Ana Sayfa Blog Sayfa 3346

Amasra’da termik santrale ÇED olumlu raporu: 43 bin ağaç kesilecek

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Amasra’da deniz kıyısındaki Çapak koyunda kurulması planlanan termik santralle ilgili, ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu’ kararı verdi.

30

Bartın’ın tarihi ve turistik ilçesi Amasra’nın Çapak koyunda kurulması planlanan termik santral ve liman için bakanlık tarafından ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu’ kararı verildi.

Kurulması planlanan termik santralde üretilecek elektriğin, Zonguldak Eren Termik Santrali’nin (ZETES) şalt sahasını kullanarak ulusal enterkonnekte (şebeke) sistemine dahil etmek için yapılacak enerji iletim hattının orman içinden geçen 36.5 kilometrelik bölümünde 50 metrelik koridor açılacağı ve yaklaşık 43 bin ağaç kesileceği açıklanmıştı.

Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün resmi internet sitesinde, ilçeye bağlı Gömü ve Tarlaağzı Köyleri sınırları içindeki Çapak Koyu mevkiinde kurulması planlanan termik santralle ilgili açıklama yapıldı. HEMA Elektrik Üretim A.Ş. tarafından planlanan 2 üniteden oluşan toplam 1300 megavat gücündeki santralle ilgili şöyle denildi:

“Hema Termik Santrali ve Kül Depolama Sahası projesi ile ilgili olarak bakanlığımıza (Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü) sunulan ÇED raporu, İnceleme Değerlendirme Komisyonu tarafından incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Hema Termik Santrali ve Kül Depolama Sahası projesi hakkında ÇED Yönetmeliğinin 14’üncü maddesi kapsamında ‘ÇED olumlu’ kararı verilmiştir. Söz konusu projeye ait nihai ÇED raporu ve eklerinde belirtilen hususlar ile 2872 sayılı Çevre Kanunu’na istinaden yürürlüğe giren yönetmeliklerin ilgili hükümlerine uyulması, mer’i mevzuat uyarınca ilgili kurum-kuruluşlardan gerekli izinlerin alınması, yatırımın başlangıç ve inşaat dönemine ilişkin bilgilendirme raporlarının bakanlığımıza, projede yapılacak yönetmeliğe tabi değişikliklerin de bakanlığımıza veya Valiliğimize (Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü) iletilmesi gerekmektedir.”

İnternet sitesinde yapılan ikinci açıklamada aynı şirket tarafından yapılması planlanan ‘Hema Limanı (Dolgu Alanı ve Rıhtım)’ projesi için de ÇED olumlu kararı verildiği belirtildi.

Böylece, projenin gerçekleşmesiyle tarihi ve turistik ilçe Amasra’da ilk termik santral kurulmuş olacak. Bölge halkı, daha önce söz konusu termik santrale karşı platform oluşturmuş ve çeşitli eylemlerle projeye karşı çıkmıştı.

İlçede madencilik yatırımlarını sürdüren Hema Endüstri A.Ş., Amasra merkez ile birlikte Tarlaağzı ve Kazpınarı köyleri olmak üzere 3 ayrı kuyu açmış ve bu kuyuları yer altında açılan galerilerle birleştirerek üretim öncesi hazırlık çalışmalarını son aşamaya getirmişti. Şirket, ilçede üreteceği kömürü termik santralde kullanarak enerji üretmeyi hedefliyor.

 

(CumhuriyetT24)

Ban Ki Moon, ‘Esad yönetimi 300 bin cana mal oldu’

Deutsche Welle’nin (DW) Conflict Zone programına katılan BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, Beşar Esad yönetiminin Suriye’de 300 binden fazla kişinin ölümüne neden olduğunu söyledi.

29

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, “Elbette daha önce dâhil olmalıydık, Srebrenitsa’nın olmasını engellemeliydik, Ruanda’daki soykırımı engellemeliydik. Halep’te tüm çabaları gösteriyoruz” diye konuştu.

