Ana Sayfa Blog Sayfa 2839

Black Mirror senaryosu değil hakikat: Çin hükümeti puanlama sistemine geçiyor

Çin hükümeti, güvenlik kameraları, yüz tanıma sistemi ve akıllı gözlükleri vatandaşlarının sosyal davranışlarına puan vermek için kullanacak.

Ülkede, 2020’den itibaren tüm vatandaşlara puan verilmesi ve düşük puan alan vatandaşlara çeşitli cezalar uygulanması planlanıyor.

CNET’te Mariel Myers imzasıyla yayımlanan habere göre 1,4 milyar kişinin yaşadığı ülkede hükümet, düşük puan alanların uçak bileti alması veya emlak sahibi olmasını yasaklayabilecek.

Son yıllarda hayli rağbet gören distopya dizisi Black Mirror’un (Kara Ayna) üçüncü sezon ilk bölümünde de aynı konu işlenmişti. “Nosedive” isimli bölümde yaşanan evrende tüm insanlar sosyal medya hesapları üzerinden birbirlerine verdikleri puanlara göre sınıflandırılıyorlardı.

 

Kredi notundan önemli olacak

Çin’in uygulamayı planladığı sosyal kredi puanı sistemi, bankacılık sisteminin geleneksel kredi notundan daha önemli olacak.

Dikkatsizce yürümek, Çin malı ürünler kullanmak ya da çok fazla bilgisayar oyunu satın almak gibi davranışlara göre verilen puan değişecek.

Puanı çok düşük olanların yüksek hızda internet kullanması veya bankadan kredi çekmesi mümkün olmayacak.

Çin’in en başarılı yapay zeka şirketi Sensetime, hükümet için kalabalık bir ortamda suçluları yakalamayı sağlayan akıllı kameralar üretti.

Bu kameralar, sisteme yüz imajı kaydedilmiş suçluları ayırt etmesinin yanında sıradan vatandaşları da takip ediyor.

İnsanlar bisikletle, arabayla ya da otobüsün içindeyken kameranın önünden geçtiklerinde kim oldukları tespit edilebiliyor.

Sensetime CEO’su Xu Li, kameraların 4000’den fazla aracı tanıyabildiğini belirterek “Kamerada görülen kişinin yaşını ve cinsiyetini anlayabiliyoruz” diyor.

Komünist Parti kriterinden korkuluyor

Çin’deki milyonlarca gözetleme kamerası, yolda dikkatsizce yürüyen birini tespit ettiğinde, o kişinin yüzüne yakınlaşıp uzaklaşarak o kişinin kimliğini tespit edebiliyor ve hükümet eğer isterse bu kişinin görüntüsünü kamusal alandaki ekranlara yansıtacak.

Pekin’de daha şimdiden polisler, Google Glass’a benzeyen ve ulusal veritabanına kayıtlı bilgiler arasında arama yapabilen akıllı gözlüklerle dolaşıyorlar.

Sosyal puanlanma sistemine Komünist Parti’ye bağlı olup olmama kriterinin eklenmesinden ve buna göre ceza verilmesinden korkuluyor. Bu sistemde, puanınız düşük çıktıysa isminizi temize çıkarmanız ya da puanınızı yükseltmeniz mümkün görünmüyor.

 

(CNETGazete Duvar, Yeşil Gazete)

Göz göre göre nükleer – Batuhan Sarıcan

Akkuyu Nükleer Santrali projesinde temel atıldı. Türkiye, 2025 yılından itibaren kucağında saatli bir bombayla uyuyacak. Tabii uyuyabilirse…

Rusya-Türkiye ortaklığında gerçekleşen proje kapsamında Akkuyu Nükleer Santrali’nin temeli, nisan ayının ilk haftasında atıldı. Yakın geçmişte Mayak ve Tomsk (Rusya), Semipalatinsk (Kazakistan) ve Çernobil (Ukrayna) gibi nükleer felaketleri yaşayan ve yaralarını halen saramayan bir coğrafyanın ‘sakini’ olan Rusya’nın Türkiye’yle böyle bir anlaşma yapabiliyor olması gerçekten ironik.

Benzer bir ironi, Japonya için geçerli. Bu Uzak Doğu ‘sakini’, Türkiye ile imzaladığı anlaşmaya göre Sinop -İnceburun’da nükleer santral kurulmasına Fransa ortaklığında yardım edecek. Aynı Japonya, fi tarihinde değil, yalnızca yedi yıl önce 11 Mart 2011’de Fukuşima’da nükleer bir facia yaşamış ve nükleer faaliyetlerine kısmen ara vermişti.

