Ana Sayfa Blog Sayfa 3183

Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye dört sıra daha geriledi: 180 ülke arasında 155. sıra!

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü, 2017 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ni yayınladı. Endeks’de Türkiye, geçen yıla göre 4 sıra daha gerileyerek 180 ülke arasında 155’inci sırada yer aldı. Böylece, Türkiye’nin “kara liste” olarak isimlendirilen en kötü durumdaki ülkelerin arasına girmesine sadece dört sıra kaldı.

Türkiye, basın özgürlüğü listesinde son 12 yılda 56 basamak düşüş kaydetti. Türkiye geçen yıl olduğu gibi bu yıl da “gazetecilik yapmanın zor olduğu ülkeler” kategorisinde yer aldı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler, endeksle ilgili yaptığı açıklamada, Türkiye’ye özel bir bölüm ayıran kuruluş, Türkiye’yi ‘en ürkütücü ülkelerden biri’ olarak tanımladı.

Açıklamada, “Darbe girişimi hükümetin eleştirel kalabilen az sayıdaki basın organını bir kenara süpürmesinin önündeki son engelleri de kaldırdı. Olağanüstü hal ilanı yetkililerin her ay onlarca basın kuruluşunu bir imzayla kapatmasını sağlarken, farklı seslerin ise yalnızca çok az satan gazetelere sıkışmasına yol açtı” denildi.

Kuruluş ayrıca, 100’ü aşkın gazetecinin tutuklu olmasının Türkiye’yi “dünyanın en büyük gazeteci hapishanesi”ne dönüştürdüğünü vurguladı.

Endekste beş ayrı kategori bulunurken Türkiye’nin içinde yer aldığı kategori en kötü dördüncü kategori.

Bu yılki gerilemeyle birlikte Türkiye’nin en kötü kategoride bulunan ve kara liste olarak adlandırılan ülkelerle arasında yalnızca dört ülke kaldı.

Endeksin ilk 10 basamağında sırasıyla Norveç, İsveç, Finlandiya, Danimarka, Hollanda, Kosta Rika, İsviçre, Jamaika, Belçika ve İzlanda yer alırken, son sıralara ise Çin, Suriye, Türkmenistan, Eritre ve Kuzey Kore yerleşti.

Kuzey Kore, basın özgürlüğünün en kötü olduğu ülke özelliğini Eritre’den aldı.

 

(T24)

Emniyet’te ‘FETÖ’ operasyonu: 72 ilde 1009 gözaltı

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 72 ilde 1009 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.

Ankara Vilayetler Evi’nde düzenlenen “Göç Politikaları Kurulu İkinci Toplantısı”nda konuşan Soylu, “Bu sabah 81 ilde operasyon gerçekleştirilmiştir. Halen devam etmektedir. Şu ana kadar 72 ilde 1009 mahrem imam gözaltına alınmıştır. Bu, Türkiye Cumhuriyeti devleti açısından önemli bir adımdır” dedi.

Soylu bu operasyonu, “emniyetimizi dışarıdan yönetmeye çalışan, adına mahrem imamlar dediğimiz, neredeyse alternatif bir emniyet yapılanması ortaya koymaya çalışan, kendi gündemini, taleplerini ve iddialarını dile getirmeye çalışan bir yapıyı hem açığa çıkartmanın hem de çökertme çalışmasının en önemli adımı” olarak tanımladı.

Anadolu Ajansı, eş zamanlı operasyonlara 8 bin 500 polisin katıldığını bildirdi.

Adana’da da kamu görevlilerine gözaltılar

Öte yandan Anadolu Ajansı (AA), Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen benzer bir soruşturma çerçevesinde, aralarında daha önce meslekten ihraç edilen ve cemaatin şifreli haberleşme programı ByLock’u kullandığı iddia edilen 35 kamu görevlisi hakkında gözaltı kararı verildiğini bildirdi.

AA, İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ile Terörle Mücadele Şubesi ekiplerince çok sayıda adrese düzenlenen eş zamanlı operasyonda, meslekten ihraç edilen çok sayıda öğretmen ve adliye personelinin de bulunduğu 30 şüphelinin gözaltına alındığını duyurdu.

Şüphelilerin, Adana Devlet Hastanesi Adli Tıp Biriminde sağlık kontrolünden geçirildikten sonra emniyete götürüldükleri belirtildi.

 

(BBC Türkçe)

Dünya Penguen Günü’nde bilim insanlarından ‘Antarktika’yı koruyun’ çağrısı

Dünya Penguen Günü’nde bilim insanları, Antarktika’daki vahşi yaşamın korunması için daha çok çaba gösterilmesi çağrısı yaptı.

Penguenler çocukların da en sevdiği hayvan dostlarından. Ancak 2015’te Pew’un yaptığı bir araştırmaya göre, dünyadaki 18 penguen türünün üçte ikisinin nesli tükeniyor.

