Ana Sayfa Blog Sayfa 2925

Demirtaş: Benim şu an Binali Yıldırım kadar dokunulmazlığım var

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, “cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla yargılandığı dava kapsamında bugün ilk kez hakim karşısına çıktı.

“97 duruşmadır ilk kez hakim karşısına çıkıyorum”

Savunmasına, “Avukatlarıma, buraya gelen ve dışarıda bekleyen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Hem dokunulmazlık hem sorumsuzlukla ilgili ciddi usulsüzlük iddialarımız var. Bunların tutanağa geçmesini istiyoruz.” sözleri ile başlayan HDP Eş Genel Başkanı, “Duruşmada sanık sıfatıyla tutuksuz olarak yargılanıyor olmama rağmen tutukluluk koşullarında savunma yapıyorum. 14 aydır ilk defa hakim karşısına çıkıyorum. Bugüne kadar 20’den fazla dava dosyasında tek bir defa bile hakim karşısına çıkmadım. İlk defa hakim karşısında doğrudan savunma yapıyorum. Üçü mahkemeniz tarafından olmak üzere toplam 97 duruşma yapıldı. Bunların çoğu ya gıyabımda gerçekleşti ya da SEGBİS dayatması yapıldı. 20 civarında SEGBİS ifadesi alınması dayatıldı.” dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş savunmasına şu şekilde devam etti:

“Bir milletvekilinin yargılanabilmesi için dokunulmazlığının usule uygun kaldırılması gerekir. İncelemenin de savcılık ve mahkeme tarafından yapılmış olması lazım. Şimdiye kadar açılan hiçbir kovuşturmada mahkeme bu denetimi yapmadı. Maalesef AYM’ye başvuru da yetersiz, imza nedeniyle usulden reddedildi ve dokunulmazlığın geçici olarak kaldırılmasını düzenleyen anayasa değişikliği hayata geçti.

“Dokunulmazlık Fransa’dan gelen 230 yıllık bir müessesedir”

Anayasanın ilgili maddesinde “Meclis’in kararı olmadıkça” denir. Yani dokunulmazlık ancak bir yasayla kaldırılır. Anayasa değişikliği ile kaldırılamaz. Eğer hakkımızda bir Meclis kararı olmadan dokunulmazlık kaldırılma işlemi gerçekleşmişse bir Meclis kararı olmadığı için dokunulmazlığın kaldırılması usulüne uyulmamıştır. İkincisi, dokunulmazlık hususu iç tüzükte de düzenlemiştir. TBMM iç tüzüğü normlar hiyerarşisi açısından anayasaya denk bir metindir. O nedenle Meclis iç tüzüğünde yapılmamış her işlem anayasaya aykırıdır. Bizlerin dokunulmazlıkları kaldırılmadan önce hangi işlemlerin yapılacağı iç tüzükte de açıkça kayıtlıdır.

Neden bu kadar detaylı düzenlenmiştir dokunulmazlık hususu? Parlamenterler herhangi bir yargısal baskı altında kalmasın diye. Yürütmenin baskısıyla uyduruk soruşturmalarla meşgul edilmesin diye. Tezkereler TBMM’yi meşgul etmesin diye tüm aşamalar sıralanmıştır. İkinci nedeni ise milletvekillerin dokunulmazlığının kaldırılması sırasında kendisini savunma hakkı verilmesidir. Dokunulmazlık Fransa’dan gelen 230 yıllık bir müessesedir. Milletvekili kendiliğinden bile bu haktan vazgeçemez.

Yapılması gereken işlem şuydu; her bir milletvekilinin her bir fezlekesinin karma komisyona sevk edilmesi, hazırlık komisyonu oluşturulması, hazırlık komisyonunun her milletvekilini dinlemesi, soruşturma ciddi midir bakması ve en önemlisi bu fezleke dokunulmazlıklara dair bir eyleme dair mi yoksa kürsü dokunulmazlığına dair mi?

