Ana Sayfa Blog Sayfa 3239

Yeşil Gazete, Climate Tracker işbirliği ile iklim gazeteciliği atölyesi düzenliyor

Yeşil Gazete ve Heinrich Böll Stiftung Derneği, Climate Tracker işbirliği ile 23 – 24 Mart tarihlerinde Cezayir Toplantı Salonu’nda iklim gazeteciliği atölyesi düzenliyor.

Climate Tracker (İklim İzcisi) 100 ülkede 5.000’den fazla gazeteci üyesi bulunan bir iklim haberciliği ağı. Geçtiğimiz sene Brezilya, Bangladeş, Endonezya, Malezya, Fas, Filipinler, Sri Lanka, Fransa, Almanya, Senegal ve Tunus’ta iklim haberciliği eğitimleri düzenleyen Climate Tracker 2017’de Türkiye’de gerçekleştireceği eğitimlerinde ise Yeşil Gazete ve Heinrich Böll Stiftung Derneği ile işbirliği yapıyor.

Siz de iklim gazetecisi (climate journalist) olmak ister misiniz?

23-24 Mart tarihlerinde iki gün sürecek iklim gazeteciliği eğitiminin ardından bu eğitimi tamamlayan katılımcılara özel bir gazetecilik yarışması da düzenlenecek. Yarışma sonunda iklim konusunda hazırlayacakları haberlere göre jüri tarafından seçilen iki kişinin yüksek segmentli uluslararası iklim zirvelerine en az bir haftalık katılım masraflarının tamamı da karşılanacak. Bu zirvelere örnek olarak 2017’de Almanya’da gerçekleşecek BM İklim Zirvesi veya İtalya’da gerçekleşecek Akdeniz İklim Zirvesi’ni sayabiliriz.

Cezayir Toplantı Salonu’nda iki gün ve ücretsiz olarak gerçekleştirilecek atölyede ise iklim bilimi, iklim politikaları ve iklim gazeteciliği başlıkları konuşulacak.

Eğitim dilinin İngilizce olacağı sunumlarda simültane tercüme imkanı da bulunuyor.

Climate Tracker, İklim Gazeteciliği Atölyesi’nde ben de yer almak istiyorum diyorsanız aşağıdaki kayıt formunu doldurarak başvuruda bulunabilirsiniz.

Yeşil Gazete – Climate Tracker, İklim Gazeteciliği Atölyesi başvuru formu

 

(Yeşil Gazete)

Figen Yüksekdağ’ın parti üyeliği de düşürüldü

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın parti üyeliğini düşürdü.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Sicil Bürosu’ndan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısıvekili imzasıyla HDP’ye yapılan tebligatta, HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın parti üyeliği ve görev kaydına ilişkin bilgilerin Yargıtay’ın sicil kayıtlarından düşürüldüğü bildirildi.

HDP: Kongreye gitmeyeceğiz

HDP Grup Başkanvekili Ahmet Yıldırım, Yüksekdağ’ın parti üyeliğinin düşürülmesine ilişkin, “Biz bu kararı esas alıp herhangi bir kongreye gitmeyeceğiz. İtirazlarımızı ederek, buna karşı ve arkadaşlarımızın serbest bırakılması için mücadele edeceğiz” dedi.

Ahmet Yıldırım, Yüksekdağ hakkında “Terör örgütü propagandası yapmak” iddiası ile Adana’da hazırlanan iddianamede Yüksekdağ’ın konuşmalarının değil çevresinde atılan sloganların esas alındığını ve buna göre bir karar vererek milletvekilliğinin düşmesine yol açan silsilenin başladığını belirtti.

HDP Mardin Milletvekili Mithar Sancar da Meclis’te yaptığı konuşmada Yüksekdağ’ın parti üyeliğinin düşürülmesine ilişkin olarak “Bir adım daha ileri gidildi ve Figen Yüksekdağ’ın siyasi hakları elinden alındı. Parti üyeliği, eş genel başkanlığı düşürüldü. Buna ‘adil’ demek mümkün mü? Türkiye’de, başta AKP’de ‘Eğer benim elimde güç varsa başta yargı bütün kurumları kendi siyasi hedeflerim doğrultusunda kullanırım’ zihniyeti var. Geçmiş davaları hatırlayın, Balyoz, Ergenekon, KCK… Bu davalar yürürken dönemin başbakanı, bakanları bu davaların hepsini savundular. Bu topluma hesap verme sorumluluğunuz yok mu? Bu sadece siyasi değil ahlaki bir meseledir” yorumunda bulundu.

