Ana Sayfa Blog Sayfa 3020

“Hibakuşalar Olmasın” sergisi Kırklareli’nde

TMMOB Kırklareli Ziraat Mühendisleri Odası  ve Kırklareli Kent Konseyi Gençlik Meclisi ev sahipliğini yaptığı Nükleersiz org tarafından düzenlenen “Hibakuşa’lar Olmasın” Sergisi açıldı.

Yeşilyurt Gazete’den Kadir Sinici’nin haberine göre 30 Eylül 2017 Cumartesi günü saat 18.00’da açılan sergiye; Kırklareli Kent Konseyi Başkanı Seyfi Meriç, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Kırklareli Ziraat Mühendisleri Odası  Erol Özkan olmak üzere çok sayıda davetli katıldı.

Açılan sergi öncesi, Nükleersiz.org adına Yeşil Gazete İklim ve Enerji haberleri editörü Pınar Demircan bir sunum yaptı. “Hibakuşa’lar Olmasın”  Sergisi’nin  amacını açıklayarak daha iyi anlaşılması için bir sunum yapan Demircan, nükleer zincir içerisinde maruz kalınan radyasyonun yol açtığı ekolojik felaketlere ve kalıcı hastalıklara dikkat çekerek, uranyum madenlerinin, nükleer silahlanmanın, nükleer santrallerin ve nükleer atıkların geri dönülmez sorunlar yarattığını örnekleriyle anlattı.

Gazetemizin iklim ve enerji haberleri editörü Pınar Demircan da, “Hibakuşalar Olmasın” sergisinin Kırklareli’ye gelmesi kapsamında bir sunum gerçekleştirdi

Demircan sunumunda şunları söyledi; “Nükleer enerji üretimi, ABD’nin Hiroşima ve Nagasaki’ye attığı atom bombalarının ardından, nükleer silahlanma konusunda ilerleme kaydetmek için başlatılmıştır. Dönemin ABD Başkanı tarafından “yıkıcı bir enerjiyi yapıcı bir enerjiye dönüştürme” vaadiyle 1953 yılında tanıtılan Barış için Atom girişimi ile ilk adım atılmıştır. Aynı süreçte1970’lere kadar süren nükleer denizaltı, atmosferik ve yeraltı nükleer testlerine de başlanmıştır.  1970’lerden sonra ise nükleer santral kurulumunda artış olmuştur.

Sonuçları açısından Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarının veya izleyen yıllarda yapılan nükleer testlerin etkilerinin insanlar üzerindeki etkisi radyasyona maruziyet olmuştur.Dünyada 2000 nükleer bomba denemesi yapılmış, bu denemelerde milyonlarca insan radyasyona maruz kalmış, hayatını kaybetmiş, o radrasyonun etkileri ekolojik dengeyi bozduğu gibi, günümüze kadar da etkileşim sürmüş ve insanlar hastalanarak hayatlarını kaybetmeye devam etmektedir.  Uranyum sadece atom bombası yapımı için değil, tankların ve zırhlı araçların yapımında ve yok edilmesinde de kullanılmaktadır. Benzer şekilde nükleer bombaların ham maddesi olan uranyum madeninin çıkarılmasında, nükleer santrallerin patlamasında tecrübe ettiğimiz şey etrafa yayılan radyasyonun, radyoatif kirliliğin etkileridir.

Yeşil Gazete’ye Kırklareli’nden gönderdiği yazılarla içerik katkısı sağlayan Göksal Çidem ile Pınar Demircan

Radyasyona maruziyet şüphesiz sadece insan yaşamını etkilemiyor tüm bir yaşamın yok oluşundan bahsediyoruz. Örneğin Çernobil, felaketin meydana geldiği an itibariyle girilmesi yasak olan bir bölgedir, yani aslında ülke toprak da kaybediyor.

Hibakuşa

Radyasyona maruziyette insanlar için kullanılan bir terim var, Hiroşima’ya atılan atom bombasından sonra radyoaktif  etkilere maruz kalan insanlara “Hibakuşa” deniyor. Japonca kelime anlamıyla atom bombasının patlamasından etkilenen aslında sadece insanlar değil, ekolojik sistem de etkilenmekte. Dolayısıyla Nükleer santrallerin arkasında nükleer silahlanma yatıyor. Derdimiz enerji olsa bu , başka şekilde çok daha ekonomik hatta yerli, milli ve sınırsız enerji kaynaklarıyla  üretilebilir. Türkiye’de yapılması düşünülen 3 nükleer santral olduğunu düşünürsek, nükleer santralin ne olduğunun konuşulmaması ve tartışılmaması kabul edilemez. Tüm bunlara ilaveten nükleer santraller için “tuvaletsz ev”benzetmesi yapılmaktadır. Nükleer santrallerin en büyük sorunu atıklardır. Türkiye’de bu santrallerin atıklarının nasıl saklanacağı ile ilgili bir proje yoktur. Rusya Akkuyu’da Türkiye ile yaptığı nükleer enerji anlaşmasında 3. dünya ülkelerinden nükleer atık almayacağını bildirerek, yapılacak olan nükleer santralin zararlı atıklarına karışmayacağı Rus yasalarında yazmaktadır. Akkuyu’da nükleer atıklar için yer planı yoktur. Bu atıkların ne olacağı bilinmemektedir.”