Bu iki anlaşma yetmiyormuş gibi bir de üçüncü nükleer santral projesi konuşuluyor. Hem de Türkiye’nin en önemli tabiat parklarından birisi olan İğneada’ya… Türkiye’deki kuş varlığını oluşturan 450’nin üzerindeki türün yarısına, bitki türlerinin 500’üne, memeli türlerininse %34’üne yuva olan, ülkenin en büyük longoz ormanlarından bahsediyoruz.

Talihsizliklerini satan ülkeler

Geçmişte yaşanan felaketler sebebiyle kendi ülkelerinde nükleere karşı temkinli yaklaşımlar sergileyen Rusya, Japonya ve Fransa’nın başka coğrafyalara nükleer know-how/teknoloji satma cüretini gösterebilmesinden ziyade Türkiye’nin buna devlet nezdinde destek olmasını konuşmamız gerekiyor.

1986 yılında Çernobil (Ukrayna), 2011 yılında ise Fukuşima‘da (Japonya) yaşanan nükleer faciaların ardından -özellikle Avrupa’daki- birçok ülke, nükleer faaliyetlerini azaltırken/son verirken Türkiye’nin nükleere ‘sazan’ gibi atlaması, tarihten ders alınmadığını açıkça gösteriyor.

Tarih, nükleer faciaların ‘eseri’ olan kronik hastalıkları ve biçimi bozuk doğan bebekleri yazıyor. Sözgelimi, Çernobil’den bu yana Ukrayna’da tiroid kanseri, Beyaz Rusya’da ise çocuklarda görülen fiziksel ve zihinsel sorunlar artış gösteriyor. Bu coğrafyada yer alan bazı bölgelere giriş, sırf bu sebeple 900 yıllığına yasaklanmış durumda.

Aslında nükleer tehlikeyi görmezden gelenlerin kör olduğu falan yok. Sadece kâr ve pazar payı, insan ve çevre sağlığına tercih ediliyor. Ne yazık ki meselenin partiler üstü bir mesele olduğu ve aslolanın insan refahı ve ekosistemin sürdürülebilirliği olduğu halk tarafından bir türlü anlaşılmıyor. Çernobil ve Fukuşima kulaklara oldukça uzakmış gibi geliyor, ancak Akkuyu’nun Türkiye sınırları içinde olduğunu ve milyonlarca canlının hayatını tehlikeye attığını da unutmamak gerekiyor.

Nükleer enerjiye hayır!

Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyetlerine devam eden Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) yeryüzünde faaliyet gösteren toplam 446 nükleer santral olduğunu iddia etse de Dünya Nükleer Enerji Durum Raporu (WNISR) 2017 verilerine göre 31 ülkedeki toplam reaktör sayısı 403.

Yeryüzündeki reaktör sayısı gün geçtikçe azalırken, Toprak Ana’nın cömert davrandığı yenilenebilir enerji zengini Türkiye’de devlet ve özel teşebbüsün nükleere aşkla sarıldığına tanık oluyoruz. Her gün doğan güneşi, çağlayan suyu ve esip gürleyen rüzgârı enerji üretimi için kullanmak varken niçin yaraları halen sarılamayan nükleere ihtiyaç duyuluyor, anlamak güç.

Çernobil felaketi sırasında dönemin başbakanı Turgut Özal’ın “Azıcık radyasyonlu çay, sağlığa faydalı.” ifadeleriyle birlikte; Sanayi ve Teknoloji Bakanı Cahit Aral’ın basının karşısında çay içerek “Türkiye’de radyasyon var diyenler dinsizdir.” açıklamaları halen kulaklarımızdayken, son dönemde “O zaman evimize tüp de takmayalım.” gibi açıklamalar geliyor.

Haklısınız, tüp de takmayalım. Fosil yakıtların hiçbirisini kullanmayalım. Sera gazı salımı ve dolayısıyla iklim değişikliğine neden olan küresel ısınmayı azaltmak için yenilenebilir enerjiyi tercih edelim. Bu enerji kaynağı, enerji ihtiyacının büyük bir kısmını yurt dışından ithal eden Türkiye’nin hem ekonomik hem de ekolojik sürdürülebilirliği için önemli bir adım olur. Çünkü 20 milyar dolarlık bir nükleer yatırımla ne ekonomik ne de ekolojik bir faydadan bahsedebilirsiniz.