 

(T24)

Bilgi Üniversitesi öğrencilerinden 8 Mart saldırısına dair basın açıklaması

Bilgi Üniversitesi kampüsünde dün meydana gelen saldırı bugün protesto edildi. Öğrenciler okul yönetimini gerekli önlemleri almamakla suçladı.

 

Bilgi Üniversitesi Santralistanbul Kampüsü’nde 8 Mart Kadınlar Günü etkinliği için açılan standa, dışarıdan gelen grup tarafından saldırılmasının ardından bugün öğrenciler üniversitenin bahçesinde toplandı. Kampüsteki saldırıdan üniversite yönetimini sorumlu tutan öğrenciler, rektörlük binasına yürüdü. ‘Yaşasın kadın dayanışması, ‘Erkek adalet değil, gerçek adalet’ , ‘Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz’ diye slogan atan öğrenciler, rektörlük önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı grup adına iletişim fakültesi öğrencisi Rabia Demiroğlu okudu. Demiroğlu, “Faşist bir erkek grubu tarafından saldırıya uğradık. Tekbir getirerek ellerinde bıçaklarla bize saldıran erkek grubuna karşı öz savunma yaptık. Dün yaşanan olayın ayak seslerini 2 yıldır duyuyoruz. Üniversite yönetimi bu durumdan haberdar olmasına rağmen bu tehditlere göz yummuştur” diye konuştu.

Daha sonra üniversitede görevli Yrd.Doç.Yonca Demir bir açıklama yaparak, “Rektörlük makamını, haklarında daha önce de şikayette bulunulmuş saldırganlarla ilgili hiçbir işlem yapmayarak, bu vahim olayın gerçekleşmesine olanak sağlayan cezasızlık ikliminin oluşmasında payı olan idarecilerin ve saldırıya uğrayan mağdur öğrencilerimizin korunmasında ihmali veya kusurlu olan güvenlik amirlerinin saptanması için kapsamlı ve etkin bir soruşturma açmaya davet ediyoruz. Bilgi Üniversitesi akademisyenleri olarak bu vahim olayı en sert şekilde kınıyoruz” diye konuştu. Eyleme, öğrencilere destek vermek amacıyla CHP İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel de katıldı.

Basın açıklamasının ardından, rektörlük binası önünde bekleyen grup, İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektör Vekili Prof.Dr.Ege Yazgan’ın, öğrencilerin sorunlarını dinlemek için bina önüne gelmesini istedi. Kalabalığın yanına gelen Prof.Dr.Ege Yazgan’a öğrenciler daha önce de üniversitede benzer olaylar yaşandığını ve bu olaylarla ilgili üniversite yönetiminin işlem yapıp yapmadığını sordu. Prof.Dr. Yazgan ise, söz konusu olaylar hakkında bilgisi olmadığını söyledi.

Öğrenciler, daha sonra dün yaşanan olayın neden önlenmediği sordu. Yazgan, “1 Mart itibariyle biz güvenlik önlemlerini almış bulunmaktayız. Biz güvenlik önlemlerini aldık” diyerek kalabalığın içinden ayrıldı. Bu sırada, öğrenciler Yazgan’ı yuhalayarak tepki gösterdi. Ardından öğrenciler dağıldı.

Hrıstiyan Sosyal Birlik (CSU): Türkiye ile AB müzakerelerini bitirin

Türkiye hükümet temsilcilerinin Almanya’daki uygulamaları Nazi uygulamalarına benzetmesine tepkiler sürüyor. Hrıstiyan Sosyal Birlik (CSU) Türkiye ile Avrupa Birliği müzakerelerinin sona erdirilmesini istedi.

