Ana Sayfa Blog Sayfa 3208

Çanakkale, içme suyu için altın madencilerine karşı ayakta

Çanakkale’nin tek içme ve kullanma suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı, siyanürlü altın madencilerinin tehdidi altında.

Altın madeni şirketlerinin, barajın su toplama havzasında işletmeye geçmek üzere geçici ruhsat almaya çalışması, Çanakkale halkını ve sivil toplum kuruluşlarını ayağa kaldırdı.

Altın’cı filo, Kirazlı’dan defol

Yıllardır Kaz Dağları ve çevresinde vahşi madenciliğe ve kömürlü termik santrallere karşı mücadele eden yaşam savunucuları, şirketlerin dev çukurlar açarak siyanürle altın çıkarmak istediği bölgede yer alan Kirazlı köyündeki Balaban Tepesi’nde buluşarakdoğa talanına ‘Dur’, dedi.

2 Nisan Pazar günü, Çanakkale’deki doğa yürüyüşü gruplarının da katılımıyla 150 kişi, Kirazlı köyünden Balaban Tepesi’ne yürüdü. Yaklaşık 8 kilometre süren yürüyüşün sonunda, altın madeni şirketlerinin siyanürle altın çıkarma hazırlığında oldukları Balaban Tepesindeki orman gözetleme kulesine Altın’cı filo, Çanakkale’yi terk et ’ yazılı pankart asıldı.

Başka suyumuz yok!

Atikhisar Barajı‘nın su toplama havzasında faaliyete geçme ve Balaban Tepesindeki orman gözetleme kulesini başka bir tepeye taşıma planları yapan altın şirketlerine tepki gösteren grup adına, İda Dayanışma Derneği’nden İbrahim Gül açıklama yaptı:

“Kirazlı – Balaban Tepesine, biricik içme suyu kaynağımız Atikhisar Barajı’nı korumaya, savunmaya geldik. Etrafımızdaki Yumrudağ, Tatar Gediği, Kayalıdağ, Aladağ, Çatalkaya, Kirazlı tepelerini içine alan 3o kilometrelik çember, barajımızın en kıymetli su toplama havzasıdır. Buradayız, çünkü duyduk ki altın madencileri bulunduğumuz bu tepeyi dinamitlerle patlatmak, siyanür havuzlarıyla işletme açmak, altın çıkarmak, bu orman gözetleme kulesini yıkıp karşı tepeye götürmek istiyorlarmış. Biz buna asla izin vermiyoruz.”

“Bakan Veysel Eroğlu, maden ruhsatlarını iptal etsin”

Açıklamanın devamında, aynı gün temel atma törenine katılmak üzere Çanakkale’ye gelen Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’ndan, maden ruhsatlarının iptal edilmesi talep edildi: “Bakan Eroğlu’na sesleniyoruz, bakanlığın doğal görevi, ormanlarımıza ve sularımıza sahip çıkmaktır. Altın madencilerinin ruhsatları iptal edilsin, milyonlarca ağaç kesilmesin, dağlar patlatılıp yok edilmesin. Bu dağlardan altın çıkaracağız diye on yıllığına gelip buraları katleden şirketler yüzünden, derelerimize, Atikhisar Barajımıza binlerce ton siyanür, kurşun, civa, arsenik akacak. Atikhisar Barajımız, ‘atık hisar’ barajı olacak, zehir çukuru olacak!”

Grup, açıklamanın ardından Kirazlı – Balaban mesire alanına yürüdü. Burada çocuk, genç, yaşlı yaklaşık 500 kişinin katılımıyla, Balaban çeşmesinin başında yapılan basın açıklamasında, Atikhisar Barajı’nı yıllar sonra yok olmasına sebep olabilecek siyanür tehlikesine dikkat çekildi. Şehrin tek içme suyu kaynağı için hep birlikte mücadele mesajı verildi.

İda Dayanışma Derneği, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Çan Çevre Platformu’nun da destek verdiği eylemde, Kirazlı altın madeni işletmesinin faaliyete geçmesi halinde bir ton kayaç için üç ton suyun zehirlenerek yok edileceği,  Çanakkale halkının, suyunu korumak için takipte ve yan yana olduğu ifade edildi.

120 bin kişinin suyunu kirletemezler

İda Dayanışma Derneği Başkanı İlhan Pirinçciler, “Biz bugün burada 500 kişi, Çanakkale halkının temsilcisiyiz. Havamızı, toprağımızı, bu çeşmeden yüz yıldır akan suyumuzu siyanürle, ağır metallerle kirletecek şirketlere dur diyoruz. 120 bin kişinin içme suyunun toplama havzasında açacakları dev çukurlardan siyanürle altın çıkarmak istiyorlar. Yaşam hakkımızı, doğayı altın madeni ve kömürlü termik santral talanına karşı yıllardır savunan vicdanlı insanlar olarak, Atikhisar Barajı’nın su toplama havzası olan bu vadilerin, ormanların zehirlenmesine izin vermiyoruz.”

“Bu dağların elmasını, kirazını, şeftalisini yiyen, bu dağlardan su içen, köylerinde yaşayan, buradan beslenen insanların bu dağlarda hem hakkı var, hem de bu dağlara borcu var. Çanakkale Belediyesi yanımızda. Biz bu altın şirketiyle davalığız. Bu davamızı, buradaki 500 kişi 50 bin kişi olup el ele, kol kola Çanakkale’den Atikhisar Barajına kadar insan zinciri yapana kadar bırakmayacağız.” dedi.

El Salvador örnek olsun Çanakkale’ye

Basın açıklamasına “Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Karadeniz yaylalarından, derelerine, Toroslar’dan, Kaz Dağı’na, Munzur’a, Diyarbakır Hevsel Bahçeleri’ne kadar havamızı, toprağımızı, suyumuzu talan edecek projelere izin veren iki bakanlıktır. Onları da burada protesto ediyoruz.” sözleriyle devam eden İlhan Pirinçciler, dünyada metal madenciliğini yasaklayan ilk ülke olan El Salvador’u işaret ederek, Çanakkale Belediyesi’nden Kirazlı altın işletmesi için emsal bir karar beklediklerini ifade etti:

“Çanakkale Belediyesi’nin nisan ayı meclis toplantısının gündeminde, Kirazlı Maden İşletmesinin olduğunu biliyoruz. Çanakkale’de yaşıyoruz, çeşmesinden su içiyoruz, suya para veriyoruz. Suyumuza siyanür, ağır metaller karıştıracaklar, bu nasıl iş? Bu madenler hepimizin meselesi. Çanakkale Belediyesi’nin bu ayki meclis toplantısında, Çanakkale’nin su toplama havzasında, Kirazlı -Balaban tepesinde siyanürlü altın madeni işletmeciliğine izin vermiyoruz kararı çıkmasını talep ediyoruz. Orta Amerika ülkesi El Salvador, özellikle su kaynaklarını korumak için şirketlerin maden aramasını yasaklandı. El Salvador’un yaptığını Çanakkaleliler de yapar.”

