verilerini satar. Çoğu müşterisi petrol şirketleri, yatırım bankaları ve hükümet kuruluşlarıdır. Ancak OCI, rakamları başka bir şey için istedi: felaketin eşiğine ne kadar yaklaşmış olduğumuzu çözebilmek için.

Bilim insanları, eğer 2 derecenin altında kalmak için üçte iki şansımız bile olmasını istiyorsak, atmosfere ancak 800 gigaton CO2 (milyar ton karbondioksit) salabilececeğimizi ifade ediyor. Ancak, Rystad’ın verileri, hâlihazırda işletimde olan kömür madenleri, petrol ve doğal gaz kuyularının 942 gigaton CO2 eşdeğerini içerdiğini gösteriyor. Yani aritmatik problemimiz basit, ve şöyle bir şey:

942 > 800

“Bulduğumuz şey, eğer hâlihazırda işletimdeki saha ve kuyulardaki karbonun tümünü yakacak olursanız, zaten iki derecenin üstünde oluyorsunuz” diyor OCI’ın genel yöneticisi Stephen Kretzmann. Onyıllarca böyle yemeye devam edersek ölümcül derecede obez olacağız değil. Zaten dolapta olanları yiyip bitirirsek ölümcül derecede obez olacağız.

Daha da kötüsü, geçtiğimiz dört sene içinde “ölümcül”ün tarifinin de değişmiş olması. İki derece Santigrat o sıra idi. Fakat, bilim artık üst sınırın çok daha düşük olduğuna inanıyor. Dünyanın sıcaklığını şimdiden bir derece ısıttık bile; bu kadarı Kuzey Kutbu’ndaki buzların neredeyse yarısını  eritip dünya mercanlarının dev sahalarınıöldürmeye, ölümcül sel ve kuraklıklar başlatmaya yeterli oldu. Temmuz ve Ağustos ayları, tüm zamanların gezegenimizde kaydedilen en sıcak aylar olma konusunda berabere kaldılar; bilim insanları, bunların insan medeniyet tarihinin en sıcak ayları olduğuna neredeyse kesin gözüyle bakıyorlar. Irak’taki Basra gibi yerler, araştırmacıların İncil’deki Aden bahçelerinin olduğunu düşündükleri bölgenin sınırlarında, 54 dereceye vurdu, ki bu insanların dışarıda yaşamlarını sürdüremeyeceği noktaya yaklaşıyor. Böyle şeyler üzerine, geçen yıl dünya liderleri Paris’te buluştuklarında yeni bir rakam üzerine anlaştılar: Dediler ki, küresel sıcaklık artışını 1,5 derecenin altında tutmak için her türlü çaba gösterilecektir. Bu hedefi yakalamak için %50 şansımız olması içinse, aşağı yukarı 353 gigaton daha CO2 salabiliriz. Hadi aritmatik hesabı tekrarlayalım:

942 > 353

Çok daha büyüktür. Paris’te vakurca koyduğumuz 1,5 derece hedefini yakalamak için yarı yarıya bir şansımız bile olması için hâlihazırda işletmedeki kömür madenlerinin tümünü, petrol ve doğal gaz sahalarının ise bazılarını tükenmelerinden çok önce kapatmak zorunda olacağız.

“Devrim boyutunda karbon emen efsanevi bir Hüma kuşu olmadığı müddetçe, rakamlar fosil yakıt sanayiinin genişlemesinin sonunu getirmiş olmamızı gerektiriyor” diyor Kretzmann. “Paris Anlaşması’nın gerekliliklerini yerine getirmek üzere, fosil yakıt sanayiinde hemen bir kontrollü inişe başlamalıyız, ve bunun sıfıra inişini olabildiğince çabuk becermeliyiz.”

“kontrollü iniş” demek, yarın el frenini çekip herşeyi kesmemiz gerekmediği demek; mevcut kömür madenlerinden, petrol kuyularından, doğal gaz sahalarından yakıt çıkarmaya devam edebiliriz. Ama gidip yenilerini arayamayız. Hâlihazırda varlığını bildiklerimizi bile geliştiremeyiz, mevcut projelerimizin kapı komşusu olsalar da.

Sadece ABD’de, mevcut maden, petrol kuyusu ve doğal gaz sahaları hazır 86 milyar ton karbon emisyonu barındırıyor; bu bizi, 1,5 derecelik sıcaklık artışına doğru yolun çeyreğini götürmeye yeterli. Ancak, ABD enerji sanayiinin arzuları gerçekleştirilecek olursa ve hâlihazırda  planlanan petrol kuyuları ve hidrolik kırma doğal gaz alanları geliştirilirse, bu 51 miyar ton daha salım demek olur. Buna izin verecek olursak, ABD tek başına dünyanın karbon bütçesinin neredeyse %40’ını yiyip bitirecek.

Yeni aritmatik, birçok güçlü oyuncu için kötü haber. Fosil yakıt sanayii, tüm iş modelini her yıl pompaladığı petrol ve gazı sınırsızca telafi edebileceği fikri üzerine kurmuştur; jeolog takımları mütemadiyen sondaj edilecek yeni sahalar arar durur. Eylül’de Apache Corporation, batı Teksas’ta 3 milyar varil petrol olan bir saha tespit ettiğini ilan etti.  Yeni aritmatiğin, Paris’te koyulan hedefleri yakalamamız için yapmamız gerektiğini gösterdiği üzere, o petrolü yerin dibinde bırakmak bu sanayiye on milyarlarca dolara mâl olacak.

Anlaşılır nedenlerle, üyeleri boru hattı ve petrol kuyusu inşa eden sendikalar da değişime karşı duruyor. Dönüp, Dakota Access petrol boru hattı etrafında yaşanmakta olan drama bakın. Eylül ayında, AFL-CIO sendika kondfederasyonunun başkanı Richard Trumka, boru hattı güvenlik görevlilerinin, mezar yerlerini buldozerlere karşı şiddetsizce koruyan Kuzey Amerika yerlilerine biber gazı spreyleri ve bekçi köpekleriyle saldırmasının ardından bile, Obama hükümetine inşaatın devam etmesi  çağrısında bulundu. “Boru hattı inşaası ve bakımı” diyordu Trumka, “binlerce kalifiye işçiye kaliteli iş sağlar.” İnşaat İşleri Sendikaları’nın başkanı da hemfikirdi: “Üyelerimiz bu harikulade, aile geçindiren, orta sınıf, sağlık sigortalı, emeklilik veren, iyi maaşlı işlere yastlanagelmişlerdir.” Diğer bir sendika görevlisi belagatla ifade etdiyordu: “Sırtımızı çevirip fazla yönetmelik getirmeyelim, hem ‘Hayır, yerin dibinde bırak’ da demiyelim. Bu kadar basit olmamalı.”

Haklı— eğer basit olmasaydı herkes için daha iyi olacaktı. Sendikalı işçiler gerçekten de orta sınıf hayatlar kurmak için o işlere yaslandılar, ve hepimiz bu mereti yakıp duruyoruz, tüm gün, her gün. Ancak mesele şu ki, hakikaten bu kadar basit. Başka bir yöne “dönmeliyiz.” “Yerin dibinde bırak”malıyız. Rakamlar ortada. Eğer bir gezegenimizin var olmasını istiyorsak, yapıyor olduğumuzu yapmaya hakikaten devam edemeyiz.

“Yerin dibinde bırak”mak anında tüm fosil yakıt üretimini durdurmak anlamına gelmez. Kretzmann, “Eğer mevcut sahaları doğal düşüşlerine bırakırsanız” diyor, “2033 yılına bundan %50 daha az petrol kullanıyor olursunuz.” Bu, zaten açtığımız kuyuların yavaş yavaş kuruması için, tüm bu petrolü yenilenebilir enerji kaynaklarıyla değiştirebilmemiz için bize 17 yıl verir. Bu benzin canavarlarını elektrikli arabalarla değiştirmek için yeterince zamandır, belki. boru hattı işçilerini ve kömür madencilerini güneş paneli ve rüzgâr türbini inşa etmek üzere yeniden eğitmek için. Yeni fosil yakıt altyapısını yasaklamış Portland gibi şehirlerin ve yeni kömür madenlerini yasaklamış Çin gibi ülkelerin yolundan gitmek için. Bunlar küçük adımlar, ancak önemli adımlar.

Bazı büyük sendikalar bile yenilenebilirlere dönüşümün 2030 yılına kadar ABD’de bir milyon iyi maaşlı iş anlamına geleceğinin farkına varıyor. Hemşirelerden ulaştırma sektörü çalışanlarına herkes Dakota boru hattına karşı çıkıyor; başka sendikalar ise kömür ihracatı ve hidrolik kırmaya karşı seslerini yükseltmekte. “Bu neredeyse emsalsiz bir şey” diyor uzun zamandır sendika ve iklim örgütleyicisi olan Sean Sweeney. ” ‘İklim sendikacılığı’nın yükselişi emek hareketi için yeni bir yön sunuyor.” Ve eğer yaygınlaşırsa Demokratik Parti siyasetçilerinin küresel ısınmaya karşı hareket alanları genişleyecek.

