Ana Sayfa Blog Sayfa 3179

5 hektar orman kül oldu

Hatay’ın Samandağ ilçesinde çıkan orman yangınında 5 hektar kızılçam ormanı yandı.

Hatay’ın Samandağ ilçesine bağlı Yaylacık Mahallesi Seldiren mevkiindeki ormanlık alanda gece saatlerinde henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı.

İhbar üzerine Antakya Orman İşletme Müdürlüğü ekipleri kısa sürede bölgeye ulaştı. Ekipler yangına 10 arazöz, 5 su tankı, 4 ilk müdahale aracı, 4 dozer, kepçe, kırıcı ve 45 yangın söndürme işçisiyle müdahale etti. Yaklaşık 4 saatte kontrol altına alınarak söndürülen yangında ilk belirlemelere göre 5 hektar kızılçam ormanı yandı. Yangının çıkış nedeninin belirlenmesi için soruşturma başlatıldı.

(BirGün)

Türkiye’den kaçma duygusu – İrfan Aktan

Bu yazı gazeteduvar.com sitesinden alındı

Geçen gün Berlin’in “Türkiye mahallesi” Kreuzberg’de bir bakkal, 25 yıldır Almanya’da yaşadığını ama gözünün hep kapı eşiğindeki bavulunda olduğunu söylüyor ve ekliyordu: “Bize öyle bir şey yaptılar ki, burada duramıyorum, ama Türkiye’ye gittiğimde orada da kalamıyorum. Ne oralı kalabildim ne buralı olabildim. 25 yıldır havada asılı kalmış gibiyim.”

12 Eylül darbesi ve 1990’ların anti-Kürt savaşı sırasında Türkiye’yi terk eden on binlerce mülteciye şu sıralar yeni on binler ekleniyor. Geride kalan milyonlarca insanın da gözünü yaşanabilir bir ülkeye diktiği bir varsayım değil, gözle görülür bir gerçek.

2012 ile 31 Mart 2016 arasındaki dört yıllık zaman dilimi içinde sadece Almanya’ya göç edip oturum izni alan Türkiye vatandaşı sayısı 37 bin 729! Yani 12 Eylül askeri cuntasında Almanya’ya kaçan politik mülteci sayısından (30 bin) bile fazla. Bu sayıya henüz oturum izni başvurusu kabul edilmemiş veya Almanya’da kaçak-göçek yaşayanları da dahil edersek, Türkiyeli mülteci oranının muazzam bir boyuta ulaştığı görülür. (https://bianet.org/bianet/goc/184735-almanya-bunalti-gocu)

AKP GÖÇTEN MEMNUN

Peki AKP bu göçten rahatsız mı? Hükümetin Türkiye’yi terk eden yurttaşları hakkında şimdiye kadar herhangi bir açıklama yapmamış olması sizin de dikkatinizi çekiyor, değil mi?

Binlerce kişinin kamudan ihraç edildiği son iki KHK ile bir kez daha görüldü ki AKP, toplumun belli bir kesimine ısrarla “ya sev ya terk et” diyor. TV’lerdeki “arkadaşlık” programlarını bile yasaklayan iktidar, sadece kendisine mutlak biat edecek kesimlere ait bir ülke inşa etmeye çalışıyor. O yüzden de iktidarın, rejimden rahatsız olanların bu diyarı terk etmesinden gayet memnun olduğu açık.

İnsan nerede yaşıyorsa, yurdu orasıdır. Fakat otoriter iktidarların en büyük hedeflerinden biri, muhaliflerinin yerleşiklik duygusunu parçalamaktır. O yüzden de onları en hassas oldukları yerlerden acıtmaya, taciz etmeye başlar, “mahalleyi” terk etmeye zorlarlar.

Osmanlı’dan bu yana düzenli iskân ve tehcir politikalarıyla toplum mühendisliği yapmış olan akıl, geçtiğimiz yüzyıl içinde başta Ermeniler, Kürtler, Rumlar, Aleviler ve sosyalistler olmak üzere oluşturulmak istenen “ailede” “maraz” yaratacak tüm kesimleri sistematik olarak göç ettirdi. Onların yerine de yine sistematik olarak Müslüman-Türk göçmen ülkeye alındı. Örneğin 19. yüzyıl ortalarından Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar Anadolu’ya 5 milyondan fazla Müslüman-Türk getirildi. Bir o kadar Türk olmayan veya gayrimüslim de göç ettirildi. Keza 1923-1997 yılları arasında, toplam 1 milyon 648 bin 077 Müslüman-Türk ülkeye göçmen olarak yerleştirildi, büyük olasılıkla daha fazlası da göç ettirildi.