‘Altın tekelleri Çanakkale’yi terk edecek, başka yolu yok’

CHP İl Genel Meclisi Üyesi, Ziraat Mühendisi Hicri Nalbant, maden şirketlerinin köyleri dolaşarak sizin suyunuza bir şey olmayacak diye yalan söylediklerini öğrendiklerini, Atikhisar Barajı’ndan su almalarına da barajı zehirlemelerinde de izin vermeyeceklerini söyledi:

“Altın tekelleri, altın aramak için Kaz Dağları’nı delik deşik ediyorlar. Fırsat bulurlarsa işletmeye de geçecekler. Bunlardan 8 – 9 tanesi şu anda hazırlık yapıyor, en önemlisi de Kirazlı işletmesi. Ağı Dağı’nda, Lapseki’nin Şahinli köyünde de uğraşıyorlar. Bu yabancı şirketler suymuş, barajmış, ağaçmış, insanmış hiç birine bakmadan, buradan altın çıkarıp kendi ülkelerine ucuza götürmek için çalışıyorlar. Beş yıl önce de ÇED toplantısı için gelmişlerdi. Her şeylerini yalan üzerine kurmuşlar, yukarı köylerde dolaşırken demişler ki sizin köye bir şey olmayacak, işletmeyi diğer köye kuracağız. Öbür köye de aynısını söylemişler. Bu madenin suyu yok. Suyu olmadığı sürece burada işletme açamazlar. Atikhisar Barajı’ndan da damla su alamazlar. Bugünkü kalabalık kartopu gibi katlanarak büyüyecek. Altın tekelleri de bir süre sonra buraları terk edecek. Başka yolları yok.”

 

Basın açıklamasının ardından pilav ve ayran ikramı yapıldı, kalabalık dağıldı.

 

Haber: Güneş Dermenci
(Yeşil Gazete)

Ankara’da kanser uyarısı yapan ATO ve MMO’ya ‘müşterileri azalttın’ davası!

Ankaralıları kanser tehdidi ile başbaşa bırakan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, 350 ton asbestli Havagazı Fabrikası’nın yıkım işlemine itiraz ederek konuyu gündeme taşıyan Ankara Tabip Odası (ATO) ve Mimarlar Odası Ankara Şubesi’ne Maltepe Pazarı Seyyar Satıcılar Dayanışma ve İşletme Kooperatifi tazminat davası açtı.

Ankara Büyükşehir Belediyesine yakınlığı ile bilinen Maltepe Pazarı Seyyar Satıcılar Dayanışma ve İşletme Kooperatifi, ATO ile Mimarlar Odası Ankara Şubesi yönetim kurulu üyeleri aleyhine Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde bir tazminat davası açtı. Davada, ATO ile Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin asbestli yıkımın yol açtığı zarar ve tehlikelerden kaynaklı yetkililer ile halkı uyarmaya dönük açıklamaları nedeniyle, Maltepe Pazarı esnafının zarara uğradığı, pazara gelen müşteri sayısının azaldığı iddia edildi.

Bir zarar varsa Büyükşehir Belediyesi sorumlu

Davaya karşı yazılı savunma yapan ATO Hukuk Bürosu Avukatları tarafından, ATO’nun kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütü olduğu, tabip odasına verilen kamusal görev, yetki ve yükümlülükler kapsamında, “Halkın sağlığını korumak” olduğu belirtildi. Savunmada, tazminat talebine konu yapılan ve “haksız fiil” olarak nitelenen eylemlerin, kamu tüzel kişiliğine haiz bir meslek örgütünün, yasa ile tanınmış görev ve sorumlulukları kapsamında, hukuka uygun olduğu gibi, hukukun, kamu yararı ve hizmet gereklerinin zorunlu kıldığı çabalar olduğu vurgulandı.

Savunmada, Maltepe Pazarı esnafı nezdinde bir zarar, bir ticari kayıp doğmuş ise, bunun failinin, asbestli Havagazı Fabrikası’nın yıkımını mevzuata ve usule aykırı biçimde gerçekleştiren, Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkilileri olduğunun altı çizildi. Ayrıca, tabip odasının, yıkım bölgesinde faaliyet gösteren kendi sağlıkları da tehlike altında olan Maltepe Pazarı esnafı da dahil, halkın sağlık hakkını koruma yolunda hukuka uygun ve hatta kamu yararı açısından elzem bir çabayı sergilediği kaydedildi.

Cumhuriyet’in tutuklu yönetici ve yazarları hakkında 156 gün sonra iddianame hazırlandı

Cumhuriyet gazetesi yöneticisi ve yazarları hakkında iddianame hazırlandı. İddianamenin hazırlandığı Sabah gazetesi tarafından duyuruldu ancak Cumhuriyet gazetesinin avukatları, Sabah’a yapılan servisten sonra iddianameyi görebildi.

Cumhuriyet gazetesi yönetici, yazar ve avukatları hakkında “PKK/KCK, FETÖ/PDY ve DHKP/C’ye müzahir oldukları” iddiasına ilişkin olarak yürütülen soruşturma kapsamında gözaltı kararlarından 156 gün sonra 436 sayfalık bir iddianame hazırlandı.

Başsavcı Vekili Mehmet Akif Ekinci ve Cumhuriyet Savcısı Yasemin Baba tarafından hazırlanan iddianamede, gazetenin eski yayın yönetmeni Can Dündar, Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Cumhuriyet Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Bülent Utku, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, Cumhuriyet Gazetesi Yayın Danışmanı Kadri Gürsel ile gazetenin yazarlarından Aydın Engin’in de aralarında bulunduğu 19 kişi hakkında, Türk Ceza Kanunu’ndaki ‘anayasal düzene karşı suçlar’ ve Terörle Mücadele Kanunu’nun ceza artırımını öngören düzenlemesi kapsamında 7,5 yıldan 43 yıla kadar hapis cezaları isteniyor.