Fakat dünya liderlerini aritmatiğe sadık kalmaya ikna etmek, herhangi bir yeni maden, kuyu ve boru hattı inşasını durdurmak için, Keystone boru hattını durduran, New York eyaletinde hidrolik kırmayı engelleyen ve Kuzey Kutbu’nda petrol sondajını önleyen hareket gibi bir harekete ihtiyacımız var. Ve kamu topraklarında yeni fosil yakıt maden ve kuyularını sonlandıracak “Yerin Dibinde Bırak Yasası”nı geçirtmemiz lazım. ExxonMobil’den tutun ABD İç İşleri Bakanı’na kadar herkesçe “gerçekçi değil” ya da “naif” diye nitelenmiş olabilir. Ancak, yeni aritmatiğin net bir şekilde ortaya koyduğu üzere, fosil yakıtları yerin dibinde bırakmak tek realist yaklaşım. Realist olmayan, iklim değişikliğinin amansız hesabından kaçabileceğimizi düşünmek olur. OCI raporunun ifadesiyle, “En kuvvetli iklim politikası araçlarından biri ayni zamanda en basiti: Kazmayı bırakın.” Ne de olsa çukurlara dair geçerli bir bütünleyici kural bu, ki gelmiş geçmiş en büyük çukurun içindeyiz.

Bu harfiyen bir aritmatik testi, ve not çan eğrisiyle verilmeyecek. Sadece bir doğru cevap var. Ve eğer doğru cevabı vermezsek başarısızlığın cezasını çekecek olan insanlık olarak hepimiziz; ve 10 bin yıllık insan medeniyeti.

Bu yazı 350turkiye.org/ dan alınmıştır

Yazının New Republic’te yayınlanan İngilizce Orjinali

350.org Türkiye için çeviren: Alidost Numan

18-bill-mckibben

 

Bill Mckibben

Yurttaş Reklamcılık Hizmetleri yardımı ile Londra Metrosunu kediler bastı

Londra’da reklamlardan bunalanlar, bir metro istasyonunu barınak kedilerinin fotolarıyla kapladı.

41

İngiltere’nin başkenti Londra’da kendilerinden devamlı bir şeyler satın almalarını isteyen reklamlardan bıkan insanlar, Kickstarter adında bir imecefon (*) üzerinden para toplayıp, iki haftalığına bir metro istasyonundaki bütün reklam alanlarını satın aldılar. Sonra da tüm bu alanlara kedi resimleri koydular. İstasyondaki 68 reklam alanına koydukları kedi fotoğrafları, aynı zamanda hayvan barınaklarında sahiplendirilmeyi bekleyen kedilere ait.

Kendi ifadelerine göre yaratıcı projeleri ‘iyilik adına’ kullanmak için bir araya gelen ve kendilerine Glimpse adını koyan kolektifin bu projesinin adı CATS (Kediler): Citizens Advertising Takeover Service (Reklamların Ele Geçirilmesine Yönelik Yurttaş Hizmeti). Grup, Clapham Common metro istasyonundaki onlarca reklam panosuna 2 hafta boyunca ilan koymak için Kickstarter kampanyasına Nisan ayında başladı. Bu amaçla CatsNotAds.org diye bir web sitesi de açtılar. Grubun Kickstarter kampanyası büyük ilgi gördü, birçok gazete ve dergide haber aldı. 6 ayda 23 bin sterlin toplandı.

Grubun fotoğrafını koyduğu kedilerin bir kısmı Battersea Köpek ve Kedi barınağında yaşayan, yuva arayan kedilere aitti. Bazıları da Britanya’da kediler için çalışan Cats Protection kurumuna aitti. Grubun sayfalarında isteyenlere kedi sahiplendirme veya bakımlarını üstlenme imkanları da sunuldu.

Grubun ilk çağrısı şöyleydi:

“Neden bunu yapıyoruz? a) Harika görüneceği için. b) Sürekli bizden bir şeyler satın almamızın istenmesi çok yorucu. c) Evsiz kedilerin yuvalandırılmasına yardımcı olabiliriz…

Kampanyanın akrostişli adı da şu, "Yurttaş Reklamcılık Hizmetleri Görevi Devralıyor). Akrostiş bu görevin İngilizce yazısında ortaya çıkıyor, "The Citizens Advertising Takeover Service"
Kampanyanın akrostişli adı da şu, “Yurttaş Reklamcılık Hizmetleri Görevi Devralıyor”. Akrostiş bu görevin İngilizce yazısında ortaya çıkıyor, “The Citizens Advertising Takeover Service”. “Cats”, Türkçede “Kediler” manasına gelmekte.

Paramızın olmadığı tatil, ihtiyacımızın olmadığı araba ya da sahip olmadığımız vücut hakkında dertlenmemek güzel olmaz mıydı? Kamusal alanların içimizi açtığı bir dünya hayal edin.

İpotekler ve pahalı çoraplar için sonu gelmeyen reklamlar mı görmeyi tercih edersiniz, yoksa kedi fotoğrafları mı?”

39

Grup amacını, “insanlara dünya hakkında farklı düşünmeleri için ilham vermek ve dünyayı değiştirecek güce sahip olduklarının farkına vardırmak” olarak açıklıyor.

Grubun verdiği bilgilere göre 2 haftada 300 bin kişinin kedi fotolarını gördüğü bu proje, yine kendi açıklamalarına göre “saçma bir proje ama, bir düşünün, bunu ülkenin her yerinde, hatta dünyanın tüm büyük şehirlerinde yapabiliriz.

40

Aptalca da olsa, bu şekilde kolektif sesimizi kullanmayı denemiş oluyoruz. Beklenmedik şeyler de ortaya çıkabilir. Belki bir şeyler satın almanın bizleri mutlu etmediğini fark etmeye başlarız.

Belki kediler de bizi mutlu etmeyecek, ama mutlaka sigorta reklamlarından daha iyidir. Belki kedilerin verdiği bu huzur anında aklımıza parlak bir fikir veya hatta aptalca bir fikir gelebilir, hatta… hiçbir şey düşünmeden bir dakika geçirebiliriz.”

Glimpse kolektifinin kurucusu James Turner, ‘anlık bakış’ anlamına gelen grubun adını şöyle açıklıyor: “Soruna odaklanmak yerine, her şeyin daha iyi olduğu bir dünyaya dair ‘anlık bakış’lar oluşturuyoruz.”

Turner, bu kampanyaya nasıl karar verdiklerini de şöyle anlatıyor: “Şubat ayında kendimize sorduk, satın alınacak şeyler yerine arkadaşların ve deneyimlerin daha önemli olduğu bir dünyayı nasıl hayal edebiliriz diye.

Metro istasyonlarına nelerin fotoğraflarını koyabiliriz diye düşündük. Harikulade ormanlar? Aile ile birlikte geçirilen zaman?

Bu işin meşhur olmasını istiyorduk, İnternet’in bayılacağı bir şey olması lazımdı. Zaten öyle düşününce yanıt belli oldu: Kediler...”

(*) Kickstarter: Bireylerin ortak bir amaca yönelik maddi havuz oluşturmasına imkan veren çevrimiçi hizmetler.

 

Haber: Balaban Cerit

(Yeşil Gazete)

Afrika fil nüfusu son 10 yılda 111 bin azalarak 415 bine geriledi

Afrika’da son 10 yılda yapılan en kapsamlı fil sayımının sonuçları açıklandı. Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) Afrika Fili Durum Raporu’nda açıkladığı son rakamlara göre kıtada yaşayan fil sayısı 415 bine geriledi.

38

Rapor, son 10 yılda kıtadaki fil sayısının 111 bin azaldığına işaret ediyor. Düzenli sayım yapılmayan arazilerde ise 117 ile 135 bin arasında ek fil nüfusunun yaşıyor olabileceği de belirtiliyor. Fil nüfusunun azalmasındaki en önemli etken ise fildişi için yapılan kaçak avcılık. Fillerin yaşam alanlarının yok olması ise bir diğer tehdit.

Nesli Tehlike Altındaki Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretiyle İlgili Sözleşme’nin (CITES) 17. Taraflar Toplantısı’nda açıklanan rapor, Afrika fil nüfusunun son 25 yılda gördüğü en büyük düşüşe işaret ediyor. Fil dışkılarından havadan yapılan gözlemlere kadar çeşitli yöntemlerle Sahra altı Afrika’da yapılan sayım, kalan fillerin yüzde 70’ine yakının Afrika’nın güneyinde yaşadığına işaret ediyor. Fil kıyımının en çok görüldüğü Doğu Afrika ise 86 bin file ev sahipliği yapıyor. Bu bölgedeki fil nüfusunun hızla azalmasında Tanzanya’daki kaçak avcılık faaliyetleri çok önemli bir rol oynuyor. Rakamlar, ülkedeki fillerin yüzde 60’ının son 10 yılda yok olduğunu gösteriyor.