 

Antarktika penguenleri, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerine en açık tür olarak biliniyor.

ABD merkezli Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi, penguenlerin Güney Okyanusu’ndaki ekosistemin korunması ve insan eliyle iklim değişikliğinin sonuçlarının anlaşılması için elçi görevi gördüğünü söylüyor.

‘İklim değişikliğinin sonuçlarına uyum sağlayamıyorlar’

Yaşam alanlarındaki buz kütlelerinin küçülmesi ve ısınan suların av süreçlerine olumsuz etkisi, penguenlerin yaşamını tehlikeye atıyor.

Bilim insanları, penguenlerin besini olan ‘kril’ gibi deniz canlılarının yoğun balıkçılık aktiviteleri sonucu azalması, hava kirliliği ve üreme alanlarının bozulması gibi nedenlere işaret ediyor.

Uluslararası Doğa Koruma Birliği, (IUCN) Ross denizinde görülen Adelie penguenleri ile Kral Penguenler dışında hiçbir türde sayıca artış görülmediğini açıkladı.

AFP’ye konuşan Stanford Üniversitesi’nden Antarktika uzmanı Cassandra Brooks, “İklim değişikliğinin Antarktika’da doğal yaşamı çarpıcı bir şekilde değiştirdiğini ve Güney Okyanusu’nun bir parçası olan bu hayvanların uyum sağlamakta zorlandığını biliyoruz” diyor.

Brooks, bilim insanlarına iklim değişikliği ve penguen popülasyonları arasındaki karmaşık ilişkiyi çözmek için çabaları sürdürmeleri çağrısında bulunuyor.

Öte yandan, 2016 yılı, penguenlerin korunması için 24 ülkenin temsilcileri ile Avrupa Birliği arasında atılan uluslararası bir anlaşmaya sahne oldu.

Bu anlaşma ile Güney Kutbu’nu çevreleyen sulardan Ross Denizi, dünyanın en geniş sualtı doğal yaşam koruma alanı ilan edildi. Antarktika sularının 1 milyon 570 bin kilometre karesi içinde de, ticari balıkçılık, 35 yıl süreyle yasaklandı.

Bu sayede, dünyada el değmemiş son deniz ekosistemine sahip Ross Denizi’nde penguenler, Antarktik dişbalıkları ve balinalar da korunmuş olacak.

Avustralya’da, Fransa’nın yönetiminde Doğu Antarktika’da ve Almanya yönetiminde Weddell denizinde de, yeni anlaşmalar için müzakereler sürüyor.

Bu anlaşmalar sağlanırsa, Doğu Antarktika’daki 1 milyon kilometre karelik bir alan ile Weddell denizinde Güney Amerika’nın güneydoğusundan başlayan 2.8 kilometre karelik alanlarda da benzer cezai yaptırımlar uygulanacak.

 

(BBC Türkçe)

Zonguldak’ın 8 bin nüfuslu beldesindeki 5’inci termiğin ÇED süreci durduruldu

Zonguldak’ın Kilimli ilçesinin 8 bin nüfuslu Çatalağzı Beldesi’ne yapılması planlanan 5’inci termik santralin Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci, halkın projenin hayata geçirilmesi için ikna edilmesi ve tespit edilen eksikliklerin giderilmesi için durduruldu.

Beldede 1946 yılında faaliyete geçen 300 megavatlık Çatalağzı Termik Santrali’nin yanına, Eren Enerji Elektrik Üretim A.Ş. tarafından 2010’da 160 ve bin 300 megavat, geçen yıl da bin 300 megavat gücünde 3 termik santral kuruldu. Demir Madencilik A.Ş., mevcut 4 santrale ilave olarak deniz kenarındaki Ömerağzı sahilinde 160 megavat gücünde temrik santral ve kül barajı projesi için başvuruda bulundu.

Bugün Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda ÇED süreciyle ilgili İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu Toplantısı yapıldı. Toplantıya Çatalağzı Belediye Başkanı Adnan Akgün, Muslu Belediye Başkanı Sabahattin Adıyaman, mahalle muhtarları ve Çatalağzı Çevre Koruma Derneği Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. Toplantıda, bölgede başka termik santral istenmediği komisyondaki ilgili bakanlık ve kurum temsilcilerine anlatıldı. Toplantı sonunda komisyon, projenin hayata geçirilmesi için halkın ikna edilmesi ve projede tespit edilen eksikliklerin giderilmesi için ÇED sürecini durdurduğunu açıkladı.