3-4 farklı savunma fırsatı sunulmuştur milletvekillerine. Genel Kurul’da da milletvekillerinin savunma hakkı vardır. Her fezleke için süre konulmaksızın, savunma yapılabilir. Amaç kamuoyunun gözü önünde milletvekili neyle suçlanıyor alenileşsin, milletvekili yargı huzuruna çıkacaksa kamuoyu bu konuda bilgi sahibi olsun. Yine her fezleke için savunma hakkı yargılamanın ilk aşamasıdır. Yani savunma hakkı burada başlamaz Meclis’te başlar. Dolayısıyla savunma hakkımız ihlal edilmiştir. Yine iç tüzüğe başvurulmuş olsaydı her milletvekili başvuru hakkına sahip olacaktır. Düzenleme anayasa değişikliği ile yapıldığı için 110 vekille AYM’ye başvuru gerekecekti ve yapılan değişikliğin anayasaya aykırı olduğu, savunma hakkının ihlal edildiği şeklinde AYM’ye ya da yerel mahkemeye başvuracaktık. Önümüzdeki tek imkan yerel mahkemenin bu durumu ciddiye alarak AYM’ye götürmesidir.

“Benim şu an Binali Yıldırım kadar dokunulmazlığım var”

Bir milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılırken dönem sonuna kadar kaldırılır. Kaç fezlekeden dokunulmazlığı kaldırılacaksa dönem sonuna kadar kaldırılır. Milletvekili yargı mercine gittiği aşamada dokunulmazlığı olmaması lazım. Eğer dokunulmazlığı varsa yargı mercileri hiçbir işlem yapamaz. Bu nedenle dönem sonuna kadar kaldırılır. Kaldırılmamışsa ciddi bir hata vardır. Burada bir ucubelik var. Biz 83. maddenin tümden kaldırılmasını istiyoruz. Ama iktidar milletvekilleri kendilerinden korktuğu içini HDP’li milletvekillerini hedef göstererek açık bir siyasi sistem tesis ettiler ve yanlış tesis ettiler. Size sormak istiyorum; benim şu anda dokunulmazlığım var mı yok mu? Dokunulmazlığım var. Binali Yıldırım kadar dokunulmazlığım var. Örneğin mahkemeye hakaret etsem yapabileceğiniz tek işlem fezleke düzenleyip Meclis’e yollamak. Ben şuradan kaçmaya çalışsam kimse bana dokunamaz. Dokunulmazlığı geriye doğru kaldırdılar. Dokunulmazlık geleceğe doğru kaldırılır.

Bana ve arkadaşlarıma alelacele, uyduruk, hukuk tarihi açısından da siyasi tarih açısından da rezil bir düzenleme yaptılar. Bunu da Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şentop Meclis kulislerinde itiraf etti. Biz bunun anayasaya aykırı olduğunu biliyoruz ama Genel Başkan istedi biz de alelacele bir şey yaptık dedi.

Bu tür uyduruk iddianamelerle muhatap olmayalım diye dokunulmazlık var. Eğer anayasaya aykırı bir işlem tesis edilmişse bunun denetlenmesi lazım. Bunun denetlenmesinin biricik yolu da sizin bu durumu Anayasa Mahkemesi’ne götürmenizdir.

Bir başka husus: Türkiye’nin ilk cumhurbaşkanlığı seçiminde 3 adaydan biriyim. Böyle bir dosyada asliye ceza hakimi ne yapsın? Bu kadar ağır yükün ağır cezalara, asliye cezalara atılmaması lazım. Nasıl MİT müsteşarı, Genelkurmay Başkanı, yüksek yargıda yargılanıyorsa, Milletvekillerinin de üst mahkemelerde yargılanmasına dair AYM’ye konuyu taşımanızı talep ediyorum. Bu konuda ara kararınız açıklandıktan sonra savunmamıza devam edeceğim.”