Panel sonrasında, panel katılımcıları ve dinleyiciler hep birlikte “Hibakuşa’lar Olmasın” isimli sergiyi gezdi. Türkiye’de ve Dünyada radyasyon mağduru olarak sağlıklarını yitiren kişilere adanan sergi, salona gelenler tarafından dikkatlice incelendi.

 

(Yeşilyurt Gazete)

Paris iklim değişikliği ile mücadele kapsamında 1 günlüğüne caddelerini kapattı

Fransa’da Paris Belediyesi hava kirliliğini önleme çalışmaları çerçevesinde dün ilk kez kent merkezinin tamamını araç trafiğine kapattı.

Bu kapsamda belediyenin izin verdiği ve kamu hizmeti yapan araçlar haricinde Paris’te dün 11.00-18.00 saatleri arasında trafik akışı olmadı.

İzinli araçlar da maksimum 30 kilometre hız yapabildi.

Daha önce Champs-Elysees Caddesi’ni araç trafiğine kapatan belediye, dün  ilk kez Paris kent merkezinin tümünde bu uygulamayı hayata geçirdi.

Uygulamayla yayalar ve bisiklet sürücüleri ilk kez Paris’in bütün caddelerinde rahatça gezebilme imkanı buldu.

Paris İklim Antlaşması’nın bayraktarlığını yapan belediyenin aldığı bazı önlemler şehirde hava kirliliğinin önemli oranda azalmasını sağladı.

Hava kirliliği gözlemevi Airparif’in 2016 yılı için yayımladığı son raporda, Paris’te kalp ve solunum rahatsızlıklarına neden olan PM10 partiküllerinin havadaki oranının 2015’e göre 2016’da yüzde 40 düştüğünü bildirmişti.

 

(Sputniknews)

 

San Sebastian tarihinde bir ilk: En iyi kadın yönetmen ödülünün sahibi Anahi Berneri oldu

Dokuz gün süren 65. San Sebastian Film Festivali’nde ödüller dün sahiplerini buldu. Hem İspanya hem de dünya sinemasından önemli isimleri ağırlayan festivalde jüri başkanlığını ABD’li aktör John Malkovich üstlendi.

Yüzyılın ‘en iyi kötü filmi’ kabul edilen “The Room”un yapım aşamasını taklit eden “The Disaster Artist” filminin yönetmeni James Franco, “Büyük düşleri olan çılgın bir adamla ilgili bir film yaptık. Erkek kardeşim, kız kardeşim, kadim dostum Seth Rogen’la yaptığımız, aile işi bir film oldu. Bize inananlara çok teşekkür ederim” dedi.

Festival tarihinde ilk kez bir kadın sinemacı “En İyi Yönetmen” ödülü kazandı. Hayat kadınlığı yaparak küçük çocuğuna bakmaya çalışan genç bir kadının sokaklardaki yaşamını anlatan Arjantin yapımı “Alanis”’in yönetmeni Anahi Berneri, “Bu film hayat kadınlarının durumunu, bir kadının kendisini hafife almamasını ve vücuduyla ilgili kararları kendi başına almasını anlatıyor. Bu filmdeki kadınlar güçlü karakterler. Birleşerek her şeyi başarabiliriz.” dedi.

Monica Bellucci’ye Donostia ödülü verildi

Festivalin bir başka kazananı Güney Amerika sineması oldu. En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Senaryo Uyarlama ödüllerini Diego Ferman’ın “A Kind of Family” isimli filmi kazandı.

En iyi film (Altın İstiridye Ödülü): The Disaster Artist, Yönetmen James Franco

En iyi yönetmen: “Alanis” filmiyle Anahi Berneri

En iyi kadın oyuncu: Sofía Gala Castiglione (Alanis)

En iyi erkek oyuncu: Bugdan Dumitrache (Pororoca)

Jüri özel ödülü: Handía

En iyi görüntü yönetmeni: Florian Ballhaus (The Captain)

En iyi senaryo uyarlama: Diego Lerman, Maria Meira (A Sort of Family)

En iyi kariyer ödülü (Donostia): Monica Bellucci

 

(Festival S.Sebastián, Yeşil Gazete)

Pasifik’te yanardağ alarmı: Manaro Voui nedeniyle 11 bin kişiye acil tahliye

Güney Pasifik’te bulunan ada ülkesi Vanuata 2016 yılından BM tarafından dünyadaki en riskli ülke olarak derecelendirilmişti. “Pasifik çember ateşi” adlı verilen deprem ve volkan kuşağında yer alan ada kasırgaların da tam merkezinde yer alıyor. Geçtiğimiz günlerde yanardağdan etrafa püsküren kaya parçaları, volkanik gazlar ve asit yağmurları tehlikesi nedeniyle Vanuata’da acil durum alarmı verildi.

