Ana Sayfa Blog Sayfa 3207

36. İstanbul Film Festivali’nden 20 film önerisi

Bugün (5 Nisan Çarşamba) başlayan İstanbul Film Festivali’ nde bu yıl 11 günde 8 salonda tam 192 film gösterilecek. Bazı filmleri izlemek ve sizlere de önermek istiyorum.

***

TUZ VE ATEŞ/ SALT AND FIRE/ SALT AND FIRE/ Yönetmen: Werner Herzog

Sizlere önereceğim ilk film Alman sinemasının usta yönetmeni Werner Herzog’ dan. Herzog’ un filmlerinde ağırlıklı olarak doğa- insan arasındaki sıkı mücadeleye tanık olduk çoğu zaman. TUZ VE ATEŞ de aynı tema üzerinden gelişen bir film. Filmde, bir çevre felaketini araştırmak için yola çıkan Birleşmiş Milletler ekibi doğa katliamının sorumlusu olan şirketin adamları tarafından kaçırılıyor. Herzog’ un “sinemanın kurallarına uymayan bir gündüz düşü” olarak tarif ettiği filmin oyuncu kadrosunda Michael Shannon ve Gael Garcia Bernal de bulunuyor. Herzog, takipçilerini bir kez daha dünyayla ilgili benzersiz ve karanlık öngörüsüne ortak olmaya çağırıyor.

Filmin Fragmanı

SAKATAT/ GORGE COEUR VENTRE/ STILL LIFE/ Yönetmen: Maud Alpi

SAKATAT mezbahada geçen bir film. Tanıtım kitapçığında Karanlık, duvarlarında hayvan çığlıklarının yankılanması durmak bilmiyor… Pek çok insan onları gıdadan öte olarak görmüyor. Onları ölüme uğurlayanlar ise onlarla artık ancak mekanik bir ilişki kurabiliyor. Her şeyin ortasında ise, başka bir canlı, bir köpek var. Bu köpek bilinç kazanıyor sanki mezbahada, olup biteni anlıyor ve karşı koyamayacağının farkındalığıyla başka türlü bir acı çekiyor. Maud Alpi’ nin yer yer tüylerinizi ürpertecek bu ilk filmi, izledikten sonra uzun bir süre aklınızdan çıkmayacak bir doküdrama.” açıklaması yer alıyor ve bir de uyarı var: Bu filmde cinsellik ve/ veya şiddet içeren sahneler yaşı küçük izleyiciler için uygun olmayabilir!

Film 2016’ da Locarno’ da Sanat Barış Ödülü ve yine aynı yıl Fransa’ da Louis Delluc Ödüllerini almış.

Filmin Fragmanı

SAFARİ/ Yönetmen: Ulrich Seidl

Avusturya sinemasının sıra dışı yönetmeni Ulrich Seidl bu filmde Afrika’ ya av için giden Avrupalı turistleri, Afrikalı yerli çalışanları ve av sürecini tüm vahşetiyle gözler önüne seriyor. Bu film için rahatsız edici, kışkırtıcı ve şaşırtıcı yorumları yapılmış. Yönetmen, İmpalaların, zebraların, geyiklerin doğal ortamlarında öldürüldüğü Safari bir yanıyla av turizmi gibi tartışmalı bir konuyu ele alırken, Seidl’ ın hep yaptığı gibi insan doğasının zihni zorlayan yönlerini da kurcalıyor.

Yaşı küçük izleyiciler için uygun olmadığını da bir not olarak paylaşayım.

Filmin Fragmanı

DERİNLİKLERE YOLCULUK: KAPTAN COUSTEAU/ L’ODYSSÉE/ THE ODYSSEY/ Yönetmen: Jérôme Salle

Bu film bana eski bir tanıdığı, çocukluğumun efsane figürü, büyük denizcisi Kaptan Jacques Cousteau’ yu yeniden hatırlatıyor.  Film Jacques Cousteau’nun oğlu Philippe ile ilişkisi üzerine gelişiyor. 1946’da çocukken ilk kez babasıyla denize dalan Philippe, 10 yıl sonra meşhur Calypso gemisinde babasıyla yeniden, bu kez bir yetişkin olarak karşılaşır. Ancak uluslararası şöhretle kaptan çok değişmiş, insanlara solungaç takmak gibi çılgın fikirlere kapılmıştır. Film en son San Sebastian Film Festivali’nin kapanış filmi olarak gösterilmiş.

Filmin Fragmanı

ARDIL GÖRÜNTÜ/ POWIDOKI/ AFTERIMAGE/ Yönetmen: Andrzej Wajda

Bu filmiyle 2016 Polonya Film Festivali Jüri Özel Ödülü’ nü alan yönetmenin hemen bütün filmlerini izledim. Polonya’ nın Oscar adayı da olan bu filmde çağdaş resim sanatının mesihi olarak nitelenen Wladyslaw Strzeminski’ nin hayatından bir kesit anlatılıyor. 2. Dünya Savaşı sonrasında Strzeminski, siyasi baskıya boyun eğmeyi reddedince öğrencilerinin desteğine rağmen sefalete sürüklenir. Wajda’ ya göre Ardıl Görüntü, “eğilmeyen, kararlarının arkasında duran, kendini tamamen sanata adamış bir adamın portresidir.”

Filmin Fragmanı

POLİTİKA KULLANMA KILAVUZU/ POLÍTICA, MANUEL DE INSTRUCCIONES/ POLITICS, INSTRUCTIONS MANUEL/ Yönetmen: Fernando León De Aranoa

“Siyasete adım atmayı birazcık bile olsa hayal eden, özellikle gençlere ama genelde herkese lazım bu belgesel İspanya’daki ekonomik krizin etkileriyle başlayan halk hareketinin siyasi uzantısı olarak üç yıl önce kurulan ve meclise girmeyi başararak ülkede siyasi yapıyı tamamen değiştiren Podemos (Yapabiliriz) Partisi’ni strateji toplantılarından kampanya gezilerine adım adım takip ediyor. İşçi sınıfına ve gündelik hayata dair ironik ve iyimser Mondays in the Sun / Güneşli Pazartesiler adlı filmini Film ekimi’ nde izlediğimiz yönetmen Fernando León de Aranoa bu kez iyi bir politik belgeselin “el kitabı” olacak bir filme imza atmış.”

