Ana Sayfa Blog Sayfa 3349

Matthew Kasırgası: Haiti’de 283 kişi yaşamını yitirdi

Haiti hükümeti, ülkeyi vuran Matthew Kasırgası nedeniyle ülkede 283 kişinin yaşamını yitirdiğini açıkladı. Haber ajansı AFP’ye konuşan bir yerel yetkili, sadece güneydeki Roche-a-Bateau kentinde 50’den fazla kişinin öldüğünü belirtti.

Matthew Kasırgası, Karayipleri etkileyen son 10 yılın en kuvvetli kasırgası.
Matthew Kasırgası, Karayipleri etkileyen son 10 yılın en kuvvetli kasırgası.

Bölgedeki en büyük kent olan Jeremie’deki evlerin yüzde 80’inin tamamen yıkıldığı belirtildi. Sud ilinde de 30 bin ev hasar gördü.

Kasırga Haiti’yi hafta başında vurmuş olmasına rağmen, ülkenin özellikle güneydoğuyla iletişim kesilmiş olduğu için felaketin boyutu yeni ortaya çıkıyor. Fırtınanın hızının, Haiti üzerinde saatte 230 kilometreye ulaştığı belirtmişti.

Bölgede bulunan BBC muhabiri Tony Brown, Haitililerin yıkılan evlerini onarmaya çalıştıklarını, hükümet ya da ordudan bir yardım gelmediğini bildiriyor. Birleşmiş Milletler ülkede 350 bin kişinin insani yardıma ihtiyacı olduğunu açıkladı.

Bahamalarda ağaçların yerlerinden söküldüğü ve elektriğin kesildiği haberileri geliyor, ancak henüz can kaybına dair bir bilgi yok. Haiti’nin komşusu Dominik Cumhuriyeti’nde de kasırgada yıkılan binalar ve toprak kayması nedeniyle en az 4 kişi hayatını kaybetti.

Kasırga Küba’nın doğu ucunda da etkili oldu. Baracoa kentinde onlarca ev zarar gördü.

Haitili yetkililer, ülkeyi vuran Matthew Kasırgası nedeniyle ülkede 283 kişinin yaşamını yitirdiğini söyledi.
Haitili yetkililer, ülkeyi vuran Matthew Kasırgası nedeniyle ülkede 283 kişinin yaşamını yitirdiğini söyledi.

Matthew Kasırgası, Karayipleri etkileyen son 10 yılın en kuvvetli kasırgası. Haiti ve Küba’yı vuran kasırga, Bahamalar üzerinden ABD’nin doğu kıyılarına doğru ilerliyor.

ABD’nın güneydoğusu kasırgaya hazırlanıyor

ABD’li yetkililer Florida, Georgia ile Güney ve Kuzey Carolina eyaletlerinde yaklaşık 2 milyon kişiye evlerini terk etmeleri çağrısı yaptı.

Kasırga ABD’ye yaklaşırken kategorisi de en şiddetli ikinci seviye olan 4’e yükseltildi. Florida Valisi Rick Scott, kasırganın eyaleti doğrudan vurabileceğini ve herkesin hazır olması gerektiğini söyledi.

Scott “Eğer Matthew Florida’yı doğrudan vurursa felaketle sonuçlanabilir. Hazır olmalısınız” dedi.

ABD Başkanı Barack Obama da “Kentinizde tahliye emri varsa ciddiye almalısınız” yönünde açıklama yaptı. Florida ve Güney Carolina’da acil durum bölgesi ilan edildi.

ABD'liler evlerinin cam ve kapılarını tahtalarla kapattı.
ABD’liler evlerinin cam ve kapılarını tahtalarla kapattı.

ABD’de halka en az 3 gün yetecek kadar su ve gıda stoğu yapmaları söylendi. Ayrıca olası elektrik kesintilerine karşı cep telefonlarını şarj edebilecek yedek pil bulundurmaları istendi. ABD ordusu da bölgeye ek asker ve 9 helikopter gönderildiğini açıkladı.

ABD'liler evlerinin cam ve kapılarını tahtalarla kapattı.
ABD’liler evlerinin cam ve kapılarını tahtalarla kapattı.

Florida eyaletinden kaçmak isteyen ABD’lilerin oyotollarda uzun kuyruklar oluşturduğu görüldü. Kasırganın etkili olması beklenen bölgelerdeki süpermarketlerde de raflar boşaldı.

