Ana Sayfa Blog Sayfa 2838

Çağdaş Gazeteciler Derneği 2017 ödülleri sahiplerini buldu

Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirilen Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) Yılın Başarılı Gazetecileri 2017 Ödül Töreni’ne basın ve ifade özgürlüğü talepleri damgasını vurdu.

ÇGD Başkanı Can Güleryüzlü, yaptığı açılış konuşmasında ÇGD’nin 12 Eylül’e giden baskıcı süreçte kurulduğundan söz ederek, halkın haber alma ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskının artarak devam ettiğine vurgu yaptı.

Cezaevlerindeki tutuklu veya hükümlü gazeteci sayısının da 140’a ulaştığını aktardı.

“Uygarlık Nehri’ni tersine akıtmaya kimsenin gücü yetmeyecek”

“Sahte Et-Balık Kurumu Satış Şubeleri” haberi ile TV Haberi ödülünü alan FOX TV’den Beril Oğuz’un ödülünü takdim eden Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, “25 Haziran sabahı; emeğin, onurun kazanacağı, halkın, özgürlüğün, Türkiye’nin kazanacağı aydınlık bir güne uyanacağımıza yürekten inanıyorum. El ele, omuz omuza bir olduğumuz sürece bu uygarlık nehrini tersine akıtmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Uğur Mumcuların, Nazımların, Mustafa Kemallerin yetiştiği bu topraklar hiçbir zaman baskıya zulme boyun eğmeyecektir. Buna yürekten inanıyorum. İyi ki onurlu namuslu gazeteciler var diyor ödül alan arkadaşlarımı kutluyorum” dedi.

Cumhuriyet Gazetesi’nden Hazal Ocak’ın Haber Ödülüne layık görüldüğü törende, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Ödülü Cumhuriyet Gazetesi’nden Çiğdem Toker’e, Mustafa Ekmekçi Haber Ödülü Evrensel Gazetesi’nden Eylem Nazlıer’e, Rafet Genç Haber Ödülü Birgün Gazetesi’nden Uğur Şahin’e, Behzat Miser Kent Haber Ödülü Habertürk Gazetesi’nden Esra Boğazlıyan’a, Röportaj Ödülü, Hürriyet’ten Gülseven Özkan’a, İnceleme-Araştırma Haber Ödülü Cumhuriyet’ten Pelin Ünker’e, İzzet Kezer Fotoğraf Ödülü, AFP’den Yasin Yasin Akgül’e, Karikatür Ödülü Kafa dergisinden Aslı Alpar’a, Televizyon Haber Ödülü FOX TV’den Beril Oğuz’a, Radyo Programı Ödülü Özgür Radyo’dan Nergis Demirkaya’ya, İnternet Haber Ödülü Journo.com’dan Fırat Yeşilçınar’a, Yerel Basın Ödülü İskenderun Ses Gazetesi’nden Akın Bodur’a verilirken Dayanışma Ödülü ise Türk Tabipler Birliği Merkez Yönetim Kurulu Üyelerine takdim edildi.

 

(Haberler Ankara)

Japonya güneş enerjisi devrimine 2 yıl mesafede

Asian Review’daki Takuro Kusashio imzasıyla yayınlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü muhabiri Afşin Altuntaş’ın çevirisi ile paylaşıyoruz

***

Panasonik ve Sekisui Kimya geleneksel güneş panellerine göre daha dayanıklı ve büyük güneş panellerini üretecek teknolojiyi geliştirdi. Sonuç köşeli yüzeylere ve duvarlara da monte edilebilecek bir güneş paneli oldu. Konvansiyonel güneş panelleri bu açıdan pek de kullanıcı dostu değil.

Yeni gelişen güneş panelleri ihtiyaç duyduğu enerjinin daha fazla bir kısmını güneş enerjisinden tedarik etmek isteyen topluluklarda umutları arttırdı.

Uygulandıkları yüzeylerdeki kıvrımlara uyum sağlayabilen perovskite güneş hücreleri güneş enerjisinde yeni fırsatlar sunuyor. ( Fotoğraf: Tokyo Üniversitesi )

Güneş panellerindeki bu gelişmeler ilk kez 2009 yılında Toin Universitesi ( Yokohoma )’dan Prof. Tsutomu Miyasaka tarafından duyuruldu. O günden beri bu icadın Miyasaka’yı Nobel Ödülüne taşıyabileceği tartışılıyor.