36

WWF Afrika Fili Programı Lideri Lamine Sebogo, fil kıyımını sona erdirmek için başta Orta Afrika ülkeleri olmak üzere yetkilileri, kaçak avcıları, avcılığı yöneten baronları ve yaban hayatı ticaretine karışmış yolsuzluğu durdurmaya çağırdı. WWF’in CITES toplantısındaki delegasyonu başkanlık eden Ginette Hemley ise yaptığı açıklamada, Afrika filinin durumunun daha da kötüye gittiğini, sorumlunun da uluslararası fildişi avcılığı ve fildişi talebi olduğunu söyledi.

 

(Yeşil Gazete, WWF)

Kuzey Ormanları Savunması’ndan Cengiz Holding önüne davet

Kuzey Ormanları Savunması bu akşam 19.00’da (26 Eylül 2016 Pazartesi) bütün yaşam savunucularını yaşam düşmanlarına karşı Altunizade – Cengiz Holding önüne davet ediyor.

34

IGA konsorsiyumu olarak bilinen Cengiz İnşaat, Kolin, Mapa, Kalyon ve Limak şirketlerinin 3. havalimanı için Tekirdağ – Saray Safaalan’da taş ocağı açmak istedikleri alanda davanın sonucunu beklemeksizin ormanı kesmeye dalacaklarını ve bu bölgenin aynı zamanda kısa süre önce köylüler ile birlikte forum gerçekleştirmek için kamp yaptıkları yer olduğunu belirten Kuzey Ormanları Savunması aktivistleri, “Ulaşım projeleri kisvesi altında rant amaçlı yeni bir İstanbul şehri kurmak için Kuzey Ormanları’nı yapılaşmaya açarak katletmeye ve İstanbul’un nefesini kesmeye kasteden üçüncü köprü ve üçüncü havalimanı şantiyeleri artık sadece İstanbul’da doğayı ve insanları öldürmüyor. Şantiyelerin bitmek bilmeyen ihtiyaçları Tekirdağ’a kadar uzanmaya başladı” şeklinde görüşlerini belirtiyor.

Kuzey Ormanları Savunması tarafından yapılan çağrının metni şu şekilde;

35

“26 Eylül Pazartesi 19.00’da yaşam düşmanı Cengiz Holding önüne!

Onlar börtü böceğin, insanın, emeğin, yaşamın düşmanı. Artvin’den Soma’ya, Dersim’den Karabiga’ya Anadolu’nun dört bir yanında talan projelerinin yanı sıra, ortak girişimleri IGA’nın yürüttüğü 3. havalimanı projesi ile İstanbul’un, tüm Marmara’nın akciğerleri olan Kuzey Ormanları’nın canına okuyorlar.

Gözleri doymuyor, doymadıkça saldırıyorlar. Şimdi de 3. havalimanı projesine hammadde sağlamak için Tekirdağ – Saray’da Safaalan’da ormanlık alana Patlatmalı Granit Taş Ocağı ve Eleme Tesisi açarak 200 dönüm ormanlık alana gözlerini diktiler.  Açılan davanın sonucu dahi beklenmeden kesim için kolları sıvadılar.

Cengiz İnşaat’ın, İGA’nın, katil projelerin karşısında, Saray’da yaşamı savunan dostlarımızın yanındayız! İstanbul’a, tüm Trakya’ya nefes olmak için yaşamın düşmanlarına karşı herkesi 26 Eylül Pazartesi saat 19.00’da Üsküdar – Altunizade’de bulunan Cengiz Holding önüne bekliyoruz.

Permakültürün babası Bill Mollison’u sonsuzluğa uğurladık

Küresel Permakültür Hareketinin kurucusu, eğitmen ve yazar Bill Mollison, Avustralya’nın Tazmanya eyaletinin başkenti Hobart’ta yaşama gözlerini yumdu. 88 yaşındaki Mollison, permakültürün babası olarak addediliyordu.

Bill Mollison
Bill Mollison

Cumartesi günü (24 Eylül 2016) hayatını kaybeden Bill Mollison’un vefat haberi Permaculture Research Institute’ün (Permakültür Araştırma Enstitüsü) web sayfasından açıklandı.

Enstitü, Mollison’un vefatını, “Derin bir kederle ailemiz ve arkadaşlarımıza açıklamak isteriz ki Permakültürün Babası Bruce Charles “Bill” Mollison” hayatını kaybetti. O, bu dünyanın Hobart kentinden Cumartesi 23:00 itibarı ile huzurlu bir şekilde ayrıldı” diyerek duyurdu. Site, Mollison’un vefatı için ayrıca, “İnsanlığın ormanındaki bir büyük ağaç devrildi” terimini de kullandı.

28

Bill Mollison ve David Holmgren, tarımın sürdürülebilir ve efektif bir yapıya kavuşmasını, İnsan ve Doğa arasındaki ilişkiyi de zedelemeden sağlayacak permakültür sistemini geliştirdiler. İkili geliştirdikleri bu sistemi  1977 yılında yayımladıkları Permaculture One (Permakültür 1) kitabı ile dünyaya da açtılar.

Mollison ve Holmgren aynı zamanda Avustralya’nın ekoloji hareketinin öncüleri olarak da biliniyor.

Permakültür'ün kurucuları Bill Mollison ve David Holmgren
Permakültür’ün kurucuları Bill Mollison ve David Holmgren

Avustralya, Stanley’de doğan, Tazmanya Üniversitesi’nde uzun yıllar akademik çalışmalar yapan Bill Mollison, on yıllar boyunca dünyayı adım adım dolaşmış ve permakültür prensiplerini tüm insanlıkla paylaşmaya kendisini adamıştı.

Hayatı boyunca sürdürdüğü çalışmalar kendisine Doğru Yaşam Ödülü (Right Livelihood Award) ve Sovyetler Birliği, Bilimler Akademisi Vavilov madalyası (USSR Academy of Sciences’s Vavilov Medal) gibi pek çok ödül de kazandırmıştı.

Yeşil Gazete olarak, Permakültürün Babası Bill Mollison’a hayatı boyunca yaptığı çalışmalar ve bizlere çizdiği ufuk için teşekkür ederken kendisini saygı ile selamlıyoruz.

 

(Yeşil Gazete, The Mercury.com.au, Permaculturenews.org)

Süslü Kadınlar Bisiklet Turu bu sene 28 kentte eş zamanlı gerçekleştirildi

Süsüyle, ojesiyle, rujuyla, giyimiyle yaşam ve çevre için her halde bisiklete binilebileceğini gösteren kadınlar, yetkililere daha çok bisiklet ve bisiklet yolu için çağrıda bulundu.

Birgün’de yer alan habere göre Süslü Kadınlar Bisiklet Turu 2016 renkli görüntülerle gerçekleşti. Avrupa Hareketlilik Haftası’nın Dünya Otomobilsiz Kentler Günü kapsamında gerçekleşen bisiklet etkinliğine 28 kentte binlerce kadın katıldı. Renkli kıyafetleriyle ve bisikletleriyle buluşan kadınların amacı temiz bir çevre için bisiklet kullanımını artırmak ve kadınların hayata katılımını artırmak.

İzmir
İzmir

İzmir merkezli Süslü Kadınlar Bisiklet Turu toplam 28 kentte gerçekleşti. Kadınlar belediyelere ve mülki idarecilere daha çok bisiklet ve bisiklet yolu için de çağrıda bulundu.

İzmir, İstanbul ve Ankara‘nın yanısıra çok sayıda kadın süslenip bisikletine bindi. İşte o kentler: Adana, Antalya, Bursa, Edirne, Balıkesir, Karadeniz Ereğili, Bodrum, Marmaris, Muğla, Mersin, Kayseri, Eskişehir, Adapazarı, Sandıklı, Çorum, Konya, Antakya, Antep, ordu, Dalaman, Kütahya, Lefkoşa, Tekirdağ Süleymanpaşa, İskenderun, Söke ve Akçay.

Süslü Kadınlar Bisiklet Turu’nun merkezi ayağı İzmir’de kadınlar 17.30’da Konak Saat Kulesi önünde toplandı. Kadınların buradaki bisiklet turuna erkekler de katıldı.

İzmit: Bisikleti ulaşım aracı olsun

İzmit’te, Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında yapılan ‘Dünya Otomobilsiz Kentler Günü’nde, ‘Süslü Kadınlar Bisiklet Turu’ düzenlendi. Kadınlar süslenerek de bisiklete binebileceklerini, bisikleti ulaşım aracı olarak kullanabileceklerini göstermek istedi.

İzmit Yahya Kaptan Mahallesi’nde bulunan İzmit Belediyesi Bisiklet Trafik Eğitim Pisti önünde bisiklet tutkunları bir araya geldi. Süslü Kadınlar Bisiklet Turu’na kadınların yanı sıra erkekler de katıldı. Bazı kadınlar şıklıklarıyla dikkat çekerken, bisikletlerini de süsledi. Yaklaşık 150 kişi daha sonra bisikletleriyle şehir turu attı. Etkinliğe katılan Nurten Aktaş şunları söyledi: “Amacımız topluma bir mesaj vermek. Süslenip püslenip de bisiklete binebiliyoruz. Bisikleti bir ulaşım aracı olarak kullanabileceğimizin mesajını vermek istiyoruz. Yani ben bu kıyafetlerle yemeğe de gidebilirim, bisikletle arkadaşımla da buluşabilirim. İzmit çok küçük bir şehir sıkıştık kaldık. Her taraf otobüs, biraz trafikten uzaklaşmak istiyoruz. Bisiklet hayatımızda olsun diyoruz. Hayatı kolaylaştırmak, güzelleştirmek ve çocuklarımıza güzel bir gelecek vermek adına.”