 

(Bianet)

 

Ekoloji mücadelelerinin ortaklaşması için iletişim ve dayanışma ağı kuruldu

Ekoloji aktivistlerinin  ortak bir zeminde buluşarak, daha hızlı ve etkili harekete geçmesi için “Ekoloji Mücadelelerinin İletişim ve Dayanışma Ağı” kuruldu.

Aktivistlerin internet üzerinden iletişimi sürdürdüğü “Karınca’nın Kardeşi Var” grubu, Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nde bugün (12 Ocak) saat 11:00’de düzenledikleri basın toplantısıyla “Ekoloji Mücadelelerinin İletişim ve Dayanışma Ağı”nın kuruluşunu ilan etti.

“Onlar ki topraktan karınca, suda balık, havada kuş kadar çokturlar” pankartı asılan toplantıya, birçok aktivist ve gazeteci katıldı. Grup adına açıklamayı yapan Mihriban Yaşar, “Karınca’nın Kardeşi Var” grubunun kurumlar üzerinden değil bireyler üzerinden bir araya geldiğini belirterek, bu sayede ekoloji hareketleri açısından daha önce benzerine pek rastlanmayan yüksek bir enerji ve dayanışma ruhunun açığa çıktığını söyledi.

Karıncalar grubunun  Ali ve Aysin Büyüknohutçu katledildikten sonra kurulduğunu belirten Mihriban Yaşar, “Çiftin katil zanlısının hapishanede infazı ve ardından yaşam savunucularına yönelik saldırıların artması 2018 yılının ikinci yarısında damgasını vuruyordu.  OHAL ve KHK’lerle hareketsiz bırakılmaya çalışılan yaşam savunucuları artık hedefteydi. Bu elbette onların susacağı anlamına gelmiyordu” dedi. “Kimlik tanımımızı kolaylıkla yapabilmek açısından yaşadıklarımızın arka planını kısaca anlatmak zorunluluğunu duyduk” diyen Mihriban, “Ekoloji üzerinde düşünen birçok yorumcu Büyüknohutçu çiftinin katledilmesi vakasının 30 yılı aşkın ekoloji/yeşil hareketi tarihi açısından bir kırılma noktasıdır” ifadelerini kullandı.

Soldan sağa Diren Cevahir Şen, Mihriban Yaşar ve Adnan Avcı

Türkiye çapında bu güne kadar böyle bir ağın kurulmadığını dile getiren Mihriban Yaşar, “Ekoloji sorunlarının sistem içinde çözülebileceğini düşünenler gibi bu sorunların bizzat sistemden kaynaklandığını düşünerek daha radikal tutum sergileyen oluşumlar da var. Bizler, karıncalar gibi bireyler üzerinden yürüyen bir grup kurarak bu düşünce farklılıklarını aşmayı, düşünsel ve örgütsel olarak bağlı olduğumuz kurumları by-pass etmeyi düşünmüyoruz. Hatta bu düşünsel/politik farklılıklarımızın grubumuz için büyük bir zenginlik olduğu konusunda hem fikiriz. Amacımız asla örgütlü ve politik duruşun yanlış olduğunu göstermek değildir” dedi.

Yaşar, ekoloji aktivistlerinin hızlı tepki vermesi ve hızlıca ortaklaşarak harekete geçmesi gereken durumlarda örgütsel ve politik yapıların karar alma süreçlerinden kaynaklı beklemek zorunda kalmalarının mücadelenin sekteye uğratılmasında etkili olduğunu dile getirdi. Bu sorunu kurumlar üzerinden değil de bireyler üzerinden bir araya gelerek aşmaya çalışacaklarını kaydeden Yaşar, “Bir araya gelmek derken, ortak bir zeminde buluşmaktan söz ediyoruz. Bu zemin WhatsApp grubumuzda sınırlı olarak gerçekleştirilmiş durumda. Bu zemin kuracağımız Google mail ve facebook grubumuzda daha geniş katılımlara olanak verecektir” diye konuştu.

Mihriban Yaşar sözlerini, “Umarız bu çabalar ekoloji mücadelesinin kendi ayakları üzerinde durma gücünü arttırır ve özerkliğini gerçekleştirme yolunda mesafe kat etmemizi sağlar.” diyerek tamamladı.

