Ana Sayfa Blog Sayfa 3232

İnsan olan nehir – Metin Münir

Metin Münir’in yazısı t24.com.tr sitesinden alındı

Birkaç gün önce harika bir şey oldu.

Yeni Zelanda Meclisi bir yasa geçirerek bir nehre, Whanganui Nehri’ne, insan statüsü tanındı.

Whanganui Nehri, canlı bir varlık sayılacak,  bir insanın sahip olduğu haklara sahip olacak, adanın yerlileri olan Maorilerin “ata”larından biri olarak kabul edilecek.

Whanganui Maori kabileleri isimlerini, ruhlarını ve güçlerini Yeni Zelanda’yı meydana getiren iki adanın kuzeyindeki dağlarda çıkan ve denize dökülen bu nehirden alırlar.

Var oluşlarından itibaren, Maoriler, Whanganui’nin sularında kanolarla seyahat ettiler, yılan balığı avladılar, kıyılarında köyler kurdular ve onun için savaş verdiler.
Meclis’teki oylamanın sonucu açıklanınca orada bulunan yüzlerce Maori yerlisi sevinç gözyaşları dökmüş.

Buna şaşırmadım.

Orada olsaydım ben de sevinçten ağlayabilirdim, doğa ile insanın akrabalığını kütüğe geçiren bu ilk karara.

Whanganui, ülkenin üçüncü büyük akarsuyudur. Canlı bir birey olarak kabul edilmesini, adını kendinden alan  Whanganui Iwi kabilesine borçludur.

Iwiler, 1870’lerden beri, 290 kilometre uzunluğundaki nehre kutsal bir statü verilmesi için mücadele ediyordu.

Onlarınki, herhalde, doğa için verilen en uzun hukuk savaşı olmalı.

Whanganui’yi Meclis’te temsil eden Maorilerin başkanı olan  Gerrard Albert mücadelelerinin nedenini şöyle açıkladı:

“Konuyu buraya taşımamızın nedeni nehri atalarımızdan biri saymamızdır. Bu  bizim için her zaman böyleydi.

Nehre doğru yaklaşım onun canlı bir varlık, görünmez bir bütün olduğunu kabul etmektir. Geçen yüzyıl olduğu gibi sahip olunan ve ticari amaçlarla yönetilen bir şey değil. Bizim açımızdan bunun böyle olduğunu herkesin anlamasını istedik.”

Nehre canlı bir varlık statüsü vermenin anlamı şudur:

Artık, yasalar karşısında, nehre zarar vermek veya onu kötü amaçlarla kullanmak ile bir insana zarar vermek veya taciz etmek arasında bir fark kalmamıştır. Nehir artık bir insanın sahip olduğu haklara, görevlere ve yükümlülüklere sahiptir.

Whanganui Nehri’ni temsil etmek üzere, biri hükümetten diğeri Whanganui Iwi kabilesinden olmak üzere iki “vasi” seçilecek. Hükümet işlerini yapabilmeleri için para sağlayacak.

Maori inancına göre Maori kabileleri evrenin bir parçasıdır; dağlar, nehirler ve denizlerle birdir.

“Soyağacımız evrenin başlangıcına dayanır. Bu nedenle biz doğanın efendisi değil bir parçasıyız. Başlangıç noktamız, buna uygun olarak yaşamaktır.”

Iwiler’e göre nehrin sağlığı ile insanların sağlığı  doğrudan bağlantılıdır.

Nehrin, onların yaşam ve inançlarındaki yerini belki de en iyi bu sözler anlatır:

E rere kau mai te awa nui nei
Mai i te kāhui maunga ki Tangaroa
Ko au te awa
Ko te awa ko au.

Nehir akar
Dağlardan denize
Ben nehirim
Nehir bendir.

Metin Münir – t24.com.tr

LGBTİ aktivisti Kıvılcım Arat havaalanında gözaltına alındı

İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Kıvılcım Arat, Atatürk Havalimanı Dış Hatlar Terminali’nde gözaltına alındı.

Kıvılcım Arat

Kaos GL’nin haberine göre İstanbul LGBTİ’den Zelal Demir avukatların Arat ile görüşmek için yola çıktığını söyledi. Arat’ın hangi karakolda tutulduğunu ya da gözaltı işleminin gerekçesini bilmediklerini belirten Demir sözlerine şöyle devam etti:

“Arkadaşımız, yoldaşımız, yönetim kurulu üyemiz Kıvılcım Arat’ın gözaltına alınma gerekçesini bilmiyoruz ancak çok sayıda hak savunucusunun gözaltına alındığı bir süreçten geçiyoruz. Kıvılcım’ın serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Hak mücadelesi gözaltılarla engellenemez. Arkadaşımızın yanındayız.”

Arat, Almanya’da kadın haklarına ilişkin bir konferansa gitmek için bugün yola çıkmıştı. Havalimanında pasaport kontrolü sırasında gözaltına alındığı düşünülüyor.

(Kaos GL)

‘Keşke tehdit işe yarasaydı’: Bahadır Grammeşin’in katiline ‘iyi hâl’ indirimi

İstanbul Kadıköy’de kadına yönelik tacizi engellemeye çalışırken olaya karışan bir başka grupla yaşanan kavga sonucunda bıçaklanarak yaşamını yitiren öğretmen Bahadır Grammeşin’in öldürülmesine ilişkin görülen davada karar açıklandı. Grammeşin’in katili Erkan Çınar, ‘iyi hâl’ indiriminden faydalanırken, 3 ayrı suçtan toplam 38 yıl hapis cezası aldı. Katil Çınar’ın avukatı, müvekkilinin Grammeşin’in içinde bulunduğu grubu tehdit ettiğini ifade ederek “Keşke tehdit işe yarasaydı da bir delikanlı rahmet olmasaydı” dedi.

Kartal Anadolu Adliye Sarayı’nda 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 13. duruşmasında Bahadır Grammeşin’i bıçaklayarak öldüren ve 18 yaşındaki Çağrı Konca’yı göğsünden bıçaklayan katil Erkan Çınar, 38 yıl hapse mahkûm edildi. Diğer tutuklu sanıklar Yahya Burak Ataç ile Murat Topraktepe 12 yıl 2 ay, Cemal Diri ile Mert Nikelay 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Bahadır Grammeşin

Duruşmanın bitiminde mahkeme salonunun kapısında olaylar çıktı. Polis ve özel güvenlik görevlileri, Grammeşin’in yakınlarına sert müdahalede bulundu. Biber gazı, gaz bombası ve copların kullanıldığı müdahalede 2o’ye yakın kişi yaralanırken, gözaltına alınan olmadı.

