Ana Sayfa Blog Sayfa 3250

Güney Afrika’daki ilk iklim değişikliği davası 2 Mart Perşembe günü başlıyor

Earthlife Afrika’nın, Thabametsiz Enerji Santrali’nin ÇED süreci işletilmeden faaliyete geçmesini önleme talebiyle açtığı davanın ilk duruşması, 2 Mart Perşembe günü görülecek. Dava, Güney Afrika’nın ilk iklim değişikliği davası niteliğini taşıyor.

Güney Afrika’nın ilk iklim değişikliği davasının ilk duruşması, önümüzdeki Perşembe günü Pretoria Yüksek Mahkemesinde görülecek. “Earthlife Afrika” isimli sivil toplum örgütü tarafından açılan davada; Thabametsi enerji santrali için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci işletilmesi talep ediliyor.

Bağımsız enerji üreticileri tarafından işletilmesi planlanan kömürle çalışan santralde üretilecek elektrik, Güney Afrika’da 1923’te kurulan ve halen elektrik hizmeti veren kamu kuruluşu Eskom’a satılacak. Santralin faaliyete başlamadan önce, ÇED süreci işletmesi gerekiyor.

İklim Değişikliği Çevrenin Gelecek Kuşaklar İçin Korunması İlkesini İhlal Ediyor

Earthlife Afrika, Çevre İşleri Genel Müdürü ve Bakanının, kömürlü santrale faaliyete başlama izni verirken, bu durumun iklim değişikliğini nasıl etkileyeceğini göz önünde bulundurmamış olmasından yakınıyor.

Earthlife Afrika tarafında açılan davanın argümanlarında, Thabametsi enerji santralinin, kesin miktarı henüz bilinmemekle birlikte; karbon dioksit emisyonlarına kayda değer ölçüde katkı (!) sunacağının muhtemel olduğu düşünülüyor. Earthlife savunmalarında, karbondioksit emisyonlarının iklim değişikliğini etkilediğini; iklim değişikliğinin ise çevrenin gelecek kuşaklar için korunmasına yönelik düzenlemeler içeren Anayasa’nın 24. Maddesini ciddi şekilde ihlal ettiğinin altını çizerek, Çevre İşleri Bakanını iklim değişikliği konusunda dikkatli davranmaya davet ediyor.

Çevre Hakları Merkezi avukatı Nicole Löser ise, Earthlife’ın davayı kazanması durumunda Çevre İşleri Bakanlığı’nın, yeni enerji santralinin emisyonlarının iklim değişikliğini nasıl etkileyeceğini tekrar değerlendirmek zorunda kalacağını belirtiyor.

Thabametsi: Earthlife, Dava Süreçlerini Kötüye Kullanılıyor

Earthlife, kömüre dayalı elektrik üretim modellerine karşı görüşleriyle bilinen bir sivil toplum örgütü. Earthlife’ın, termik santralin ÇED süreci olmaksızın faaliyete geçmesi nedeniyle başlattığı dava süreci; Thabametsi isimli şirket tarafından, Güney Afrika’daki kömüre dayalı termik santrallerin inşasını durdurma amacını taşımakla itham ediliyor. Thabametsi’ye göre; ülkedeki tüm kömüre dayalı santrallerin inşasını durdurmak amacıyla dava açılması, sürecin kötüye kullanılması anlamına geliyor.

Hükümetin kömüre dayalı enerji üretiminin bağımsız enerji üreticileri eliyle yürütülmesine ilişkin planı kapsamında faaliyette bulunma hakkına sahip olduğunu belirten Thabametsi şirketi, Earthlife’ın bağımsız üreticiler yerine, enerji departmanı tarafından hazırlanan enerji üreticileri tedarik programını mahkemeye taşıması gerektiğini belirtiyor.

Enerji santralinin ihale ve planlama sürecinde 210 Milyon Güney Afrika Randı (yaklaşık 58 Milyon TL) harcamanın altına giren Thabametsi enerji şirketi, projeye ilişkin su ve hava kalitesi etki değerlendirmelerini yaptığını, bu yüzden iklim değişikliği yönünden değerlendirme yapılmasının gerekli olmadığını ileri sürerek, açılan davadan memnun olmadığını ortaya koyuyor.

 

Ekoloji Kolektifi için haberi businesslive.co.za/ dan çeviren Sıla Özkavaf

(Ekoloji Kolektifi, Business Live)

Cumhurbaşkanı ‘Karargâh rahatsız’a 28 Şubat’ın yıldönümünde yanıt verdi

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Hande Fırat imzasıyla Hürriyet’te yayınlanan ‘Karargah rahatsız’ haberiyle ilgili ilk kez konuştu. Erdoğan, “Terbiyesizliktir, seviyesizliktir. Bedelini ödeyecekler.” dedi. İktidara yakın medyadan bazı isimler, Hürriyet’in manşetini ‘muhtıra’ olarak nitelerken, Genelkurmay Başkanlığı da, haberden dört gün sonra, tıpkı Cumhurbaşkanı gibi 28 Şubat’ın yıl dönümünde açıklama yaptı.