Bunun sebebi perovskite güneş panelleri hafif, ince, bükülebilir ve çatı, sütun malzemeleri ve arabalarda dahil geleneksel güneş panellerinin uygulanamadığı yüzeylerde uygulanabilir olması.

Panasonik 20 cm/20 cm perovskite güneş panelleri geliştirdi. Bu hücrelerden oluşan paneller birleştirilerek ticari kullanımı mümkün kılabilecek kadar büyük levhalar oluşturabiliyorlar. Şirket panellerin verimliliğini %20 arttırmayı hedefliyor şimdiden yolun yarısındalar.

Bu arada hali hazırda silikon güneş hücreleri kendilerine çarpan güneş enerjisinin %25 ini elektrik enerjisine çevirebiliyor.

Sekisui Kimya perovskite hücresinin güç sağlayan kısmını bozulmasını/aşınmasına engelleyecek bir film ile kapladı. Hücrenin kullanım ömrünün 10 sene olacak ve 20 yıl kullanım ömrü olan geleneksel silikon panellere göre %20 daha hafif olacak.

Bu tipte bir güneş hücresinin kullanım ömrü geleneksel güneş hücrelerine göre daha düşük olduğundan büyük çaplı güneş tarlalarında uygulanamaz fakat yolunu geleneksel güneş panellerinin uymadığı niş pazarlarda bulması bekleniyor. Bu yeni teknoloji büyük binaların ve ticari tesislerin kendi elektriklerini düşük maliyetler ile üretmesinin yolunu açacak.

Bu hücrelerin geliştirilmesinde Panasonik ve Sekisui Kimya Japonya’nın Ekonomi Bakanlığı’na bağlı Yeni Enerji ve Endüstriyel Teknolojilerini Geliştirme Organizasyonu’ndan destek aldı ( NEDO )

Güneş enerjisi üretimi Japonya’da 2012 destek tarif programı sonrası gözle görülür biçimde arttı. Doğal Kaynaklar ve Enerji Ajansı verilerine göre 2016 mali takviminde Japonya 51 milyar kwh elektriği güneşten elde etti ki bu 2010 yılında güneşten elde ettiği enerjinin 15 katından yüksek bir rakama tekamül ediyor. ( 3,5 milyar kwh )

Fakat Japonya’nın solar hücre üreticileri daha düşük fiyatlı alternatifler sunabilen Çin’li rakiplerine piyasayı kaptırıyor.

Güney Kore, İsviçre ve İngiltere ve diğer ekonomilerde perovskite güneş hücrelerini geliştirmek konusunda aceleciler. Fakat Japonya bir adım önde gözüküyor ve Japon halkının üretim cesaretinin yerel ekonomiye avantaj sağlaması bekleniyor.

Japon hükumeti 2030 yılına kadar güneş enerjisinin ülkenin genel üretimindeki payının %7 sini karşılamasını hedefliyor. Aynı zamanda NEDO güneş enerjisi ile kWh başına üretim maliyetlerinin 20 Yen’den 7 Yen’e (7 cent) düşmesini istiyor.

 

Haberin İngilizce orijinali

Yeşil Gazete için çeviren: Afşin Altuntaş

(Yeşil Gazete, Asian Review)

Cosby Ailesi’nin babası Bill Cosby’ye cinsel saldırıdan hapis cezası

ABD’nin Pennsylvania eyaletinin Norristown kentindeki mahkemenin 12 üyeden oluşan jürisi 80 yaşındaki ünlü komedyan Bill Cosby’yi yargılandığı davada suçlu buldu.

Amerikalı televizyon yıldızı Cosby, 14 yıl önce kendi evinde Andrea Costand adlı kadına uyuşturucu ilaç verdikten sonra cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla mahkemeye çıkarıldı.

Jüri, Philadelphia’nın Montgomery Bölge Adliyesi’nde yargılanan Cosby’yi kendisine yöneltilen ve her biri için 10 yıl hapis cezası istenen iddialardan suçlu buldu.

Bill Cosby 2004 yılında Kanadalı basketbolcu Andrea Constand’ı ilaç vererek uyuşturduğu ve Constand’a üç kez cinsel saldırıda bulunduğu gerekçesiyle yargılanıyordu.

 

(Cumhuriyet)

The Economist’in 24 Haziran analizi: Adil olmayacak

Haftalık İngiliz dergisi The Economist dergisi son sayısında Türkiye’deki siyasi gelişmeleri değerlendirdi.