Adana: Otomobilsiz yaşam mümkün

Adana’da “Otomobilsiz Kentler Günü” nedeniyle bisiklet sürücüleri “Süslü kadınlar yollarda” sloganıyla bisiklet kullanımını artırmak için yollara çıktı.

Adana
Adana

Uğur Mumcu Meydanı’nda toplanan kadınlar buradan hareketle kentin birçok yerini bisiklet ile gezdi. Ezo Ülger, bisiklete herkesin binebildiğini göstermek için etkinlik düzenlediklerini belirterek, “Otomobilsiz kentler günü nedeniyle bu etkinliği düzenledik. Burada amacımız otomobilsiz de bir hayatın olduğunu, bir yerden bir yere giderken motorlu taşıtların yanı sıra bisikletin de kullanılabileceğini göstermekti. Ben bir muhasebeci olarak işime ve her yere bisiklet ile gidip geliyorum” dedi. Motorlu taşıtlar olmadan da hayatın var olduğuna dikkat çekerken bunu hem bisikleti hem de kadınların kendilerini süsleyip gösterdiklerinin altını çizen Ülger şöyle devam etti:

“Bisiklete herkesin binebildiğini, hatta çok güzel bindiğini, o da yetmezmiş gibi süslü püslü bindiğini göstermek için, daha çok kadının bisiklete binmesi için Otomobilsiz Kentler Günü’nde her yıl süslü kadınlar yollarda. ‘Şehirlerde egzoz dumanı kokusu değil, parfüm kokusu duymak için yaptır saçları, sür parfümü, giy kokoş elbiseni, tak şalını, sür rujunu-ojeni, giy topuklunu gel; sadece kendini mi süsleyeceksin? Hayır… Bisikletini süsle, çık yollara ve sadece kendin ol’ sloganıyla yola çıktık. Bütün kadınlar süslendik geldik.”

Tekirdağ: Kadınlar için

Tekirdağ’da kadınlar, bisiklet kullanımı yaygınlaştırmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla ”Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” etkinliğinde bir araya geldi. İlk defa 2013 yılında “Dünya Otomobilsiz Kentler Günü” etkinliği kapsamında İzmir’de başlatılan “Süslü Kadınlar Bisiklet Turu”, kadınların katılımıyla Tekirdağ’da da yapıldı. Süleymanpaşa ilçesi sahil dolgu alanda toplanan yaklaşık 50 kadın, bisikletlerini balonlarla ve çeşitli eşyalarla süsledi. Daha sonra sahil yolundan Tekirdağ Yelken İhtisas Kulübü önüne kadar gelen kadınlar, tekrar başladıkları yere dönerek yaklaşık 7 kilometre pedal çevirdi. Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” etkinliği Tekirdağ temsilcisi Nilay Özbahçeliler, AA muhabirine yaptığı açıklamada, “Süslü Kadınlar Bisiklet Turu”‘nun, kadınların bisikletle şehir içinde daha çok ulaşımını sağlayabilmek adına yapılmış bir etkinlik olduğunu söyledi.

Ordu: Yaşanabilir çevre için

Ordu’da yaklaşık 200 kadın, bisiklet kullanımı yaygınlaştırmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla “Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” etkinliğine katıldı. Altınordu ilçesi İlkadım önünde toplanan yaklaşık 200 kadın ilk olarak kullandıkları bisikletleri, balon ve çeşitli eşyalarla süsledi. Daha sonra Ordu sahili üzerinden yaklaşık 5 kilometre yol kateden kadınlar, bisiklet turunu Ordu Kültür Sanat Merkezi önünde tamamladı.Kadınlar, yaklaşık 1 saat süren etkinlikte çevredeki vatandaşlardan da yoğun ilgi gördü.

Bisiklet turunu düzenleyen Meryem Engin, gazetecilere yaptığı açıklamada, Ordu’da ilk defa böyle bir etkinliğin düzenlediğini belirterek, “Her şeyden önce gelecek nesillere yaşanabilir bir çevre bırakmak istiyoruz.” diye konuştu. Etkinliğe katılan kadınlardan Nurteren Kuşlu ise Ünye’den geldiklerini belirterek, “Ordu’da ilk defa böyle bir etkinliğin olması nedeniyle çok mutluyuz. Bütün kadınlar süslendik ve bu etkinliğe katıldık. İnşallah bundan sonraki yıllarda da aynı etkinlik devam eder.” şeklinde konuştu.

Zeynep Kandemir de etkinliği sosyal medya üzerinden duyduklarını dile getirerek, “Hiç düşünmeden katıldık. Bizim gibi meraklı birçok kadının buraya geldiğini gördük. Bundan sonra da devamının yapılması taraftarıyız.” ifadesini kullandı. Neşe Şenocak da etkinliğe katılanlara teşekkür ederek, “Katılım çok iyi oldu. Amacımız bundan sonraki yıllarda da daha fazla katılımla bu etkinliği yapmak” dedi.

Çorum: Bisiklet sadece spor değil

Çorum’da kadınlar bisiklet kullanımını yaygınlaştırmak ve farkındalık oluşturmak amacıyla ”Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” etkinliğinde bir araya geldi. İlk defa 2013 yılında Dünya Otomobilsiz Kentler Günü etkinliği kapsamında İzmir’de başlatılan “Süslü Kadınlar Bisiklet Turu”, sosyal medya üzerinden iletişim kuran bir grup kadın tarafından Çorum’da da gerçekleştirildi. Yunus Emre Parkı’nda toplanan yaklaşık 150 kadın, ilk olarak kullandıkları bisikletleri, balon ve çeşitli eşyalarla süsledi. Daha sonra Gazi Caddesi üzerinden yaklaşık 3 kilometre yol kateden kadınlar, bisiklet turunu Çorum Müzesi önünde tamamladı. Kadınlar, yaklaşık yarım saat süren etkinlikte çevredeki vatandaşlardan da yoğun ilgi gördü. Bisiklet turunu organize eden Gizem Çataroğlu, gazetecilere yaptığı açıklamada, Çorum’da ilk defa böyle bir etkinliğin düzenlendiğini söyledi. Bisikletin sadece spor amaçlı kullanılmayacağının altını çizen Çataroğlu, “Bisiklet aynı zamanda bir ulaşım aracıdır, yaşamın bir parçası olabilir. Eğer uygun bisiklet politikası olursa işe veya ulaşacağımız yere bisikletle gidebiliriz. Biz de dünyanın birçok yerindeki hemcinslerimiz gibi günlük kıyafetlerimizle bisiklete binerek ulaşımımızı sağlayabiliriz. Biz kadınlar korkmadan, çekinmeden yollarda olmalıyız.” ifadesini kullandı. Çataroğlu, etkinliğe katılanlara teşekkür ederek, “Katılım çok iyi oldu. Amacımız bundan sonraki yıllarda da daha fazla katılımla bu etkinliği yapmak.” dedi.

Antalya: Kadınlar önayak olmalıdır

Antalya
Antalya

Antalya’da bisikletin de bir trafik taşıtı olduğuna motorlu taşıt kullananların bisiklet sürücülerine saygı göstermediğini öne süren bir grup kadın yollara çıktı. Konyaaltı ilçesi Atatürk Parkı’nda bir araya gelen 200 kişilik kadın grubu “Süslü kadınlar” adı altında bir araya geldi. Etek ve topuklu ayakkabı giyen bazı kadınlara renkli şapka takan ve bisikletlerini çiçeklerle süsleyen bazı kadınlarda eşlik etti. Kadınlardan bazıları süslü hallerini özçekim yaparak ölümsüzleştirmeyi de ihmal etmedi. Amaçlarının süslenerek bisiklet sürüp bisikletin bir ulaşım aracı olduğuna dikkat çekmek istediklerini belirten Süslü Kadınlar Antalya Topluluğu Sorumlusu Deniz Yaylak, etkinliğe sadece kadınların katılmasını ise “Kadınlar ön planda olmalıdır ve dikkat çekmelidir. Bizler toplumun her zaman en önünde olmalıyız” diyerek açıkladı.

Etkinliğe katılan bazı kadınlar ise bisikletin yeteri kadar kullanılmadığını ve bisiklet binmeyi çok sevdiklerini söylediler. Avrupa’da bir ülkede bisikletin şehir içi ulaşımda etkili olarak kullanıldığını belirten grup üyeleri Türkiye’de de bu durumun yaygınlaşması için yeteri kadar önem verilmediğini söyledi.

Grup, daha sonra yaklaşık 3 kilometrelik parkuru tamamlamak ve Karaalioğlu Parkı’na gitmek üzere harekete geçti.