İktidarlar dönemsel olarak devreye soktukları göç ettirme politikasını, göç edenlerden ziyade kalanlar için uygular. Böylece onların yerlerinde kalmayı lütuf saymalarını, biat etmelerini, en azından isyan etmemelerini sağlamaya çalışır.

YERLEŞİKLİK DUYGUSUNU YOK ETMEK

24 Temmuz 2015 tarihinden itibaren Kürt hareketine karşı başlatılan savaşın “master planı” olarak nakledilen “Çöktürme Planı”nda gözden kaçırılan bir ayrıntı vardı. Varlığı henüz resmen kabul edilmemiş, ama uygulamasına son iki yıldır hepimizin tanık olduğu bu planda “10 bin ila 15 bin imha, 8 bin civarı yaralı, 5-7 bin arası tutuklama, bombalanmış küçük ve büyük yerleşim alanlarında 150-300 bin civarı insanın yer değiştirmesi”nin öngörüldüğü iddia edilmişti.

Peki planda neden bu kadar “az” bir göç öngörüldü?

Büyük olasılıkla iktidar, ülke içi göç ettirmenin yaratacağı sorunlarla karşılaşmak yerine Kürtlere “göç duygusu-korkusu” yerleştirmeyi yeterli buldu. Bulunduğu yerden bir gün sürüleceği korkusu yaşayan insanların isyan etmeyeceğini tahmin etmek devlet açısından isabetli görünebilir. Devletin Kürtler açısından bu tahminde sürekli yanılmış olması, bu refleksi sürdürmeyeceği anlamına gelmez.

Şimdi aynı politika Türkiyeli diğer muhaliflere karşı güdülüyor. İktidarın baskıcı uygulamalarından rahatsız olan milyonlarca insan ülkeyi terk etmek üzere henüz Avrupa kapılarına dayanmamış olsa da buradaki yerleşiklik duygusunu hızla yitiriyor ve tıpkı Kreuzberg’deki solcu bakkal gibi kendini “askıda” hissediyor. Yerleşiklik duygusundan mahrum bırakılmış, kendi ülkesinden kaçma duygusuna kapılmış bir toplum, bugünü kurtarmak için yarına dair umudunu, dolayısıyla direncini ve isyan ettirici bıkkınlığı mecburen askıya alır.

BEKLEME ODASINDA TUTMA SİYASETİ

Örneğin, Suriyeli mültecilerle dayanışmada takdire şayan bir çaba sarf eden Hakların Köprüsü Derneği’nin 29-30 Nisan günlerinde İzmir’de gerçekleştirdiği 2. Alan Kurdî Çalıştayı’nda tanıştığımız bir sağlıkçı, “Elimde ne varsa satmaya çalışıyorum. Herhangi bir malım-mülküm olmasın istiyorum. Çünkü kendimi güvende, burada kalacakmış gibi hissetmiyorum” diyordu.

Aynı çalıştayda “Haklara sahip olma hakkı” başlıklı bir sunum yapan Serdar Tekin, kendisi de Nazi Almanyası’ndan kaçarak uzun yıllar mülteci hayatı süren geçen yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri olan Hannah Arendt’e atıfla “statüsüz” bırakılan insanlar için şu tespiti yapıyordu: “Topyekun hukuksuzluk değil, ama güvencesizlik rejimi. Hakların kısmiliği, sürenin belirsizliği, uygulamanın kırılganlığı. Haklara sahip olma hakkının ne yadsındığı ne tanındığı, insanların hukukun bekleme odasında tutulduğu bir durum, belki içeri alınabilecekleri, ama her an dışarı da atılabilecekleri bir belirsizlikte yaşamaya mahkûm edilmeleri…”

679 sayılı KHK ile Ege Üniversitesi’nden ihraç edilmiş olan felsefeci Yrd. Doç. Dr. Tekin her ne kadar mültecilik bağlamında bu sözleri söylese de, aslında şu an Türkiyeli tüm muhalifler tam da bu bekleme odasındaki belirsizliğe mahkûm durumdalar.

Belli aralıklarla yayınlanan KHK’lar, en azından kamu personelinde, yani “devlet çalışanlarında” böyle bir duyguyu tesis ediyor. Fakat son yayınlanan KHK’da “arkadaşlık” programlarının yasaklanması, hükümetin artık bu duyguyu “resmi olarak” toplumun bizatihi kendisine yönlendirmeye başladığını gösteriyor. Sırada evlilik programları var. Ve evlilik programlarının yasaklanması, bu topraklarda reise mutlak biat eden bir “ailenin” tesisi için sembolik anlamı muazzam bir girişim olacak ki, bunu da bilahare konuşalım.

