Ana Sayfa Blog Sayfa 3332

Libya açıklarında yine mülteci kıyımı

mu%cc%88lteciLibya açıklarında iki mülteci gemisinin battığı ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği açıklandı.BBC’nin haberine göre ölü sayısının 240’ı bulmasından korkuluyor.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Sözcüsü Carlotta Sami, gemilerin birinde 29 kişinin kurtulduğunu, 120 kişinin ise denizde kaybolduğunu söyledi.

İkinci gemide ise sadece iki kişi kurtulabildi. Bu gemidekilerden 120’sinin hayatını kaybettiği sanılıyor.

Carlotta Sami ise yaptığı açıklamada gemilerde ağırlıklı olarak Batı Afrika ülkelerinden mültecilerin bulunduğunu açıkladı.

mu%cc%88lteci-o%cc%88lu%cc%88mleriUNHCR daha önce, şu ana dek Akdeniz’de 4 bine yakın göçmenin hayatını kaybettiğini ve 2016’nın bu açıdan en yüksek can kaybının görüldüğü yıl olduğunu duyurmuştu.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki göçmen anlaşmasının yürürlüğe girmesinin ardından, mültecilerin güzergah olarak Libya üzerinden Akdeniz’i aşarak İtalya’ya gitmeye çalıştıklarına dikkat çekiliyor.

Kaynak: BBC

Susan Sarandon, “ABD seçimlerinde oyum Yeşiller Partisi’ne”

Amerikalı ünlü oyuncu Susan Sarandon, ABD’de 8 Kasım’da yapılacak başkanlık seçiminde Yeşiller Partisi’nin başkan adayı Jill Stein’i desteklediğini belirtti. Ünlü oyuncu kendisini asıl endişelendirenin, kimin başkan olduğu değil, çevre ile ilgili sorunlar olduğunu da söyledi.

62

BBC’de yayımlanan Newsnight programında konuşan ünlü oyuncu, iki adayı da desteklemediğini vurguladı, “Dünya bu noktaya ‘daha az şeytani olanı’ seçtiği için geldi” dedi.

Cumhuriyetçi aday Donald Trump ve Demokrat aday Hillary Clinton arasında bir tercih yapmayacağını açıkladı.

Sarandon, seçilirse Hillary Clinton’un “ilk kadın başkan” olacağına dair hatırlatmaya ise “Oyumu vajinamla kullanmıyorum. Gerçek sorunlar başkanın cinsiyetinden çok daha önemli” yanıtını verdi.

Sarandon, Demokrat Parti’deki başkan adaylığı yarışında, Hillary Clinton’a karşı Vermont Senatörü Bernie Sanders’ı desteklemişti. Sanders ise Temmuz ayında yarıştan çekildiğini ve Clinton’a destek vereceğini açıklamıştı.

 

(BBC Türkçe)

Akademideki ihraçlara karşı Beyazıt’tan seslendiler: Teslim Olmayacağız

i%cc%87u%cc%88İstanbul Üniversitesi’nden Kanun Hükmünde Kararname ile akademisyenlerin ihraç edilmesine karşı bugün Beyazıt Meydanı’nda eylem vardı.

Bianet’in haberine göre eylemi İstanbul Üniversitesi Demokratik Üniversite Girişimi, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Aksaray Şubesi, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası İstanbul 6 Nolu Üniversiteler Şubesi, İstanbul Tabip Odası, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği düzenledi.

İstanbul Üniversitesi başta olmak üzere üniversite öğrencileri, Barış İçin Akademisyenler, sendika ve siyasi parti temsilcileri, taşeron işçilerin de aralarında olduğu yüzlerce insan katıldı.

İstanbul Üniversitesi ana kapı önündeki merdivenlerde yapılan açıklamada sık sık “Direne direne kazanacağız”,  “Ferman devletin üniversiteler bizimdir”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Teslim olmadık teslim olmayacağız” sloganları atıldı.

Eylemi düzenleyen kurumlar “K(eyfi) H(ukuksuz) K(ıyım)’lara son. Geri döneceğiz”, Barış İçin Akademisyenler “Terk etmiyoruz, barış istiyoruz”, İstanbul Üniversitesi Öğrencileri “Teslim olmayacağız” pankartları açtı.

Eylemde ihraç edilen akademisyenler yerine “Geçici olarak işinden uzaklaştırılanlar” ifadesi kullanıldı ve onlar adına Levent Dölek konuştu. Eyleme katılmayan ihraç edilen akademisyenlerden Zeynep Kıvılcım ve Sezai Temelli mesaj gönderdi. İstanbul Üniversitesi öğrencileri adına Kübra Okumuş ile bir aylık uzaklaştırma kararı boyunca üniversite önünde eylem yapan öğrenci Buse Bayram, İstanbul Üniversitesi Demokratik Üniversite Girişimi adına Taner Gönen söz aldı. Eylemi düzenleyen kurumlar adına ortak açıklamayı Tahsin Yeşildere okudu.

