Ana Sayfa Blog Sayfa 3074

Dersim’deki orman yangınına Tunceli Barosu’ndan suç duyurusu

Dersim merkez ve bağlı ilçe kırsalında, altı bölgede dün sabah saatlerinde başlayan orman yangını devam ediyor. Yangınların, sürdürülen askeri operasyonlar sırasında kullanılan mühimmatlar nedeniyle çıktığını belirten, Tunceli Barosu Başkanı Avukat Barış Yıldırım, il sınırları içinde çıkan yangınlara sebep olanlar hakkında suç duyurusunda bulundu.

Valilik’ten sosyal medyadaki bazı fotoğraflara yalanlama

Tunceli Valiliği ise, sosyal medyada paylaşılan orman yangınlarıyla ilgili fotoğraf ve videolarla ilgili yazılı açıklama yaparak, söz konusu görüntülerin Dersim ile alakası olmadığını belirtti.

Valilik, Hozat-Aliboğazı, merkez-Kutuderesi ile Munzur Vadisi-Bali Deresi mevkilerinde şiddetli çatışmalar yaşandığını ifade ederken, Hozat-Aliboğazı mevkiinde meydana gelen orman yangınının Orman İşletme Müdürlüğü yangın ekipleri tarafından söndürüldüğü, Merkez-Kutuderesi ile Munzur Vadisi-Bali Deresi bölgelerindeki yangınlara ise devam eden operasyonlar nedeniyle müdahale edilemediği belirtildi.

Suç duyurusu gerekçeleri

Tunceli Barosu Başkanı Yıldırım da yangınlarla ilgili suç duyurusunda, Anayasa’da ve Orman Kanunu’nda ormanların korunmasına dair devletin sorumluluklarından bahsetti ve şikayetçi olma gerekçeleri arasında özetle şu maddeleri sıraladı:

-Yangınların meydana geldiği orman sahalarına yakın alanlarda meskûn olan yöre halkının anlatımına göre bahsi geçen yangınlar genellikle askerî operasyonlar sürecinde kullanılan mühimmatın etkisi ile çıkmaktadır. Ormanlık alanlarda yangın çıkarması kuvvetle muhtemel olan ağır silahların kullanılması ve bu alanların, yangın çıkaracağı bilinmesine rağmen bombalanması ağır bir hukuka aykırılık ihtiva etmektedir.

-İlimizde meydana gelen orman yangınlarına söndürme amaçlı olarak (güvenlik gerekçe gösterilerek) müdahale edilmediği belirtilmektedir. Anılan durum hukuk açısından vahim bir duruma işaret ettiği gibi Cumhuriyetin temel niteliklerinden olan anayasal hukuk devleti olgusunu da ağır bir şekilde ihlâl etmektedir.

-Yöremizde meydana gelen orman yangınlarındaki süreklilik sadece ormanların değil genel olarak ekolojinin, çevrenin ağır tahribine de sebebiyet vermektedir. İlimizde Munzur Vadisi Millî Parkı gibi doğa koruma statülerine sahip özellikli alanlarında bulunduğu nazara alındığında meydana gelen yangınların neticeleri daha iyi algılanabilir. Ki millî park alanında da sıklıkla yangın çıktığı bilinmektedir.

 

(Bianet)

Rekabet Kurumu’ndan BESD-BİR’e soruşturma

Rekabet Kurumu, beyaz et sektörüne ilişkin kapsamlı bir soruşturmanın açıldığını duyurdu. Kurum sitesinde yer alan açıklamada, ‘rekabeti ihlal ettikleri gerekçesi ile soruşturma altına alınan şirketlerin listesi yayınlandı. Rekabet Kurumu sitesinde konu ile ilgili yapılan açıklamada 19 firmanın yanı sıra Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği‘nin (BESD-BİR) de soruşturulduğu bildirildi.

 

Kurum açıklamasında şöyle denildi: “Piliç eti üretiminde faaliyet gösteren teşebbüslerin 4054 sayılı kanunun 4. maddesini ihlal ettikleri iddiasını içeren başvuru üzerine yürütülen ön araştırma, Rekabet Kurulu’nca karara bağlandı. Ön araştırmada elde edilen bilgi, belge ve yapılan tespitleri 19.07.2017 tarihli toplantısında müzakere eden Rekabet Kurulu, bulguları ciddi ve yeterli bularak; 4054 sayılı kanunun 4. maddesini ihlal edip etmediklerinin tespitine yönelik olarak;

*Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği,

*Ak Piliç Tic. Ltd. Şti.,

*As Piliç Gıda İnşaat Taşımacılık Ambalaj San. ve Tic. Ltd. Şti.,

*Bakpiliç Entegre Tavukçuluk A.Ş.,

*Banvit Bandırma Vitaminli Yem Sanayi A.Ş.,

*Beypi Beypazarı Tarımsal Üretim Pazarlama San. ve Tic. A.Ş.,

*Bupiliç Entegre Gıda San. Tic. A.Ş.,

*CP Standart Gıda San. ve Tic. A.Ş.,

*Civkur Gıda San. Tic. ve Paz. A.Ş.,

*Ege-Tav Ege Tarım Hayvancılık Yat. Tic. ve San. A.Ş.,

*Erpiliç Ent. Tav. Ürt. Paz. ve Tic. Ltd. Şti.,

*Garip Tavukçuluk Gıda ve Yem San Tic. A.Ş.,

*Gedik Tavukçuluk ve Tarım Ürünleri Tic. San. A.Ş.,

*Hastavuk Gıda Tarım Hayvancılık San. ve Tic. A.Ş.,

*Keskinoğlu Tavukçuluk ve Damızlık İşl. San. Tic. A.Ş.,

*Abalıoğlu Yem-Soya ve Tekstil Sanayi A.Ş.,

*Şahin Tavukçuluk Yem Gıda İnşaat San. ve Tic. A.Ş.,

*Şenpiliç Gıda San. A.Ş.,

*Tad Piliç Fenni Yem San. ve Tic. Ltd. Şti.,

*Yemsel Tavukçuluk Hayvancılık Yem Hammaddeleri San. ve Tic. A.Ş.

hakkında soruşturma açılmasına, 17-23/369-M sayı ile karar verdi. Bilindiği üzere 4054 sayılı kanunun 4. maddesi, teşebbüsler arasındaki rekabeti sınırlayıcı anlaşmaları ve uyumlu eylemleri yasaklamaktadır.”

 

(Hürriyet)

 

 

 

 

Twitter’dan Kuzey Kore’yi tehdit etti: “Atışa hazır, hedefe kilitli”

ABD Başkanı Donald Trump, balistik füze denemelerini sürdüreceğini açıklayan Kuzey Kore’ye sosyal medya üzerinden “ayar verdi”.

Trump, Pyongyang’ın ABD’ye bağlı Guam Adası’nı nükleer başlıklı füzelerle vurmayı planladığını duyurmasının ardından resmi Twitter hesabı üzerinden açıklama yaptı. ABD Başkanı paylaştığı tweette, “Kuzey Kore akılsızca hareket ederse askeri seçenekler tamamen gündemde, atışa hazır ve hedefe kilitli. Dilerim Kim Jong Un başka bir yol bulur” ifadelerine yer verdi.

Kuzey Kore’nin balistik füze denemelerinden geri adım atmaması iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırmıştı. BM, ABD’nin önerisi üzerine Kuzey Kore’ye uygulanan yaptırımları geçtiğimiz hafta oy birliğiyle genişletme kararı almıştı.

 

(Yeşil Gazete)

Gaziemir’de radyoaktif atık bertarafına ÇED onayı! Peki ya şeffaflık?

Türkiye, nükleer santral sahibi değilken bile adı “Ölümlü nükleer kazalar listesi“nde yer alan bir ülke, hatta 2007 yılından beri de nükleer bulaşıklı atıklarla ve bunların nasıl berataraf edileceğiyle ilgili olarak  başı dertte. Maalesef, Türkiye genelinde bir klasik haline gelmiş olduğu üzere gerek devlet, gerekse şirket yetkililerinin vurdumduymazlığıyla Gaziemir’de de  nükleer atıkların bertarafı ve temizliği konusunda ilklere imza atılıyor.

Gaziemir Aslan Avcı Kurşun Fabrikası’nda radyoaktif atığın tespit edildiği alan

Radyoaktif temizliğe ÇED onayı!

Bu konuda en son örnek Gaziemir ‘de Aslan Avcı Kurşun Fabrikasının müteahhidi olan ve  nükleer atıkların beratarafı için görevlendirilen  Turanlar Atık Yönetimi Geri Dönüşüm  Çevre özel Sağlık Hizmetleri ve Enerji Nakliyat Tic. A.Ş. ‘nin  Radyoaktivite Bulaşmış Atıkların Fiziksel Yöntemlerle Ayıklanması, Sahanın Temizlenmesi ve Elde Edilen Kurşunun Geri Kazanımı projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunduğu Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu ‘nun sivil toplumun itrazları dikkate alınmadan salt İnceleme Değerlendirme Komisyonu’nun yaptığı incelemeye göre 10 Ağustos 2017 tarihinde onaylanması oldu.

Sivil toplumun gücü!