Çatalağzı Belediye Başkanı Adnan Akgün, sürecin durdurulmasının sevindirici olduğunu söyledi. Değerlendirme toplantısında komisyon başkanının, ÇED raporunu hazırlayan firmadan eksikliklerin giderilmesini istediğini ifade eden Akgün, şöyle konuştu:

“Biz toplantıda mevcut termik santrallerin durumunu, yapılması istenen santralleri anlattık. Bölgede yaşayan halkımızın sorunlarını anlattık. Mevcut termik santrallerin yanına yenilerini istemiyoruz. Halk bunu istemiyor. İnsan sağlığı tehlike altında. Toplantıda komisyon başkanı, firmanın projenin sosyal boyutunu da ele almasını istedi. Yani projenin hayata geçirilmesi için halkın ikna edilmesini yoksa bu projenin hayata getirilemeyeceğini söyledi. Başka bir takım eksiklikleri de gidermesini istedi. ÇED süreci durduruldu.”

 

(Evrensel)

[Yeşil İşler] Anadolu Meraları, mera hayvancılığı projesinde görev yapacak ‘stajyer çalışan’ arıyor

Anadolu Meraları, İzmir, Bayındır yakınlarında destek verdiği mera hayvancılığı projesinde görev yapacak “stajyer çalışan” arıyor.

İlgili pozisyona dair aranan genel nitelikler ile iş tanımı hakkında detay bilgi almak için Anadolu Meraları web sitesindeki ilan sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

 

Yeşil iş ilanlarınız artık Yeşil Gazete’de

Yeşil İşler sayfamız için tklyn

 

(Yeşil Gazete)

Hayır ve Ötesi: Fethullah Gülen’in 2010’da istediği oldu; mezardaki ölülere oy kullandırıldı!

Hayır ve Ötesi, Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’nun “Mühürsüz oylar geçerli sayılır” kararıyla üzerine gölge düşen 16 Nisan’daki “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Anayasa Değişikliği” referandumuyla ilgili raporunu, İstanbul’da düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladı.

Hayır ve Ötesi’nin raporunda, çok sayıda usulsüzlük tespit edildiğine değinilirken, 16 Nisan’da düzenlenen referandumun iptal edilmesi istendi. Raporda, tüm oyların ‘Evet’ çıktığı sandıklarda ölü seçmenlerin tespit edildiği belirtilirken, 12 Eylül 2010’da yapılan anayasa değişikliği referandumunda Fethullah Gülen’in “İmkân olsa ölülere bile ‘Evet’ oyu verdirilmeli” sözlerine atıf yapılarak, “Mezardan ölüleri kaldırıp oy kullandırma, bu referandumda gerçekleştirilmiştir” denildi.

Hayır ve Ötesi’nin TMMOB Makine Mühendisleri Odası’nda düzenlediği toplantıda 16 Nisan’daki referanduma ilişkin tespit ettiği usulsüzlüklerden öne çıkanlar şöyle:

961 sandıktan yüzde 100 ‘Evet’ çıktı

-YSK verilerine, aşağıda örnekleri de verilen, başta Şanlıurfa’nın Akçakale, Viranşehir, Hilvan ve Muş’un Hasköy, Yozgat’ın Çekerek ilçeleriyle, Sakarya’nın Akyazı ilçesi olmak üzere; 961 adet seçmen sandığında kullanılan oyların tamamı, yani yüzde 100’ü EVET mühürlü olup, HAYIR mühürlü oy adet ve yüzde olarak SIFIR’dır.

-7 bin 48 adet seçmen sandığında, kullanılan oy sayısının ilgili sandıktaki seçmen sayısına eşit olduğu veya sandık görevlileri de dikkate alındığında, seçmen sayısı ve sandık görevlileri toplam sayısından da fazla olduğu tespit edilmiştir. Dahası, bu sandıklardan 2 bin 397’sinde seçmen sayısından fazla oy kullanılmıştır.

Söz konusu sandıklarda kullanılan oyların toplamı 1 milyon 672 bin 249’dur. Bu oyların yüzde 60,7’si “EVET” olarak gerçekleşmiştir.

Blok oy kullanımına ilişkin önceki tespitler de dikkate alındığında, oy kullanmaya gelmeyen seçmenler adına bilahare “EVET” yönünde oy kullanılmış olabileceği şüphesi; söz konusu 7 bin 48 adet sandık için ihmal edilmemesi gereken ve detaylı soruşturmaya muhtaç bir olasılık olarak değerlendirilmektedir.

Toplam 1 milyon 672 bin 249 kişiden hiçbirinin seçmen listelerinin kesinleştiği 10 Mart 2017 tarihinden itibaren hayatını kaybetmemiş olması, er/erbaş olarak silah altında bulunmuyor olması mümkün değildir.

Nitekim, Şanlıurfa’nın Eyyübiye ilçesinde 2179 no’lu sandıkta kayıtlı E.E. isimli, 01.01.1942 doğum tarihli yurttaşımızın 31 Mart 2017 tarihinde hayatını kaybettiği tespit edilmiştir.