Bisiklet yolu hemen şimdi

MUĞLA’nın Datça İlçesi’nde rengarenk giyinip, süslenen bir grup kadın, bisiklet sürücülerinin sorunlarına dikkat çekmek amacıyla pedal çevirdi. Kadınların 10 kilometrelik bisiklet turuna bazı erkekler de destek verdi. Datça Kadınlar Topluluğu tarafından renkli kartonlara, ‘Acil bisiklet yolu’, ‘Bisiklet yolu hemen şimdi’, ‘Bisiklet özgürlüktür’, ‘Arabadan in bisiklete bin’, ‘En temiz taşıt, bisiklet’ yazıldı. Dövizlerin yanı sıra, begonvillerle süsledikleri bisikletleri ve rengarenk kıyafetleri ile tam bir karnaval havasında gerçekleşen bisiklet turuna katılan kadınlar, büyük ilgi gördü. Datçalı kadın bisikletçiler adına bir açıklama yapan 57 yaşındaki Ümit Kırcalı, İzmir’de ilk kez 2013 yılında düzenlenen ‘Süslü Kadınlar Bisiklet Turu’na destek amacıyla bir araya geldiklerini belirterek, “Bu yıl iletişim kurmakta geç kaldığımız için ‘Süslü Kadınlar’ adıyla değil, ‘Kadınlar Bisiklet Turu’ adıyla bu etkinliği düzenledik” dedi.

Datça’da bisiklet yolu eksikliğinin bir an önce giderilmesi gerektiğini ifade eden Kırcalı, Datça’mızda güvenilir bisiklet yolu istiyoruz. Bisiklet, dünyanın birçok yerinde olduğu gibi, biz dede ulaşım aracı olarak kullanılabilsin. İş yerine veya başka yerlere günlük kıyafetlerimizle bisikletle kolayca gidebilelim. Yollar sadece motorlu taşıtlara ait değildir. Arabadan in bisiklete bin diyerek, hava kirliliğine dikkat çekmek istiyoruz. Kadınlar olarak görünür olmak istiyoruz. Kadın toplumda görünür olduğu sürece, o toplum nefes alır. Kadınların korkmadan dilediği kıyafetle yolarda olduğu, toplumun her alanında görünür olduğu bir ülke istiyoruz. Bisikletliye, kadına, kadın bisikletliye saygı istiyoruz” diye konuştu.

Amaç bakanlığın ve belediyelerin dikkatini çekmek

Süslü Kadınlar Bisiklet Turu İnisiyatifi ise etkinliğin amacını şu sözlerle açıklıyor: Etkinliğin, sosyal medyada yorumlandığı gibi “ojeni sür, kokoş giyin, fotoğraf çektir” den fazlası olduğunu her paylaşımımızda dile getiriyoruz. Süslü Kadınlar Bisiklet Turu bir farkındalık etkinliğidir; bisiklet sürüşü belediyenin ve Bakanlığın dikkatini çekmek için “süslü” olarak yapılmaktadır. Bisikletle güvenli bir şekilde ulaşımını sağlamak isteyen kadınlarn bisiklet yolları ve hizmetleri talebini eğlenceli bir şekilde iletmesidir.

 

(Birgün)

Bergama ve diğer ekoloji hareketlerini itibarsızlaştırma operasyonu – Arif Ali Cangı

Bu yazı haberekspres.com.tr/ den alınmıştır

Son günlerde yine Bergama Hareketi’ni ve Bergama’dan yola çıkarak Cerattepe hareketlerini itibarsızlaştırma operasyonu başlatıldı, konuya ilişkin ‘derin analiz’ler yapılıyor. Neymiş efendim; “… Bergama Ovacık Altın Madeni’ne karşı ayağa kalkan köylüler kandırılmışlar, Almanya’nın çok altını varmış, o yüzden vakıfları aracılığı ile Türkiye’de altın madeni çıkartılması ve işletilmesine karşı seferberlik ilan etmiş, Alman Vakıfları da Bergama’ya gelmişler, köylüleri, çevrecileri kandırmışlar. Sonra ne olmuş; 2005 yılında madeni FETÖ’cü Koza Şirketi alınca madene karşı eylemler şıp diye kesilmiş, Alman Vakıfları da çevreciler de madene karşı çıkmaz olmuşlar. Aslında Ege Ordu’nun dahi karşı çıkmasına rağmen Alman Vakıfları ve FETÖ (çevrecilerin de desteği ile) kumpas kurmuşlar, Ovacık Madeni ABD’li Normandy-Newmont şirketinden Koza’ya geçmiş, hatta Alman Vakıfları iddiasını ortaya atan Necip Hablemitoğlu’nun öldürülmesinde de bu kumpasın parmağı varmış. O Alman vakıfları şimdi de Cerattepe’de madenin çıkartılmasına karşı direnen Artvinlileri kandırmakla meşgulmüş, ABD Büyükelçisi de geçtiğimiz günlerde Artvin’e gitmişmiş…”

Bu ‘analiz’leri yapanların amaçları çok derin olabilir ama yazılar bilgi yoksunu, okuyucunun hafızası ve zekası ile alay eden sığ yazılar.

Bergama hareketi ile Alman vakıflarının ilişkilerinin külliyen yalan olduğunu, iddiaların hayali raporlara ve kişilere dayandığını geçen hafta yazmıştım. [1] Onları tekrar etmeyeceğim, yalnız ‘casusluk’ davasından beraat eden sanıklardan Bergama hareketinin ‘aktivist belediye başkanı’ Sefa Taşkın’ın adını atlamışım, kendisinden özür diliyorum. Sefa Taşkın ekoloji hareketine katkılarının yanı sıra beldesinin sağlığı için nasıl belediye başkanı olunacağını herkese gösteren değerli bir insandır, duruşu ve yaptıkları için buradan kendisine bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum.

Taze bir yazıyı daha okumanızı önereceğim; Bergama hareketini başından beri takip eden, haberlerini yapan, arşivini tutan, Necip Hablemitoğlu’nun kitabındaki iddiaları didik didik edip, belgeleri ile hayali olduğunu ortaya çıkartan ekoloji gazetecisi Özer Akdemir’in hafta sonu “Hablemitoğlu ve Bergama köylü direnişi” başlıklı yazısı yayınlandı. [2] Daha ayrıntılı bilgi edinmek istiyorsanız, hepsi belgelere dayanan “Kuyudaki Taş / Alman Vakıfları ve Bergama Gerçeği” kitabını okumalısınız.

Ben kendi yaşadıklarım ve tanıklıklarımla devam edeyim. Ankara 1 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen davada Bergama hareketi sanıklarının savunmanlığını yapan avukatlardan birisiydim. Davada iddianamenin dayandığı kitabı yazan Necip Hablemitoğlu’nu savunma tanığı olarak dinleterek, yazdıklarını delilleriyle somutlamasını isteyecektik ama ne yazık ki ilk duruşmadan önce evinin önünde katledildi. Hablemitoğlu bugün yaşıyor olsaydı gerçekleri anlatır mıydı bilmiyorum ama kitabının yarattığı algı sonucunda Ovacık Altın Madeni’nin Koza şirketine devredilmiş olması nedeniyle sanırım kahrından ölürdü.

Sonuçta ‘Alman vakıfları’ üzerinden yaratılan algı operasyonu, suçlamalar, davalar sonucunda Ovacık Altın Madeni, 2005 yılı başında, bugün FETÖ soruşturmasına dahil edildiği için İngiltere’ye kaçan Hamdi Akın İpek’in el konulan Koza Şirketi’ne devredildi.

Ege Ordu Komutanlarının da dahil olması, Bergama hareketinin ‘ulusal güvenlik’ sorunu olarak Milli Güvenlik Kurulu toplantılarının gündemine alınması, bunu tırmıklayan gazetecilerin tehdit edilmesi, mahkeme kararlarının uygulanmaması için Bakanlar Kurulu kararının çıkartılması şeklinde devam eden psikolojik savaş ortamında Bergama köylü hareketi geriledi. Ancak madenin Koza’ya geçmesinin ardından çevre eylemlerinin bıçak gibi kesildiği iddiası gerçeğin ters düz edilişinin bir başka örneğidir. Ovacık Altın Madeni’ne karşı yürütülen çevre mücadelesi yukarıda sıraladığım etkenlerden dolayı kitlesi azalsa da bitmedi, Bergama ve yöresi için yaşamsal tehdit oluşturan maden kapatılmadan, çevreye ve hukuka karşı suç işleyenler yargılanmadan bu hareket bitmez.

Madeni devralan Koza şirketi, Bergama hareketine yönelik psikolojik savaşın uygulamasını da devraldı, artık Alman vakıfları dezenformasyonunu en çok kullanan Koza şirketi ve onun patronu Akın İpek’ti.

