Ana Sayfa Blog Sayfa 3144

Konya’da 7 metrelik kar tüneli

Konya’nın Hadim ilçesinde Toros Dağları eteklerindeki bazı bölgelerde kar kalınlığı, mayıs ayının sonuna gelinmesine rağmen yaklaşık 7 metreyi buluyor.

Akdeniz kıyı şeridi ve Konya ovasına sınır olan Toros sıra dağlarının doğu bölgesinde Taşeli platolarının tepeleri arasında dar vadiler üzerine kurulmuş olan Hadim İlçesi’ne bu yıl yoğun kar yağdı.

Karın yüksekliği kış mevsiminde yerleşim yerlerinde 3 metreyi, yüksek bölgelerde ise 7 metreye kadar ulaşmıştı. Mayıs ayının sonuna gelinmesine rağmen Hadim ilçesinin Dedemli Mahallesi yakınındaki Toros Dağları eteklerinde, halen yüksekliği 7 metre olan kar tabakası görmek mümkün.

Bölgedeki vatandaşlarda, köylerinden yaylarındaki evine gitmek için belediyenin iş makinaları tarafından açılan ve adeta tüneli andıran geçitten geçiyor. Bu kar tüneli ise objektiflere yansıdı. Karın Haziran ayı sonuna kadar erimesi tahmin ediliyor.

(Cumhuriyet)

150 yıldır görülmüyordu: ‘Yüzsüz balık’ Avustralya’da ortaya çıktı

150 yıldır görülmeyen ‘yüzsüz balık’ Avustralya’nın doğu kıyılarında ortaya çıktı.

Yüzyılı aşkın süredir kayıp olan balığın yeniden ortaya çıkması bilim dünyasında heyecan yarattı.

Gözleri ve ağzı görünmeyen balığa bu nedenle ‘yüzsüz balık’ deniyor. Yandan bakıldığın balığın yüzü yokmuş gibi duruyor.

Yüzsüz balıkla ilgili konuşan Dr. Tim O’hara “Aslında bu balığın ağzı var ancak baş kısmının altında yer alıyor. Balığın gözleri de var. Ancak derin denizde karanlıkta yaşayan balığın gözleri çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük” diye konuştu.

40 santimetre uzunluğundaki balığın Sidney’in güneyinde, deniz seviyesinin 4 kilometre derinliğinde bulunduğu belirtildi.

Bu balık Avustralya sularında en son 1873 yılında bir Britanya gemisi tarafından Papua Yeni Gine yakınlarında tespit edilmişti.

15 Mayıs’tan beri bölgede 27 bilim adamı, 13 teknisyen ve 20 görevliyle araştırma yapan gemi, keşiflerini Victoria Müzesi’ne teslim ediyor.

(BirGün)

AB ve Çin’den ortak iklim değişikliği açıklaması: Mücadele de temiz enerji dönüşümü de kaçınılmaz!

ABD Başkanı bu gece (1 Haziran) saat 22:00’de Paris Anlaşması’na dair kararını açıklayacak. Dünya bu karara gözünü dikmişken bir yandan da AB – Çin zirvesi de Brüksel’de devam ediyor. Zirve’nin yarın (2 Haziran) açıklanacak ortak açıklaması ise basına sızdırıldı. AB-Çin İklim Değişikliği ve Temiz Enerji Ortak Açıklaması’nda AB ve Çin, Paris Anlaşması’na bağlılıklarını ortaya koyuyor. Ayrıca, açıklamada da detayları görülebileceği üzere, iklim değişikliği ile mücadelenin ve temiz enerji dönüşümünün artık kaçınılmaz olduğu da belirtiliyor.

Bu açıklama, Trump’un kararı ne olursa olsun Paris Anlaşması ve İklim eyleminin giderek güçlenmeye devam edeceğini de gözler önüne seriyor.