Filmin Fragmanı

AMERİKALI ANARŞİST/ AMERICAN ANARCHIST/ AMERICAN ANARCHIST/ Yönetmen: Charlie Siskel

Yazılmış en kötü ünlü kitaplardan The Anarchist Cookbook, içerdiği bomba ve uyuşturucu imalatı talimatlarıyla sayısız suçlunun kütüphanesinde yer aldı, milyonlarca kopya sattı, internette yayıldı. Amerikalı Anarşist’ te yönetmen Charlie Siskel, 1971’de ABD’de savaş karşıtlığı zirveye ulaştığı sıralarda, daha 19 yaşındayken kitabı kaleme alan William Powell’ la yüzleşiyor. Film, hayatını kaybetmeden hemen önce, öğretmen olarak mazbut bir yaşam süren 65 yaşındaki Powell’ la kitabın yazım ve yayım sürecinden ahlaki sorumluluğa uzanan zorlu bir röportaja ve arşiv görüntülerine yer veriyor.

Filmin Fragmanı

KIŞ/ EL INVIERNO/ THE WINTER/ Yönetmen: Emiliano Torres

Dünya prömiyerini 2016 San Sebastian Film Festivali’ nde gerçekleştiren film En İyi Görüntü ve Jüri Özel Ödülü ile ödüllendirilmiş. Patagonya’ nın karla kaplı düzlüklerinde geçen Kış, geçmişle gelecek, eskiyle yeni, gençle yaşlı arasındaki çelişkiler ve çatışmaları merceğine alarak nesil değişimini işliyor. Yıllarca çalıştığı çiftlikten yaş haddiyle emekli edilen kâhyanın yerine daha genç bir kâhya gelir. Kış iyice bastırdıkça iki adam da yabancı oldukları yeni ortamlarının getirdiği sıkıntılarla ve değişimle mücadele etmek zorunda kalır.

Filmin Fragmanı

CHAVELA/ CHAVELA/ CHAVELA/ Yönetmen: Catherine Gund, Daresha Kyi

Her film festivalinde gözlerim önce müzik filmlerini arar. Bu yıl da öyle oldu. Çok güzel müzik filmleri var. Bunlardan birisi de Chavela Vargas’ ın yaşamını anlatan film. “… İlk gösterimini Berlin Film Festivali’nde yapan Chavela ile The Guardian’ ın tabiriyle “insanın ruhunu burkan Meksikalı, lezbiyen diva” Chavela Vargas’ a bir daha hayran kalacaksınız. 1950’lerden, hayatını kaybettiği 2012’ye kadar saygınlığı hiç azalmayan cesur, isyankâr, tabu deviren, lirik sesi ve her şarkısıyla dinleyenlerini gözyaşlarına boğan efsane şarkıcı Chavela Vargas’ ın Frida Kahlo’ yla ilişkisinden Ava Gardner’ le kaçamağına, 14 yaşında Kosta Rika’dan Meksika’ya kaçışına, şarkılarındaki hikâyelerden (belki de) kendi uydurduğu söylentilere her şey bu filmde yer alıyor.” Açıklaması festival kitapçığında yer alıyor.

Chavela’ nın şarkılarını neredeyse her filminde kullanan Pedro Almodovar da filmde anlatıcı olarak yer alıyormuş.

Filmin Fragmanı

DJANGO-SÜRGÜN MELODİLER/ DJANGO/ DJANGO/ Yönetmen: Etienne Comar

Bir başka müzik filmi de Django- Sürgün Melodiler filmi. Avrupa Cazı’ nın öncülerinden ve Gypsy Swing’ in babası olarak anılan Django Reinhardt’ ın Nazi işgali altındaki Paris’ten kaçışının hikâyesini anlatıyor. Soydaşları toplama kamplarında zulüm görürken Django Paris’te müziğiyle el üstünde tutulmaktadır. 1943’te, Nazilerin “Amerika’dan gelen zenci müziğinin etkisine karşı durması” taleplerine karşı gelince Django, ailesiyle birlikte kaçmak zorunda kalır ve diğer Romanların da bulunduğu İsviçre sınırına doğru yola çıkar.

Filmin Fragmanı

JOTA- FLAMENKONUN ÖTESİNDE | JOTA DE SAURA | JOTA DE SAURA | Yönetmen: Carlos Saura

Flamenko filmlerinin unutulmaz yönetmeni Saura’ dan da bir film var. Sinemada dansın en göz alıcı örneklerini yaratan efsane İspanyol yönetmen Carlos Saura bu kez memleketinin folk müziği ve danslarından “La Jota” yı anlatmaya soyunuyor. Jota de Saura, bir kültürün tarihini ve geleceğini merkezine alırken kendini müzik dinleyicisi olarak tanımlayan herkese hem görsel hem de işitsel bir ziyafet sunuyor, tıpkı yönetmenin son dönemde çektiği diğer parlak müzik belgeselleri gibi. Usta yönetmen, ülkesinin enerjisini perdeye taşımaya devam ediyor.

Filmin Fragmanı

MİFUNE: SON SAMURAY/ MIFUNE: THE LAST SAMOURAI/ Yönetmen: Steven Okazaki

Akira Kurosawa en çok beğendiğim yönetmenlerden birisi. 7 Samuray filmini izlediğimde çocuktum. Siyah beyaz televizyonların evimize yeni girdiği zamanlardı. Mifune de onun başat oyuncusuydu. “…170 kadar filmde rol alan Toshiro Mifune, Japon sinemasının Altın Çağı’nın en büyük oyuncularındandı. Mifune 1950’lerde ve 1960’larda Akira Kurosawa’ nın çektiği birçok filmde rol aldı ve bu iş birliği, chanbara adı verilen, kılıç düellolu dönem filmlerini, Japon toplumunu inceleyen sert hikâyelere dönüştürdü; tıpkı John Ford ile John Wayne’ in Amerika Western’ lerini değiştirmeleri gibi. Venedik Film Festivali’nde prömiyerini yapan bu belgesel, bu birliktelikten çıkan Raşomon, Yedi Samuray, Kanlı Taht, Yojimbo ve Kızıl Sakal gibi efsanevi filmleri incelerken Keanu Reeves’ in anlatımıyla Mifune’ nin hayat hikâyesini ve samuray janrının gelişimini ortaya koyuyor.”