Katilin avukatı: Keşke tehdit işe yarasaydı

Duruşmada, Bahadır Grammeşin’in katili Erkan Çınar’a son sözü soruldu. Çınar, “Bu yaşıma kadar karakol yüzü görmedim. Olayı ayırmaya gitmiştim. Yaptıklarımı şuursuzca yaptım” dedi. Çınar’ın avukatı, müvekkilinin olay sırasında Grammeşin’in de içinde bulunduğu grubu tehdit ettiğini ancak tehdidinin işe yaramadığını belirterek, “Keşke müvekkilimin tehditleri işe yarasaydı da bir delikanlı rahmetli olmasaydı” dedi.

‘İyi hâl’ indirimi

Mahkeme heyeti, Grammeşin’in katili Erkan Çınar’a kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezası verdi. Ancak Çınar’ın geçmişi, lehine indirim sebebi sayılarak cezası 25 yıla indirildi. Olay sırasında 18 yaşındaki Çağrı Konca’yı da göğsünden bıçaklayan Çınar’ın kasten öldürmeye teşebbüs suçundan 12 yıl hapsine karar veren heyet, cezayı yine aynı gerekçeyle 10 yıla, tehdit suçundan 2 yıl 2 ay ve bıçak taşımak suçundan 10 ay hapisle cezalandırıldığını belirtti.

“O hareketi yapacağını bilmiyordum”

12 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılan Yahya Burak Ataç, son sözünde, “Ben iki tokat attım. Erkan Çınar’ın o hareketi (bıçaklı saldırı) yapacağını bilmiyordum. İyi hâl indirimi uygulanmasını ve tahliyemi talep ediyorum ” dedi.

10 yıl hapis cezasına çarptırılan Mert Nikelay, olay sırasında ayırmak için kavganın yaşandığı bölgeye gittiğini ancak Bahadır Grammeşin’e iki yumruk attığını söyledi. Nikelay, “Böyle bir olay yaşandığı için üzgünüm” diye konuştu.

Gazlı, coplu, plastik mermili müdahale!

Diğer sanıkların da tahliye ve beraat taleplerinin ardından mahkeme heyeti, karar için duruşmaya ara verdi. Kararın açıklanmasının ardından Grammeşin’in yakınları duruşma salonu dışında verilen cezanın az olduğunu belirterek tepki gösterdi. Bu sırada başlayan özel güvenlik ve polis müdahalesi, adliyenin bulunduğu Kartal ilçesinde ara sokaklara kadar devam etti.

Biber gazı, plastik mermi ve cop kullanılan müdahalede 20’ye yakın kişi yaralandı.

İstanbul’da öğretmenlik yapan 31 yaşındaki Bahadır Grammeşin, Kadıköy’de 9 Mayıs 2015 günü kadınlara yönelik tacizi engellemek isterken bir grubun saldırısıyla hayatını kaybetmişti. Cinayetle ilgili dava 11 Şubat 2016’da görülmeye başlamıştı.

(Can Bursalı – Yeşil Gazete)

Dilek Doğan’ı vuran polise 6 yıl 3 ay hapis

Küçük Armutlu’daki evinde Dilek Doğan’ı vuran polise “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermekten” 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi.

İstanbul, Sarıyer’deki Küçük Armutlu’da evine yapılan polis baskınında hayatını kaybeden 25 yaşındaki Dilek Doğan’ın öldürülmesiyle ilgili davanın 7. ve son duruşması İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü.

Sanık polis Y.M.’ye “bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermekten” 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi.

Basına kapalı görülen duruşmada, Dilek Doğan’ın annesi Aysel Doğan da “sanığa laf attığı ve tacizde bulunduğu” iddiasıyla duruşma salonundan çıkarıldı.

Tutuksuz yargılanan sanık Y.M. bugünkü savunmasında şunları söyledi:

“Ben kimseyi öldürmedim, kimseye bilerek silah doğrultmadım bu nedenle vicdanen rahatım. Devletimin bana verdiği görevi yerine getirdim. Kimseye ateş etmedim. Olaya sebep olan Doğan ailesidir. [Dilek Doğan’ın] ağabeyi arama ekiplerine doğru hareket etti, silahın namlusundan ve dipçikten tutarak şahısları salona itmeye çalışırken silah patladı.

Dilek Doğan, İstanbul’un Sarıyer ilçesindeki Küçük Armutlu mahallesinde 18 Ekim 2015’te Pazar günü sabaha karşı 04:30’da evine yapılan polis baskını sırasında polis kurşunuyla göğsünden vuruldu.

Akciğerinden yaralanan Doğan Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yoğun bakımda tedavi altına alındı. 25 Ekim 2015’te hayatını kaybetti.

Olayla ilgili iddianame 12 Aralık 2015’te kabul edildi.

 

(Bianet)

Bulgaristan Türkiye elçisini geri çekti

Bulgaristan Dışişleri’nden Türkiye’ye protesto. Sofya, Ankara Büyükelçisi’ni geri çağırdı. Gerekçenin, ‘Türkiye’nin seçimlere karışmaya çalışması’ olduğu belirtiliyor.

ulgaristan Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Büyükelçisi Nadezhda Neynsky’yi ‘danışma’ için Sofya’ya geri çağırdı. Bakanlık’tan yapılan tek cümlelik açıklamada gerekçe belirtilmezken, Bulgar basını ‘Türkiye’nin genel seçimlere müdahale etmek istediği’ne dair tartışmalara dikkat çekti.

Sofia Globe gazetesinin haberinde, diplomatik teamüle göre bir ülkenin büyükelçisini geri çekmesinin diplomatik ilişkilerin askıya alınmasından bir önceki adım olduğu hatırlatıldı; elçinin dün geri çağrıldığı belirtildi.

26 Mart’ta genel seçimlere hazırlanan Bulgaristan’da, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun ülkedeki Türkiye kökenlileri DOST partisine oy vermeye çağırmasına tepki olarak, Türkiye’nin Sofya Büyükelçisi Süleyman Gökçe 7 Mart’ta Bulgar Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmıştı. Gökçe’nin DOST partisinin kampanya videosunda rol alması da tartışma yaratmıştı.