Ahmet Şık’ın dosyasıyla birleştirildi

Cumhuriyet yazar ve yöneticilerinden 61 gün sonra gözaltına alınarak tutuklanan gazetenin muhabirlerinden Ahmet Şık’ın dosyasının da ana dosyayla birleştirildiği iddianamede, gazetenin son üç yıldaki yayın politikası ile vakıf yöneticilerinin ‘genel yayın yönetmeni’ tercihi ve tanık ifadelerinde öne sürülen iddialar başlıca suçlama dayanağı olarak gösteriliyor.

Köşe yazıları ve tweetler de delil sayıldı

İddianamede, Cumhuriyet’te yer alan bazı haberler ve köşe yazıları, eski Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun’un Ekim 2013’teki vakıf seçiminde usulsüzlük yapıldığı iddiasına yönelik Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği şikâyet dilekçesi ve CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın “Cumhuriyet’te FETO’culuktan Kürtçülüğe kadar her şey serbest CHP milletvekili olarak yazı yazmak yasak” tweeti de delil olarak yer alıyor. Prof. Halil Berktay’ın Kasım 2016’da serbestiyet.com’da kaleme aldığı “Özellikle Can Dündar, Cumhuriyet gazetesini Gülen Cemaati’nin yeni yayın organı haline getirmeyi üstlendi” ifadesinin geçtiği yazı da delil olarak dosyaya alındı.

Cem Küçük’ten Hüseyin Gülerce’ye ‘tanık’ listesi

İddianamede, Cumhuriyet gazetesinin 7 Mayıs 1924’te Atatürk’ün talimatıyla yayın hayatına başladığı anlatıldı. Gazetenin 90 yıllık geçmişinde kurucusu Yunus Nadi’nin belirlediği amaç ve hedefleri çerçevesinde yayın yaptığı kaydedilen iddianamede, son 3 yılda ise geçmişinin ve kuruluş felsefesinin tam aksi yönünde değişime uğradığı iddia edildi. Bu iddialara dayanak olarak ise bazı isimlerin ‘tanık’ olarak ifadelerine başvuruldu. 17 kişinin yer aldığı isimler arasında Cem Küçük ve bir dönem Fethullah Gülen’e en yakın isimler arasında yer alan Latif Erdoğan ile Hüseyin Gülerce de var.

İddianame kapsamında tanıklıklarına başvurulan isimler şöyle:

1- İnan Kıraç (Cumhuriyet Vakfı eski Yönetim ve Danışma Kurulu üyesi)

2- Alev Coşkun (Cumhuriyet Vakfı eski Yönetim Kurulu üyesi)

3- Mustafa Pamukoğlu (Cumhuriyet Vakfı eski Denetim Kurulu üyesi)

4- Nevzat Tüfekçioğlu (Cumhuriyet Vakfı eski Yönetim Kurulu üyesi)

5- Şükran Soner (Cumhuriyet Vakfı eski Yönetim Kurulu ve Danışma Üyesi, -halen- Cumhuriyet Gazetesi yazarı)

6- Nail İnal (Cumhuriyet Vakfı eski Yönetim Kurulu Üyesi)

7- Talat Atilla (Gazeteci yazar)

8- Rıza Zelyüt (Gazeteci yazar)

9- Mehmet Faraç (Cumhuriyet gazetesi eski yazarı)

10- İbrahim Yıldız (Cumhuriyet gazetesinin eski Yazı İşleri Müdürü ve  eski Genel Yayın Yönetmeni)

11- Latif Erdoğan (Gazeteci – Yazar)

12- Hüseyin Gülerce (Zaman Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni ve yazarı,  Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı eski Mütevelli Heyet Başkanı)

13- Cem Küçük (Gazeteci – Yazar)

14- Ali Açar (Cumhuriyet Gazetesi Muhabiri)

15- Miyase İlknur (Cumhuriyet Gazetesi Muhabiri)

16- Aykut Küçükkaya (Cumhuriyet Gazetesi Haber Koordinatörü)

17- Ceyhan Mumcu (Gazeteci-Yazar )

ByLock kullanan yok, Bylock kullananlarla telefon görüşmeleri delil sayılıyor

İddianamede ‘FETÖ’ suçlaması yöneltilen 19 kişinin Gülen cemaatinin kripto haberleşme programı olduğu belirtilen ByLock kullanan kişilerle yoğun irtibatının olduğu öne sürülüyor. Cumhuriyet Gazetesi Yayın Danışmanı Kadri Gürsel’in 92 ByLock kullanıcısı ile irtibatlı olduğu iddia edilirken, 19 kişinin tek tek kaç ByLock kullanıcısı ile irtibatlı olduğu iddiası sıralanıyor. İrtaibatlı olduğu öne sürülen ByLock kullanıcılarının polis, öğretmen, müezzin, akademisyen, asker ve kamuda çalışan çeşitli meslek gruplarına mensup olduklarının tespit edildiği belirtiliyor. “Bu görüşmelerin hayatın olağan akışına ters olduğu” iddiasının dile getirildiği iddianamede, şu ifadeye yer veriliyor:

“Her ne kadar günün sosyal ve ekonomik koşulları ile iletişim olanaklarındaki yaygınlık dikkate alındığında insanların birbirleriyle irtibat kurması normal görülebilecek ise de, farklı meslek grupları ve sosyal çevrelerden olan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü nedeniyle haklarında soruşturma yapılan tutuklu ya da firari öğretmen, polis, asker ve diğer kamu görevlileriyle sıklıkla görüşülmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı gibi tesadüfi de görülemeyeceği açıktır.”

Kime, ne kadar ceza isteniyor?

İddianamede Can Dündar, Mehmet Murat Sabuncu, Mehmet Kadri Gürsel, Aydın Engin, Bülent Yener ve Günseli Özaltay’ın “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” iddiasına dayanan suçlamadan ayrı ayrı 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.

Gazetenin İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Mehmet Orhan Erinç ve Önder Çelik’in “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” iddiasına dayanan suçlamadan ayrı ayrı 11,5 yıldan 43 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istendi.

Savcılar; Bülent Utku, Musa Kart, Hakan Karasinir, Mustafa Kemal Güngör, Hikmet Aslan Çetinkaya’nın “silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme” ve “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” iddiasına dayanan suçlamadan ayrı ayrı 9,5 yıldan 29 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını talep etti.