AB ve Çin’in iklim değişikliği ve temiz enerji ortak açıklamasında öne çıkan maddeler şöyle:

  • AB ve Çin, Paris Anlaşması’na bağlılıklarını tekrar ortaya koydu ve uygulama konusunda işbirliklerini arttırma kararı aldı.
  • AB ve Çin, Anlaşma’yı ve iklim değişikliği ile mücadeleyi “istihdam yaratmak, ekonomik büyüme ve yatırım için çok önemli” fırsat olarak gördüklerinin altını çizdi.
  • AB ve Çin “politik, teknik, ekonomik ve bilimsel alanlarda daha etkin ve yoğun bir işbirliği” yapacaklarını belirtiyor.
  • “Tüm tarafları, Paris Anlaşması’nı savunmaya, Ulusal Bildirimlerini uygulamaya ve çabalarını arttırmaya” davet ediyorlar.

Açıklama metninde özellikle iklim finansmanına da dikkat çekiliyor. AB ve Çin ilk defa, gelişmekte olan ülkelerle “üçlü temiz enerji kalkınma işbirliği** için ortak bir karar açıkladı. Açıklamada “AB ve Çin, diğer gelişmekte olan ülkelere ve özellikle Afrika ülkelerine, en az gelişmiş ülkelere ve küçük ada devletlerine, ulusal kalkınma ve iklim planlarına uygun bir biçimde sürdürülebilir enerjiye erişim, enerji verimliliği ve düşük karbonlu ekonomi alanında destek vermek için işbirliği yapacak” denildi.

Avrupalı ve Çinli iklim uzmanlarının AB-Çin ortak açıklamasına dair görüşleri ise şöyle:

Mirella Vitale (Rockwool International Başkan Yardımcısı)

“Tabi ki, ABD’nin Paris’te kalmasını tercih ederiz, ancak, küresel emisyonları hızlı bir biçimde azaltmak konusundaki küresel görüş birliği bize her koşulda umut vermeye devam edecek. Enerji verimliliği, iklim değişikliğini önlemek için en uygun maliyetli yöntemlerin başında geliyor ve AB’nin liderlik alıp enerji verimliliğini arttırması ile daha da cesaretleniyoruz. İklim eyleminden geri dönüş olmadığını hepimiz biliyoruz.”

Li Shuo (İklim Politikaları Uzmanı, Greenpeace Doğu Asya)

“ABD’nin iklim eyleminden geri çekilmesi, tüm diğer ülkelerin iklim değişikliği konusunda liderlik göstermesini gerektiriyor. Şu anda, Brüksel ve Pekin arasında yeni bir liderliğin somut adımlarının atıldığını görüyoruz. Bu açıklama, iki tarafın da iklim değişikliğini ciddiye aldığını ve önceliklendirdiğini gösteriyor. İşbirliğinde yeni bir seviye görüyoruz, bu ancak Brüksel ve Pekin yerel çabalarını da aynı şekilde arttırmalı. Bugün burada atılan adım, uluslararası emisyon azaltımı için çok önemli bir adım. 

Stephanie Pfeifer (Uluslararası İklim Değişikliği Kurumsal Yatırımcılar Grubu CEOsu)

Dünyanın en büyük ekonomilerinden iki tanesi, #Trump’un kararına hiç önem vermeyerek, düşük karbonlu ekonomiye dönüşüm için çabalarını artııyor.

18 Trilyon Dolar’dan fazla yatırımı olan kurumsal yatırımcılar olarak, üyelerimiz  hem dünya hem de ekonomilerimiz için neyin doğru olduğunu biliyor. Düşük karbonlu yatırımları destekleyen ve bu yatırımlar için uygun politik ortam yaratan hükümetlere ihtiyacımız var. AB ve Çin’in yaptığı bu açıklamayı memnuniyetle karşılıyor, diğer hükümetleri de Paris Anlaşması’na bağlılıklarını güçlendirmeye davet ediyoruz.”