 

(Gazete Duvar)

Hollanda solu ‘Yeşil’lendi: Siyasetin yükselen gücü YeşilSol – Özge Özdemir

Bu yazı bbc.com/ dan alınmıştır

Hollanda her ne kadar turuncu rengiyle sıkı bir şekilde özdeşleşmiş olsa da, son günlerde ülkenin dört bir yanında yeşil rengin hakimiyetini görmek mümkündü.

Genelde hediyelik dükkanlarında ya da turistik merkezlerde turuncu renge sahip objeler her yanı kaplamışken, seçim telaşının yoğunlaştığı son günlerde yeşil renge bürünmüş insanların herhangi bir yerde karşınıza çıkması işten bile değildi.

YeşilSol Parti lideri Jesse Klaver

Daha Amsterdam’a ilk adım attığım anda elime tutuşturulan broşür, YeşilSol Parti’nin (GroenLinks) lideri Jesse Klaver’in fotoğrafını taşıyan bir bildiri oldu.

Ülkenin istasyonlarında, metro duraklarında, sokaklarında yürürken reklam panolarında Klaver’in fotoğrafını görebilirdiniz.

Her ne kadar bütün partilerin temsilcileri seçim kampanyası için harıl harıl çalışsa da derdini en istekli ve ilgili şekilde anlatmak isteyenler açık yeşil polar kazaklarını giymiş olan YeşilSol Parti temsilcileriydi.

Türkiye-Hollanda gerginliği, göçmen karşıtlığı, dini azınlıklara karşı sert söylemler gibi olumsuz algısı olan konular etrafında yürütülen bir seçim yarışının ortasında, YeşilSol taraftarları geleceğe dair daha olumlu mesajlar vermekten yanaydı.

Size mültecilerin ülkeye gelmesinin bir sorun olmadığını anlatır, ancak gelecek mültecilerin sosyal adaletsizliğin meydana çıkmaması adına şehirlere düzenli ve eşit bir şekilde dağıtılması gerektiğini söyler; insanlara topluluklar ya da cemaatler olarak bakmamak gerektiğini, bireysel yaklaşırsanız aslında tek tek herkesin aşırılık yapabileceğini vurgular; asıl sorunun gelir adaletsizliği olduğunu belirtir; eşitliğin önemini aktarırdı.

Üstüne üstlük birkaç gündür sokaklarını arşınladığım ülkenin gencinden yaşlısına farklı kesimlerinden birçok kişiden ‘çevre’ sözcüğünü çok sık duymak mümkündü.

Seçim öncesi sokaklarda derdini en istekli ve ilgili şekilde anlatmak isteyenler açık yeşil polar kazaklarını giymiş olan YeşilSol Parti temsilcileriydi

10 koltuk daha kazandı

Aslında ülkenin sokaklarında bağıra çağıra ‘ben geliyorum’ diyen bu çevreci ve yeşil siyasi akım, Çarşamba günü düzenlenen seçimlerin sonuçları sayesinde elle tutulur bir şekilde gösterdi kendini.

Hele ki aşırı sağın kazanacağına kesin gözüyle bakılan, geleneksel sol partilerin büyük kan kaybına uğradığı bir seçimde YeşilSol Parti’nin 14 sanfdalye kazanması etkileyici bir başarı olarak görülüyor.

Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin sandalye kaybederek birinci olmasından ziyade YeşilSol’un koltuk sayısını 4’den 14’e çıkarması zafer olarak görülüyor.

Bu zaferi sosyal medya hesaplarından Muppet Show’un yeşil kurbağası Kermit’i paylaşarak kutlayan YeşilSol, böylece Hollanda solunun da en büyük partisi oldu.

Ülkenin diğer sol partileri ise karanlık bir tablo çizdi.

İktidar ortağı İşçi Partisi’nin koltuk sayısı 38’den 9’a düşerken Sosyalistler YeşilSol ile aynı sayıda koltuk kazandı.

Avrupa’da aşırı sağ ipleri eline alacak mı diye beklerken iddialı bir çevre programına sahip olan bir partinin güç kazanması, YeşilSol’un bütün dünyanın dikkatini çekmesini sağladı.

YeşilSol üyeleri seçim zaferlerini böyle kutlamıştı

‘Karizmatik lider’

Avrupa’nın en genç lideri olarak siyaset sahnesine gösterişli bir giriş yapan 30 yaşındaki Klaver’in rüzgarının YeşilSol’un zaferinde etkili olduğu yorumları kuvvetle yapılıyor.

Bir konser salonuna 5 bin kişiyi toplamayı başaran Klaver, dünyanın öteki ucunda özellikle göçmen sempatizanı tavırlarıyla beğeni toplayan Kanada Başbakanı Justin Trudeau’ya benzetiliyor.

Her ne kadar ‘yakışıklı ve karizmatik lider’ kategorisinde yer alan iki siyasetçinin fiziksel benzerlikleri aşikar olsa da, bugün dünya basınında Klaver ile ilgili çıkan haberlerin Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras ile Podemos lideri Pablo Iglesias’ı çağrıştırması da mümkün.

‘Sol değerlerine sahip çıksın’

Klaver ile ilgili yazılan ‘kot pantolon ve yakası açık beyaz gömlek giyen genç lider’ tasvirleri, Avrupa’nın radikal sol siyasetinin önderleri olarak görülen Çipras ve Iglesias hakkında kaleme alınan makalelere büyük benzerlikler gösteriyor.

Ancak Klaver’in önemi ise aynı Çipras ve Iglesias’ta olduğu gibi medyada görünüşleri ile ilgili yapılan yorumlardan ziyade Avrupa siyasetine nasıl yön vereceğinde yatıyor.

ABD’de göçmen karşıtı Donald Trump’ın ‘Amerika’yı yeniden büyük yapalım’ sözünün aksine Fas ve Endonezya kökenli olan Klaver, Hollanda’nın göçmen ruhuna değinerek, “‘Benim’ Hollanda’mı geri istiyorum” cümlesiyle kampanyasını yürüttü.

Fransa ve Almanya seçimleri yaklaşırken Klaver’in Avrupa’nın sol partilerine seçim öncesi verdiği mesaj ise şöyleydi:

“Avrupa’daki sol kanatta yer alan arkadaşlarıma şunu söylemek istiyorum: Halkı kandırmayın. Değerlerinizin arkasında durum. Düz olun. Mülteci yanlısı olun. Avrupa yanlısı olun. Kamuoyu anketlerinde güç kazanıyoruz. Sanırım Avrupa’ya göndermek istediğim mesaj bu. Popülizmi durdurabilirsiniz.”