“Erken seçim adil olmayacak” diyen dergi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük altyapı projelerini oya çevirmek istediğini yazdı.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre Economist’teki makale, İstanbul’da 29 Ekim’de açılması planlanan ve 35 bin kişinin çalıştığı yeni havalimanının maliyetinin 12,5 milyar dolar olduğunun hatırlatılmasıyla başlıyor.

Dev tesis, 5 sene içinde yılda 150 milyon yolcu kapasitesiyle dünyanın en büyük havalimanı olacak.

Economist, Erdoğan’ın, 45 kilometre uzunluğunda olacak Kanal İstanbul projesinin temelini de bu yıl atmak istediğini aktarıyor okurlarına.

“Kimse adil olmasını beklemiyor”

Dergiye göre bugüne dek Türkiye’nin mega projeleri hem istihdam ve gelir kaynağı, hem ekonomik büyümenin motoru, hem de bol oy kaynağı oldu.

Erdoğan da iktidarları döneminde çok sayıda otoyol ve tünelin yanı sıra 29 havalimanı inşa etmeleriyle de övündü.

Economist’teki yazı şöyle devam ediyor:

“Sayın Erdoğan yakında tüm bunları yeniden yapabilmek için yeni bir şansa sahip olacak. 18 Nisan’da milletvekillerinin olağanüstü hali yine 3 ay uzatmasından birkaç saat önce erken seçim kararı aldı. Cumhurbaşkanlığı seçimi ile genel seçim daha önce açıklanan tarihten yaklaşık 18 ay önce, 24 Haziran’da yapılacak.

“OHAL yetkileri ile donatılmış, neredeyse tüm medya organlarını ve devlet kurumlarını kontrol eden Sayın Erdoğan, muhafazakâr seçmenler nezdinde hala popüler. Kimsenin adil olmasını beklemediği yarışı da kolayca kazanması bekleniyor.”

Yazıda daha sonra, 20 gün önce 225 metre uzunluğundaki bir tankerin Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı’na çarpmasının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden Kanal İstanbul projesinin önemini vurgulamasına değiniliyor.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı Tayfun Kahraman ise yeni havalimanı ve Kanal İstanbul Projesi kapsamında büyük bir alanın imara açılmasının şehrin kalan su kaynaklarını ve ormanlarını tehdit edeceğini söylüyor.

“İstanbul’dan daha kötü olan tek kent Dubai”

Dünya Şehirleri Kültür Forumu’na göre İstanbul’da park ve bahçelerin oranı yüzde 2. Aynı oran örneğin Londra’da yüzde 33 ve sıralanan 34 kent arasında bu kategoride İstanbul’dan daha kötü durumdaki tek kent, Dubai.

Yazıdan diğer bazı satırlar şöyle: “Türkiye önümüzdeki 5 yılda altyapı projelerine 325 milyar dolar yatırım yapmayı planlıyor. Ancak zamanla gerçekler ağır basabilir. 2017’de teşvik paketleri ve ucuz kredinin de sayesinde yıldırım hızıyla büyüyen ekonomi sert şekilde inişe geçebilir. Türk Lirası yılbaşından bu yana oldukça hırpalandı, 2013’ten bu yana ise Euro ve Amerikan Doları karşısında yüzde 100’den fazla değer kaybetti.

“Dövizle borçlanan şirketler acı çekiyor. Türkiye’nin en büyük gruplarından Yıldız Holding ve Doğuş Holding’in yaklaşık 9 milyar dolarlık borçlarını yeniden yapılandırmak için görüşmelere başladığı bildiriliyor….Şirketlerin borcu, Türkiye’nin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın yüzde 70’ine ulaşmış durumda.

“Sayın Erdoğan’ın erken seçim kararı almasının muhtemel bir nedeni de, bu sarsıntıların hissedilmesini seçim sonrasına bırakmak istemesi.”