Matthew’un 2005’teki Wilma kasırgasından sonra bölgeyi vuran en büyük kasırga olabileceği belirtiliyor.

 

(BBC Türkçe)

İstanbul Yenibosna’da Polis Merkezi’ne bombalı saldırı

İstanbul Yenibosna’daki 75. Yıl Polis Merkezi yakınlarında bomba yüklü bir motosikletle saldırı düzenlendi.  Saldırıda 10 sivil yaralandı. Olay yerinde incelemeler yapan İstanbul Valisi Vasip Şahin, “Bombalı motosikletin park edilmesi sonucu bir patlama meydana geldi. 10 yaralımız var. Daha önceki açıklamamızda 1’i ağır, 5 yaralı demiştik. Çok şükür ağır yaralımız yok. Olayın oluş şekli, örgüt bağlantısı ve hangi örgüt olduğuyla ilgili çalışmalar devam ediyor” dedi. Motosikletle olay yerine gelen ve polis tarafından aranan saldırganın kasklı ve kırmızı montlu olduğu belirtiliyor.

13

Polis, patlamanın ardından bölgede güvenlik çemberi oluşturdu. Bölge, ikinci bir patlama ihtimaline karşı polis ekiplerince taranıyor.

“Deprem oldu zannettik”

CNN Türk canlı yayınına bağlanan İHA muhabiri Murat Delice,  “Olay yerinde çok şiddetli bir patlama sesi duyuldu, birçok apartmanın camları kırıldı. Polis bizlere ara sokaklardan çıkmamızı söyledi. Gördüğüm kadarıyla 75. yıl polis merkezinin camlarının kırıldığını görüyorum. Görgü tanıkları da, çok büyük bir patlama olduğunu ve ardından silah seslerinin duyulduğunu söyledi. İkinci bir patlama ihtimaline karşı olay yerine kimse yaklaştırılmıyor. Çevrede çok ciddi bir güvenlik önlemi alındı.” dedi.

CNN Türk canlı yayınına bağlanan görgü tanığı Batıkan Birlik  de şunları söyledi:

“Ben adli tıp kurumunun karşısındaydım olay esnasında, bütün bina sarsıldı deprem olduğunu zannettik. Duman çıktığını gördüm sonra bayağı bir panik yaptık. Polis uzaklaştırmaya çalıştı.”

 

(T24)

Mersin’de, 4. Uluslararası Mersin Bisiklet Festivali zamanı

Mersin Bisiklet Derneği (Merbisder) tarafından organize edilen 4. Uluslararası Mersin Bisiklet Festivali bugün (6 Ekim 2016 Perşembe) başladı. Festival  bu sene, geçtiğimiz yılın son günlerinde hayatını kaybeden bisiklet dostu, ekolojist ve kendi tabiri ile, ‘Doğal ve Yerel Yaşam Arayıcısı‘ Remziye Eryılmaz anısına düzenleniyor.

Fotoğraf: Yasemin Arslantaş
Festival katılımcıları ile hatıra fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmedik (Fotoğraf: Yasemin Arslantaş)

6 – 9 Ekim tarihleri arasında daha bilinen adı ile Kumkuyu, güncel adı ile Zincirlikuyu Plajı’nın kamp mekanı olacağı festival süresince Türkiye’nin dörtbir yanındam Mersin’e akın eden bisikletçiler hem bisiklet sürmenin hem de Mersin coğrafyasının keyfini doyasıya yaşama imkanı bulacaklar.

61

Mersin Bisiklet Festivali’nin açılışı Zincirlikuyu Plajı’nın bağlı bulunduğu Erdemli İlçesi’nde öğle saatlerinde gerçekleştirildi. Festivale destek veren Mersin Büyükşehir Belediyesi ve Erdemli Belediyesi’nin de aralarında bulunduğu kurumlardan temsilcilerin konuşmaları ile başlayan festivalde Cumartesi günü Mersin’de olmanın da avantajını değerlendirecek bisikletçiler kamp alanından limanın bulunduğu Taşucu’na pedal bastıktan sonra çıkacakları tekne turu ile Mersin sahillerini de keşfedecekler.

Festival bu sene Mersinli bisiklet dostu Remziye Eryılmaz anısına gerçekleştiriliyor
Festival bu sene Mersinli bisiklet dostu Remziye Eryılmaz anısına gerçekleştiriliyor

Bu seneki festivalin teknoloji sponsoru Arnios firmasının festivale özel telefon uygulaması sayesinde ise bisikletçileri online olarak takip etme imkanı da bulunuyor.