Pakistan ziyareti öncesinde havaalanında açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan,  sert ifadeler kullandı. Erdoğan, ‘Karargah rahatsız’ haberiyle ilgili şunları söyledi:

“Bir diğer konu da sizlerin de ifade ettiği gibi ismini verdiğiniz bu gazetede ön sayfada atılan başlık, tabii içeride atılan başlık çok çok daha çirkindi ve 7 soruya 7 cevap, öbür tarafta “Karargah rahatsız” gibi ifadeler, bunlar tabii bizleri rahatsız ettiği gibi, TSK’yı haydi haydi rahatsız etmiştir. Bizim rahatsız olduğumuz bir konuda silahlı kuvvetlerimizin rahatsız olmaması mümkün değil. Aynı vücudun azaları gibiyiz. Zira bu işin başı neresidir? Devlettir, hükümettir. Silahlı kuvvetler, devletin bir uzvudur. Atılan başlık bir terbiyesizlik, seviyesizliktir. Böyle bir başlığı atmaya ne yönetimi ne patronaj kadrosu muktedir değildir, olamaz. Bu işin hukuki süreci neyse, zaten bazı adımlar atılmış vaziyette. Bizler takipçisi olacağız. Devleti kendi içinde birbirine düşürmeye kimsenin hakkı yoktur. Bunlar, bunların eski alışkanlıklarıdır. Herkes yerini, konumunu bilecek.

“Siz kalkıp da ‘7 soruya 7 yanıt’ derken bir daha silahlı kuvvetlerimizi zan altında bırakıyorsunuz, daha sonra ileri gidip cumhurbaşkanı ile Genelkurmay Başkanı nereye giderlerse beraberler diyerek terbiyesizlik yapıyorsunuz. Genelkurmay Başkanı’nın Cumhurbaşkanı veya Başbakan ile toplantılara gitmesinden daha doğal ne olabilir? Bunların dünyadan da haberi yok. Sorduğunuz zaman yok amiral gemisi, yok şu, yok bu. Kusura bakmasınlar artık böyle bir şey yok. Bizi kendi içimizde kim birbirine düşürmeye çalışıyorsa bunun bedelini ödeyecektir.

“Bu ne densiz bir yaklaşımdır. Böyle bir şey olabilir mi? Kusura bakmasınlar, bunu da Genelkurmay Başkanımızla görüştük. Kendileri de bu konuyla ilgili daha detaylı açıklamayı kendi sitelerinden yapacak. Bizleri ciddi manada üzmektedir, her zamankinden daha fazla birliğe, beraberliğe, kardeşliğe ihtiyacımız olduğu bir dönemde ben, kusura bakmasınlar doğru bulmuyorum.”

Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklaması ise şöyle:

“Son zamanlarda, sürekli olarak Genelkurmay Başkanı’nın şahsı üzerinden yapılan mesnetsiz ve maksatlı eleştirilerle, Türk Silahlı Kuvvetleri yıpratılmaya, ülkemizin ve milletimizin güvenliği için yapılan mücadelenin gölgelenmeye çalışıldığını üzüntüyle müşahede etmekteyiz.
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve Genelkurmay Başkanı’nın şahsına yönelik eleştiri kisvesi altında iftiraya varan iddialar ile ilgili bir basın mensubuna bilgilendirmede bulunulmuş ve bu hususlar 25 Şubat 2017 tarihinde yayımlanmıştır.

“Yapılan değerlendirmenin içeriği, dikkat ve hassasiyetle düzenlenmiş, “Karargâh Rahatsız, Karargâh’ta Rahatsızlık, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Rahatsızlık vb.” gibi ibareler söz konusu dahi olmamıştır. Sorulan sorulara özetle, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin iç politika malzemesi haline getirilmemesi, şahsi işlerden uzak tutulması gerektiği” ifade edilmiştir.

“Kararlılık ve azimle terörle mücadele edildiği, Fırat Kalkanı Harekâtı’nın başarıyla tamamlandığı bir dönemde bu tür iddia ve iftiralarla gündemi bulandırma çabalarını esefle karşılıyoruz. Bu açıklamayı Türk Silahlı Kuvvetleri ile devlet ve hükümet arasında bir sorun varmış gibi yansıtmak, olayı saptırmaktır. Cevap verilen eleştirilerin muhatapları bellidir.

“Türk Silahlı Kuvvetleri, devletinin ve milletinin emrinde olarak, her zaman olduğu gibi sarsılmaz bir inanç, kahramanlık ve fedakârlıkla şehit kanlarıyla sulanmış bayraklaşan vatan topraklarının güvenliğini sağlamak amacıyla, faaliyetlerine azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

İkili görüşmeler

Başbakan Binali Yıldırım, Hürriyet’in tartışma yaratan ”Karargâh rahatsız” haberi sonrası Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’la dün Çankaya Köşkü’nde bir araya gelmişti.