Filmin Fragmanı

ABBAS KİAROSTAMİ İLE 76 DAKİKA, 15 SANİYE/ 76 MINUTES AND 15 SECONDS WITH ABBAS KIAROSTAMI/ Yönetmen: Seifollah Samadian

Geçen yıl hayata veda eden İranlı büyük yönetmeni ardından bir yazıyla anmıştık: Kirazın Tadı Damağımızda Kaldı. Şimdi onun 76 yıl ve 15 gün süren yaşamını simgeleyen film festivalde gösterilecek. Bildik belgesellere benzemediği söyleniyor. Birlikte çalıştığı kadim dostu, ressam ve fotoğraf sanatçısı Seyfullah Samadian, söyleşiler ve parlak cümleler yerine 25 yıllık süreçte kaydettiği özel anları incelikle seçmiş; yorumsuz, bizimle paylaşıyor. Araba camının buğusunu silerken “Her yolun sonunda ölüm yok mu” cümlesini, “Karlı bir sabah, şapkasız ve paltosuz yola çıktım, bir çocuk gibi mutluydum” dizelerini hevesle okuduğu, Zeytin Ağaçları Altında’ nın çekildiği mekânı ziyaretinde kaydedilen benzersiz anları, üstadı çok mutlu edecek yalın bir şiirsellikle kurguluyor.

Bu filmden önce Kiarostami anısına yönetmenin Beni Eve Götür adlı kısa filmi gösterilecekmiş.

Filmin Fragmanı

1984/ Yönetmen: Michael Radford

Daha önce defalarca izlediğimiz 1984 filmi, Trump’ un yönetime gelmesine bir tepki olarak ABD’ de 4 Nisan günü 79 şehirde 90 sinemada birden gösterime giriyor. Neden 4 Nisan? Filmin baş kahramanı günlüğünü tutmaya bu tarihte başlamış da ondan. Trump’ un göreve gelmesiyle Orwell’ in kitabı en çok satanlar listesinde ilk sıraya oturmuş. Kitabın bir tiyatro uyarlamasının da Haziran’da Los Angeles ve İngiltere’de sahnelenmesi planlanıyormuş.

İstanbul Film Festivali de bu yıl filmi yeniden gösteriyor. “Büyük Birader seni izliyor.” George Orwell’ in totaliterliğin en iyi tasvirlerinden biri olan klasik romanından beyazperdeye uyarlanan 1984 distopik bir dünyada, kurgusal faşist bir İngiltere’de geçer. Filmde sıradan vatandaş Winston, kurallara ve yasalara aykırı olarak bir günce tutmaya başlar; ancak hür iradesine uyarak yaptığı bu hareketinin bedeli son derece ağır olur. Kendine has görsel atmosferiyle sinema tarihine geçen 1984, İstanbul Film Festivali’nin 1985 yılında yapılan ilk Uluslararası Yarışması’nda festivalin ilk Altın Lale’sini kazandı. 1984, John Hurt anısına gösterilecek.

Filmin Fragmanı

***

Türkiye’ den de birkaç tane film önermek istiyorum

DERDO ANA VE CEVİZ AĞACI/ MOTHER DERDO AND THE WALNUT TREE/ Yönetmen: Serdar Önal

“Bitlisli bir Ermeni kadın olan Derdo Ana 1975 yılında eşinin bir toprak kavgasında ölümünün ardından 8 çocuğuyla birlikte İstanbul’a göç etmiş ve burada yeni bir hayat kurmuştur. Her yıl Bitlis’teki köyüne giderek bir süre burada kaldıktan sonra cevizlerini toplayarak tekrar büyük şehre döner. Ceviz ağacı dimdik duruşu ve sakladığı hafızasıyla Derdo Ana’nın bir yansıması gibidir. Belgeselde Derdo Ana’nın çok katmanlı hikayesi, ceviz ağacıyla kurduğu ilişki üzerinden anlatılıyor.”

Filmin Fragmanı

ZER/ Yönetmen: Kazım Öz

“Zer, 1938’de Dersim acılarını yaşayanlardan olan babaannesi Zarife’nin kendisine söylediği şarkının peşinden giden Jan’ın hikâyesidir. Zarife bugüne kadar bu şarkıda kimliğini, geçmişi ve kendi kimliğini saklamıştır. Kanser tedavisi için New York’a getirildiğinde birbirlerini tanıyan Jan ve babaannesi, daha da yakınlaşırlar ve Jan’ın hayatı değişmeye başlar. Jan babaannesinin kendisine söylediği şarkının izini sürmeye karar verir. New York’tan Dersim’e bir arayış hikâyesine çıkan Jan yolunda sonunda kendisine ulaşacak mıdır?”

Filmin Fragmanı

TOPRAK/ THE LAND/ Yönetmen: Nebil Özgentürk

“Yerinden yurdundan edilenlerin, toprağından koparılan insanların trajedisi… Savaşın ardından 1924 yılında mübadele başladı. Anadolu’da yaşayan Rumlar ve Yunanistan’da yaşayan Türkler zorunlu göçün kurbanları oldular. Zorunlu göçün kurbanlarından biri olarak iki yakada da sevilen ve okunan bir yazar ve Anadolu sevdalısı olan Dido Sotiriyu, Benden Selam Söyle Anadolu’ya kitabını yazdı. Benzer şekilde, ailesiyle Ayvalık’a yerleşen Hüsniye Yatkan ise Girit özlemini hep içinde taşıyordu. Bu iki gerçek karakter, yaşanılan zorlukları “Neydik, ne olduk?” sorusuyla göçün diğer yüzünü anlatıyor. 2014’ten itibaren Suriye’de yaşanan ve ülkeyi dünyadan ayrıştıran olaylar, göçün getirdiği haksızlıkları ve acıları ortaya çıkarıyor.”

Filmin Fragmanı

ORHAN PAMUK’A SÖYLEMEYİN KARS’TA ÇEKTİĞİM FİLMDE KAR ROMANI DA VAR/ Yönetmen: Rıza Sönmez

Kars’ta yaşayan görme engelli Şarkıcı Yüksel, hatırlı misafirler ağırlayacaktır fakat çalıştığı müzisyenler Erzurum’da bir festivale gitmek zorundadır. Yüksel yeni müzisyenler aramak zorunda kalır. Orhan Pamuk hayranı Berber Kâzım, Kar romanındaki karakterlere benzeyen insanların, sokakların, objelerin fotoğraflarını çekip kartpostal yapmaktadır ancak bazı Karslıları ikna etmekte zorlanmaktadır. İki kahramanın arayışına üç hayali müzisyen, iki çırak, kaz kovalayan bir çocuk eşlik etmektedir.

Filmin Fragmanı

***

Türkiye Sineması’ nın klasiklerinden Şerif Gören’ in YOL filmi Tarık Akan’ ın anısına gösterilecek.