Hatırlayacağınız gibi Gaziemir’de Aslan Avcı Fabrikası’nın 70 dönümlük arazisi içindeyaklaşık 10bin ton radyoaktif atığın gömülü olduğu ilk olarak 2007 yılında tespit edilmiş ancak konu 2012 yılında bir gazetecilik başarısıyla gündeme getirilince kamuoyunun bilgisi dahilinde olmuştu. Bu konuda detaylı bilgiye şuradan ulaşabilirsiniz.  2014 yılında nükleer atıkların ekolojik yaşama ve çevre sağlığına zarar verdiği yönündeki şikayetlere istinaden hukuk mücadelesinin başlatılması ise hem Gaziemir’in mağdur halkına moral vermiş hem de meselenin toplumsal olarak sahiplenildiğini, göstererek, sorunun giderilmesi yönünde sorumlu tarafların tayin edilmesini sağlayan bir milat olmuştu. Türkiye, hukuki sürecin başlamasından itibaren konuyu Davacı Vekil Arif Ali Cangı’nın açıklamaları üzerinden takip etti.  Nükleer bulaşıklı atıkların gelişigüzel  bartaraf edilmeye çalışılması hatta mahalle sakinlerinin tepkisinden çekinilerek kazıya ve öğütme işlemlerinin gece yapılması  bardağı taşıran son damla oldu. Nihayet Av. Cangı’nın da katkılarıyla sivil toplum bu aşamada ağırlığını ortaya koyarak nükler atık bertarafının ÇED alınarak yapılması için kampanyalar başlattı. Neticede radyoaktif temizliğin çevre sağlığının tehlikeye atılmadan ÇED alınarak yapılması yönünde İzmir Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü ile İzmir Valiliği’ne  sivil toplum tarafından talepler iletildi.

ÇED’e itirazlar dikkate alınmadı!

Radyoaktif temizliğin ÇED alınarak yapılması kararı verilince Halkın Katılımı toplantılarına  sivil toplum içinden bağımsız bilim insanlarının, teknik uzmanların iştirak ederek görüşlerini ileteceği  bir komite kuruldu. Ancak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı nezdinde gerçekleştirilen “Halkın katılımı toplantısı” ile İnceleme ve Değerlendirme(İDK) toplantısının ilkine katılım sağlanmışsa da  Davacı Vekil ve toplantının katılımcılarından EGEÇEP temsilcileri ÇED’e yönelik görüşlerini ve itirazlarını beyan ettikleri gibi toplantıdan çıkarıldı. Daha sonra tutanakların kendilerine gönderilmesini  isteyen Halkın katılımı toplantısı temsilcileri bir de özel hayatla hiç bir alakası olmamasına rağmen “özel hayatın gizliliği” ibaresi altında süreçten dışlandı ve toplantı tutanakları istemelerine rağmen kendilerine gönderilmedi. Bu gün gelinen noktada ise Gaziemir’deki nükleer bulaşıklı atıkların bertarafına yönelik olarak düzenlenen Halkın Katılımı Toplantısı’nda sivil toplumun itirazları dikkate alınmadan  ÇED’i onaylanmış bir uygulama süreciyle karşı karşıyayız.

Valilik bünyesinde oluşturulacak  izleme ve denetleme komisyonuna girerek toplantılara katılım sağlamak önemli!

Radyoaktif atık ayrıştırmanın şehir dışında başka bir tesiste yapılması, nükleer atıkların geri kazanımına öncelik verilmesi yerine bilimsel metodlarla  radyoaktif temizliğin yapılması gibi şartların ihlali radyoaktif kirliliğin yayılması demek olacağı üzere, sivil toplum süreci yakından izleyebilir, hesap sorabilirse arazi içindeki bertaraf faaliyetlerin şeffaf bir şekilde yürütülmesi mümkün olabilir. Zira her konuda olduğu gibi nükleer atıkların bertarafında da  sivil toplumun, konuyu gündemine aldığı, izlediği ölçüde sorumlular kontrollü faaliyetler içerisinde bulunabilecek.

Bu bağlamda okuyucularımıza mesaj vermek gerekirse,  bu aşamadan sonra bağımsız bilim insanlarının, mahalle temsilcisı ve olayı başından beri takip eden Egeçep temsilcisinin   İzmir Valiliği bünyesinde oluşturulacak İzleme Denetleme Komisyonu’na katilmasına izin verilirse yaşamsal risklere maruz kalınmasının önüne geçilebilir.
 
Bu sürece katkı koyabilecek bağımsız uzmanlar ve bilim insanları bir e posta ile kendilerini tanıtabilir.

 

 

Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

Gülpınar’da el örgülü zeytin nöbeti zaferle sonuçlandı: ‘Kadının gücü, bütün kötülükleri yener!’

Zeytin yaygıları, hasat zamanı açılmak üzere toplandı, üzerinde, ‘zeytinime dokunma’ yazan pankartlar, asıldıkları dallardan alındı. Gülpınar halkının jeotermal enerji sondajına karşı başlattığı zeytin nöbetine gölge yapan zeytin ağacının altı, tam 33 gün sonra boşaldı.