Gazeteci Ahmet Şık’ın ayrıca “PKK ve DHKP/C silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte yardım etmek” iddiasıyla 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildi.

İlk kez mahkemeye çıkacaklar

İddianame mahkeme tarafından kabul edilirse, ilk duruşma için tarih belirlenerek dava başlayacak ve Cumhuriyet yazarlarıyla yöneticileri ilk kez mahkemede hâkim karşısına çıkacaklar.

(T24)

İstanbul Kent Savunması: Konut hakkın için, kent hakkın için ‘Hayır’ de

İstanbul Kent Savunması, 16 Nisan Anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi referandumu öncesinde yeni sistemin getireceği konut hakkı ihlallerine ve bu ihlallere karşı hak arama yollarının kapatılışına dikkat çekmek üzere bir bilgilendirme broşürü hazırladı.

“Tüm hak arama, itiraz, müzakere kanallarının kapatılacağı yeni sistemde Kamu Yararı ve vatandaşın ihtiyaçları ve talepleri yerine, emlak ve inşaat şirketlerinin talepleri doğrultusunda bir kentsel dönüşümle konutuna, mahallene el konmasına razı mısın?” denen broşürde; Afet Yasası’nda yapılan son yönetmelik değişikliklerinin, konut kredisinin, gayrimenkul sertifikasının ve imar hakkı transferinin konut hakkı ve yerinde kalma hakkını nasıl tehlikeye soktuğuna dair bilgiler bulunuyor.

Şayet anayasa değişikliği gerçekleşirse riskli alan – acele kamulaştırma kararlarıyla afet dönüşümü altına alınan ya da alınması planlanan mahallelerin hukuki mücadelelerinin nasıl engellerle karşılaşacağını anlatan broşür, kendi evini kendi yapana kredi ve gayrimenkul sertifikası sistemi gibi düzenlemelerin de gerçek niyetlerini ifşa etmekte.

Gayrimenkul Sertifkası Sistemini oturtan idarenin, yeni torba yasa taslağında sırasını bekleyen imar hakkı transferi ile dönüşüm alanları nüfuslarını elde kalan şehir içi veya şehir dışı TOKİ konutlarına süreceği de broşün önemli başlıklarından.

Broşür, bunların ötesinde, partili cumhurbaşkanına tanınan olağanüstü yetkiler eliyle ve cumhurbaşkanının tüm yasama ve yargı denetimlerinden azade olması nedeniyle, bir gece ansızın ilan edilen KHK’lar ile tapulu / tapusuz tüm vatandaşların mülklerinin tek kişinin iki dudağından çıkacak kararlara bağlı olacağının da altını çiziyor.

İstanbul Kent Savunması’nın hazırladığı broşür şöyle:

 

(Yeşil Gazete)

Şırnak’ta bombalı saldırı: 3 asker yaşamını yitirdi, 5 asker yaralı!

Şırnak’ta el yapımı patlayıcının patlatılması sonucu ilk belirlemelere göre 3 asker yaşamını yitirdi, 5 asker yaralandı.

Şırnak’ta Küpeli dağındaki operasyon devam ederken araziye döşenen el yapımı patlayıcının patlatılması sonucu 3 asker yaşamını yitirdi, 5 asker yaralandı.

Yaralı askerler helikopterlerle Şırnak Devlet Hastanesine kaldırıldı.

Şırnak Valiliği konu hakkındaki açıklamasında “Uludere ve Gabar’ daki operasyonlarda 5 terörist etkisiz hale getirildi. EYP patlatılması sonucu 3 asker şehit oldu, 5 asker yaralandı” dedi.

(Evrensel)

Kolombiya’da sel felaketi sonrası OHAL ilan edildi

Kolombiya’da meydana gelen sel felaketi sonrası ölü sayısı 273’e yükselirken, bölgede OHAL ilan edildi.

Cuma günü meydana gelen sel felaketinin ardından Kolombiya hükümeti Mocoa kentinde olağanüstü hal ilan etti. Sel felaketinde yaşamını yitirenlerin sayısının 273’e yükseldiği bildirildi.

Sel bölgesini ziyaret eden Kolombiya Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos sel felaketindeki kayıpları “Son durum 43’ü çocuk olmak üzere 273 ölü, 262 yaralı” şeklinde açıkladı. Pazartesi günü yapılan aramalarda hala 200 kişinin kayıp olduğu bildirildi. Kolombiya Cumhurbaşkanı Haziran ayına kadar yağmurların devam edeceği uyarısında bulunarak, buna rağmen felaket bölgesinin yeniden inşasının başlayacağını söyledi.

Cumhurbaşkanı felaket bölgesinde ekonomik, sosyal ve doğal olağanüstü hal ilan ederek, yeniden imar için Savunma Bakanı Luis Carlos Villegas’ı görevlendirdi. Hükümet ayrıca ulusal afet yardım kurumuna 40 milyar pesoluk (13 milyon euro) kaynak aktarılacağını açıkladı.

Cumhurbaşkanı kente su sağlayan kemerlerin yıkıldığını ve kolera gibi salgın hastalıkların baş göstermesini önlemek için acil olarak su arıtma tesisi kuracaklarını söyledi.

Cuma günü meydana gelen sel felaketi şiddetli yağış sonrası şehrin çevresindeki üç nehrin yataklarından taşması ve toprak kayması sonucu yaşanmıştı. Kurtarma ekipleri çamur yığınları içinde arama yapmaya devam ediyor. Mocoa 70 bin kişinin yaşadığı bir kent. Kızıl Haç selden kentte yaşayan 45 bin kişinin etkilendiğini açıkladı.

Kolombiya’da yaşanan en büyük felaket 1985’teki volkanik bir patlama sonucu meydana gelen toprak kaymasıydı. Armero kentini yıkan patlamada 25 bin kişi yaşamını yitirmişti.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Musul’da sıkışan sivillerin tahliyesi için güvenli koridor açılıyor

Irak güvenlik güçleri, Irak Şam İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı yürüttükleri operasyon nedeniyle Musul’un batısındaki Eski Kent’te sıkışıp kalan sivillerin tahliyesi için güvenli koridor açacağını açıkladı.

Lübnan merkezli El Sumeriye haber televizyonuna konuşan Irak Federal Polis şefi Raid Şaker Gavdat Eski Kent’in “(IŞİD’e karşı) daha büyük ölçekte bir operasyon hazırlıkları kapsamında tamamen boşaltılacağını” söyledi.