29 Ekim’de Resmi Gazete’de yayınlanan 675 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen 1262 akademisyenden 17’si İstanbul Üniversitesi’nden (İÜ).  17 akademisyenden 11’i Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) üyesi.

İstanbul Üniversitesi’nden ihraç edilen akademisyenler: Eğitim Sen üyeleri: Deniz Morva, Barkın Asal, Hakan Ongan, Savaş Karabulut, Sezai Temelli, Taylan Eren Yenilmez, Erhan Keleşoğlu, Levent Dölek, Mehmet Cemil Ozansü, Zeynep Kıvılcım, Ertan Ersoy. Caner Akbaba, Eser Karakaş, Haydar Hoşgör, Mehmet Hasan Altan,  Ufuk Dal, Ümit Murat Akkay

Bianet

“Mega projeler”den kara delik tehdidi – Mustafa Sönmez

Mustafa Sönmez’in yazısı al-monitor.com sitesinden alındı

Kamuoyuna “mega projeler” olarak takdim edilen, en büyüklerini İstanbul Üçüncü Havalimanı, Üçüncü Köprü, Avrasya Tüneli ile Gebze-İzmir Otoyolu yatırımlarının oluşturduğu projeler ekonomik, ekolojik, hukuk ve mali istikrar açısından mercek altında tutuluyor, sıkça eleştiriliyor, kamu maliyesi için önemli bir kara delik tehdidi olarak görülüyorlar.

“Mega projeler” özünde Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) projeleri ve son tahlilde özelleştirmenin türevi sayılıyorlar. Kamu arazisi, kıyı, akarsu, maden gibi kamusal varlıkların mülkiyeti kamuda kalsa da işletme ve kullanma hakkını sözleşmelerle özel firmalara bırakma operasyonu olan KÖİ projeleri geniş anlamda özelleştirme sürecinin devamı.

Yap İşlet Devret, İşletme Hakkı Devri gibi yöntemleri içeren KÖİ projeleri Dünya Bankası tarafından özellikle “yükselen çevre ülkeler”e öneriliyor ve destekleniyor. Dünya Bankası verilerine göre, yükselen 10 ülke içinde en fazla proje stokuna Brezilya sahip ve sözleşme büyüklüğü 510 milyar dolar. Hindistan 341 milyar dolar ile ikinci, Türkiye ise 161 milyar dolar ile üçüncü sırada. Rusya 155 milyar dolarlık KÖİ stoku ile dördüncü görünürken Meksika’nın 141 milyar dolarlık KÖİ stoku olduğu, Çin’in ise bu konuda biraz geriden gittiği ve KÖİ proje stokunu 139 milyar dolarda tuttuğu gözleniyor.

Türkiye’de yapımı süren KÖİ projelerinden en büyük dördünün yatırım büyüklüğü sürmekte olan 34 projenin üçte ikisine ulaşıyor. Bu dört “mega proje” içinde, Üçüncü Havalimanı 14 milyar dolarlık yatırımı ile (yüzde 38 pay) diğer projelerden ayrışıyor. Söz konusu dört mega projenin üçü İstanbul’dad. Avrasya Tüneli ve İstanbul’un Kuzey ormanları sınırlarında yer alan Üçüncü Havalimanı ile Üçüncü Köprü ve henüz tasarı aşamasında olan Kanal İstanbul birbirini besleyen projeler olarak tasarlanmış durumda.

Hükümet KÖİ projelerini büyümenin ana gücü olarak takdim ediyor ve bunlarla “tek kuruş” kamu kaynağı kullanmadan özel yerli-yabancı sermayenin yatırıma teşvik edildiğini belirtiyor.

Buna karşılık KÖİ’leri eleştiren kimi muhalif partiler, meslek kuruluşları ve sivil inisiyatifler, projelerin rantabl olmadığını, sürdürülebilir ve sağlıklı büyüme, ulaşım, enerji politikalarına dayanmadığını, eş-dost kapitalizmi ürünü, kayırmacı olduğunu belirtiyorlar. Bunların yanı sıra projelerin fizibiliteleri sorgulanıyor, şeffaflıktan uzak yapıları eleştiriliyor. Projeler, kamu denetimine açık olmayan yapıları, çevre, tarih ve kültür varlıklarına özensizlikleriyle de tepki topluyorlar.