Süleyman (Uygun) festivalin ve Mersin'in keyfini en iyi çıkaranlar arasında. Bisiklet turlarından kalan vakitlerde sörf de yaptığını belirtiyor.
Süleyman (Uygun) festivalin ve Mersin’in keyfini en iyi çıkaranlar arasında. Bisiklet turlarından kalan vakitlerde sörf de yaptığını belirtiyor.

Yeşil Gazete olarak biz de kampa festivalin arefe günü akşamı bir ziyaret gerçekleştirdik. Festivale katılacak bisikletçiler için yapılan hazırlıklar sırasında Merbisder Başkanı Zerrin Arslantaş ile dernek üyesi Süleyman Uygun‘un görüşlerini aldık.

Fotoğraf Merbisder facebook sayfasından alınmıştır
Fotoğraf Merbisder facebook sayfasından alınmıştır

Bu sene 100’ü aşkın bisikletçiyi festivalde ağırlayacaklarını belirten Zerrin Arslantaş, geçen sene Almanya, Ukrayna ve Rusya’dan da festivale katılım olduğunu belirtirken bu sene Almanya’dan bisikletçilerin katılım göstereceğini ifade etti.

62

Mersin’in her tür spor için çok uygun bir yer olmasına rağmen spora yeterince ilgi gösterilmediğinden yakınan Süleyman Uygun ise, “Biz Mersin’de senenin 11 ayı bisiklete binme imkanına sahibiz. Buna rağmen diğer sporlara olduğu gibi bisiklete de maalesef yeterince ilgi yok” diye konuştu.

Mersin Bisiklet Festivali ikinci defa yaşamaya başladığını kaydeden ve dernek başkanı Serrin Arslantaş'ın hakkını teslim eden Mustafa (Akçay) abiye, "Abi bu motor ne?" dedim. Hemen bisikletini de çıkarıp, "Ben turlarda görevliyim evlat, kimse kaybolmasın diye sürekli kontrol halinde olacağım" diyerek yanıtladı (Foto: Yasemin Arslantaş)
Mersin Bisiklet Festivali sayesinde ikinci defa yaşamaya başlamış gibi hissettiğini kaydeden ve dernek başkanı Zerrin Arslantaş’ın hakkını teslim eden Mustafa (Akçay) abiye, “Abi bu motor ne?” dedim. Hemen bisikletini de çıkarıp, “Ben turlarda görevliyim evlat, kimse kaybolmasın diye sürekli kontrol halinde olacağım” diyerek yanıtladı (Foto: Yasemin Arslantaş)

Festivalin sadeece profesyonel bisikletçilere değil tüm bisikletseverlere açık olduğunu da kaydeden Uygun, “Büyükşehir ve ilçe belediyelerinden desteğimizi aldık. Emniyet’den ve Sağlık Hizmetleri’nden de her türlü desteğe sahip durumdayız. Süpürge araçları diye tabir ettiğimiz festival sırasındaki uzun bisiklet turları sırasında bir noktada yorulan katılımcılarımızı ve bisikletlerine yardımcı olarak araçlarımız da mevcut. Bisiklet kullanmak isteyen herkesi festivalimize bekliyoruz. Bu sene festivale desteklerini esirgemeyen Mersin Büyükşehir Belediyesi, Erdemli Belediyesi, Toroslar Belediyesi, Yenişehir Belediyesi, Mersin Organize Sanayi Bölgesi ile Arnios, Zeyno Gelinlik, Berrak Su, Ulusoy Grup ve Deli’den Bike firmalarına da çok teşekkür ederiz ” dedi.

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Kolombiya’da on binlerce kişi barış için yürüdü

Kolombiya’da on binlerce kişi, Pazar günü referandumda sadece 63 bin oy farkla reddedilen barış anlaşmasına destek vermek için ülkenin çeşitli kentlerinde yürüyüşler düzenledi.

Yürüyüşlerde Kolombiya hükümetine ve Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) örgütüne “savaşa dönülmemesi” çağrısı yapıldı.

50

14 kentte yapılan yürüyüşler öğrenciler tarafından sosyal medyada organize edildi.

Yürüyüşlere toplam 26 üniversite destek verdi.

Başkent Bogota’da barış yürüyüşüne katılanlar, mujmlar ve beyaz bayraklar taşıdı.