*Üçlü işbirliği: Gelişmekte olan ülkelerin kendi aralarında yaptığı faaliyetlere kalkınmış ülkeler de dahil olduğunda oluşan işbirliği biçimi. BM tanımı

Açıklamanın İngilizce metnine AB-Çin İklim Değişikliği ve Temiz Enerji Ortak Açıklaması linkinden erişim mümkün

 

(Yeşil Gazete)

Küba’dan gelen 40 dansçı kadın, Ankara’da konsomatrisliğe ve seks işçiliğine zorlandı!

40 Kübalı dansçı kadın, Makedon bir menajerin teklifini kabul edip Ankara’ya geldi. Menajer, bir otele yerleştirip pasaportlarına el koyduğu kadınları, 2 ay konsomatrislik ve seks işçiliğine zorladı. Olay, bir kadının kaçıp Küba Elçiliği’ne sığınmasıyla ortaya çıktı.

Ülkelerinde dans ederek geçimini sağlayan 40 Kübalı kadın, Makedonya merkezli bir menajerlik ajansıyla irtibata geçti.

Habertürk gazetesinden Fevzi Çakır’ın haberine göre, menajerlik şirketi 40 dansçıyı, iş ayarladığını belirterek önce İstanbul’a, oradan da Ankara’ya götürdü. Menajerlik firmasının sahibi Makedonya vatandaşı Dragana J. de dansçılarla birlikte Ulus’taki bir otelde kalmaya başladı. Genç kadınlar bir süre sonra Dragana J. tarafından ayarlanan pavyonlarda konsomatris olarak çalışmaya ve seks işçiliğine zorlandı. Dansçılar bu duruma itiraz etti. Ancak adeta otelde hapis hayatına zorlandılar. Akşam saatlerinde otele giden servis araçlarıyla pavyonlara götürülen genç kızlar, işlerini bitirmelerinin ardından aynı araçlarla otele götürüldü. Menajir Dragana J., pasaportlarına el koyduğu kadınların otelden ayrılmasına da izin vermedi.

Elçilik yardım istedi

Yaklaşık 2 ay otelde tutulan dansçılardan biri, kaçarak Küba Büyükelçiliği’ne sığındı. Genç kadının yaşadıkları kâbusu anlattığı büyükelçilik yetkilileri, Dışişleri Bakanlığı’na durumu bildirerek yardım istedi. Bakanlığın ihbarıyla harekete geçen polis, dansçıların tutulduğu otele baskın düzenledi. Kübalı dansçılar kurtarılırken, menajer Dragana J. gözaltına alındı.

Suçlamaları reddetti

2 ay sonunda hapis hayatından kurtulan dansçılar ülkelerine gönderilirken, Dragana J. emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. Savcılık sorgusunda suçlamaları reddeden Dragana J., tutuklama talebiyle Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği’ne sevk edildi. Sanığın avukatı ise “Müvekkilimin mağdurları zorla çalıştırması, cebir ve tehdidi söz konusu değildir. Dansçıların Türkiye’ye getirilmesinde herhangi bir yasadışı işlem yok. Atılı suçun yasal unsurları oluşmamıştır” dedi. Ancak ‘insan ticareti yapma’ suçundan tutuklanan Dragana J., Sincan Cezaevi’ne gönderildi. Savcılık, olayla ilgili çok yönlü soruşturmayı sürdürüyor.

(Habertürk)

Ankara, Kocaeli ve Sivas’ta bazı bölgeler riskli alan ilân edildi

Ankara’nın Altındağ ilçesi, Kocaeli’nin Derince ilçesi ile Sivas merkezde bazı bölgelerin riskli alan ilan edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararı Resmi Gazete’de yayımlandı.

Resmi Gazete’de yayımlanan kararlar, 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun’un ilgili maddesi uyarınca alındı.

Ankara’nın Altındağ ilçesi Örnek Mahallesi’nde yaklaşık 50 bin metrekare, Kocaeli’nin Derince ilçesi Yenikent Mahallesi’nde yaklaşık 30 bin metrekare ile Sivas’ın Demircilerardı Mahallesi’nde bulunan yaklaşık 82 bin metrekare alan, Bakanlar Kurulu tarafından riskli alan ilan edildi.