Vanuatu Başbakanı Charlot Salwai, yanardağın patlama tehdidi nedeniyle adada yaşayanların zorunlu tahliyesine karar verdi. Salwai, “Adada yaşayan tüm insanlar bizim birinci önceliğimiz, herkes buradan ayrılmak zorında.” dedi. 11 bin kişinin tahliyelerinin 6 Ekim’e kadar tamamlanması planlanıyor. Vanuatu’nun tahliye çalışmaları için destek istediği Avustralya’dan da maddi yardım geldi. Meteoroloji ve Jeolojik Tehlike Birimi, hafta sonu alarm seviyesini ikinci en yüksek kategori olan 4’e çıkarmış ve adada acil durum ilan edilmişti.

 

(Guardian, Yeşil Gazete)

Danimarka petrol ile yollarını ayırıyor

Dünyanın en büyük rüzgar enerjisi üretici Danimarka, petrol şirketlerini elden çıkarıyor. Danimarka elindeki son petrol şirketi olan A.P. Moller-Maersk A/S ‘nin petrol ve gaz birimlerini Fransız devi Total’e sattı. Bloomberg’in haberine göre bir zamanlar stratejik önem atfedilen firmalar kaşla göz arasında 7.45 milyar dolara satıldı. Satış sürecinin 2018 yılında tamamlanması bekleniyor.

Yeşil dönüşümün finansmanı petrol şirketi satışından

Çok sayıda uzman, 2050 yılında fosil yakıt kullanmayı tamamen bırakmayı taahhüt eden Danimarka’nın yeşil dönüşüm için ciddi bir finansmana ihtiyaç duyacağına dikkat çekiyor. Bu yüzden Total, Kuzey Denizi’nde petrol üretimine devam edecek. Maliye ve ekonomi tarafından yapılan hesaplamalara göre Kuzey Denizi’nden sadece geçen sene 1.3 milyar dolar hasılat elde edildi. Enerji Bakanı Lars Christian Lilleholt, “Onlar Kuzey Denizi’nden daha çok para kazandıkça bizim de yeşil dönüşüme harcayacak daha çok paramız olacak” dedi. Kopenhag Üniversitesi’nden Peter Kurrild Klitgaard ise petrol birimlerinin satışını ülkede bir enerji krizi yaşanmamasına hatta enerji fazlası bulunmasına bağlıyor.

 

(Gazete Duvar)

Las Vegas’ta müzik festivaline silahlı saldırı

ABD’nin Las Vegas kentinde otellerin bulunduğu alanda düzenlenen bir müzik festivalinde bir kişinin ateş açması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti, 24 kişi yaralandı.

Bir hastane sözcüsü, hastaneye kaldırılanlardan en az 14’ünün durumunun kritik olduğunu açıkladı. Sözcü, yaralıların hepsinde kurşun yarası olduğunu söyledi.

Polis bir saldırganın etkisiz hale getirildiğini ve başka bir saldırgan olduğunu düşünmediklerini açıkladı.

Olay, yerel saatle Pazar gecesi 22:30’da meydana geldi. Olayın, Mandalay Bay Oteli’nin yakınlarında gerçekleştiği kaydediliyor.

Kenttekilere olay yerinden uzak durma çağrısında bulunan polis, operasyonun sürdüğü sırada operasyonu tehlikeye atacağı gerekçesiyle halka polis yetkililerinin görüntülerini canlı yayınlamamaları ve pozisyonlarını paylaşmamaları çağrısı yaptı.

Saldırı nedeniyle uçuşları askıya alan Las Vegas’taki Mccarran Uluslararası Havaalanı’nın yetkilileri, uçuşların bir kısmını yeniden başladığını açıkladı.

 

(BBC Türkçe)

Rusya’dan olmayacak duaya amin: Karbon salımı azaltılmadan iklim değişikliği çözülecek

Science’da Angelina Davydova imzası ile yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Onur Akdağ’ın çevirisi ile paylaşıyoruz.

***

2010’da Moskova bölgesindeki ısınma ve orman yangınları nedeniyle yaşanan kirlilik ile bağlantılı hastalıklar ve ölümler, gelecekte iklim değişikliğinin gelecekteki faturasının müjdecisi olarak görülüyor.

Mayıs sonunda Moskova’da kopan fırtına alışılagelmedik şekilde pahalıya mal oldu: Şiddetli rüzgarlar 18 kişinin ölümüne ve pek çok kişinin yaranmasına neden oldu; ayrıca, Rusya’nın başkentinde yaklaşık 3,5 milyar dolarlık hasara yol açtı.

2010’da Moskova bölgesindeki ısınma ve orman yangınları nedeniyle yaşanan kirlilik ile bağlantılı hastalıklar ve ölümler, gelecekte iklim değişikliğinin gelecekteki faturasının müjdecisi olarak görülüyor.