Aşırı sağda konumlanan ve göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Geert Wilders’ın ikinci parti olmasına rağmen beklenenden düşük bir performans göstermesi Klaver’in de vurguladığı gibi popülizmin şimdilik yenilgiye uğramasına sebep oldu.

YeşilSol Parti lideri Jesse Klaver oyunu kullandıktan sonra sandık görevlileriyle selfie çekmişti

Şirketlere yüksek vergi

Peki YeşilSol karizmatik lideri dışında seçimlerden güçlenerek çıkmasını sağlayan vaatleri nelerdi?

Hollandalı seçmenlerin oy kullanmadan önce partilerin seçim programlarını okumaya gösterdiği özen, partilerin söylemlerini özellikli kılıyor.

YeşilSol, Avrupa yanlısı bir politika izlerken insan hakları ve özgürlük şiarını taşıdığını vurguluyor.

Çevre ile ilgili olarak ise kömür santrallerini ve Borssele’deki nükleer santrali kapatmayı vaat ederken Hollanda’nın 2050 itibariyle sadece temiz enerji kullanmasını hedefliyor.

Aynı zamanda Hollanda’da düşük vergilerden fazlasıyla yararlanan çok uluslu şirketlere daha yüksek vergi uygulanmasını destekliyor.

Parti, yüksek maaş alanların düşük maaş alanlara kıyasla daha çok vergilendirilmesiyle sosyal adaletin daha iyi sağlanacağını vurguluyor.

Mültecilere kapıları tamamen kapatmaktan yana olmayan YeşilSol, mültecilerin Avrupa ülkelerine ve Hollanda’daki şehirlere adaletli bir şekilde dağıtılmasını vaat ediyor.

Koalisyon ortağı olur mu?

Aslında Klaver’in seçimlerden önce en büyük hayali ülkenin sol partileri olarak bir hükümet kurmaktan yanaydı; ancak sonuçlar bu durumu çok mümkün kılmıyor.

Başbakan Rutte’nin Liberaller ve Hristiyan Demokratlar ile koalisyon ortağı olabileceği tahmin ediliyor.

Bu senaryoda halen bir koltuk eksik kaldığı için YeşilSol’a büyük önem düşüyor.

Rutte, kendine dördüncü ortak olarak dört koltuğa sahip olan Hristiyan-Ortodoks ChristenUnie Partisi’ni almak istese de bu koalisyonun koltuk sayısı açısından daha güçsüz olmasına yol açabilir.

Bu yüzden YeşilSol koalisyon görüşmelerinde kilit bir rol oynayabilir, ancak Klaver’in Rutte’den bunun karşılığında büyük bir şey talep edeceği konuşuluyor.

Rutte’nin YeşilSol kurulduğundan beri yaklaşık 10 yıldır koalisyon ortağı olma hayallerini bildiği için elinin güçlü olacağı yorumları da ayrıca yapılıyor.

Klaver, Hollanda’nın önde gelen Telegraaf gazetesine zor olsa bile Rutte ile koalisyon yapma ihtimalini dışlamadığını söyledi.

Önümüzdeki aylarda YeşilSol’un Hollanda siyasetinde nasıl bir yer edineceğini ve Avrupa solunu nasıl şekillendireceğini daha net göreceğiz.

Bu yazı bbc.com/ dan alınmıştır

 

Özge Özdemir

Amed Ekoloji Platformu’ndan ortak ses: Hevsel Bahçelerine Dokunma!

Diyarbakır’daki tüm ekoloji aktivistleri ve sivil toplum kuruluşları Hevsel Bahçeleri’nde devam eden ekolojik tahribata dur demek için biraraya geldi. Bugün (17 Mart Cuma) 12:30’da Mimarlar Odası Diyarbakır Şubesi’nde gerçekleşen basın toplantısında, “Hevsel Bahçlerine dokunma!” isyanı yükseldi.

Basın açıklamasını Mezopotamya Ekoloji Hareketi’nden Feyziye Sümer okudu

Ekoloji Derneği, KESK Diyarbakır Bileşenleri ( TÜMBELSEN, EĞİTİMSEN 1.2. nolu, SES, BES, BTS,), TMMOB Diyarbakır Mimarlar Odası, TMMOB Diyarbakır Şehir Plancıları Odası, TMMOB Diyarbakır Maden Müh. Odası, TMMOB Diyarbakır İnşaat Müh. Odası, TMMOB Diyarbakır Elektrik Müh. Odası, TMMOB Diyarbakır Kimya Müh. Odası, TMMOB Diyarbakır Ziraat Müh. Odası, TMMOB Diyarbakır Harita Müh. Odası, Diyarbakır Tabipler Odası, DİSK Genel İş 1-2 Nolu, Mezopotamya Ekoloji Hareketi ve Ağaçlandırma Derneği bileşenlerinden meydana gelen Amed Ekoloji Platformu adına yapılan basın toplantısında açıklamayı Mezopotamya Ekoloji Hareketi Amed Ekoloji Meclisi’nden Feyziye Sümer okudu.

Amed’in (Diyarbakır) Dicle Nehri ve Hevsel Bahçeleri ile birlikte var olduğunu aktaran ekolojistler, “Tüm ekolojistleri, çevrecileri, duyarlı çevreleri hevsel bahçelerine sahip çıkmaya ve mücadele ağını örmeye davet ediyoruz” dediler.

Amed Ekoloji Platformu’nun basın açıklamasının tam metni şu şekilde:

“Hevsel Bahçelerine Dokunma!

Hevsel Bahçeleri yaklaşık 7 bin yıldır Amed’in vazgeçilmez bir parçasıdır. Bu kent adeta o bahçeler ve Dicle nehri üzerinden var olmuştur. Bu anlamda Amed’in ruhu Dicle Nehri ve Hevsel Bahçeleridir.