Dar bir örneklem üzerinden, çok kısa bir süre zarfında ve nüfus bilgilerini edinmemizin mümkün olmadığı koşullarda ulaştığımız bu bilgi, ortada araştırılması gereken çok sayıda vaka olduğunu düşündürmektedir.

-1 Kasım 2015 Genel Seçimlerinde, ihmal edilemeyecek derecede muhalefet partisi seçmenine sahip olduğu anlaşılan; ancak 16 Nisan 2017 Referandumunda yüzde 95 oranında EVET oyunun çıktığı sandıklar tespit edilmiş olup bir önceki seçimlerdeki oy verme davranışı ile karşılaştırmalar yapılmıştır.

Aşağıda sunulan karşılaştırma verilerinden de anlaşılacağı üzere, seçim sonuçlarını temelden etkileyebilecek tutarsızlıkların olduğu bu durum, oy pusulaların mühürlü/mühürsüz oluşunun çok ötesinde bir vehamete işaret etmektedir.

Referandumun meşruiyetini yitirdiğinin belirtildiği açıklamada, yurtdışında kurulan 472 numaralı sandıkta, referandumla ilgili tartışmaları alevlendiren “Mühürsüz oylar geçerli sayılır” kararının aksinin uygulandığı hatırlatıldı. Yurtdışında kurulan 472 numaralı sandıkta, mühürsüz oy kullanılması nedeniyle AKP tarafından yapılan itiraz kabul edilerek, oylar YSK tarafından iptal edilmişti.

111 oy uzun namlulu silah gölgesinde yok oldu!

Referandumda, “Gizli oy açık sayım” ilkesinin de iptal edildiğine dikkat çekilirken, Muş’un Hasköy ilçesi Dağdibi köyünde Rıdvan Işık isimli şahsın sandık görevlisi olmasına rağmen seçime uzun namlulu silahla katılmasına değinildi. Uzun namlulu silahla sandık görevlisi olarak görev yapan Rıdvan Işık’ın bulunduğu sandıktan, 1 Kasım seçimlerinde ‘Hayır’ cephesinde yer alan HDP ve CHP’nin 111 oy almasına karşın referandumda kullanılan 292 oydan 290’ının ‘Evet’ olduğu belirtildi.

Anadolu Ajansı’nın da referandumda manipulatif oranlar açıkladığına değinilirken, raporun sonuç kısmında şu ifadelere yer verildi:

“Mühürsüz pusulalar konusuna bahis 2,5 milyon oya ana muhalefet partisinin itirazı YSK tarafından reddedilmiştir. Başlı başına bu durum bile referandumun iptali noktasında yeterli sayılması gerekirken yukarıda bildirdiğimiz diğer vakalarla birlikte ele alındığında 16 Nisan 2017 tarihli halk oylamasının geçersiz sayılması her türlü hukuk zemininde kaçınılmazdır.
“16 Nisan 2017 tarihli anayasa referandumu, tüm ülkede iktidar partisi ve Yüksek Seçim Kurulu marifetiyle baştan aşağı tezgahlanmış, tarihin en büyük seçim hilesiyle gerçekleştirilmiştir.
„Ülkemizde demokrasinin temel taşlarından biri olarak kabul edilen seçimlerin ve halk oylamalarının her türlü şaibeden ve şüpheden arındırılmış olarak, tam sandık güvenliği ile gerçekleştirilmesi tüm yurttaşların hakkıdır.
“Bu hakkın tesis edilemediği açıkça görülmekte olup Referandumun iptal edilmesi ve yenilenmesi haklı bir talep olarak ortaya çıkmaktadır.
“Tüm ülkede, binlerce gönüllü ile yaptığımız sandık güvenliği çalışmasının işaret ettiği sonuç budur.”

(Can Bursalı – Yeşil Gazete)

Türkiye Avrupa’dan iyice uzaklaşıyor: Avrupa Konseyi Türkiye’yi denetim sürecine aldı

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türkiye’nin yeniden denetim sürecine alınmasına karar verdi.

Denetleme Komitesi, Türkiye’nin 2018’e kadar denetim sürecine alınmasını öngörüyor.

Avrupa Konseyi 12 Eylül askeri darbesinden sonra Türkiye’nin üyeliğini askıya almıştı. Ardından Türkiye 1990’lı yıllarda da denetim sürecine alınmıştı. Denetimden çıkmış bir ülkenin tekrar denetime dönmesi ilk kez görülüyor.

AKPM’nin kararının Türkiye ile AB atasındaki müzakerelere de olumsuz etkileri olması bekleniyor.
Avrupa Birliği 2004 yılında, “Ankara’nın, Kopenhag kriterlerini karşılaması için denetim sürecinden çıkması gerekir” demişti. 2004 yılında müzakerelere başlamak için tarihi de, o denetim kalktıktan sonra “Türkiye Kopenhag kriterlerini yeterince karşılıyor” diyerek vermişti.