Amerikan Associated Press haber ajansına konuşan Carlos Charry adlı bir gösterici “Barış sürekli geciktirilemez. Herkesin şunu anlamasının zamanı geldi: Son 52 yılda yaptığımız yanlışları tekrarlayıp duramayız” dedi.

Kolombiya Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos, FARC’la ateşkesin ay sonuna kadar geçerli olacağını açıklamıştı. Ancak 31 Ekim’den sonra barış sürecinin nasıl ilerleyeceği ve ateşkesin uzatılıp uzatılmayacağı ise belirsiz.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos, referandumda “Hayır” cephesinin lideri olan selefi Alvaro Uribe ile bir araya geldi.

Cumhurbaşkanı Santos görüşme sonrası yaptığı açıklamada Kolombiya’da çok yaklaştıkları barışın mutlaka tesis edilmesi gerektiğini söyledi.

Yürüyüşlere 26 üniversite destek verdi.
Yürüyüşlere 26 üniversite destek verdi.

Alvaro Uribe ise nüfusun yarsıını değil herkesi tatmin edecek bir barış anlaşmasına ihtiyaç olduğunu vurguladı. Uribe, barış anlaşmasında FARC’a fazla taviz verildiğini vurguluyor.

Anlaşma, FARC üyelerine kapsamlı bir affı içeriyor. Sadece katliam, işkence ve tecavüz gibi suçları işleyenler bundan muaf tutuluyordu.

Barış anlaşmasının referandumda kabulü halinde FARC parti kurup 6 ay içinde sivil siyasi sürece katılacaktı.

Bogota yönetiminin müzakere heyeti FARC’la görüşmeleri sürdürmek için Küba’nın başkenti Havana’ya gitti.

Kolombiya’da 52 yıl süren iç savaşta 260 bin kişi ölmüş, 45 bin kişi kaybolmuş, yaklaşık 7 milyon kişi yaşadığı de evlerini terk etmek zorunda kalmıştı.

 

(BBC Türkçe)

Polonya’da kadınların dediği oldu ve kürtaj yasağı yasa tasarısı geri çekildi

Polonya’da kürtaj yasağı yasasına karşı kadınların 60 şehirde greve gitme tepkiler ve eylemler sonuç verdi, kürtajın tamamen yasaklanmasını öngören yasa tasarı geri çekildi.

49

Polonya Başbakan Yardımcısı Jaroslaw Gowin, devlet radyosu Radio Koszalin’e yaptığı açıklamada, ülkede kürtajın tamamen yasaklanmasını öngören ve parlamentoya gönderilen yasa tasarısının uygulanmayacağını açıkladı.

Gowin, kadınların Pazartesi günü ülke çapında yaptığı protesto ve grevin hükümeti “yeniden düşündürdüğünü” belirtti.

Gowin, kürtaj yasasının ve istisnaların mevcut şeklinde devam edeceğini belirterek, “Polonya’da kürtajın tamamen yasaklanacağından endişe duyanları temin ederim ki bu olmayacak. Kadın, tecavüz mağduruysa ya da sağlığı tehlike altındaysa kürtaj olabilecek” dedi.

 

(Birgün)

Di Caprio’nun iklim değişikliği hakkındaki belgeseli, “Tufandan Önce” Nat Geo’da

Son dönemde iklim değişikliğine yönelik yaptığı çalışmalarla dikkat çeken Oscarlı yıldız ve Birleşmiş Milletler iklim değişikliği elçisi Leonardo Di Caprio’nun yapımcılığını üstlendiği ve bizzat yer aldığı, Martin Scorsese’nin başyapımcı olduğu “Tufandan Önce” (Before The Flood) belgeseli 30 Ekim Pazar günü 20.00’da Nat Geo’da gösterilecek.

DiCaprio kâşif Enric Sala ile
DiCaprio kâşif Enric Sala ile

Bilim net, gelecek değil” sloganıyla İklim değişikliği konusundaki sorunların ve muhtemel çözümlerin tartışıldığı belgeseli Oscar ödüllü Fisher Stevens yönetti.