“Devlet Başkanı Esad gibi tek bir insanın geleceği bu süreci durdurmamalı” diyen Ban Ki Moon “Bunca insanın, onun yönetiminin başarısızlığı nedeniyle öldüğü doğrudur. 300 binden fazla insanın hayatına mal oldu” ifadelerinde bulundu.

Programın moderatörü Michel Friedman’ın gerçekleştirdiği söyleşide Ban, Birleşmiş Milletler, ABD ve Rusya’nın Suriye’deki durumu düzeltmek için “çok yoğun” bir çalışma içinde olduğunu ifade etti. Ban, “ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ve Rus tarafından, hayat kurtarıcı insani tedbirleri alabilmemiz için ateşkesi yeniden tesis etmelerini rica ettim. İşgal altındaki ve zorlukla ulaşılabilen bölgelerde bulunan 5 milyon insana asgari olanı temin etmek zorundayız” dedi.

“Rusya’nın sorunun mu yoksa çözümün mü bir parçası olduğu” sorusuna Ban Ki Moon, “bir genel sekreter olarak kimin haklı kimin haksız olduğuna hükmedecek durumda olmadığını” söyledi.

“BM olmasaydı daha trajik ve kanlı olurdu”

Birleşmiş Milletler’in kimi alanlarda “etkinliğini ve kapasitesini” iyileştirmesi gerektiğini kabul eden Ban Ki Moon, BM’nin olmaması halinde Srebrenitsa, Darfur, Ruanda ve Halep gibi çatışma ve kriz bölgelerinde durumun daha da kötü bir hal alacağını sözlerine ekledi. Ban Ki Moon, “Birleşmiş Milletler olmasaydı, (Halep’teki) durum şu anda çok daha trajik çok daha kanlı olurdu” diye konuştu.

Ban Ki Moon, BM Güvenlik Konseyi’nin geleceği ile ilgili olarak da eleştirel açıklamalarda bulundu: “Dünyadaki muazzam değişiklikler bakımından üye devletlerin öncelikle uluslararası güvenlik ve barıştan sorumlu bir güvenlik konseyi talep etmeleri eşyanın tabiatına uygundur. Uluslararası barış ve güvenlik konularına daha etkin bir biçimde ele alabilmek için, daha demokratik, daha şeffaf, daha çok temsiliyet kabiliyeti olan bir güvenlik konseyi… Maalesef üye ülkeler şimdiye kadar, üye sayısı ya da bileşim de dâhil olmak üzere herhangi bir noktada uzlaşmış değiller.”

2017’de görevi devredecek

1944 yılında Güney Kore’de doğan Ban Ki Moon 2007 yılından beri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği görevini sürdürüyor. 2017 yılında emekliye ayrılacak olan Ban’ın yerine Portekiz eski başbakanı ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği görevini yapan Antonio Guterres aday gösterilmişti. Guterres’in adaylığının 193 ülkenin üye olduğu BM Genel Kurulu tarafından onaylanması gerekiyor. Kararın onaylanacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon ile Conflict Zone programında yapılan röportaj İngilizce olarak 12 Ekim çarşamba günü bu linkten izleyebilirsiniz.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Diyarbakır’da görev yapan gazetecilerden üç günlük oturma eylemi

Diyarbakır’da çalıştıkları televizyon kanallarının kapatılması üzerine işsiz bırakılan gazeteciler oturma eylemi başlattı.Üç günlük eylem Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti’nde başladı.

Fotoğraf: Sertaç Kayar
Fotoğraf: Sertaç Kayar

Bianet’den Bircan Değirmenci’nin haberine göre İMC, Jiyan, Azadi, Van, Hayatın Sesi kanallarının Diyarbakır temsilciliklerinde çalışan 14 gazeteci oturma eylemi için bir basın açıklaması yaptı.

Gazeteci Faruk Balıkçı‘nın okuduğu açıklamada basın özgürlüğünün bir ülkede demokrasinin en önemli göstergelerinden olduğu ifade edilerek, bölgede son bir yılda gazetecilerin haber yapma ve halkın haber alma hakkının engellendiği belirtildi.

