Ana Sayfa Blog Sayfa 3145

Manisa’da sülfürik asit taşıyan tanker yine devrildi ama açıklama değişmedi: Sızıntı yok!

Manisa’da yöre halkının karşı çıktığı Gördes nikel madenine sülfürik ait taşıyan tanker yine devrildi, sızıntı olmadığı bildirildi.

Manisa’nın Akhisar ilçesinde Gördes’deki nikel madenine sülfürik asit taşıyan tanker virajı alamadı, şarampole düştü, araç şoförü hafif yaralandı. Dorsedeki 20 ton sülfürik asit yüklü tank bölümü ise araçtan ayrılıp yol kenarına savruldu. Sızıntının olmadığı belirtildi.

Balıkesir Bandırma ilçesinden Manisa Gördes’teki Zorlu Holding’e ait nikel madeni tesislerine sülfürik asit getiren tanker, Akhisar ilçe merkezine 30 kilometre kala virajda yoldan çıkarak şarampole düştü.

DHA 20 ton sülfürik asit yüklü tank bölümünün araçtan ayrılıp yol kenarına savrulduğunu ancak sızıntı olmadığını belirtti. Araç şoförü kazada hafif yaralandı. Şoför ambulansla Gördes Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Kaza yerindeki çalışmalar nedeniyle Akhisar- Gördes yolu 3.5 saat trafiğe kapandı. Aracın çekicisi, özel olarak getirilen vinçlerle kaldırıldı. Yol kontrollü olarak trafiğe açıldı. Nakliye sorumluları, yeni bir araç geleceğini, tankerin tekrar Bandırma’ya götürüleceğini açıkladı. Akhisar Jandarma Bölük Komutanlığı ekipleri, şarampolde bulunan tankerin yeni araca yükleninceye kadar olay yerinde beklemeye başladı.

Nakliye şirketi sorumlusu Şenol Turna, tankerden hiçbir sızıntının olmadığını belirterek, “Özel donanımlı ekiplerimiz burada. Tankeri güvenli bir şekilde gelecek araca yükleyip tekrar Bandırma’ya yollayacağız” dedi.

 

(Evrensel)

[Yeşil İşler] Doğa Derneği, uzaktan algılama – coğrafi bilgi sistemleri danışmanı arıyor

Doğa Derneği, koruma faaliyetlerine destek olmak ve dernekte çalışmak üzere Uzaktan Algılama – Coğrafi Bilgi Sistemleri Danışmanı arıyor.

İlgili pozisyona dair aranan genel nitelikler ile iş tanımı hakkında detay bilgi almak için Doğa Derneği web sitesindeki ilan sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

 

Yeşil iş ilanlarınız artık Yeşil Gazete’de

Yeşil İşler sayfamız için tklyn

 

(Yeşil Gazete)

Hükümet “Turistik tesis kurulmayacak” dedi, zeytinciler maden ve sanayi tesisi yasağı da istiyor

Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu, Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve KHK’larda Değişiklik Yapan Kanun Tasarısının görüşmeleri sürüyor.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış yatırımlar için zeytinlik sahalarında yatırım yapılmasına izin verilmesine olanak sağlayan düzenlemeyi, Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısından çıkaracaklarını bildirdi. Böylece bir dekarda 15’ten az zeytin ağacının olduğu yerleri, “zeytinlik saha” olmaktan çıkaran düzenlemeden geri adım atıldı. Zeytinlik alanlara konut, turistik tesis yapılamayacak. Üreticiler ise yasağın maden, sanayi tesislerini de kapsamasını istiyor.

Zeytinlik saha tanımını; “Orman sınırları dışında kalan ve bir dekar alanda en az 15 kültür çeşidi veya yabani zeytin bitkisinin bulunduğu alan” olarak yapan 2. madde, iktidar ve muhalefetin verdiği önergelerle tasarıdan çıkarıldı.

Hürriyet’ten Aysel Alp’in haberine göre, AKP’li milletvekillerinin verdiği önergenin gerekçesinde, “Özellikle geleneksel zeytinliklerin tanımında yer verilen sıklıkla zeytin ağacı ihtiva etmediği, kanunda bu şekilde zeytinlik saha tanımına yer verilmesi durumunda geleneksel zeytinliklerin Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun ile sağlanan koruma önlemlerinin dışında kalacağı gerekçesiyle zeytinlik saha tanımının yapılmasından vazgeçilmiştir.” denildi.