Şimdi ise başka bir zayiat daha var. Bu ayın başlarında Rus hükümeti, hava durumu tahmini ajansı olan Roshydromet olarak da bilinen Hidrometeoroloji ve Çevre İzleme Federal Servisi başkanını kovdu. Alexender Frolov (65), memurlar için zorunlu emeklilik yaşını aşmış olmasına rağmen, gözlemcilere göre işten çıkarılmasının asıl nedeni, Roshydromet’in mayıs sonu fırtınasının şiddetini tahmin edemeyip Moskovalılara uyarıda bulunmamasıydı. Bu olay aynı zamanda, Roshydromet’in denetmeni olan Çevre Bakanlığı’na da bir uyarı gönderdi. Kommersant gazetesine göre, devlet savcılığı bakanlıktan değişen iklimin ışığında tahminlerin doğruluğunu artırması için adımlar atmasını istedi.

Çevre Bakanlığı’nın yeni sorumluluğu, Rusya’nın iklim değişikliğine bakışı ve buna göstereceği tepki hakkında kökten bir değişikliği yansıtıyor. Politikacılar, olağanüstü hava olaylarının geçen 25 yıl içinde 2 kat artarak, 2016 yılında 590’a ulaştığını ve özellikle kutuplarda olmak üzere ortalama sıcaklıkların arttığını bildirdiler. Yine de, yakın zamana dek, iklim değişikliği mücadelesi federal hükümet için düşük bir önceliğe sahipti. Bunun bir nedeni, Rusya’nın sera gazı salımının Sovyetler’in çöküşüyle zaten düşmüş olmasından kaynaklanan gönül rahatlığıdır. Diğeri ise politiktir. Rusya ekonomisi yoğun olarak petrol ve doğal gaza dayanmaktadır. Nüfuzlu pek çok kişi, iklim değişikliğini düzenli olarak yalanladı ve kimi Rus gazeteler geçen yıllarda, iklimin değişkenliğini “ABD’nin Rusya’ya yöneltilmiş efsanevi bir silahı” ya da yabancıların Rusya’nın enerji ihracatını hedef alan bir entrikası olarak karaladı.

Bu düşünceler uçtu gitti. Moskova Çevre Komitesi başkanı Anton Kulbachevsky, “Bu yaz zaten (iklim değişikliğinin) etkilerine tanık olduk ve gelecekte daha fazla hasar için hazırlıklı olmalıyız” dedi. 20 milyonun evi olan Moskova’da iklime ilişkin ekonomik hasarın, 2025 yılında yıllık 4,3 milyar dolar’a ulaşmasının beklendiğini belirtti. Öyle ki, bu rakam geçen birkaç yılda ödenen ortalama ulusal bedel ile kıyaslanabilecek düzeyde.

Bu yaz, orman yangınlarının 4,6 milyon hektar Sibirya taygasını (Sibirya’da çok geniş alana yayılan iğne yapraklı ağaçla kaplı bölge) tahrip etmesi ve sellerin uzak doğuyu perişan etmesiyle huzursuzluk tüm ülkeye yayıldı. Sivrisinek kaynaklı Batı Nil virüsü doğu Rusya’da artarken, kene kaynaklı ansefalit ve Lyme hastalıkları kuzeyde yayıldılar. Yetkililer ve bilim insanları, iklim değişikliğinin o rahatsız edici örüntülerini suçluyorlar. Ulusal Kaynaklar Bakanlığı üst düzey yetkilisi Larisa Korepanova, ağustos ayında Moskova’da düzenlenen iklim forumunda “İklim değişikliği Rusya için gerçek bir tehdittir; ülke genelinde ve bölgeler düzeyinde acilen dayanıklılık geliştirerek iklim değişikliğine uyum sağlamaya başlamalıdır.” şeklinde konuştu.

Bu, tam olarak Moskova için taslak uyum planın amaçladığı şey. Forumda açıklanan haliyle strateji, iklim değişikliğine karşı en savunmasız sektörlerin durumunu değerlendirir, uyum ölçütleri önerir ve maliyet tahmininde bulunur. Taslak plan, şehrin enerji şebekesinde, konut komplekslerinde ve ulaşım ağlarında gördüğü yüksek dayanıklılığı methediyor. Ama aynı zamanda, sağlığa zararlı biçimde hava kalitesini aşındırdığı gibi yeşil alanlara da zarar veren ve Moskovalıları hasta ederek ölümlerine neden olan daha sık ve belirgin sıcak hava dalgalarına dair endişeyi de körüklüyor.

Moskova 2010 yılında, uyum sağlanabilecek şeylerin bir ön gösterimini düzenli olarak izledi. Moskova’daki Rus Bilim Akademisi Çevre Sağlığı Laboratuvarı başkanı Boris Revich o yaz, 44 günden fazla süren bunaltıcı sıcaklar ile birlikte orman yangınları ve dumanın, Moskova’da yaklaşık 11,000 kişinin ölümüne neden olduğunu söyledi. Sıcak hava dalgaları ile daha iyi mücadeleyi hedefleyen uyum planı, hastaneleri modernleştirmeyi, ücretsiz su tedarik etmeyi ve hasta bakım evleri ile çocuk yuvalarının havalandırmalı olduğundan emin olmayı gerekli buluyor.