Yine Türkiye Sineması’ nın en iyi 10 filmi arasında gösterilen Ömer Kavur’ un Yusuf Atılgan’ ın aynı adlı romanından 1987’ de sinemaya uyarladığı ANAYURT OTELİ de festivalin bir kez daha izlenmeyi hak eden filmlerden bir tanesi. Filmin baş rol oyuncusu Macit Koper’ e de festivalin onur ödülü verilecek.

Filmin Fragmanı

Bu festivalde sinema onur ödülünü alan Selma Güneri onuruna gösterilecek olan bir diğer film ise Erdoğan Tokatlı’ nın 1965’ de çektiği SON KUŞLAR filmi.

Filmin Fragmanı

***

Keyifli seyirler!

Filmlerin alfabetik listesi : http://film.iksv.org/tr/filmlistesi

 

Ercüment Gürçay

n

‘Papaz eriğini imam eriğine’ çeviren TÜBİTAK ‘yoğunluk’ nedeniyle Berkin Elvan davasında görüntü incelemedi

Gezi Parkı Direnişi’nde Okmeydanı’nda polisin attığı gaz fişeğinin kafasına isabet etmesi nedeniyle hayatını kaybeden Berkin Elvan ile ilgili görüntülerin incelenmesi için yazı gönderilen TÜBİTAK bu talebi reddetti. TÜBİTAK mahkemeye gönderdiği yazıda elinde bulunan sözleşmeyle bağıtlanmış projelerin yoğunluğunu gerekçe gösterdi. Papaz eriğini imam eriğine çevirmek gibi projelerle adından sıklıkla söz ettiren TÜBİTAK’ın incelemeye değer görmediği bazı projelerde uluslararası yarışmalarda ödül almıştı.

Ulusal Kriminal Büro, Berkin Elvan’ın vurulma anına ilişkin TOMA kamerasından görüntüleri ortaya çıkarmış, söz konusu görüntülerde Berkin’i vuran ZET’çi (gaz fişeği silahı) polisin kimliği belirlenmişti.

Diken’den Rıfat Doğan’ın haberine göre, ailenin avukatlarının başvurusu üzerine görüntülerin tekrar incelenmesi ve yeni delillere ulaşılması için İstanbul 17’nci Ağır Ceza Mahkemesi TÜBİTAK’a yazı gönderdi.

TÜBİTAK: Prjoje yoğunluğu var

TÜBİTAK ise bu talebi elindeki sözleşmeyle bağıtlanmış proje yoğunluğunu gerekçe göstererek reddetti. TÜBİTAK, mahkemeye gönderdiği olumsuz yanıtında şu ifadelere yer verdi:

“Adli analiz talepleri, kurumumuz tarafından yürütülmekte olan projelerin yoğunluğunun müsaade ettiği nispette karşılanmaya çalışılmaktadır. Mevcut durumda; kurumumuzca yürütülen sözleşmeler ile bağıtlanmış ve gecikmesi halinde cezai yükümlülükleri olan projelerin yoğunluğu sebebi ile ilgili yazınızda belirtilen talebe olumlu cevap verilmemektedir. Söz konusu talep için Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Ses ve Görüntü İnceleme Şubesi ile iletişime geçilmesi önerilmektedir.”    

Berkin Elvan’ın ölümüyle ilgili iddianame hazırlanmış, gaz fişeği silahı kullanan polis memuru F.D. hakkında müebbet hapis talep edilmişti. Davanın ilk duruşması yarın saat 09.30’da İstanbul 17’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

(Diken, Yeşil Gazete)

Ali İsmail Korkmaz davasında yeni karar: Fırıncıya 6 yıl 8 ay, polise 7 ay 15 gün hapis

Ali İsmail Korkmaz’ın Eskişehir’de Gezi Parkı Direnişi’ne destek eylemleri sırasında polis ve sivilerce dövülerek öldürülmesine dair davada Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeni hüküm belli oldu.

Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, daha önce beraat eden polis memuru  ve fırıncıya hapis cezaları verildi.

Kayseri 3 . Ağır Ceza Mahkemesi Ali İsmail Korkmaz davasına ilişkin Yargıtay’ın bozma kararının ardından daha önce beraat eden polis memuru H.E ‘ye 7 ay 15 gün, fırıncı E.H.’ye ise 6 yıl 8 ay hapis cezası verdi.

Loç Vadisi yeniden HES tehdidi altında

Danıştay kararıyla HES’ten kurtarılan Kastamonu Loç Vadisi yine tehlike altında. HES projesi yargıya takılan Orya İnşaat, yeni bir raporla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurdu. Proje alanını, Küre Dağları Milli Parkı’ndan yalnızca 245 metre uzağa çeken şirket, ÇED sürecini başlattı.

“Sarı yazmalı” köylülerin direnişiyle ve Danıştay kararıyla kurtarılan Loç Vadisi üzerinde yine kara bulutlar dolaşıyor. HES projesi yargıya takılan Orya İnşaat, 2016 yılında Loç Vadisi’ni terk etmek zorunda kalmıştı. Şirket, 28 Şubat’ta, yeni bir raporla Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurdu. Proje alanını, Küre Dağları Milli Parkı’ndan yalnızca 245 metre uzağa çeken şirket, ÇED sürecini başlattı. Projenin İnceleme- Değerlendirme Toplantısı, yarın Ankara’da yapılacak.

Kastamonu, Cide’de Küre Dağları Milli Parkı’nı besleyen Devrekani Çayı üzerine yapılmak istenen HES’e ilişkin ÇED raporu 2009 yılında onaylandı ve bölge halkı yaşam alanlarını savunmak için direniş başlattı. Şirket, bölgede ağaçları keserek çalışmalara başladı. Kastamonu Bölge İdare Mahkemesi, 2011’de “geri dönülmesi mümkün olmayan tahribatlar yapıldığı” gerekçesiyle inşaatın yürütmesini durdurdu. Danıştay, 2015’te, “Kesilmesi planlanan ağaçların 10 binin üzerinde olduğunu, bu kadar fazla ağaç kesiminin milli park ekosistem bütünlüğünü telafi edilemez biçimde bozacağını” belirterek ÇED raporunu iptal etti.

Karar, 2016 yılının sonunda kesinleşti. Loç Vadisi halkı, WWF-Türkiye, Doğa Derneği ve TMMOB Peyzaj Mimarları Odası’nın desteğiyle mücadeleyi kazandı.