Obama’dan Ban Ki_moon’a liderlerden iklim değişikliği görüşleri

Di Caprio, belgeselde ABD Başkanı Obama ile de görüşüyor
Di Caprio, belgeselde ABD Başkanı Obama ile de görüşüyor

Belgeselde Amerika Birleşik Devletleri (ABD)Başkanı Barack Obama, Eski ABD Başkanı Bill Clinton, ABD Dış İşleri Bakanı John Kerry, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon ve Papa Fransis’ in yanı sıra NASA araştırmacıları, orman koruyucuları ve çeşitli bilim insanlarıyla görüşmeler izleyicilerle paylaşılıyor.

Di Caprio’nun iki yıl süren ön hazırlığı

DiCaprio kâşif Enric Sala ile
DiCaprio kâşif Enric Sala ile

Tufandan Önce belgeseli kapsamında DiCaprio, iki yıl boyunca Nat Geo kâşifi Enric Sala ile donmuş nehirlerden Sumatra’ da ki kayıp orangutan habitatlarına, dünyanın en yüksek tepelerinden Palau’nun kaybolan habitatlarına kadar pek çok farklı yerde çekimler gerçekleştirdi.

Gezegenin çeşitli noktalarına yaptığı ziyaretler ve gerçekleştirdiği kapsamlı görüşmeler ile DiCaprio, bu belgeselde iklim değişikliğine dair sorunları irdeleyerek, çözüm önerilerini araştırıyor.

38

Tufandan Önce belgeselinin tüm dünya ile aynı anda gösterime girecek 171 ülkesinden birisi de Türkiye oldu. Belgeseli 171 ülke insanları ile aynı gün yani 30 Ekim Pazar günü 20.00’da National Geographic Channel’ da izleyebilirsiniz. Belgeselde de vurgulandığı gibi, “Bilim net, gelecek değil”

 

Haber: Ercüment Gürçay

(Yeşil Gazete)

 

Bir akademisyenin ardından

Mersin Üniversitesi dokuz akademisyenin görevine haksız bir şekilde son verdi. İçlerinden biri İletişim Fakültesi, Gazetecilik bölümünden değerli hocam Yrd. Doç. Dr. Eylem Çamuroğlu Çığ idi.

Barış İçin Akademisyenler bildirisine imza attığı için, terör silahını kendisine de yönelttiler. 30 Eylül Cuma günü Eylem hocamızı uğurladık fakülteden alkışlarla, büyük desteklerle. Umutsuz değiliz, yalnız değiliz. Beraberiz ve yakınız artık daha fazla.

Yrd. Doç. Dr. Eylem Çamuroğlu Çığ
Yrd. Doç. Dr. Eylem Çamuroğlu Çığ, Mersin Üniversitesi’nden akademisyen arkadaşları ile birlikte

Gazetecilik eğitimimin son senesinde, yüz yüze kaldığım büyük bir eksiklik olacak değerli bir akademisyenin gönderilişi. Bu durumu kendime ve diğer öğrenci arkadaşlarıma da yapılmış olan bir haksızlık olarak görüyorum. Bize bildiklerimizi sorgulatanlardan korkan iktidar, ilk iş olarak ifade özgürlüğüne saldırı düzenliyor ve tepkisiz kalmamızı istiyor.

‘’Asıl terör, ifade özgürlüğümüzün elimizden alınmasıdır diyor Eylem hocamız. Barışı savunan ve zulme ortak olmamayı ifade eden o imza ardından yaşanan bu ayrıştırma, süregelen bir düzenin parçası yani bu oyun eski oyun.

Bana üniversitede olduğumu hissettiren, yaklaşımlarıyla hakim düşüncelerimi sorgulatan bir akademisyen ayrılmak zorunda bırakıldı geçtiğimiz Cuma günü. Türkiye’de aynı hisleri yaşadığımız çok öğrenci var. Hiçbir şey bitmiş değil elbet, üniversite içinde engellemeye devam da etseler biz dışarıda devam edeceğiz öğrenmeye.

OMURGASI KIRIK BİR TOPLUM

Bu karanlık, hınç politikalarının neden uygulandığını elbette anlayabiliyoruz. Omurgası kırık bir toplum oluşturabilmek için kullandıkları kıyım yöntemlerinden biri yalnızca bu. Evet hocalarımızla aynı çatı altında kalamayacağız belki ama bizim için besledikleri umut ve bize verdikleri ışık ile karanlıktan çıkabilmenin yollarını arayabiliyoruz. Haklarımızı biliyor, birbirimizi besliyoruz. Öğrenmeye devam ediyoruz. Araya konulan mesafe; gerçek eğitimciler ile öğrencilerinin iletişimine, duyarlılığına zarar veremeyecektir.