Madenin Koza’ya geçmesinden sonra çevre hareketine karşı sadece psikolojik savaş yöntemleri uygulanmadı, doğrudan fiili saldırılar da gerçekleştirildi. Bergama hareketinin Türkiye’nin ekoloji hareketi haline gelmesinden sonra 5 Haziran Dünya Çevre Günü toplantıları madenin dibinde yer alan Çamköy’deki Bergama hareketi kitabesinin başında yapılmaktaydı ta ki Koza’nın madeni devraldığı 2005’e kadar. 5 Haziran 2005’te Çamköy’e gitmek isteyen çevreciler, Koza şirketinin organize ettiği taşlı yumurtalı saldırıya uğradılar, Hamdi Akın İpek de olay yerindeydi. Ertesi yıl da Dikili Belediyesi’nin Barış Demokrasi ve Emek şenlikleri kapsamında 19 Ağustos 2006 tarihinde düzenlenen “Siyanür Altın Çevre” paneli yine Koza şirketinin organizasyonunda basıldı. Bu iki olayın yargılaması yıllardır sürüyor. Dikili panel baskını davası geçtiğimiz Temmuz ayında karara çıktı, temyiz aşamasında, bu arada kararı veren hakim FETÖ/PDY soruşturmasından tutuklandı, hakimlikten ihraç edildi. 5 Haziran 2005 saldırısı davasında da ilginç olaylar yaşandı, daha yaşanacağa benziyor. Davanın açılması sırasında iki ayrı iddianame ortaya çıktı, birisinde sanıklar arasında Akın İpek de yer alırken, diğerinden Akın İpek’in adı çıkartılmıştı. Davada Akın İpek’siz iddianamenin esas alınması üzerine çevrecilerin itirazları ardından Akhisar Ağır Ceza Mahkemesi kararı ile Akın İpek sanık olabildi. Bunun üzerine davada hem şikayetçi hem de avukat olan şahsım hakkında verilen takipsizlik kararı madenciler tarafından kaldırılmaya kalkışıldı, olağan yollarla kaldıramayınca olağanüstü yollarla kanun yararına bozma yoluyla ben de davaya sanık olarak eklendim. Bergama gerçeğini öğrenmek istiyorsanız bu davayı da takip etmenizi öneririm. 27 Ekim saat 14’te Bergama 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya gelirseniz gerçeklere bizzat tanık olursunuz.

ABD Büyükelçileri

Yaklaşık 25 yıla ulaşan Ovacık Altın Madeni-Bergama hareketi sürecinde yazacak, anlatacak çok şey var. Şimdilik şunu belirterek yazıyı daha fazla uzatmayalım; Bergama hareketi, Türkiye’nin ekoloji hareketleri tarihinin abc’sidir, çevre ve ekoloji hareketine ve hukukuna çok şey kattı. [3] Buna karşılık, nerede etkili bir çevre hareketi olsa Bergama’dan başlayan itibarsızlaştırma girişimleri yaşanıyor, yaşamı savunan çevre/ekoloji hareketlerinden çıkarı zedelenenler çamur atmaya başlıyorlar. Bugünlerde Bergama hareketinden yola çıkarak Cerattepe’nin ekolojisini mahvedecek Artvin’i yaşanmaz hale getirecek madene karşı çıkan Artvinlilere saldırılıyor. Artık kabak tadı veren Alman vakıfları dezenformasyonu Artvin için de yapılıyor, bir de ABD büyükelçisi John R. Bass’in çevrecilere destek vermek için Artvin’i ziyaret ettiği iddiası ortaya atıldı.

Bu yazıyı yazmama yol açan “analiz” yazarlarından Yeni Asır Gezete’sinden Zafer Şahin son yazısında bana doğrudan şu soruları yöneltmiş: “ABD Büyükelçisi’nin Cerattepe Projesi’nin ÇED davası öncesinde Artvin’e yaptığı geziyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir solcu olarak ABD Büyükelçisi’nin ülkenizin içişlerine karışma cüreti göstermesi sizi hiç öfkelendirmiyor mu?” Soruyu ciddiye aldım ve araştırdım, Cerattepe davasının avukatı sevgili dostum Av. Bedrettin Kalın’a ‘ABD büyükelçisinin ziyaretini bana anlatır mısın’ dedim, acıklı acıklı güldü, “Sorma Alman vakıfları yalanından sonra bir de ABD büyükelçisinin ziyareti dedikodusu çıktı, araştırdım Artvin’de büyükelçiyi kimse görmemiş, kimsenin görmediği ABD büyükelçisini bize niye soruyorlar ki bu ilin Valisi var, Emniyet Müdürü var, Jandarma Komutanı var onlara niye sormuyorlar’ diye dertlendi.

Zafer Şahin’in sorusuna vereceğim yanıt; Artvin’de Alman vakıfları ve ABD büyükelçisi ziyareti yalanları dolaşıyor, ne Alman vakıflarını ve ne de ABD büyükelçisini gören olmamış. Bu yalanlar yüzünden Yeşil Artvin Derneği yöneticileri tehdit telefonları alıyorlar, bence siz de artık aslı astarı olmayan dedikoduları analiz diye yazmayı bırakın.

ABD büyükelçilerinin bu işlere burunlarını sokmaları beni öfkelendirmiyor mu? Öfkelendiriyor, ama Ovacık Altın madeni sürecinde olduğu gibi buna izin veren bizim yöneticiler daha çok öfkelendiriyor.

Yazı uzadı farkındayım, ABD büyükelçilerinin müdahalesi deyince hatırlatmadan geçemeyeceğim: 2004 yılı Ovacık Altın Madeni’ne ilişkin yine mahkemelerce birden çok iptal kararı verilmiş, ÇED’e ilişkin iptal kararı Çevre Bakanlığı’nın yeni izni ile aşılmış, ancak Bayındırlık İl Müdürlüğü’nde işini yasalara göre dürüstçe yapan görevliler onay vermediği için imar planı iptaline ilişkin mahkeme kararı aşılamıyordu. Tam bu aşamada Ankara’daki dönemin ABD Büyükelçisi Eric S. Edelman devreye giriyor. Dönemin Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen’e mektup yazarak madenin ihtiyacı olan imar planının bir an önce yapılmasını istiyor. [4] Ardından görülmemiş bir hızla imar planı yapılıyor, planın 30 gün kaymakamlıkta askıda kaldığına dair tutanak tutuluyor ancak askıdaki imar planını hiçbir Bergamalı görmüyor. Onaylanan imar planı üzerine mahkeme kararları ile kapanan maden faaliyete geçiyor ve Koza’ya devrediliyor. ABD Büyükelçisi’nin müdahalesi ile verilen bu imar planı da daha sonra mahkeme kararıyla iptal ediliyor ama yapılan yasa ver yönetmelik değişiklikleri ile imar planı, yapı ruhsatı olmadan madenin çalışması sağlanıyor. İşte bu olaylar beni çok öfkelendirmişti ama öfkelenmek bir işe yaramıyor; ekolojiyi, yaşamı, hukuk güvenliğini korumak için yurttaş olarak meşru yollarla mücadele etmekten başka yol yok, yaşam savunucuları ile çevre hareketleri de bunu yapıyor, bilmem anlatabildim mi?

[1] http://www.haberekspres.com.tr/bugun-cerattepenin-davasi-var-makale,4938.html
[2] http://izgazete.net/yazi/250/hablemitoglu-ve-bergama-koylu-direnisi
[3] http://bianet.org/bianet/ekoloji/160776-bergama-direnisi-cevre-hukukunu-nasil-degistirdi
[4] https://www.evrensel.net/haber/158385/emir-buyuk-yerden

 

Bu yazı haberekspres.com.tr/ den alınmıştır

24-arif-ali-cangi

 

Arif Ali Cangı

Tohum ve Pestisit tekelleri aktörleri 1: Syngenta-Chemchina

Tohum ve pestisit şirketlerinin birleşmek için anlaştıkları bugünlerde, son on yıldır altılı bir tekel olarak hükmettikleri piyasalara üçlü tekel olarak devam etme olasılıkları karşısında bu şirketlerin yakından takip edilmeleri gerektiğine değinmiştim. Syngenta-Chemchina, Dow-Dupont ve Monsanto-Bayer “birleşmeleri”nin hangi aşamada olduğunu, birleştikleri takdirde piyasa paylarının ne olacağı ve başta ABD ve AB olmak üzere, birçok ülkenin rekabet ve regülasyon kurulları tarafından da incelelendiklerini bir önceki yazımda anlatmıştım. Bu tekellerin, hem dünyada hem de Türkiye’deki faaliyetlerine bakmaya Şubat 2016’da Chemchina‘nın nakit 43 milyar ABD dolarısatın alım teklifinin yönetim kurulu oybirliğiyle kabul eden Syngenta ile başlayalım.

16SYNGENTA

2000 yılında iki ilaç şirketinin, Novartis’in tohum ve tarım ilacı bölümleri ve AstraZeneca’nın tarım ilacı bölümlerinin birleşmesi sonucunda kuruldu. İsviçreli şirket, Avrupa, Afrika, Orta Doğu, Kuzey Amerika, Latin Amerika ve Asya Pasifik’te faaliyet gösteriyor.