Son karar Kopenhag kriterleri konusunda soru işaretleri doğması anlamına geliyor.

Bu kararla AB Konseyi’nin müzakereleri askıya alma yönünde bir rapor hazrılamasının yolu açılabilir. Bu tür bir tavsiye kararı alınması durumunda AB Konseyi bunu Haziran’daki Liderler Zirvesi’nde oylayabilir.

(NTV, Diken, Yeşil Gazete)

Filmmor Kadın Filmleri Festivali 27-28 Nisan’da Adana’da, 29-30 Nisan’da Mersin’de

15. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Adana Kadın Platformu ortaklığıyla 27-28 Nisan’da Adana’da, Mersin Kadın Platformu ortaklığıyla 29-30 Nisan’da Mersin’de olacak.

Filmmor Adana ve  Mersin programında öne çıkan filmler şöyle:

• Tereddüt – Clair-Obscur / Yeşim Ustaoğlu
• Zeytin Ağacı – The Olive Tree / Iciar Bollain
• Başkasının Evi – House of Others / Rusudan Glurjidze
• Tam Gözlerimi Açarken – As I Open My Eyes / Leyla Bouzid
• Toz Bezi – Dust Cloth / Ahu Öztürk
• Çok Uzak Fazla Yakın – Far Away Too Close / Türkan Derya
• Ana Yurdu – Motherland / Senem Tüzen
• Ateş – Fire / Deepa Mehta
• Feminist Değilim Ama… – I’m Not a Feminist But… / Florence Tissot, Sylvie Tissot

Hem Adana hem de Mersin’de Hülya Gülbahar, Feminist Değilim Ama söyleşisinde kadınlar ile buluşacak..

 

Filmmor Kadın Filmleri Festivali’ nin 7 şehirde 7 hafta süren 15. yolculuğu böylece sona erecek.

Filmmor ekibinin tüm kadınlara bir çağrısı da var:

15. Filmmor Kadın Filmleri Festivali tüm şehirlerde ücretsiz, tüm kadınlar davetli, bol buluşmalı, dayanışmalı, Gülten Akın’lı: “Aç avuçlarını sesini yükselt, gel dirilt değiştir”

 

(Yeşil Gazete)

Evde konserve yapmalı mı? – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Adana’da aynı aileden dört kişi domates konservesi ile yaptıkları menemen yemeğinden zehirlenerek hayatını kaybetti. Ölüm nedeni henüz kesin değil ama şüpheler Clostridium botulinum adlı bir bakterinin yol açtığı botulizm hastalığı üzerinde toplanmakta.

Bu üzücü olay, evde konserve yapmanın riskli olup olmadığı sorusunu da gündeme getirdi.

Yiyecekleri kendi imkânlarımızı kullanarak üretmek ya da evde yaptığımız yiyecekleri yemekten daha doğal bir şey olamaz. Aslına bakılırsa doğal olmayan şey yiyecekleri bizim adımıza başkalarının üretiyor olması. Günümüz koşullarında ve özellikle de kentlerde yaşıyorsak yediğimiz yiyeceklerin büyük bir kısmını satın almak zorunda olsak da bir kısmını evde yapmak hâlâ olanaklı. Ama bunu yaparken dikkate almamız gereken bazı hususlar var ve bunlardan bazılarını iyi bilmek hayati önem taşıyor.

Konserve yapmak gıdaları uzun süre muhafaza etmek için başvurduğumuz yöntemlerden biri. Dolayısıyla evde konserve yapımına dair bir şeyler söylemeden önce gıda muhafaza tekniklerinden bazılarına kısaca değinmek daha yerinde olacak.

Yiyecekleri uzun süre muhafaza etmek için en yaygın kullanılan tekniklerin başında kurutma, tuzlama, fermente etme, tütsüleme, dondurma ve konserve yapma gelir. Bu teknikler gıdaların uzun süre dayanmasını nasıl mümkün kılar biraz yakından bakalım.

Bozulma

Bir gıda maddesi hasat edildiği andan itibaren canlılığını ya da daha bilinen bir tabirle tazeliğini yitirmeye başlar.

Bir yiyeceğin taze olması ile içerdiği besleyici öğelerin miktarı arasında birebir ilişki vardır. Yiyecekler bekletildikçe içerdikleri besin öğelerini yitirmeye başlar. Bekleme süresinin uzaması bozulma ile sonuçlanır. Bozulma ise yiyeceğin içerdiği besin öğeleri açısından yararsız hale gelmesinin yanısıra elde mevcut besin stoğunun da azalması demektir. Bu nedenle insanlar binlerce yıl boyunca besin maddelerini zor zamanlar ya da kıtlık zamanları için muhafaza etmenin yollarını aramışlardır.