 

(Mezopotamya Ajansı, Jinnews)

Sokak Bizim Derneği’nin “Kaldırım nerede?” kampanyası geri dönüyor

Sokak Bizim Derneği’nin, kaldırımlara ilişkin fiziksel ve sosyal sorunlara dikkat çekebilmek amacıyla 2013’te başlattığı ‘Kaldırım Nerede?’ kampanyası geri dönüyor! Dernek,  ülke geneline hakim kaldırım temelli hak ihlallerine karşı yaya odaklı şehir talebini dile getiriyor ve tüm kentlilerle bu kez daha yüksek sesle soruyor: Kaldırım Nerede?

Kaldırım ihlalleri ve kaldırıma dair sorunlar Twitter’dan paylaşılıyor

Kentliler kaldırımlarla ilgili günlük hayatlarında karşılaştıkları sorunların fotoğrafını çekecek, bu fotoğrafları detaylı konum bilgisini açarak #kaldırımnerede etiketiyle Twitter üzerinden paylaşacaklar.

Paylaşımlar kaldirimnerede.org sitesi aracılığıyla kategorilendirilerek haritaya işlenecek. Kategorilerin farklı renklerde etiketlenmesi ve paylaşımların haritada konumları ile gösterilmesi sayesinde hangi sorunların nerelerde yoğunlaştığı açık bir şekilde ortaya konmuş olacak.

Sokak Bizim Derneği, paylaşımları haritalayarak sorunun mekânsal görünürlüğünü artırmayı ve farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Yerel aktörlere de bu hususta inisiyatif alma çağrısı yapıyor. Ocak 2018’de tüm kentlerden paylaşıma açık olarak başlayan ‘Kaldırım Nerede?’ bu ortak soruna karşı harekete geçmek isteyen herkesi bu interaktif sürece davet ediyor.

 

Kampanya hakkında detaylı bilgiyi kaldirimnerede.org sitesinden edinebilirsiniz.

Sokak Bizim soruyor: Kaldırım Nerede?

Aydan Çelik ile bisiklet, sokaklar ve kaldırım üzerine

 

(Yeşil Gazete)

Suudi Arabistan’da kadınlar için bir reform daha: Erkeksiz seyahat edilebilecek

Suudi Arabistan’da kadınlara ehliyet verilmesi kararının ardından başka bir adım daha geldi. Suudi Arabistan Turizm ve Ulusal Miras Komitesi (SCHT) Genel Müdürü Ömer El Mübarek, 25 yaş ve üzeri kadınların Suudi Arabistan’ı tek başına ziyaret edebileceklerini açıkladı.

“Turist vizesi, tek girişlik vize olacak ve en faz 30 gün geçerli sayılacak” diyen Mübarek, vize uygulamasının iş, hac ve umre ziyaretlerinden bağımsız olduğunu sözlerine ekledi. Mübarek, ayrıca turizm komitesinin IT departmanının turist vizelerinin çıkarılması için bir elektronik sistem oluşturduğunu söyledi.

Turizm sektörünü canlandırmak isteyen Suudi Arabistan Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Kızıldeniz’de 50 ıssız adada inşa edilecek bir tatil merkezi ile uluslararası turizm projesini gerçekleştirileceğini açıklamıştı.

Suudi Arabistan Kraliyet Divanı, Eylül ayında yayınladığı kararnameyle kadınların ehliyet alarak araç kullanmasına imkan sağlanacağını duyurmuştu.

 

(Hürriyet)

ABD Başkanı Donald Trump’tan göçmenlere küfürlü sözler

ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray Oval Ofis’te mülteciler konulu bir görüşmede sinirlenerek “Bu b.k çukuru ülkelerden niye bu insanları kabul ediyoruz?” cümlesini sarf ettiği öne sürüldü.