BİLİM YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ

Eylem Çamuroğlu Çığ’a, Türkiye’de akademisyenlere kapatılan bunca kapıdan sonra kendisinin neler yapacağını soruyorum, ‘’Bilim yapmaya devam edeceğiz. Benim okuma, yazma yeteneğimi elimden alamazlar.’’ şeklinde yanıtlıyor. Yaşananların öğrenciler adına daha kötü olduğunu belirtip ekliyor, ’’Ben yanınızdayım.’’

Farkında olduğumuzu, düşündüğümüzü bilsinler ki öğretimden çok iktidara gözcülük yapan eğitimcilerin, yöneticilerinin meskeni haline getirilen üniversitelerde özgür düşüncemizle, ifade özgürlüğümüzle, temel haklarımızla var olmaya ve tüm bunlara sahip çıkmaya devam edeceğiz. Biz öğrencilere yol gösteren akademisyenlerin adlarını her zaman anacağız ama bu infazları yapanlar silinip gidecekler.

Öğrencilerin ve aralarında “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atıp görevlerinden alınan Deniz Altınay, Selim Çakmaklı, Yasemin Arslan, Veli Mert, Melahat Kutun ve Bediz Yılmaz hocalarımızın da olduğu Eylem hocamızı uğurlam buluşması alkışlar ve öğrencilerin destek dolu dileklerinin ardından sona erdi. Hocalarımızın yaşadıklarına rağmen yüzlerinden eksik olmayan gülümsemeleri ve dirayetleri ise biz öğrencilerin zihinlerine kazındı.

33-gokce-atik

 

 

Gökçe Atik

Avrupa’da nükleer enerjiye dönüş mü? Hinkley Point Nükleer Santrali

Bu yazı Alakarga Dergisinin 3 Ekim’de yayınlanan müshasının “Bir ekolojistin not defterinden” köşesinden alınmıştır

Birkaç hafta önce bizim medyamızda her zamanki gibi büyük yer bulmayan ama Avrupa’da büyük yankılara neden olan bir haber duyuldu. İngiliz hükümeti Hinkley Point Nükleer Santraline üçüncü bir ünite eklenmesine; daha doğrusu C ünitesinin yapımına onay verdi. Bu karar İngiliz hükümetlerinin Çernobil Nükleer Felaketi sonrası onay verdiği ilk Nükleer Santral Projesi olması nedeni ile tüm Dünya’da tartışmalara neden oldu; oluyor.

Hinkley Point C Nükleer Enerji Santralinin bilgisayarda üretilmiş görüntüsü - Guardian
Hinkley Point C Nükleer Enerji Santralinin bilgisayarda üretilmiş görüntüsü – Guardian

Batı basınında Hinkley Point Nükleer Santrali ile ilgili ilginç bilgiler yer aldı. Santralin maliyetininin üçte ikisini Fransız devlet enerji şirketi EDF; üçte birini ise Çin hükümeti karşılıyor. Aslında bu durum hiç şaşırtıcı değil; elektrik enerjisi tüketiminin büyük bir bölümünü ülkelerinde kurulu 52 nükleer santralden sağlayan Fransızlar;  özellikle Avrupa Birliğinin son dönemdeki elektrik üretiminde ‘yenilenebilir enerji kaynaklarının’ payını artırma politikalarına en az uyum sağlayan ülkelerden.

Ayrıca Almanya’nın başını çektiği ve birçok AB ülkesinin izlediği ‘kurulu nükleer santralleri kapatma’ politikasına da uzak durdu Fransa. Şimdi bu santral inşaatı ile nükleer politikası için yalnız olmadığını göstermek istiyor olabilir. Çin ise bu teknolojiyi elinde tutan diğer ülkelere oranla biraz daha geç nükleer santral teknolojisini geliştirdi; şimdi dünya pazarlarına girerek kendi nükleer teknolojisini satmak istemesi bir sır değil. Bu nükleer santral ünitesi için sağladıkları finansman karşılığında İngiltere’nin Essex yapacağı söylenen yeni nükleer santralin ihalesini alabilecekleri konuşuluyor.

Çinliler ülkemizde de İğneada’da yapılacağı söylenen üçüncü nükleer santralin inşasına talipler. Sonuçta bu ülkeler kendilerine göre değişik nedenlerle İngiltere’ye ‘yeni nükleer ünitesi için’ finansman sağlıyorlar. Tartışmasız olarak bu durum elektrik üretimi için nükleer santrallerin kullanılıp kullanılmaması tartışmalarını tüm dünyada yeniden alevlendirecek.

