Ana Sayfa Blog Sayfa 3069

Erkeklik krizi – Menekşe Kızıldere

Kadınlar olarak, son zamanlarda toplumun genelini ilgilendiren bilimsel veya siyasi tartışmalarda konunun toplum düzeni, refah, adalet ve eşitliğe değen noktalarında toplumsal cinsiyet eşitliğinin söz konusu olmadığı durumlarda ‘erkeklik krizlerini’ seyretmeye maruz kalıyoruz.

Burada erkeklik krizi olarak tanımladığım davranış biçimi, erkek egemen toplumda erkeklerin ayrıcalıklı ve öncelikli olduğu bilinci ile yetişmiş bireyin eşitlik talebi veya eşitliğin kendisi ile karşılaştığı durumlarda erkek egemen öğretilmişliği ile içinde bulunduğu durum arasında yaşadığı çatışmadır. Bireyin öğretilmişliği ile yaşadığı çatışma elbette kolayca eşitliği anlayabilmesi, kabullenebilmesi ile sonuçlanamayacağı için kendi erkek iktidarına tehdit olarak algılanmaktadır. Bunun neticesinde bu iktidarı koruma ve savunma telaşı bir krize dönüşmektedir.

ABD Başkanı Trump’ın sadece erkeklerden oluşan bir heyetin önünde imza attığı görsele yanıt İsveç Başbakan Yardımcısı ve İklim Bakanı Isabella Lovin’den gelmişti

Aslında cinsiyet eşitliğine kimsenin itirazı yoktur görünüşte. (Cinsiyet eşitliğini kabullenmeyen bireyler bu yazının konusu değildir). Birçok birey, yetiştiği ve yaşadığı toplumun öğretilerini özümsediği gibi erkek iktidarını doğal hak olarak görmektedir. Bu sebeple, hem cinsiyet eşitliğine inanan hem de koşulsuz erkek iktidarını sürdürmek isteyen birçok birey eşitsiz ve cinsiyetçi davrandığının farkında değildir. Oysa erkek iktidarı doğal bir hak değildir. İktidarını doğasının parçası olarak gören ve bunu aşamadığının farkında dahi olmayan bireyin cinsiyet eşitliği söylemi bir paradokstur. Bu toplumun geniş kesimlerini ilgilendiren alanlarda da, daha dar çevrelerde de gözlemlenebilmektedir. Öyle ki ilgilenen kişilerin sayılı olduğu alanlarda dahi aynı erkeklik krizi ezberlenmiş söylemleri ile baş göstermektedir. Son zamanlarda en sık duyduğumuz ise ‘Nerde bu kadınlar, kadınlar var da biz mi görmedik, aslında hiç yoklar…’.

Görüldüğü üzere bir ‘biz’ ve ‘kadınlar’ algısı mevcut. Kadınların ‘biz’e dahil edilmediğinin en temel göstergesi olsa gerek. Eğer o ‘biz’ in içinde kadınlar yoksa eşitlikçi erkekler hiç var olmamış demektir. Bu söylem direk cinsiyetçi bir dil içermese dahi, iktidar dili içerdiği koşulda cinsiyetçi bir söylemdir. Buradaki iktidar dili erkek iktidarı dilidir. Bir cinsin herhangi bir üstünlüğünü karşısına başka bir cinsi alarak ifade edişi, ezici, engelleyici, yok sayıcı tabirleri cinsiyetçi iktidar dilidir.

  1. Örnek: ‘Doğurgan olmayan erkeğin doğa ile ilişkisi de zayıftır.’ Bu söylem erkeklere karşı cinsiyetçi ve ayrımcı bir ifadedir. Zira erkeğin doğa ile ilişkisi ile sadece kadına has (şimdilik) olan doğurganlığın hiçbir ilgisi yoktur. Bireyin doğa ile kurduğu ilişkinin cinsiyet ile hiçbir bağı yoktur.
  2. Örnek: ‘Genellikle erkeklerin yer aldığı mühendislik bölümlerine kadınların yerleşmemesi kendileri için daha doğru olur.’ Bu söylem kadınların ‘iyiliği’ açısından iyimser bir söylem gibi dursa da aslında özünde ayrımcı ve erkek iktidarını koruyan bir söylemdir ve cinsiyetçidir. Zira cinsiyet mühendislik eğitimi için bir kıstas değildir. Kadınların bu alandaki başarılarını ifade etmeye gerek dahi yoktur.

Bir alanda kadınların varlığını görmemek, başarılarını ve çabalarını görmezden gelmek aynı erkek iktidarını koruma çabasıdır. Maazallah bir kadın çıkar da başarı gösterirse, o şahane dört başı mamur erkek iktidar sallanıverir değil mi? Bu görmeme hali eril körlüktür. Eril körlüğün gözlendiği en komik durumlar ise kendilerini ‘feminist’ dahi sayan erkeklerin aynı göz seviyelerindeki kadınları görmemesidir.