Bu kısa yazıda detaya girmek olanaksız o nedenle çok temel bazı noktalara değineceğim.  Bütün gıda muhafaza teknikleri yiyeceklerin bozulmasını geciktirmek için yapılır. Yiyecekler en temelde ya “kendiliklerinden” ya da “dışsal unsurlar” nedeniyle bozulurlar.

Dalından koparılan ya da hasat edilen yiyeceklerin metabolik faaliyetleri yani hücre içinde ya da dokularda vuku bulan fizyolojik-biyokimyasal reaksiyonlar devam eder. Bu reaksiyonlar yavaşlatılmaz ya da durdurulmazsa yiyecek maddesi zamanla kendiliğinden bozulacaktır.

Yiyecekler dış ortamlardan bulaşan mayalar, küfler ve bakteriler gibi mikroorganizmalar vasıtasıyla da bozulabilir. Mikroorganizmalar hava, su, toprak vs. gibi her ortamda bulundukları için gıda maddelerinde bulunmaları da olağandır.

Bazı mayalar, küfler ve bakteriler gıdaların fermente edilmesinde (örneğin ekşi maya ekmeği, bira, şarap ve turşular) ya da tadını ve aromasını güzelleştirmek için yapılan olgunlaştırma işlemlerinde (örneğin peynirler) binlerce yıldır kullanılmakta; ama anlatması çok daha keyifli bu konulara değinmeyeceğiz.

Bu yazının odak noktası konserveler olduğu için konservelerde çok önem arz eden patojen (hastalık yapıcı) bir bakteriye odaklanacağız. Evde konserve yapmayı sevenlerin iyi tanıması gereken bu bakteriye geçmeden önce bozulma konusunu tamamlayalım.

Bir yiyecek maddesini uzun süre dayandırmanın ya da saklamanın yolu bozulmasına neden olan unsurları kontrol altına almak ya da ortadan kaldırmaktan geçer. Ortam sıcaklığı, nem, hava, gıdaya bulaşan mikroorganizmaların sayısı gibi gıda maddesinin bozulması üzerinde etkili olan pek çok etken var.

Bozulma üzerinde etkili olan en önemli etken ise gıdada bulunan su miktarı. Dolayısıyla gıdaların su içeriğini azaltmak bozulma sürecini yavaşlatır. Peki bunu nasıl ya da hangi teknikleri kullanarak yaparız kısaca bakalım.

Kurutma, tuzlama, reçel yapma

Gıdaların su içeriğini azaltmakta kullanılan en eski teknikler kurutma ve tuzlamadır. Şeker endüstrisinin gelişmesine bağlı olarak ortaya çıkan daha yeni bir yöntem ise reçel yapmaktır. Kurutmada gıdanın su içeriği güneş altında tercihen iyi rüzgâr alan bir yerde yavaş yavaş uçurularak azaltılır.

Tuzlama ya da reçel yapmada ise gıda içine katılan tuz ve şeker su ile reaksiyona girerek onu kullanışlı olmaktan çıkarır. Gıdanın içindeki su katılan tuz veya şekere bağlandığı için bakteriler ya da diğer mikroorganizmalar tarafından artık kullanılamaz ve dolayısıyla da mikroorganizmalar da çoğalma imkânı bulamaz.

Turşu yapma

Turşu yapma gibi yöntemlerde ise gıda maddesindeki şekerler ortamda bulunan bazı mayalar ve bakteriler tarafından enerji kaynağı olarak kullanılarak asidik maddelere dönüştürülür. Yani gıda maddesinin ekşiliği artar. Asitlik ya da ekşiliğin belli bir değeri aşması ortamda bulunan mikroorganizmaların çoğalmasını baskılar ya da onları öldürür.

Gıda maddesine daha sonra mikroorganizma bulaşsa dahi asitlik nedeniyle çoğalma imkânı bulamaz. Ancak asitlik artışı gıda maddesinin dokularını da zamanla yumuşatacaktır, özellikle ortam sıcaklığı da yüksekse yaptığımız turşuların iyice yumuşaması ve yenmez hala gelmesi mümkündür. Saklama yerinin sıcaklığı düşük tutulmak kaydıyla ya da buzdolabında turşu yaptığımız gıdaları aylarca muhafaza edebilmek mümkündür.

Dondurma

Dondurma gıda maddesinin temel dokularını oluşturan hücrelerin içindeki ve dokular arasındaki boşluklarda yer alan suyun sıvı halden buza dönüştürülmesi işlemidir. Ortamda mikroorganizmalar varsa onlar da donacaktır. Dondurma çok düşük sıcaklıklarda gerçekleştiği ve ortamdaki su aynı kurutma işleminde olduğu gibi kullanılabilir bir formda olmadığı (buza dönüştüğü) için hem metabolik ve hem de mikroorganizma faaliyetleri yavaşlayacak ya da duracaktır.