Nükleersiz, daha temiz enerjiyle nefes alan bir dünya için: Nükleere hayır!

 

 

Batuhan Sarıcan

Fransa lideri Macron: ABD bir gün Paris İklim Anlaşması’na katılacak

ABD Başkanı Donald Trump’ın daveti üzerine Washington’a giden Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, ABD Kongresi’nde bir konuşma yaptı.

İklim Haber’de yer alan habere göre, Macron konuşmasında, geçtiğimiz yıl Paris İklim Anlaşması’ndan çekilen Trump yönetiminin bu karardan dönebileceği sinyalini verdi.

Macron, ABD kongresinin ortak oturumunda yaptığı konuşmada “ABD bir gün geri dönecek ve Paris Anlaşması’na katılacak. Çevreyle ilgili küresel taahhütleri yerine getirmek için birlikte çalışabiliriz” dedi.

Macron, “Çocuklarımız için daha iyi bir gelecek inşa etmemiz gerektiğine inanıyorum, bu da onlara 25 yıl boyunca hala yaşanabilir bir gezegen sunmayı gerektiriyor” derken, okyanusları kirleterek, karbondioksit emisyonlarını azaltmayarak ve biyolojik çeşitliliği yok ederek gezegenimizi öldürdüğümüzü de ifade etti ve ekledi: “Artık yüzleşmeliyiz: Gezegen B yok”.

Trump geçen yıl Haziran ayında ABD’nin Paris İklim Anlaşması’ndan imzasını çektiğini açıklamıştı.

Anlaşmanın ülkesi için “dezavantajlı” olduğunu savunan Trump, daha adil bir anlaşma arayışında olacaklarını söylemişti.

Fransa’nın başkenti Paris’te 2015 yılında yaklaşık 200 ülkenin katılımıyla imzalanan anlaşmada, küresel sıcaklık artışının yüzyılın sonuna kadar 2 derecenin altında tutulması konusunda uzlaşılmıştı.

Anlaşma, fosil yakıtlarının kullanımının ve sera gazı emisyonlarının azaltılmasıyla bu hedefe varılmasını öngörüyordu.

ABD anlaşma uyarınca karbon emisyonlarını 2025 yılı itibarıyla 2005 seviyesinden yüzde 26-28 azaltacaktı.

Anlaşmadan imzasını çeken tek ülke ABD, Çin’den sonra dünyada karbondioksit emisyonunda ikinci sırada yer alıyor.

 

(İklim Haber)

WhatsApp AB ülkelerinde 16 yaşından küçüklere yasaklanıyor

Mesajlaşma uygulaması WhatsApp, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde 16 yaşından küçüklere yasaklanacak.

Şu anda WhatsApp’ın AB ülkelerindeki kullanım yaşı 13, ancak şirket AB’nin yeni veri mahremiyeti kurallarını gelecek ay uygulamaya koymasından önce kendi kullanım koşullarını değiştirdi.

Facebook’un sahibi olduğu uygulama, önümüzdeki birkaç hafta içinde yeni kullanım koşullarını onaylamasını istediğinde, kullanıcılardan 16 yaşından büyük olduklarını doğrulamalarını talep edecek.

Yeni yaş sınırının nasıl mecbur tutulacağı konusunda ise bir açıklama yapılmadı.

AB Genel Veri Koruma Kuralları (GDPR) 25 Mayıs’ta uygulamaya girecek ve insanlar şirketlerin kişisel bilgilerini nasıl kullanabileceği konusunda çok daha fazla denetim sahibi olacak.

İstedikleri takdirde bilgilerinin silinmesini isteme hakkı da verilecek.

Yeni kurallarda çocukların kişisel verilerinin pazarlama ya da kullanıcı hesabı açmak için toplanmasını önlemeye yönelik düzenlemeler de var.

Geçmişte veri paylaşımı uygulamaları nedeniyle soruşturulan WhatsApp, bu kararın AB’deki “üst düzey yeni şeffaflık standartlarına” ulaşmalarına yardımcı olacağı vurgulandı.

Ancak uygulama, dünyanın geri kalanındaki yaş sınırını 13 olarak tutmayı planlıyor.