Erkeklik krizinin altında yatan çarpık erkeklik öğretisine karşın ‘toplumsal cinsiyet eşitliğini’ anlamak artık çok kritiktir. En baştan kavramların kendisi ile başlayıp birtakım kadın gözü ile şahsi analizlerimi dikkatinize sunmak isterim. Belki de kavramları hatırlatmak çarpık anlayışın az da olsa sarsılmasına bir katkı sunar. Kim bilir…

Toplumsal cinsiyet eşitliği nedir?

Biyolojik olarak kadın ya da erkek olarak tanımlanmamız ‘cinsiyet’ olarak tanımlanırken, toplum içindeki kültürel ve sosyal rollerimiz ise toplumsal cinsiyet olarak tanımlanmıştır. İngilizce’de ‘gender’ olarak ifade edilen kavramın Türkçe karşılığı toplumsal cinsiyettir. Kavramın kendi içinde de ifade edildiği gibi cinsiyet rolleri, sosyal ilişkiler ve kültüre bağlı olarak belirlenmektedir.

Halihazırdaki sosyal yapı içerisinde tüm cinsiyet gruplarının (sadece biyolojik kadınlar ve erkekler değil, kendini hissettiği cinsiyette tanımlayan tüm bireyler) eşit haklara sahip olması ise ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’dir. Toplumsal cinsiyet eşitliği sosyal adaletin kalbindedir. Buradan hareket ile sağlıklı bir toplum ve sosyal yapı için ve de bu yapı içerisinde sağlanacak adaletin baki olması için toplumsal cinsiyet eşitliği temel taştır.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Anlamak

Sadece toplumun değil bireyin de adil, eşitliği özümsemiş ve ‘sağlıklı’ olması için toplumsal cinsiyet eşitliğini doğru anlaması gerekmektedir. Kapalı ve muhafazakâr kültürlerde bu kavramın anlaşılması ve oturması zordur. Özellikle çarpık bir ‘erkeklik’ öğretisi ile yetişmiş erkek bireylerin baskın olduğu toplumlarda, anlaşılmasının olanaksızlığı ile birlikte bir de doğru anlaşılamaması mümkündür.

Toplumsal cinsiyet eşitliği gözetmeyen bireyleri bir yana bırakırsak (başlı başına ayrı bir konu), cinsiyet eşitliğini anladığı ve özümsediğini varsayan bireylerin dahi içine düştüğü sinsi cinsiyetçilik durumları mevcuttur. Bu sebeple toplumsal cinsiyet eşitliğini anlamak için bunu tartışmak, başka alanların içinde tartışmak gereklidir. Örneğin sadece erkeklerin kendi aralarında tartıştığı toplumsal cinsiyet eşitliği neticesinde güdüktür ve eksiktir. Diğer cinsi dahil etmeden yürütülen tartışmaların kadın haklarının tartışıldığı toplantılarda sadece erkeklerin yer almasından hiçbir farkı yoktur. Bu durum bize kadınların oy hakkı mücadelesi verirken karar alıcı erkeklerin bunu kendi aralarında değerlendirip kadınları gözetmedikleri için tekrar tekrar içine düştükleri yanlışları hatırlatmaktadır. Bu çağda erkekler için ne vahim bir durum bu…

Görünmez kadınlar ve görünmeyen cinsiyetçilik

Ne zaman bir yerlerde, ekseriyetle sosyal olarak erkeklerin baskın olduğu ortamlarda, ‘Kadın vardı da biz mi dahil etmedik?’ serzenişini duysam aklıma direk, toplumsal cinsiyet konusunda ortaya atılan altı kuramdan sonuncusu ‘Sosyal Baskınlık Kuramı’ gelir.

Kurama göre bir grup içerisinde kendi statüsünü yüksek gören kişinin, sosyal olarak da baskın olmaya yönelimi vardır. Aslında ‘kadın var mı, vardı da biz mi görmedik’ serzenişinin temelinde gerçekten kadınları görmemek yatmaktadır. Kadınları ve kadınlığı görmemek, eril körlük, aynı çarpık erkeklik anlayışı sebebi ile erkek egemenliğinin yeniden ve yeniden üretilmesidir. Herhangi bir alanda erkek egemenliği zehirlidir. Dili ve davranışları zehirler ayrıca bulaşıcıdır. Bu eril körlük sinsi bir cinsiyetçiliği doğurur. Örneğin; bilim adamı, insanoğlu, doğa ana, ana vatan… gibi eşitlikten uzak cinsiyet rollerini ifade eden dil bu sinsi cinsiyetçiliğin bir göstergesidir. (Bu kelimeler sembolik olarak seçilmiştir). Davranışlarda sinsi cinsiyetçiliğe örnek olarak, herhangi bir konuyu hep ve sadece ‘erkekler’ olarak  değerlendirmekten dahi rahatsızlık duymamak bir tarafa bunu sorgulayan kadınlara cinsiyetçilik atfetmek belirgin bir örnektir. Hak ve eşitlik talep eden kadınların hizipleştirici, çıkıntı, sorun, çok önemli tartışmaları sekteye uğratan, işin özünü kaçıran, cinsiyetçi ve ayrımcı ilan edilmesi hep eril körlüğün sinsi cinsiyetçilikdir.