Çanakkale‘nin Ayvacık ilçesine bağlı Gülpınar köyünde, tek geçim kaynakları olan zeytinliklerinin orta yerinde Pınarkale Enerji AŞ. tarafından planlanan jeotermal enerji arama projesine karşı çıkan Gülpınarlılar, sondaj sahasının hemen yanında gece gündüz nöbet tutmuş, sondaj firmasının çalışmaya başlamasına engel olmuşlardı. 8 temmuzda “Zeytinlikler içinde sondaja hayır” sloganıyla başlayan, kadınların türkülü- el örgülü direnişiyle çevre mücadelesi hikayeleri arasına yazılan zeytin nöbeti, sondaj firmasının sahayı tamamen terk etmesiyle son buldu.

Zeytin nöbetinin 28. gününde sondaj firmasının iş makinelerini ve konteynerleri toplamaya başlamasına rağmen nöbeti bırakmayan Gülpınar halkı, zeytin ağaçlarının sondaj sahasından kurtulmasıyla rahat bir nefes aldı. Son tırlar, kadınların ‘vermeyiz vermeyiz, zeytinlerimizi vermeyiz, gitsinler gitsinler, sondajcılar gitsinler’ sözleriyle uyarladıkları türkü eşliğinde yollandı.

Zeytin nöbeti ‘şimdilik’ bitti, hukuk mücadelesi sürüyor

Gülpınar halkı, sondaj firmasının köyü terk etmesine zeytin nöbetinin, kadın direnişinin zaferi dese de temkinli. Çanakkale Valiliğinin zeytinliklerin orta yerinde jeotermal enerji sondaj arama faaliyetleri projesi için verdiği  “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararının iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle Çanakkale İdare Mahkemesine açılan dava henüz sonuçlanmadı. Zeytin nöbetinin 17. gününde çıkan ara kararda mahkeme, davacının yürütmenin durdurulması isteminin, davalının birinci savunması alındıktan ve ara karar gereği istenilen belgeler sunulduktan sonra görüşüleceğine hükmetmişti.

Gülpınar Sürdürülebilir Yaşam Derneği Başkanı Can Sayıner, sondaj firmasının gitmesini değerlendirdi: ‘Zeytin nöbeti tutan Gülpınarlı kadınlar için ve Türkiye’deki çevre hareketi için çok önemli bir kazanım ancak bunun geçici olduğunun farkındayız. Zeytin ağacı katliamcısı şirketlerin saldırıları durmayacak. Kim gelirse gelsin, bölgemizde doğaya karşı yapılan tüm haksızlıkların karşısında duracağız. Gülpınarlı kadınlar, şirketin gözünü korkuttular. Hukuk mücadelemiz sürüyor. Ellerinde ÇED gerekli değildir kararı var hala, tekrar gelebilirler. Giden, sondaj firması. Esas firma bir açıklama yapmadı. Gülpınar halkı olarak uyanığız, mücadeleye devam etmekte kararlıyız.

“Kadınlar bir araya geldi mi her türlü kötülüğü yener”

Gülpınarlı kadınlar da aynı fikirdeler. Sondaj firmasının köylerini terk etmesiyle sonuçlanan nöbeti bıraktılar ancak gözlerini zeytin ağaçlarının üzerinden ayırmıyorlar. Nerede direniş olsa gideriz artık, diyorlar. 67 yaşındaki Gönül Işık emekli öğretmen. Ondan daha da eski, zeytinci. ‘Babam bizi bunların mahsulüyle okuttu’ dedi ve sondaj firması son eşyalarını toplarken, 33 gündür yer aldığı zeytin nöbetinden bildirdi: “Havamızı, suyumuzu, zeytinimizi korumak için mücadelemiz. Kadının gücü her zaman, her yerde, her türlü kötülüğü yener. Eğer istersek, yapamayacağımız hiçbir şey yok. Zaman zaman çaldık, şarkı söyledik, oynadık. Karşı tarafla hiç muhatap olmadık. İçimize siyaset sokmadık. Direnişimizin sonucunu aldık ama bitmedi. Tekrar gelecek olurlarsa yine karşılarında bizi bulacaklar. Kaz Dağlarında da kadınlar en öndeydi, altın madeniyle mücadele ettiler. Biz de zeytinlerimiz için mücadeleye devam edecek, köyümüze bunları sokmayacağız.”