‘Asıl darbeyi basın özgürlüğü yedi’

Balıkçı, “Darbe girişimi sonrasında darbecilerle mücadele adına ilan edilen OHAL ve uygulamaya konulan Kanun Hükmünde Kararname ile asıl darbeyi basın özgürlüğü yemiştir. En son onlarca televizyon kanalı ve radyo kapatılarak mal varlıklarına el konuldu” dedi.

Fotoğraf: Sertaç Kayar
Fotoğraf: Sertaç Kayar

“Kapatılan, baskı altında tutulan medya organlarında çalışan gazeteciler olarak bizi işsiz bırakan, haber yapma hakkımızı ortadan kaldıran kapatma kararını protesto ediyoruz.” diyen Balıkçı,  sözlerini şöyle sürdürdü:

“Hiçbir demokratik, hukuki dayanağı olmayan bu karara karşı kamuoyunu duyarlı hale getirmek ve basın özgürlüğünü savunmak için Diyarbakır’da üç günlük oturma eylemi başlatıyoruz. İktidarı gazete, TV ve radyolara yönelik kapatmaları ve cezaları geri çekmeye ve basın, yayın, haberleşme özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmaya çağırıyoruz.

Balıkçı tüm gazeteci arkadaşlarını ve bütün kamuoyunu basın özgürlüğünü savunmaya; birlik ve beraberlik ve dayanışmayı büyütmeye çağırdıklarını ifade ederek sözlerini tamamladı.

 

(Bianet)

Esad’dan ‘Türkiye ile görüşme’ iması

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, İran dergisi Tahran Dış Politika Çalışmaları’na verdiği uzun röportajda ‘Türkiye ile görüşülebilir’ imasında bulundu.

26

Suriye’de yaşananların arkasında Batı’nın, özellikle de ABD’nin bulunduğunu belirten Esad, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi ülkelere de Suriye politikaları nedeniyle sert eleştirilerini sürdürdü.

‘Türkiye, ABD izin verdiği için Cerablus’a girdi’

Cerablus harekâtını da eleştiren Esad, “Türkiye, ABD izin verdiği için Cerablus’a girdi” dedi:

“(…) Suudi Arabistan ve Türkiye Amerika’ya hizmet eden devletler. Emri o (Amerika) veriyor ve onlar bunu gerçekleştiriyor. Erdoğan yıllarca Suriye’ye müdahale etmek istedi ancak buna izin verilmedi. Şimdi Cerablus’a girdi çünkü ona bunun için izin verildi.”

Derginin “Neden izin verildi?” sorusuna Esad şu cevabı veriyor:

“Amerikalıların her zaman durumu karmaşıklaştırmaya çalıştığı için buna izin verildiğine inanıyorum. Ne zaman ki durum karmaşıklaşır çelişkilerden faydalanabilirler. Türk-Kürt karşıtlığı, Türkiye’yi, Kürtleri Amerika’ya şikâyet etmeye yönlendirecektir. Kürtler de Türklerle ilgili, onlara destek verdiği için Amerika’ya şikâyette bulunacaktır. Ve bir Kürt-Arap anlaşmazlığı olduğunda ikisi de Amerikalılara gidecektir. Bu, Amerikan mantığıdır: Böl ve fethet”.

‘Akan kanı durdurmak için her şey yapılabilir’
Röportajı yapan kişinin, “Ancak son darbe girişiminin Amerika tarafından desteklendiğini ve Amerika’nın bunu telafi etmek için Cerablus’la Türkiye’ye bir imtiyaz verdiğini söyleyenler var” sözleri üzerine Esad “Bu bir tahlil” dedi ve devam etti:

“Kesin bir bilgi yok. Fakat Amerikan mantığıyla bunlar olur, çünkü Amerika’nın ilkeleri yoktur. (…) Bu, olasılık dışı değil ama bunun gerçek olup olmadığından emin olamayız”.

Esad, derginin Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Barack Obama ve Suudi yetkililerden bahsettikten sonra sorduğu, “Eğer bu insanlar konumlarını değiştirirse, onlarla, Suriye’nin geleceği için bir müzakere sürecine girme olasılığını düşünür müsünüz” sorusuna verdiği cevabın başında “Bizim için öncelikli hedef Suriye’de kanın akmasını önlemektir” dedi.