Eril körlük kadınları görünmez kılarken, sinsi cinsiyetçiliği yayar yükseltir. Kadınların bu eril körler tarafından görülmeye ihtiyacı var mıdır? Hayır! Çünkü görmek zorunda kalacaklar. Artık kadınların erkek iktidarının ve cinsiyetçiliğin hiçbir formuna tahammülü kalmamıştır. Bu durumu kabullenmeyeceklerdir.

Anlayışı ve bakışı çarpık olmayan sağlıklı bireyler olmak için birbirimizi anlamaya ihtiyacımız var. Birbirimizi yok sayarak anlayabilmemiz mümkün değildir. Cinsiyet eşitliğinin olmadığı toplumlarda ahlakın, etik değerlerin, insanlık değerlerinin çökmesi kaçınılmazdır. Bu da bireylerde başlamaktadır. Dilimize ve davranışlarımıza bu zehirin bulaşmaması dileği ile…

Ne eşitlikçi erkekler vardı, aslında hiç yoktular.

 

Menekşe Kızıldere

Kadın mühendis, kadın iklim aktivisti

Orman yangınları Güney Avrupa’yı esir aldı: Yunanistan, Korsika ve Portekiz alevlere teslim!

Küresel iklim değişikliği ile artış gösteren sıcak hava dalgaları Güney Avrupa’yı vurdu. Atina’nın 45 km kuzeydoğusundaki Kalamos tatil merkezinde başlayan ve hızla yayılan yangın Evia Adası’ndan görüntülendi.

Hafta başında Yunanistan’da itfaiyeler 90’dan fazla yangınla mücadele etti. Kuru rüzgarlar ve sıcak hava Atina, Mora yarımadası ve İyonya adaları Zakintos ve Kefalonya‘da yangınların çıkmasına sebep oldu. Başkent Atina’nın kuzeyinde bulunan Varnavas Köyü yakınlarında ve Kalamos’ta çıkan yangına yerliler müdahale etti. Yangın sırasında alevler ve çıkan duman kilometrelerce uzaklıktan görüldü.

İtfaiye erlerinin yanı sıra yangın uçakları ve yangın helikopterleri kontrol altına almak için yoğun mesai yaptı. Yangın söndürme çalışmalarına askeri personel de destek verdi.

Kalamos’taki yangında düzinelerce ev yerle bir oldu. Acil durum ilan edilen bölgede, yerleşimciler tahrip olmuş evlerinden kişisel eşyalarını topladı.

Portekiz’in orta kesimlerinde çıkan orman yangınında Caboucı Köyü de etkilendi. İtfaiye erleri yangını kontrol altına almakta güçlük geçti.

Ferreira do Zêzere’deki orman yangınına Canadair CL-215 model yangın uçaklarıyla müdahale edildi.

Portekiz’de bulunan Outeiro do Forno Köyü’nde birçok yerleşim yeri kül oldu.

Korsika adasında Cap Corse ve Nonza’nın kıyı kesimlerinde başlayan orman yangını ise en az 350 hektarlık alanı etkisi altına aldı.

Pietracorbara’da evlerinden tahliye edilen yerliler geceyi sokakta geçirdi.

Araların çoğunlukla tatilcilerin bulunduğu 700 kişi şiddetli rüzgarla yayılan yangın sebebiyle adadan tahliye edildi.

 

(Yeşil GazeteGuardian)

 

 

Kütahya’da park halinde duran tankerden asit sızıntısı

Kütahya’nın Tavşanlı ilçesinde park halinde duran asit tankerinde meydana gelen sızıntı paniğe neden oldu. Ekipler, sızıntıyı durdurup, asidin döküldüğü alanı temizlerken, tanker sürücüsü hakkında da işlem yapıldı.

Balıkesir’in Bandırma İlçesinden Kütahya’nın Emet ilçesindeki bor tesislerine asit götüren tanker, Tavşanlı ilçesindeki Ada Stadyumu yanına park etti. Tankerden asit sızıntısı olduğunu gören vatandaşlar ‘155 Polis İmdat’ hattını arayarak durumu bildirdi. İhbar üzerine olay yerine polis, belediye zabıta ile Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri sevk edildi.