Örneğin TBMM adına kamu kuruluşlarını denetleyen Sayıştay’ın 2015 yılına ilişkin raporlarında bu projelerin önemli bir kısmını uygulayan Ulaştırma Denizcilik Bakanlığı ile ona bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) eleştiriliyor. Raporda şu ifadeler kullanılıyor: “KGM’nin Kamu Özel İşbirliği modeline göre yürütülen iki adet projesi mevcut olup, bu projeler kapsamında verilen talep garantilerine ilişkin herhangi bir kayıt yapılmamış, dolayısı ile verilen talep garantisi tutarları mali tablolara yansımamıştır.” Sayıştay şirketlere garantiler verilerek yaptırılan projelerin kamu finansmanı üzerinde oluşturacağı baskı ve yükümlülüklerin karşılanabilme kapasitesi ve gelecek dönemlerin finansman ihtiyaçlarının analiz edilebilmesi için sözleşmelerde hükümetin üstlendiği risklerin muhasebe sistemi içerisinde gösterilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Kamu denetim ve envanter eksikliğinin kamu maliyesine tatsız sürprizler yapmasından endişe ediliyor. Bu projelerin tümünde yapımcı yerli-yabancı firmalara garantiler verilmiş durumda. Örneğin, toplam işletme süresi 15 yıl olan Gebze-Orhangazi-İzmir Otoyolu Projesi için 40 milyar TL (yaklaşık 13 milyar dolar) toplam talep garantisi verildi. İşletme süresi sekiz yıla yakın olan Kuzey Marmara Otoyolu Projesi (Üçüncü Boğaz Köprüsü dâhil) için de 6 milyar dolara yakın talep garantisi sağlandı. Üçüncü Havalimanı için Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) ilk 12 yıl için toplam 6.3 milyar avroluk sadece dış hat ve transitleri kapsayan yolcu garantisi sağladı. Avrasya Tüneli için garanti edilen araç geçişi günde 70 bin. 25 yıl işletme hakkı tanınan sağlık kampüslerine kamu hastaneleri kiracı olacak ve Kalkınma Bakanlığı verilerine göre, kiracı olduğu sürece 27 milyar dolar kira ödeyecek.

Bu garantiler, ekonominin en az yılda yüzde 4-5 dolayında büyüyeceği varsayımına dayandırılıyor. Oysa Türkiye bu projelerin ihale edildiği 2013-2014’ten bu yana düşük büyüme patikasına inmiş ve ortalama büyüme yüzde 2.5-3 bandına düşmüş durumda. Önümüzdeki yıllar için umulan yüzde 5 büyüme hedefleri ise dış kaynak girişindeki zayıflama dikkate alındığında çok gerçekçi görünmüyor. Dolayısıyla projeler tamamlandığında umulan gelir elde edilemez ise Hazine, garanti edilen tutarları firmalara ödemek durumunda kalacak ve bütçede kara delikler oluşacak.

“Mega projeler”in yönelttiği bir diğer tehdit de Hazine’ye ve banka sistemine dönük. Büyük yatırım gerektiren bu projelerin finansmanına Hazine garantör olarak destek veriyor. Kırılganlığın artmasıyla, finansman dışarıdan temin edilemeyince hükümetin etkisiyle kamu bankaları bir anlamda finansmana zorlanmış oldular. Bu da bankaların aktif yapısını bozdu. Fitch, Moody’s, S&P gibi kredi derecelendirme kuruluşları bu zorlanmış finansmana raporlarında yer vererek bankaların notunu kırdılar.

Kredi derecelendirme kuruluşları özellikle Hazine’nin Üçüncü Köprü, Avrasya Tüneli ve Gebze-İzmir Otoyolu projeleriyle ilgili “borç üstlenim tutarlarını” dikkate almış görünüyorlar. Üç projenin yatırım tutarının 11 milyar dolar, kullanılan kredi tutarının ise 8.7 milyar dolar olduğunu kaydeden Hazine Müsteşarlığı bu projelerin, sözleşmelerinin süresinden önce feshedilmesi ve tesisin ilgili idareler tarafından devralınması halinde yurt dışından sağlanan finansmanın yükünü ve diğer tüm mali yükümlülükleri üstlenmeyi taahhüt etmiş durumda.

Kredi derecelendirme kuruluşları ise kamu maliyesindeki diğer risklerle birlikte bu kredi riskinin de kırılganlığı artırdığı görüşünde.

Devam eden KÖİ yatırımlarının tamamlanmasının önündeki engellerin yanı sıra işletmeye geçişle birlikte yaşanabilecek mali sorunların nasıl aşılacağı da bilinmiyor. Sırada Kanal İstanbul, Çanakkale Köprüsü ve İzmir Otoyolu, üç katlı Boğaz tüneli gibi daha iddialı projelerin ihaleleri var. Bunlar da merakla izleniyor.

Mustafa Sönmez – al-monitor.commustafa_sonmez420

 

12-13 Kasım’da Boğaziçi’nde ‘Uluslararası Su Mücadeleleri Konferansı’ var

Su Hakkı Kampanyası, 12-13 Kasım tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Ayhan Şahenk Salonu’nda yapacağımız Uluslararası Su Mücadeleleri Konferansı düzenliyor.

58

Konferansın iki günü boyunca hem Türkiye’de hem de diğer ülkelerde su varlıklarının korunması ve tüm canlıların suyu adil olarak kullanabilmesi için mücadele veren, bu konuya dikkat çeken akademisyenlerle, aktivistlerle ve kampanyalarla birlikte olma imkanı sağlanacak.