(Yeşil Gazete)

Dayanışma: Almanya’da öğrenciler, Afgan arkadaşlarını sınır dışı etmek isteyen polislerle çatıştı

Almanya’da polisin Afganistanlı bir öğrenciyi sınır dışı etmek için bir teknik okula girmesi üzerine, diğer öğrenciler durumu protesto etti. Kısa sürede yirmi kişiden 300 kişiye çıkan öğrenci grubu ile polis arasında çatışma çıktı; en az 9 polis yaralandı, üç öğrenci ise gözaltına alındı. Almanyalı yetkililer Afganistan uyruklu öğrencinin sınır dışı edilmeyeceğini açıkladı.

Almanya’nın Nürnberg kentinde polis bir teknik okula girerek Afganistanlı bir öğrenciyi sınır dışı etmeye çalıştı.

Polise ilk tepki, dört yıldır Almanya’da yaşayan 20 yaşındaki Afganistanlı öğrencinin okul arkadaşlarından geldi.

Gazete Karınca’dan Ezgi Gül’ün Russian Today’den görüntülerini yayınladığı habere göre, yirmi kişilik öğrenci grubu polis aracının geçeceği yolda oturma eylemi yaparak Afganistanlı öğrencinin okul dışına çıkarılmasını engellemeye çalıştı.

Daha sonra çevreden geçen öğrencilerin de protestolara katılmasıyla kalabalık arttı. Grup, bir kaç saat içinde 300 kişiye ulaştı.

Polis, protestoculara karşı biber gazı ve cop kullandı. Bir polisin Almanya medyasına verdiği ifadeye göre protestocular polise şişe, taş ve bisiklet fırlattı.

Çıkan çatışmada en az dokuz polis yaralandı, üç gösterici ise gözaltına alındı. Göstericilerden yaralanan olmadığı belirtildi.

Afganistanlı öğrenci serbest bırakıldı

Polis, çatışmaların ardından göstericilerin yoldan çekilmesini sağlayarak Afganistanlı okul dışına götürdü fakat yerel otoriteler, öğrencinin “sınır dışı edilme kararının durdurulduğunu ve sorgulamanın ardından serbest bırakıldığını” söyledi.

Afganistanlı öğrenci dört yıldır Almanya’da kalıyor ve okul öğretmenleri onu “iyi adapte olan, çalışkan biri öğrenci’ olarak tanımlıyor.

Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD), polisin göstericilere müdahale etmesini ve genel olarak hükümetin mülteci politikalarını sert bir dille eleştirdi.

SPD, ‘bir öğrencinin okuldan alınması ne olursa olsun kabul edilemez’ dedi.

(Gazete Karınca)

Boğaz’da üçüncü yıkım

Galatasaray Adası’nın hemen karşısında yer alan bir denizcilik şirketine ait bina yıkıldı. Sabah işe gelen iş yeri çalışanları ise yıkım ekiplerini görünce büyük şok yaşadı.Yıkım kararı verilen binanın, uluslararası taşımacılık işi yapan Atlantis Tankers Grubu’na ait olduğu anlaşıldı.

Beşiktaş Muallim Naci Caddesi üzerindeki bir iş yerine sabah saatlerinde gelen Büyükşehir Belediyesine bağlı ekipler, iş yerini boşalttıktan sonra yıkım işlemine başladı. Sabah iş yerine gelen çalışanlar ise karşılarında yıkım ekiplerini görünce şaşkınlık yaşadı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı yıkım ekipleri Beşiktaş Kuruçeşme Muallim Naci Caddesi üzerinde bulunan bir denizcilik firmasına ait iş yerine geldi. Belediye ekipleri iş yeri hakkında yıkım kararı olduğunu belirterek içeride bulunan eşyaları dışarı çıkarttı.

Ofis eşyalarını nakliye kamyonlarına koyan ekipleri binayı boşalttı. Sabah işe gelen iş yeri çalışanları ise yıkım ekiplerini görünce büyük şok yaşadı. İş yerindeki kişisel eşyalarını kolilere koyan çalışanlar endişeli gözlerle çalışmaları izledi. İş yerinin tamamen boşaltılmasının ardından yıkım işlemlerine başlandı.