Washington Post gazetesinin duyurduğu haberle ilgili Beyaz Saray’dan bir yalanlama gelmedi. Trump’ın bu cümleyi Afrika ülkeleri, El Salvador ve Haiti’yi kast ederek kullandığı belirtildi. Haberde, “Trump’ın Haitililere neden ihtiyacımız var? Onları çıkarın” dediği iddiası da yer aldı.

Beyaz Saray sözcülerinden Raj Shah konu ile ilgili açıklamasında, “Washington’daki bazı politikacılar başka ülkeler için mücadele yolunu seçmiş olabilir ama Başkan Trump her zaman Amerikan halkı için savaşacaktır” dedi. Shah açıklamasının devamında, “Başkan Trump, ulusumuza katkı verebilecek, ekonomimizi güçlendirecek ve topluma yararı olacak kişileri kabul etme konusunda kalıcı çözümler aramaktadır” ifadelerini kullandı. Trump’ın bu sözleri Cumhuriyetçi ve Demokrat partili milletvekilleri ile “tarafsız bir mülteci anlaşması teklifi” üzerine gerçekleştirilen bir toplantıda sarf ettiği bildirildi.

Donald Trump’ın bu ülkeler yerine Norveç’ten mülteci almak yönünde bir çıkış yaptığı da belirtildi. ABD Başkanı Trump’ın birkaç hafta önce de Haitililer için “hepsi Aidsli” ifadesini kullandığı bildirilmişti.

“Nezaketsiz”

Başkan Trump’ın küfürlü çıkışı sonrası Demokrat partili bazı vekiller tepki mesajları paylaştı. Maryland vekili Elijah Cummings açıklamaların affedilmez olduğunuı söylerken, Kongre’deki tek Haiti kökenli Amerikan vatandaşı olan Cumhuriyetçi partili vekil Mia Love, Trump’ın “nezaketsiz, bölücü ve seçkinci” açıklaması için özür dilemesi gerektiğini ifade etti. Donald Trump bu hafta içinde ABD’de yaşama ve çalışma izni olan yaklaşık 200 bin El Salvadorlu’nun oturum izinlerini iptal etme kararı almıştı.

El Salvadorlulara, 2001’de ülkede büyük yıkım yaratan deprem felaketinin ardından Geçici Koruma Statüsü altında oturum izni verilmişti. Trump yönetimi dört ay önce de selefi Barack Obama döneminde, Latin Amerikalı kaçak genç göçmenlerin sınırdışı edilmesini önlemek için konulan programa son vereceğini açıklamıştı. Başkan Trump son olarak “Yeşil Kart” çekilişinin sonlandırılmasıyla ilgili olarak çağrı yaparak “Yabancılar ABD’ye kurayla değil, yeteneklerine göre seçilerek alınmalı” demişti.

 

 

(Gazete Duvar)

Dünyada sadece 5 ülkede bulunan kaya tırmanma parkuruna taş ocağı açacaklar!

Isparta’nın Aksu ilçesinde bulunan dünyaca ünlü kaya tırmanışı parkurları, onlarca mağara ve doğal su kaynaklarının bulunduğu Kuzukulağı Yaylası’na mermer ocağı ruhsatı verildi. Batı Asya Madencilik ve Su Ürünleri Ldt. adındaki özel bir firmaya yaklaşık 100 hektarlık alanda verilen mermer ocağı faaliyete geçmesi durumunda büyük bir doğa yıkımı yaşanacak. Mermer ocakları yapılırsa 832 metre derinliğindeki, Dedegöl Isparta arasındaki bölgede bulunan, Türkiye’nin en derin dördüncü mağarası Kuyukule’nin de üstü kapatılacak.