İrfan Aktan – Gazete Duvar

Erdoğan AKP’ye geri dönüyor, 21 Mayıs’ta Olağanüstü Kongre yapılacak

AKP Merkez Karar Yürütme Kurulu (MKYK) 21 Mayıs’ta gerçekleşmesi öngörülen olağanüstü kongre tarihini oyladı ve oy birliğiyle durumu kesinleştirdi. Ayrıca, MKYK toplantısından sonra açıklama yapan AKP Genel Başkan Yardımcısı Yasin Aktay,Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yarın partiye geri dönüş yapacağını duyurdu.

Türkiye’de parlamenter sistemi bitiren “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”nin yüzde 48.6 “hayır” oyuna karşılık yüzde 51.4 “evet” oyu ile kabul edildiğinin açıklanmasıyla sona eren halk oylamasının ardından gözlerin çevrildiği AKP’de, olağanüstü kongre tarihi 21 Mayıs olarak belirlenmişti. AKP MKYK, bu kararı onayladı. Erdoğan, partili cumhurbaşkanlığı sistemini getiren anayasa değişikliğinin kabulünün ardından yaptığı açıklamada “Resmi sonuçlar açıklandıktan sonra AK Parti’nin başına geçeceğim” ifadesini kullanmıştı. Erdoğan’ın 21 Mayıs’ta yapılacak olağanüstü kongrede tek aday olması bekleniyor.

Erdoğan, yarın AKP’ye dönüyor

Aktay, MYK toplantısından sonra şu açıklamayı yaptı:

“Referandum paketi içerisinde hemen uygulamaya konulan üç tane madde vardı. Bu maddelerden biri HSK’nın teşekkül ettirilmesi. O süreç biliyorsunuz ki Meclis bünyesinde devam edecek. 1 ay içerisinde tamamlanacak. Onun dışında bir madde de vardı. Askeri yargının kaldırılması ve yargının tamamen sivilleştirilmesi. Diğer bir madde,cumhurbaşkanının partisiyle ilişkisinin kesilmesi maddesinin kaldırılmasıyla birlikte Cumhurbaşkanımızın liderliğini yapmakta olduğu parti ile ilişkisini ihya etmek. Sayın Cumhurbaşkanımızın yarın partimizle ilişkisinin ihya edilmesi konusunda MKYK karara vardı. Olağanüstü kongreyi 21 Mayıs’ta yapacağız. Tabii, referandum sonuçlarına değindik.

“Değerli arkadaşlar yarın düzenlenecek olan tören, kurucu üyeleri, MKYK, milletvekilleri, merkez demokrasi hakem kurulu üyeleri, disiplin kurulu üyeleri, genel merkez kadın kolları ve gençlik kolları başkanlarının katılımıyla yapılacak. 21 Mayıs’ta bir üçüncü olağanüstü kongrenin de kararı alınmış oldu. Gerekli hazırlıklar için düğmeye basıldı. Bu kongre, sayın Başbakanımızın çağrısıyla düzenleniyor. Bu kongrede Cumhurbaşkanımızın partimize genel başkan seçilmesini öngörüyoruz. Bir seçim sürecinden gittik, referandum daha doğrusu. Bu referandum, Türkiye’deki demokrasinin ne kadar iyi işlediğini gösterdi.

“Demokratik ortamının gerçekleşmesi, gerçekleşmemesi, adil yarış olmuş veya olmamış bütün bunları, bütün eleştirileri bir kenara bıraktığımızda katılım yüzde 80’leri aşıyoruz. Yüzde 51.41, YSK’nın kesin sonuçlarıdır. Biz ‘evet’ oyu verenleri de, ‘hayır’ oyu verenleri de kucaklayan bir siyaset anlayışını kabul ediyoruz

Tabii, bu referandumun getireceği sonuçlar bir sistem değişikliği düzeyinde kalmıştır. Bu sistem değişikliği içerisinde, bu oyların hükümete verilmiş olduğunu düşünmüyoruz. Bir cevap olarak verildiğini düşünüyoruz. Yüzde 51.4’ün içerisinde AK Parti’ye ait olduğu halde başka yerlere gitmiş oylar da söz konusu olabiliriz. Biz bunu demokrasilerde normal olan bir durum olarak değerlendiriyoruz. Biz bu sonuçların vatanımıza, milletimize hayırlı olmasını yüce Rabbimden niyaz ediyorum.

Soru cevap

21 Mayıs’ta olağanüstü kongre kararı alındığını söylediniz. Bu kongrede sadece genel başkan seçimi mi, yoksa MKYK seçimi de olacak mı?