Nükleer lobi harekete geçip insanlara Çernobil ve Fukuşima’yı unutturmaya çalışacak; elektrik üretmek için dünyanın en tehlikeli ve pahalı yöntemini ‘en güvenilir ve en ucuz’ yöntem olarak yutturmaya çalışacaklar. Hatta uranyuma bağlı bu santralleri dünyadaki uranyum rezervleri sınırlı iken ‘yenilenebilir enerji kaynaklarına’ alternatif  olarak göstermeye bile gayret ediyorlar. Ülkemizde de bunu yapmıyorlar mı?

Her şeye rağmen enerji üretiminde başta güneş ve rüzgar olmak üzere ‘yenilenebilir enerji’ kaynaklarını kullanma mücadelesine devam etmeliyiz. Paraya karşı gücümüz dün olduğu gibi bugün de yarın da bilgi ve inancımız olmalı.

Bu yazı Alakarga Dergisinin 3 Ekim’de yayınlanan müshasının “Bir ekolojistin not defterinden” köşesinden alınmıştır

32-ahmet-soysal

 

Dr. Ahmet Soysal

Celal Başlangıç ve Ayşe Yıldırım’ın pasaportları iptal edildi

Gazeteciler Celal Başlangıç ve Ayşe Yıldırım’ın pasaportları iptal edildi. Başlangıç, “Elimde pasaportumun iptal edilemeyeceğine dair mahkeme kararı mevcut” dedi.

Bianet’den Nilay Vardar’ın haberine göre Duvar Gazetesi yazarı Başlangıç ve eşi Cumhuriyet gazetesi yazarı Ayşe Yıldırım Atatürk Havalimanı’nda Brüksel’e giderken pasaportlarının iptal edildiğini öğrendi.

Başlangıç olayı şöyle anlattı:

23

“Özgür Gündem nöbetçi genel yayın yönetmenliğim nedeniyle 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden davam kapsamında Pasaport şube mahkemeye yazı göndererek pasaportumun iptal edilmesini istemiş. Ancak Mahkeme Başkanı bunu kabul etmemiş. Kanun Hükmünde Kararname’yi yanlış yorumluyorsunuz demiş.

“Elimde bu karar mevcut. Ancak yurtdışına çıkacağımız zaman havalimanında eşimle benim pasaportumun Emniyet Müdürlüğü tarafından iptal edildiğini öğrendik. Havalimanındaki karakola gittik ve bize hiçbir gerekçe gösterilmedi. Eşiminkini niye iptal ettiklerini bilmiyorum, gazeteci olduğu için mi yoksa yalnız eşim olduğu için mi bilmiyoruz.”

Özgür Gündem gazetesi ile dayanışmak için başlatılan “Nöbetçi Yayın Yönetmenliği” kampanyasına katılan gazeteci Celal Başlangıç, “Suç İşlemeye Alenen Tahrik Etme”, “Suçu ve Suçluyu Övmek”, “Terör Örgütü Propagandası Yapmak” iddialarıyla yargılanıyor.

Başlangıç Salı günü İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde savunma yaptı.

 

(Bianet)

Irak Temsilciler Meclisi’nin, “Türk askeri işgalcidir” kararına hükümetten tepki

Musul’u IŞİD’den kurtarma operasyonu hazırlıkları sürerken, Türkiye ile Irak arasında gerilim başgösterdi. Irak Meclisi’nin Türk askerinin ülkeden çıkartılması yönünde aldığı karara hükümet tepki gösterdi.

21

Irak Temsilciler Meclisi’nin ülkenin kuzeyindeki Türk askerini “işgalci” sayan ve Irak’tan çıkarılmasını isteyen kararına Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş tepki gösterdi. Çarşamba günü İstanbul’da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kurtulmuş,  “bu kararı anlamakta zorlandıklarını” vurguladı. Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması için Türkiye’nin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiğine dikkati çeken Kurtulmuş, Irak hükümeti ile terörle mücadele konusunda da işbirliğine hazır olduklarını ifade etti. Irak’ta Türk askerlerinin varlığının sorgulanamayacağına işaret eden Kurtulmuş “Irak, bu kadar bölünüp parçalanmışken durup orada bir istikrar unsuru olarak bulunan Başika’daki Türk ordusunun varlığına da oradaki üssümüzün, oradaki yerel unsurlarla iş birliği halinde varlığına da kimsenin karşı çıkma hakkı yok” dedi.