CHP ve MHP tepki göstermişti

Hükümet, CHP ve MHP’li milletvekilleri ile zeytin üreticilerinden gelen yoğun eleştiriler üzerine zeytinlik alanlarla mera ve kıyıları imara açan ve sanayi yatırımlarına imkan sağlayan üretim reformu yasa tasarısında geri adım attı.

Tasarı zeytinlik alanda hayvan otlatılmasına ilişkin hapis cezasını kaldırıp yerine 5 bin lira para cezası öngörüyordu. Üreticiler de bu maddeye itiraz ediyordu.

Hapis cezası 6 aya çıkarılıyor

Hükümetin yeni önerisinde ise zeytinlik alanda hayvan otlatanlara yönelik 3 ay olan hapis cezası 6 aya çıkarılıyor.

Ağaç kesene para cezası yükseliyor

Kesilen her bir zeytin ağacı için verilecek para cezası 2 bin lira yerine 4 bin liraya çıkarılacak.

Konut, tesis yapılamayacak

Ayrıca zeytinlik alanlarda konut, konaklama tesisi ve turistik tesis yapılamayacak.

Zeytin Koruma Kurulları’na ise ilin ticaret odası ve ihracatçı birliği temsilcisi de gelecek.

Üreticiler ne istiyor?

Üreticiler ise sadece konut, turistik tesis yasağının zeytinlikleri korumayacağını, bu tasarıyla zeytinliklere maden, sanayi tesisi kurulmasının da yasaklanmasını istiyor. Zeytinlik yasasının mevcut haliyle kalmasını istiyorlar.

Üreticiler, “Bu düzenleme zeytinliklerin ölüm fermanıdır. Bu düzeltme bizi kurtarmaz” dediler ve konuşmak istediklerini belirttiler. Üreticiler “Söz vermiyorsanız bizi gidiyoruz” deyip komisyonu terk ettiler.

(Hürriyet)

Trump, Paris İklim Anlaşması’ndan çıktı mı?

ABD Başkanı Donald Trump’ın Paris İklim Anlaşmasından çıktığı henüz kesin olarak açıklanmasa da belirtiliyor.

ABD’deki basın kuruluşlarına Beyaz Ev’den (White House) ismi verilmeyen kıdemli görevlilerin ulaştırdığı haberlere göre Donald Trump Paris İklim Anlaşması’ndan çıkıyor.

ABD Başkanı DOnald Trump’ın ekibinin Paris İklim Anlaşması’ndan çekilmenin yollarını çalıştığı söylendi.


Trump ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada bu konuya dair kararının birkaç gün içerisinde kesinleşeceğini açıkladı.

 

(Yeşil Gazete)

Marmara Üniversitesi öğrencisi kadınlar, ‘asistan tacizi’ni protesto etti

Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü önünde açıklama yapan bir grup kadın öğrenci “taciz” iddiasıyla eylem yaptı.

Grup adına açıklama yapan üniversite öğrencisi Neslihan Alkış, “Birçok kadına arkadaşımız bir asistan tarafından defalarca kez sözlü tacize uğramış not ile tehdit edilerek bastırılmaya çalışılmıştır. Basına taciz haberinin yayılmasıyla birlikte söz konusu asistan tacize uğrayan kadın arkadaşımızın girdiği sınavda kopya çektiğini iddia ederek kağıdına el konulmuştur” dedi.

Alkış, tacize uğrayan kadınlar okul yönetimi tarafından ciddiye alınmadığını belirterek, “Yeterli delil yok’ denilerek geri çevrilmiştir. Asistanın taciz mesajları bizzat okunmasına rağmen okul yönetimi ’hocanıza söyleriz bir daha mesaj atmaz’ demekle yetinmiş ve kadınların beyanını görmezden gelmiştir” ifadesini kullandı.

Üniversite soruşturma açtı

Açıklamanın devamında, “Tacizlerin basına yansımasıyla birlikte okul yönetimi bir yandan Twitter hesabı üzerinden soruşturma açıldığını duyururken bir yandan haberi yaptıran öğrencilere tehditler savunmayı ihmal etmemiştir. Bizler Marmara Üniversitesi’nden kadınlar olarak şikayet ve taleplerimizi iletebileceğimiz öğrenci ve akademisyenlerden oluşan Marmara Üniversitesi Kadın araştırmaları Komisyonu’nun kurulmasını talep ediyoruz” denildi.