Yeni başvuru

Şirket, kesinleşmiş Danıştay kararına karşın, 28 Şubat’ta bakanlığa, Devrekani Çayı üzerine HES projesi için yeniden başvurdu. Proje dosyasında, “Arazi hazırlama ve yol açma çalışmalarında 420 ağaç kestik. Burada orman florası yok oldu ancak ekosistemi olumsuz etkilemedi. Haritalar üzerinde yapılan değerlendirme sonucu proje alanını Küre Dağları Milli Park sınırından çıkardık. Proje alanı, şimdi, parka 245 metre uzaklıkta” denildi. Dosyada, proje alanına ulaşmak için 5 bin 726 metre yol yapılacağı da ifade edildi.

Kültür varlığına 50 metre mesafede

Proje alanı, ayrıca, “Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı” olarak tescillenen “At Köprüsü”ne de 50 metre mesafede. Şirket, bakanlığa sunduğu yazıda, inşaat sırasında bu uzaklığı 100 metreye çıkaracağını ifade etti. HES çalışmaları sırasında patlatma yönteminin de kullanılacağı ifade edildi. Proje için toplam 758 bin 792 metrekare orman alanının kiralandığı ifade edildi. Alanda çınar, karaçam, meşe, karaağaç, karaçam, sarıçam ve kayın ağacı gibi çeşitler bulunuyor.

 

(Cumhuriyet)

Eskimeyen bir klişe: Tuz kokarsa – Aydın Engin

Aydın Engin’in yazısı Cumhuriyet.com.tr‘den alındı

Bu eskimiş, aşırı yıpranmış, etkisini yitirmiş meslek klişesini bilerek kullanıyorum: Tuz koktu…
Çünkü tuz sahiden koktu…
İlkini iki üç gün önce yaşadık. Murat Aksoy arkadaşımın, yürekli sanatçı Atilla Taş’ın da aralarında bulunduğu 21 gazeteci yargıç karşısına çıktılar ve ağır ceza mahkemesi, savcının tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmelerini istediği sanıklara 7 sanık daha ekleyip 21 kişiyi tahliye etti.
O günün gece yarısı savcılık, tahliye istediği ve mahkemenin tahliye kararı verdiği gazeteciler için başka suçlar icat etti ve gözaltı kararı verdi. O gazeteciler şimdi yedi günlük gözaltı süresini doldurmak üzere Terörle Mücadele Şubesi’nin nezarethanesinde gün sayıyorlar.
Ardından…
Hemen ardından tuz kokusunun bizlere kadar ulaştığı bir HSYK kararı geldi. HSYK “Vay sen misin tahliye kararı veren” dedi ve tahliye kararı veren 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 3 yargıcını ve duruşma savcısını “açığa aldı”.
Bu yargıçlar ve savcı haklarındaki soruşturma tamamlanıncaya kadar görev yapmayacak, maaşlarının üçte ikisini alacak ve bekleyecekler. Soruşturma sonunda ya görevlerine iade edilecekler ya da…
Ya da malum: Meslekten ihraç edilecekler.
Suçları, iktidarın hapise tıktığı gazetecileri tahliye etmek…
Bundan sonra hangi savcı ya da yargıç açığa alınmayı, meslekten ihracı göze almadan iktidarın hoşlanmama ihtimali olan bir karar verebilir? Hangi savcı ve yargıç vicdanını değil cüzdanını düşünmeden mesleğini yapabilir?

***

Gazetede kendi aramızda konuştuk ve sorduk:
Hukuk başka türlü nasıl biter ve tuz başka türlü nasıl kokar?
Meğer sorumuzun cevabını hemen ertesi gün alacakmışız. Üstelik savcılıktan filan değil AKP medyasından.
Ayrıntısını, elinizde tuttuğunuz Cumhuriyet’ten okuyacaksınız, “bizim iddianame” nihayet yazılmış. Ardından da yasa açıkça ve pervasızca çiğnenerek AKP medyasına sunulmuş. (Sızdırılmış demiyorum, sunulmuş).
Oysa yasa pek açık, bunca yıllık basın sanıklığımda hiç çiğnendiğine tanık olmadığım bir yasa maddesi.
Şöyle: Bir iddianame yetkili mahkemece kabul edilip duruşma günü verilip sanıkların yüzüne karşı savcı tarafından okunmadan aleniyet kazanamaz. Daha önce bir iddianameyi yayımlamak ya da bölümler aktarmak suçtur.
Ama artık hukuka ve yasalara uyma zorunluluğunun neredeyse ortadan kalktığı günümüzde bu da elbette bir “tuz kokması”dır, ancak artık ikincil, hatta üçüncül önem taşıyor.
Tuzun asıl koktuğu nokta, resmen elimizde olmayan, ama fiilen elimizde olan 355 ekran sayfası tutan iddianamenin kendisi. 11 arkadaşımı 157 gündür Silivri’de rehin tutan iddianamenin kendisi…
Ivır zıvırlarını, yer yer deli saçmasından beter suç arayışlarını, yeminli Cumhuriyet düşmanlarının gönüllü savcılık tanıklıklarını kanıt olarak sayfalar ve sayfalar boyu aktaran iddianamenin özü özeti tek cümle:
Savcıya göre Cumhuriyet’in yayın çizgisi değişmiş ve bu bir suçmuş.
Halkın haber alma hakkını ödünsüz ve kısıtsız ete kemiğe büründürmenin yani gazeteciliğin suç sayıldığı bir zihniyetle karşı karşıyayız.
Sormadan edemiyorum: Acaba bir gazetenin yayın çizgisinde büyük ya da küçük bir değişiklik yapmak için savcılardan, siyasal iktidardan izin almak gerektiğini mi sanıyor bizim iddianamenin savcıları?
Cumhuriyet’in yayın çizgisinin değiştiğini iddia eden savcılık ya da onun itibarları sıfırlanmış tanıkları nasıl bir terazide tartıp hangi meslek yetkinliklerini kullanıp böyle bir yargıya ulaşabiliyorlar?..
Cumhuriyet düşünce ve basın özgürlüklerini, laikliği, demokrasiyi savunma çizgisinden kıl payı sapmış değil. Sapacak da değil.
O çizginin içeriğini de kendi saptar ve uygular.
Tuz koksa bile bu çizgiden şaşmaz…

Aydın Engin- Cumhuriyet.com.tr

Umutlu olmak – Kerem Altıparmak

Kerem Altıparmak’ın yazısı mulkiyehaber.net sitesinden alındı

Parlamentoda 4 parti var. Milletvekili sayısıyla en büyük ve en küçüğü zaten evet diyor.