Orgeneral Akar daha sonra İstanbul Beylerbeyi Sarayı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmüştü.

‘Cunta’ soruşturması

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Hürriyet’in “Karargâh rahatsız” başlığıyla yayımlanan haberinde dayanak olarak gösterilen “askeri kaynaklar” hakkında dün (27 Şubat 2017) soruşturma başlattı. Savcılığın açıklamasında, ”Hürriyet gazetesinde yayımlanan ‘karargâh rahatsız’ başlıklı haber içeriğinde bahsedilen karargâhın hükümetin icraatlarını önlemeye yönelik bir cunta yapılanması olabileceği izlenimi edinildiğinden ve bu hususta bir şikayet dilekçesi verilmesi de nazara alınarak konu hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştır” dendi.

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Mehmet Hakan Sağlam’ın savcılığa verdiği şikâyet dilekçesinde “Devletin güvenliğine karşı suçlar” ve “Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” kapsamında gazeteye el konulmasını talep edildi.

 

(Ajanslar, Yeşil Gazete)

Dört günde ikinci akademisyen intiharı

FETÖ soruşturması kapsamında sorgulanıp serbest bırakılan akademisyen intihar etti. Geçtiğimiz Cumartesi günü de, Çukurova Üniversitesi’nde görevliyken Barış için Akademisyenler’inin “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildirisini imzaladığı için sözleşmesi yenilenmeyen Dr. Mehmet Fatih Traş yaşamına son vermişti.

İntihar eden akademisyen Mustafa Sadık Akdağ, Ordu Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak görev yapıyordu. Dün, Ordu il merkezindeki Özkaymaklı Mahallesi Kristal Park Sitesi’nde meydana gelen olayda Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde yardımcı doçent olarak görev yapan 34 yaşındaki Akdağ, ziyarete geldiği arkadaşının evinde tabancayla başına ateş ederek intihar etti.

“Ölümünden kimse sorumlu değildir. Bana bir suç atıldı. Bu suçu bana atanları Allah’a havale ediyorum” diye yazılı not bırakarak intihar eden Akdağ’ın, kısa süre önce FETÖ soruşturması kapsamında sorgulanıp serbest bırakıldığı öğrenildi.

Akdağ’ın cesedi otopsisi yapılmak üzere Trabzon Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı.

4 günde iki akademisyen intihar etti

Geçtiğimiz cumartesi günü yaşamına son veren Dr. Mehmet Fatih Traş’ın ölümünün ardından son 4 günde ikinci akademisyen intiharı yaşandı.

 

(Ajanslar)

‘Hz. İsa’ olduğuna inanmayan ailesine dava açtı

Hazreti İsa olduğunu iddia eden avukat İsmail Taşkıran, bu iddiasını kabul etmeyip kendisine hakaret ettiklerini ileri sürdüğü ailesine dava açtı.

İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat İsmail Taşkıran, “İsa” olduğunu 2011 yılında ailesine açıkladı.

Taşkıran ailesinin kendisine inanmadıkları gibi hakarette bulunup darp ettikleri iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına aile bireyleri hakkında suç duyurusunda bulundu. Talebi inceleyen başsavcılık, takipsizlik kararı verdi.

Avukat Taşkıran daha sonra, babası Osman, annesi Gülşen, kardeşi Cem Taşkıran ile kız kardeşi Rahime Pınar Taşkıran Sabuncu hakkında, kendisine inanmadıkları gibi hakarette bulunup baskı yaptıkları ve darp ettikleri iddiasıyla İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne manevi tazminat talepli dava açtı.

“Darp edildim”

Mahkemeye sunduğu dava dilekçesinde Taşkıran, “2011 yılında aileme, (din kitaplarında da yoruma açık olarak yazılı) ahir zamanda dünyada yeniden var olacağı belirtilen Mesih Hz. İsa olduğumu söyledim. Ailem bana inanmadığı gibi şahsıma hakaret etmiş baskılarda ve darpta bulunmuşlardır.” beyanında bulundu.

10 bin lira istedi

Ailesinin kendisine hakaret ettiği iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduğunu da dilekçesinde hatırlatan Taşkıran, şu ifadeleri kullandı:

“Daha önce başka konulardaki tartışmalarımız sonucunda şahsıma, babam Osman Taşkıran tarafından darpta da bulunulmuştur. Bu hususta da savcılığa şikayette bulunmuştum. Şikayetim, delil yetersizliği sonucunda reddedilmiştir. Ancak büyükbabam ve büyükannemin de bilgisinde ve ayrıca dayım Muharrem Aygan’ın da bilgisinde olarak babam Osman Taşkıran, reddedilmiş şikayetime itiraz etmem için bin lira manevi tazminatı bankadaki hesabıma yatırmıştır. 2011 yılından ilişkilerimi tamamen bitirdiğim 2016 Haziran ayına kadar ailem, bu inancımı bilmesine rağmen, oruç tutmama, namaz kılmama ve diğer ibadetime de karışarak şahsıma baskı uygulamıştır. Böylece manen zarara uğradım. Bu husus psikoloğumun muayene raporlarında da sabittir. Davalı şahıslardan annem ve babamın ibadetime karşı baskıları 1992 yıllarından bugüne kadar da zaman zaman olmuştur. Bu nedenlerle uğradığım manevi zararın tazmini için ailem aleyhine 10 bin liralık tazminatın şahsıma ödenmesine karar verilmesini talep ederim.”