Şikayette bulundular

Açıklamanın ardından öğrenciler, taciz ettiği iddia edilen asistan hakkında şikayette bulunmak için üniversite rektörlüğüne gitti.

(T24)

Demirtaş’tan mektup var: Hayır Bloku’nda yer alan bütün çevreler yuvarlak masa etrafında toplanmalı

HDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, tutuklu bulunduğu hapishaneden gönderdiği mektupta, 16 Nisan referandumunda çıkan sonucun meşru olmadığını belirterek “tek adam rejimi’nin zirve noktası gerçekleşecektir” dedi.

“Üzerinde tartışılmamış ve uzlaşılmamış ilkeler ortada yokken, birilerinin kendisini yüzde 49’un temsilcisi olarak ilan etmesi HAYIR Bloku’na yönelik bir sabotaj etkisi yaratmaktan başka bir işe yaramaz” sözleriyle CHP’yi eleştiren Demirtaş “Öncelikli olarak yapılması gereken, “HAYIR” Bloku’nda yer alan bütün toplumsal-siyasal kesimlerin temsilcilerinin bir yuvarlak masa etrafında toplanarak, eşitler arası bir hukukla ilkeler üzerinde tartışma yürütmesidir” ifadesini kullandı.

Demirtaş’ın Edirne Cezaevi’nden Özgürlükçü Demokrasi gazetesine gönderdiği mektup şöyle:

“7 Haziran seçimlerinden sonra AKP-MHP Koalisyonu ile başlayan, 15 Temmuz darbe girişiminin ve darbeci güruhun sebep olduğu tahribatlardan da yararlanarak alanını genişleten ‘tek adam rejimi’nin inşa sürecinde, 16 Nisan referandumu önemli bir kilometre taşı oldu. Meşruiyeti olmayan bir sonuç ortaya çıkmasına rağmen, resmi sonuçlara dayanılarak önümüzdeki dönemde Cumhurbaşkanlığı seçimi artık bir ‘tek adam rejimi’nin zirve noktası olarak gerçekleşecektir.

“16 Nisan referandumunda kendini “HAYIR” Bloku olarak tarifleyen kesimler, önemli bir tehlike karşısında zımnen ve farklı gerekçelerle bir araya gelmiş, esnek bağları olan ve taktik bir işbirliğini içeren geçici bir cephe olarak tanımlanabilir. 16 Nisan’dan sonra bu cephenin yeni işbirlikleri için ortak hareket edebilmeleri artık asgari ilkelerde uzlaşabilmekle mümkün olabilir.

“Üzerinde tartışılmamış ve uzlaşılmamış ilkeler ortada yokken, birilerinin kendisini yüzde 49’un temsilcisi olarak ilan etmesi “HAYIR” Bloku’na yönelik bir sabotaj etkisi yaratmaktan başka bir işe yaramaz. Öncelikli olarak yapılması gereken, “HAYIR” Bloku’nda yer alan bütün toplumsal-siyasal kesimlerin temsilcilerinin bir yuvarlak masa etrafında toplanarak, eşitler arası bir hukukla ilkeler üzerinde tartışma yürütmesidir. İlkeler üzerinde mutabakat sağlandıktan sonra da “HAYIR”ı büyütmek için “EVET” demiş toplumsal kesimlerle (partilerle değil) işbirliği, ittifak ve ortaklaşma imkanları için yol haritası çıkarılmalıdır.

“EVET’ demek zorunda kalmış kesimler başta olmak üzere toplumun kaygı ve korkularını anlamaya, gidermeye çalışan bir ortak çalışma yürütülmesi elzemdir. “EVET” demiş olan kesimleri de kucaklayabilmek için bu saatten sonra “HAYIR” Bloku olarak değil “Demokrasi Bloku” olarak yola devam etmek daha uygun olacaktır. İşte bunun için de asgari demokratik ilkelerde uzlaşmak bir ön şarttır.