Raid Şaker Gavdat, IŞİD lideri Ebubekir El-Bağdadi’nin 2014’te ‘İslami halifelik” ilan ettiği El Nuri Camii’ne de yavaş da olsa yaklaşmakta olduklarını da söyledi.

Musul’un batısında halen 400 bin kişinin olduğu sanılıyor.

Irak güçleri Batı Musul’un batısının alınması için 19 Şubat’ta yeni bir operasyona başlamıştı. Geçen hafta da Musul’un eski kent bölümüne girmekte olduklarını açıklamıştı.

ABD liderliğindeki uluslararası koalisyon güçlerinin de desteklediği Irak güçleri, Musul’un doğu bölümünde kontrolü sağlamıştı.

Ancak ABD destekli hava saldırıları sonucu sivil ölümlerin sayısından endişe duyuluyordu.

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), Irak’ta IŞİD’in elindeki Musul’u geri almak için ABD öncülüğünde sürdürülen operasyonda sivillerin korunması için yeterli önlemin alınmadığı uyarısında bulunmuştu.

 

(BBC Türkçe)

Atilla Taş ve gazetecilere tahliye kararı veren hakimler açığa alındı

HSYK, FETÖ davasında yargılanan Atilla Taş ve gazeteciler hakkında tahliye kararı veren hakimleri açığa aldı. Ayrıca 45 hakim ve savcının da meslekten ihraç edilmesine karar verildi.

“FETÖ’nün medya yapılanması” davasında 21 kişi için tahliye kararı veren hakimler açığa alındı.

Habertürk gazetesinden Fevzi Çakır’ın haberine göre, “FETÖ’nün medya yapılanması” davasında 21 kişiye tahliye kararı veren Mahkeme Başkanı İbrahim Lorasdağı, hakimler Barış Cömert ve Necla Yeşilyurt Gülbiçim, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından açığa alındı.

Tahliye kararı verilen 21 sanıktan 13’ü bir başka soruşturma kapsamında, 8’i ise savcının itirazı üzerine yeniden gözaltına alınmıştı.

Davada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilen şarkıcı Atilla Ataş ve gazeteciler Ali Akkuş, Erkan Acar, Hüseyin Aydın, Murat Aksoy, Seyit Kılıç, Yetkin Yıldız, Gökçe Fırat Çulhaoğlu, Yakup Çetin, Bünyamin Köseli, Cihan Acar, Abdullah Kılıç ve Oğuz Usluer’in, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla, “Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etme” ve “Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” suçlarından tekrar gözaltına alınmasına karar verilmişti.

Cumhuriyet savcısının itirazını değerlendiren 26’ncı Ağır Ceza Mahkemesi, Ahmet Memiş, Bayram Kaya, Cemal Azmi Kalyoncu, Cuma Ulus, Habib Güler, Halil İbrahim Balta, Büşra Erdal ve Muhammed Sait Kuloğlu hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmasına karar vermişti.

8 şüpheli, cezaevi çıkışında yakalama kararı gereğince hakim karşısına çıkarılmak üzere gözaltına alınmıştı.

HSYK, FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında 45 hakim ve savcıyı daha meslekten ihraç etti.

 

(Habertürk, Gazete Duvar)

9. Altın Bamya ödüllerinin tüm kategorilerinde kazanan Recep İvedik!

Türkiye sinemasındaki erkek egemen bakışa ve cinsiyetçiliğe tepki olarak verilen Altın Bamya Ödülleri’nin sahipleri belli oldu.

Türkiye’de tam bin 400 sinemada gösterime giren Recep İvedik 5 filmi, tüm dallarda 9. Altın Bamya Ödülleri’nin sahibi oldu.

Altın Bamya Film Akademisi  yaptığı açıklamada resmi ödüllerin tümünü Recep İvedik 5’in kazanmasının yanında Vezir Parmağı filminin yaratıcılarına da, tarihsel süreç içerisinde kadın cinselliğine getirdiği epistemolojik yaklaşım nedeniyle, mansiyon olarak bir kilo karışık dilber dudağı ve hanım göbeği vermeyi kararlaştırdıklarını açıkladı.

Altın Bamya Film Akademisi’nden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Altın Bamya Akademisi olarak, filmin içeriğinde, Recep İvedik başkanlığındaki Türkiye milli takım kafilesinin katıldığı şampiyonada belden aşağı güreşerek altın madalya kazanmasından duyulan kıvançla Film, Senaryo, Erkek Karakter, Kadın Karakter ve Üç Buçuk Bamya dallarında ödüllerin bu filme topyekun ve doğrudan verilmesinden duyulan kıvancın birleşmesini temenni ederiz.

“Altın Bamya Film Akademisi bütün resmi ödüllerini Recep İvedik 5′ e vermekle birlikte Vezir Parmağı filminin yaratıcılarına, tarihsel süreç içerisinde kadın cinselliğine getirdiği epistemolojik yaklaşım nedeniyle, mansiyon olarak bir kilo karışık dilber dudağı ve hanım göbeği vermeyi kararlaştırmıştır. Ancak saygıdeğer akademi üyeleri dayanamayıp tatlıları mideye indirmişlerdir. 9. Altın Bamya Ödülleri hepimize afiyet olsun.”

Altın Bamya nedir?

Altın Bamya Ödülleri, Türkiye sinemasında kadınlarla ilgili yanlış mitlerin, algıların, cinsiyetçi bakışın sinemada yeniden üretilip temsil edilmesine ve bu ayrımcılığın normal kılınmasına, kadınlara dair alanların daraltılmasına bir eleştiri, bir karşı duruş, bir söz söyleme isteğiyle ortaya çıktı.

8. Altın Bamya Ödülü, Mahsun Kırmızıgül’ün “Mucize” filmine gitmişti. Ayrıca Nurgül Yeşilçay’a yönelik cinsiyetçi tavırları ve ardından yaptığı “Beyonce mi ki o taciz edeyim”, “Benim annem de kadın” gibi açıklamalarla gündeme gelen Erkan Petekkaya’ya da Mansiyon Ödülü verilmişti.

 

(Bianet)

Engelli Hakları savunucusu ve aktivistlerinden, “Referandumda neden Hayır diyeceğiz?” deklarasyonu

Yüzelliye yakın Engelli hakları savunucusu ve aktivisti bugün (3 Nisan Pazartesi) İstanbul Mimarlar Odasında yaptığı basın açıklaması ile Referandumda neden Hayır diyeceklerinin gerekçelerini anlattılar.