Esad sözlerini bu amaç için herkesle görüşüleceğini vurgulayarak sürdürdü.

 

(BBC Türkçe)

Oscar ödüllü ünlü yönetmen Andrzej Wajda öldü

Oscar ödüllü Polonyalı yönetmen Andrzej Wajda 90 yaşında hayatını kaybetti. Wajda 1950’lerde kurulan “Polonya Film Okulu’nun önde gelen temsilcilerinden biri olarak kabul ediliyordu.

24

Sinema alanında hem Polonya hem de Avrupa’nın önemli yönetmenleri arasında sayılır. Kanal (1957) filminde Polonya’nın kaderini ve 1944 Varşova Ayaklanması’ndaki kahramanlığını yansıtır. Kanal, Mermer Adam, Demir Adam ve Katyn gibi birçok filmi, Polonya’nın çalkantılı tarihinden ilham almıştı.

https://www.youtube.com/watch?v=9LqHA0eYTDw

Hayatı boyunca üreten Wajda’nın bu yıl vizyona giren filmi Powidoki

1972’de genç sinemacıları yüreklendirmek amacıyla Film Polski’nin bir dalı olarak kurulan Film Unit X’in başkanlığına, Polonya Sinemacılar Sendikası Başkanlığı’na seçilen Wajda, Polonya’daki politik durum nedeniyle 1981’de her iki görevinden de istifa etti. Daha sonra, çalışmalarını tiyatro ve yabancı stüdyolarla ortak film yapımları üzerinde yoğunlaştırdı. Kısa süre sonra Paris’e yerleşti.

Polonya dışında birkaç film yönettikten sonra, 1986’da ülkesine döndü. 1989’un başında, yeni Polonya Halk Cumhuriyeti’nde senatörlüğe seçildi.

25

Wajda’ya 2000 yılında, dünya sinemasında yaptığı katkı için Oscar Onur Ödülünü almıştı. Filmlerinden dördü de, en iyi yabancı film oskarına aday gösterilmişti. Demir Adam filmi de 1981’de Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülü almıştı.

Wajda “Tanrı yönetmene iki göz vermiş. Biri kameradan bakmak, diğeri de etrafında olup biten her şeyin farkında olması için” demişti.

 

(Hürriyet)

Yaprak sarmadaki büyük tehlike – Bülent Şık

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

Dünkü yazımda içinde zehirli madde (chlorpyrifos) içerdiği için ülkemize iade edilen meyve ve sebze ürünlerine ne olduğunu bir mesele yapmaya çalışmıştım.

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerde gıda güvenliğini sağlama ve tüketici sağlığını koruma amaçlarını gerçekleştirmek için kurulmuş “Gıda ve Yem Hızlı Alarm Sistemi” (RASFF) adı verilen bir iletişim portalı var. Ülkemizden AB’ye ihraç edilen ürünlerde tespit edilen pestisitler ile ilgili olarak bu portalda çeşitli kayıtlar var. Bu yazıda bu kayıtları gözden geçirerek bazı sorunlu noktalara dikkat çekmeye çalışacağım.

22

RASSF sisteminde birliğe üye herhangi bir ülkenin ithal ettiği bir gıda ürününde zehirli bir kimyasal madde tespit edildiğinde bu sorun RASSF portalına işlenerek bütün üye ülkelerin konudan hızla haberdar olmaları ve önlem almaları amaçlanıyor.

637 uyarı var

RASSF portalında 2000-2016 (Ekim) yılları arasında pestisit kalıntısı içeren ürünlerimize yönelik olarak kayıt altına alınmış 637 uyarı var. Zamanla uyarı sayısı artsa da ihracat miktarı da artış gösterdiği için bu konuda net bir şey söylemek zor. Ancak halk sağlığı açısından önemli sorunlara işaret eden noktalar var ve onların bazılarına değinmeye çalışacağım.