“Ekonomi birinci turu engelleyebilir”

Economist’teki yazıdan bazı uzman görüşleri şöyle:

“Eğer Yıldız Holding ve Doğuş Holding gibi şirketler bu problemlerle yüzleşmişse, diğerlerinin yüzleşmemeleri sürpriz olur.” (İnan Demir, Nomura International adlı bankanın gelişmekte olan piyasalar ekonomisti)

“Ekonomideki zor durumda yönelik en ufak bir işaret, Sayın Erdoğan’ın seçimi hedeflediği gibi birinci turda kazanmasını tehlikeye atabilir.” (Sinan Ülgen, düşünce kuruluşu Carnegie Europe’da görevli akademisyen)

“Kanal İstanbul, uluslararası ilişkiler açısından (1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi nedeniyle) öylesine endişe ve kabus dolu bir proje ki, yabancı bankalar ona dokunmakta tereddüt edebilir.” (Refet Gürkaynak, Bilkent Üniversitesi’nde ekonomist)

“İnşaat projeleri kâr etmezse faturayı halk ödeyecek”

Yazı, şu satırlarla noktalanıyor:

“Hükümet için bunu önlemenin bir yolu inşaat şirketlerinin aldıkları kredilere kefil olmak, ki yeni havaalanında da bu çözüme başvuruldu. Uluslararası bankalar çekilince, finansmanı Türk bankaları sağladı.

“Ancak ekonomist Refet Gürkaynak burada net bir riskten söz ediyor. O da bu projeler kâr etmezse, faturayı vergi mükelleflerinin ödemesi. Bu da seçim sonrası için iyi bir işaret olmayabilir.

 

(Gazete Duvar, BBC Türkçe)

Arktik Okyanusu’ndaki mikroplastik miktarı rekor düzeye ulaştı

Alman Alfred-Wegener Enstitüsü’nün Arktik Okyanusu’nda yaptığı incelemeler mikroplastik miktarının rekor düzeye ulaştığını ortaya koydu.

Bremerhaven’da enstitünün yaptığı açıklamada, spektroskop ile farklı buz örnekleri üzerinde yapılan analizlerde “rekor düzeyde” mikroplastik tespit edildiği belirtildi.

İncelenen bazı örneklerde, bir litre buzda 12 binden fazla mikroplastik bulunduğu kaydedildi.

Verilen bilgilere göre, araştırmada Kuzey Kutbu’nda 2014-2015 yılları arasında yapılan üç keşif gezisinde beş farklı bölgeden toplanan buz örnekleri incelendi.

Araştırmada ilk kez madde parçacıklarını kızılötesi ışınla aydınlatan özel bir spektroskobun kullanıldığı belirtildi.

Kızılötesi spektroskop sayesinde çok küçük parçacıkların da tespit edilebildiğine dikkat çekildi.

Araştırmayı yürüten Gunnar Gerdts, bu teknik ile miktoplastik yoğunluğunun eski analizlere kıyasla iki ile üç kat daha fazla olduğunu tespit ettiklerini belirtti.

Buzda 17 farklı plastik türü bulundu

Bilim dergisi Nature Commnications’da yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, mikroplastik parçalarının niteliği ve kaynağı da tespit edildi.

Analizler sonucunda, Kuzey Kutbu’ndan alınan buz örneklerinde 17 farklı plastik türü bulunduğu belirlendi.

Ambalajlarda kullanılan polietilen ve polipropilen ile cila parçacıkları, naylon ve sigara filtrelerinde kullanılan selüloz asetat bulunan plastik türleri arasında yer alıyor.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Kore Yarımadası’nda 11 yıl sonra tarihi görüşme

Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae İn, iki ülke arasındaki sınırdaki Panmunjom köyünde buluştu.

Kuzey Kore lideri Kim, 1950-1953 yılları arasındaki Kore savaşından sonra sınırı geçerek Güney Kore topraklarına ayak basan ilk devlet başkanı oldu.

Kim, Güney Kore lideri Moon Jae İn tarafından sınırdaki güvenlik bölgesinde karşılandı.

İki liderin sıcak bir şekilde selamlaşmasının ardından, Kim beklenmedik bir şekilde Güney Koreli mevkîdaşına sınırın Kuzey Kore tarafına geçmesini önerdiği belirtildi.

Sınırı geçen Moon böylelikle ilk kez Kuzey Kore topraklarına basmış oldu.

İki lider de görüşmelerden ümitli

Tarihi buluşmanın gündemindeki en önemli konular Kuzey Kore’nin nükleer silah ve füze programı ile Kore Yarımadası’nda kalıcı barışın sağlanmasıydı.

Güney Kore lideri Moon, görüşmelerin başında yaptığı açıklamada, “Kim’in aradaki askeri tarafsız bölgeyi geçmesiyle, Panmunjom bölünmenin değil, barışın sembolü oldu” dedi.

Görüşmenin başında, Kuzey Kore lideri Kim de görüşmelerden “olumlu sonuçlar” alınmasını umduğunu dile getirdi.