İkinci büyük muhalefet partisinin eşbaşkanları ve sözcüleri dahil 13 vekili ve binlerce üyesi tutuklu. Bu partinin kardeş partisi tarafından yönetilen tüm belediyelere el koyulmuş, belediye eşbaşkanları dahil binlerce üyesi tutuklu.

Anamuhalefet partisi, taktik olarak olabilir, hiç şatafatlı bir kampanya yürütmüyor.

Tüm panolar evetlerle dolu.

OHAL bahanesiyle muhalif medya tamamen susturulmuş, kapatılan televizyon, radyo ve gazetelerin yanında binlerce gazeteci işsiz kalmış, 150 gazeteci hapiste.

Atilla Taş ve Murat Aksoy örneğinde olduğu gibi, hapisten çıkanı daha çıkamadan tekrar alıyorlar. O da yetmiyor, tahliye kararı veren hakimleri de açığa alıyorlar.

Hayır diyeceğini söyleyen gazeteciyi direkt işten atıyorlar.

Cumhurbaşkanı ve Başbakanın açılış adı altındaki mitingleri aynı anda 15-20 kanalda yayımlanıyor.

Ve buna rağmen iktidar partisi %50’yi garantileyebilmiş değil.

O kadar garantileyebilmiş değil ki anket yayımlanması bile yasak.

Ve siz buna rağmen umutsuz olduğunuz için sandığa gitmeyeceksiniz öyle mi?

Dünyanın en adaletsiz seçim kampanyası bile bu toplumun yarısını ikna edememişken umutlu olmayacaksanız, ne zaman umutlu olacaksınız ki?

Kerem Altıparmak

Kerem Altıparmak

Filmmor Kadın Filmleri Festivali 8-9 Nisan’da Bursa’da

15. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği ortaklığıyla 8-9 Nisan’da Bursa’da olacak.

Filmmor Bursa programında öne çıkan filmler şöyle:

• Zeytin Ağacı – The Olive Tree / Iciar Bollain
• Başkasının Evi – House of Others / Rusudan Glurjidze
• Tam Gözlerimi Açarken – As I Open My Eyes / Leyla Bouzid
• Toz Bezi – Dust Cloth / Ahu Öztürk
• Çok Uzak Fazla Yakın – Far Away Too Close / Türkan Derya
• Tereddüt – Clair-Obscur / Yeşim Ustaoğlu
• Feminist Değilim Ama… – I’m Not a Feminist But… / Florence Tissot, Sylvie Tissot

Bursa programında ayrıca Melek Özman tarafından Nilüfer Dernekler Yerleşkesi’nde  “Türkiye Sinemasında Kadınlar: Masum, Küstah, Fettan” söyleşisi de gerçekleştirilecek.

Filmmor ekibinin tüm kadınlara bir çağrısı da var:

15. Filmmor Kadın Filmleri Festivali tüm şehirlerde ücretsiz, tüm kadınlar davetli, bol buluşmalı, dayanışmalı, Gülten Akın’lı: “Aç avuçlarını sesini yükselt, gel dirilt değiştir”

 

(Yeşil Gazete)

Cumhuriyet iddianamesini hazırlayan savcılar, Başbakan Yıldırım’ı yalanlıyor!

Cumhuriyet gazetesinin yazar ve yöneticileriyle ‘jeansbiri’ adlı Twitter kullancısının da aralarında bulunduğu 19 kişi hakkında iddianame hazırlandı. İddianamede yer alan bazı detaylar, Başbakan Binali Yıldırım’ın “Bizim için ölçü 17-25 Aralık’tan sonradır” sözlerini yalanlıyor.

156 gündür tutuklu bulunan Cumhuriyet gazetesi yönetici ve yazarları Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Güray Öz, Hakan Kara, Turhan Günay, Musa Kart, Önder Çelik, Bülent Utku, M. Kemal Güngör, 95 gündür cezaevinde olan Cumhuriyet muhabiri Ahmet Şık, soruşturma kapsamında gözaltına alınan Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya, Cumhuriyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar, ve ‘jeansbiri’ adlı Twitter kullanıcısı gibi isimler hakkında hazırlanan iddianamede, FETÖ üyesi oldukları belirtilen isimlerle yapılan telefon görüşmelerinin tespit edildiği belirtiliyor.

2007’deki görüşme delil oldu

İddianamede, soruşturma kapsamında gözaltına alınan ve 5 günlük gözaltı süresinin ardından serbest bırakılan Cumhuriyet yazarı Aydın Engin’in 2008 yılında, ‘FETÖ’nün İsrail imamı’ olduğu öne sürülen Harun Tokak’la telefon üzerinden irtibat kurduğu ifade ediliyor.

Cumhuriyet Başsavcı Vekili Mehmet Akif Ekinci ve Cumhuriyet Savcısı Yasemin Baba tarafından hazırlanan iddianamede, ayrıca, Cumhuriyet gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar’ın, 2007, 2008, 2009, 2010 yıllarında ‘FETÖ’ şüphelisi Önder Aytaç’la telefon bağlantısının bulunduğunun tespit edildiği iddianamede yer alıyor.

İddianamede, Engin ve Dündar hakkında 2007, 2008, 2009 ve 2010 yılları arasında ‘FETÖ’cülerle yaptıkları görüşmelerin delil olarak gösterilmesi, Başbakan Binali Yıldırım’ın 15 Temmuz darbe girişiminden sonra söylediği sözleri yalanlıyor. Kendilerine Yurtta Sulh Konseyi adını veren cuntacıların 15 Temmuz’daki darbe girişiminden sonra 13 Ağustos 2016’da medya kuruluşlarının temsilcilerini kabul ettiği toplantıdaki sözlerine göre, ‘FETÖ’ ile mücadelede 17 – 25 Aralık sonrası ölçü alınacaktı.

‘Suç’ tarihinde Cumhuriyet’te çalışmıyorlardı

Ayrıca, Engin ve Dündar, ‘FETÖ’cülerle irtibat kurmalarının delil olarak olarak sunulan telefon kaydı tespitlerinin yapıldığı 2007, 2008, 2009 ve 2010 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde çalışmıyordu.

İddianamede, “Şüphelilerin Haklarında FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü Dolayısıyla Soruşturma Bulunan Şahıslarla İrtibatlarını Gösterir Analiz Raporu” başlıklı bölümde yer alan ifadeler şöyle:

Şüpheli Aydın ENGİN’in adına kayıtlı ……. 96 56 nolu hattın, FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN İSRAİL İMAMI HARUN TOKAK’ın kullanımında bulunan ……4417 nolu hattı ile (29/06/2008 tarihinde) irtibatının bulunduğu,

Şüpheli Can DÜNDAR’ın kullanımında bulunan Ko Medya Prodüksiyon Haber Ajansı San. ve Tic. A.Ş. adına kayıtlı …..8674 nolu hattın; FİRARİ ÖNDER AYTAÇ’ın kullanımında bulunan ……..8698 ve …….8878 nolu hatları ile (2007, 2008, 2009, 2010 yıllarında) irtibatının olduğu tespit edilmiştir.