Hristiyan Sosyal Birlik Genel Sekreteri Andreas Scheuer

Hristiyan Sosyal Birlik Genel Sekreteri Andreas Scheuer Berlin’de yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın izlediği siyasetle birlikte bu tür resmi müzakereler için gerekli olan ilişki temelinin bütünüyle değiştiğini belirtti. Almanya’da Türk siyasetçilerin seçim etkinliklerinde konuşmasına kesinlikle karşı olduğunu belirten Scheuer “Erdoğan ve uşakları seçim kampanyası söz konusu olduğunda Almanya’da istenmeyen insanlardır” dedi.

CSU Genel Sekreteri Andreas Scheuer 16 Nisan’da yapılacak anayasa referandumunda Erdoğan’ın başarı kazanması halinde Türkiye’ye üyelik müzakereleri çerçevesindeki Avrupa Birliği yardımlarının da kesilmesin gerektiğini söyledi. Türk hükümet sorumlularının da Almanya’yı Nazi dönemiyle kıyasladıkları için özür dilemesi gerektiğini savunan Scheuer bu tarz karşılaştırmaların sadece Almanya’ya ve Nasyonal Sosyalizm rejimi kurbanlarına değil aynı zamanda Avrupa Birliği barış projesine de bir saldırı olduğunu belirtti. CSU Genel Sekreteri Türk siyasetçilerin “Nazi hakaretlerinin” “bir küstahlık” olduğunu ifade etti.

Volker Kauder

Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) Meclis Grup Başkanı Volker Kauder Türkiye’de temel özgürlüklerin hayata geçirilmesini istedi. CDU Milletvekili Kauder Almanya’ya gelmek isterken Federal Meclis Milletvekillerinin Türkiye’de konuşlu Alman askerlerinin ziyaretlerini yasaklamanın mümkün olmadığını söyledi.

Kauder Ankara’ya hitaben “Özgürlüğün temel bir unsuru olan din özgürlüğüne kendi ülkenizde izin vermeye hazır değilken böyle büyük laflar edemezsiniz” dedi. Hrıstiyan Birlik Partileri Meclis Grup Başkanı Kauder ayrıca “Temsilcileri Erdoğan gibi davranan bir ülke turizmin geriye gitmesine şaşırmamalı. Böyle bir ülkede ben de tatil yapmak istemem” dedi.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Ağlamıyorum, gözüme 8 Mart kaçtı – Burcu Karakaş

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Yürüyüşe saatler var. Evet, yine binlerce kadın buluşacağız. Evet, yine Fransız Kültür Merkezi’nden yola çıkılacak. Müdahale olur mu? Saldırı yaşanır mı? Tatsızlık çıkar mı? Bunları sonra da düşünürüz, şimdi pankart hazırlığı var.

Bianet’in tenha ofisinde beş kadın, yürüyüşe dakikalar kala çocuklar gibi karton boyuyoruz. Aslında eğlenceli iş ama hiç olmaması gerektiği kadar da ciddiyiz bir yandan. Neticede 8 Mart da ciddi bir iş… Günün hakkını vermek lazım.

Kartonlar elimizde, sloganlar dilimizde… Sokaktayız! İstiklal Caddesi hiç bu kadar kadın kalabalık olmamış olabilir. Sayı tahmin etmek zor ama binlerce kadın olduğunuz söylemek için matematik bilmek gerekmiyor. Yakın dönemde herkesin bu kadar yüzünün güldüğü bir kalabalık daha hatırlamadığımı fark ediyorum. O kadar güzel ki herkes ve her şey, insanın mutluluktan kanı çekiliyor. Ne zamandır görüşememiş arkadaşlar birbirlerinin önünü kesip sevdiklerine sımsıkı sarılıyor. Kimse kimseye “Nasılsın” diye sormuyor. Nasıl olabilir ki insan? Cevabını bildiğin soruyu sormana gerek yok ve biz o sırada, hepimiz, çok iyiyiz.

Düdükler, zılgıtlar, halaylar, danslar… Kol kola yürüyen, isyan eden kadınlar…

“Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz!”

Gülünç bahanelerle insanların korkutulduğu, haklı sebeplerle en az bir o kadarının korktuğu bir ortamda bu slogan az buz bir şey değil. İstanbul’un kalbi işte, bu sloganla inliyor! Gözlerim sulanıyor ama herkes kahkahayla direnirken ağlamak da kolay değil.