Kararı genel başkanımız değil, MKYK almıştır. Genel başkanımızın çağrısı ve MKYK onayı ile alındı. 21 Mayıs’ta hem MKYK hem de diğer kademelerin yeniden seçimi olacak.

Abdullah Gül veya Ahmet Davutoğlu’nun da katılımı söz konusu olacak mı?

Dediğim gibi herkes davetli. Şahıs olarak herhangi bir kişiye özel olarak bir davet yok. Kurucular kurulu, MKYK, milletvekilleri… Bu toplantıya herkes davetlidir. Herhangi bir şahsa özel olarak bir davet yok.

(T24)

Arjantin’in ‘Cumartesi Anneleri’ 40 yıldır kaybolan çocuklarını arıyor

Arjantin’de askeri rejim döneminde kaybolanların yakınlarının oluşturduğu Plaza de Mayo Anneleri grubunun 40’ıncı yılı nedeniyle başkent Buenos Aires’te çeşitli etkinlikler düzenleniyor.

Plaza de Mayo Anneleri, son 40 yıldır her haftasonu başlarına beyaz eşarp takarak, Devlet Başkanlığı Sarayı’nın önündeki meydanda toplanıyor.

Bu aileler, 1976-83 yılları arasında ülkeyi yöneten askeri rejim döneminde çocuklarının akıbetine ilişkin bilgi almayı talep ediyor.

İnsan hakları örgütleri, askeri rejim döneminde yaklaşık 30 bin kişinin öldürüldüğünü söylüyor.

Arjantin Devlet Başkanı Mauricio Macri, verilen bu sayının doğruluğunu sorguladığından dolayı daha önce eleştirilerin hedefi olmuştu.

Plaza de Mayo Anneleri’nin başlangıcı, 30 Nisan 1977 tarihinde sarayın yakınlarında protesto düzenlemek üzere 14 kadının toplandığı eylem olarak kabul ediliyor.

O tarihten bu yana sayıları giderek artan bu eylemler de her Perşembe düzenli bir şekilde yapılmaya başlandı.

Cumartesi Anneleri

Bu grup ve eylemler, Türkiye’de ‘Cumartesi Anneleri’nin ortaya çıkmasına ilham oldu.

Galatasaray Meydanı’nda 27 Mayıs 1995’ten bu yana her Cumartesi oturma eylemi düzenleyen grup, özellikle güneydoğuda gözaltında kaybolan ya da faili meçhul cinayetlere kurban gidenlerin faillerinin bulunmasını talep ediyor.

(BBC Türkçe)

Martı besleyene 370 lira para cezası

İngiltere’de martıları besleyen kişiler para cezası ya da davalarla karşı karşıya kalabilir.

Ülkenin güneybatısındaki East Devon bölgesinin yerel meclisi, martıları beslediği görülen kişilere 80 sterlin, yani yaklaşık 370 TL para cezası kesme kararı aldı.

Komşu bölgelerin de benzer bir karar alması gündemde.

İngiltere’de yayımlanan Metro gazetesinin haberine göre, Berwick-upon-Tweed kasabasında martıların büyüdükçe agresifleştiği ve insanların elinden yiyeceklerini kapmaya başladığı belirtiliyor.

Yerel yönetim kararın, “Martıların meydanları, kumsalları ve yürüyüş alanlarını kullanan kişilerden sıklıkla yiyecek çalması ya da yiyecek veren kişilere doğru gelmeleri nedeniyle” alındığını belirtiyor.
Karar, belediye meclisi üyesi 68 yaşındaki Ian Stewart’ın dudağının, sandviçini kapmaya çalışan bir martı tarafından yarılmasının ardından geldi.

(BBC Türkçe)

‘Dostluk buraya kadar’: Sosyal medyada tepki yağıyor

Bir Mado şubesinin hayvanların mağazaya girişini yasaklamak amacıyla astığı tabela sosyal medyadan tepki çekti.

Sosyal medya kullanıcıları tarafından söz konusu tabelayla ilgili olarak “Dostluk buraya kadar Mado”,“Hayvan düşmanlığı”, “rezillik” yorumları yapıldı; Mado’dan ise henüz resmi bir açıklama gelmedi.

Sosyal medyada yapılan bazı paylaşımlar şöyle:

(Cumhuriyet)

 

 

İklim İçin hey hey, ho ho!