17

Türkiye’de 2001 yılından beri Syngenta Tarım Sanayi olarak faaliyet gösteriyor. İzmir’de tarım ilacı fabrikası var ve Syngenta Türkiye sayfasında satışını yaptığı 67 çeşit pestisit sıralıyor. Bu 67 pestisitten 5 tanesi neonikotinoid grubundan ve AB tarafından yasaklanan thiamethoxam aktif maddesi içeren insektisitler. Bir adet ürünü de 2015’te Dünya Sağlık Örgütü’nün Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu (IARC) raporunda “muhtemel kanserojen” olarak sınıflandırdığı glifosat aktif maddesi içeriyor. (ABD’de 157 farklı marka tarım ilacı satıyor). Şirket, Türkiye’de hibrit mısır, ayçiçeği, kanola ve şekerpancarı tohumluk üretimi yapıyor ve Manisa Muradiye’de hibrit mısır ve hibrit ayçiçeği işleme tesisleri bulunuyor. Muradiye’deki tesisin üretim kapasitesi; 7.500 MT ayçiçeği tohumu 2.500 MT mısır tohumu. Syngenta, Türkiye’de hibrit mısır üretiminin yaklaşık %90’ını yurtiçi pazarı için, ayçiçeği üretiminin yaklaşık %85’ini ise ihraç amaçlı yapıyor. Syngenta Türkiye, ayçiçeği üretimi Global Syngenta’nına ayçiçeği üretiminin yaklaşık %25’ini karşılıyor. Hibrit sebze tohumlarını ise Syngenta Hollanda’dan ithal ediliyor ve Türkiye’de pazarlaması ve satışını yapıyor. Şirketin Antalya’da kurulu 1.7 hektarlık bir araştıma ve geliştirme istasyonu mevcut. Bu istasyonda aynı zamanda hıyar ve domates ıslahı da yapılıyor.1

Syngenta ve Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO’lar)

18Syngenta’nın kendi başına ve diğer biyoteknoloji şirketleriyle beraber ürettiği 59 çeşit GDO bulunuyor.

2005’te ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) Syngenta’ya “kayıt edilmemiş bir genetiği değiştirilmiş pestisit (Bt10) içeren mısır tohumu satmak ve dağıtmaktan” dolayı 1.5 milyon ABD doları ceza verdi2. ABD Tarım Bakanlığı ise aynı sebepten dolayı 375,000 ABD doları ceza verdi. Syngenta, 2001-2004 arası takriben 14,000 çuval Bt 10’unu (yaklaşık 15,000 hektarlık alana ekmeye yetecek kadar) başta ABD olmak üzere, Kanada ve Arjantin’e satmış. Tohumlardan elde edilen ürünlerin bir kısmı (bir hesaplamaya göre toplam elde edilen ürün 150,000 ton mısır) Japonya ve Avrupa’ya ithal edildiklerinde gümrükte tespit edilip, imha edildi. Syngenta Bt10 mısırın ampisilin direnci geni içerdiğini kabul etti3. Bt10 mısır hiçbir zaman ticari satış onayı almadı.

Türkiye’ye hayvan yemi olarak ithalatına ve kullanımına izin verilen Syngenta GDO’ları:

Bt 11 GD mısır. (Bt11 mısır iki özellikli; DNA’sına eklenen bakteri geni sayesinde kendi böcek ilacını üreterek kendisini yiyen böcekleri öldürüyor ve glufosinat amonyum (glifosat) aktif maddeli ot ilaçlarına dayanıklı) Türkiye’de onayı: 24 Aralık 2011

MIR604 GD mısır. İzin tarihi: 16 Temmuz 2015 (DNA’sına eklenen bakteri geni sayesinde kendi böcek ilacını üreterek kendisini yiyen böcekleri öldürüyor)

MIR162 GD mısır. (DNA’sına eklenen bakteri geni sayesinde kendi böcek ilacını üreterek kendisini yiyen böcekleri öldürüyor)Türkiye’de onayı: 5 Kasım 2015

-Bu üç GDO’lu mısırı içeren 3 adet GDO’lu mısır (Bt11 x GA21, Bt11 x MIR604, MIR604 x GA21).4

Syngenta denince aklımıza gelen diğer bazı ürünler:

1.Atrazin ot ilacı (herbisit):

19Syngenta tarafından geliştirilen atrazin herbisitinin en büyük üreticisi yine Syngenta.

Avrupa Birliği’nde atrazin yeraltı su kaynaklarında izin verilen seviyelerin üzerinde rastlandığı ve “doğada uzun süreli kalıcılığı, yaban hayatı için toksik olması ve insan sağlığı üzerinde olası etkisi” yüzünden 2004 yılında yasaklandı.

Türkiye’de 31 Ağustos 2009’da atrazin aktif maddeli bitki koruma ürünlerinin ithalatı ve imalatı yasaklandı ancak raf ömrü göz önüne alınarak kullanımına 31 Ağustos 2011’e kadar izin verildi.5

ABD’de glifosattan sonra en çok kullanılan tarım ilacı. ABD’de, 2012 yılında su kaynaklarında rastlanan atrazin yüzünden açılan bir toplu davada Syngenta “binden fazla içme suyu şebekesinden atrazini arındırmak için filtreleme maliyeti”ni karşılamak için 105 milyon ABD doları tazminat ödemeye razı oldu. O tarihten beri, ABD’de atrazin kontaminasyonu için Syngenta’ya karşı 1,085’den fazla tazminat davası açıldı.6 ABD’nin Çevre Koruma Ajansı (EPA) atrazinin çevre etki değerlendirme raporunun ilk aşamasını tamamladı ve Ekim 2016’ya kadar görüşe açtı. Nihai değerlendirmesini 2016’ın sonunda kamuoyuna sunacağını açıkladı7.

Syngenta verilerine göre atrazin hala 60’tan fazla ülkede kullanılmakta8.

2.Thiamethoxam neonikotinoid böcek ilacı (insektisit):

20Neonicotinoidler ya da kısaca neonicler, son 20-25 yıldır kullanılan geniş spektrumlu sistemik böcek ilacı (insektisit) grubu. İlk olarak, 1991’de Bayer tarafından imidacloprid geliştirildi ve piyasaya sürüldü. Ardından 2000’lerin başlarında iki neonicotinoid daha (Bayer’in clothianidin ve Syngenta’nin thiamethoxam aktif maddeleri) piyasaya girdi. Şu anda piyasada yedi çeşit neonic mevcut (acetamiprid, clothianidin, dinotefuran, imidacloprid, nithiazine, thiacloprid ve thiamethoxam). Dünyada en çok kullanılan böcek ilacı olan neoniclerin global insektisit piyasasındaki payının %40 olduğunu düşünülüyor. 2011’de neoniclerin global satışı 2.63 milyar ABD dolarının üzerindeydi9.

ABde toplu arı ölümlerinin sebebi olarak görülen ve Aralık 2013 itibarıyla tarafından üç yıllığına yasaklanan üç neonikotinoitten biri Syngenta’nın thiamethoxam aktif maddesi (diğer ikisi and imidacloprid ve clothianidin Bayer tarafından üretiliyor). Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA) bu süreyi bir değerlendirme yaptığı için uzattı, değerlendirmesini 2016 sonunda bitirmesi bekleniyor.

Türkiye’de Syngenta websayfasında thiamethoxam aktif maddesi içeren 5 ürünün satışı yapıldığı görülmekte.

ABD’de ve 120’ye yakın ülkede yüzlerce tarımsal ürünün üretiminde neonicotinoid grubu pestisitler kullanılmakta10.

3.Golden Rice (Altın Pirinç)

Golden Rice kendi başına bir yazıyı hak ediyor; ama kısaca özetlemek gerekirse, özellikle üçüncü dünya ülkelerindeki vitamin A eksikliğini gidermek amacı öne sürülerek, 1990’dan beri genetik müdahaleyle beta karoten miktarını artırılmaya çalışılan ve henüz ticareti yapılmayan bir pirinç. Golden Rice’taki beta karoten miktarı ve yapısı hakkında çok sayıda teknik sorunun yanında insan sağlığına ve çevreye verebileceği zararlar hakkında da ciddi endişeler var11.

2001’de Golden Rice “mucitleri” Golden Rice teknolojisinin tüm haklarını Syngenta’ya devrettiler. Syngenta, her ne kadar 2004’te Golden Rice’ı ticari amaçlarla kullanmayacağını açıklamış ve Golden Rice geliştirilmesine destek veren tek kurum olmasa da (Rockefeller Foundation, Bill and Melinda Gates Foundation, IRRIve başka kurumlar) 12 tüm ticari hakları elinde tutuyor. Çinli Chemchina tarafından satın alınma ihtimalinin çok yüksek olduğu bu günlerde, Golden Rice meselesi de ayrı bir endişe kaynağı.

21CHEMCHINA – ADAMA

Chemchina, bünyesinde petrol işleme, pestisit ve lastik kauçuk şirketleri bulunduran, Fortune Global 500 listesinde 234 numarada olan bir devlet şirketi. 2015’te 45 milyar ABD doları geliri ve 140,000’den fazla çalışanı ile Çin’in en büyük kimya şirketi Chemchina geçen yılPirelli’yi 7.1 miyar Euro’ya satın aldı.