Dünyaca ünlü dağcı Piola: Dedegöl uluslararası öneme sahip

Yusuf Yavuz’un haberine göre, dağcılar, yöre köylüleri ve doğa tutkunları Türkiye’nin gözü gibi koruması gereken bölgede mermer ocağı izni verilmesine tepkili. Dünyanın en ünlü kaya tırmanıcılarından biri olan ve bu konuda 15 kitap yazan İsviçreli sporcu Michel Piola, Dedegöl Dağı’ndaki Kuzukulağı kayalıklarının uluslararası önemde olduğuna işaret ederek, “Dünyada bu tarz tırmanışlar için 5 önemli bölge vardır. Fransa’da Verdon, Fas’da Taghia ve Todra, Meksika’da El Potrero Chico, bir diğeri de Dedegöl’dür” ifadelerini kullandı.

Michel Piola

Dağcılar ve köylüler mermer ocağı izninin iptalini istiyor

Türkiye’deki dağcıların da gözdesi olan tırmanma parkurlarının bulunduğu bölge, her yıl yerli ve yabancı yüzlerce dağcıyı ağırlıyor. Dağcılar ve doğa sporcuları Kuzukulağı Yaylası’nda mermer ocağı açılmasının bölgenin sonu olacağını belirtiyor. Bunun önüne geçmek için Isparta Valiliği başta olmak üzere ilgili kurumlara başvuran sporcular, mermer ocağı ruhsatının iptal edilmesini talep ettiler. Dağcılar ayrıca mermer ocağı izninin iptali için imza kampanyası başlattı. Eldere köylüleri de su kaynaklarının ve hayvancılığın olumsuz etkileneceğinden dolayı mermer ocağı açılmasını istemiyor.

Beyşehir Gölü’nü de besleyen Dedegöl Dağı bölgenin su deposu

Dedegöl Dağı’nın bu bölgesi aynı zamanda Türkiye’nin en önemli mağaralarını da barındırıyor. İrili ufaklı onlarca mağaranın yanı sıra Türkiye’nin en derin dördüncü mağarası olarak literatüre geçen Kuyukule Mağarası da bu bölgede bulunuyor. Türkiye’nin en önemli akarsularından biri olan Köprüçay’ın ana kaynağı da bu bölgeden doğuyor. 12 kilometrelik uzunluğu ile dünyanın pek çok ülkesinden mağarabilimcilerin ilgi odağı olan Pınargözü Mağarası’na da ev sahipliği yapan Dedegöl Dağı, bölgenin en önemli su havzalarına sahip. Batısında Isparta ve Antalya, doğusunda ise Beyşehir Gölü başta olmak üzere Konya coğrafyasını sularıyla besleyen Dedegöl Dağı, mermer ve taş ocakları yüzünden büyük tahribatlar yaşıyor.

Türkiye dağlarını tonu 100 dolardan Çin’e satıyor

Blok olarak çıkartılan mermerin tonunu 100 ila 150 dolar arasında değişen fiyatlarla başta Çin olmak üzere birçok ülkeye ihraç eden Türkiye, Maden Yasası’ndaki korumacı maddelerin budanarak yağmanın önünün açıldığı 2004 yılından bu yana büyük kayıplar verdi. Binlerce yıldır yaşam kaynağı olan dağlarını peynir kalıbı gibi keserek ham madde olarak satan mermer firmalarına ruhsat verilen alanlar ise bu kadar da olmaz dedirtiyor. Isparta’nın Aksu ilçesine bağlı Eldere köyünde bulunan Kuzukulağı Yaylası da Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM) tarafından mermer ocağı ruhsatı verilen alanlardan biri oldu.

 

(gazeteciyazaryusufyavuzblog)

Ünlü fizikçi Stephen Hawking’den iklim değişikliği uyarısı

“Stephen Hawking’in Favori Yerleri” belgeselinin yayınlanan 2’nci bölümünde ünlü fizikçi küresel ısınmanın Dünya’da yaşamı dayanılamaz hale getireceğini söyledi.

Hawking, sera etkisi sorununun çözülememesi halinde Dünya’nın Venüs’ün kaderini yaşayacağını belirtti.

Sputnik’in haberine göre, Hawking ayrıca “İklim değişikliğinin olmadığını savunan biriyle karşılaştığında onlara Venüs’e gitmelerini söyleyin. Yolculuk masraflarını ben karşılarım” dedi.