Merhaba sevgili Yeşil Gazete İklim İçin okuyucuları,

Bu hafta sizi en sevdiğim İngilizce eylem sloganı olan “Hey hey, ho ho! Donald Trump/Fossil fuels/racism/sexims (buraya nefret ettiğimiz bir öğe yerleştiriyoruz) has got to go!” ile karşılamak istedim. Türkiye’de bu “Hey hey, ho ho! Faşizm has got to go!” olarak söylenebilir. Ya da “Susma, sustukça sıra sana gelecek!”. Gerçekten Wikipedia’nın yasaklanmasından sonra sıranın gündüz kuşağı evlilik programlarına geleceğini kim nereden bilebilirdi?

Neyse konumuz Türkiye’nin son dönem yasakları değil, iklim değişikliği. Geçen hafta Yeşil Düşünce Derneği’nde çalışma arkadaşım yüksek lisans tezinde iklim değişikliği ile ilgili bir bölüme takıldığını söyledi ve benden yardım rica etti. Bölüm şunu diyor (daha iyi açıklamak için Wikipedia’ya baktım ama göremedim – sayfayı):

Küresel ısınmada bardağı taşıran son dakika olduktan sonra olabilecekleri bilimsen anlamda kestirmemiz mümkün değil. İklim değişikliğinde “positive feedback loop / pozitif geribesleme döngüsü” dediğimiz döngüler var. Örneğin, iklim değişikliği nedeniyle kutuplardaki buzullar eridiği zaman ortaya çıkan siyah okyanus daha fazla güneş ısınını gezegene çekiyor ve küresel ısınmayı arttırıyor. Veya permafrost (donmuş buzul ve fosiller) iklim değişikliği nedeniyle eridikleri zaman ortaya karbondiokist ve metangazı çıkıyor ve bu gazlar daha çok iklim değişikliğine neden oluyorlar. Bu metinde de bir eşik aşıldığı zaman yapılan bilimsel varsayımlara göre bölgesel olarak 10 sene içinde ortalama sıcaklıklarda 18 dereceye varan sıcaklık değişimleri görebileceğimizden bahsediyor. Bunu açıkladığım zaman aldığım tepki tam olarak şuydu:

Bir eşiği daha aştık:

Atmosferdeki karbondioksiot seviyesi milyonda 410 parçacık oldu. 18 Nisan 2017 tarihinde ilk defa atmosferdeki karbon dioksit seviyesini 410 ppm olarak gözlemledik. Milyon yıl boyunca karbondioksiyt seviyesi hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Yeni atmosferimiz daha çok sıcak hava tutuyor ve de iklimin daha hızlı değişmesine neden oluyor.

Trump’ın görevdeki 100. Gününde iklim eylemi:

29 Nisan 217 Cumartesi günü Trump’ın resmen ABD Başkanı olarak 100.günüydü. O gün iklim aktivistleri sokağa döküldüler. Başta Washington DC olmak üzere Seattle, Boston ve San Francisco’da yüzlerce yürüyüş yapıldı.

Washington’da Beyaz Ev’e doğru yürüyen kalabalığın Trump’ın göreve başlama törenine katılanlardan çok daha büyük olduğunu söylemek mümkün. Eylemciler Trump’ın göreve başladığından beri madencilik, petrol ve kömürlü termik santraller konusundaki kısıtlamaları geri almasına karşı olduklarını söylediler.

Trump’ın bu 100 günde yaptıklarını eski İklim İçin köşe yazılarından okuyabilirsiniz.

***

Bu haftanın İklim İçin şarkısı:

Peyk – Don Kafa

***

İklim İçin radyo programı her Salı saat 10.00’da Açık Radyo’da yayınlanıyor. Programı buradan dinleyebilirsiniz.

45 yıl sonra ilk kez görüntülendi

Anadolu folklorunun önemli figürlerinden olduğu halde bugün nesli tükenme tehdidi ile karşı karşıya olan kuş türlerinden telli turna (grus virgo) İstanbul’da 45 yıl sonra ilk kez kuş gözlemcileri tarafından görüldü.

Fotoğraf: Ahmet Özbaş

Üç adet telli turna geçtiğimiz cuma günü öğlene yakın saatlerde kuş ve doğa fotoğrafçısı Ahmet Özbaş ile Nükhet Barlastarafından Sarıyer ilçesindeki Fener Kuş Gözlem Kulesi’nden görüntülendi. Kış aylarını Afrika’da geçiren telli turnaların büyük bir bölümü mart ve nisan aylarında uzun bir göçün ardından Hazar Denizi’nin kuzeyi ve doğusundaki üreme alanlarına göçüyor.

Göç esnasında ülkemizi de kullanabilen ve termal hava akımlarını kullanarak 16.000-26.000 fit yükselebilen telli turnaların süzülerek uçan diğer büyük kanatlı kuşlarla birlikte Avrupa yönündeki ilkbahar göçü sırasında İstanbul semalarından gözlenmesi en son 1972 yılında mümkün olmuştu.