Ne yalan söyleyeyim, Tünel’e kadar yürüyemeyebileceğimizi düşünenlerdendim. Benimle aynı düşünceyi paylaşanlar yok değildi. Bizim bunları konuştuğumuz dakikalarda İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde İrem adlı bir genç kadın, 8 Mart standına yapılan saldırıda yaralanmıştı. İrem’in kadınlara anlamlı bir çağrısı vardı:

“Kadınları feminist gece yürüyüşüne bekliyorum!”

İşte buradayız İrem. Sen de bu kalabalıkta bir yerlerdesin. Tanıdığım bütün güzel kadınlar bugün burada. Beraber geldiklerimi kaybettim ama bir önemi yok. Bugün burada herkes tanıdık, yalnız değilim!

Tünel’e varıyoruz. Meydana her sene olduğu gibi bu sene de afişimizi asıyoruz. İşte oraya tırmanan da Hasbiye hatta! Davullarımız, zurnalarımız var. Durmadan dans ediyoruz. Ayaklarımız tutmuyor, sesimiz kısılıyor. Böyle bir bayram görülmemiştir!

Yolun başında kaybettiklerimden Beyza’yı görüyorum nihayet. Yüzü pırıl pırıl! O da diğerlerini kaybedip tamamlamış yürüyüşü:

“Tek başıma oynayıp yürüdüm valla.”

Sonra Özlem geliyor. Sonra Çiçek. Ruhat, Begüm, Arın, Yasemin, Banu, Asmaa, Ayşe… OHAL zamanı Tünel’e kadar nasıl yürüdüğümüze dair kadınların çeşitli teorileri var:

“Annem binlerce kişi var, hangi birine müdahale etsin? Nasıl durduracaksın?”

“Bence ciddiye almıyorlar kadın yürüyüşünü. ‘Kadınlar işte, yürüyorlar’ diye düşünüyorlar.”

Kadınlar işte, yürüdüler.

Sonra Elif’i görüyorum. İstiklal’den Tünel’e kadar yol boyunca ağlamış. Herkesin nasıl olup da ağlamadığına çok şaşmış. Bunu söylerken çok ciddi… Ağlayan ağlamayan, hepimiz aynı fikirdeyiz:

“Yürümek ne iyi geldi be!”

Yani öyle ki, oh be!

Hepimiz bir oh çekiyoruz. Feminist gece yürüyüşünü geçen sene de kayda alan bir erkek arkadaşımız, 2016’nın kalabalığıyla karşılaştırılamayacağını, neredeyse iki katı kadar kadının katıldığını savunuyor:

“Yürüyüş değil bu, isyan!”

Galiba gerçekten öyleydi.

Galiba dün devrim gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi.

Hayır, ağlamıyorum kadınlar.

Gözüme 8 Mart kaçtı.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

Burcu Karakaş

İstiklal’den ‘hayır’lı 8 Mart kareleri!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününde Türkiye’nin pekçok yerinde kadınlar; baskılara, yasaklara, saldırılara karşın günlerini coşku içinde kutlarken, “erkek egemen tahakküme” de “Hayır” dediler.

İstanbul’da buluşma mekanı ise İstiklal Caddesi idi. İstiklal’deki feminist gece yürüyüşünden seçtiğimiz kareleri sizlerle paylaşmak istedik.

 

 

Bursa’da 8 Mart: Hayır demek hayır demektir!

Bursa Kadın Platformu’nun çağrısı ile saat 18:30’da Setbaşı’nda başlayan 8 Mart Yürüyüşü, bir gün önce 8 Mart kutlamaları için Ankara’ya giden Türk Metal Sendikası üyesi kadınları taşıyan otobüsün kazası sonrası hayatını kaybeden 7 kadın için sessiz gerçekleşti.

Yürüyüş sonrası Heykel önüne gelen kadınlar içerisinden Bursa Kadın Platformu üyesi Elif Güven ve Serap Çelik basın metnini okudu.