Av. Turan HANÇERLİ  okuduğu basın açıklamasında, korku ikliminin engelli camiasında çok daha yaygın olduğunu ve insanların görüşlerini ifade etmekte çekindiklerini söyledi. Hançerli gelinen süreçte toplumun dezavantajlı grubu olan engellilerin bu korku iklimine rağmen yüksek bir sesle Referandumda HAYIR diyeceklerinin altını çizdi.

Aynı zamanda CHP Parti Meclisi üyesi de olan Hançerli gerekçelerini ise şöyle sıraladı:

-İnsan Haklarının korunup geliştirilmesinin bir kişi veya grubun lütfu ile olmayacağının, hukukun üstün tutulduğu erkler ayrılığı prensibinin hakim olduğu, demokratik bir Anayasa’nın güvence altına almasıyla mümkün olacağı açıktır.

-Engelliler Yargı ve Milletvekilleri aracılığıyla Hükumetlere seslerini duyurabildiklerini, oysa önerilen Anayasa değişikliği ile bu iki kanalın zayıflatıldığı ve Başkan’a bağlanmasıyla sorunların çözülmesi daha da zorlaşacaktır.

-Önerilen Anayasa değişikliği güncel ve uzun yıllardır çözülmeyi bekleyen, Engelli sorunlarının çözümünü öngörmemekte aksine, farklılıkların yok sayılacağı tek sesli bir Ülke de Engellilerin sorunları artacaktır.

-Biz Engelliler bu filmi daha önce görmüştük. 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile özgürlüklerin artacağı ve yargının bağımsız olacağı iddia edilmiş oysa gelinen süreçte 2013 yılında çıkarılan yasalarla Engelli ve evde bakım aylıklarının kesilmesi ile 10 binlerce Engelli mağdur edilmiştir.

-Son olarak Kamuoyuna ifade etmek isteriz ki farklılıklarımız birlikteliğimize engel değildir. Daha özgür ve bağımsız bir Ülke de yaşamak bizim de arzumuzdur. Gelin tek sese karşı tüm farklılıklarımızla sesimizi birlikte yükseltelim.. Bu sese imza atan yüzlerce katılımcının ortak talebidir.

Açıklamanın ardından Engelliler birlikte HAYIR diyerek basın açıklamasını sonlandırdılar.

Basın açıklamasının tam metni şu şekilde:

Halkımız, 16 Nisan 2017 tarihinde, bütün yurttaşlarımızı olduğu gibi, engelli yurttaşlarımızı da derinden etkileyecek yaşamsal bir karar verecektir. Bu nedenle, aşağıda imzaları bulunan biz engelli hakları savunucuları, referandumda halkoyuna sunulacak olan anayasa değişiklik paketine ilişkin görüşlerimizi, halkımıza ve üyesi bulunduğumuz engelli camiasına karşı duyduğumuz sorumluluğun gereği olarak kamuoyumuzla paylaşmak istiyoruz.

1. Çağımız, insan hakları çağıdır. İnsan haklarının korunup geliştirilmesi; hukukun üstünlüğüne, erkler ayrılığına, yasama, yürütme ve yargı erklerinin karşılıklı olarak birbirilerini dengelemesine ve denetlemesine dayanan çoğulcu ve katılımcı bir demokrasiyi zorunlu kılmaktadır. Bu nitelikleri taşıyan bir demokraside hak ve özgürlüklerin elde edilmesi, anayasal ve yasal güvencelere kavuşturulması, bir liderin veya bir gurubun lütfuna değil, Hak ve özgürlüklerin öznesi olan toplumsal gurupların mücadelelerine dayanmaktadır. Engelliler de hak ve özgürlüklerin öznesi olan ve nüfusun %12’sini oluşturan büyük bir kitledir.

2-Çoğulcu ve katılımcı demokrasilerde, mücadele eden toplum kesimleri, sorunlarını ve istemlerini lobicilik faaliyetiyle parlamentodaki vekillerine kabul ettirirler. Bu vekiller ise, parlamento içerisinden çıkan ve parlamentoya karşı sorumlu olan hükümetlere taşırlar.

Bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisi, ülkemizde mücadele veren kitle örgütlerinin en önemli çalışma alanıdır. Bu örgütler, temsil ettikleri kitlenin gereksinim ve istemlerini, öncelikle mecliste gurubu bulunan partilere mal etmeye, onlar aracılığıyla hükümetleri etkilemeye çalışırlar.

16 Nisan’da halkoyuna sunulacak olan anayasa paketine göre, parlamento ile Cumhurbaşkanlığı arasındaki organik ve işlevsel bağlar koparılmaktadır. Hükümet üyeleri TBMM dışından seçilmekte ve sadece Cumhurbaşkanı’na karşı sorumlu olmaktadır. Bu yüzden Meclis’in bakanlar üzerindeki etkisi tamamıyla ortadan kalkmaktadır. TBMM’ye, yani halkın temsilcilerine karşı sorumlu olmayan ve bugün bile erişilmesi çok güç olan bakanlara erişmek hemen hemen olanaksız hale gelecektir.

3-Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de engelli haklarını en çok kamu gücü, yani devlet ihlal etmektedir. Güçler ayrılığı, burada önem kazanmakta; Devlet tarafından hakları ihlal edilen kişi YARGI yoluyla hakkını almaya çalışmaktadır. Bu yüzden, haksız işlem ve düzenlemelere karşı, engelli aylığı, bakım hizmeti mağdurları gibi binlerce engelli yurttaşımız ve engelli örgütleri tarafından açılan davaların büyük bir çoğunluğu, yönetsel yargıda görülmektedir. Yönetsel yargı yerleri (Danıştay ve İdare Mahkemeleri), öteden beri devlet tarafından hakları ihlal edilen ve haksızlığa uğrayan kesimlerin bir umut kapısı ve sığınağı olmuştur. Bu sığınak, 12 Eylül 2010 tarihinde kabul edilen anayasa değişikliği ile tahrip edilmiştir. Şimdi sunulan anayasa paketi ile bütünüyle işlevsiz kılınmaktadır. Zira savcı ve yargıçları atama yetkisiyle donatılmış Hâkimler ve Savcılar Kurulunun ezici bir çoğunluğu, doğrudan veya dolaylı olarak Cumhurbaşkanı ve onun partisi tarafından seçilecektir. Devlete karşı açılacak davalarda savcı ve yargıçların devletin tarafında yer alacağı açıktır. Zira olası yeni rejimde mahkemeler, Cumhurbaşkanı Hükümeti’nin güdümünde bulunan Hakimler ve Savcılar Kurulu’nca atanacağından BAĞIMSIZ VE HALKIN LEHİNE karar veremeyeceklerdir.