İlk günden beri nöbet alanını bırakmayanlardan 60 yaşındaki Ayşe Örnek‘in sevinci sesinden taşıyor: ‘Direndik, başardık. Dededen, babadan kalan asırlık zeytin ağaçlarımızı çocuklarımıza da bırakmak, sağlıklı yaşamak istiyoruz. Köyümüz, havamız çok güzel. Güneşin denize battığı yerdeyiz. Fabrika yok, zeytin var. Dirençliyiz, neşeliyiz. Mahkemeden sonuç çıkıncaya, şirket vazgeçinceye kadar direnmeye devam edeceğiz. Yine gelirlerse biz de gider, yine nöbet tutarız.’

‘Tuzla Jeotermal Enerji Santrali’nin zararları zeytinlerimize kadar ulaştı”

Adile Koç, jeotermal enerjiyi araştırırken, yenilenebilir denmesinden ikna olmamış: “Madem öyle, insanlar neden karşı çıkıyorlar, dedim. Bitkilerin kuruduğunu, toprağın verimsizleştiğini, kanserin arttığını okudum. Aydın’ın mahvolduğunu biliyoruz. Burada en küçük bir patlama yaptıklarında havaya kalkan her şey, kuzey rüzgarlarıyla köyümüze gelir, soluk alamayız. Dört kilometre ötemizdeki Tuzla’ya jeotermal enerji santrali kurulurken Tuzlalıların tepki göstermemesine çok şaşırmıştım. En bereketli toprağımız Tuzla Ovası. Domates, baklagiller yetişir. Jeotermalin atık sularını Tuzla Çayı‘na boşaltıyorlar. Eskiden yüzerdik orada, sazan, kefal, yılan balığı yaşardı. Şimdi kurbağa bile yok. Zeytin yaprak döker mi? Ağaçlar çıplak kalmaya başladı.  Zamanla zeytinlerimiz verimini kaybedecek, gelir azalacak, dışarıya göç başlayacak. Buna engel olmalıyız. Annem beşiğimi zeytin ağaçlarına yapar da uyuturmuş beni. Neden torunum da öyle büyümesin?”

İlkokul sıralarından zeytin nöbetine

65 yaşındaki Emsal Çömez, yaşları altmışın üzerinde ve birbirine çok yakın olan, ilk günden beri nöbet alanını sabah ve öğleden sonra paylaşan zeytin nöbetçisi kadınlarla ilgili şu detayı aktarıyor: “Hepimiz ilkokul arkadaşıyız. Birlikte büyüdük. Birbirimizi o zaman da bırakmazdık, zeytin nöbetinde de bırakmadık. Hiç aklımıza gelmezdi böyle şeyler ama hayatta neler oluyor. Kırk senedir görmediğimiz bazı arkadaşlarla nöbette buluştuk. Gülpınarlı olmaktan gurur duyuyorum. Kadınlarla birlikte başardık. Zeytinimize zarar vermesinler. Bütün uğraşımız bu.”

Muhtar Karagöz: ‘Kadınlar olmasaydı başaramazdık’

Başından beri jeotermal sondaja karşı çıkan, zeytin nöbetinin ve hukuk mücadelesinin içinde olan Gülpınar Muhtarı Ünal Karagöz, ‘Bölgemizin başarısı, Gülpınar’ın başarısı. Kadınlar önde olmasaydı, bu iş olmazdı. Tuzla’daki Jeotermal sondajları da durmalı. Gerekirse onlara karşı da dava açılmalı’ dedi.
Küçük kızını zeytin ağacının gölgesine, zeytin yaygısının üzerindeki oyun alanına oturtup kadınlarla birlikte nöbeti sürdürürken bir yandan gelişmeleri sosyal medya hesabından paylaşan genç zeytinci Önem Erol Usta, nöbet alanındaki son gününde, ‘Artık daha bilinçliyiz, organize ve takipteyiz. Başka bir sondaj sahası oluşursa ona da müdahale ederiz. Zeytinliklerimize ve tarım arazilerimize zarar verecek bu tür projelerin karşısında hep birlikte durmaya devam edeceğiz’ dedi.

Sondaj firmasının köyü tamamen terk etmesiyle zeytin nöbeti sona erince, Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan‘ın davetiyle 54. Troia Festivali‘ne katılmak üzere Çanakkale’ye gelen Gülpınarlı kadınlar,  günlerdir ilk kez ‘nöbet saatleri’ içinde alandan gönül rahatlığıyla çıkmış oldular. Zeytin nöbeti sırasında köyü ziyaret eden, mücadelelerine destek veren Ülgür Gökhan, Gülpınar halkını, özellikle kadınları, yayınladığı mesajla kutladı:

“Kazanabileceğimiz tüm zaferlerin başlangıcı ve umudu…”

“Kaz Dağlarımızı yok etmek için çeşitli girişimlerde bulunan bu zihniyetin son örneğini Gülpınar’da gördük. Acımasızca, binlerce yıldır bölge halkının geçim kaynağı olan zeytinlerimize saldırmaktan, onları kesmekten çekinmediler. Ancak daha fazla ilerleyemeden, karşılarında ağaçlarının önünde dimdik nöbete duran yöre halkını buldular. Gülpınarlılar sıcaklarda, yağmurda, serinde, sarsılmaz bir irade ile ağaçlarına ve davalarına sımsıkı sarıldılar. Bölge halkının azmi ve kararlı direnişi, yaşam savunucularının desteği ile bu mücadeleden zaferle çıkılmıştır. Nihai bir zafer olmasa da bu zafer, sonrasında kazanabileceğimiz tüm zaferlerin başlangıcı ve umudu olmuştur.  Zaferin gerçek sahibi kadınlara minnetimi sunmak istiyor, mücadelelerini saygıyla selamlıyorum.”