Rusya iklim değişikliğine göğüs germesine rağmen, karbon salımını düşürmeye pek istekli değil. Başkanın iklim danışmanının yakın zamanda doğruladığı üzere, Paris İklim Anlaşması 2019 ve ya 2020 de onaylanacak. Ülke çok az şey yaparak, 2020’den 2030’a kadar,  1990’lar seviyesinden %25 – %30 daha az salım yapma taahhüdünü gerçekleştirebilir. Rusya şu an bile, Sovyetlerin çökmesi üzerine ağır sanayinin dağılmasından bir yıl önceki seviyenin, yani 1990’lardaki seviyenin %30 altında.

Bugün, karbon yoğun sektörler –en belirgin olarak kömür, çelik ve metal sektörleri- belirli salım hedefleri koymadan gönüllü olarak enerji verimliliği artırmayı tartışıp, daha fazlasını yapmaya gönülsüz kalıyorlar. Federal hükümet bu yaklaşımı benimsiyor. Rusya’nın Ekonomik Kalkınma Bakanlığı’nın Moskova’daki üst düzey iklim yetkilisi Yaroslav Mandron, 2016 Kasım ayında Birleşmiş Milletler forumunda, federal hükümet iklim politikasının 2030’a kadar verimliliğe odaklanmaya yönelik olması gerektiğini, 2030’dan sonra sıkı salım standartları fikrinin tekrar ele alınabileceğini öne sürdü.

Moskova’da çevreci bir grup olan Rusya Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF Russia) yöneticisi Alexey Kokorin, Rusya’nın açıkça salım hedefleri konusunda hevessiz olduğunu söyledi. Ancak ilerlemeye dair yanıltıcı olmayan işaretler de görmektedir: “Rus yetkililerin ve politikacıların iklim değişikliği tehdidini kabul edip uyum sağlama gereğinin farkına varmaları iyi bir şey.”

 

Haberin İngilizce orijinali

Muhabir: Angelina Davydova

Yeşil Gazete için çeviren: Onur Akdağ

 

(Yeşil Gazete, Science)

Merkezi Hükümetin baskısı sonuç verdi: Katalanlar %90 bağımsızlık istedi

Merkezi İspanya Hükümeti ve İspanya Anayasa Mahkemesi tarafından yasadışı ilan edilen ve merkezden gönderilen polis gücü tarafından kanlı müdahalelere sahne olan Katalonya referandumunun sonuçları açıklandı. Katılanların yüzde 90,09’u bağımsızlık yönünde oy kullanırken, Katalonya Başkanı Carles Puigdemont, bağımsız bir devlet kurma hakkı elde ettiklerini açıkladı.

Katalonya Özerk Yönetimi Başkanı Carles Puigdemont, Pazar günü yapılan ve şiddet olaylarının damga vurduğu referandumun ardından bağımsız bir devlet kurma hakkı elde ettiklerini açıkladı.

Puigdemont, diğer önde gelen Katalan liderlerle birlikte televizyonlardan canlı yayınlanan açıklamasında, “Bu umut ve acı dolu günde, Katalonya vatandaşları, yönetim biçimi cumhuriyet olan bağımsız bir devlet kurma hakkı kazanmıştır… Hükümetim önümüzdeki birkaç gün içerisinde bugünkü oylamanın sonuçlarını halkımızın egemenliğinin vücut bulduğu Katalan parlamentosuna yollayacak” dedi.

BBC’nin haberine göre Puigdemont ayrıca Avrupa Birliği’nin artık “kafasını başka yöne çevirmeyi sürdüremeyeceğini” de sözlerine ekledi.

Katalonya Özerk Yönetimi Sözcüsü Jordi Turull, referandumda 2,3 milyon geçerli oy kullanıldığını ve halkın yüzde 90,09’unun bağımsızlığa destek verdiğini açıkladı. Referandumda ‘hayır’ oylarının oranı ise yüzde 7,87 oldu.

Katalonya’da yaklaşık 5 milyon 300 bin seçmen bulunuyor. Böylece katılım oranı da yüzde 42,3 olarak gerçekleşti. Referanduma katılım oranının düşüklüğünün gün içi yaşanan polis şiddetinin ve sandıklara el koyma girişimlerinin etkisiyle bağlantılı olduğu iddia ediliyor.

Tarafsız gözlemciler Katalonya’nın bağımsızlığına ihtiyatlı yaklaşan çok sayıda Katalanın merkezi hükümetin baskıları karşısında yerel demokrasi yönünde tavır koymak amacıyla referandumda bağımsızlık için evet oyu vermiş olabileceklerini ifade ediyor.

 

(BBC, Yeşil Gazete)

İspanya’da kargaşa

1 Kasım 2017 referandumunda Katalan hükümeti vatandaşlarına tek bir soru soruyor: Katalonya’nın bir cumhuriyet olarak  bağımsız bir ülke haline gelmesini istiyor musunuz? Sandıktan “evet” çıkması halinde hükümet 48 saat içinde bağımsızlık ilan edileceğini açıkladı.