Gelen ekipler, tankerin etrafına güvenlik şeridi çekip önlem aldı. Ekipler, yaptıkları çalışmayla tankerdeki sızıntıyı önledi ve asidin döküldüğü zemini kireçledi. Tanker sürücüsü hakkında da işlem yapan ekipler, daha sonra tankeri bulunduğu yerden uzaklaştırdı.

 

(Birgün)

Sokak kedilerini attırmak isteyen komşuya yanıt Belediye’den: Can dostlara dokundurtmayız!

Çanakkale’de sokak kedilerinin bakımını üstlenen Emel Dönmez adlı hayvansever kadına komşusunun, “Belediyeye seni şikayet edeceğim” tepkisi ters tepti. Belediye görevlisi hayvanları toplattırmak isteyen komşu kadının aksine Dönmez’i destekleyerek evinin balkonuna buna dair bir afiş astı.

Çanakkalede Hayat Gazete’sinde yer alan habere göre Emel Dönmez, bakımını üstlendiği sokak kedisi nedeniyle komşusuyla tartıştı. Komşu kadının “Benim misafirlerim geliyor. Apartman girişine kediler pis kemikleri, ekmekleri getirip bırakıyorlar” şeklindeki yakınması üzerine, “Kedilerin kirlettiği bir yer varsa, bana gösterin ben temizlerim” diye karşılık verdi.

Belediyeyi arayacağım, hepsini toplattıracağım

Ancak komşusunun, ‘Belediyeyi arayacağım, hepsini toplattıracağım’ sözleri üzerine küplere bindi. Allah rızası için zavallı hayvanlara yemek desteği verdiğini söyleyen Dönmez, hemen belediyeyi arayarak durumu anlattı. Belediye görevlisinin ‘Can dostlara kimse bir şey yapamaz. İstersiniz sizin apartmana da uyarıcı afişlerden asalım’ sözleri üzerine çok sevindi.

Can dostlara kimse bir şey yapamaz

Bir süre sonra da belediye ekipleri göründü. Apartmanın girişine asılan afiş Emel Dönmez ile hayvan severleri son derece memnun ederken, Dönmez belediye yetkililerine duyarlı davranışlarından dolayı teşekkür etti.

 

(Çanakkale’de Hayat)

Uluğbey köyü başlattı tüm Isparta’ya yayıldı: Mermer ocaklarına karşı direniş kardeşliği!

Isparta Uluğbey köyünde mermer ocaklarına karşı verilen mücadele, tüm bölgeye yayıldı. Üretim ve yaşam alanlarına 900 metre mesafede olmasına rağmen ruhsat verilen mermer ocağının yaratacağı tahribatın tüm bölgeye zarar vereceğini öğrenen Senirkent ve Uluborlulu yurttaşlar Uluğbeylilerle birlikte mermer ocağına karşı birleşti. 500’ü aşkın yurttaş hazırladıkları itiraz dilekçelerini, Senirkent Kaymakamlığına teslim etti.

A-platformu sözcüsü, başta su kaynakları olmak üzere, ruhsatı verilen mermer ocağının bölgede yaratacağı tahribatı açıkladı ve mermer ocağının bir an önce kaldırılmasını istedi.

Kaymakamlıkta verilen dilekçenin ardından, Senirkenk Kaymakamlığı’na vekalet eden Vali Yardımcısı ile Uluğbey ve çevrecilerden oluşan bir heyet görüştü. Yapılan görüşmede Vali Yardımcısının, mermer ocağı açılmak istenen Uluğbey Köyü’ne inceleme yapmak üzere geleceğini öğrenildi.

Eyleme, Antalya Isparta Burdur Denizli Kaş Platformu ile birlikte Uluğbey Köylüleri, Uluborlu ve Senirkent halkı katıldı.

Mermer ocağına karşı suç duyurusu

Isparta Sütçüler’de zeytinlik araziye mermer ocağı izni verilince yaşam savunucusu Mahmut Aksu Valiliğe suç duyurusunda bulundu.

Bölgenin önemli tarımsal üretim merkezlerinden biri olan Şeyhler köyünde, Jim Spor Madencilik Ltd. Şti. tarafından açılmak istenen mermer ocağı için izin verilen alanın zeytinlik ve tarım arazisi olduğunu dile getiren Aksu, yaptığı suç duyurusunda “Mevcut kanunlarımıza göre tek bir mermer ocağı bile açılamazken buraları görmeden izin veren ilgililerin vicdansızlıklarını çözemiyorum. Sayın Valim, sizin vicdanınıza soruyorum: Ben tam 7 yıldır devletimin şikayet dilekçelerimi görmesini bekliyorum” dedi.
Cumhurbaşkanının ‘halk ne isterse o’ sözüne de atıf yapan Aksu, halkı bilgilendirme toplantısında köy halkı ve köy muhtarının kesinlikle ocağın açılmasına karşı olduğunu ifade etti.