Vermeyiz, vermeyiz, zeytinlerimizi vermeyiz!

Gülpınarlı kadınlar, nöbet sırasında Dina Ensemble müzik grubuyla birlikte uyarladıkları, söylerken moral buldukları, tırları uğurladıkları, direnişin simgesi haline gelen “Zeytinlerimizi vermeyiz” türküsünü birden söylemeye başladı. Belediye Başkanı Ülgür Gökhan ve o sırada Halk Bahçesi’nde bulunanlar, alkışlarıyla türküye eşlik ederek, kadınların zeytin zaferini, birlikteliğini, direnişini, inancını, azmini, emeğini kutladı. Gülpınar’da kendiliğinden başlayan zeytin direnişi, büyüdü, yayıldı, Çanakkale çevre mücadelesinin kadın hikayelerine ilham, müzik, umut kattı.

Haber: Güneş Dermenci

Fotoğraflar: Gülpınarlı Kadınlar

(Yeşil Gazete)

Zorlu, Denizli’de HES projesini iptal etti

Zorlu Enerji, Denizli Acıpayam’ın Sandalcık Mahallesi’ne yapılması planlanan 125,866 MW’lık Sami Soydam Sandalcık Barajı ve Hidroelektrik Santrali projesine devam etmeme kararı aldı.

Zorlu Enerji Elektrik Üretim A.Ş., yüzde yüz bağlı ortaklığı Zorlu Hidroelektrik Enerji Üretim A.Ş.’nin yaptığı son değerlendirmeler sonucunda Sami Soydam Sandalcık Barajı ve Hidroelektrik Santrali projesine devam etmemeye karar verdiğini açıkladı.

Açıklamaya göre şirket, projeye ilişkin üretim lisansını (130,801 MWm/125,866 MWe) sonlandırmak için EPDK’ya başvurdu. Zorlu Hidroelektrik Enerji Üretim A.Ş., Sami Soydam-Sandalcık Barajı ve HES projesi için EÜ/3870-3/2348 numaralı elektrik üretim lisansını 07.06.2012 tarihinde almıştı.

 

(Enerji Günlüğü)

Zehirli yumurta krizi 12 ülkeye yayıldı, AB komisyonu toplanıyor

Ağustos ayının ilk haftası patlak veren fipronilli yumurta salgını 12 ülkeye yayıldı. Çıkış noktasının Belçika olduğu belirtilen salgında, Almanya, Hollanda, Fransa, İsviçre, Avusturya, İsveç, İngiltere, Lüksemburg, Romanya, Slovakya ve Danimarka’da da fipronile rastlandı.

Romanya’da yetkililer, bir ton fipronil bulaşmış sıvı yumurta sarısı tespit etti. Slovakya’da da fipronil bulaşmış 20 palet hazır haşlanmış yumurta tespit edildiği ve söz konusu yumurtaların Almanya üzerinden Hollanda’dan ihraç edildiği bilgisi verildi. Danimarka’da ise Belçikalı bir tedarikçiden alınmış 20 ton fipronilli yumurtanın cafe, yemekhane ve yemek şirketlerine dağıldığı açıklandı. Romanya ve Slovakya zehir içeren yumurtaların yayıldığı ilk Doğu Avrupa ülkeleri oldu.

Yeşiller Partisi’nden soru önergesi

Rheinischen Post gazetesinin haberine göre, daha önce ülke genelinde yaklaşık 10 milyon yumurtaya fipronil bulaştığını tahmin ettiklerini açıklayan Almanya Federal Tarım Bakanlığı bu rakamın 10 milyon 700 bin olabileceğini tahmin ediyor. Gazete haberini, Yeşiller Partisi‘nin Federal Tarım Bakanlığı’na yönelttiği soru önergesine dayandırıyor.

Yumurta salgını kapsamında Belçika ve Hollanda’da eş zamanlı baskınlar düzenlendi. Hollandalı yumurta üreticisi Chickfriend şirketinin iki müdürü tutuklandı. Başlatılan soruşturmaların merkezinde ise yasaklı olan fipronil, Dega- 16 adlı dezenfektan maddeye karıştırdığından şüphelenilen Belçikalı bir şirket bulunuyor.