“Bu ilkelere saygı duyan ve hayata geçmesi için mücadele iradesi ortaya koyan bütün kesimlere açık bir demokrasi cephesi, sadece bir taktik işbirliğinin ötesinde Türkiye’nin demokratik geleceğinin programını minimum düzeyde de olsa ortaya koymak zorundadır. Bunun ilk adımı da içeride ve dışarıda barışı sağlayacak bir yol haritası oluşturmaktır. Kürt sorununun çözümüne dair önerisi olmayan bir programa ne demokrasi programı denilebilir ne de kimse ciddiye alır. Öncelikli olarak Kürt sorununda demokratik-barışçıl çözümün hayata geçebileceği gerçekçi bir müzakere zemini-mekanizması oluşmalıdır. Hangi aktörün nasıl roller ve misyonlar üstlenebileceği bu mekanizmada somut olarak ortaya konulmalıdır. Yaşanan bütün diyalog ve müzakere deneyimlerimizden yola çıkarak bugünün koşullarına uygun, makul, gerçekleşebilir ve sonuç alıcı bir mekanizma ya da çözüm metodu geliştirilmesi gerekir.

“TBMM’nin ve siyasi partilerin, Sayın Öcalan’ın ve PKK’nin böylesi bir mekanizmaya en etkili, barışa ve çözüme odaklı bir şekilde nasıl dahil olabilecekleri somut bir metotla (mekanizmayla) önerilebilir. Bir defa Kürt sorununda ana aktörler olan Sayın Öcalan ve PKK’yi dışlamaya çalışan, bu realiteleri yok sayan hiçbir arayışın ciddiyeti ve samimiyeti olmayacaktır. Bu saatten sonra Öcalan-PKK çözüm sürecinde olsun mu olmasın mı tartışmasını yapmak bile deve kuşu politikasından başka bir şey değildir.

“Bizim bu noktada artık hayalci, afaki, tasfiyeci önerileri ciddiye bile almayacağımızı herkes bilmelidir. Ancak bizim de HDP olarak bir öneri şeklinde de olsa taslak bir yol haritasına, mekanizma (metot) önerisine sahip olmamız lazım. Çözümü zor, hatta imkansız gibi görünen meselelerde toplumun güven duyacağı bir metot ortaya koymak esas meselenin tartışılması kadar önemlidir. Hatta işin esasına giden yolda mekanizma (metot-yol haritası) ilk etapta esastan da önemlidir.

“Ortaya konulacak çözüm metodu büyük bir toplumsal destek görebilir. Çünkü metotla birlikte niyet de ortaya çıkmış olur. Ülkenin bölüneceğinden korkan kesimleri de aynı anda ikna etmenin en etkili yolu, esası konuşmadan önce çözüm metodunu ortaya koymak olacaktır. Metodun netleşmesi aynı zamanda, ittifak güçlerinin de netleşmesini kolaylaştırır.

“Barışçıl, makul, demokratik bir çözüm için ortaya konulan mekanizmayı kabul edenler, tartışmaya değer görenler, öneri ve eleştirileri ile bu metodu güçlendirmeye çalışanlar aslında bizim olası ittifak güçleri olarak kabul edebileceğimiz kesimler olarak netleşmiş olur. Referandumda “EVET” demiş toplumsal kesimler de böylesi bir somut yol haritasından heyecan duyacaktır. “HAYIR”ı büyütmenin biricik yolu, barış ihtimalini büyütmek ve asgari bir demokratikleşme programı ortaya koyarak bunun hayata geçmesi için mücadele etmekten geçer.

“Tam da bu noktada HDP bir siyasi hamle olarak iyi tartışılmış, üzerinde mutabakata varılmış detaylı bir yol haritası ile siyasete yön verebilir. Demokratik siyaset asıl rolünü ve misyonunu, kendinde bu özgüveni duyarak oynayabilir. Demokratik siyasetin bu yönlü tartışma, hamle ve girişimleri Türkiye toplumunda da siyasete olan güveni arttırabilir. HDP ve bütün bileşenlerinin, dostlarımızın bu konuyu etraflıca tartışarak olgunlaştırmasında yarar olduğu kanaatindeyim.

“Ana muhalefetin, demokrasi bloku oluşturma kapasitesi de niyeti de maalesef yoktur. Halen HDP’nin adını ağzına almaktan bile imtina eden, ama buna rağmen kendini “HAYIR”ın sözcüsü gibi lanse eden bir garabet tutumla karşı karşıyayız. HDP’nin meşruiyetini tartışmak kimsenin haddine değildir. Biz meşruiyetimizi doğrudan halktan almış durumdayız. Ama bizimle birlikte aynı demokratik ilkeleri oluşturmak isteyenler önce bize saygı duymayı öğrenmeli. Ayrıca HDP’ye samimi bir özür borçları olduğunu hatırlatmakta da yarar var. Bu şekilde Türkiye’nin ortak demokratik geleceğini konuşmak daha kolay olur.