AKP, OHAL rejimini de fırsat bilerek Hevsel Bahçelerini yapılaşmaya açmak istemektedir. Nasıl ki Taksim istanbul’un direnişçi ruhunu temsil ettiği için uzun zamandır iktidarın hedefindeyse; Hevsel’de Amed’in kültürünü, kimliğini ifade ettiği için yıllardır AKP’nin talan ve yok etme politikalarının tehdidi altındadır. Yaklaşık on yıldır çeşitli bahanelerle bu alan yapılaşmaya açılmak istenmektedir. 2011’de şimdilerde Fetö’den tutuklu bulunan Dicle üniversitesi rektörü tarafından binlerce ağaç kesilerek alan yapılaşmaya açılmak istenmişti. Bu girişim kentin tüm dinamiklerinin duyarlılık göstermesiyle “Hevsel direnişi” adı altında geri püskürtülmüştü. Bugün Hevsel’i betona gömme planı tekrar gündeme getirilmiştir.  Ağaçlar kesilmek istenmekte, yerine betonarme yapılar, asfalt yollar yapılmak istenmektedir. Görüyoruz ki rant, doğayı ve kimliği yok etme, tekleştirme betona gömme söz konusu olunca darbeci zihniyet planları devam etmektedir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Dicle Vadisini   Özel Proje Alanı olarak belirlediği alan yalnızca surların dibinde kurulan Hevsel Bahçeleri değil. Hevsel bahçeleri, kapsam olarak,  Ben u sen vadisinden başlayarak, Silvan Köprüsüne kadar uzanan alanı ifade etmektedir. Zaten doğayla bütünleşmiş olan bu alana, “doğasını bozmadan” “yeşili arttırarak” bir proje yapmak istediklerini söylüyorlar.

Basın açıklamasının ardından söz alan gazeteci Naci Sapan, Hevsel Bahçeleri’nde dünden bugüne yaşanan süreci özetleyerek Hevsel’in ranta açılması konusunun gündeme geldiği her zaman mücadele edilerek korunduğunu kaydetti

Ancak biz biliyoruz ki! yapılmak istenen yıkım için bu sadece bir başlangıç olacak. Yaklaşık 50 yıldır o bölgede Sur eteklerinde yerleşmiş, doğayla bütünleşmiş, dayanışma ruhuyla ayakta kalan mahalleleri, sokakları yok pahasına, zorla boşaltıp, yıkacaklar ve sonrasında oralara yandaşları için Dicle Nehri Manzaralı Villaları dikmeyi planlayacaklar. Bu mekânların refahı için otoparklar, göletler, sadece parası olanların gidebileceği restoranlar vb. yapılarla bu doğal alanı yok edecekler. Bu planlarına Dicle vadisini tüketene kadar devam etmek istediklerini biliyoruz. Yapılmak istenenler, toplumsal olarak çok ciddi bir kırılma getirecek, kenti, kendi doğasından, kadim bahçesinden koparacak; dicle vadisine özgü canlı hayatı da bitirecektir. 184 canlı türüne ev sahipliği yapan, endemik türleri barındıran Hevsel Bahçeleri göz göre göre yok olacaktır.

Aynı zamanda Diyarbakır surları, hevsel bahçeleri ve dicle vadisi UNESCO tarafından dünya mirası listesine kabul edilmiştir. Bu kararın altında mevcut hükümetinde imzası bulunmaktadır. Yapılmak istenen müdahaleler UNESCO kriterlerine aykırılık teşkil etmektedir. Bu anlamda hükümeti dürüst olmaya altına imza attığı sözleşmelere uymaya, Hevsel Bahçelerinin katili olacak projeden bir an önce vazgeçmeye davet ediyoruz.

Tüm ekolojistleri, çevrecileri, duyarlı çevreleri hevsel bahçelerine sahip çıkmaya ve mücadele ağını örmeye davet ediyoruz.

Amed Ekoloji Platformu”

 

(Yeşil Gazete)

 

Biz harekete geçmeden değişmeyecek plastik kirlilik hakkında 5 şey – Marina Qutab

Bu yazı bugday.org/ dan alınmıştır

En son ne zaman plastikten yapılmış bir şeye dokundun? Bir gün önce? Bir saat önce? Yoksa şu an plastiğe dokunuyor musun? Şişeler, kutular, ambalajlar, bardaklar, kapaklar… liste uzayarak devam ediyor. Plastik, hayatımızın hemen hemen her alanına yerleşmiş durumda ve biz bunun farkında değiliz.

Gündelik hayatımızdaki bu plastik bağımlılığı, bir kişinin günde ortalama 2 kilo plastik çöp ürettiği bir kirlilik haline geldi. Bu rakam 1960’lı yılların en çok atık üretildiği gününkinden 700 gram daha fazla. En çok merak edilen soru ise şu: bu nereye kadar devam edecek?

1-Bugüne kadar üretilen her plastik, farklı şekillerde ya da formlarda varlığını sürdürüyor

Temas ettiğiniz bütün plastikleri hayal etmeye çalıştınız mı hiç? Demek istediğim, çocukluğunuzdan bu yana dokunduğunuz plastik olan her şeyi. Evet ezici bir yığın geliyor aklınıza, ama bu bütün insanların oluşturduğu plastik atıklarınki kadar ezici değil. Ve işte gerçek şu ki; bu plastikler zamanla aşınıyor ama asla yok olmuyor.

Yapılan bir araştırmaya göre, sık kullanılan plastikler okyanusta mikro parçalara bölünüyor ama hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmıyorlar. Bunun yerine süresiz olarak varlıklarını devam ettiriyorlar ve ekosisteme verdikleri zarar aratarak devam ediyor. Eğer okyanusta mikro plastikler varsa ve birikmeye devam ediyorsa, balıkların onlarla temas ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz, değil mi?

2-2050 yılına kadar okyanuslarda balıktan çok plastik olacak

Dünya Ekonomik Forumu’nun raporuna göre, 35 yıl sonra petrol üretiminin %20’si plastik yapımında kullanılıyor olacak, yani bugünkü orandan 5 puan daha fazla. Aynı rapora göre şu anki plastik talebimiz 1964 yılındakinden 20 kat daha fazla, yani 311 milyon tona ulaşmış durumda. Talep artmaya devam ediyor ve önümüzdeki 20 yıl içerisinde iki katına, 2050 yılında ise 4 katına çıkması bekleniyor.

3-Üretilen plastiğin sadece %5’i etkili bir şekilde geri dönüştürülebildi

Plastiklerin yok olmadığını göz önünde bulundurarak, onların mutlaka geri dönüşüme sokulduğunu düşünebilirsiniz. Ama durum ne yazık ki öyle değil. Aslında dünyadaki plastiklerin sadece %5’i etkili bir şekilde geri dönüştürülebiliyor. %40’ı depolama alanlarında bekletilirken, 1/3’ü okyanuslar gibi kırılgan ekosistemlerin içerisinde varlığını sürdürüyor. Her yıl 8.8 milyon ton plastiği okyanuslara döktüğümüz tahmin ediliyor.