Snapchat, Instagram, Pinterest, Twitter. Musical.ly ve Reddit gibi çoğu sosyal medya uygulaması 13 yaş ve altına yasak.

13 yaş sınırı kısmen ABD’deki Çocukların İnternetteki Mahremiyetini Koruma Yasası’nın (COPPA) daha küçüklerin kişisel bilgilerinin toplanmasının yasaklanması nedeniyle konuldu.

Ancak Facebook, geçen Aralık’ta altı yaş ve üstü çocukları hedef alan Messenger Kids uygulamasını başlattı. Messenger Kids reklam almıyor ve COPPA’ya uygun tasarlandı.

13-15 yaş arası kullanıcıların bilgilerini paylaşabilmeleri için anne-baba ya da vasinin iznini isteyecek

WhatsApp yeni kullanım kurallarında ayrıca kullanıcıların, uygulamanın sakladığı bilgilerini ayrıntılı bir rapor olarak indirebilmelerine olanak tanıyacak.

Bu bilgiler arasında, kullanılan telefonun markası ve modeli, telefon rehberindekiler ve gruplar ve engellenen telefon numaraları bulunuyor.

Kişisel bilgileri kullanımı nedeniyle son aylarda yoğun eleştiriler alan Facebook ise farklı bir yaklaşım benimsedi.

Facebook GDPR’ye uymak için 13-15 yaş arası kullanıcıların bilgilerini paylaşabilmeleri için anne-baba ya da vasinin iznini isteyecek.

Bu izin verilmezse, Facebook’un tamamen kişiselleştirilmiş versiyonunu göremeyecekler.

Bu arada yine Facebook’a ait Instagram da kullanıcıların saklanan verilerini indirebilmelerine olanak tanıyan bir hizmet başlattı.

 

(BBC Türkçe)

Af Örgütü’nden insan hakları raporu: “Hak savunucularına ‘devlet düşmanı’ ithamı”

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi, “Fırtınaya Göğüs Germek: Türkiye’deki Korku İkliminde İnsan Haklarını Savunmak” adlı bir rapor hazırladı.

Burcu Karakaş’ın Deutsche Welle Türkçe’de çıkan haberine göre, Türkiye’de insan hakları savunucularının yaşadığı zorlukların anlatıldığı raporda, tanıklıklara yer verildi.

“Keyfi gözaltı ve tutuklamalar”, “Sivil toplum örgütlerinin kapatılması” ve “Hak savunucularına yönelik hedef göstermeler” başlıkları altında hazırlanan raporda, 21 aydır devam eden Olağanüstü Hal (OHAL) altında insan hakları için seslerini yükseltmeye devam edenlerin ağır bir bedel ödediği ifade edildi.

Rapora göre, genel ifadelerle kaleme alınmış muğlak terörle mücadele yasaları muhalif görüşleri kriminalize etmek için kullanılıyor.

Rapor için tanıklığına başvurulan İnsan Hakları Derneği Genel Sekreteri Osman İşçi, amacın korku iklimini muhafaza etmek olduğunu dile getirerek, “Polis tarafından gözaltına alındığınızda aileniz için çok korkuyorsunuz. Bu durum keyfi, öngörülebilir değil, etkin bir biçimde itiraz edemediğiniz için de cezasızlık söz konusu” diyor.

“Muhalefete yönelik hoşgörüsüzlüğün en bariz örneği”

Sivil toplum alanında çalışmalarıyla bilinen ve halen tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala’ya yöneltilen suçlamalara yer verilen raporda, Kavala hakkında henüz iddianame hazırlanmadığına dikkat çekildi. Afrin’e düzenlenen askeri operasyon hakkında yaptıkları açıklama nedeniyle “örgüt propagandası” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” ile suçlanan Türk Tabipleri Birliği (TTB) üyelerine yönelik gözaltılar için “muhalefete yönelik hoşgörüsüzlüğün en bariz örneği” ifadesi kullanıldı.

Gazeteci Deniz Yücel de raporda

Die Welt muhabiri Deniz Yücel de raporda yer aldı. Yücel’in, Başbakan Binali Yıldırım’ın Almanya Başbakanı Angela Merkel ile yaptığı görüşme sonrasında duruşmaya çıkarılmaksızın ani bir biçimde salıverildiği belirtilerek, iddianamede sunulan tek kanıtın Yücel’in 2016 yılının Haziran ile Aralık ayları arasında kaleme aldığı altı makaleden alınan, suç olarak kabul edilemeyecek birkaç kısa alıntı olduğu ifade edildi.