Taşkıran dilekçesinde de tanık olarak Belçika’da yaşayan dayısı Muharrem Aygan, kardeşinin eşi Begüm Alptekin, eniştesi Dumrul Sabuncuoğlu ve kardeşinin eşinin babası Ertuğrul Alptekin’i gösterdi.

Davayı kabul eden İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde davanın ilk duruşması geçtiğimiz gün gerçekleştirildi.

Duruşmaya davacı Taşkıran ile davalı olan bütün aile katıldı.

Dava ertelendi

Beyanı sorulan Taşkıran, manevi tazminatla birlikte 10 bin lira da maddi tazminat istediğini belirerek, “Türk Edebiyatı Vakfı ve Ahilik Kültürünü Araştırma Vakfı hakkında da 10 bin liralık manevi tazminat talebim var. Psikolojik durumumla ilgili ayrı manevi baskı yönünden bilirkişi incelemesi yapılmasını ve sosyolog bulunmasını da talep ediyorum.” dedi.

Davalı aile bireyleri de, davayı kabul etmediklerini belirterek, reddedilmesini istedi.

Mahkeme, davacının kişilik haklarına davalılar tarafından saldırı olup olmadığı ve davacıya haksız eylemde bulunulup bulunulmadığı ilgili dava konusunun uyuşmazlık konusu olduğunu belirterek, taraflara Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre sulh olma ve Arabuluculuk Kanunu uyarınca arabulucuya başvurma teklifinde bulundu.

Taraflar sulh olma ve arabulucuya başvurma tekliflerini reddetti.

Mahkeme, sulh durumu söz konusu olmadığı ve dava şartlarının var olması gerekçesiyle tahkikata geçilerek, bir sonraki duruşmada dinlenilmeleri için davacı tanıklarına tebligat gönderilmesine hükmetti.

Davaya ilişkin davacı ve davalıların sosyoekonomik durumlarının tespit edilebilmesi için davalılardan Cem Taşkıran’ın Beşiktaş’taki ev adresinde inceleme yapılmasını da kararlaştıran mahkeme, duruşmayı erteledi.

 

(Ajanslar)

Genelkurmay Başkanlığı’ndan ‘Karargâh rahatsız’ açıklaması

Genelkurmay Başkanlığı, Hürriyet gazetesinin “Karargâh rahatsız” başlıklı haberinin ardından başlayan tartışmalarla ilgili açıklama yaptı.

Genelkurmay Başkanlığı’nın resmi sitesinden yapılan açıklamada, yöneltilen sorulara verilen yanıtlarda, “Karargâh Rahatsız, Karargâh’ta Rahatsızlık, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Rahatsızlık” benzeri ifadelerin kullanılmadığı belirtildi.

Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklama şöyle:

“Son zamanlarda, sürekli olarak Genelkurmay Başkanı’nın şahsı üzerinden yapılan mesnetsiz ve maksatlı eleştirilerle, Türk Silahlı Kuvvetleri yıpratılmaya, ülkemizin ve milletimizin güvenliği için yapılan mücadelenin gölgelenmeye çalışıldığını üzüntüyle müşahede etmekteyiz.

“Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve Genelkurmay Başkanı’nın şahsına yönelik eleştiri kisvesi altında iftiraya varan iddialar ile ilgili bir basın mensubuna bilgilendirmede bulunulmuş ve bu hususlar 25 Şubat 2017 tarihinde yayımlanmıştır.

“Yapılan değerlendirmenin içeriği, dikkat ve hassasiyetle düzenlenmiş, “Karargâh Rahatsız, Karargâh’ta Rahatsızlık, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde Rahatsızlık vb.” gibi ibareler söz konusu dahi olmamıştır. Sorulan sorulara özetle, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin iç politika malzemesi haline getirilmemesi, şahsi işlerden uzak tutulması gerektiği” ifade edilmiştir. Kararlılık ve azimle terörle mücadele edildiği, Fırat Kalkanı Harekâtı’nın başarıyla tamamlandığı bir dönemde bu tür iddia ve iftiralarla gündemi bulandırma çabalarını esefle karşılıyoruz. Bu açıklamayı Türk Silahlı Kuvvetleri ile devlet ve hükümet arasında bir sorun varmış gibi yansıtmak, olayı saptırmaktır. Cevap verilen eleştirilerin muhatapları bellidir.