Sütçüler Orman İşletme Müdürlüğü, Isparta Orman Bölge Müdürlüğü, Isparta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü yetkilileri hakkında görevlerini kötüye kullanmaktan suç duyurusunda bulunduğunu da ifade eden Mahmut Aksu, mermer ocağı firmasının bizzat çekip ÇED dosyasına koyduğu resimlerde de zeytin ağaçlarının görüldüğünü söyledi.

 

(Evrensel)

 

Cerattepe’de son perde: Cengiz Holding tahta kulübeye dava açtı!

Türkiye’nin doğa harikalarından Artvin Cerattepe’de Cengiz Holding’e ait Eti Bakır şirketi maden faaliyetlerine kısa süre önce başlamasının ardından 2 bin 500 ağaç kesildi. Ağaçlar kesilmeye de devam ediyor. Doğa savunucusu Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan ve 2 kişiye ise Artvin Orman Bölge Müdürlüğü’nün tarafından açılan davada 245 günlük nöbet için Artvin halkıyla yaptıkları tahta kulübenin ormana zarar verdiği iddia ediliyor. Davada mahkemenin istediği bilirkişi raporu geçen günlerde dosyaya konuldu. Bilirkişi, ormanın tahrip edilmediğini ve kulübenin sökülüp takılabilir olduğuna dikkat çekti. Karahan ayrıca Cerattepe’yi korumak için katıldığı eylemler nedeniyle 4 ayrı davada daha yargılanıyor.

Kulübede keşif yapıldı

Cerattepe’de, Cengiz Holding’in maden çalışmalarına karşı direnen Artvinlilerin 245 gün boyunca nöbet tuttukları kulübe, Artvin Orman Bölge Müdürlüğü tarafından suç unsuru ilan edildi. Müdürlük Karahan ve 2 kişiye “Orman Alanlarının İşgali ve Ormandan Faydalanma” suçunda 15 Nisan 2016 tarihinde dava açarak ormanlık alana zarar verildiğini ileri sürdü. Dava için geçen nisan ayında Cerattepe Bölgesi’nde kulübelerin bulunduğu alanda mahkeme heyeti keşif yaptı. Keşfin ardından bilirkişi heyeti yaşam savunucularının lehine bir rapor hazırladı. Rapora göre “Barakaların bulunduğu yer Kafkasör-Taşlıca yolu Cerattepe yolu ayrımındaki yol kenarındadır. Fiilen orman içi yolu üzerindedir ve bu nedenle hiçbir ağaç kesilmemiş ve orman örtüsü tahrip edilmemiştir. Barakalar sökülebilir niteliktedir” denildi.

300 Spartalı davası

Karahan, maden şirketinin başvurusuyla açılan ilk davada, 6 yöre halkıyla birlikte yargılanıyor. Kamuoyunda “300 Spartalı davası” olarak bilinen davanın konusu ise Cerattepe’deki kütüklü eylem… “İş ve çalışma hürriyetinin ihlali” iddiasıyla açılan dava, 12 Kasım 2015’te başladı. Şimdiye dek 5 duruşma yapıldı.

Artvin Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen 3. davada da “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşüne Silahtan Sayılan Alet İle Katılma, Huzur ve Sükûnu Bozmak” suçlamasıyla 5 Mayıs 2016’da Karahan ve 11 kişiye açıldı. Davanın konusu Cerattepe’yi korumak için 16 Şubat 2016’dan itibaren Artvin’de devam eden protestolar. Eylemlerde polis müdahale etmiş, Artvinliler dağılmamıştı.

Dördüncü dava ise Artvin Asliye Ceza Mahkemesi Karahan ve 13 kişiye “Kanuna Aykırı Toplantı ve Yürüyüşlere Katılarak İhtara rağmen kendiliğinden Dağılmama, Toplantı ve yürüyüşlere Silah veya 23. Mad. Belirtilen Aletlerle Katılma” suçlamasıyla 15 Haziran 2016 tarihinde açıldı. Davaya konu olay: “17 Şubat 2016 günü sabah 6.00 sıralarında Cerattepe mevkii Atmaca Mevkiinde Yolun trafiğe kapalı olması üzerine kapatan araçların çekilmeye başlandığı, aynı güzargahta yaklaşık 200 metre ileride yolun kenarında bulunan paletli kepçenin üzerinde ve etrafında bulunan Yeşil Artvin Derneği Başkanı Nur Neşe Karahan’ın öncülüğündeki Cerattepe’yi korumak için yapılan eylem.”