Su Hakkı Kampanyası’nın konferans duyurusu şu şekilde;

59

“Dünyamız küresel ısınmanın ve sürdürülemez su politikalarının bir sonucu olarak büyük bir su krizine doğru gidiyor. Bu krizin işaretlerini artan seller, tayfunlar, yağış rejimlerindeki değişiklik, akarsu debilerinin değişmesi, yeraltı suseviyelerinin düşmesi, buzulların erimesi, deniz seviyelerinin yükselmesi ve buna bağlı olarak kıyılara yakın yeraltı sularının tuzlanması, tarımsal üretimin azalması, biyoçeşitliliğin azalması, orman yangınlarının artması, açlık ve susuzluğa bağlı iklim göçmenleri şeklinde görmeye başladık.

Türkiye su krizinden en fazla etkilenecek ülkeler arasında. Birleşmiş Milletler (BM) raporlarına göre Türkiye 2025 yılında su sıkıntısı çekecek 33 ülkeden biri olarak gösteriliyor. Yine bir BM oluşumu olan IPCC tahminlerine göre Türkiye’de 2030’a kadar kış sıcaklıklarında 2 derece, yaz sıcaklıklarında 2-3 derece artış olacak, yağış miktarı 2030’a kadar yazın %5-15 azalacak, kışın ise %10’a kadar artış gösterecek, toprak neminde ise yazın %15-25 azalma olacak.

Oysa yerel toplulukların ve doğal varlıkların karşılaşacağı bu tahribatı hafifletmek ve bir kısmının önüne geçmek mümkün. Bunun için var olan su politikalarını sorgulamamız, su krizini derinleştiren uygulamaları sona erdirmemiz gerekiyor.

12-13 Kasım tarihlerinde Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Ayhan Şahenk Salonu’nda yapacağımız Uluslararası SuMücadeleleri Konferansı’nda iki gün boyunca hem Türkiye’de hem de diğer ülkelerde su varlıklarının korunması ve tüm canlıların suyu adil olarak kullanabilmesi için mücadele veren, bu konuya dikkat çeken akademisyenlerle, aktivistlerle ve kampanyalarla birlikte olacağız.

Su Hakkı Kampanyası

Uluslararası Su Mücadeleleri Konferansı Programına ve kayıt formuna bu link üzerinden erişim mümkün.

 

(Yeşil Gazete)

 

 

 

Cumhuriyet’ten açıklama, ‘Soruşturma çöktü, yazar ve yöneticilerimizi serbest bırakın!’

Cumhuriyet gazetesi, yazar ve yöneticilerini gözaltına aldıran savcı Murat İnam’ın ‘FETÖ’ davası sanığı olduğunun ortaya çıkmasının ardından bir açıklama yayımladı. Açıklamada, “Eğer bir nebze hukuk güvenliği ve eğer adalet ve eğer vicdan kalmışsa; Cumhuriyet gazetesi yazar ve yöneticileri derhal serbest bırakılmalıdır. Gözaltının derhal son bulması, salıverilmeleri ve özgürlüklerinin hemen şimdi geri verilmesi, demokratik, hukuk devleti olmanın gereğidir, talebimizdir” dendi. Cumhuriyet’in açıklamasında “Altını çizerek tekrarlıyoruz, bu soruşturma çökmüştür ve adil yargılanma hakkı açıkça ihlal edilmiştir” ifadelerine yer verildi.

56

Cumhuriyet’in 1. sayfasında yayımlanan açıklama şöyle:

Sayın Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üyeleri, Adalet Bakanı

Eğer doğruysa;

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı HSYK Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanmış olan 2016/1 Esas numaralı iddianamede “39746” sicil numaralı İstanbul Cumhuriyet Savcısı Murat İnam, 28 numaralı şüphelidir. Savcı hakkında FETÖ/ PDY terör örgütü nedeniyle cezalandırılması istemiyle ceza davası açılmıştır, sanıktır ve dava devam etmektedir.

Biz, kamuoyunun gözü kulağı olan ve halkın bilgi edinme hakkını yerine getiren ve savcı hakkındaki iddianameyi, ceza davasını ortaya çıkaran gazetecilerin haberlerine inanıyoruz ve onlara teşekkür ediyoruz.

Biliyorsunuz ki; Cumhuriyet Gazetesi Vakfı ve Yöneticileri ve gazete yazarları hakkında açılmış olan soruşturma Savcı Murat İnam tarafından yürütülmektedir. Bu savcının emir ve talimatlarına uygun olarak sabaha karşı gözaltı işlemleri gerçekleştirilmiştir ve halen gözaltındadırlar.

Savcı Murat İnam hakkındaki soruşturma, iddianame ve ceza davası apaçık ortada dururken Cumhuriyet gazetesi yazarları ile yöneticilerinin bu savcının emir ve talimatları ile özgürlüklerinden yoksun olarak gözaltında tutulmaları adil yargılanma hakkının açıkça ihlalidir.