Kim, “Kayda değer bir uzlaşmaya varabiliriz ama önemli olan bunun hayata geçirilmesidir. Aksi takdirde halklarımızı hayal kırıklığına uğratırız” şeklinde konuştu.

Kapalı kapılar arkasında yapılan görüşmelerinin ilk turunun ardından, Kim’in öğle arası için Kuzey Kore’ye geri döndüğü belirtildi.

ABD görüşmeleri destekliyor

Kim ve Moon arasındaki buluşma, ABD Başkanı Donald Trump’ın Mayıs ayının sonu veya Haziran ayının başında Kim ile gerçekleştirmesi planlanan görüşmesine de hazırlık niteliği taşıyor.

Kore Zirvesi’ne ilişkin Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, “Görüşmelerin bütün Kore Yarımadası’na barış ve refah dolu bir gelecek sağlayacağı yönünde ilerleyeceği konusunda ümitliyiz” ifadesi kullanıldı.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

İstanbul Boğazı’ndaki balıkçılara “yelkovan kuşu” uyarısı

Yelkovan kuşları, yaşamlarının büyük bir kısmını denizde geçiren deniz kuşları olarak biliniyor.

Avlanmak için denize dalan kuşlar, kıyıdaki balıkçıların oltalarına takılıyor.

Olta iğneleri ile yaralanan yelkovan kuşları, kuş gözlemcileri ve bazı balıkçıların çabalarıyla kurtarılmaya çalışılıyor.

Denizin hemen üzerinde, kanatları suya değecek kadar yakın hareket eden yelkovan kuşları Akdeniz Havzası’ndan Karadeniz’e doğru göç ederken İstanbul ve Çanakkale Boğazı’nda görülüyor.

Arnavutköy Sahili’nde de yoğun bir şekilde görülen kuşların çok sayıda balıkçının oltasına takılarak yaralanması kuş gözlemcilerini harekete geçirdi.

Pek çok kuş gözlemcisi kuşları kurtarmak için İstanbul Boğazı’na geldi.

Çevre Bilimci ve yazar Nükhet Barlas, yelkovan kuşlarının normal şartlarda Boğaz’da küçük sürüler halinde ve çok hızlı geçtiğini söyledi.

Kuşların bahar aylarında bir araya geldiğini belirten Barlas şöyle konuştu:

“Geçen yıl Garipçe açıklarındaydılar. Kıyıya kadar geldiler, orada böyle bir balıkçı sorunu olmadığı için problem yaşanmadı. Ağlara takılıyorlar, oltalara takılıyorlar. Elimizden geldiği kadar kurtarmak için yardım etmeye çalıştık.

Bu kuşlar koruma altındaki türler. Akdeniz Bölgesi’nde olan bir yelkovan türü bu. Akdeniz ile Karadeniz arasında hızla gidip geliyor. 2014 yılında 90 bin tane sayılmış. Buradaki bir zarar bütün küresel nüfusu etkileyebiliyor. Milli Parklar, Orman Bakanlığı, Beşiktaş Belediyesi Zabıtası koştu sağ olsunlar ama hafta son ve tatile denk geldiği için balık tutmayı yasaklayamadılar. Umarım acil eylem planları olur bu tür durumlar için.”

“İstanbul yelkovanlara mezar olmasın”

Doğa Derneği Genel Koordinatörü Dicle Tuba Kılıç ise yaptığı yazılı açıklamada iki günde yüzlerce yelkovanın yaşamını kaybetmesinden endişe edildiğini belirtti.

“İstanbul yelkovanlara mezar olmasın” diyen Dicle Tuba Kılıç, yelkovanların küresel nüfusunun 15 bin 337 ila 30 bin 519 çift arasında olduğunu ifade ederek, yelkovanlar, ekim sonu kasım başında üreme alanı olan kayalık kıyılar ve açık deniz adacıklarına döndüğünü, diğer dönemlerde Karadeniz ve Akdeniz’e yayıldığını hatırlattı.

Milli Parklar Genel Müdürlüğü görevlileri ise Arnavutköy Sahili’nde yelkovan kuşlarının oltaya takılması halinde kurtarmak ve denize salmak için tedbir amaçlı bekliyor.

 

(CNN Türk, NTV)

Adalet Nöbeti’ne Akın Atalay da katıldı

Cumhuriyet davası karar duruşmasında 7 yıl, 3 ay, 15 gün hapis cezasına çarptırılıp tahliye edilen Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı ve avukat Akın Atalay, 56. Adalet Nöbeti’ne katıldı: “Haktan hukuktan yana olmaya devam edeceğiz”.