Numan Kurtulmuş
Numan Kurtulmuş

Musul yakınlarındaki Başika kampında bulunan Türk birlikleri, Peşmergelere eğitim veriyor. Kurtulmuş, Başika kampına ilişkin olarak da “Başından itibaren Kuzey Irak’taki yerel yönetimin, Barzani yönetiminin de Türk birliklerinden özellikle yerel güçlerin Musul’u kurtarmak için eğitilmesi konusunda destek istediği, yardım istediği de açıktır…Türkiye, Başika’nın tartışma konusu yapılmasına müsaade etmeyecektir” dedi.

Ayrıca Türkiye Dışişleri Bakanlığı da Irak Temsilciler Meclisi’nin aldığı kararı kınadı. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, “bugüne kadar Irak’a Türkiye’den kaynaklanan hiç bir tehdit olmadığı” vurgulandı. Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde operasyon yapmasına olanak sağlayan tezkerenin de ilk kez 2007 yılında kabul edildiği hatırlatılarak “Yıllardır kabul edilmekte olan söz konusu tezkereye karşı ses çıkarmayan Irak Temsilciler Meclisi’nin, terörün Irak’ta ve Türkiye’de bu kadar can aldığı bir dönemde bunu yeni bir tasarrufmuş gibi gündeme getirmesini de manidar buluyoruz” denildi. Irak’ın Ankara Büyükelçisi de Dışişleri Bakanlığı’na davet edilerek, Türkiye’nin bu karardan duyduğu rahatsızlık dile getirildi.

Çavuşoğlu’ndan Irak’a yanıt

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Irak’ın Türkiye’nin Başika’daki varlığını ‘işgalci’ olarak tanımlamasına tepki gösterdi. Çavuşoğlu, “Irak’ın açıklaması iyi niyetli değil. Irak’ın terörle mücadelesine destek veriyoruz. Irak içinde iç siyasetteki sorunlar nedeniyle böyle oldu. Bizim tavrımız nettir. Biz güçlü istikrarlı bir Irak istiyoruz. Irak’ın toprak bütünlüğüne bağımsızlığına önem veriyoruz. Buradaki diğer kamplarımızın tek amacı yerel güçleri eğiterek DAEŞ’e karşı kaybedilen toprakların geri alınmasıdır. DAEŞ’e karşı Suriye’de nasıl destek veriyorsak orada da vermeyi istediğimizi söylüyoruz” şeklinde konuştu.

Irak Temsilciler Meclisi’nin kararı

Irak Temsilciler Meclisi’nin salı günü aldığı kararda, Türk güçlerinin işgalci sayılmasını ve Irak topraklarından çıkarılması için gerekenlerin yapılmasını istemişti. Kararda ayrıca Türk güçlerinin ülkeden çıkarılması için Birleşmiş Milletlere başvurulması talebi dile getirilmişti.

Irak Başbakanı Haydar el-İbadi de salı akşamı yaptığı açıklamada, Türk askerlerinin Kuzey Irak’tan çekilmesini istedi. Türkiye’nin Musul yakınlarındaki Başika’daki varlığını “içişlerine müdahale” olarak nitelendiren el-İbadi, bölgesel çatışmaya girmek istemediklerini ancak “Türkiye’nin Musul’daki macerasının bölgesel bir savaşa dönüşmesinden kaygı duyduğunu” ifade etti.

Gerilimin nedeni

Irak’ın bu tepkisine neden olarak geçen cumartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) sınır ötesi operasyona izin veren tezkerenin kabul edilmesi gösteriliyor. Bunun yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kuzey Irak’taki Türk askeri varlığına ilişkin açıklamalarının da Bağdat’da rahatsızlık yarattığı belirtiliyor. Irak Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, bu nedenle Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisinin bakanlığa davet edildiğini belirtti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dubai merkezli Rotana televizyon kanalına verdiği demecinde, “Musul Musulluların, Telafer Telaferlilerindir. Hiç kimsenin buralara gelip girmeye hakkı yok. Musul’un DAEŞ’ten kurtarılmasından sonra da burada sadece Sünni Araplar, Türkmenler ve Sünni Kürtler kalmalıdır” ifadesini kullanmıştı.

 

(Deutsche Welle Türkçe)