Bir gün önce ölen 7 kadını anarak başlayan Güven sözlerine şöyle devam etti;

“Ülkede süren savaşın yıktığı hayatları, yeni baştan kurma sorumluluğunun kadınlara nasıl yüklendiğini; bir yandan tüm hayatları, anıları cinsel şiddetle veya tehdidiyle kuşatılırken barış ısrarlarının duymazdan gelindiğini,

Dünyada devam eden savaşların sınırlarının olmadığını, biz gözlerimizi kaçırdıkça derinleştiğini,

Olağanüstü Hal’de kadın derneklerinin, danışma merkezlerinin mühürlendiği, seçilmiş kadın milletvekili ve belediye başkanlarının görevlerinden alındığını, tutuklandığını, akademisyenlerin, öğretmenlerin ve birçok meslekten çalışanların KHK’larla işlerinden edildiğini,

Artan kutuplaşmada şiddetin ilk hedefinin kadınlar olduğunu,

yıllarca gördük, yaşadık, bugün en ağır biçimiyle yaşamaya devam ediyoruz.”

“8 Mart’ta da, 16 Nisan’da da hayatımız ve haklarımız için kararımız HAYIR!”

“Evlerde, iş yerlerimizde, sokaklarda, toplantılarda, dükkanlarda, toplu taşıma araçlarında yanı başımızdaki arkadaşlarımızla,  sosyal medyada bir adım uzağımızda olanlarla, yan yana yol gittiklerimizle, yüz yüze bir hayat geçirdiklerimizle, #Hayatıİstiyoruz diyebileceğimiz, erişebileceğimiz tüm kadınlarla birlikte, diktatörlüğe karşı  mücadele yürüttükleri için katledilen Mirabel  kız kardeşlerin direniş mirasına sahip çıkan milyonlarca kadının yarattığı umutla haykırıyoruz; Hayır” şeklinde konuşan Çelik

“Tek Adam, ekmeğimizi çalamaz ve gülümüzü solduramaz: 8 Mart’ta da, 16 Nisan’da da hayatımız ve haklarımız için kararımız HAYIR!” sözleriyle basın bildirisini sonlandırdı.

 

Fotoğraflar: Necla Türemen

Haber: Özgecan Aşlamacı Şahin

(Yeşil Gazete)

Diyarbakır’da OHAL’e rağmen 8 Mart coşkusu

Diyarbakır’da 8 Mart kutlamaları olaysız bir şekilde gerçekleşti. Caddeler ve sokaklar trafiğe kapatılmış, sokak girişlerinde ise zırhlı araçlar bekliyordu.

Miting alanına gelen herkes üç dört güvenlik noktasından ve aramadan geçti.

Programı tertipleyen kuruluşlar arasında yer alan TJA’nın (Özgür Kadın Hareketi) flamaları dahil olmak üzere, HDP (Halkların Demokratik Partisi) ve DBP’nin (Demokratik Bölgeler Partisi) flamaları dışında miting alanında başka flama ve bayrakların asılmasına izin verilmedi.

BBC Türkçe’den Hatice Kamer’in haberine göre birçok arama noktasında, tülbentlerinde sarı, kırmızı, yeşil yıldız motifleri olan kadınların miting alanına girmelerine izin verilmediği belirtildi. Sahneye yakın bir yerde bir kadına polisin müdahalesini yine kadınlar engelledi. Tülbentlerdeki yıldızlar, sarı, kırmızı ve yeşille buluşunca bölücü sembol kabul edildikleri için yasaklıydı.

Müzik sesleri ve halay

Alandaki ilan panolarında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum olarak atanan Cumali Atilla’nın 8 Mart kutlama mesajı dikkati çekiyor. Diyarbakır İş Kadınları Derneği’nin ve ‘Kadın Erkek Eşittir’ yazılarının olduğu pankartları da bu meydanın yeni yüzlerinden.

Kadınların çoğu renkli, yerel kıyafetler giyerek 8 Mart’a geldi. Sahneden, HDP’nin referandum kampanyası için hazırladığı “Na, Hayır” müzikleri yükselirken tüm program boyunca kadınlar bu müzikler eşliğinde halay çekip, “Hayır” sloganları attılar.

Diyarbakır’da dün sadece HDP değil, farklı kurumlar da etkinlikler düzenledi. Otobüsler de kadınlara ücretsizdi. Bu yüzden tüm otobüslerin yolcuları da kadınlardı.