İspanyol Hükümetinin bu kararı Katalanların tek başına veremeyeceği, konunun tüm İspanyolları ilgilendirdiği yönündeki açıklamaları Katalanları oldukça kızdırdı. Madrid’in hata üstüne hata yaparak oylamayı yasadışı ilan etmesi, yasaklamaya çalışması, çevik kuvvetin oy sandıklarına ve vatandaşlara saldırması ise Katalanların giderek artan bir bölümünün bağımsızlık talebini ve/ya referandumu desteklemesine sebep oluyor.

“Direniş yoksa bağımsızlık da yok”

Katalan hükümeti bağımsızlığı (yeniden) referanduma sundu

Bundan yaklaşık iki sene önce, Kasım 2015’te Özyönetim Talebinden Ayrılıkçı Siyasete başlıklı yazımda Katalan Parlementosunun İspanya’dan ayrılma sürecini başlatmak üzerine aldığı kararı aktarmış, Katalanların özyönetim talebinin karmaşık İspanyol siyasetinde ne anlama geldiğini, tarafları, tepkileri, tartışmaları ve muhtemel sonuçları tartışmıştım (dolayısıyla bu yazıda tarihi sebeplerden ziyade yeni gelişmelere değineceğim). O sıralarda Katalanlar özyönetim taleplerini İspanya’dan ayrılık talebine çevirmenin yollarını arıyordu. Katalonya Başkanı Artur Mas anayasaya aykırı olacağı uyarılarına aldırmadan tasarıyı Kasım 2014’te oylamaya sunmuştu. Oy verenlerin %80’i bağımsızlığa evet dese de, referanduma katılım %50’nin altında kalmıştı.

Artur Mas 2015’teki seçimlerin sonucunu da Katalan bağımsızlığına giden yolu bir programa çevirmek üzere kendilerine verilen bir misyon olarak değerlendirmişti.  9 Kasım 2015’te Katalan Meclisi “katılımcı, açık, birleştirici, ve vatandaşların aktif olarak söz haklarını kullandıkları bir bağımsızlık sürecini” başlatmak ve bir Katalan Anayasası yazılması için çalışmalara başlamak konusunda karar alınmıştı. Bağımsızlık yeni bir referandumla tekrar gündeme gelirken ortada böyle bir program olmadığı gibi Katalan bağımsızlığı için Avrupa Birliğinin desteği de sağlanmış değil. Geçtiğimiz günlerde Barelona’da konuyu tartıştığım her siyaset bilimci ve vatandaş, bağımsızlık taraftarı olsun ya da olmasın, artık bu konudan sıkıldığını, bağımsızlık sürecinin daha ciddi sorunların çözümlenmesini ertelediğini ya da engellediğini ifade etti.

Barselona’da her cadde ve meydan bir miting ve panayır alanına döndü.

Gerek parlamentoda gerekse sokaklarda bu sabırsızlık haricinde ortaklaştıkları fazla bir konu olmayan birkaç siyasi duruş mevcut. Ayrılıkçılar, bağımsızlık konusunda fikri ne olursa olsun Ayrılıkçıların sebeplerini ya da süreçlerini haklı ve meşru bulmayanlar (örneğin Katalan Sosyalist Partisi), ve İspanya’nın içinde otonom bir bölge olarak kalınması gerektiğini düşünenler. Carles Puigdemont liderliğindeki hükümetin hazırladığı programının yetersizliği, ve hazırlıklarını iyi yapmamış olması referandum öncesinde büyük bir destek bloğu oluşturamamasına sebep oldu. Spekülatif ve ikna edici olmayan argümanlardan kurulu olan söylemi hem İspanyol hem de Katalan medyasında açıkça eleştirildi. Örneğin Avrupa Birliğine üyelik konusunda fazlasıyla iyimser varsayımlar yapılması ve bağımsızlığın hemen kabul edileceği varsayımları ikna edici görülmüyor. Yine de bağımsız bir Katalan Cumhuriyeti fikri özellikle büyük şehirlerin dışında destek görüyor. 1,6 milyonluk Barselona’da da referandum öncesi her yer demokrasi ve cumhuriyet sloganları, Katalan bayrakları ve sembolleriyle rengarenkti.

“Bağımsızlık talebini en çok etkileyen Rajoy’un aptalca kararları”

Bağımsızlık talebi elbette Katalan kültürünün, dilinin, isimlerinin ve sembollerinin Franco diktatörlüğü zamanında bastırılması üzerinden tarihi bir meşruiyete sahip. Şu anda ise İspanyol ekonomisinin %20’sine tekabül eden ekonomilerinin sağladığı vergilerle kendi bölgelerine daha fazla yatırım yapılması gerektiğini düşünenler çoğunlukta. Tam da bu yüzden geçtiğimiz ay Katalan hükümeti yeni bir vergi ofisi kurmak suretiyle Katalanların vergilerini İspanyaya değil Katalonyaya vermesi yönünde bir adım attı. Buna karşılık İspanyol hükümeti de Katalonya’ya göndermesi gereken finansal kaynakları dondurdu ve Katalonya’da çalışan kamu memurlarının maaşlarını merkezden ödemeye başladı.