4-Eğer balık tüketiyorsanız, aynı zamanda plastik de tüketiyorsunuz

Uzun zamandır, yediğimiz balıkların, yaşadıkları nehirlerde, koylarda ve okyanuslarda toksik kimyasallara maruz kaldıklarını kabul etmiş durumdayız. Cıva bu kimyasallar içerisinde en dikkat çekeni, çünkü bazı balıklarda oldukça yüksek miktarda bulunuyor.

Fakat cıva, balıkların dokularıyla emdikleri ya da yuttukları kimyasallardan sadece biri. Scientific Reports’un yakın zamanda açıkladığı verilere göre plastik bağımlılığımız ve atıklarımızı okyanuslara dökme alışkanlığımız balıkları doğrudan etkiliyor.

Çalışmayı yayımlayan Davis Üniversitesi’nden doktora sonrası araştırmacı Chelsea Rochman, “Okyanuslar, temel olarak tüm zehirli kimyasallar ve genel olarak atıklar için bir klozet gibi” diyor. “Bunun sonucunda da deniz ürünlerindeki ve doğal yaşamdaki gıda zincirinde bu kimyasalları görmeye başlıyoruz.”

5-Okyanuslardaki akıntılarla oluşan plastik adalar

Devasa çöp yığınları, okyanuslardaki dairesel akıntılar nedeniyle oluşuyor. Kuzey Pasifik akıntısı, Doğu ve Batı Pasifik Çöp Adaları olarak bilinen devasa plastik yığınların oluşmasını sağladı. Orta Kuzey Pasifik’teki akımın yarattığı çöp dalgası okyanusta yüzlerce kilometre uzanıyor.

Peki ne yapabiliriz?

Plastiksiz bir dünya için katkı sunabileceğiniz birçok yol var. Öncelikle, alışveriş için poşet yerine çanta taşımayı ve plastik şişeler yerine cam ya da metal şişeleri tercih edin. Bu hızlı ve kolay yöntem, biriktirdiğiniz plastik atık miktarını önemli ölçüde azaltacaktır. Ama bununla yetinmeyin; bez torbalar, cam kavanozlar ve yeniden kullanılabilir kaplar edinin. Bu sıfır atık yardımcılarını toplu yiyecek ya da toplu baharat satın alırken, bir restoranda bitiremediğiniz yemeğinizi sonra değerlendirmek için evinize taşırken kullanabilirsiniz.

Tek kullanımlık ambalajları, sandviç paketlerini, meyve suyu kutularını ve diğer tek kullanımlık plastikleri kullanmayı reddedin. Ardından, bir kafeye, bara ya da restorana giderken kendi kupanızı ya da bardağınızı yanınızda götürün. Tabii bunu yaparken oradaki çalışanlardan izin almayı unutmayın. Onların da hoşuna gidecektir, çünkü bu onları da kurtarıyor!

Bir sahili, yolu, ya da parkı temizlemek için gönüllü olabilirsiniz. Bunun için arkadaşlarınızı da ikna edip, hep birlikte zamanınızı doğa için güzel bir jest yaparak geçirebilirsiniz.

Sözünüzün geçtiği alanlarda ya da topluluklarda plastik torbanın ya da plastik bardağın yasaklanmasına ön ayak olun. Her yerellikte yapılacak bir şeyler mutlaka vardır.

Son olarak ve en önemlisi, etrafınıza da doğa sevgisini aşılayın ve onları plastik kullanmamaları yönünde bilinçlendirin. İşe ailenizden ve yakın arkadaşlarınızdan başlayın. Nasıl bir fark yarattığınızı göreceksiniz…

Bu yazı bugday.org/ dan alınmıştır

 

Yazının İngilizce orjinali

Çeviren: Turgay Özçelik

 

Marina Qutab

 

Portland’da anarşistler şehrin sokaklarındaki yol çukurlarını onarıyor

Portland Oregon’da anarşistler sokaklara çıktılar – yolları tamir etmek için. “Yolları tamir edebiliriz” diye iddia eden anarşistler yol çukurlarını onarıyor ve bunu sosyal medyadan duyuruyorlar.

28 Şubat’ta grup şöyle yazdı:

“Bugün başarılı bir ön çalışma gerçekleşti. 37 ve 39. sokaklar arasında güneydoğu Salmon’da 5 yol çukuru tamir ettik. Yamalarımızın ne kadar uzun ömürlü olacaklarını önümüzdeki günlerde ve haftalarda onları izleyeceğiz. Herkese destekleri için teşekkürler.”

Facebook sayfalarında grup bu faaliyeti neden yaptıklarını anlattılar:

“Çünkü bizler, karşılaştığımız sorunları, devletin dışında, toplumsal inşa çözümleriyle düzeltmeye inanıyoruz. Çünkü toplum anarşistleri sadece cam kıranlar ve yol kesenler olarak tasavvur ediyor. Çünkü siyasi bir teori olarak anarşizmle karşılaşıldığında devletçiler çoğunlukla “Yolları kim tamir edecek?” diye soruyor. Çünkü Portland şehri, yolları uygun zamanda ve düzgün şekilde tamir etmeyi reddediyor.

Bizler Portland Anarşist Yol Bakımıyız. Bizler toplum tarafından yönlendirilmiş doğrudan eyleme inanıyoruz. Bizler devletin, askerileştirilmiş bir polis gücüne yatırım yapmayı yolların bakım ve onarımından daha çok önemsediğine inanıyoruz.

Portland şehri bu kış fırtınası boyunda önleyici bakım ve havanın düzelmesine rağmen yavaş ilerleyen tamir faaliyetlerinde apaçık vurdumduymazlık sergiledi. Her gün bu ihmal bisikletlileri tehlikeye atıyor, insanların taşıtlarına zarar veriyor, çarpışma ve bedensel yaralanma risklerini arttırıyor.

Portland Anarşist Yol Bakımı şehir genelinde ekipleri harekete geçirmeyi, mahallelerimizde yolları onarmayı, bir topluluk inşa etmeyi ve toplumsal sorunlara devlet dışında çözümler bulmayı amaçlıyor.”