Aydın Engin

“İddianamenin özü: Cumhuriyet yayın çizgisini değiştirdi ve bu bir suçtur”

İddianameyle ilgili Yeşil Gazete’ye konuşan Cumhuriyet yazarı Aydın Engin, “Benim mesleğim bu. Bir sürü kişiyle konuşuyorum. Sadece Cemaat’e yakın olduğunu bildiğim Harun Tokak’la değil, yine Cemaat’e yakın olduğunu bildiğim bir sürü insanla konuştum. MHP’li muhaliflerle de konuştum, CHP’lilerle de konuştum. Deli saçması bir iddianame. Bu iddianamenin özü şudur: Cumhuriyet gazetesi yayın çizgisini değiştirmiş ve bu bir suçtur. Demek ki, bundan sonra gazeteler yayın çizgilerinde küçük ya da büyük bir değişiklik yaparsa, önce savcıya telefon açıp değişikliğini bildirirse o zaman yırtar” ifadelerini kullandı.

(Yeşil Gazete – Can Bursalı)

36. İstanbul Film Festivali başlıyor!

Sinemanın bu topraklardaki yolculuğunun başlaması üzerinden tam 121 yıl geçmiş. Lumière Kardeşler‘in Bir Trenin La Ciotat Garına varışı‘nı anlatan L’arrivée d’un train en gare de La Ciotat filminin, 29 Aralık 1895’te, Paris’teki ilk gösteriminden yaklaşık bir yıl sonra, bir Alman Yahudisi olan Sigmund Weinberg tarafından, İstanbul Galatasaray’daki bir birahanede gösterilmesiyle Türk toplumu sinemayla ilk kez tanışmıştı.

Onat Kutlar ve arkadaşlarının 1965’te kurdukları Sinematek ile ticari olmayan filmlerle tanışmıştık.

İstanbul Film Festivali bu yıl 5 Nisan- 15 Nisan tarihleri arasında 36. kez kapılarını sinemaseverlere açacak.

Festivalin bu yıl ki teması “Kaldır kafanı!” Festivali Direktörü Kerim Ayan 11 gün boyunca günlük koşuşturmalardan, dertlerden, önümüzdeki bilgisayarlardan, cebimize her saniye gelen mesajlardan, kısa bir süre de olsa kafamızı kaldırmaya ve beyazperde ile aramıza hiçbir şey sokmadan, dünyadan filmlerle buluşmaya çağırıyor.

Festivalde Ian McKellen, Macit Koper, Mithat Alam, Çetin Tunca, Selma Güneri ve Barış Pirhasan ‘a onur ödülleri verilecek.

Altın Lale Ulusal ve Uluslararası Ödülleri, Ulusal Kısa Film Ödülleri, Ulusal Belgesel Yarışması Ödülleri, AUDENTİA Ödülü, FACE Avrupa Konseyi Sinema Ödülü, FIPRESCI Ödülleri ve Cineuropa Ödülü de sahiplerini bulacak.

36.İstanbul Film Festivali sırasında İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle düzenlenecek Köprüde Buluşmalar bu yıl 12. kez gerçekleştirilecek.

Köprüde Buluşmalar, Türkiye’den ve komşu ülkelerden yapımcı, yönetmen ve senaristleri, uluslararası sinema profesyonelleriyle bir araya getiriyor. Sinemacılara yeni uzun metraj projelerinin ve post-prodüksiyon aşamasındaki filmlerinin ilk uluslararası sunumunu yapmaları için olanak yaratırken, ortak yapımlar için de zemin hazırlamayı amaçlıyor. Film Geliştirme Atölyeleri dışında paneller ve sinema dersleri de bu buluşma kapsamında gerçekleştirilecek.

Bu yıl 192 filmin gösterileceği festivalde film gösterimleri Beyoğlu Sineması, Atlas Sineması, İtalyan Kültür Merkezi, Pera Müzesi, Cinemaximum Levent- Nişantaşı- Beşiktaş ve Kadıköy Rexx sinemalarında gerçekleştirilecek.

Festivalin bilet fiyatları 1 lira ile 20 lira arasında değişiyor.

http://film.iksv.org/tr

Program: http://film.iksv.org/tr/program

Filmlerinde Alfabetik Listesi: http://film.iksv.org/tr/filmlistesi

 

Haber: Ercüment Gürçay

(Yeşil Gazete)

 

 

Oyuncaklarda az bilinen tehlike: Fitalatlar – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Çocukların zehirli ya da toksik kimyasal maddelere maruz kalmalarının ne gibi sağlık sorunlarına yol açtığı üzerine olan araştırmalar çocuk sağlığı ile ilgili çalışmaların odak noktasında yer alıyor.

Zehirli kimyasalların vücutta metabolize edilmesi, atılması, hormonal sistem veya organ gelişimi üzerindeki etkileri çocuklarda yetişkinlerden daha farklı. Çocuklar gerek anne karnında ve gerekse doğum sonrasını izleyen büyüme dönemlerinde solunum, deri yoluyla emilim ve beslenme gibi yollarla vücutlarına giren zehirli maddelere karşı daha savunmasız ve zararlı etkilerine daha açıklar.

Kurşun, kadmiyum, civa, dioksinler, organik klorlu ve fosforlu pestisitler gibi zehirli kimyasal maddelerin bebek ve çocuklarda gelişim bozucu etkileri olduğu uzun yıllardır biliniyor. Gelişim bozucu kimyasalların sayısı yıldan yıla artıyor ve birçoğu akademik araştırmalara konu olmak dışında da pek bilinmiyor. Bu yazıda çocuk gelişimi üzerinde olumsuz etkileri olan ve son yıllarda önemi giderek artan zehirli kimyasalların başında gelen fitalatlardan söz edeceğim.

Fitalatlar

Fitalatlar plastik esaslı ürünlerin sertliğini azaltmak, esnekliklerini artırmak ya da şeffaflaştırmak için eklenen kimyasal maddeler.