Bir dükkan vitrini: “Özgür olmak için oy veriyoruz” / Altta: “Kendi bağımsız devletimizi istiyoruz”

Bunun akabinde Rajoy hükümeti geçtiğimiz senelerde yaptığının aynısını yaparak Anayasa Mahkemesini harekete geçirdi. Onyedi otonom bölgeden oluşan İspanya’da her bölge farklı derecelerde bağımsızlığa sahip. Anayasanın 155 sayılı maddesine göre otonom bölgelerin temsilcileri ve/ya kurumları hukuka aykırı davrandığı takdirde merkez hükümet gerekli önlemleri alma yetkisine sahip. Rajoy hükümeti bunun otonom bölgenin özerkliğini elinden alma ve merkezi yönetime dahil edilme şeklinde yorumlayacağına dair işaretler verse de madde bugüne kadar hiç kullanılmadığı gibi bahsi geçen gerekli önemlerin ne olduğunu da netleştirmemiş. Rajoy’un sürekli olarak referandumun yasadışı olduğunu ifade etmesinin nedeni işte tam da bu. 155. maddeyi sürekli olarak gündeme getirmek suretiyle Katalanlara göz dağı verdikten sonra Katalan polisi Mossos’a referandumu engelleme görevi verdi –ancak Mossos bu konuda herhangi bir aktivitede bulunmadı.

20 Eylül’de Katalan hükümetinden ondört üst düzey yönetici tutuklandı. Üstüne üstlük matbaalara yapılan baskınlarda oy pusulalarına ve diğer yazılı materyallere el konuldu. Katalan siyasetçiler serbest bırakıldıktan sonra dahi Madrid yediyüzden fazla belediye başkanının hapis cezası alabileceğine, isyana teşvik suçundan yargılanarak onbeş seneye varan hapis cezası alabileceklerine dair açıklamalar yaptı. Son olarak geçtiğimiz günlerde Rajoy hükümeti sanki Franco faşizmini hatırlatmak istercesine Katalonyaya diğer bölgelerden çevik kuvvet ekipleri göndererek şimdiye kadar konuya ilgi göstermeyen Katalanları dahi kızdırdı. Katalan bayrağından yapılmış pelerinleriyle Barselona sokaklarında dolaşanların sayısı neredeyse her gün arttı ve özellikle gençlerin radikalleşmekte olduğunun görsel bir kanıtı haline geldi.

Katalanların tepkisi: Pasifist ve demokratik

Katalan solunda bağımsızlığı desteklemeyen partilerin olması aslında çok da şaşırtıcı değil. Barselona çevresindeki küçük kasabalarda yaşayan, Franco diktatörlüğünü gayet net hatırlayan sendikacı ve sol siyasetçilerin yaptığı analiz şöyle: “Konuyu milliyet üzerinden değil de sınıf üzerinden düşünecek olursak Katalanların karşısında İspanyolların olmadığını görebiliriz. İspanya’nın bizi soyup soğana çevirdiğinini anlatıp duruyorlar ve bağımsızlık istiyorlar. Mariano Rajoy gibi bir başbakan varken hükümet karşıtı olmaktan kolay birşey yok. Mas ve Puigdemont gibi siyasetçiler genç Katalanlara gerçekle hiçbir ilgisi olmayan bir tarih anlatmak suretiyle onları bağımsızlık talebi çevresinde biraraya getirip radikalleştiriyor. Halbuki İspanyol hükümetiyle İspanyollar aynı şey değil. Sorun olan yanımızda duranlar değil, üstümüzdekiler.”[1]

Bu sol söylemin karşısında ise halkçı bir demokrasi talebiyle ayrılıkçı duyguları birleştirmeye çalışan Puigdemont duruyor: Oylamadan önceki akşam yaptığı bir açıklamada “referendumları mahkemeler ve polis değil insanlar gerçekleştirir. Katalonya evet ya da hayır demek suretiyle kendi kararını vermek istiyor. Sonuç ne olursa olsun oylamaya destek büyük” diyerek Katalanların duygularına tercüman olan Puigdemont şiddet kullanılmaması için çağrıda bulundu [2]. Verdiği bir başka demeçte ise geriye tek bir adım atmayacaklarını, ancak oy kullanamayanların bunun pasifist bir hareket olduğunu unutmaması gerektiğini söyleyerek Rajoy’a tam ters bir duruş sergiledi [3]. Bağımsızlık konusundaki seçimlerinden bağımsız olarak Katalanların %70’inin referandum haklarını kullanmaktan yana olduğunu araştırmalar Puigdemont’un haklı olduğunu ortaya koyuyor. Geçtiğimiz haftalarda Barselona’nın küçük meydanlarında neredeyse hergün bağımsızlık yanlısı konserler, ve aktiviteler düzenlendi. Cuma akşamı Placa d’Espanya’da 10.000 kişi toplanarak referanduma destek verdi. Bu haftasonu da gençler okullarda kamp kurarak oylama günü binalara alınmama riskini ortadan kaldırmak için çalıştı.