Aynı cadde üzerinde bulunan, 1 Ocak 2017’de yeni yılın ilk saatlerinde IŞİD saldırısına uğrayan gece kulübü Reina da yıkılmıştı. Reina’nın yıkılmasının ardından Galatasaray Adası’nın bir kısmı da, imara aykırı olduğu gerekçesiyle yıkılmıştı.

(BirGün, Yeşil Gazete)

‘Evinden uzak birinin kişisel tepkisi’: Suriyeli sanatçı Omari, dünya liderlerini mülteci olarak çizdi

Suriyeli sanatçı Abdalla Al Omari dünya üzerindeki liderlere duyduğu öfkeyi sanat eserlerine yansıttı.

Abdalla Al Omari 1986 yılında doğdu. Al Omari Suriye iç savaşının zorluklarını yaşamış. Bu çalışmasını yaparken kuvvetli liderlerin mültecilerin kıyafetleriyle nasıl görüneceklerini merak etmiş.

Bu çalışmasını “Evinden uzak birisinin kişisel tepkisi.” diye nitelendiriyor. Medyanın mültecilerin çokluğu hakkında konuşmasından bıkmış. Mültecilerin kim oldukları ve hikayelerinin önemli olduğunu söylüyor. Omari, “Birisinin hikayesini bilirsen onlarla bağlantı kurmuş olursun.” diyor.

Portreleri bulunan liderler arasında; ABD Başkanı Donald Trump, Suriye Cumhurbaşkanı Başar Esad, Kuzey Kore Lideri Kim Jong-Un, Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Eski ABD Devlet Başkanı Barack Obama, Rusya Devlet Başkanı Vladamir Putin, Eski Fransa Cumhurbaşkanları, François Holland ve Nicolas Sarkozy ve Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah el-Sisi yer alıyor.

İşte, Abdalla Al Omari’nin çizimiyle, mültteci devlet başkanları:

 

 

Barack Obama

 

Donald Trump

 

Vladimir Putin

 

François Hollande, Nicolas Sarkozy

 

Angela Merkel

Abdelfettah El Sisi

 

Beşar Esad

 

Kim Jong Un

 

Sanayi Bakanı: Tarkan şarkısını söylesin, zeytinlikleri mi varmış, ne yapacakmış zeytini!

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, Tarkan’ın zeytinlik tepkisine yanıt verdi.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, Tarkan’ın zeytinlik tepkisine ilişkin yaptığı yorumda “Tarkan’ın zeytinlikleri mi varmış, ne yapacakmış zeytinlikleri? Tarkan’ın şarkılarını seviyoruz. Tarkan şarkılarını söylesin” dedi.

Bakan Faruk Özlü

Tarkan, zeytinlik alanların imara ve sanayi tesislerine açılmasına tepki göstererek Twitter üzerinden bir mesaj yayımlamıştı.

Tarkan’ın yayımladığı mesaj şöyleydi:

Habertürk’ten Deniz Çiçek’in haberine göre; Tarkan’ın bu mesajı üzerine Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’den cevap geldi. Üretim Reform Paketi ile ilgili TBMM Sanayi Komisyonu’ndaki görüşmelerde milletvekillerinin Tarkan’ın da düzenlemeye karşı çıktığını anımsatması üzerine Özlü, “Tarkan’ın ne işi var, Tarkan’ı niye karıştırıyorsunuz” dedi. Özlü, “Tarkan’ın zeytinlikleri mi varmış, ne yapacakmış zeytinlikleri? Tarkan’ın şarkılarını seviyoruz. Tarkan şarkılarını söylesin” dedi.