“İnsanlığın yeni bir yuva araması gerekecek”

NASA’nın araştırmaları Venüs’ün 4 buçuk milyar yıl önce Dünya gibi üzerinde su ve bitkilerin bulunduğu bir gezegen olabileceğini, ancak ısınmayla okyanusların buharlaşmasının yaşamı mümkün kılan gazların atmoferden kaçmasına ve atmosferin karbon dioksitle dolmasına neden olarak sıcaklığın 462 santigrat dereceye yükselerek dayanılmaz hal almasına neden olmuş olabileceğini düşündürüyor.

Hawking, Dünya’nın yaşının 4.5 milyar yıl olduğunu göz önünde bulundurarak, insanlığın 200-500 yıl sonra kendine yeni bir yuva aramasının gerekeceğini savunuyor.

 

(Cumhuriyet)

Leyla Zana’nın milletvekilliği “devamsızlık” gerekçesiyle düşürüldü

TBMM Genel Kurulunda yapılan oylamada, HDP Ağrı Milletvekili Leyla Zana’nın vekilliği “devamsızlık” gerekçesiyle düşürüldü.

HDP Ağrı Milletvekili Leyla Zana’nın 212 Genel Kurul birleşimine katılmamasına bağlı devamsızlığı gerekçesi ile milletvekilliğinin düşürülmesini içeren rapor, TBMM Genel Kurulu’nda oylandı. 324 milletvekilinin katıldığı oylamada karar 302 oyla kabul edildi. CHP ve HDP milletvekillerinin katılımının düşük olduğu oylamada ret oyunun sayısı 22 oldu. Anayasaya göre kararın kabul edilmesi için 276 oy yeterli oluyor.

Leyla Zana, 1994’te dokunulmazlığının kaldırılıp tutuklanmasından 24 yıl sonra ikinci kez Meclis’ten çıkarılmış oldu.

HDP, 1 Kasım 2015 seçimlerinde 59 sandalye elde etmişti. Zana’nın vekilliğinin de düşürülmesiyle HDP’nin Meclis’teki sandalye sayısı 53’e inmiş oldu. Daha önce de HDP’nin eski eş başkanı Figen Yüksekdağ, Van Milletvekili Tuğba Hezer, Siirt milletvekili Besime Konca, Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız ve Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın milletvekilliği düşürülmüştü.

HDP’nin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş dahil 10 millletvekili de tutuklu bulunuyor.

HDP’nin resmi Twitter hesabından yapılan açıklamada karara tepki gösterildi ve Leyla Zana’nın milletvekilliğinin düşürülmesinin HDP için “yok hükmünde” olduğu belirtildi.

HDP Ağrı Milletvekili Leyla Zana, Mecliste yemin törenine katıldığında “Türk milleti” yerine “Türkiye milleti” demiş, bunun üzerine geçici TBMM Başkanı Deniz Baykal yemini geçersiz saymıştı. Zana’nın tekrar yemin etme çağrısına uymaması üzerine, yemin etmediği için yasama çalışmalarına katılamayan Zana hakkında devamsızlık çizelgesi tutulmuş ve devamsızlık gerekçesiyle milletvekilliğinin düşürülmesi için komisyon süreci işletilmişti.

 

(DW Türkçe)

Çin, İrlanda büyüklüğünde bir alanı ormanlaştırmayı planlıyor

Ihbabitat’ta Greg Beach imzasıyla yayınlanan haberi Yeşil Gazete yazarlarından Ali Serdar Gültekin’in çevirisiyle paylaşıyoruz.

***

Çin hükümeti 2018 yılına dair ormanlaştırma planını açıkladı. Plana göre orman, hemen hemen İrlanda’nın yüz ölçümüne denk olarak en az 6,6 hektarlık milyon hektarlık bir alan kaplayacak. Amerika Birleşik Devletleri iklim değişiminde liderliği kaybederken Çin, iklim değişikliğinin etkilerini en aza indirebilmek için cesur adımlar atmaktan geri durmuyor. Çin Devlet Orman İdaresi ülkenin orman örtüsüyle kaplı alanını yüzde 21,7’den 2020 yılında yüzde 23’e, ardından 2030 yılında yüzde 26’ya çıkarmak için çalışıyor.