Cumhuriyet gazetesi ve yöneticileri hakkında istediğiniz soruşturmayı yapabilir ve istediğiniz davayı açabilirsiniz.

Ancak yıllardır Fethullah Gülen silahlı terör örgütünün temel amacının İslam devleti kurmak ve laik, demokratik, sosyal hukuk devletini yıkmaya çalışmak olduğu hakkındaki yayınlarımızın bilinmesine rağmen;

Bugün Cumhuriyet gazetesi yazar ve yöneticileri hakkındaki soruşturmanın, aynı örgütün üyesi olduğu iddiasıyla yargılanan bir savcıya teslim edilmesi demek, bu soruşturmanın çökmesi demektir.

Altını çizerek tekrarlıyoruz, bu soruşturma çökmüştür ve adil yargılanma hakkı açıkça ihlal edilmiştir

Bu, yargı otorite ve tarafsızlığının Cumhuriyet gazetesini susturmak için hiçe sayılması demektir.

Herkesin hukuk güvenliğinin ve basın özgürlüğünün ortadan kalkmış olması demektir.

Yargıda söz ve karar sahibi olan herkesi bu soruşturmanın hukuki güvenliğini sağlamaya, kişi hak ve özgürlüklerini güvence altına almaya çağırıyoruz.

Eğer bir nebze hukuk güvenliği ve eğer adalet ve eğer vicdan kalmışsa; Cumhuriyet gazetesi yazar ve yöneticileri derhal serbest bırakılmalıdır. Gözaltının derhal son bulması, salıverilmeleri ve özgürlüklerinin hemen şimdi geri verilmesi, demokratik, hukuk devleti olmanın gereğidir, talebimizdir.

Saygılarımızla kamuoyuna duyurulur.

 

(Cumhuriyet, T24)

IŞİD’den Türkiye’ye saldırı çağrısı

Yeni bir ses kaydı yayınlanan IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi, Türkiye’ye saldırı çağrısında bulundu. Ancak ses kaydının gerçek olup olmadığı bilinmiyor.

55

Yeni bir ses kaydı yayınlanan IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi, Türkiye’ye saldırı çağrısında bulundu. Ancak ses kaydının gerçek olup olmadığı bilinmiyor. IŞİD, Musul’da da taraftarlarına direniş çağrısı yaptı.

IŞİD’e yakın kaynakların internet üzerinden yayınladığı ve örgüt lideri Ebubekir el Bağdadi’nin açıklamaları olduğu belirtilen bir sesli mesajda Türkiye’ye saldırı çağrısı yapıldı.

Söz konusu mesajda IŞİD lideri Ebu Bekir el Bağdadi, taraftarlarından Türkiye’ye saldırmalarını istiyor. Açıklamada aynı zamanda Suudi Arabistan’daki saldırıların da sürdürülmesi isteniyor.

Bağdadi, Musul’daki çatışmalardan zaferle çıkacaklarından emin olduğunu da söylüyor. Ses kaydının toplam süresi 31 dakika. Ancak kaydın gerçek olup olmadığı bilinmiyor.

Öte yandan IŞİD lideri el Bağdadi’ye ait olduğu belirtilerek okunan mesajda El Bağdadi, Musul’da taraftarlarına Irak hükümetine bağlı birliklerine karşı direnmeleri çağrısı yaptı.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

İstanbul Üniversitesi’nde KHK eylemine çağrı

Yayınlanan son kanun hükmünde kararnameyle (KHK) akademide gerçekleştirilen tasfiyeler ve üniversitelerdeki rektörlük seçimlerinin kaldırılmasına karşı 3 Kasım Perşembe gününe (Bugün) ‘Üniversiteler bizimdir’ sloganıyla çağrı yapıldı.

Çağrıyı, İstanbul Üniversitesi Demokratik Üniversite Girişimi, SES Aksaray Şubesi, Eğitim-Sen İstanbul 6 No’lu Üniversiteler Şubesi, İstanbul Tabip Odası ve Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği yaptı.

45

 

Bilhassa İstanbul Üniversitesi’nde son çıkarılan KHK’yla bir ‘muhalif avı’nın başlatıldığına dikkat çeken örgütler, “Av olmayacağız..! Rektör diye atayacağınız müdürlere üniversitelerimizi bırakmayacağız..! Senelerdir omuz omuza mücadele ettiğimiz arkadaşlarımızı -şimdilik- işlerinden ettiniz. Canımızı yaktınız. Üniversite özerkliğini ayaklar altına aldınız. Teslim olmayız..! Size yenilmeyiz..!” dedi.

İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt Kampüsü’nün girişine Perşembe günü saat 12:30’a çağrı yapan örgütler, herkesi işlerinden edilen arkadaşlarını uğurlamaya çağırdı.