 

(BBC Türkçe)

Erkekler, 8 Mart’ta da olmayıverin ya

Feminizm bile denmez, kadınların var olduğuyla tanışmam 20’li yaşlarımın başlarına dayanır. O zamanlar daha safım tabi, hayatta 10 sene geride kalmışım, çok daha az görmüş, çok da az yaşamışım. Hayat çok güzeldi o zamanlar ve ben daha umutluydum. Mucizelere inanıyordum.

O zamanlar mücadelede erkekler olmadan kadın-erkek eşitliğinin olmayacağını düşünüyordum.  Henüz Birleşmiş Milletler’in “Kadınlar için Erkekler” kampanyası kadar düşmemiştim çok şükür ama gerçekten “mücadeleden gelen”, kadın-erkek eşitliğine inandığını, feminist olduğunu söyleyen erkek arkadaşlarım vardı ve niye onlarla birlikte yürümeyeyimdi?

İki sene önceye kadar bile böyle düşünüyordum açıkçası. 2015 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nde “erkekler dışarı” diye bağırdıklarında sesimi çıkarmadım. Bir kadın arkadaşımın kortejde sevgilisiyle el ele tutuşan adamı omuzundan tuttuğu gibi atışına güldüm ve komik bir anı olarak anlattım yıllarca.

Sonra o “mücadele”nin içine girdim. Eş-sözcülük/Eş-başkanlık’ta bile kadınların sesinin dinlenmediğini gördüm. En “feminist”, “sol”, “yeşil” olduğunu iddia eden bir partide bile erkekler çok konuştuğu ve kadınlara söz hakkı vermediği için fermuar denilen bir sistem kullanıldığını gördüm ve çok üzüldüm. Kadınların daha fazla konuşabilmesi için bir sistem yaratılmış ama erkeklerin sadece daha az konuşması akıllarına gelmemiş. Çok fazla erkeği dinledim. Söyleşilerde konuşmacıya soru sormak için el kaldırıp, konuşmacıya açükleyen erkekleri dinledim.  Profesyonel olarak siyaset yapan, kadınları kurtarmak için konuşan ama evde karısının kendisine “hizmet” etmesine ses etmeyen adamları gördüm. Yüksel Selek’in de dediği gibi, gördüm ki “Her komünist erkeğin ayağının altında bir komünist kadın vardır”.

Televizyonda altı tane adamın bağıra bağıra bir şeyleri açıklamasını izledim, sinirlerim bozuldu. Haberleri erkeklerden dinledim. Köşe yazılarını erkeklerden okudum. Radyoyu açtım, erkekler konuşuyordu.

Evlenmeye karar verdim, tahakkümün ne demek olduğunu evde çok iyi gördüm. Sabahtan akşama kadar çalışıp, akşam eve gelip yemek yapıp, kocasının arkasını toplayıp, boş hafta sonlarında temizlik yapmanın ne demek olduğunu gördüm. Bir yerlere gitmek için “izin” almayı öğrendim.

İşimde başarılı oldum, kıskançlığı gördüm. Yukarılara çıktıkça, oralarda ne kadar az kadın olduğunu gördüm. Çalışanların hep kadın, yöneticilerin hep erkek olduğunu gördüm.

Üzüldüm, sinirlendim, nefret ettim erkeklerden zaman içinde. Ama etmek istemedim. Çünkü iyi erkekler olduğuna inanmak istiyorum. Radikalleşmek istemedim. Erkek de olsa insandır neticede diye düşünmek istedim. Ve erkeklerden de en fazla insanlardan nefret ettiğim kadar nefret etmeliyim, daha fazla nefret etmek ayırımcılık ve türcülük olur dedim. Şiddete hayır dedim, erkekleri öldürmeyeceğim, pipilerini kesmeyeceğim. Onlar benim amıma koysa da sürekli, ben onlara koymayacağım.

Her şeye eyvallah, ama 8 Mart’a gelmeyin kardeşim!

Erkekler, her yerdesiniz. Televizyonu açıyorum oradasınız, Meclis’e bakıyorum oradasınız. Tüm Bakanlar erkek. Başbakan erkek. Cumhurbaşkanı erkek. Sokaklar erkek dolu. Tüm kamusal alanları erkekler işgal etmiş.