(Habertürk, Yeşil Gazete)

Havalimanına kamyon dizmek – Sevilay Çelenk

Sevilay Çelenk’in yazısı Gazeteduvar.com sitesinden alındı

İkisi arka arkaya gelmese muhtemelen ben de olaylar arasında bir ilişki kurmayacaktım ama maalesef denk geldi. Cumhurbaşkanı on dört yıllık AKP iktidarına rağmen kültürel iktidar konusunda sıkıntılar olduğunu ifade etti önce. Ardından İstanbul’un fethinin yıl dönümü nedeniyle inşaatı devam eden üçüncü havalimanının pistlerinden birine 1453 adet kamyon dizildi. Bu kamyonlar da hanfendime söyleyeyim, tam 1 saat 47 dakikalık bir süreyle, 3.2 kilometrelik bir uzun geçiş gerçekleştirdiler. Bu performans sayesinde “en uzun kamyon geçidi” kategorisinde bir Guinness rekoru denemesi yapılmış oldu.

Haftalık olaylarımız bunlar.

Aşklar ve yalanlar, pardon… Beyanlar ve olaylar ardı ardına gelince, pek tabii kamyon kültürü ve hayal ettiğimiz kültür konusu da ister istemez ilişkilendi. Ben de havalimanına konuşlanmış kamyonlar aracılığıyla kültürümüz ve kendi kültür hayalim üzerine düşüncelere daldım.

Yani arkadaş, kimin aklına gelir modernleşmenin, kozmopolitliğin ve evrenselliğin sembolü havalimanına, ana sütü gibi yerel, ana sütü gibi candan bir kültürel imge sunan kamyonları birbiri ardınca dizmek?

Haberlere bakılırsa, rekor denemesiyle birlikte bu kutlamayı da planlayan havalimanı inşaat şirketiymiş. O kamyonların bir kısmı da zaten orada iş gören kamyonlar olsa gerek. Böyle bakınca kimin aklına gelir sorusu da cevaplanmış oluyor. Ama yine de orada yorumlanmaya açık bir resim duruyor.

O havalimanına inci taneleri gibi konuşlandırılan şey öyle basit bir yük taşıma aracı değil. Oraya bir kültür ve bir iddia konuşlandı. Yaparız üçüncü havalimanını, Frankfurt Havalimanı’na bindiririz turu ve o kamyonu da oraya dizeriz. Batının fennini, teknolojisini alırız, üstüne de kültürümüzün görsel damgasını basarız. Ne sandınızdı? Kültür budur. Dam üstünde saksağandır. Gerçekten öyledir. “Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı” deyiminin bir çırpıda koca bir anlam dünyasını kat ettiğini görmüyor musunuz yoksa? Anlatayım o zaman.

AH BU KAMYONLAR, BİZİM KAMYONLARIMIZ

Kamyonlarda tüter dağ dağ, yayla yayla köyümüz, köylümüz, memleketimiz. Ah bu kamyonlar, yol kamyonları. Kültürümüzün sesi, neşesi… Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Türküler Dolusu başlıklı şiiri de kültür tarifi bakımından öyle nefis bir şiir ki yerli malı olmasalar da kamyonların kültürel olarak ne kadar yerel olduklarını kısacık bir yazıda anlatabilmek için bu şiirden küçük bir uyarlama yapmaktan başka çare yoktu. Huzur içinde yatsın ve affetsin üstat…

Havalimanına dizili kamyonlar Juri Lotman’dan Roland Barthes’a kültür üzerine çalışanları mezarlarında hoplatacak kıvamda aşırı anlam yüklü ve aşırı yoğun bir resim oluşturuyor. Ben yine de at beklerdim. Fetih deyince at geliyor akla, kamyon ney ya? Neyse o ayrı bir tartışma. Üstelik 1453 atı arka arkaya bir inşaat alanına dizmek de hiç kolay bir iş değil.

Gelelim ortak kültür dünyamızın komple bir simgesi olarak kamyona.