Konserve yapma

Konserve yapma işlemi bir ısıl işlemdir. Konserve yapmak için uygun olgunlukta hasat ediImiş meyve ve sebzeler temizlenip ayıklandıktan sonra cam veya teneke kutu ambalajlara ağzı hava almayacak şekilde doldurularak belirli bir sıcaklıkta belirli bir süre tutulur. Konservecilikte suyun kaynama sıcaklığı olan 100 oC’nin üzerindeki sıcaklıklara çıkmak esastır. Bunun en önemli nedeni ise Clostridium botulinum adı verilen bir bakteriyi öldürmenin gerekli olmasıdır.

Clostridium botulinum ve Botulizm

C. botulinum sinir sistemini üzerinde etkili en güçlü zehirlerden biri olan “Botulinum” zehrini üreten sporlu bir bakteri.

Bu zehir “Botulizm” adı verilen ve solunum kaslarının felcine yol açarak ölüme sebebiyet veren bir hastalığa neden olur.

Zehirlenmenin en tipik belirtisi çift görme ve giderek yaygınlaşan felçlerdir. Estetik amaçlarla kullanılan ve yüzü sabit bir ifadeye dönüştüren botox işleminde kullanılan zehir de botulinum zehridir.

Botulizm hastalığının tedavi imkânı var ancak iyi sonuç almak hem alınan zehrin miktarına ve hem de erken müdahale edilmesine bağlı; buna rağmen iyileşme aylar sürebilir ve kalıcı sinir sistemi hasarları oluşabilir.

Mısır, yeşil fasulye, patlıcan, biber, pancar, kuşkonmaz, mantarlar, ıspanak, et, tavuk ve balık ürünleri gibi düşük asitli gıdalardan yapılan ev konserveleri botulizm hastalığı açısından risk taşır.

Evde konserve yapmalı mı?

Çok tehlikeli olmasına rağmen botulizm ender rastlanan bir hastalık. Ancak çok ölümcül olması ve kalıcı sinir hasarlarına yol açabilmesi nedeniyle evde konserve yapmayı önerme cesaretini kendimde göremiyorum. Ancak dışarıdan sanayi tipi konserve ürün almayı da önermiyorum. Kutu konservelerde kullanılan plastik kaplama malzemesi fitalatlar ve bisfenoller gibi toksik kimyasalları gıdaya bulaştırabiliyor.

Cam ambalajın daha sağlıklı olduğu düşünülebilir ama öyle bile olsa konserve gıdalar zorunlu kalmadıkça yenmemeli. Meyve veya sebze ürünlerini taze tüketmek içerdiği besin öğelerinden faydalanmanın en iyi yolu.

Hangi mevsimde bulunuyorsak o mevsime özgü meyve ve sebzeleri almak, çiğ yenebilenleri çiğ tüketmek, pişirilmesi gerekenleri düdüklü tencere kullanmadan pişirmek içerdikleri besin öğelerinden faydalanmanın en iyi yolu.

Konserve yapımında gerekli olan yüksek sıcaklık uygulamaları gıdalardaki B vitaminleri, C vitamini vesağlığın korunması üzerinde olumlu etkileri olduğu düşünülen fenolik maddeler gibi fitokimyasallarda ciddi kayıplara yol açıyor. En az kayıp taze ürünler kullanılarak pişirilmiş yemeklerde oluyor; onu dondurulmuş ürünler kullanılarak pişirilmiş yemekler takip ediyor.

Satın alınan gıdaların buzdolabında bekletildiği süre uzadığında da besin kayıpları artıyor. Besin kayıplarını daha da artırmamak için dışarıda, buzdolabında veya buzlukta saklanan ürünlerin hava ile temasını kesmek gerekiyor.

Eğer imkân varsa gıda maddeleri dondurarak da saklanabilir. Kısa sürede dondurma ve kısa sürede çözme besin kaybını azaltmak için esastır. Ama dondurmanın enerji giderinin yüksek yani maliyetli bir işlem olduğu bilinmeli; küresel ısınma sorununa olan katkısı da cabası.

Gıda ürünlerini saklamak istiyorsak salça ya da turşu yapmak veya kurutmak konserve yapmaya kıyasla çok daha güvenilir ve besleyici öğeleri daha iyi koruyan teknikler.

Kurutulmuş besinler, tansiyon sorunu yoksa turşular, salçalar, meyve pekmezleri gibi ürünler besin öğeleri açısından çok daha zengindir. Özellikle turşular bağırsaklarımızdaki bakteriyel ortamı destekleyen, güçlendiren probiyotik gıdalar oldukları için çok daha faydalıdırlar. Konserve yerine bu ürünler tercih edilebilir.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

Bülent Şık

Kirazlıdere Termik Santrali ile ilgili İDK toplantısında projenin akıbeti belli olacak

Çanakkale Karabiga’da yapılmak istenen Kirazlıdere Termik Santralı ile ilgili olarak 26 Nisan 2017 Çarşamba günü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nda İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) Toplantısı yapılacak. Projenin Çevre Etki Değerlendirme Raporunun görüşüleceği toplantıda, projenin akibetinin de belirleneceği belirtiliyor.