15 farklı türün 2’sine Türkiye’de rastlanabiliyor

WWF Türkiye’nin (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) verdiği bilgilere göre, dünya üzerinde 15 farklı turna türü var. Türkiye’de bu türlerden ikisine rastlayabiliyoruz: Turna (grus grus) ve telli turna (grus virgo). Her iki tür üremek için farklı bölgelere göç ediyor.

T24’te yer alan habere göre, Bilimsel adıyla Grus grus olarak bilinen turnaların kullandıkları ana göç yollarından birisi de Türkiye üzerinden geçiyor. Bu şekilde her yıl ülkemiz üzerinden göçen 60-80 bin turna kendilerine güvenli sığınak ve zengin besin kaynakları sunan Çukurova Deltasında konaklıyor. Uyumak için de özellikle Akyatan ve Yumurtalık lagünlerini tercih ediyorlar.

Gözünün gerisinden arkaya uzanan beyaz süs tüylerinden adını alan telli turnalar ise Türkiye’de çok nadir görülüyor. Doğa Derneği tarafından yapılan araştırmalara göre, Anadolu’da bir zamanlar türkülere konu olmuş bu türden bugün yalnızca 11 birey Türkiye’de ürüyor. Bunlar da Muş’un Bulanık Ovası’nda kısıtlı bir alanda yaşam mücadelesi veriyor.

Telli turnaların burayı tercih etmesindeki temel sebep ise, Murat Nehri boyunca uzanan Bulanık Ovası’nda çok fazla yerleşim bulunmaması ve Murat Nehri üzerindeki adacıklar ile çevresindeki insan eli değmeyen alanlarda beslenme imkânı olması.

(T24)

Taksim Meydanı’na çıkmak isteyen 30 kişilik grup gözaltına alındı

1 Mayıs kutlamalarına kapatılan Taksim Meydanı’na çıkmak isteyen yaklaşık 30 kişilik grup gözaltına alındı.

Beşiktaş’tan Taksim’e yürümek isteyen gruba polis müdahale etti. Barbaros Bulvarı’nda toplanan yaklaşık 30 kişilik grup, önce Beşiktaş Meydanı’na, ardından da Taksim’e yürümek istedi. Grubu uyaran polis, yürüyüşe izin vermeyeceklerini belirtti. Buna rağmen yürümekte ısrar eden gruba polis müdahale etti. Gözaltına alınan göstericiler, çevik kuvvet minibüsüne götürüldü. Bu sırada bazı göstericilerin polise direndiği görüldü.

Beşiktaş’tan Taksim’e çıkmak isteyenlere polisin müdahalesi şöyle görüntülendi:

(Gazeteport)

Yasaklar gölgesinde 1 Mayıs: Valiliğe göre 207, İstanbul Barosu’na göre 156 kişi gözaltına alındı!

1 Mayıs İşçi Bayramı bu yıl Olağanüstü Hâl (OHAL) koşullarında Türkiye’nin dört bir yanında bugün kutlandı.

Bu yıl İstanbul’daki 1 Mayıs kutlamaları için 2 farklı toplanma çağrısı yapıldı. Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ile Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), HDP, CHP ve Birleşik Haziran Hareketi, 1 Mayıs’ı İstanbul Bakırköy Halk Pazarı’nda kutlama kararı aldı.

1977’de 34 kişinin hayatını kaybettiği kanlı 1 Mayıs’tan beri tartışmaların odağında yer alan Taksim Meydanı ve çevresi bu yıl da kutlamalara kapalıydı.

İstanbul genelinde 30 bin polis görevlendirilirken, Taksim Meydanı’na girişe izin verilmedi. Yurttaşlar, binlerce polisin konuşlandığı Taksim’de İstiklal Caddesi’ne giremedi.

Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Devrimci Anarşist Faaliyet (DAF), Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Devrimci Yolda Özgürlük, Emek ve Özgürlük Cephesi, Maltepe Sokak Kültür Derneği, Mücadele Birliği Platformu, Partizan, Proleter Devrimci Duruş, Sosyalist Dayanışma Platformu ve Birleşik Devrimci Parti ise Taksim’de buluşacaklarını duyurmuştu.

Öte yandan Taksim Meydanı’nda slogan atan 2 kişi gözaltına alındı. Taksim Meydanı’na Gezi Parkı’nın olduğu bölgeden girerek pankart açan iki kadın slogan atmaya başladı. Pankartları ellerinden alınan kadınlar, gözaltına alınarak polis aracına götürüldü. Araca götürülen kadınlar araca binmemek için uzun süre polislere direndiği görüldü.