Bugün gelen haberlere göre polis Katalonya’nın bazı yerlerinde referandum binalarına girişi engellemeye çalıştı ve “hayır” sloganları atan Katalanlara saldırdı. Orantısız güç kullanıldığı yönünde gelen haberler plastik mermilerle yaralanan 38 kişinin değişik hastanelerde tedavi altına alındığı bilgileriyle örtüşüyor. Barselonanın popüler belediye başkanı Ada Colau’nun akşamüstü yaptığı açıklamada ise ikisi ağır 460 kişinin yaralandığı belirtildi. Bu yazı yayına girerken sayının 465’e çıktığına dair haberler geliyor.

Rajoy bu akşam yaptığı basın toplantısında polisin yalnızca görevini yerine getirdiğini Katalanların hukukun üstünlüğüne karşı yaptıkları saldırıyı savuşturduklarını söyledi. Referandumun bağımsızlık yanlısı sonuç verme ihtimali oldukça düşük. Ancak sandıktan çıkan sonuç ne olursa olsun, kısa vadede İspanyol siyasetinin bu gelişmelerden derin bir şekilde etkileneceği kesin.

[1] https://www.theguardian.com/world/2017/sep/30/red-belt-catalonia-labour-movement-referendum

[2] http://www.aljazeera.com/programmes/talktojazeera/2017/09/catalans-vote-unstoppable-carles-puigdemont-170930191238484.html

[3] http://www.express.co.uk/news/world/860823/Catalonia-independence-referendum-Carles-Puigdemont-no-violence

 

Ayşem Mert

Silah değil gül, top mermisi değil ruj!

Süslü Kadınlar Bisiklet Turu (SKBT) 2017’nin düzenlendiği 50 şehrin 32’sinden süslü ve bisikletli kadın kendi bisiklet hikayelerini Yeşil Gazete ile paylaştı.

Okumak için http://bit.ly/2fZHTJi

Süslü Kadınlar Bisiklet Turu 2017’nin 50 şehirdeki koordinatörlerini gösteren kolaj

Adana, Alaçatı, Ankara, Antakya, Antalya, Artvin/Ardanuç, Bandırma, Bodrum, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çorum, Datça, Denizli, Edirne, Eskişehir, Fethiye, İstanbul, İzmir, Kadirli, Karadeniz Ereğli, Keşan, Kıbrıs, Kırıkkale, Kocaeli, Konya, Lüleburgaz, Manisa, Mersin, Ordu, Ortaca/Köyceğiz ve Tekirdağ’da SKBT’nin düzenlenmesini sağlayan ve kendi bisiklet hikayelerini bizimle paylaşan tüm süslü kadınlara teşekkür ederiz.

Ama öncelikle bir teşekkür bir de tebriğim var. Pinar Pinzuti‘ye özel bir teşekkür, Sema Gür‘e de ayrıca bir tebrik.

Sema Gür ve Pınar Pinzuti

Pınar Pinzuti’ye teşekkürüm bu röportajları mümkün kıldığı için. Sema Gür’e (Uçuşan Teker) tebriğim ise okuduğum tüm hikayelerdeki süslü ve bisikletli kadın hikayelerinin tüm kahramanlarına verdiği destek ve cesaret için.

SKBT’ye engelli süslü kadınlar da iştirak etti (Antakya)
Adana’nın tarihi taş köprüsünden geçen süslü kadınlar

SKBT ilk farkına vardığım andan beri beni hem çok heyecanlandıran hem de çok umutlandıran bir sivil direniş eylemi.

“Süslü Kadınlar Bisiklet Turu”nun ismindeki “süs” kelimesine takılıp oradaki kuvvetli direniş azmini ıskalayan herkes için yaptım aslında biraz da bu haberi.

Yöresel kıyafetler de SKBT’de ihmal edilmedi (Ordu)
Süslü kadının bisikleti de süslü olur (Alaçatı)

Önce bizim yurdumuz ardına tüm dünyamız işte böyle böyle iyiye/güzele/enfese doğru değişecek/dönüşecek.

Bu asrın devriminde silah değil gül, top mermisi değil ruj, tank/tüfek/füze değil gülücükler geçer akçe olacak.

Son rötuşlar (İstanbul)
Mersin’in süslü kadınları tura başlamaya hazır

Bana inanmayan açsın okusun 32 muhteşem kadının kendi yerel bölgelerinde gerçekleştirdikleri mucizeyi.

Manisa
Kıbrıs
ve SKBT’nin işaret fişeğini 2013’de yakan Sema Gür ile Pınar Pinzuti öncülüğünde İzmir sokaklarını pedallayan süslü kadınlar

Eksik kalan 18 şehirden de yanıtlar geldikçe güncelleyeceğim haberi. İlanen duyurulur.

Süslü annesi ile tura katılan bir minik (Tekirdağ)

“Dünyayı güzellik kurtaracak
ve bir insanı sevmekle başlayacak herşey”

Pankart herşeyi söylüyor (Çanakkale)

#Venceremos

#anavarrza

 

Alper Tolga Akkuş