Artvin Asliye Ceza Mahkemesi görülen son dava ise Karahan ve 20 kişiye “Kanuna Aykırı Toplantı ve Yürüyüşlere Katılarak İhtara rağmen kendiliğinden Dağılmama, Toplantı ve yürüyüşlere Silah veya 23. Mad. Belirtilen Aletlerle Katılma” suçlamasıyla 5 Aralık 2016’da açıldı. Davaya konu olay şöyle:

“16 Şubat 2016 günü maden çalışması yapmak isteyen şirkete yer tahsisi yapılmasını ve çalışmalarda kullanılacak olan araçların Cerattepe’ye götürülmesini protesto etmek amacıyla, Yeşil Artvin Derneği öncülüğünde sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda yurttaş Atmaca mevkiinde toplandı. Polis sert müdahale etti. Ancak Artvin halkı dağılmadı.”

 

(Cumhuriyet)

Rize’de dere taştı, 5 kişi mahsur kaldı!

Aralıklarla etkili olan şiddetli yağış nedeniyle Salarha Deresi taştı. Kalkandere İlçesi’nde ise taşan dere bir eve ulaşım sağlayan yaya köprüsünün yıkılmasına neden oldu. Evde mahsur kalan 5 kişilik aile yardım çağrısında bulundu. Köy Muhtarı Mehmet Menderes Hocaoğlu ailenin yardım çağrısını Kaymakamlık aracılığı ile jandarma ve AFAD ekiplerine bildirdi. Ekipler, taşan derenin köy yolunu ulaşıma kapatması nedeniyle köye ulaşamadı. Heyelan riski taşıyan merkeze bağlı Muradiye Beldesi’nde 2, Kalkandene İlçesi’ne bağlı Esendere Köyü’nde de 2 olmak üzere toplam 4 ev tedbir amacıyla boşaltıldı.

Yağış nedeniyle köye ulaşan bazı yolların da dere taşması sonucu ulaşıma kapanması nedeniyle ekipler iş makinelerinden yardım istedi. Günün ağarması ve iş makineleriyle açılan yolda ilerleyen ekipler, 2 saatlik çalışma ile mahsur kalan ailenin bulunduğu alana ulaştı. Evlerinde tek ulaşımı köprüden sağlayan ancak, yağışların ardından dere suyunun köprülerini yıkmasıyla evlerinden çıkamayarak mahsur kalan aileye ulaşan ekipler ev ile yol arasına halat germek istedi. Halat germe çalışmaları sırsında bir AFAD personeli dengesini kaybederek sulara kapıldı. Derede bir süre sürüklenen AFAD’çı kendi çabası ve diğer arkadaşları yardımıyla kurtarıldı.

Köylüler köprü yaptı

Ekipler ikinci denemelerinde halatı iki yakada yer alan ağaçlara bağlayarak Şakir Akgün’ü kurtardı. Bir yandan arama kurtarma çalışmaları sürerken bir yandan da çevrede bulunanlar da köprüyü yapmak için kolları sıvadı. Çevreden buldukları odun direklerle önce köprünün ayağını oluşturan yöre sakinleri daha sonra da üzerine tahta çakarak köprüyü oluşturdu. Evde mahsur kalan Hakan Akgün eşi ve 2 çocuğu da, 16 saat sonra yörede oturanlar tarafından yapılan köprüden geçirilerek bu sabah kurtarıldı.

Yağış ardından köprülerinin yıkıldığını ve mahsur kaldıklarını belirten Hakan Akgün, şunları anlattı:
“Akşam çok yağış vardı. Yağışlar gece de sürdü. Yağışlar sonrası dere suyu yükseldi evimizin önünde tek ulaşımımızı sağladığımız köprü yıkıldı. Bu yüzden evden çıkamadık. Geceyi evde korku içinde geçirdik. Çok şükür kurtarıldık.”

20 köy yolu kapandı

Bölgede etkili olan yağış nedeniyle dere sularının taşmasıyla 20 köy ve mahalle yolu kapandı, bazı taş duvar ile köprüler de yıkıldı. İl Özel İdaresi ekiplerince kapanan yolların ulaşıma açılması çalışmalarını sürdürüyor.

 

(Hürriyet)

Sierra Leone’den acil yardım çağrısı: En az 600 kişi kayıp

Batı Afrika ülkesi Sierra Leone’nin başkenti Freetown’da Pazartesi günü meydana gelen toprak kayması sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı 400’e ulaşırken, en az 600 kişinin daha kayıp olduğu bildirildi. Sierra Leone Devlet Başkanı Ernest Bai Koroma, büyük bir yıkım yaşadıklarını belirterek acil yardım çağrısında bulundu. Kızıl Haç, sağ durumda birinin bulunabilmesi için zamanla yarışıldığını duyurdu. Morglarda yer açılabilmesi için cenazelerin bugün toplu halde gömüleceği bildirildi.