Cumhuriyet operasyonunun ardından soruşturma kapsamında tutuklanan Cumhuriyet çalışan ve yöneticisi hukukçular için avukatlar tarafından başlatılan Adalet Nöbeti’nin 56.’sında Akın Atalay da yer aldı.

56 haftadır ilk defa nöbet, dava kapsamında tutuklu bir Cumhuriyet çalışanı olmaksızın gerçekleşti. Adalet Nöbeti’nin 56’ıncısı, Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nin C kapısı girişindeki Themis heykellerinin bulunduğu alanda tutuldu.

Nöbetin ardından adliyenin C kapısı önünde basın açıklaması yapıldı. Burada bir konuşma yapan Akın Atalay şunları söyledi:

“Hukuk bizden yana. İyilik bizden yana. Hep hukukun sınırları içinde yolumuza devam edeyeceğiz. ‘Çok sevinçliyim’ demek isterdim ama sevinemiyorum. İçeride bir sürü mağdur var. İnsan utanır sevinmeye.

Bizi biliyorsunuz, terör örgütlerine üyelikle suçlayamadılar. Ama terör örgütlerine yardımla suçladılar. Üye olma suçundan daha fazla ceza verdiler. Ben hala uyanamayanlara şunu demek istiyorum: Yargının durumu bu duruma geldi. Bundan da anlayamıyorsanız daha ne diyelim? Gerçekten, haktan hukuktan yana olmaya devam edeceğiz.”

 

(Cumhuriyet, Bianet)

Çatıda güneş santrallerine dair geçen haftalardan notlar

6 Nisan 2018 günü TAZ gazetede Filiz YavuzHayatın ironisi işte” diyor: “DNA onarımı” çalışmasıyla kimya dalında Nobel alan Sancar, nükleer enerji reklamında tüm heybetiyle karşımızda duruyor. Oysa radyasyonun DNA’ya zarar vererek mutasyona yol açtığını herkesten çok o biliyor olmalı.”

Bence Prof. Sancar bundan böyle bizlere bunun sadece bir deney olduğunu söyleyebilir. DNA’yı önce bozuyoz, sonra onarıyoz. Ama Akkuyu laboratuvar olarak çok büyük değil mi? Küçükçekmece yetmez mi?

………………

9 Nisan günü Yeşil Ekonomi bülteni güne iyi bir haberle başlıyor. “Türkiye güneşte Avrupa’da 7, dünyada 13’üncü sıraya yükseldi.” Mart ayı sonunda kurulu güç 4.590 MW olmuş.

Güneş Gönüllüleri eksik bir şey var diyor. Evet, çatılar eksik, kooperatifler eksik, yurttaşlar eksik. Yurttaşların Enerji Santralleri (YES) için programlar teşvikler eksik. Kentsel dönüşümü solar elektrik ve solar ısı uygulamaları için bir fırsat olarak gören uygulamalar eksik. Haliyle üretici olmanın getireceği enerji bilinci eksik.

……………..

Mehmet Kara (Enerji Gündemi) 5 Nisan günü Dünya Gazetesinde yazıyor: Nükleerin yükünü güneşe çektireceğiz. Yazının başlığı ve içeriği mükemmel. “Şimdi de kurulacak bu santralde üretilecek elektriğin maliyetine gelelim. Devlet bu santralde üretilecek elektriğe ilk 15 yıl boyunca kilovatsaat başına 12,35 dolar/cent’lik fiyat alım garantisi sundu. Şu anda piyasada elektrik fiyatları 4 dolar/cent’ler mertebesinde. Bu durumda Akkuyu Nükleer Santrali ekonomik açıdan çok da akıl kârı görünmüyor. Üstelik elektrik fiyatlarının ileride artacağı gibi bir öngörüde bulunmak da kolay değil.”

14 Nisan’da Enerji Günlüğü’nde yayınlanan “Yenilenebilir maliyetleri ve elektrik stratejisi” başlıklı yazısında Dr. Nejat TAMZOK, “Bir taraftan yenilenebilir enerji teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, kurulu güç kapasitelerinin giderek artması ve santral kurulum maliyetlerinde ortaya çıkan gerileme, diğer taraftan bu gelişmelere paralel büyüyen piyasalarda daha deneyimli ve kurumsallaşmış küresel şirketlerin tedarik tarafında rekabeti tetiklemeleriyle yenilenebilir enerjiden elektrik üretim maliyetlerinin giderek daha da düşmesi kaçınılmaz görünüyor. Depolama teknolojilerindeki gelişim de dikkate alındığında, bu sürecin elektrik üretiminde hızlı bir dönüşüme yol açması muhtemeldir.”