4-Olası yeni rejimde Cumhurbaşkanı’nın, aynı zamanda bir partinin genel başkanı olması, toplumsal çeşitlilik ve renklilik karşısında büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Bugün ülkemizde var olan engelli örgütlerinin büyük çoğunluğunda her siyasal görüşten, her inanıştan ve her etnik yapıdan engelliler birlikte çalışmakta ve engelli hakları ortak paydasında birleşmektedirler. Bu durum, doğal bir çeşitliliği ve renkliliği beraberinde getirmektedir. Her türlü yetkiyle donatılmış olan Partili Cumhurbaşkanı, toplumsal uyumluluğu sağlama adına, (bugün kimi spor ve ticaret örgütlerinde olduğu gibi) kendi partisinin yandaşı olmayan meslek kuruluşlarına, sendikalara ve engelli örgütlerine de müdahale hakkını kendisinde bulacaktır. Bu durum iktidardaki partizanlığın yaygınlaşmasına, totaliter ve otoriter bir rejimin yerleşmesine yol açacaktır.

5-Yeni Cumhurbaşkanlığı Hükümeti sisteminin gerekçesi olarak Cumhurbaşkanı ve Başbakan arasındaki iki başlılıktan söz edilmekte; Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın yetkilerinin çatışmasının toplumu ve rejimi krize soktuğu öne sürülmektedir. Bugünkü parlamenter rejimde başbakanı atayan Cumhurbaşkanı olduğundan kriz durumunda Cumhurbaşkanı, başbakanı görevden alıp yenisini atayarak krizin derinleşmesini önleyebilmektedir. Oysa öngörülen yeni rejimde iki başlılık, daha sert ve gerilimli boyutlarda ortaya çıkacaktır. Özellikle parlamentoda Cumhurbaşkanı’nın partisinin azınlığa düştüğü durumlarda iki başlılık ve çatışma, çok daha yüksek dozda cereyan edecek ve kriz derinleşecektir. Bu durumda krizi çözülmesi için Cumhurbaşkanı’nın ve Meclis’in karşılıklı fesih yetkilerini kullanmaları kaçınılmaz hale gelecektir ki, bu da istikrarsızlığa ve toplumsal kargaşaya kapı açabilecek bir süreci başlatacaktır. Böylesi kargaşa dönemlerinde en fazla engelliler ayaklar altında ve haklarından yoksun kalmaktadırlar.

1990’ların başında Rusya’da, Yürütmenin bütün yetkilerini elinde toplayan Devlet Başkanı Yeltsin ile muhalefetin çoğunlukta olduğu Duma arasında meydana gelen çatışmanın, Yeltsin’in Duma’yı topa tutması, birçok parlamenterin ölmesi ve Duma’nın dağıtılması sonucunu yarattığı anımsanmalıdır.

6-Yeni Anayasa paketine göre, Cumhurbaşkanı’nın kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi, bugünkü Anayasamızın üçüncü bölümündeki hakları da kapsamaktadır. Anayasamızın üçüncü bölümü “Sosyal ve Ekonomik Haklar” başlığını taşımaktadır. Bu durumda gereksinim duyarsa Cumhurbaşkanı, sosyal ve ekonomik haklara ilişkin de kararname çıkartabilecektir. “Sosyal ve Ekonomik Haklar” başlıklı üçüncü bölümde eğitim hakkından tutun da, çalışma hakkına, sendika kurma hakkına, toplu sözleşme yapma hakkına ve sosyal güvenlik hakkına dek pek çok hak yer almaktadır. Bu durumda engellilerin ücretsiz bakım hizmeti alma ve engelli aylığı gibi hakları da tek bir adamın insafına ve iki dudağının arasından çıkacak bir talimata bağlanmış olacaktır. Engelliler, böyle bir tehlikenin ortaya çıkmasına asla izin vermemelidirler.

7-Engelliler, Yargıyı Yürütmenin emrine sokan 12 Eylül 2010 tarihindeki Anayasa Paketine “HAYIR!” demişlerdi. Bugün, iktidar partisi dahil bütün toplum, FETÖ’yü başımıza bela eden bu anayasa değişikliğinden dolayı pişman olmuştur. Ancak, “son pişmanlığın fayda vermeyeceği atasözü” doğruluğunu bir daha kanıtlamıştır. Darbe girişimi olmuş, döviz fırlamış, işsizlik artmış ve engellilerin gelirleri kesilmiştir.

Anayasalar, toplumsal sözleşme niteliğinde ve özellikle İktidarı teslim ettiğimiz yöneticilere karşı HALKI koruyan sözleşmelerdir. Anayasalar konuşulurken bir tarafta Devlet Gücünü elinde bulunduran İktidar sahibi yöneticiler, diğer tarafta ise HALK vardır. Bu nedenlerle, Anayasa ve değişiklikleri, toplumun çoğunluğunun mutabakatına dayanmalı; bütün yurttaşlar ve onların temsilcisi kuruluşlar tarafından yeterince tartışılarak hazmedilmelidir. Aksi durumda son pişmanlığın fayda vermeyeceği gün gibi ortadadır.

16 Nisan’da halkoyuna sunulacak anayasa değişiklik paketi, TBMM’de kısa bir süre tartışılmış;  Halkımız tarafından içeriği yeterince anlaşılmadan ve hazmedilemeden yıldırım hızıyla halkoyuna sunulma aşamasına getirilmiştir. Bu yüzden yangından mal kaçırır gibi halkoyuna sunulan bu değişiklik paketini, yarın pişman olmamak için RED ediyoruz.

8-Çeşitli ülkelerde bir biçimde iş başına gelen totaliter ve otoriter liderler veya iş başına geldikten sonra otoriterleşen liderler, kendilerini topluma yoksulların ve engellilerin koruyucusu olarak taktim ederler. Hatta bu ülkelerde iktidardaki liderler “başkan baba” adıyla anılırlar. Böylece totaliter ve otoriter liderlerin toplumun dinamik güçlerine karşı yönelen baskısı ve zulmü, “başkan babalık” sempatisiyle yumuşatılır ve gizlenir.