“Neticede 16 Nisan referandumunun ortaya çıkardığı muazzam enerjiyi çarçur etmeden, partizanca yaklaşımlarla daraltmadan, parçalamadan büyütmek hepimizin tarihsel görevidir. Atılması gereken cesur adımları atmak için fazla da geç kalmadan bir an önce geleceği planlamanın zamanıdır. Emin olduğum bir şey varsa o da özgürlük, demokrasi ve barış isteyenlerin mutlaka kazanacağı bir döneme girildiğidir.”

(Özgürlükçü Demokrasi, T24)

Manavgat Çayı’na yapılması planlanan HES projesi için iptal kararı

Antalya 2. İdare Mahkemesi, Manavgat Çayı’na yapılması planlanan HES projesine ‘ÇED olumlu’ raporunu iptal etti.

Evrensel’den Mahir Doğan’ın haberine göre Manavgat Çayı’nın Antalya’nın Akseki ve İbradı ilçelerindeki kısmında yapılması planlanan HES projesiyle ilgili ‘ÇED olumlu’ raporu, Antalya 2. İdare Mahkemesi’nce iptal edildi. Arkeolojik buluntulara da rastlanılan alan, dünyaca ünlü Altınbeşik Mağarası’nı da kapsıyor.

Antalya’da Manavgat Çayı üzerinde yapılması planlanan HES projesine verilen ‘ÇED olumlu’ raporunu Antalya 2. İdare Mahkemesi iptal etti. Avukat Münip Ermiş, yöre halkı ve yaşam savunucuları tarafından açılan davadaki  kararla birlikte HES projesiyle tehlike altında bulunan dünyaca ünlü Altınbeşik mağarası da kurtulmuş olacak.

Mahkeme iptal gerekçesine projenin gerçekleşmesi halinde ekosistemde ve mikroklimada değişimlerin olması ve özel koruma alanlarının etkilenmesinin kaçınılmaz olmasını gösterdi.

Yine mahkeme, akarsudaki birçok balık türü ve diğer canlıların, yapılacak projeden etkileneceğine dikkat çekerken, ‘ÇED olumlu’ raporunun, çevresel etkiler, biyoçeşitlilik, ekolojik yapı, ekosistem ve sosyo-ekonomik etkileri açısından yetersiz olduğu kanaatiyle iptal kararı verdiğini duyurdu.

Kararın devamında “Etki alanının belirlenmesi sırasında dikkate alınan diğer bir kriterin de beton santrali ile konkasör tesisi ve bunların çevreye olan etkileri olduğu, bu tesislerde gerçekleştirilen faaliyetler sonucunda toz ile gürültü oluşacağı ve bunların tesislerin yakınında bulunan tarım ve yerleşim alanları üzerinde etkileri olacağı ifade edildiği ve bununla ilgili önlemlerin yeterli olmadığının görüldüğü” belirtildi.

ÇED raporunda Sinanhoca Regülatörü ve HES Projesinde regülatör aksına yakın çevrede bulunan yerleşimlerin inşaat aşamasında oluşacak toz ve gürültü gibi nedenlerden etkileneceği ancak bu olumsuz etkiler inşaat bittiğinde ortadan kalkacağının belirtildiği, kararda etkilenecek yerleşim alanının değersizleştirildiğinin görüldüğü bu durumun da raporun kendi içinde çelişki oluşturmasına sebep olduğu ifade edildi.

 

(Evrensel)

Alakır, ‘Doğal sit alanı’ ilan edildi

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, HES kıskacındaki Alakır Nehri ve vadisini 3 ayrı statüde doğal sit alanı ilan etti.

Danıştay kararıyla yaklaşık 3 yıl önce 1. Derecede Doğal Sit Alanı ilan edilen Alakır Nehri ve vadisi, Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin imzasıyla 3 ayrı statüde doğal sit alanı ilan edildi.

Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu’nca 31 Ocak tarihli Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu’nda Alakır nehri ve bölgesi ‘Kesin Korunacak Hassas Alan’, ‘Nitelikli Doğal Koruma Alanı’ ve ‘Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım alanı’ olarak üçe ayrıldı. Komisyon raporunda, doğal sit statüsü olarak 72 hektarlık bölgeyi ‘Kesin Korunacak Hassas Alan’ olarak gösterdi. 832 hektarlık kısmının doğal sit statüsünü ‘Nitelikli Doğal Koruma Alanı’, 25 hektarlık kısmının ise doğal sit statüsünü ‘Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak tescilin uygun olduğu yönünde rapor sunuldu.

Komisyonun bu raporu 2 Şubat tarihinde Antalya Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nce onay için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’ne gönderildi. Bakanlığın, ‘Antalya, Burdur ve Isparta İlleri Doğal Sit Alanlarının Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Projesi’ kapsamında Kumluca İlçesi’ndeki Alakır Çayı’nın doğal sit  alanının koruma statüsü için hazırlanan Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki ve bakanlık üst düzey yöneticileri tarafından da imzalanarak onaylandı.

Alakır’ı 3 ayrı statüde Doğal sit alanı ilan eden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın onayladığı rapor, kesin korunacak hassas alanlar için Bakanlar Kurulu kararı gerektiğinden, Bakan Özhaseki’nin imzasının ardından onay için Bakanlar Kurulu’na gönderildi.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki tarafından Alakır Vadisi’nin Doğal sit Alanı ilan edilmesiyle ilgili koruma kararını imzalaması, bölgede uzun yıllardır nehir üzerindeki HES’lere karşı hukuki mücadele veren Alakır Nehri Kardeşliği üyelerini sevindirdi.

 

(Evrensel)

Alman medyası: ABD olmadan İklim Anlaşması olmaz

Almanya ile ABD arasındaki gerginlik, Trump’in iklim siyaseti, Almanya-Hindistan ilişkileri ve İngiltere’nin AB’den çıkış süreci Alman basınında yer alan yorum konuları arasında bulunuyor.

Süddeutsche Zeitung’daki yorumda ABD Başkanı Donald Trump’ın Paris İklim Anlaşması’nı desteklemeyen siyasetinin küresel çapta iklimlerin korunması için gösterilen çabalar açısından sonuçları ele alınıyor.

Süddeutsche Zeitung’daki yorum şöyle:

“Paris İklim Anlaşması mı? Çok hareketli gelişmelerin yaşandığı dünya kaos yolunda ilerlerken, etkisiz ve önemsiz kalacak… Bu nedenle Sicilya’da G7 üyelerinin altısının yaptığı gibi birlik olmak büyük önem taşıyor. Trump’ın İklim Anlaşması’ndan çekilmemesi de önemli. Aksi takdirde halefi olacak kişi Obama gibi kolaylıkla değil zorlukla anlaşmaya yeniden taraf olabilir. Paris İklim Anlaşması, kömür üretimi ve kullanımı açısından küresel düzeyde bir dönüm noktası olacaksa, bunu dünyanın en büyük ekonomisi ve zararlı gazların salınmasına yol açan ikinci büyük ülke olmadan başaramaz.”

Berlin merkezli Die Welt gazetesinde, Almanya ile ABD arasındaki ticari ilişkilerde yaşanan gerginliğe ilişkin şu satırlar dikkati çekiyor:

“Önce Amerika sloganında bulunacak kusur yok. Her ülke önce kendini düşünür. Eğer ABD Başkanı ülkesinin Almanya’ya ihraç ettiğinden daha fazla otomobilin Almanya’dan ABD’ye ithal edildiğine öfkeleniyorsa, kızgınlığı anlaşılabilir. Alman yapımı otomobillere ABD’de rağbet edilmesinin basit bir nedeni var: Amerikan otomobillerinden daha iyiler. ABD’de geçen yıllar içinde sanayide gerileme yaşandı, üretim başka ülkelere kaydırıldı. Sorun çok sayıda Alman otomobilinin ABD’ye satılması değil, çok az sayıda Amerikan otomobilinin Almanya’da alıcı bulması. Amerikalılara yardım edelim! Chrysler, Ford ve General Motors marka araçlar satın alalım. Sanıldığından daha iyiler. Böylelikle de Alman-Amerikan ilişkilerine bir katkı sağlamış oluruz.”