Şampuanlar, losyonlar gibi bebek ve çocuk bakım ürünleri, oyuncaklar, kozmetikler, plastik esaslı gıda ambalaj materyalleri, kırtasiye malzemeleri ve plastik esaslı çeşitli endüstriyel ürünler fitalatları içeriyor.

Fitalatların çocuklarda üreme ve sinir sistemi gelişimi sorunları, hormonal sistem bozuklukları, alerjiler ve astım gibi sağlık sorunlarına neden oldukları düşünülüyor. Kanserojen oldukları şüphesi ya da çocuk sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle bazılarının kullanımı daha önce yasaklanmıştı.

Yasaklananlar yerini alanlar

Avrupa Birliği’nde ve ülkemizde 2005 yılında bebek ve çocuk ürünleri ile oyuncaklarında DEHP (di-2-ethylhexyl phthalate), BBP (Benzylbutylphthalate) ve DBP (Dibutyl phthalate) isimli fitalat türlerinin üreme sağlığını bozucu etkileri nedeniyle kullanılması yasaklanmıştı.

Ancak endüstriyel üretimde kullanılan 20’den fazla fitalat bileşiği ya da türü var; yani fitalatlar dediğimizde içinde farklı molekül yapılarına sahip ama hepsi de fitalat olarak nitelenen onlarca kimyasal maddeden söz ediyoruz.

Dolayısıyla yasaklananların yerini alan ve daha güvenli olduğu iddia edilen pek çok fitalat bileşiği çeşitli ürünlerin imalatında hâlâ kullanılıyor. Ancak son yıllarda bunlardan bazılarının da sağlık açısından tehdit içerdiğine dair şüpheler artıyor.

İnsanlarda fitalat maruziyetini belirlemeye yönelik biyo-izleme çalışmalarında DINCH (1,2-cyclohexane dicarboxylic acid diisononyl ester); DEHT (bis-(2-ethylhexyl)-terephthalate) ve DEHA (bis-(2-ethylhexyl)-adipate) adı verilen fitalatların kalıntılarına rastlandığı açıklandı. Yine bir başka çalışmada insanlarda DİBP (diisobutyl phthalate) ve DİNP (diisononyl phthalate) maruziyetinin artış gösterdiği belirtildi.

Benzeri başka çalışmalar da bulmak olanaklı.

Bu çalışmalara göre daha güvenli oldukları iddiası ile kullanılan fitalatlara çeşitli yollardan az veya çok maruz kaldığımız kesin. Yetişkinlerdeki maruziyet çocukları da etkileyecektir. Bu etkilenmenin bebek ve çocukların kullandığı veya oynadığı ürünlerle olması gerekmiyor; ayrıca ve daha önemlisi anne karnındaki çocuğun maruz kalması durumu. Maruziyet yaşı küçüldükçe zehirli kimyasalların verdiği zarar artıyor çünkü.

Çocuklarımızı nasıl koruruz?

Fitalatlara maruziyet sadece beslenme yolu ile oluşmuyor. 2012 yılında İsveç’te yürütülen bir çalışmada PVC yüzey döşemeleri ile temas eden çocukların deri ile temas ve solunum yolu ile de fitalatları bünyelerine aldıkları gösterildi. Dolayısıyla plastik esaslı ürünleri ve malzemeleri olabildiğince az kullanmak mümkünse kullanmamak en başta gelen korunma yöntemi.

Plastik ambalaj içinde satılan gıda ürünlerini almamalı. Bu kafa karıştıran bir öneri gibi görünebilir. Fitalatlar her plastik gıda ambalaj malzemesinin üretiminde kullanılmıyor çünkü. Örneğin PET (polyethylene terephthalate) olarak nitelenen ambalajlar fitalat kullanılmadan imal ediliyor. Ancak yapılan bazı çalışmalarda PET ambalaj içinde sunulan gıda ürünlerinin de fitalat kalıntısı içerdiği belirtiliyor. Bu kalıntının geri dönüşüme gönderilen plastiklerin fitalat içeren-fitalat içermeyen şeklinde ayrımı yapılmadan dönüştürülmesinden kaynaklandığı ve bunun da elde edilen PET ambalaj materyallerinin fitalat içermesine neden olduğu belirlendi. Bir ambalaj materyalinin içindeki fitalat gıdalara ve suya geçer.

Ülkemizdeki ambalaj materyallerinin ve plastik ambalajlarda sunulan gıda ürünlerinin fitalat kalıntıları içerip içermediği üzerine kapsamlı bir çalışma yapılmadığı ve elde edilen sonuçlar açıklanmadığı sürece plastik ambalajlarda sunulan gıdalar ve içecekler fitalat kalıntısı açısından risklidir.

Bireysel korunma için yapılacak başka şeyler de var.

Tayvan’da 2015 yılında yapılan bir çalışmada 4 ile 13 yaşları arasındaki çocuklarda görülen yüksek fitalat maruziyetini azaltmak için 30 çocuk üzerinde 7 önleyici yöntem belirlenerek bir hafta boyunca bu yöntemlerin çocuklar tarafından uygulanması sağlanmış.

Bu yöntemler

* El yıkama sıklığının artırılması,

* Plastik kap kullanmama,

* Plastik ambalaja sahip gıda tüketmeme,

* Ek gıda takviyesi almama,

* Kozmetikler ile kişisel bakım ürünleri kullanımını azaltma

* Mikrodalga fırınlarda plastik esaslı ambalaj kullanmama

olarak belirlenmiş.

Bir haftalık çalışma sonunda çocukların idrar örneklerinde yapılan analizler sonucu 8 farklı fitalatın düzeyinde yüzde 71 ile yüzde 97 oranında azalma gözlendiği belirtiliyor. Çalışma da ayrıca el yıkama ve plastik ambalajlarda sunulan içecekleri tüketmemenin fitalat maruziyetini azaltan en etkili yöntem olduğu da dile getiriliyor.

Sorunu bireysel önlem ve çabalarla bir yere kadar çözebiliriz. Temel meselenin kullanmamak ya da tüketmemek değil toksik etkili bileşiklerin üretilmemesini sağlamak olduğunu unutmamalıyız. Ancak başlangıç noktası olarak fitalatların gıdalarda, sularda veya gündelik hayatta temas içinde olduğumuz çeşitli ürünlerde ne düzeyde bulundukları, yetişkin ve çocukların da bu maddelere ne düzeyde maruz kaldığını belirlemeye yönelik kamusal izleme çalışmalarının yapılmasını talep etmek en azından sorunun boyutlarını ortaya koymak için mutlak bir gereklilik olarak görünüyor.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

Bülent Şık