AB komisyonu toplanıyor

AB Komisyonu’nun sağlıktan sorumlu yetkilisi Vytenis Andriukaitis, skandalın yayıldığı ülkelerin ilgili bakanlıkları ve birimleriyle bir kriz toplantısı yapılacağını açıkladı. Andriukaitis, toplantının skandala yönelik tüm olguların bir araya getirilmesinin ardından yapılacağını ifade etti. AB Komisyonu yetkilisi hali hazırda fipronilli yumurtaların en fazla etkilediği Almanya, Belçika ve Hollanda’nın ilgili bakanlarıyla görüştüklerini aktardı.

Kedi, köpek gibi ürünlerinden faydalanılmayan ya da kesilmeyen hayvanlara pire, kene, bit gibi parazitlerin bulaşmasını engellemek için kullanılan fipronil, yumurtalara bulaşması sonucu patlak veren skandalın daha fazla ülkeye yayılmasından endişe ediliyor.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Gazze’de 1100 evin çatısına güneş paneli

Dünya Bankası desteği ile Gazze’de 2,5 milyon dolar bütçeli bir çatı üstü güneş elektriği programı devreye alındı.

Dünya Bankası ile Gazze Elektrik Dağıtım Şirketi ortaklığı ile başlatılan proje kapsamında 1.000 ayrı evin çatısına 1 kW’lık güneş elektriği sistemi kurulması planlanıyor.

Pilot olarak uygulanan projenin tamamlanmasının ardından, Gazze Elektrik Dağıtım Şirketi ve Dünya Sağlık Örgütü işbirliği ile de bölgedeki 10 hastane için çatı üstü güneş elektriği sistemleri kurulumu planlanıyor.

Belirlenen hastanelerde 4 milyon dolar bütçe ile 1 MW’lık kurulum yapılması planlanan bu program Dünya Bankası tarafından finansal olarak desteklenecek.

İsrail ablukası altındaki Gazze’de, abluka ve çatışmalar dolayısı ile tahrip olan elektrik iletim hatları nedeni ile elektrik talebi zorlukla karşılanabiliyor. Özellikle yaz aylarında artan talep şehire günde yalnızca 2 saat elektrik verilebilmesine neden oluyor.

Dünya Bankası tarafından yayınlanan bir çalışmaya göreGazze Şeridinde 136 MW’ı konutlarda olmak üzere, 163 MW’lık çatı üstü güneş elektriği kurulumu gerçekleştirmek mümkün.

Bununla birlikte tüm Filistin’de 697 MW’lık çatı üstü sistem kurulumu, 3.477 MW’lık bölümü de büyük ölçekli olmak üzere 4.174 MW’Lık güneş enerjisi kurulumu devreye alınabilir.

Filistin’de ilk lisans geçtiğimiz yılın Temmuz ayında sağlanmıştı.

 

(Solar-ist)

Munzur Çevre Derneği: Dersim’de orman yangınlarını dayanışma ile durduralım!

Dersim’de üç gündür devam eden orman yangınına ‘özel güvenlik bölgesi’ olduğu gerekçesiyle müdahale edilmediği iddia ediliyor.

Yangının bölgede yaşanan çatışma sonucu başladığı ve üç gündür devam ettiği ifade ediliyor. Sosyal medya kullanıcıları da bugün #DersimYanıyor etiketiyle, bölgeden yapılan paylaşımlar da yangına dikkat çekildi.

Konuya dair yaptıkları basın açıklamasında, “Dersim’de askeri operasyonlarla birlikte başlayan yangın Kırmızı Dağ, Kutu Deresi, Zergovit, Güleç, Geyik Suyu ve Marçik mevkiinde büyüyerek devam ediyor” bilgisini paylaşan Munzur Çevre Derneği, Dersim’de orman yangınlarını dayanışma ile durduralım! çağrısında bulundu.

Munzur Çevre Derneği’nin açıklamasının tam metni şu şekilde:

“Dersim’de orman yangınlarını dayanışma ile durduralım! Dersim’de askeri operasyonlarla birlikte başlayan yangın Kırmızı Dağ, Kutu Deresi, Zergovit, Güleç, Geyik Suyu ve Marçik mevkiinde büyüyerek devam ediyor. Sözde “güvenlik” gerekçesi ile ve halkın “huzuru” için başlatılan operasyonlarda Dersim halkının yaşam alanları bir bir yok edilirken, bu yangına müdahale edecek olan halka yönelik ise vur emri verildi.