Devlet Başkanı Ernest Bai Koroma’nın sözcüsü Abdulai Baraytay, BBC’ye yaptığı açıklamada, cesetlerin halen toprak altından çıkarıldığını söyleyerek, “Tüm toplum şu anda yasta. Yakınlarını bulamayanların sayısı 600’ün üzerinde” dedi.

Birleşmiş Milletler ise bu ülkede bulunan birimlerinin kurtarma çalışmaları için harekete geçirildiğini duyurdu. BM sözcüsü Stephane Dujarric, su kaynaklı olası bir salgın hastalık tehdidine karşı önleyici planlar yapıldığını açıkladı.

3 binden fazla kişi evsiz kaldı

Freetown’da toprak kayması sonucu Sugar Loaf Dağı’nın bir yamacı evlerin üzerine çökmüştü. Şiddetli yağış sonrası yaşanan toprak kayması sırasında birçok kişi hâlâ uykudaydı.

Sierra Leone yoğun yağışlara alışkın bir ülke olsa da güvenli olmayan evler sellerden etkileniyor. Yaklaşık 1 milyon 200 bin nüfuslu sahil kenti Freetown, her yıl yoğun yağış ve sellerle mücadele ediyor.

Ülkede 2015 yılında da muson yağmurlarının ardından meydana gelen selde 10 kişi ölmüş, binlerce kişi evsiz kalmıştı.

 

(BBC Türkçe)

 

Hükümet Sözcüsü açıkladı: Kurban Bayramı tatili 10 gün

Bakanlar Kurulu’nun ana günden maddelerinden biri de Kurban Bayramı tatilinin kaç gün olacağıydı. Kurban Bayramı tatilinin kaç gün süreceği konusu dün netleşti. Bakanlar Kurulu toplantısında alınan kararı Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ açıkladı. 28 – 29 Ağustos da Kurban Bayramı tatiline dahil edildi; 26-27 Ağustos hafta sonu da dahil olmak üzere toplamda Kurban Bayramı tatili 10 güne çıkmış oldu. Kara Yolları ve Genel Müdürlüğü’nün denetimde olan oto yollar bayram tatili süresince ücretsiz olacak.

Emekli maaşları da bayram öncesi ödenecek

Bozdağ açıklamasında, “Emekli sandığı kapsamında emekli dul ve yetim aylığı alanlar, şehitlerimizin yakınları ve gazilerimiz dahil olmak üzere aylık ödeme günleri 1-5 Eylül tarihleri arasına denk gelmesi nedeniyle emekli maaşlarının ödenmesinin bayram öncesine çekilmesi de kararlaştırılmıştır. Bu çerçevede, 1-2 ve 3 Eylül tarihlerinde maaşlarını alacak olan emekli sandığı emekli dul ve yetimleri ile şehit yakınları ve gazilerimiz, 28 Ağustos 2017 tarihinde, 4 ve 5 Eylül 2017 tarihinde maaşlarını alacak olanlar da 29 Ağustos 2017 tarihinde maaşlarını alabilecektir.” ifadelerini kullandı.

2017 KURBAN BAYRAMI

26 Ağustos 2017 Cumartesi | Hafta sonu tatili

27 Ağustos 2017 Pazar | Hafta sonu tatili

28 Ağustos 2017 Pazartesi (Birleştirildi)

29 Ağustos 2017 Salı (Birleştirildi)

30 Ağustos 2017 Çarşamba | Zafer Bayramı resmi tatili

31 Ağustos 2017 Perşembe Günü | Arefe (Birleştirildi)

1 Eylül 2017 Cuma Günü | Kurban Bayramı 1. Gün

2 Eylül 2017 Cumartesi Günü | Kurban Bayramı 2. Gün

3 Eylül 2017 Pazar Günü | Kurban Bayramı 3. Gün

4 Eylül 2017 Pazartesi Günü | Kurban Bayramı 4. Gün

 

(Cumhuriyet)

Wall Street’ten çıktılar, “Vegan Mafyası” oldular

Avrupa’da vegan ya da vejetaryen işler yapmak, ürün üretmek isteyenler için çalışan ve bunun için güçlü bir finans ağını devreye sokan bir grup var. Aralarında vegan ve vejetaryenlerin de olduğu, ama esas olarak yatırım uzmanı finansçılardan oluşan bu gruba “Vegan Mafya” diyorlar. Bu finans ağı kitlesel olarak tüketilebilir ama ete dayanmayan bitkisel bazlı gıda üretimlerini destekliyorlar. Ancak onlar en nihayetinde bunu bir ideal için yapmayan etik kapitalistler grubu.

Vegan Mafyası’nın bir üyesi, Ryan Bethencourt

Haşmet Demirel’in Dünya Gözüyle Blog’da yer alan çeviri haberine göre, Ryan Bethencourt, hayvansal ürünlere alternatif vaat eden yeni bir teşebbüsle karşılaştığında, kimi çağıracağını biliyor: “Vegan mafya”, “Vegan mafyası”, yeni açılanları finanse eden güçlü bir finans grubu ve hayvan ürünlerine alternatif için uğraşıyorlar.