Bir gecemiz var. Kadınların görünür olması için bir gecemiz var. Onu da çok görmeyin. Gelmeyin 8 Mart’a. O kadar mı egonuz var? Sizsiz bir tane sokak olamaz mı şu koca şehirde? Sizce gerçekten o kadar mı değerlisiniz feminist isyan için? Orada bir kişilik yer işgal edince, kadınlara destek mi oldunuz? Sizin bir kişilik desteğiniz çok mu değerli yürüyen 30bin kadın için?

Sinirlenmiyorum, sakinim.

Bu sene her zamankinden fazla erkek gördüm kortejde. Bakın erkek kardeşlerim. Sizler de birinin abisi, erkek kardeşi, babasısınız sonuçta… Ama gelmeyin güzel kardeşlerim. Mümkünse 8 Mart’ta Taksim’e çıkmayın.

Eminim dün gece yürüyüşe sızmış erkekler, hepiniz normalde çok şahane insanlarsınızdır.

Eminim hiçbir kadını öldürmemişsiniz, hiçbir kadını dövmemişsinizdir, hiçbir kadını itmemişsinizdir, hiçbir kadına bağırmamışsınızdır.

Eminim hiçbir kadını tecavüz etmemişsiniz, taciz etmemişsinizdir, ellememişsinizdir, laf atmamışsınızdır. Eminim partneriniz sevişmek istemediğinde onu zorlamamışsınızdır sevişmeye, ısrar etmemişsinizdir hayır dediğinde.

Eminim iş yerinizde erkeklere eşit sayıda kadın vardır, sadece çalışan değil yönetici olarak. Eminim erkeklerle aynı maaşı alıyorlardır. Eminim partneriniz sizden daha çok maaş aldığı, daha başarılı olduğu için kıskanmamışsınızdır hiç. Eminim hiç partnerinize “gene ne işin var” dememişsinizdir.

Eminim ev işlerini bölüşüyorsunuzdur, eminim partneriniz istediği için değil, evde de işte de kadın-erkek eşitliğine inandığınız için siz zaten ev işlerini yapıyorsunuzdur, çocuk bakımını üstleniyorsunuzdur.

Eminim ataerkin öznesi olsanız da, erki yıkmak için her gün mücadele veriyorsunuzdur.

Eminim hepiniz yeryüzüne inmiş bir meleksinizdir ve melekler su ister. Bunun sizin şahsınızla bir alakası yok. O kadar da önemli değilsiniz. Sizi tanımıyorum. Bunun kadınların kamusal alanı doldurmasıyla bir alakası var ve erkekler o yürüyüşte olduğunuz zaman benim alanımdan çalıyorsunuz. Sadece kız kardeşlerimle yürüme hakkımı elimden alıyorsunuz. Kadınların bir sene boyunca örgütlemek için çalıştığı kadın, feminist yürüyüşten nemalanıyorsunuz. Bir geceliğine İstikal caddesi sizsiz kalsın, 9 Mart’ta yine doldurursunuz. Başka zamanlarda gelin. Feminist söyleşileri dinleyin, öğrenmeye çalışın, okumalar yapın. Sorular sorun, dinleyin kadınları. Ama 8 Mart’a gelmeyin.

8 Mart’ta iki kadın usulca sokulup yürüyüşten çıkmanızı istediğinde sessizce çıkın, benim de burada olmaya hakkım var, destek veriyorum, ayırımcılık yapıyorsun demeyin. (evet sizden bahsediyorum iki sakallı adam, birinizde turuncu mont vardı, sizi elimden zor kurtardılar*) Hatta mümkünse gelmeyin 8 Mart’a, hiç sızmayın o yürüyüşe. Ne işiniz var abi feminist gece yürüyüşünde, bir yerde de olmayıverin ya!

*erkeğe şiddete hayır

 

Özgecan Kara

 

Avrupa Konseyi’nden ağır rapor: Türkiye Avrupa demokrasilerinden kopuyor

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Denetim Komisyonu, demokratik kurumların Avrupa standartlarında işlememesini gerekçe göstererek Türkiye’nin 2004 öncesi olduğu gibi yeniden siyasi ve hukuksal planda denetime alınmasını kararlaştırdı.

Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre AKPM Denetim Komisyonu tarafından bugün Paris’te oy çoğunluğuyla kabul edilen rapor ve beraberindeki karar metninde, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL altında alınan önlemler nedeniyle demokratik kurumların işleyişinin “ciddi anlamda” bozulduğu görüşü not edildi. AKPM Türkiye raportörleri Marianne Mikko (Estonya) ve Ingebjorg Godskesen (Norveç) imzalı kararda, Türk hükümetinin OHAL altında Türk anayasası ve uluslararası hukuk kurallarının ötesine geçerek “orantısız” önlemler aldığı ifade edildi. Örnek olarak Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile on binlerce devlet memurunun işine son verilmesi gösterildi.

Kararda ifade ve medya özgürlüğü konularına da geniş yer verildi. Gazetecilerin tutuklanması ve muhalif gazetecilere yönelik baskının “demokratik bir toplumda kabul edilemez” olduğu kaydedildi.

Dokunulmazlıkları kaldırılan 154 milletvekilinin durumunun da gündeme taşındığı kararda, bu uygulamanın Türkiye’de parlamentonun işleyişini “baltaladığı” vurgusu yer aldı. Çok sayıda milletvekili tutuklu HDP’nin bu nedenle 16 Nisan referandumu öncesi kampanya yürütemediği, bunun da “demokratik tartışmayı kısıtladığı” not düşüldü.

16 Nisan referandumu

Karar metninde 16 Nisan referandumu konusundaki “kaygılar” da dile getirildi. Anayasa değişikliğinin gerçekleşmesi halinde, özellikle “kuvvetler ayrılığı” ve “yargının bağımsızlığı” konularında soru işaretleri doğacağı mesajı verildi.

AKPM Denetim Komisyonu, tüm bu gerekçeler temelinde Türkiye’nin, Avrupa Konseyi üyeliğinden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getiren ülke olmaktan çıktığını belirtip, “denetim sürecine alınması gerektiği” önerisinde bulundu.

Denetim Komisyonu, bu kapsamda Ankara’dan; OHAL uygulamasına derhal son vermesini, KHK yayımlamayı ve toplu işten çıkarmaları durdurmasını, suçları kanıtlanmamış tutuklu parlamenterler ve gazetecileri serbest bırakmasını, OHAL inceleme komisyonunu işletmesini, adil yargıyı güvence etmesini, medya ve ifade özgürlüğü için acil önlem almasını, 16 Nisan referandumunu Avrupa Konseyi standartlarında düzenlemesini ve Anayasa değişikliği konusunda Venedik Komisyonu tavsiyelerini temel almasını istedi. Bu taleplerin ne derece yerine getirildiğinin 2018 içinde gözden geçirileceği belirtildi.

Denetim sürecinin tarihçesi

Denetim süreci kapsamında, Avrupa Konseyi üyesi bir devletin demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü alanlarında ne derece Avrupa standartlarında olduğu ölçülüyor. Türkiye, esas olarak sovyetik rejimlerden kurtulan Orta ve Doğu Avrupa devletlerinin Batı standartlarında demokrasiye geçişlerini kolaylaştırmak amacıyla AKPM bünyesinde 1990’lı yılların başlarında oluşturulan denetim sürecine 1996 yılında dahil edilmiş, gerçekleştirdiği reformlar sayesinde koşullu olarak Haziran 2004’te bu süreçten çıkarılmıştı.

Türkiye’nin Avrupa Konseyi düzeyinde “sabıkalı demokrasiler” listesinden çıkması AB ile üyelik müzakerelerine başlamasında önemli rol oynamıştı. Türkiye denetim sürecine yeniden alınırsa, süreçten çıkarılıp yeniden dahil edilen ilk Avrupa ülkesi olacak.

Kararın Nisanda onaylanması bekleniyor

Denetim Komisyonu tarafından alınan kararın Nisan sonunda yapılacak AKPM genel kurul oturumlarında onaylanması bekleniyor. Kararın onaylanması halinde, Türkiye 1949 yılından bu yana üyesi olduğu Avrupa Konseyi’nde, içinde Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Bosna-Hersek, Gürcistan, Moldova, Rusya, Sırbistan ve Ukrayna’nın bulunduğu demokrasi ligine gerilemiş olacak.

(Deutsche Welle)