Ortaya konulan bu tablodan çıkaracağımız tek bir sonuç var: 2020 ve sonrasında fosil yakıtlardan elektrik üretecek olanların işleri her yıl biraz daha zorlaşacak. Ve elbette, elektrik ihtiyacının yüzde 70’e yakınını fosil yakıtlardan üreten ülkemizin de bu tablodan çıkaracağı önemli dersler var.” diyor Dr. Nejat Tamzok.

Güneş ve rüzgâr hammadde anlamında bedava, petrol gibi taşıma masrafı da yok. Dünya dönüyor güneş her ülkeye doğuyor, rüzgâr zaten kendisi hareket halinde. Bugün fiyatı olmayan bu girdilerin hammaddelerin yarın da fiyatı olmayacak diye not düşüyorum.

Ama mesele son tahlilde fiyatta değil, dövizde değil, mesele bu dünyayı en başta biz insanlar için yaşanmaz hale getirecek olan iklim değişikliğinde, radyoaktif kirlenmede. Şimdiye dek önerdiğimiz çareyi Güneş Gönüllüleri sayfasında tekrarlıyorum: Öyle ise ne yapmalı nükleer karşıtları? Bir Çare? Var, OTONOMİ. Çatılarda kendi elektriğinizi kendiniz üretin, kooperatifler kurun üretin. İklim düşmanı ve pahalı kömür ve nükleer elektrik piyasasına müşteri olmayın. Siz almazsanız kime satacaklar? Satamazlar ise öz-tüketim için üretenler itiraz etmez mi? Bâki kalan kubbede bir hoş temel tören sedası imiş diye yazılır tarihe.

……………

Mehmet Kara’nın 22 Şubat günkü yazısına da değinmek istiyorum. Yazının başlığı “Mini GES kurulum maliyeti beşte bir azaltılabilir.” Önerilere katılıyorum. Maliyeti azaltacak öneriler çok olumlu. Biraz da orta direk teşvik görsün. Hem de kelimenin gerçek anlamına bir vurgu yapma fırsatı görüyorum: Zararlı veya zarar edecek bir iş teşvik edilmez ki! Ulusal menfaatler nedeniyle finansal açığı vergi mükelleflerine karşılatacağız diyebilir ilgililer.

Yazının bir yerinde bir cümle çok dikkatimi çekiyor. “Ama bence asıl sorun, harcanacak tutarın ne kadar sürede geri döneceğinden çok başlangıç maliyetinin ne olacağıdır” diyor Enerji Gündemi yazarı Mehmet Kara.

Evet, yurttaşlara çatınızın ve cebinizdeki paranızın elverdiği kadar bir YES kurun denilmeli. Güneş enerjisinin (Yurttaşların elektrik santrallerinin) tüketici-üretici kesimde yaygınlaşması için en çok gerekli olan şeyin PV elektrik panellerinin çatılarda bir an önce görünür hale gelmesi olduğunu düşünüyorum.

Hesap şöyle:

100 bin adet x 2 kW gücünde mini santral = (toplam) 200.000 kW (200MW) kurulu güç ile

200 adet x her biri 1000 kW gücünde santral, toplam 200.000 kW kurulu güç birbirleriyle eşit değildir.

Birinci şık daha pahalıya mal olmakla birlikte mini santrallerin hızla yaygınlaşması için çok gerekli. Mini santral atılımının enerji konusunda yurttaş bilincine etkisi dışında yüksek bir ekonomik geri dönüşü de olacak, istihdam artışı fosil yakıt ithalinde tasarruf. Orta direk diyelim, nüfusun büyük çoğunluğu kendi elektriğini kendisi üretebilir. Türkiye’de de yenilenebilir enerjilerin yaygınlaşması halkın önemli ölçüde üretici olmasına bağlı.

1990’ların teşvik arayışlarının ardından maliyeti karşılayacak alım fiyatlarının yasayla belirlendiği dönemleri gördük. (20 yıllık bir dönem içinde beklenen toplam üretim, yapılan yatırımın (kurulu gücün) tutarına bölünüyor.) Solar elektriğin en ucuz elektrik olması yeni bir gelişme. Fiyatlardaki bu düşme üretim ve organizasyon modellerinde son dönemde öne çıkan gelişmelerle uyum içinde.