Hiç yabancı gelmeyen bu kanlı devlet geleneği ile Dersim halkı 1938 yılında tanışmış ve o gün buyana da bu saldırılara sistematik bir şekilde maruz kalmıştır. Devletin 1938’de Dersim’de başlattığı soykırım da, bu dağlar Dersimli halkın kanları ile sulanmış ve nice katliamlara. direnişlere tanıklık etmiştir. Dünden bugüne devlet kan ve zulümle bir tarih yazarken bu dağlarda, halk ise bir direniş destanı yazmış ve yazmaya da devam ediyor.

Geçmişin silinmesine ve geleceğimizin yok edilmesine izin vermeyeceğiz!

Dersim coğrafyasına yönelik askeri operasyonlarla devam eden bu saldırının altında egemenlerin birçok planı ve projesi de yer almaktadır. 38’de soykırımla Dersim halkını ve kültürünü yok edemeyenler, Dersim’i sular altında bırakacak HES projelerini hayata bu şekilde geçirerek amaçlarına ulaşmaya çalışıyorlar. Ormanları, meraları, yaylaları ve köyleri doğrudan yok edemedikleri için OHAL ve “terör” bahanesiyle havadan yakarak, yıkarak ranta hazır hale getirmekteler. Bu sene Dersim Halk Festivali’nin yasaklanması, köylerin 38 ve 90’lı yıllarında olduğu gibi tekrardan boşaltılması…

Açıkçası bu saldırılar doğrudan planlı ve projeli gerçekleştiriliyor. Tıpkı Sur ve Cizre gibi Kürt kentlerini yıktıktan sonra TOKİ’yi direk oralarda aktif hale getirdikleri gibi. Bu saldırılar geçmişimizi silme geleceğimizi yok etmeye yönelik saldırılardır. Geçmişimiz ise koskoca bir halkın kan ve can pahasına ördüğü direnişler ve kazanımlarla doludur. Bir kez daha yinelemekte fayda var; Ne geçmişimizi unutacağız, ne de geleceğimizden vaz geçeceğiz…

Doğanın da insanlığın da özgürlüğü mücadele, direniş ve dayanışma ile gelecek!

Bugün saldırı altında olan sadece Dersim coğrafyası ve Kürt kentleri de değil. Yaşadığımız toprakların dört bir yanı betonlaşma ve kimyasal bomba tehlikesi altında. Her gün gazetelerden ve sosyal medya kanallarından bir yerlerde halkın HES’lere, AVM’lere, Nükleer Santrallere ve betondan kent yaratma girişimlerine karşı başlattığı direnişlere şahitlik ediyor ya da bir parçası oluyoruz. Bugün Dersim’de hava saldırısı sonucu çıkarılan yangının bahanesi “terörle mücadele” iken, yarın Karadeniz’de gerçekleşecek orman talanlarının ya da yangınlarının bahanesi bir başka şey olacak.

Kısacası Dersim’de hava saldırısı ile yakılan, Karadeniz’de iş makineleri ile yerle bir edilen ormanların da, yaşam alanları için direnen biz halkın da tek kurtuluşu ortak mücadele hattını örmekten ve bu mücadeleyi büyütmekten geçmektedir. Tüm üyelerimizi ve dostlarımızı bulunduğu yerden bu yangına ses çıkarmaya, mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz.

Dersim’den kanlı ellerinizi çekin!

Ranta-talana geçit vermeyeceğiz!

Munzur Çevre Derneği (MÇD)

 

(Yeşil Gazete)

 

Yaban domuzları yaşam alanlarının, villa sakinleri tatillerinin derdinde

Bodrum’un Türkbükü Cennet Koyu’nda ormanlık araziye lüks villaların konması sonucu yaşam alanlarını kaybeden yaban domuzları çareyi sitelerin bahçesinden geçmekte buldu. Bu durum lüks site sakinlerinin ‘gece dışarı çıkamıyoruz’ isyanına yol açtı.

Bodrum’un Türkbükü Cennet Koyu’nda, milyon dolarlık villaların olduğu Mandarin Oriental’de yaban domuzu paniği yaşanıyor. Türkiye’nin tanınmış iş insanı ve sanatçılarının yanı sıra yabancı iş insanlarının evlerinin de bulunduğu bölgedeki domuz istilasına rağmen site yönetiminin tavrı eleştiriliyor. Domuzların, işadamı Kaya Sabancı’nın villasına da girdiği ve zarara neden olduğu öğrenildi.

Villa bahçesindeki derin ve yoğun izlerden, villaya giren domuzların sürü halinde dolaştığı anlaşıldı. Mandarin Oriental Bodrum’un otel tarafına da geçen yaban domuzlarının, müşteriler arasında panik ve korkuya neden olduğu da  kaydedildi. Uzun yıllar Amerika’da yaşayan işadamı Kaya Sabancı’nın, olaydan sonra lüks villaların yönetiminden şikâyetçi olduğu öğrenildi.

 

(Habertürk)