Haber: Ali Serdar Gültekin

(Yeşil Gazete, Its Going Down.org)

Ödüllü yeşil kampanya ve projeler Avrupa’da buluştu

 

Avrupa Çevre Kuruluşu/European Environment Foundation (EEF)’nun, Almanya’nın Freiburg kentinde bu sene 6.’sını düzenleyerek dünya çapında uluslararası çevre ödülü alan 40 ülkeden eski-yeni 100 vizyoneri bir araya getirdiği, deneyimlerini, fikirlerini buluşturmayı ve yaratıcı çözümlerini ortaklaştırmayı amaçladığı kongre geçen hafta 9-12 Mart günleri arasında gerçekleştirildi.

Kent merkezinden bir görünüm, Freiburg

Kongre mekanı olarak Freiburg’un seçilmesinde kentin güneş enerjisi, sürdürülebilir yaşam tarzı, çevre-ekoloji alanlarında eğitim, biyoçeşitlilik gibi pek çok alanda çözüm sunması, bu özelliğiyle de  “Yeşil Kent Freiburg” adını hak etmesi geliyor.

Geçen yıl Aralık ayında verilen Nükleersiz Gelecek Ödülü’nün sahiplerinden olması nedeniyle Türkiye’den  Avukat Arif Ali Cangı’nın da davet edildiği kongrede ödül sahipleri çalışma konularına, yaratıcı projelerine dair sunumlar yaptı, çevre ve ekoloji konularında iyileştirmelerin sağlanması, sürdürülebilir gelecek ve yeşil bir dünya  için uzmanlar görüşlerini paylaştı. Benim de katılım imkanı bulduğum kongreye dair aşağıda okuyacaklarınız, daha yeşil bir dünya için yaratıcılıklarını ortaya koyan, uğraş ve mücadele veren insanların inovatif çalışmaları üzerinden geleceğe dair olumlu tahayyüllerinizi arttıracak, içinizi ümitle dolduracak türden.

Açılış konuşmasında iklim değişikliğine vurgu!

Almanya’nın eski Cumhurbaşkanlarından, Horst Köhler, açılış  konuşmasını yaptığı kongrede dünyanın karşı karşıya olduğu iklim değişikliğine dikkat çekerek ülkelerin gelişmişlik seviyelerine göre değil eşzamanlı ve birlikte olacak şekilde enerji ve kaynak kullanımı sorununa çözüm bulması gerektiğine işaret etti.

Almanya eski cumhurbaşkanı Hörst Köhler

Üretim ve tüketim şeklimiz değişmeli

Konuşmasında 2013 Birleşmiş Milletler İklim değişikliği Konferansı’nın ve Paris anlaşması’nın dünya çapında bir çok ülkeyi bir araya gelerek ortak karar alınabilmesinin önemine değinen Köhler, dünyadaki tüm faaliyetlerin,gezegenin geleceği açısından birbiriyle bağlantılı olduğunu ve bir değişim sürecine geçilmesi gerektiğini ifade etti, Köhler’e göre ne yediğimiz, ulaşım şeklimiz, nasıl çalıştığımız, enerjiyi sadece nasıl ürettiğimiz değil nasıl tükettiğimiz de  bu değişim sürecine girmeliydi. Bu şekilde bazı sektörlerin kapanması zorunlu olarak iş kayıplarını getirse de yenilenebilir enerji alanındaki  istihdam imkanları ve inovasyon insanlığı avantajlı konuma getirebilecekti. Kaldı ki son yıllarda maliyetlerde sağlanan düşüklük yenilenebilir enerjiyi daha rekabetçi ve karlı bir iş alanı  konumuna bile getirmiş bulunuyordu.

Fakirliği bitiren ilk, iklim değişikliğini durduran son nesil olmaya tek engel insanlığın paradoksu

Köhler’e göre değişim imkanlarıyla gelecekti öyle ki bu nesil değişmeyi başarırsa fakirliği bitiren ilk, iklim değişikliğini bitiren son nesil olmuş olacaktı. Herkesin temiz hava solumaya ve sağlıklı bir çevrede yaşamaya hakkı vardı, yaşanacak iş kayıpları ise yeni sektörlerde karşılığını bulacaktı. Lakin tüm bu değişim için tek engel insanın paradoksu dolayısıyla,  bu paradoks çerçevesinde uygulanan politikalar, alınan siyasi kararlardı.

“İklim değişikliğini önlemenin sadece kutup ayılarını kurtarmak için değil, insanları kurtarmak için gerektiğini fark ettim”

3 günlük program kapsamında daha yeşil ve yaşanabilir bir dünyayı inşa etmeye kendilerini adamış olan projelere de yer verildi. Bunlardan biri olan Felix Finkbeiner’in  11 yaşında başlayarak bugüne taşıdığı Plant For the Planet (Gezegen için Ağaçlandır) kampanyası.  Bugün 19 yaşındaki Finkbeiner çevreci arkadaşlarından oluşan grupla Birleşmiş Milletler’in 1 Milyar Ağaç kampanyasına katılmış ve 130 ayrı ülkede tam 14 Milyar Ağaç dikmiş. Grup ağaç dikme işinde hedefi büyüterek ağaç sayısını 1 Trilyona çıkarmanın peşinde ki dünya nüfusu üzerinden bir hesapla kişi başına 150 ağaç dikilmesi anlamına  geliyor. Bugün  dünya genelinde 1’er günlük eğitim almış olan  9-12 yaş aralığında 55 bin çocuğun üyesi olduğu “İklim adaleti elçileri”adı altında bir oluşuma evrilmiş durumdaki grupta Türkiye’den de çocuklar yer alıyor .

Finkbeiner iklim değişikliğinin vurucu etkisini  : “İklim değişikliğini önlemenin sadece kutup ayılarını kurtarmak için değil, insanları kurtarmak için gerektiğini fark ettim” ifadesiyle gayet iyi anlatıyor. Daha fazla bilgi için  https://www.plant-for-the-planet.org/en/home

Solda 11 yaşındaki haliyle Felix Finkbeiner, sağda Tristram Stuart

Süpermarket standartlarına uymadığı için atılan taze sebze ve meyvelere dikkat!