“Türk Silahlı Kuvvetleri, devletinin ve milletinin emrinde olarak, her zaman olduğu gibi sarsılmaz bir inanç, kahramanlık ve fedakârlıkla şehit kanlarıyla sulanmış bayraklaşan vatan topraklarının güvenliğini sağlamak amacıyla, faaliyetlerine azim ve kararlılıkla devam etmektedir. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

(Yeşil Gazete)

Mahkemeden emsal karar: Erdoğan’a diktatör demek hakaret değil, eleştiri

Cumhuriyet gazetesinin eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ve gazetenin Ankara Temsilcisi Erdem Gül’ün tutuklanmasına tepki için “Erdoğan diktatörlüğü” diyen Büro Emekçileri Sendikası Çorum Şube Başkanı Ertuğrul Alper, “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçundan yargılandığı davada beraat etti. Mahkeme, “diktatör” ifadesinin “hakaret” değil, Cumhurbaşkanı’na eleştiri olduğunu belirtti.

Davanın görüldüğü Çorum 4. Asliye Ceza Mahkemesi, beraat gerekçesinde, “Sanık burada Cumhurbaşkanı’na çok güçlü ve etkili birisi olduğunu ima etmiştir. Cumhurbaşkanını küçük düşürecek, rencide edecek, aşağılayacak nitelikte değildir” dedi.

Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre, Dündar ve Gül’ün tutuklanması üzerine Çorum’da yaptığı açıklamada “Erdoğan diktatörlüğü” diyen KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası’nın (BES) Çorum Şube Başkanı Ertuğrul Alper, “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçundan yargılandığı davada beraat etti. Mahkeme, beraat gerekçesinde, sanığın “diktatör” ifadesinin “hakaret” değil Cumhurbaşkanı’na eleştiri olduğunu belirterek, “sanık burada Cumhurbaşkanı’na çok güçlü ve etkili birisi olduğunu ima etmiştir. Cumhurbaşkanını küçük düşürecek, rencide edecek, aşağılayacak nitelikte değildir” dedi.

KHK ile ihraç edildi

Olay tarihinde Çorum’da KESK dönem sözcüsü olan ve son çıkarılan KHK kapsamında ihraç edilen Ertuğrul Alper; Can Dündar ve Erdem Gül’ün MİT TIR’ları haberi nedeniyle tutuklanması üzerine, 27 Kasım 2015 tarihinde basın açıklaması yaptı. Alper, tutuklama kararını eleştirirken “…Türkiye Cumhuriyeti’nin değil, Erdoğan diktatörlüğünün savcısı olmaya tercih eden sözde hukukçunun talebiyle mahkemeye sevk edilen Dündar ve Gül, aynı zihniyetin koruyucusu ve kollayıcısı hakimin kararı ile tutuklandı” ifadesini kullandı.

Emniyetin durumu savcılığa bildirmesi üzerine, Alper hakkında Cumhurbaşkanı’na hakaret suçundan dava açıldı. Çorum 4. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkan Alper, savunmasında “Burada anayasada geçen eleştiri hakkımı kullandım” dedi. Alper’in avukatı Aytaç Ünsal da müvekkilinin politik bir tespit yaptığını, kişilik haklarına yönelik olmadığını kaydetti.

“Hakaret değil, eleştiri”

Yargıç Oğuz Bekar, dava sonunda Cumhurbaşkanı’na hakaretle suçlanan sanığın beraatına karar verdi. Gerekçeli kararda, Türk Dil Kurumu’nda “diktatör”ün “Bütün siyasi yetkileri kendinde toplamış bulunan kimse” olarak tanımlandığına dikkat çekilerek, şunlar kaydedildi:

“Sanık, bu sözü ile, Cumhurbaşkanı’nın mesleki yönünü, elindeki gücün sınırlarını, elindeki gücü, yetkiyi kullanarak görevi sınırları dışında kalan kamu görevlilerini de etkilediğini ima ederek, Cumhurbaşkanı’nı eleştirmiştir. Bu eleştiriyi de yaparken, ‘hakaret suçu kapsamında kalacak bir söz söylememiştir, bir imada bulunmamıştır. Bu sözlerin hakaret suçunun unsurları kapsamında kalmadığı, sanığın burada eleştiri hakkını kullanarak Cumhurbaşkanı’na diktatör dediği, bu sözün de mağduru toplum huzurunda küçük düşürecek, rencide edecek, aşağılayacak nitelikte olmadığı, hakaret niteliğinde olmadığı kanaatine varılmıştır. Tüm bunların aksine, sanık burada, Cumhurbaşkanına çok güçlü ve etkili birisi olduğunu ima etmiştir. Bu gücün sonucunda da, devletin bazı kurumlarını etkilediğini iddia etmiştir. Sanığın, ‘Cumhurbaşkanının, gücünü kullanarak, devletin bazı kurumlarını etkilediği’ iddiasının da, eleştiri sınırları içerisinde olduğu, mağduru aşağılayıcı, küçük düşürücü nitelikte olmadığı, hakaret niteliğinde olmadığı kanaatine varılmıştır.”