Çanakkale’nin Karabiga ilçesine yapılmak istenilen ithal kömürlü termik santral projesi, Kirazlıdere Termik Santrali’nin durumu 26 Nisan 2017 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilecek toplantıda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından değerlendirilecek.

İthal kömür ile çalışacak termik santralin, tek başına yılda 3.5 milyon ton ithal kömür yakacağı ve santrallerden yayılacak olan 314 bin ton külün, Kazdağları Milli Parkını tehdit ederek su havzalarını kirleteceği ve tarımsal üretimi sekteye uğratacağı öngörülüyor. Diğer yandan termik santralde kullanılacak olan ithal kömür ile ülkemizin en büyük sorunlarından biri olan enerjide dışa bağımlılığın ve dış ticaret açığının artmasına da sebep olunacak.

Ayrıca santralin işletmesi için denizden saatte çekilecek 204 bin m3 su ile soğutulacak, 34 bin m3/saat su da çekilerek Baca Gazı Desülfürizasyonda kullanılarak denize boşaltılacak. İthal kömürün yakılması ile ortaya çıkacak olan milyonlarca ton sera gazı emisyonları ise küresel iklim değişikliği açısından “telafisi imkansız daha fazla zararlar” doğuracak. Bacalardan çıkan kül ile tarım, su kaynakları ve doğayı kirletecek olan proje iklim değişikliğinin geri dönülemez sorunlara yol açmasına çanak tutacak.

30 kilometreye 9 termik santral!

Kirazlıdere Termik Santrali, Karabiga bölgesine yapılmak istenilen 9 termik santralden sadece biri. 30 kilometre mesafe ile kurulmak istenilen bu termik santraller, Karabiga ilçesini bir ekolojik feda bölgesine çevirecek, doğal güzellikleri ve tarımı ile ünlü ilçeyi küle boğacak.

Finansman bulamayınca teknoloji değişikliği!

Çanakkale ili Biga ve Lapseki ilçelerinde bulunan Kirazlıdere 1 ve 2 termik santral projeleri 5 Mayıs 2015 tarihinde peşpeşe Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ÇED olumlu kararı verilmiş, EPDK tarafından da lisans birleşimine gidilerek Kirazlıdere Termik Santrali denilmişti. Ancak, Bakanlığın ÇED Olumlu kararı verdiği proje uluslararası kredi kuruluşları tarafından teknoloji kriterlerini karşılamadığı için teknoloji değiştirilmek zorunda kalındı. Bunun üzerine tekrar hazılanan Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporu hakkında son karar 26 Nisan Çarşamba günü Ankara’da verilecek.

Şimdi İtiraz Zamanı

Şimdi, Kazdağlarına kül yağmasına sebep olacak, Çanakkale ve Karabiga başta olmak üzere tüm Marmara Bölgesi’nin havasını kirletecek olan projenin İDK toplantısında onaylanmaması için hep beraber harekete geçerek Kazdağlarını koruma zamanı.

Bu kapsamda, 350 Ankara, Kazdağları’nın nefesini söndürecek olan projeye sadece Çanakkale’de yaşayanların değil herkesin itiraz edebilmesi için bir dilekçe örneği hazırladı.

İtiraz dilekçesini Çanakkale, Ankara ve İstanbul’dan pek çok derneğin yanı sıra Amasra, Bursa, Gerze, Aliağa, Foça gibi tüm Türkiye çapında da sivil toplum kuruluşları ve bireyler BIMER üzerinden online olarak veya postayla bilgi edinme (BIMER) hakkı çerçevesinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na iletmekte.

Ayrıca change.org sitesinde Çanakkale TEMA tarafından Çevre Şehircilik Bakanlığı’na yollamak üzere ’Çanakkale’ye Sahip Çık’ diyerek açılan imza kampanyasını da 60.000 kişi imzaladı. Bakanlığa iletilecek olan kampanyaya siz de katılarak Kazdağı’nı korumak için sesinizin duyulmasını sağlayabilirsiniz.

Çanakkale’yi kömürlü santrallerin istilasından korumak isteyen tüm vatandaşlarımızı Kirazlıdere Termik Santrali Projesi’ne itiraz etmeye çağıyoruz.

Çanakkale Termik Kuşatması Altında

Kazdağlarının temiz havası ile bilinen Çanakkale, mevcutta çalışmakta olan ve inşaat halinde olan toplam 5 tane kömürlü termik santralin yanı sıra yapılmak istenen yeni projelerle birlikte toplam 16 kömürlü termik santralin tehdidi altında.

 

(Yeşil Gazete)