Diğer bir  yaratıcı kampanya ise ödüllü yazar ve kampanyacı Tristram Stuart’a ait. Gıda üretiminin dolayısıyla da tüketiminin çevresel ve sosyolojik etkilerini baz alarak kurduğu Feedback(Geribesleme) yardımlaşma ağının sağladığı başarı Stuart’a 2011 yılında  ödül kazandırmış. Sözkonusu Feedback: “Feeding the 5000/5000 Kişiyi beslemek” kampanyası marketlerde sırf standratlara uymadığı için atılan taze sebze ve meyvelerle Trafalgar meydanına toplanan 5000 kişiyi doyuracak kadar çok olduğunu göstererek miktarın büyüklüğüne dikkat çekilmesini sağlamış. Birleşmiş Milletlerin Çevre Programı kapsamında kabul gören kampanya bu şekilde pek çok ülkede uygulanmış bulunuyor. Kampanya bana bir yönüyle Türkiye’de  katıldığımız Bombalara Karşı Sofralar’ı hatırlattı. Stuart bir de atık ekmekleri değerlendirerek Toast Ale bira şirketini kurmuş.

2,5 milyon çocuğun hayatını kurtaran proje

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), verilerine göre dünyada arsenik nedeniyle kitlesel ölümlerin görüldüğü Bangladeş’te görülüyor. Heriott Watt Universitesinden  Professor Bhaskar Sen Gupta ve onun ekibi daha önce su yönetimi konularında 2010 ve 2011 yıllarında çeşitli ödüllere layık görülen Bright Green Energy Kurucusu Mr Dipal Barua ile birlikte çalışarak ilk defa Subterranean Arsenic Arındırma tesisini kurmuş ve bölgede kullanılan, okullara, çevre ilçelere verilen suyun güvenli hale getirilmesini sağlamışlar. Batı Bangladeşte 2,5 milyonu çocuk 10 milyon insanın yaşadığı gözönüne alınırsa bu buluş ciddi anlamda hayat kurtarıcı nitelikte.  Elektriğini güneş enerjisinden sağlayan tesis aynı zamanda yeraltı suyunu arsenikten arındıran dünyadaki en temiz tesis olarak biliniyor. Daha fazla bilgi için http://www.insituarsenic.org/

 “Kirlettiğiniz bölgeyi şimdi temizleyin ve milyonlarca insanın hayatını kurtarın”

Kongreye katılanlardan İranlı bilim insanı, yazar, araştırmacı olan Dr Mozhgan Savabieasfahani ise 2003 yılından beri Irak savaşında kullanılan uranyum mermilerinin çocuklar ve  halk sağlığı üzerine araştırmalar yapıyor. Bu çalışması ona  2015 yılında Rachel Carson ödülünü kazandırmış. Çevresel toksikoloji üzerine 30 kadar yayını ve Amerikan üslerinin yakınlarında yaşayan Iraklı çocuklarda kurşun zehirlenmeleri üzerine çalışmaları olan Dr. Savabieasfahani’nin ayrıca doğum anomalileri hakkında da çeşitli bilimsel yayınları bulunuyor.

Çıplak Ayaklar Koleji’nin Güneş Anneleri !

En çok etkilendiğim karbon emisyonu azaltan, uzun soluklu çözümler üreten güneş enerjisini çok sayıda köydeki hayatı dönüştüren, bu yönüyle elektrik ihtiyacını karşılarken istihdam yaratarak insanlara gelir sağlayan “Barefoot College/Çıplak Ayaklar Koleji oldu. Bunker Roy’dan dinlediğimiz Çıplak Ayaklar Koleji, dünya genelinden katılım gösteren  köylerde yaşayan eğitimli olmayan orta yaşlı kadınlardan temel bir eğitimle güneş mühendisleri yaratıyor. Çıplak Ayaklar Koleji Hindistan’da Gandhi’nin ruhunu taşıyan onun sürdürülebilirlik üzerine düşüncelerini baz alarak  faaliyet gösteren oluşumlardan.

“Kış oldu da kocamın yüzünü gördüm!” 

Eğitim alanların köyleriyle bağları güçlü ve köyünde sözü geçen teyzeler olması ise, teyzelerin elektrik imkanından yoksun köylerinde güneş enerjisinin daha kolay kabul edilmesini sağlıyor.  Fakat yaz döneminde işin yoğun olması, Teyzeleri ailelerinden, kocalarından biraz ayırmış, içlerinden. Çıplak Ayaklar Koleji, 2000 yılından beri köylere güneş enerjili su ısıtma sistemi sunarken son yıllarda güneş enerjisinden elektrik üretimine yüzünü çevirmiş ve Solar Mama’lar (Güneş Anneleri) ile yoluna devam ediyor. Daha fazla bilgi için https://www.barefootcollege.org/

Genel olarak kongreye dair bilgi vermeyi amaçladığım bu yazının ardından ödül alan çalışmalardan henüz bahsetmediğim ikisine önümüzdeki günlerde özel olarak yer vermeye çalışacağım. Öyle görünüyor ki dünyayı felaketlere sürükleyen insanın karşısında çözümü yine insan bulmak zorunda. Elektriği olmayan köylerde yaşayanlar, arsenikli su içmek zorunda kalan çocuklar, uranyum mermilerinin zehirlediği topraklarda  ölümle iç içe yaşayanlar,  insanlar yalnız değil. Güzel kalpli insanlar için düşünmek ve sorunu ve kullanılacak araçları tespit etmek mümkün olduğu sürece çözüm var.

Son olarak belirtmem gerekir ki, kongrenin bu seneki en önemli çıktısı çevre aktivistlerine yönelik şiddetin durdurulması için katılımcıların ortaklaşarak imzaladığı çağrı metni oldu. Dünyada iklim değişikliği, biyoçeşitliliğin azalması, ekosistemlerin bozulması ve doğal kaynakların tükenmesi,  gibi sorunlar nedeniyle çevre aktivistlerinin daha görünür olduğunu, görünür olduğu oranda da aktivistlerin, iş planları bozulanların şiddetine uğradığını, hapse atıldığını  hatta suikaste uğradığını teslim eden metin 2015 yılında 185 çevrecinin öldürülmüş olduğunu hatırlatıyor.

Çağrı metni,katılımcıların  ekosistemi, doğal kaynakları korumaya, iklim değişikliğini önlemek için çalışmaya  ve gerek devlet gerekse özel sektördeki aktörlerin iktisadi faaliyetlerini izlemeye devam edeceklerine, çevrecilerin sağlık ve güvenliklerin tehdit edilmesine karşı sessiz kalınmayacağına dair tek tek imza vermesinin ardından karara bağlanarak kamuoyuyla paylaşıldı.

 

Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)