Biz engelliler, haklarımızın anayasal ve yasal güvencelere kavuşturulması için mücadele ediyoruz. Bu nedenle kaderimizin ve geleceğimizin, insafına ve merhametine bağlı olduğu, iki dudağının arasına sıkıştığı başkan babalar istemiyoruz. Haklarımızın Anayasal Güvenceye kavuşturulduğu, SİVİL, KATILIMCI, GÜÇLER AYRILIĞI Prensibine uyulan İKTİDAR ODAKLARINI DEĞİL HALKI KORUYAN bir Anayasa İSTİYORUZ.

Yukarıda belirttiğimiz nedenlerle 16 Nisan 2017 günü halkoyuna sunulacak olan Anayasa Değişiklik Paketine yüksek sesle “HAYIR!” diyoruz.

Gazetemiz editörlerinden Alper Tolga Akkuş’un da aralarında bulunduğu, “Referandumda neden Hayır diyoruz?” deklarasyonunun tüm imzacılarını kapsayan liste ise şu şekilde: 

Av. Turan HANÇERLİ  Av. Turhan İÇLİ

  1. Abdulgani TATLISU
  2. Abdurrahman GENÇOĞLU
  3. Adnan SAYGILI
  4. Ahmet AYGÜN
  5. Ahmet BAYRAK
  6. Ahmet BAĞBEKLEYEN
  7. Ahmet DELİCE
  8. Ahmet GÜL
  9. Ahmet GÜR
  10. Ahmet GÜRLEVİK
  11. Ali ERDEM
  12. Ali GÜLER
  13. Ali GÜNDÜZ
  14. Ali GÜVENLİ
  15. Ali TAŞ
  16. Jeomorfolog Ali ŞENER
  17. Ali ÖZTÜRK
  18. Av. Ali ULUSOY
  19. Ali Rıza ÖZCAN
  20. Alin Arissian BOYNİKOĞLU
  21. Alper Tolga AKKUŞ
  22. Aşkın ARSLAN
  23. Aydın ATASOY
  24. Aydın SİRKECİOĞLU
  25. Aydoğan ARSLANCA
  26. Aylin SARITAŞ
  27. Ayşe YILKIRAN
  28. Ayşe Muhterem AYDOĞDU TILTAY
  29. Azmi ERMİŞ
  30. Başar TOROS
  31. Bilal KIZARTICI
  32. Burhanettin FANİ
  33. Cengiz ÇELİK
  34. Prof. Dr. Coşkun ÖZDEMİR
  35. Çiğdem ÇALIŞIR
  36. Demet AYDINDOĞLU
  37. Deniz KOŞAPINAR
  38. Deniz Barış BİNGÖL
  39. Ekrem YAY
  40. Emel KAPANOĞLU
  41. Emine Gürsel SÖNMEZ
  42. Emine KAMÇI
  43. Engin ALBAYRAK
  44. Erdem GÖKSEL
  45. Ergül DAĞCI
  46. Av. Erkan POLAT
  47. Ersin YARADILMIŞ
  48. Ersin YILDIZ
  49. Esra ÖZTÜRK
  50. Fatih Mehmet MORAY Gazeteci
  51. Fulya AKBABA
  52. Gurbet POLAT
  53. Güler DAĞIDIR
  54. Gülnaz KÖKSAL
  55. Gülüzar RESULOĞLU
  56. Hamiyet KARACA
  57. Av. Hasan TATAR
  58. Mali Müşavir Hayrettin DERELİ
  59. Hediye DÜŞKÜN
  60. Hüsnü ORAL
  61. Hüsrev TÜRER
  62. İlyas SİVRİ
  63. İrfan GÜMRAH
  64. Kamuran SALDAMLI PARILTI
  65. Kenan ÖZÜDOĞRU
  66. Av. Kerem DONAT
  67. Leyla KARSAL
  68. Lütfi TOKAT
  69. Makbule VERGİLİ
  70. Mahmut KEÇECİ
  71. Mahmut KEMENT
  72. Mehmet AKYILDIZ
  73. Mehmet GÜLDEN
  74. Mehmet ÜSTÜN
  75. Mehtap DÜZYURT
  76. Mithat TOKUR
  77. Murat DEMİROK
  78. Musa PİR
  79. Mustafa ÖZSAYGI
  80. Necati PANCARCI
  81. Necati ÜNVER
  82. Necdet TURHAN
  83. Nedim ÇOKSEYREK
  84. Nevzat DENİZCİ
  85. Nihal YÜKSEL
  86. Nuran ORTAÇLI
  87. Nurten AKTAŞ
  88. Nusret DEMİRÖZ
  89. Ozan Mehmet BUDAK
  90. Özcan KESİN
  91. Dr. Özer GÜVENÇ
  92. Özgür UĞUR
  93. Rabia EKİNCİ
  94. Ramazan AKGÜL
  95. Ramazan YÜCEL
  96. Recai TEKELİ
  97. Recep KISACIK
  98. Rıfat EKMEKÇİ
  99. Saadettin KULKUL
  100. Selma ALTUN
  101. Sadık YAŞA
  102. Salime KAYA
  103. Senem Turgut TÜRKOĞLU
  104. Serhat KAYIN
  105. Sevda DOĞAN
  106. Sevgi DİZDAR
  107. Sevgi SÜRMAN
  108. Sinan KARAHAN
  109. Sinan OK
  110. Sultan KISACIK
  111. Süreyya KARGACI
  112. Şenol GÖKALP
  113. Şevket KÖSEOĞLU
  114. Psikolog Şule SEPİN
  115. Teslime TABLACI
  116. Tuncay GÜNDÜZ
  117. Turgut CELİLOĞLU
  118. Meclis Üyesi Tülay DÜZTAŞ
  119. Veli SAÇILIK
  120. Yakup BEYAZER
  121. Yavuz PARLAK
  122. Av. Yüksel HOŞ
  123. Zafer DEMİR
  124. Zeynep ARSLAN
  125. Hüseyin SÖNMEZ
  126. Bahar ATİK
  127. Metin ERAY
  128. Cem ARGUN
  129. Zehra BOYRAZ
  130. Ceren AY
  131. Ali Rıza KAYIN
  132. Halil İbrahim KARACA
  133. Tamer GÖKOĞLU

*** İmzacı listesi, ilk imzacılar Av. Turhan İÇLİ Av. Turan HANÇERLİ haricinde, unvanına bakılmaksızın isim sırasına göre dizilmiştir.

 

(Yeşil Gazete)