Eyleme çağrının tam metni şöyle:

“29 Ekim’de yayınlanan KHK ile işlerine son verilen arkadaşlarımızı okullarında karşılamak için evlerimizden çıktığımız sabah saatlerinde, Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik operasyonun ilk haberleri düştü. İktidar bir ‘şok terapisi’ siyaseti uyguluyor. Üst üste gelen bu hamlelerin belki de en önemli sonucu siyasal ve toplumsal muhalefeti afallatmak, sersemletmek.

Afallamayacağız, sersemlemeyeceğiz..!

Rektör seçimlerini kendi tekeline alan, bazı illerimizde hastanelerde sağlıkçı bırakmayan son KHK’larda belki de en kritik ve ilginç hamle İstanbul Üniversitesi’ne yönelik olanıydı. Önümüze gelen liste büyük oranda bir ‘muhalif avı’na işaret ediyor.

Av olmayacağız..! Rektör diye atayacağınız müdürlere üniversitelerimizi bırakmayacağız..!

Senelerdir omuz omuza mücadele ettiğimiz arkadaşlarımızı -şimdilik- işlerinden ettiniz. Canımızı yaktınız. Üniversite özerkliğini ayaklar altına aldınız.

Teslim olmayız..! Size yenilmeyiz..!

Umut mu? Görüşler muhtelif. Şair, “Umutsuz yaşanmıyor”diyor. Kendisine “Hiç umut var mı?” diye sorulan Yüzüklerin Efendisi’nin kahramanı Arathorn oğlu Aragorn “Benim umuda ihtiyacım yok” diye cevap veriyor.

Birbirimize umut olacağız..!

Sadece kendi üyelerimize değil, demokratik muhalefetin tüm bileşenlerine birbirimizi yalnız bırakmama sorumluluğunu hatırlıyoruz.

Bu minvalde herkesi, HERKESİ, işlerinden edilen arkadaşlarımızı, yeniden bir araya gelmek üzere uğurlamak için yan yana, omuz omuza olmaya çağırıyoruz.

Tarih: 3 Kasım Perşembe – 12:30
Yer: Beyazıt Büyük Kapı”

 

(Diken)

Bir ütopya gibi: Roma Bostanı İnsanları – Cem Erciyes

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

Kentin hayhuyuna, betonun katılığına, aç gözlü rantın iştahına ve yerel yöneticilerin anlayışsızlığına karşı sabırla direniyorlar yıllardır. Doğadan, dayanışmadan güç alıyor, başka bir hayatın da mümkün olduğuna inanıyorlar. Küçücük bir arsada bir hayat yeşerten bu insanların kente öğreteceği çok şey var.Bugünlerde yine İstanbul’da birileri kepçelerin önüne dikilmiş direniyor. Bu kez kurtarılmaya çalışılan kentin son yeşil alanlarından biri. Ve orada kurulan bir doğal yaşam alanı.

Cihangir ile Tophane arasında kalan, set üstünden nefis deniz manzaralı, Roma Parkı denilen o boş ve yeşil alandan söz ediyorum. Yıllardır cümle müteahhittin, yerel yönetimin hatta kamu kuruluşlarının iştahını kabartan alan. Genç yaşlı, kent sakinlerinin gece gündüz takıldığı park… Birkaç sene önce, semtin bir grup sakini bu parkın eğimli ve pek de kullanılmayan bir bölümünde bir bostan kurdu. Ve o bostanda, emekle, dayanışmayla bir hayat yeşerttiler.

43

Şimdi belediye, Roma Parkı’nda sosyal alanlar inşa etmek için bütün bu emeği kazıyıp atmak istiyor. İşte o nedenle kendilerine ‘Roma Bostanı İnsanları’ diyenler kepçelerin önüne dikildi. Çevik kuvvetli, iş makinalı sinir savaşının sonunda iş makinaları çalışmaya koyulmuştu ki parka adını veren tarih daha ilk hamlede kendini gösterdi. Bizans sarnıcının hatırına, arkeolog gelene kadar inşaat durdu. Sonra elle kazarak devam edecekler…

Roma Bostanı İnsanları’nın şimdilik elde ettikleri tek şey bu inşaatı biraz yavaşlatmak. Ama olsun, onlar sabır insanları. Kentin hayhuyuna, betonun katılığına, aç gözlü rantın iştahına ve yerel yöneticilerin anlayışsızlığına karşı sabırla direniyorlar yıllardır. Doğadan, dayanışmadan güç alıyor, başka bir hayatın da mümkün olduğuna inanıyorlar. Küçücük bir arsada bir hayat yeşerten bu insanların kente öğreteceği çok şey var.