Taksim yasağını tanımayarak 1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlayacağını duyuran gruplar çeşitli noktalardan Taksim’e yürüyor. Özellikle Beşiktaş bölgesinde toplanan gruplar, polisin sert müdahalesiyle karşılaşıyor.

Beşiktaş’tan Taksim’e yürüyen Hayırdan Sonra adlı gruptan 25 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınma görüntüleri kameralara şöyle yansıdı:

Polis havaya ateş açtı

İstanbul Valiliği’nin izniyle Bakırköy’de düzenlenen mitingde ise arbede çıktı. Polis 1 kişiyi gözaltına alırken çevredekilerin tepkisiyle karşılaştı. Çıkan arbedede polisin havaya ateş açtığı bildirildi. 3 kişi gözaltına alınırken, Anadolu Ajansı, Bakırköy İncirli Caddesi’ndeki gerginliğin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) bayrağı açan kişiler nedeniyle olduğunu duyurdu.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bayrağı, Mesud Barzani Türkiye’yi ziyaret ettiğinde Türk bayrağıyla birlikte resmi tören öncesinde göndere çekilmişti.

207 gözaltı!

İstanbul Valiği, il genelinde gözaltına alınanların sayısının 207 olduğunu açıkladı. İstanbul Barosu ise gözaltı sayısını 156 olarak duyurdu. Valilik açıklamasında, 40 molotof kokteyli, 17 el bombası ve 176 havai fişeğin ele geçirildiği ifade edildi.

Bakırköy’deki kutlamalar saat 14:00’te  başladı. Alana girişler yaklaşık bir buçuk saat devam etti. Kalabalık alanda toplandıktan sonra, 1 Mayıs 1977’de, 10 Ekim’de, iş cinayetlerinde, demorkasi mücadelesinde hayatını kaybedenler için saygı duruşu yapıldı. “Hayır bitmedi, mücadeleye devam” sloganları ile saygı duruşu sonlandı.

Kani Beko: Kıdem tazminatımızı leş kargalarına yedirecek miyiz?

Berkay Akyıldız şefliğindeki DİSK Korosu, sahnedeki ilk grup oldu.  Koro’nun son şarkısı “Enternasyonel Marşı”na aralarında Filiz Kerestecioğlu, Ertuğrul Kürkçü, Kani Beko, Onur Hamzaoğlu, Gülistan Kılıç Koçyipit, Lami Özgen’in de olduğu emek örgütleri, sivil toplum kuruluşları başkanları, siyasi parti temsilcileri, milletvekilleri de eşlik etti.

DİSK Genel Başkanı Kani Beko, alandaki işçilere hitap etti. Konuşmasına, 1977, 1989 ve 1996 1 Mayıs’ında hayatını kaybedenleri anarak başlayan Beko, “Referandumdan evet çıkarsa ilk işlerinin kıdem tazminatına saldırmak olacağını söylemiştik. Şimdi buradan soruyorum. Herkes duysun. Kıdem tazminatımızı leş kargalarına yedirecek miyiz? Buradan tekrar söylüyorum. Taşeron işçiler kadro hakkını kazanana kadar mücadele edeceğiz.” ifadesini kullandı.

1 Kasım 2015 seçimlerinden önce taşeron işçilerin kadroya alınmasına dair sözün tutulmadığını belirten Beko, taşeron işçiler kadroya alınana dek mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi. “Kiralık işçi” uygulamasına tepki gösterdi. Beko, “OHAL ilan edip KHK’larla kamu emekçilerini mahkeme kararı olmadan ihraç ettiler. 85 belediyede kayyum var” dedi.

Beko’nun konuşmasının satır başları söyle:

“Sandıklardan hayır çıktı, YSK’dan evet çıktı. Ancak siz yaptığınız bu hırsızlıkla nereye kaçarsanız kaçın sizi yakalamak boynumuzun borcu olsun”

“Biz bu topraklarda 80 milyon insanın anayasasını yapmak için önümüzdeki dönemde birlikte mücadele edeceğiz. Eşitlikçi, özgürlükçü, laik, demokratik sosyal bir anayasa olması gerekir”

“Aydınlık bir ülke için birer meşale yakalım. Bu topraklarda eşitlik, özgürlük, demokrasi, barış, kardeşlik mücadelesi verenlere, toprağa çıkanlara, 8 Mart’ı yaratan kadınlarımıza, 1516 Haziran’da büyük işçi direnişini yaratanlara, Gezi direnişindeki kahraman kardeşlerimize, 10 Ekim’de Ankara’da katledilen barış güvercinlerimize, barış elçilerimize, Deniz Gezmiş’e, Mahir Çayan’a, İbrahim Kaypakkaya’ya, Kemal Türkler’e, Türkiye işçi sınıfına selam olsun. Kahrolsun faşist diktatörlük, yaşasın işçilerin birliği, yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın devrim ve sosyalizm”

Lami Özgen: Bu ülkenin üretenleri olarak ortak geleceğin sahibiyiz

KESK Genel Başkanı Lami Özgen de Bakırköy’deki 1 Mayıs kutlamasına katılan emekçilere seslendi.