 

(Cumhuriyet)

Yaşayan Toprak (The Living Soil) Sürdürülebilir Yaşam Tv’de yayında

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali’nin (SYFF) 2016 seçkisinde Türkiye’den 20 ilde eş zamanlı olarak (18 – 20 Kasım 2016) ekoloji temalı belgesel izleyicileri ile buluşan “Yaşayan Toprak” (The Living Soil) filmi Sürdürülebilir Yaşam Tv’den de yayınlandı.

Belgeselin tamamını surdurulebiliryasam.tv/fim/yasayan-toprak adresinden izlemek mümkün.

18 dakikalık belgeselin türkçe altyazıları İlknur Urkun Kelso tarafından dilimize kazandırıldı.

SYFF resmi sitesinde belgesel şöyle tanıtılıyor:

GDO, organik çiftçilik, çiftçilerin geleceği, tarım ve gıda politikaları hakkındaki tartışmalar yeni değil. Navdanya 25 yıldır tohum özgürlüğü ve çiftçi hakları için mücadele ediyor.

Bugün yalnızca biyolojik ve ekolojik yıkımla mücadele hareketi konusunda değil, “yaşayan” ve gelişen ekonomiler ağının oluşması konusunda da çok kritik bir noktadayız.

Yaşayan Toprak ile tarım, toprak açısından ele alınıyor.

Belgeseli hazırlayan Tohum Özgürlüğü (Seed Freedom) hareketi hakkında detay bilgi almak için seedfreedom.info/ web adresini ziyaret edebilirsiniz.

 

 

(Yeşil Gazete)

Doğan Holding’te ‘karargah rahatsız’: Genel Yayın Yönetmeni görevden mi alındı?

‘Karargah rahatsız’ haberine soruşturma açıklamasının ardından, Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin’in görevinden alındığı iddia edildi.

Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Sedat Ergin’in görevinden alındığı öne süren Birgün, OdaTV ve Medyaradar internet siteleri , 61 yaşındaki gazeteci Ergin’in yerine, Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmeni koltuğuna Fikret Bila’nın geçeceği yönünde kulisler olduğunu yazdı. Haberlerde Bila’nın adı geçse de tablonun henüz net olmadığı da ifade edildi.

Cem Küçük, Sedat Ergin’in görevden ayrılacağını öne sürmüştü

Hürriyet’in büyük tartışma yaratan, “Karargah Rahatsız” başlıklı haberi hükümetin de tepkisini çekmişti. Habere soruşturma açılmıştı.

Hürriyet gazetesi cumartesi günü yayınladığı haberin arkasında dursa da bugün medya kulislerinde Türkiye medyasının “amiral gemisi”

Henüz gazete yönetimi teyit etmemiş olsa da 25 Ağustos 2014 tarihinden bu yana Hürriyet’in genel yayın yönetmenliği görevini üstlenmiş olan Sedat Ergin’in görevden alındığı belirtiliyor.

Gazeteci Cem Küçük, kişisel Twitter hesabından, söz konusu haberin “suç” olduğunu savunarak, Sedat Ergin’in Perşembe günü koltuğundan ayrılacağını iddia etmişti.

Ergin, şu anda CHP İstanbul milletvekili olan Enis Berberoğlu’nu istifasının ardından göreve gelmişti.

Son dönemde sık sık yönetici değiştiren Hürriyet gazetesi, Aralık ayının sonunda Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek’in yerine Hande Fırat’ı atamış, Ocak ayı başında da Washington Temsilcisi Tolga Tanış’ın yerine Cansu Çamlıbel’i göreve getirmişti.

Kurtulmuş’tan ‘Karargah rahatsız’ açıklaması

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, Hürriyet gazetesinde yayınlanan Hande Fırat imzalı “Karargah Rahatsız” haber hakkında açıklama yaptı

Bakanlar Kurulu sonrası Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş Bakanlar Kurulu toplantısının ardından basın toplantısı düzenledi. Hürriyet’te yer alan Hande Fırat imzalı “Karargah Rahatsız” haberiyle ilgili açıklama yapan Kurtulmuş şunları söyledi:

“Bu manşetin karargah rahatsız şekilde algılanmaması gerek. Birileri 15 Temmuz’dan sonra TSK’nın yeniden itibar kazanarak operasyonlar yapmasından ve bu operasyonlardan da başarı kazanmasında birileri şüphesiz rahatsız oluyor. Türk silahlı kuvvetlerimiz asla siyasetin içine çekilemez. Türkiye eski Türkiye değildir. Herkes söylediklerine dikkat etmesi lazım. Öyle manşet atarak ayar vermesi mümkün değildir. Türk Silahlı Kuvetleri’ni kimsenin siyasetin içine sokması mümkün değildir. Zamanında yapılan Türk Silahlı Kuvvetleri’ni itibarsızlaştırma çalışmalarının ülkeye ne kadar zarar verdiği ortadadır.”