İtiraf edeyim ki kamyon kültürüne dair tek satır bir bilgim yok. Kamyon deyince aklıma, kıvrıla kıvrıla yolları delerken mitolojilere girip Afrodit’e baygınlık geçirttirecek güzellikte bir Asya’yı da (Türkan Şoray) yokuş aşağı peşi sıra koşturan kırmızı bir kamyon geliyor sadece. Kamyoncu olarak da sevginin emek olduğunu idrak edememiş, hayırsızın önde giden İlyas’ı (Kadir İnanır) tanırım. Ama yine de kallavi bir kamyoncu kültürünün varlığını iyi biliyorum. Bu kültürün de Volkswagen kült(ür)ü kadar kendine özgü ve bir o kadar da kıymetli bir kültür olduğunu içten içe sezebiliyorum. Biri halkın yükünü, diğeri de halkın kendisini taşıyan irili ufaklı “kültürler”dir bunlar nitekim.

“RAMPADA GEÇME BENİ, DÜZDE KEPAZE EDERİM SENİ”

…Rampanın ustasıyım / Güzelin hastasıyım / Sağ şerit beni bozar / Sol şerit hastasıyım / Kamyoncu deyip geçme / Benim gönlüm yaralı / Bu gördüğün gariban, kamyoncular kralı / Mor lambalar afili / Cantlar çil çil yanıyor / Gece yolda görenler, Uzay mekiği sanıyor…

Ankaralı Namık, kamyoncu türküleri, yollar, ağız kıyısından içilen cıgara, yol üstü kamyoncu lokantaları, sac kavurma. Sonrasında ağır iş, ağır yük, sıcak, soğuk, buz… Hatalı sollama, yol gözleyen eşler, çocuklar, hiç de kovboy filmlerindeki gibi olmayan sınır kasabaları ve nihayet cep telefonları, şükür…

Kamyon budur. Kültür değilse nedir bu? Los Angeles’ta kamyoncu hayırsızlığından film çıkarabiliyorlar mı? Bunu çıkarmak için Hollywood kültürü yetmez, kamyon arkası yazılarının kültürü lazım. Tır mır, ıvır zıvır kamyonla bir olur mu hiç? Olmaz.

Biz uzay mekiği olsun, uzay filmi filan olsun yapmaya kalkıştık mı hiç? Kalkışmadık Allah için. İşi erbabına bıraktık. Onlar da yolu, köprüyü, havalimanını ve bir de kamyonları bize bırakacaklar artık. Denklem basit.

İşte böyle; halkla evlilikler, seçmenle ilişkiler, Esra Erol’la programlar yapagelmiş türden bir akıl devreye girmiş ve o kamyonları o havalimanına dizmiş. O dizilen senin kültüründür. Türkülerimizin, küfürlerimizin, yakası açık bağrımızın, al yazmalımızın, hayırsızlıklarımızın, duygulanımlarımızın ve duygu bozukluklarımızın kültürü. Boğazımızda düğüm düğüm ve her an çözülmeye hazır tutulan hıçkırığın kültürü. Bizim kültürümüz.

İstanbul’u önce fetheden, sonra çöl eden kültür…

Daha iyisi bulunabilir miydi?

Bulunamazdı.

O yüzden bu fotoğrafa uzun uzun bakın. Orada bir kültür hayali yatıyor kuzular gibi. Kesilmiş milyonlarca ağacın geride bıraktığı kel toprak üzerine yayılmış inşaatlar. Kamyon kültürünün mütemmim cüzü olan inşaatlar… İlyas’ı Asya’ya taşıyan, cantları çil çil kırmızı kamyonlar değil bunlar. Gri, kültürden ve geçmişten soyunmuş bir toprak üstünde, onarlı sıralar halinde ve askeri nizam ilerleyen kamyonlar… Hiç değilse bir kaçının kasasından aşağı kırmızı laleler, güller filan sarksaydı da fethin 564’üncü yılında İstanbul’dan verilen resmin yüzüne bir parça renk gelseydi.

Üçüncü havalimanı bu kamyon kortejiyle fethin yıl dönümünde İstanbul’u selamlıyormuş meğer. İstanbul’un üçüncü havalimanı. Bizim büyük iddiamız. Bütün selam biçimleri gibi bu selamlama da bir kültürü ve bir kültür hayalini dışa vuruyor…

Sevilay Çelenk – Gazete Duvar