22

1945 yılında İsrail’de kurulan Adama pestisit şirketinin %60’ı 2011’de Chemchina tarafından satın alındı. Temmuz 2014’te Chemchina geriye kalan %40’ını almak üzere anlaştı, anlaşmanın 2017’nin ilk yarısında imzalanması bekleniyor. Ayrıca Chemchina Eylül 2016’da Adama’yı sahip olduğu bir diğer daha küçük Çin pestisit şirketi Sandona’ya satacağını ve böylece Adama’nın Çin piyasasına entegrasyonunu hızlandıracağını açıkladı13. Adama’nın gelirinin %92’si pestisit üretiminden, %8’i lycopene üretiminden kaynaklanıyor14.Adama’nın başarısının sırrı patent süresi geçmiş kimyasal aktif maddelerin biri ya da birkaç tanesinin bir arada olduğu pestisitler.

Türkiye’de Adama Turkey Haziran 2014’te kuruldu. Sitesinde İsrail’de üretilen ve ithal edilen 60 ürünün satışı yaptığını belirtiyor, bunlardan üçü glifosat aktif maddesini, diğer üçü tanesi de AB’de yasaklanan neonicotinoid grubundan imidacloprid aktif maddesini içeriyor.

23Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi, bu anlaşma regülasyon ve rekabet kurulları tarafından onaylanır ve hissedarların oylamasından da geçerse,global pesitisit piyasasındaki pazar payını %20’den %24,1’e çıkaracak (2014 verileri pro forma). Diğer bir anlaşma (Monsanto-Bayer) gerçekleşmediği takdirde de pestisitte bir numaradaki yerini, pazar paıyını arttırmış olarak koruyacak ve buna ek olarak patentsiz pestisit piyasasında da bir numaraya yerleşecek. Chemchina tohum üretmediği için tohum piyasasında payında bir değişiklik olmayacak. Anlaşma, ABD’de regülasyon kurulundan yeşil ışık aldı ancak Adama’nın gelirinin en büyük kısmını elde ettiği (yaklaşık %37) ve Syngenta’nın zaten çok güçlü olduğu AB’deki regülasyon kurullarına takılması yüksek bir olasılık.

Kaynaklar

1https://www.syngenta.com.tr/tarihce-ve-fabrika

2https://yosemite.epa.gov/opa/admpress.nsf/e987e762f557727d852570bc0042cc90/2df47c51f639be4e8525724b0069655c%21OpenDocument

3http://www.saveourseeds.org/en/gvo-sorten/maize-bt10.html

4http://www.tbbdm.gov.tr/Home/Content/Announcements/B%c4%b0YOG%c3%9cVENL%c4%b0K_KURULU_TARAFINDAN_YEM_AMA%c3%87LI_KULLANIM_%c4%b0%c3%87%c4%b0N_ONAYLANAN_GDO_L%c4%b0STES%c4%b0.aspx

5http://www2.tbmm.gov.tr/d23/7/7-13374c.pdf

6http://injury.findlaw.com/product-liability/atrazine-lawsuit-overview.html)

7. https://www.epa.gov/ingredients-used-pesticide-products/draft-ecological-risk-assessments-triazines

8http://www.atrazine.com/sciencesafety/atrazine_safety_eu.aspx

9 http://www.tfsp.info/systemic-pesticides/

10http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/25454246

11http://www.greenpeace.org/international/Global/international/publications/agriculture/2013/458%20-%20Golden%20Illusion-GE-goldenrice.pd

12http://www.greenpeace.org/international/Global/international/publications/agriculture/2010/Golden%20rices%20lack%20of%20lustre.pdf

13http://www.reuters.com/article/us-adama-m-a-sanonda-idUSKCN11J1Z3

14http://www.adama.com/en/media/press-releases/adama-achieves-record-sales-2014.html

Diğer kaynaklar:

Bülent Şık: http://bianet.org/biamag/toplum/168595-tarladan-catala-glifosat-sorunu

ETC Group:http://www.etcgroup.org/sites/www.etcgroup.org/files/files/etc_breakbad_23dec15.pdf

http://www.beyondpesticides.org/programs/bee-protective-pollinators-and-pesticides/chemicals-implicated

 

Bu yazı aysebereket.wordpress.com/ dan alınmıştır

15-ayse-bereket

 

 

Ayşe Bereket

Joost Lagendijk Türkiye’ye sokulmadı

Joost_LagendijkTürkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu eski Eş Başkanı Joost Lagendijk’ın Türkiye’ye girişine izin verilmedi. Gerekçe olarak Hollanda’daki Türk Büyükelçiliği’nden vize almaması gösterildi.

Amsterdam’dan İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı’na gelen Türkiye-Avrupa Birliği (AB) Karma Parlamentosu Komisyonu eski Eş Başkanı, Hollandalı yeşil siyasetçi Joost Lagendijk, Dış Hatlar Terminalinde tutularak Türkiye’ye girişine izin verilmedi.

Avrupa Parlamentosunun eski üyesi Lagendijk’a gerekçe olarak Hollanda’daki Türk Büyükelçiliği’nden vize almaması gösterildi.

Yetkililerin Lagendijk’a bunun ‘yeni bir uygulama’ olduğunu söylediği öğrenildi.

Eski parlamenter yarın sabah Sabiha Gökçen Havaalanından Hollanda’ya gönderilecek.

Joost Lagendijk

Lagendijk 1987’de Hollanda’da o dönemde mevcut Pasifist Sosyalist Parti’den siyasete atılmış, 1991’e kadarki dönemde partisinin ve diğer üç sol partinin YeşilSol çatısı altında bütünleşmesinde rol oynamıştı.

2009’dan bu yana Türkiye’de yaşayan Joost Lagendijk, Todays Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yapıyordu.

Hollandalı siyasetçi, Sabancı Üniversitesi’ne bağlı İstanbul Politikalar Merkezi’nde de danışmanlık yaptı.

Kaynak: imctv.com.tr

Cumartesi Anneleri’nin 600. haykırışı

Adalet arayışlarının 600. haftasında bir araya gelen Cumartesi Anneleri, “Bir kez daha ilan ediyoruz, korku üreten politikalar cumartesi-annelerikarşısında susmayacağız, kayıplarımızı aramaktan, adalet, hakikat ve barış talep etmekten vazgeçmeyeceğiz” dediler. 600. eylemde, kayıpların bulunması için verilen mücadelenin avukatı, geçen yıl katledilen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi de anıldı. Oturma eylemi, polisin yoğun güvenlik önlemi altında başladı.

‘Cumartesi Anneleri 600 haftadır aynı yerde’ yazılı büyük bir pankartın etrafında toplanan kalabalığa, Arjantin’de, kayıp yakınlarını arayan Plaza de Mayo Anneleri’nin gönderdiği, sesli mesajlar dinletildi. Plaza de Mayo Anneleri’nden Aída Sarti mesajında, “600. haftanızı selamlıyorum. Hepimiz sizleri kucaklıyoruz” dedi. Maria Adela Antokoletz ise şöyle konuştu: “Kurucu çizgi Plaza de Mayo Anneleri’nin sevgili kız kardeşleri, Türkiyeli anneler merhaba… Gözaltında kaybedilen bir avukat ve öğretmenin kız kardeşiyim. Yılmak bilmeden sürdürdüğünüz hakikat ve adalet arayışınızda başarı dileklerimle yüklü hayranlığımı iletiyorum. Sizleri sımsıkı kucaklıyorum. Zafere kadar, daima.”

Erdoğan söz vermişti

1980’de kaybedilen Hayrettin Eren’in annesi Elmas Eren, “Şimdiki Cumhurbaşkanı söz vermişti ‘bulacağım’ diye. Ama bulmadı, 36 yıldır ağlamaktan gözlerim kurudu. Araya araya canımız çıktı. Bizim pırıl pırıl çocuklarımızın suçu neydi? Biz çok bir şey istemiyoruz. Yavrularımızın kemiklerini istiyoruz” diye konuştu. 1995’te katledilen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak, “Başka gençler için, başka çocuklar ölmesin diye oturuyorum” dedi. 1995’te kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız da “Bu adaletsizlik devam ederse 600 hafta daha burada olacağız” diye konuştu.

Bu meydanda 3. kuşak

1995’te kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun, “Bu meydanda üçüncü kuşağı büyütüyoruz. Hepimiz suçluyuz, sustuğumuz için 90’lı yıllarda birlikte sokağa çıkmadığımız için suçluyuz. Annelerimiz korkmadı, bizim de korkmaya hakkımız yok, korkması gereken şehirleri yerle bir edenler, Cizre’yi yakanlar, Taybet Ana’yı katledenlerdir” dedi. Üçüncü kuşak adına söz alan 21 yıl önce kaybedilen Abdulkerim Yurtseven’in torunu Berivan Yurtseven, “Kaybedenler hesap verene kadar burada olacağız” dedi. Ortak basın açıklamasını Hüseyin Taşkaya’nın kızı Serpil Taşkaya okudu: “600 haftamız vesilesiyle bir kez daha ilan ediyoruz, korku üreten politikalar karşısında susmayacağız, kayıplarımızı aramaktan, adalet, hakikat ve barış talep etmekten vazgeçmeyeceğiz. Siz de dünyanın neresinde olursanız olun, insanlık onurunu hedef alan, gözaltında kaybetme suçu karşısında susmayın. Çünkü yok edilmek istenen yalnızca evlatlarımız değil, insanlığın hafızası ve vicdanıdır.”

kaynak: Cumhuriyet