Frankfurter Allgemeiner Zeitung, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Hintli mevkidaşı Narendra Modi ile Salı günü Berlin’de yaptığı görüşmeyi ABD hükümeti ile gerilen ilişkiler açısından ele alıyor:

“Başbakan Merkel Hindistan Başbakanını gayri resmi Trump karşıtı koalisyonun olası üyesi olarak kabul etti. Yeni Delhi, Paris İklim Anlaşması’nın savunucuları arasında yer alıyor. Bunun olumlu nedenleri mevcut. Hindistan çevre sorunları yaşayan bir ülke. Ve önce Amerika doktrini, ABD’nin dünyanın bir çok ülkesinden çekilme eğilimde olduğuna işaret ediyor. Hindistan’da bu boşluğu Avrupa Birliği doldurabilir, zaten ülkenin en önemli ticaret ortağı. Ancak Hindistan hiçbir zaman için kolay bir ortak olmadı. Ticari görüşmelerde yaşanan tıkanma, serbest ticaretin uygulanmasının o kadar da kolay olmadığını gösteriyor. Afganistan’daki ortak çıkarlara rağmen stratejik diyalogta da büyük ilerleme sağlanmadı. Berlin’de fikir teatisi dışında bir şey yapılmadı.”

Frankfurt/Oder’de yayımlanan Märkische Oderzeitung’daki yorumda ise İngiltere Başbakanı Theresa May’in ülkesinin Avrupa Birliği’nden çıkış sürecinde izlediği siyaset işleniyor:

“İngiltere Başbakanı May’in Avrupa Birliği’nden çıkış sürecinde hiç ödeme yapmak istemediği ve çıkış müzakarelerinin gereksiz olduğuna dair İngilizlere güvence vermesi, sadece bir taktik. Aslında ne olduğunu çok iyi bilmesine rağmen, seçimlere yaklaşık bir hafta kala gerçekleri kendisine saklıyor. Avrupa Birliği’nden çıkışın düzensiz olması İngiltere açısından olumsuz sonuçlar doğurur. Avrupa Birliği sınırları içinde yaşayan İngilizlerin ülkelerine geri dönmesi gerekir. İngiliz ekonomisi en önemli ticaret ortaklarından birini kaybeder. Gümrükler nedeniyle ihraç edilen ürünler fahiş fiyatlara ulaşır.”

(Deutsche Welle Türkçe)

Torosların eteği Kızılkaya Köyü’nde ekolojiyi odağına alan bir sivil toplum kuruluşu: Yeni Dünya Derneği

Toros dağlarının eteklerine yaslanmış Mersin’in Kızılkaya köyünde ekoloji odaklı hedefleri hayata geçirmek üzere Yeni Dünya Derneği kuruldu. Derneği hayata geçiren Kızılkayalılar bu dernek bünyesinde kolektif bakışın ve komün yaşamın bir örneğini büyütmeye çalışacaklarını ifade etti.

Pirha’dan Diren Keser’in haberine göre tekçiliğin, özel mülkiyetin, paranın dünyamızı ele geçirdiği ya da geçirmeye çalıştığı bir zamanda, paranın, statünün, ilişkilere hükmetmediği ve bölgede Alevi köyü olarak tek kalmış Kızılkaya köyünde köylüler tarafından Yeni Dünya Derneği kuruldu. Kuruluşunu 27 -28 Mayıs tarihlerinde renkli bir açılışla yapan köylülere, sanatçılardan, doğa gezginlerine kadar bir çok kesimden de destek verildi.

Kızılkaya köyünden Hüseyin Kara, oluşturdukları alanlarda sömürüye dayalı bir ilişkinin kurulmadığını, her katılanın emeği ile kendini var ettiği bir sürecin olduğunu belirtti.

Derneğe emek veren bir diğer isim olan Nursel Demir ise Kızılkaya köyünde birlikte yaşamayı öğrendiklerini belirterek, öğrendiklerimizi de uyguluyoruz dedi. Özel mülkiyeti yaşamlarına sokmadıklarını, emek veren herkesin burada yeri olduğunu ifade eden Nursel, “kıskaç altına alınmış dünyamıza karşı yeni bir dünya kurduk” dedi.

Şarkıların her dilden söylendiği açılışta, mengi, halay ve Kafkas halk dansları oyunları oynandı.

 

(Pirha)