Zehir krizi

Grafikte de görüldüğü üzere 2000 yılına ilişkin bir kayıt yok. 2009 yılına kadar RASSF sistemince kayıt altına alınan uyarı sayısının da sonraki yıllara kıyasla oldukça düşük olduğu da görülebilir. Sadece 2002 yılında 27 adet gibi dikkat çekici ölçüde yüksek bir sayı var ve bu biraz garip görünüyor. Ama garip değil.

İşin içinde olanlar 2002’de AB’nin Türkiye’den ithal ettiği meyve ve sebze ürünlerinde kullanımı yasak olan methamidophos isimli çok zehirli olarak nitelenen bir pestisitin kalıntısının tespit edilmesi sonucu açığa çıkan ciddi krizi hatırlayacaktır. 2002 yılındaki 27 RASSF uyarısından 18’i methamidophos ile ilgiliydi

AB’nin Türkiye’den ithal ettiği meyve sebze ürünlerine sınırlama getirdiği o krizde zora düşen ihracat firmalarının da baskısıyla Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı pestisit analizleri yapılan laboratuvar sayısını artırmak zorunda kalmıştı. 2002 yılından önce Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa gibi illerdeki pestisit analizleri yapabilecek donanıma sahip bakanlık laboratuvarları haricinde ülkemizde pestisit analizlerinin doğru düzgün yapıldığı söylenemez. Hatta o dört ildeki laboratuvarlarda bile analizi yapılan pestisit sayısı çok azdı.

2002 yılında ülkemizde analiz edilen gıda ürünlerinin neredeyse hepsinde methamidophos kalıntısına rastlanmıştı. Bu durum sadece sadece tütün ve pamuk yetiştiriciliğinde kullanılmasına izin verilen methamidophos’un meyve ve sebze ürünlerinde de kullanıldığını gösteriyordu. Bu ciddi bir halk sağlığı sorunuydu ve methamidophos kullanımı bütünüyle yasaklandı.

23

Çok vahim

RASSF kayıtlarına göre 13 Temmuz 2015 tarihinde ülkemizden Bulgaristan’a ihraç edilen biber örneğinde methamidophos kalıntısı tespit edilmiş. Bu tespit 14 yıl önce yasaklanan methamidophos’un yurtiçinde tüketilen ürünlerde de kullanılabileceğine delalet ediyor. Çok vahim.

14 yıldır kullanımı yasak olan methamidophos gibi bir tarım zehrinin ülkemize nasıl girdiği, başka ürünlerde de kullanılıp kullanılmadığı, pestisit çalışmalarında methamidophos kalıntısına bakılıp bakılmadığı, kalıntısı tespit edildiyse ne yapıldığı ilk anda akla gelen sorular.

RASSF kayıtları daha pek çok soruna işaret ediyor. Ama çok önemli gördüğüm bir soruna daha değinerek yazıyı bitireceğim.

Yaprak sarması ülkemizde çok sevilerek yenilen bir yemek. Bu yemeğin ana malzemesi de asma yaprağı. Ancak AB ülkelerine ihraç edilen asma yaprağı ürünlerinde tespit edilen pestisit sayısı gerçekten tüyler ürpertici düzeyde.

2014 yılından bu yana asma yaprağı ile ilgili RASSF kayıtlarına bakıldığında, bu ürünlerde tespit edilen pestisit sayısının 4 ile 18 adet arasında değiştiği görülüyor. Bir gıda ürününde 18 adet pestisit kalıntısı bulunması dehşet verici. Bu ürünlerde sadece pestisitlerin sayısı değil kalıntı miktarları da çok yüksek. Kullanılması yasak pestisitlerin kalıntısına rastlamak bile mümkün. Halk sağlığı açısından ciddi bir sorun bu. En büyük zararı yine çocuklar görmekte.

Üzümlerde de olabilir

Asma yapraklarındaki pestisit kalıntılarına dönük bir çalışma yapılıp yapılmadığı, özellikle çocukların çok severek yediği üzümlerde de benzeri bir kalıntı sorununun bulunup bulunmadığı mutlaka yanıtlanması gereken sorular. Ve bu soruların muhatabı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı.