Özgen şöyle konuştu:

“Bu ülkenin yarısı olduğumuzu unuttuğunu ortaya koydu. KHK’lara hayır, OHAL’e hayır. Tutuklamalara, baskıya, gözaltılara hayır. İş güvenliğinin ortadan kaldırılmasına hayır. Kıdem tazminatının kaldırılmasına hayır. Böylelikle bu ülkenin ezilen tüm kesimleri, iradelerini ortaklaştırdı. Onlar, her zamanki gibi hileleriyle, hırsızlıklarıyla bizlerin iradesini çaldı. Bu referandumun sonuçları şaibelidir. Bu sonuçları, ülkenin yarısı olarak kabul etmediğimizi duyurmaya devam ediyoruz.

“Sendikalarda özgürlük haklarımız KHK’larla yasaklanmaya devam ediyor. Arkadaşlarımız hakkında keyfi uygulamalar devam ediyor. Bu işten atmalardan üç binin üzerinde KESK üyesinin de işten atıldığını biliyorsunuz. İlk günden beri şunu ifade ediyorum, sizin OHAL yasanıza, KHK’larınıza, soruşturmalarınıza boyun eğmiyoruz. Korkmuyoruz. Geri adım atmıyoruz. Seyid Rıza’nın dediği gibi; biz sizlerin yalanlarınıza, dolanlarınıza karşı boyun eğmeden, diz çökmeden, mücadeleye devam edeceğiz. Bu da onlara büyük bir ızdırap oldu. Bu zorbalık karşısında boyun eğmeden, Türkiye’nin her yerinde bu mücadelemizi sürdürüyoruz. Buradan hareketle, bugün Türkiye’nin bütün illerinde, özellikle Ankara’da, İzmir’de, Adana’da, Van’da, Samsun’da 1 Mayıs alanlarındaki milyonları buradan selamlamak istiyorum. Baskıya, zulme, faşizme karşı boyun eğmeden mücadele edenlere selam olsun.

“Bu ülkenin bütün ötekileri bir arada, birleşik bir mücadele yürütmek zorundayız. Faşizme karşı omuz omuza yürüteceğimiz mücadele, bizim ortak geleceğimizi ifade etmektedir. Bir kez daha haykırıyoruz; kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.

“Değerli dostlar, AKP iktidarı pek çoğu otoriter faşizan politikalarıyla beraber tek adam sistemini kurumsallaştırmaya giderken bizim temel hak ve özgürlüklerimizi sadece sınırlamak veya engellemekle kalmıyor. Bunları ortadan kaldırarak kendi faşizan sistemini kurumsallaştırmak istiyor. Biz, bu ülkenin işçileri, emekçileri, ezilen bütün kesimleri içeride ve dışarıda savaşa karşı barış talebimizde ısrarcı olduğumuzu, çalışma yaşamında toplumsal barışa ihtiyaç olduğu gibi toplumun bütün kesimlerinin bir arada yaşama iradesinde de barışa ihtiyaç vardır. Savaş politikalarını kabul ediyoruz. AKP’ye bu savaş politikalarından vazgeç diyoruz. İçeride barış ve diyalog dışında başka bir seçenek olmadığını bir kez daha ifade ediyoruz. Hükümet son zamanlarda ortadoğu savaş bataklığına batmaktadır. Özellikle IŞİD vahşetine karşı Suriye’de, Irak’ta, Rojava’da, halkların bir arada özgür iradesiyle oluşturdukları irade birliği karşısında AKP hükümetinin uğursuz politikaları sonuç vermeyecektir. Orada IŞİD’e karşı Kürtler, Ezidiler, Ermeniler bütün halklar bir arada, özgür iradeleriyle öz yönetimlerini oluşturmuşlar. IŞİD vahşetine karşı, gerici ve cinsiyetçi, aynı zamanda halkları birbirine karşı kırdırtan politikalara karşı bir duruşları vardır. Biz emekçiler, ezilenler, bu ülkenin üretenleriyiz. Bu ülkenin üretenleri olarak ortak geleceğin sahibiyiz.”

On binlerce kişinin katıldığı 1 Mayıs mitingi, 16.45’te sona erdi.

(Yeşil Gazete, T24)