Y.E.S. kurulumlarında artık öz-tüketim modelleri öneriliyor ve akıllı şebeke işletmeciliği konuşuluyor. Burada şebeke, işletmecinin bilgisayar ile birbirine bağladığı üretim santrallerinin ve depoların (akü) arasındaki organizasyon ile elektrik arzının optimum hale gelmesi. Solar elektrikte yerinde üretim yerinde tüketim hayata geçiyor.

Türkiye’de Yurttaşların Elektrik Santrali’nde -bu mini santral ünitesinde- tüketilmeyen elektriği şebekeye mi satacağız yoksa aküde depolayıp güneş battıktan sonrasına mı saklayacağız? Akü ekstra masraf demek ve ayrıca lisanssız üreticiye şebekeye verdiği elektrik için daha iyi fiyat veriliyor. Peki uygulama? Evet, 3-5 kW gücünde bir mini santral solar elektrik fazlasını şebekeye vermek ve güneş battıktan sonra şebekeden fosil kaynaklı elektrik almakla, fiyat farkından biraz kazanıyor. Peki kaç kişi bu lisanssız üretici olabilmek için gereken süreci başardı? Bu prosedürün masrafları da az değil. Bugün için 2 yahut 3 kW akülü Y.E.S. ile öz-tüketim ekonomik değil. Ama yurttaşlar için birkaç yüz tl yılda kazanç beklentisi ile lisanssız üreticilik yoluna girmelerini önermek de ikna edici değil. Bu yol tutmadı. Yoksa PV paneller Gün ısı kolektörleri gibi çatıları doldururdu.

Bir şey daha var. Termik santralden -ileride kim bilir belki nükleer santralden- gelen elektriği kullanmak istiyor musunuz gerçekten? Güneş battıktan sonra şebekeden alacağınız elektrik eko-cereyan yahut temiz enerji değil. Türkiye’de bu tedarik hizmeti verilmiyor. Kurun 2-3 kW gücünde bir mini santral, Y.E.S., akülü ve olağanüstü ihtiyaç ve olağan dışı üretim azalmasına karşı mevcut şebeke ile bağlantınızı da sürdürün. Şebekeden nadiren de olsa kullanmak zorunda kalmamak için çamaşır makinası ile bulaşık makinası ve elektrik süpürgesini aynı anda kullanmamayı da öğrenirsiniz. Enerji verimliliği, enerji tasarrufu ve enerjinin etkin kullanımı konusundan çok keyif alacaksınız. (Bu konu siyaset yapmak için ideal şartlar sunuyor. Bu sayede siyaset konuşmak zorunda da kalmazsınız.)

İsterseniz bir plaket asarsınız: Bu eve fosil yakıtlardan üretilen elektrik girmiyor. Elektriğimiz karbonsuz.

 

Alper Öktem

Karaburun’da RES’e karşı hukuk mücadelesi 4’üncü yılında

İzmir’in Karaburun ilçesinde RES karşıtı mücadele devam ediyor.

Mahkeme kararı ile üretim lisansı iptal edilen Lodos Enerji Şirketine ait RES Projesine karşı bölge halkının yürüttüğü hukuk mücadelesinde dördüncü yıla girildi.

Özer Akdemir’in Evrensel’de çıkan haberine göre, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından, 27.02.2018 tarihinde ilan edilen ve Yaylaköy’de dikili olan 50 türbinin yanında 37 adet türbinin de eklenmesine yol açan ÇED olumlu kararının iptali için İzmir Nöbetçi İdare Mahkemesi’ne Karaburun Yurttaş Davacıları tarafından dördüncü kez dava açıldı.

Karaburun Yarımadası’nın %61’ini (252 km²) tek başına kaplayan Lodos Enerji Şirketine ait RES Projesi ile ilgili mahkemeler tarafından verilen iptal kararları aynı zamanda Karaburunluların doğayı ve yaşam alanlarını koruma kararlılıklarının da bir göstergesi.

Karaburun Kent Konseyi 4. ÇED’e karşı açılan dava için yaptığı açıklamada “yenilenebilir-temiz enerji” adı altında üretim yapan RES’lerce doğanın, yaban hayatının, tarım, mera ve turizm alanlarının yok edilmesine izin vermeyeceklerini dile getirdi.

 

(Evrensel)