Ülkemizde gıdalardaki pestisit kalıntılarının tespiti ve gerekli önlemlerin alınması konusunda geçmişten günümüze bir gelişme gerçekleştiğinden söz edebilmek olanaksız. Bunun pek çok nedeni var ama en başta geleni kamu kurumlarının şeffaflık ve hesap verebilirlik noktasından çok uzakta olması. Halk sağlığı ya da çevre sağlığı gibi konuların siyasi gündemimizden sürekli dışlanması da cabası.

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

21-bulent-sik

 

Yrd. Doç. Dr.Bülent Şık

Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi

Rize Kavrun Yaylası’nda Yeşil Yol Projesi’ni engellemek isteyen 11 kişiye gözaltı

Rize’ye bağlı Kavrun Yaylası’nda yeniden başlanılan ‘Yeşil Yol Projesi’ çalışmasına engel olmak isteyen 11 kişi gözaltına alındı.

19

Rize’ye bağlı Kavrun Yaylası’nda Karadeniz’in doğal güzelliklerinin tahrip edeceği için yöre insanlarının yoğun tepkisini çeken “Yeşil Yol Projesi” çalışmaları yeniden başladı. Çalışmaları engellemek isteyen 11 kişinin gözaltına alındığı öğrenildi.

Geçtiğimiz yıl, Karadeniz Bölgesi’nde 8 ilin yaylalarını birbirine bağlayacak 2 bin 600 kilometre uzunluğundaki Yeşil Yol Projesi kapsamında Rize’nin Çamlıhemşin ilçesindeki Samistal ve Yukarı Kavrun Yaylaları’nda başlayan çalışma, yöre halkının itirazları sonucu durdurulmuştu. Bugün öğlen saatlerinde çalışmaların yeniden başladığı öğrenildi. Fırtına İnisiyatifi çalışmaların başladığını sosyal medya hesabından “Yeşil Yol talan projesi yerel Kavrun Yaylası’nda halk yayladan indikten sonra gizlice tekrar başlatıldı” diyerek duyurdu.

İş makinelerinin çalışmaya başladığı duyulur duyulmaz, yaşam alanı savunucuları bölgeye doğru hareket etti ve iş makinelerinin çalışmalarını durdurdu. Bu sırada jandarma kuvvetlerinin aralarında yaşlı kadınların da olduğu 11 kişiyi gözaltına aldığı öğrenildi.

 

(Evrensel)

Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi’nden Akkuyu Nükleer Santrali’ne onay

Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi, Akkuyu Nükleer Santrali’nin Çevre Düzeni Planı’na alınıp alınmayacağı konusunda yetkisinin olmadığını ileri sürerek topu Ankara’ya attı ve plana nükleer santralin girmesi kesinleşti. Çevreciler ve CHP’liler belediye meclisinin kararını ıslıklar ve sloganlarla protesto etti. Salondan çıkarılan vatandaş da meclis üyelerini tepkisini soyunarak gösterdi.

16

 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2013 yılında yaptırdığı 1/100 binlik Çevre Düzeni Planı’nda, Akkuyu Nükleer Santrali de yer almıştı. MHP’li Mersin Büyükşehir Belediyesi, geçtiğimiz yıl yaptırdığı Çevre Düzeni Planı’nda, bakanlığın planına aykırı şekilde, Akkuyu bölgesini orman alanı olarak işaretlemişti.

Bakanlığın nükleer santralin olmadığı bir planı kabul etmeyeceğini bildirmesi üzerine belediye planı yeniden ele aldı. Sürecin başında, Akkuyu Nükleer Santrali’ne ret oyu vereceğini ilan eden MHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz son anda karar değiştirdi ve mecliste MHP ile AKP grupları arasında anlaşma sağlandı. Anlaşma uyarınca, Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin, Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili karar alma yetkisinin olmadığı tezine dayanılarak, belediyenin yaptırdığı plan, nükleer santrale konu olan alan boş bırakılmak kaydıyla oylandı ve Akkuyu Nükleer Santrali’nin plana işaretlenmesi işi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın tasarrufuna bırakıldı.