IndieBio adlı bir biyo-teknoloji hızlandırıcısı şirketi olan Bethencurt ’un kendisi de uzun zamandır vegan. Bethencurt “Vegan şirketleri kuran ve finanse eden bir topluluk var” diyor.

“Vegan mafyası” takma adı ile bilinen “PayPal mafyası” olarak da adlandırılan – güçlü bir Silikon Vadisi yatırımcı grubu var. Peter Thiel, Elon Musk ve Reid Hoffman gibi kurucular, 1990’larda bu alanda yeni başlayan finansman gruplarında çalıştılar.

Alanda en tanınmış yeni teşebbüsler arasında Bitki Esaslı Et ve Peynir Ürünleri Yapan Et Ötesi, İmkânsız Gıda ve biyo mühendislerin gergedan boynuzu ve fildişi gibi vahşi yaşam ürünlerini bir laboratuvarda ürettikleri Pembient.

Vegan mafyasının bazı üyeleri Bill Maris gibi teknoloji odaklı girişim sermayedarlar. Diğerleri ise Bethencourt’un vegan akşam yemeğinde tanıştığı ve para kazanmak için başka yerlerde bulunan eski finansörler veya girişimcilerden oluşuyor.

Finans Kapitalizmin Kurtları

Hemen Hepsi de Wall Street’ten gelen yatırımcı ve finansman uzmanlarından oluşan şebekede ayrıca şu isimler var:

General Motors tarafından 1 milyar dolardan fazla bir parayla satın alınan, kendinden sürüşlü bir otomobil teknolojisi olan Cruise CEO’su Kyle Vogt. Bitki Odaklı şirketler için bir fon sağlayan eski Wall Street tüccarı Kevin Boylan, Bitki Gücü Girişimi adındaki sermeye şirketi ortağı.

İş ortağı Mark Rampolla, ZICO Coconut Water‘un (ZİCO Cocunut Hindistan Cevizi suyu olarak meyve suyu satan bir kuruluş) kurucusu.

Eski bir Moody’s kıdemli başkan yardımcısı olan Vegan Yatırım adlı bir fon yöneten Jody Rasch.

Elli Yıl olarak adlandırılan bir tohum fonu sosyal girişimci ve kurucu ortağı olan Seth Bannon.

Lisa Feria, Başıboş Köpek adını taşıyan Sermaye grubunun CEO’su, aynı zamanda erken aşamadaki şirketlere yatırım yapan bir fon.

CNBC, bu mafyanın yarım düzine üyesine röportaj yaptı, hepsi de yalnızca diğer vejetaryenler için tasarlanmış ürünlere yatırım yapmadıklarını vurguladı. Bunun yerine, daha sağlıklı ve daha ucuz oldukları için kitlelere hitap eden ürünlere yatırım yapıyorlar.

Bunun bir örneği, jelatinden daha ucuz olacak şekilde tasarlanan ve hayvanlardan elde edilmeyen şekilde jelatin üreten Geltor’dur. Jelatin genel olarak domuz, sığır gibi hayvanların kemiklerinden elde ediliyor. Bu şekilde üretilen jelatin ise zulümsüz üretiliyor.

Boylan’ın portföy şirketi olan Veggie Grill adlı bir fast-food zinciri, et yiyen kişilere de hizmet veriyor.

Bu yatırımcıların çoğu, özellikle Whole Foods ve Safeway gibi büyük bakkal zincirlerini laboratuarda yetiştirilen hamburgerlerini et bölümünde satmak için ikna eden Et Ötesi ekibin en çok etkilendiği grup oldu. Et Ötesi ayrıca et işleme devi Tyson Foods’tan bir yatırım aldı.

Kısacası “Vegan Mafyası” esas olarak hayvanlardan çok kitlesel tüketim ve buradan gelecek pazarlara daha çok değer veriyor. Yani bir anlamda geleceği öngören ve insanların çok çeşitli etkenler ile et tüketiminden uzaklaşmaları neticesinde giderek büyüyen, 5 milyar dolarlık bir büyüklüğe erişen etsiz ürün pazarından gelecek kârlarla da ilgileniyor. Elbette tamamen gözünü para hırsı kaplamış kişiler de değiller. Etik kapitalizm denilen kapitalizmin daha ahlaklı bir biçim almasını isteyen, bu kapsamda et endüstrisinin zararlarını  görmüş, et yiyenlere de vejeteryanlığı kazandırabilmek için alternatifler geliştirilmesi ile de ilgileniyorlar.

 

(Dünya Gözüyle Blog, CNBC.com)