Onlarla birlikte kutladığım Hıdrellezde biz misafirler unuttuysak hatırlamıştık, sızlanmak yerine üretmek, umutsuzluğa kapılmamak ve kendi bahçeni yetiştirmek gerektiğini… O ünlü hikayede anlatılan, geleceğe kalsın diye durmadan fidan diken ihtiyarın neslinden geliyor onlar. Ya da Voltaire’in kahramanı Candide’e ‘Bunlar güzel sözler ama bahçemizi de yetiştirmek gerek’ diyen İstanbullunun torunları olmalılar… Hiçbiri değilse bile Margareth Atwood’un, Tufan Zamanı’ndaki Bahçıvanlar ile mutlaka bir akrabalıkları var. İnsanlığın doğaya müdahale ede ede hilkat garibelerinin cirit attığı bir cehennem yarattığı bir dünyada geçen o müthiş romandan söz ediyorum. Bir binanın çatısında yetiştirebildikleri ürünlerle kendi içine kapalı, ama mutlu bir hayat kuran ve dayanışma ile dış dünyanın korkunçluğundan kendilerini bir nebze olsun korumaya çalışan Bahçıvanlar…

Roma bostanı insanlarıyla birlikte kutladığım o Hıdrellezde biraz yardım ile kendiliğinden yetişen eriklerden, çileklerden tadarak, bir avuç da olsa ilgiyle, emekle yetiştirilip adeta bir botanik parkına dönüşmüş o yeşilliğin arasında otururken bunları düşünmüştüm. Şimdi bostan varoluş mücadelesi verirken bir kez daha hatırlıyorum, biraz hüzün çokça kızgınlıkla…

Çünkü Belediye Roma Parkı’na el atmış vaziyette. Aslında aleyhinde iptal davası açılmış bir planı uygulamaya koyup üç katlı bir sosyal tesis yapmak istiyorlar. Son dönemin modasına uygun biçimde biraz eski Türk mimarisini çağrıştıracak üst katı ahşap bir sosyal tesis tasarlanıyor. Proje fena halde Sedat Hakkı Eldem’in Taşlık Gazinosu’nu çağrıştırıyor. Tıpkı Roma Parkı gibi, beş altı kilometre ileride, Maçka sırtlarında denize nazır, 1980’lere kadar İstanbulluların nefes aldıkları o yeşil alan. 90’larda satışa üstüne Swiss Otel’in inşa edilmiş, Eldem’in kitaplara girmiş gazino binası ise otelin içinde bir replikayla ‘korumaya’ alınmıştı… İstanbul’un bu acıklı hikayelerinden biri daha adım adım, apaçık tekrarlanıyor. Belediye, parkın tamamına değil, şu sıralar otopark olarak kullanılan alana bina yapacağını iddia ediyor. Böyle bir binaya ihtiyaç var mı gerçekten?

Roma Bostanı İnsanları’ndan Sevil Baştürk geçenlerde Açık Radyo’daydı. Serkan Ocak ve Mehveş Evin’e anlattı, “Bizim son ihtiyacımız sosyal tesis” diye. Şöyle diyor Sevil Baştürk: “Bizim son ihtiyacımız sosyal tesis. Sadece o sokakta altı tane kafe var. Toplamda 350 tane kafe bulunan Cihangir’de son kalan yeşil alanımızın sosyal tesis olması anlamsız. Ne bir deprem toplanma yerimiz var ne başka bir şey. Biz bu yeşil alanın başka bir şekilde değerlendirilebileceğini göstermek için yaptık Roma Bostanı’nı. Orada bir yeşil alan yarattık, permakültür uyguladık. Dört mevsim ürün alabildiğimiz bir yer. 15 çeşit ağacımız, 28 tür bitki var. Beş yıl içinde orada bir gıda ormanı yaratmaya çalışıyoruz.”

“Şehir insanı olarak ‘biz ne yapabiliriz’ dediğimiz zaman kendimize nefes alacak alanlar yaratmak zorundayız. Biz burada çok ciddi emek verdik. Bilimsel bir iş yapıyoruz ve yaptığımız şey ortada. Burada dört mevsim ürün aldık, bunlarla göçmen dayanışma mutfağında yemek yaptık, sokak çocuklarına yemek yaptık… yani biz orada hobi bahçesi yapmıyoruz. Kent insanı olarak taşın altına elimizi koymamız gerektiğini göstermek için, bir şeyleri değiştiremiyorsak bile en azından kendi mahallemizdeki eko sistemi değiştirebiliriz, bunu gösterebilmek için bunu yaptık.”

İşte bu çabanın kendiliğinden yeşerdiği bir yerde, yerel yönetimden beklenen şey ‘işbirliği’ olmalı. Evet, Roma Parkı’nın daha bakımlı, daha güzel olmaya ihtiyacı var. Onu bu biraz toz toprak ve kirli paslı haliyle bile gece gündüz kullanan bir semt, çok daha iyisini kesinlikle hak ediyor. Ama içindeki iyi niyeti, başarılı projeyi, emek ve dayanışmayı kovarak değil. Sivil toplum gibi şeylerden azıcık haberi olan bir yerel yönetimin bu insanlarla işbirliği yapması beklenir. Bırakın Cihangir’deki parkı korumayı, onların yaptıklarını kentin diğer semtlerine, parklarına yayması gerekir. Ama bizde işler öyle yürümüyor nedense…

Şimdi onlar ne mi yapıyor? Toprağı işlemeye devam ediyor, kışlık ürünlerini ekmeye hazırlanıyorlar. “İnsanlar gelsin bize katılsın, çabuk büyüyen fidanlar getirsin. En büyük talebimiz bu” diyorlar.