Belediye meclisinde sert tartışma

18

Çevre ve imar komisyonlarında CHP’nin şerhine karşın MHP ve AKP oylarıyla kabul edilen bu önerge Büyükşehir Belediye Meclisi’nin dünkü oturumunda gündeme geldi. Çevreci derneklerin yanı sıra CHP Mersin milletvekilleri Aytuğ Atıcı ile Hüseyin Çamak’ın da izlediği meclis toplantısında sert tartışmalar yaşandı, hakaretler havada uçuştu. Önergenin genel kurula okunmasının ardından CHP grubu adına söz alan Esen Tuba Tol, belediyenin ilin bütününe dair planlama yapabileceğini, herhangi bir alanı boş bırakamayacağını, tasarruf yetkisini merkezi idareye devredemeyeceğini söyledi. Tol’un açıklamaları üzerine söz alan AKP’li meclis üyesi Kadir Canlı, parti olarak nükleer santrale karşı olmadıklarını söyledi ve çevrecileri “Mersin’in ve Türkiye’nin gelişmesini önlemeye çalışmakla, Almanya’dan gelenlerin sözleriyle hareket etmekle” suçladı.

“Bu kapitülasyondur”

Bu sırada izleyici sırasında bulunan CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Başkan Kocamaz’a “Nükleere evet mi diyorsunuz‘ diye seslendi. Kocamaz, “Sayın milletvekili burada konuşmaya hakkınız yok. Hiç kusura bakmayın. Sizin konuşacağınız yer Ankara. Bu yasalar çıkarken engel olabiliyorsanız mecliste olacaktınız” diye karşılık verdi. Atıcı’nın “Şimdi siz engel olacaksınız. Nükleere evet mi diyorsunuz. Millet bunu anlamak istiyor. AKP-MHP koalisyonu var mı bunu anlamak istiyoruz” diye karşılık vermesi üzerine Kocamaz meclis toplantısının provoke edilmesine izin vermeyeceğini söyledi ve izleyicilerin dışarı çıkmasını istedi.

17

Kocamaz, “Terbiyesizlik etmeyin. Buraya provakasyon için gelemezsiniz. Çok ayıp” diye tepki gösterdi. Bunun üzerine zabıta ve özel güvenlik görevlileri, aralarında milletvekillerinin de bulunduğu alanı ablukaya aldı. Çevreciler ve CHP’liler de duruma sloganlar ve alkışlarla tepki gösterdi. İzleyiciler arasında bulunan bir vatandaş “Bu bir kapitülasyondur. Mersin’i Rusya’ya peşkeş çekiyorlar” diye bağırınca Kocamaz izleyicilerin dışarı çıkarılmasını istedi. Ancak milletvekilleri ve izleyiciler salondan çıkmadı. Tepki gösteren bir vatandaş ise arkadaşları ve zabıtalar tarafından salondan çıkarıldı.

AKP ve MHP evet, CHP hayır dedi

Tartışmaların ardından Kocamaz meclis üyelerine söz hakkı vermedi ve oylama geçti. Oylama sonucunda AKP ve MHP’nin evet, CHP ve HDP’nin hayır oylarıyla önerge kabul edildi. Önergenin kabul edilmesiyle Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi, Akkuyu Nükleer Santrali’nin planda ne şekilde yer alacağı konusunda yetkisini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bırakmış oldu. Oylama sonrasında çevreciler ve CHP’liler tepkilerini sloganlarla dile getirirken MHP’li başkan Kocamaz, “CHP’nin genlerinde mi var her şeyi anarşiye çevirmek” diye bağırdı.

Bu sırada Kocamaz’a tepki gösteren CHP kadın Kolları Başkanı Pakize Güler ile bir özel güvenlik görevlisi arasında arbede yaşandı. Meclis toplantısı sonrasında da MHP’li ve AKP’li meclis üyelerine tepkiler sürdü. Islıklar çalarak salondan çıkan çevreciler “Nükleer santral istemiyoruz”, “Tarih ihaneti unutmayacak” şeklinde sloganlar attı. Salondan çıkarılan vatandaş da meclis üyelerini tepkisini soyunarak gösterdi.