T24’ün haberine göre ise, Hürriyet kaynakları “Yorum yok” karşılığıyla yetinmekle birlikte, iddiaları yalanlamadılar. Kaynaklar, Ergin’in yerine; Milliyet İstihbarat Şefliği, Milliyet Ankara Temsilciliği ve Genel Yayın Yönetmenliği döneminden beri Aydın Doğan’ın en güvendiği isimlerden olan Fikret Bila’nın getirilmesinin “sürpriz olmayacağını” söylediler.

Yalçındağ yazışmalarıyla yansıyan plan

Redhack’in Doğan Medya Grubu Başkanı iken Eylül 2016’da sızdırdığı Mehmet Ali Yalçındağ’ın yazışmalarında, Sedat Ergin’in Hürriyet Genel Yayın Yönetmenliği’nden alınması planı da kamuoyuna yansımıştı. Yalçındağ’a ait olduğu ve Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Hasan Doğan ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak’la yazışmaları da içerdiği öne sürülen maillerde, Yalçındağ’ın, Sedat Ergin’in yerine Hürriyet Genel Yayın Yönetmenliği’ne Ahmet Hakan’ın getirileceği açıklamaları da yer almıştı.

Aydın Doğan’ın TÜSİAD’ın ilk kadın başkanı olan kızı Arzuhan Doğan Yalçındağ’la evli olan Mehmet Ali Yalçındağ, yazışmaların sızması üzerine Doğan Medya Grubu Başkanlığı’ndan ayrılmış, ancak yayımlananların “e-mail” değil “günlükleri” olduğunu açıklamıştı.

Yalçındağ’ın ayrılmasının ardından, darbe girişimininin yaşandığı 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı facetime ile ekrana bağladıktan sonra iktidar çevrelerinde de takdir gören Hande Fırat, Doğan TV Ankara Temsilciliği’nden Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilciliği’ne getirilmişti.

Fırat’ın tercih edilmesiyle Hürriyet Ankara Temsilciliği’nden alınan Deniz Zeyrek’in de, sızdırılan yazışmalarında Yalçındağ’ın hedef aldığı isimlerden biri olduğu ortaya çıkmıştı.

Sedat Ergin kimdir?

1957 yılında doğan Sedat Ergin, İstanbul’da Robert Kolej’i bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine girdi. Ankara SBF’nin diplomasi bölümünden mezun oldu.

Gazeteciliğe 1975 yılında Türk Haberler Ajansı (THA) Dış Haberler Servisi’nde başladı. 1976-1978 yılları arasında THA’nın Ankara Bürosu’nda diplomasi, Meclis ve Başbakanlık muhabirlikleri yaptı.

1979-1987 yılları arasında, Hasan Cemal’in yönetimindeyken Cumhuriyet Gazetesi Ankara Bürosu’nda diplomasi muhabirliği görevini üstlendi.

1987 yılında Hürriyet’e transfer olan Ergin, gazetenin Washington Temsilciliği’ne getirildi. Yaklaşık 6 yıl süreyle bu görevi üstlenen Ergin, 1 Mart 1993 tarihinde Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilciliği’ne getirildi. Bu görevi sırasında yaklaşık 12 yıl yazdığı “Ankara’dan” köşesinde genellikle diplomatik ve siyasi gelişmeleri ele aldı. Hürriyet’teki görevinin yanı sıra yine Doğan grubu bünyesindeki CNN Türk’te “Ankara Kulisi” programının katılımcılarından oldu.

2005 Nisan ayında getirildiği Milliyet Genel Yayın Yönetmenliği görevinden, yaklaşık 4,5 yıl sonra, 2009 Eylül ayı sonunda, gazetenin tirajındaki düşüş nedeniyle alındı.

Milliyet gazetesi Doğan grubu bünyesindeyken yapılan bu operasyonun ardından tekrar Hürriyet’e dönen Ergin, köşe yazarlığını sürdürürken Ağustos 2014’te Hürriyet Genel Yayın Yönetmenliği’ne getirildi.

REFAHYOL koalisyonunun 28 Şubat sürecindeki çöküşünü anlatan “Fırtına” dizi yazısıyla 1997’de, 1 Mart tezkere krizine giden süreci anlatan “Bizden Saklananlar” dizi yazısıyla da 2003’te olmak üzere iki kez Sedat Simavi Gazetecilik Ödülü’nü kazandı. Çalışmaları iki kez de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Gazetecilik Ödülü’ne değer görüldü.

Sedat Ergin, Özyeğin Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Canan Ergin ile evli.

 

(T24, OdaTV, Yeşil Gazete)

Alman Die Welt temsilcisi Deniz Yücel ‘fıkradan’ tutuklandı

Alman Die Welt Gazetesi Türkiye Temsilcisi Deniz Yücel 14 gün gözaltına tutulduktan sonra örgüt propagandası yaptığı ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği iddiasıyla tutuklandı.