Evet, kesin! Onlar Candide’in aklını başına getiren o dervişin torunları… (Bilgi için: www.romabostani.org)

Bu yazı gazeteduvar.com.tr/ den alınmıştır

42

 

Cem Erciyes

Bisikletler belediyeden, pedal çevirmek Çanakkale’den! 1100 bisiklet halka ücretsiz dağıtılacak

Yeni bisiklet yolları, park alanları ve geçtiğimiz aylarda başlayan akıllı bisiklet kiralama uygulamasıyla bisikletli sayısının gittikçe arttığı Çanakkale’de, bisiklet dostu adımlar atılmaya devam ediyor. Çanakkale Belediyesi, 1100 bisikleti Çanakkale halkı ile paylaşmaya hazırlanıyor.

Çanakkale Belediyesi ile Çanakkale Halk Sağlığı Müdürlüğü arasındaki “Fiziksel Aktivitenin Arttırılması” işbirliği ve “Bisiklet Yolu Yapımını Destekleme” protokolü kapsamındaki çalışmaları nedeniyle, Çanakkale Belediyesine bisiklet verildi. Müjdeyi “Bisikletiniz bizden, özgürce pedallamak sizden” sloganıyla duyuran Çanakkale Belediyesi’ne 7 Kasım Pazartesi gününden itibaren başvuran ilk 1100 kişi, bu bisikletleri altı ay boyunca ücretsiz kullanabilecek. 

Ücretsiz bisiklet başvuruları başlıyor

bisikletli

Çanakkale merkezde ya da Çınarlı, Dardanos ve Güzelyalı köylerinde yaşayan, 18 yaşından büyük olan herkes, belediyeye ait 1100 bisikletin kullanım hakkı için başvurabilecek. Her aileden bir kişiye bisiklet verilecek. Bunun için sözleşmeyi eksiksiz doldurduktan sonra nüfus cüzdan fotokopisi, ikametgah ve vukuatlı nüfus kayıt örneği ile 7 Kasımdan itibaren Çanakkale Belediyesi iletişim masalarına kayıt yaptırmak yeterli. Altı ay sonunda bisikletin kullanım hakkı yeni birine geçebileceği gibi, belediyenin kararıyla aynı kullanıcıda bir süre daha devam edebilecek.

bisiklet_calismalari-yol

Bisikletlilerin trafikte rahat ve güvenli olmalarının sağlanması için çalışmalarını, 2015 yılı kasım ayında yürürlüğe giren bisiklet yollarına dair yönetmeliğe göre  yürüten Çanakkale Belediyesi, şimdiye kadar 15 kilometre bisiklet yolunu birbirine entegre ederek düzenledi. Hedef, Çanakkale’de her yere bisikletle ulaşılması ve bisiklet kullanımının yaygınlaşması. 

Çanakkale yollarında ÇABİS bisikletleri

bisiklet-otobus

Çanakkale’de 1100 bisikletin kullanım hakkının altı ay süre ile ücretsiz olarak halkla paylaşılacak olmasının bisiklete teşvik etmesinin yanı sıra, geçtiğimiz ağustos ayında hayata geçirilen ve kısa adı ÇABİS olan ‘Çanakkale Belediyesi Akıllı Bisiklet Kiralama Sistemi ve Bisiklet Kullanımını Teşvik Projesi’ de oldukça ilgi görüyor. Belediye’nin Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğü’nden Emir Akhan, şimdiye kadar 1783 kişinin ÇABİS abonesi olduğu ve iki ay içinde 4584 kez bisiklet kiralaması yapıldığı bilgisini aktardı. Şehir içi toplu taşımaya ara imkan oluşturup trafiği rahatlatmasının yanı sıra özellikle üniversite öğrencilerine bisiklet sahibi olmadan da bisiklet sürmenin keyfini yaşatan proje, şimdilik kent merkezinde 5 istasyon, 42 park noktası ve 35 bisiklet ile kullanımda. Bu sayıların önümüzdeki günlerde artacağı ifade ediliyor.

bisikletli-kiz

Üstelik ÇABİS ile sadece Çanakkale’de yaşayanlar değil, geçerken gelen, gönlünü bisiklete veren, şehri bisikletle tanımak, rüzgarını pedal çevirmenin özgürlüğüyle hissetmek isteyen herkes bisiklet kiralayabiliyor. Bunun için abone kartı temin etmenin yanı sıra istasyonlarda kredi kartı seçeneği de mevcut. Çanakkale ile ilgili planlarını bisikletle kurmak isteyenler, yola çıkmadan önce rota çıkarmak ve kiralama ile ilgili detayları öğrenmek için ÇABİS web sayfasına göz atabilirler.

Haber: Güneş Dermenci

(Yeşil Gazete )