 

(Cumhuriyet)

OHAL’in Bursa hali: Okuldan çıkamayan çocuklarını tel örgü arkasından beslediler

Bursa’da eğitim veren Tolga Taştan İlkokulu’nda öğrencilerin öğle tatilinde okul dışına çıkışlarının yasaklanması yemek sorununa neden oldu. Kantini de tercih etmeyen öğrencilere yemek getiren veliler OHAL’den içeri giremeyince ‘tel örgüleri’ kullandı.

34

Merkez Osmangazi İlçesi İstiklal Mahallesi’nde bulunan Şehit Onbaşı Tolga Taştan İlkokulu yönetimi, okulda aylık 110 lira karşılığında öğrencilere de yemek servisi vermeye başladı. Yöneticiler, yemekhaneye gelmeyen öğrencilerden kantini kullanmalarını istedi. Geçen yıllarda yemeğe evlerine giden öğrencilerin bu yıl öğle tatilinde okul dışına çıkmalarına izin verilmedi.

OHAL’DEN GEÇİŞ YASAĞI

33

Yemekhanedeki servisin iyi olmadığını kantinin pahalı olduğunu öne süren veliler, öğle tatilinde çocuklarına yemek getiriyor. Okula alınmayan yemek getiren veliler, yiyecekleri tel örgüler arasından çocuklarına veriyor. Bazı veliler ise yanlarında getirdikleri sulu yiyecekleri tel örgüler arasında kaşıkla çocuklara yediriyor. Geçen yıl bu sıkıntıları yaşamadıklarını belirten veliler, şöyle dedi: “Geçen sene idareciler öğlen tatilinde evleri yakın olan velilere, çocuklarını karınlarını doyurmaları için evlerine gönderiyorlardı. Buna izin veriyorlardı. Sorun yoktu. Bu yıl ise OHAL’den dolayı güvenlik önlemi aldıklarını gerçekçe gösterip bizleri okula sokmuyorlar, çocuklarında evlerine gitmelerine izin vermiyorlar. Bizleri yemekhaneye ve kantine yönlendiriyorlar. Buradaki yiyecekler hem güzel değil hem de pahalı. Yaklaşık 150 aile zorunlu olarak çocuklarına tel örgüler arasında yiyecek veriyor. Kışın ne yapacağız onu düşünüyoruz.”

 

(DHA, Birgün)

Nobel Ekonomi Ödülü ABD’li ve Fin iktisatçılara

2016 Nobel Ekonomi Ödülü’nü, Oliver Hart ve Bengt Holmstrom kazandı. İsveç Kraliyet Bilim Akademisi tarafından yapılan açıklamada, İngiltere doğumlu ABD vatandaşı Oliver Hart ile Finlandiya doğumlu Bengt Holmstrom’un “sözleşme teorisine yaptıkları katkılardan” dolayı ödüle layık görüldükleri belirtildi.

Hart ve Holmstrom, ödül olarak 8 milyon İsveç Kronu'nun da (yaklaşık 2,8 milyon TL) sahibi oldu.
Hart ve Holmstrom, ödül olarak 8 milyon İsveç Kronu’nun da (yaklaşık 2,8 milyon TL) sahibi oldu.

Açıklamada, “(Bu iki ekonomistin çalışmaları), iflasla ilgili yasal düzenlemelerden siyasi anayasalara kadar birçok alanda geçerli olabilecek politika ve kurumlar tasarlanmasının entelektüel temelini oluşturuyor” denildi.

Nobel Ekonomi Ödülü kazanan iktisatçılardan Oliver Hart ABD’de Harvard Üniversitesi’nde iktisat, Bengt Holmstrom ise Massachusetts Institute of Technology’de iş idaresi profesörü

Hart ve Holmstrom, ödül olarak 8 milyon İsveç kronu’nun da (yaklaşık 2.8 milyon TL) sahibi oldu.

Ekonomi, bu yıl verilen beşinci Nobel Ödülü oldu.

Geçen hafta içerisinde tıp, fizik, kimya ve barış alanında ödüller sahiplerini bulmuştu.

Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi ise Perşembe günü açıklanacak.

 

(BBC Türkçe)