Zhangjiajie Ormanı

Devasa ormanlaştırma projesi Çin hükümeti ve bu işin nasıl yapıldığını bilen dahili ve harici grupların ortak çalışması olacak. “Şirketler, örgütler ve yeşillendirme işinde uzmanlaşmış yetenekli kişiler ülkelinin en devasa yeşillendirme projesine davetlidirler” diyor orman idaresinin başındaki Zhang Jianlog. “Hükümet ve sosyal kapital arasında işbirliği öncelik listesine alınacak.” Bu son duyuru yalnızca ülkede yürütülmekte olan ormanlaştırma projesi için geçerli değil. Ağaç dikim stratejisi, Gobi Çölü’nde de, karışık sonuçlarıyla birlikte, çölleşmeyle mücadele için uygulanmakta. Yakın zamanda gerçekleştirilmiş ormanlaştırma projeleri, halihazırda orman barındırmaya daha müsait alanlara odaklanmış olsa daha büyük başarılar elde edilebilirdi.

 

Zhangjiajie Dağları

Yaklaşık 1,4 milyarlık ulus olan Çin, 2104 yılında kirlilikle mücadele için ulusal alarm ilan ettikten sonra çevrenin sağlığı arttırmak ve temiz teknolojiler geliştirmek için çok yatırım yaptı. Ormanlaştırma kirlilikle mücadelede silahlardan birisi. 2018 yılında ağaçlar çoğunlukla Hebei bölgesinin kuzeydoğusuna, Tibet yaylasındaki Qinghai ve İç Moğolistan’ın kuzeyinde yer alan Hunshandake Çölü’ndeki otonom bölgelere dikilecek. Çin, ormanlaştırma faaliyetine geçen 5 yılda 538 milyon Yuan (yaklaşık olarak 83 milyon Amerikan Doları ediyor) harcadı ve topraklarının daha çoğunu ormana çevirmek için daha fazlasını da harcamayı planlamakta.

 

Makalenin İngilizce orijinali 

Makale:  Greg Beach

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

 

(Yeşil Gazete, Inhabitat)

AYM kararına rağmen Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın tahliye talepleri reddedildi

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) tutukluluklarıyla ilgili ‘hak ihlali yaşandığına’ hükmettiği Mehmet Altan ve Şahin Alpay için avukatları tarafından yapılan tahliye talepleri reddedildi.

Mahkemeler talepleri, Anayasa Mahkemesi’nin kararının henüz Resmi Gazete’de yayımlanmadığını gerekçe göstererek reddetti.

Bu ret kararından sonra AYM’nin kurumsal Twitter hesabından peş peşe mesajlar paylaşıldı.

Akademisyen ve yazar Altan, eski Zaman gazetesi yazarı Alpay ve daha önce tahliye edilmiş olan Cumhuriyet Kitap Eki Yayın Yönetmeni Turhan Günay, AYM’ye bireysel başvuruda bulunmuştu.

Başvuruları değerlendiren AYM, hak ihlali olduğuna ve ilgili mahkemenin gereğini yapmak zorunda olduğuna hükmetti. Karar, 6’ya karşı 11 oyla alındı.

Kararın ardından avukatlar, Alpay’ın tahliye edilmesi için yargılandığı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne, Mehmet Altan’ın tahliyesi içinse yargılandığı İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’ne tahliye talebinde bulundu.

Mahkemeler talepleri, Anayasa Mahkemesi’nin kararının henüz Resmi Gazete’de yayımlanmadığını gerekçe göstererek reddetti.

Altan ve Alpay, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi ile ilgili bir soruşturma kapsamında tutuklanmıştı.

 

(BBC Türkçe)