Örgüt üyeliği, bilişim sistemine hukuka aykırı olarak girme ve orada kalma, kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek ve yaymak iddiasıyla gözaltında tutulan Yücel’e savcılıkta haberleri soruldu. Yücel cevaplarında haberlerinin Türkçe’ye yanlış çevrildiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın e-posta adresindeki bilgilerin haber yapılmasıyla ilgili soruşturma kapsamında, gazeteciler Tunca Öğreten, Mahir Kanaat ve Ömer Çelik tutuklanmış, aynı soruşturma kapsamında hakkında yakalama kararı olduğunu öğrenen Yücel de gittiği emniyette gözaltına alınmıştı. 14 gün gözaltına tutulan Yücel dün Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi. Yücel’e destek olmak amacıyla Almanya Başkonsolosu Georg Birgelen, CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Barış Yarkadaş, Mahmut Tanal da adliyeye geldi. Yücel, savcılık sorgusunun ardından tutuklama istemiyle İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği’ne sevk edildi. Soruşturmayı yürüten Başsavcı Vekili Hasan Yılmaz, Yücel’e PKK/ KCK yöneticisi Cemil Bayık ile irtibatı olup olmadığını, RedHack grubu ile bağlantılı olup olmadığını sorarak, yazılarıyla ayrımcılığı körüklediği, Cizre’deki bodrum baskını ile ilgili haberi ile TSK’yi aşağıladığı suçlamasını yöneltti.

‘Eski ortak’ rahatsızlığı

Savcı Yılmaz, Yücel’e 18 Temmuz 2016 tarihli yazısını anımsatarak, yazıda FETÖ/PDY kurucusu Gülen’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “eski ortağı” olduğu şeklinde belirtilmesini sordu. Yücel de, çevirinin “ortak” şeklinde yapıldığını, ancak doğrusunun “eski müttefik” olduğunu aktardı. Yücel, Cumhurbaşkanı’na hakaret kastının olmadığını, zamanaşımı süresinin de dolduğunu söyledi.

Savcı Yılmaz’ın, Yücel’e 26 Ekim tarihli yazısında geçen “Kürt anasını görmesin” fıkrasını sorması üzerine Yücel, fıkrayı Diyarbakır’da duyduğunu, tahrik veya aşağılama amacı ile yazmadığını ifade etti. Savcı, Yücel’e 27 Ekim 2016 tarihli yazısında geçen “Ermeni soykırımı” ifadesini de sordu. Yücel, “Ermeni soykırımı yazıda sadece bir örnekti” dedi.

Bodrum baskını

Cizre’deki bodrum baskını ile yazısında Türk Silahlı Kuvvetleri’ni aşağıladığını iddia eden savcı Yılmaz’a Yücel’in yanıtı, “Yazımda Türkiye Cumhuriyeti devletinde vuku bulan terör eylemlerinde ve polis şiddeti ile hayatını kaybetmiş kişilere ilişkin trajedilerden bahsettim” oldu. Yücel’i sorgulayan İstanbul 9. Sulh Ceza Yargıcı Mustafa Çakar tutuklama kararında, söz konusu fıkrayla Yücel’in Türk ve Kürt vatandaşlarını kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiğini iddia etti. Yargıç Çakar, Yücel’in 18 Temmuz 2016 tarihli yazısında darbe girişiminin sorumluların kim olduğunun hâlâ gizemini koruduğunu, Fethullahçı terör örgütünün yaptığına dair kesin bir kanıt bulunmadığını belirterek FETÖ propagandası yaptığını öne sürdü. Cizre’deki bodrum baskınına ilişkin haberlerle de örgüt propagandası ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiğini ileri sürdü. Yargıç Çakar, gazetemiz 10 yazar ve yöneticisi hakkında da tutuklama kararı vermişti.

 

(Cumhuriyet)

İstanbul Üniversitesi Ekoloji Kulübü bugün bostanlarında ot spirali yapıyor

İstanbul Üniversitesi Ekoloji Kulübü bugün (28 Şubat Salı) 14:00 – 17:00 saatleri arasında üniversite bostanında ot spirali yapıyor.

Biz de haberi Yeni İnsan Yayınevi‘nin, sağolsunlar, bizi de etiketlediği çağrıya dair tweetinden öğrendik.

Ekoloji Kulübü ise facebook etkinlik sayfasında bugün gerçekleşecek etkinliği şu sözlerle duyurmuş:

Merhaba arkadaşlar, uzun bir aradan sonra salı günü bostanda buluşacağız.

Elimizdeki fideleri düz bir bitki sırasına ekmektense spirale ekmenin güneşle, gölgeyle, zamanla, yani çevreyle uyumlu olacağını bunun dışında mekan tasarrufu sağlayarak, güzel de görüneceğini düşünerek spiral yapmaya karar verdik.

Çevreden topladığımız taşlarla spirali oluşturup, elimizdeki lavanta, kekik, biberiye, ıtır fidelerini ekeceğiz.

Spirali nereye konumlandıracağımız da çok önemli tabii, buna hep birlikte karar vereceğiz.

Bostanda görüşmek üzere...”

 

(Yeşil Gazete)