Tutuklu bulunan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Taner Kılıç’ın da durumuna dikkat çekilerek, Kılıç’a yöneltilen temel suçlamanın Bylock uygulamasını telefonuna indirmesi olduğu, bu iddiayı destekleyici herhangi bir inandırıcı kanıtın sunulamadığı belirtildi. “Ancak herhalükârda bir mesajlaşma uygulamasının kişinin telefonunda bulunması ‘terör’ suçu işlendiğine dair bir kanıt olarak kabul edilemez” denildi. Raporda ayrıca, insan hakları aktivistleri Orhan Kemal Cengiz, Ömer Faruk Gergerlioğlu, Murat Çelikkan ve Eren Keskin hakkında devam eden yargılamalara da yer verildi.

 “1300’den fazla sivil toplum örgütü kapatıldı”

Türkiye’de sivil topluma yönelik baskıların da yer aldığı Af Örgütü raporuna göre bin 300’den fazla sivil toplum örgütü ‘terör’ örgütleriyle bağlantılı olduğu gerekçesiyle kanun hükmünde kararnameleriyle kapatıldı. Kapatılan örgütler haklarında verilen kararlara karşı idare mahkemelerinde etkili bir biçimde itiraz edemedi. “Hukuki olarak bir dernek statüsü olmaksızın bu örgütlerin faaliyet göstermeleri ve son derece önemli çalışmalarını yürütebilmeleri ise oldukça güç” denildi.

“Hak savunucuları ‘devlet düşmanı’ olmakla itham ediliyor”

Raporda, muhalif sesleri susturma amacıyla gerçekleşen tehdit, iftira ve yıldırmalar da yer aldı. “İnsan hakları savunucularını kamuoyu önünde (ve gerçeğe aykırı bir biçimde) ‘terörist’, ‘darbe savunucusu’, ‘vatan haini’, ‘yabancı ajan’, ‘düşman yandaşı’, ‘casus’, ‘devlet düşmanı’ olmakla ya da ulusal veya ahlaki değerlere karşı çıkmakla itham ettiği birçok örnek mevcut” denildi. Benzer ifadelerin insan haklarına yönelik şiddeti teşvik ettiği, hak savunucularının hükümet yanlısı veya diğer devlet dışı aktörler tarafından fiziksel saldırı ve öldürmeler de dâhil olmak üzere ciddi saldırı riskiyle karşı karşıya kalmalarına sebep olduğu belirtildi.

LGBTİ yasakları da raporda

Son beş ay içinde toplanma özgürlüğü üzerindeki haksız kısıtlamalar ve protestoların bastırılması için aşırı güç kullanımının rutin bir hale geldiği belirtildi. Son üç yılda İstanbul ve Ankara’da birden fazla Onur Yürüyüşü etkinliğinin yasaklandığı dile getirilerek, “Ankara Valiliği olağanüstü hal yetkilerini kullanarak Alman LGBTİ Film Günleri Etkinliği’ni, ‘organizasyona katılacak olan grup ve şahıslara yönelik olarak birtakım toplumsal duyarlılıklar nedeniyle bazı kesimler tarafından tepki gösterilebileceği ve provokasyonlara neden olabileceği’ gerekçesiyle yasakladı” denildi.

Gardner: Rehin politikaları devam ediyor

Rapor için basın mensuplarıyla bir araya gelen Uluslararası Af Örgütü Türkiye Araştırmacısı Andrew Gardner, sivil toplum etkisiz hale geldiğinde insan hakları ihlallerinin arttığına dikkati çekti. Risk altındaki grupların daha fazla hak ihlaline maruz kaldığını ve bu durumun Türkiye için yeni olmadığını belirten Gardner, keyfi gözaltılar için yasaların muğlak, dolayısıyla oldukça müsait olduğunu ifade etti. Gardner, “Dört ay tutuklu kalan birinin serbest kalmasına iyileşme, iyi bir haber gibi bakılıyor. Ancak rehin politikaları devam ediyor, hatta daha kötüye gidiyor” dedi. Hak savunucularının hiçbir somut delil olmadan ceza alabildiğini söyleyerek, bütün hak savunucularının serbest bırakılması gerektiğini de sözlerine ekledi. Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye ilişkilerinde insan hakları konusunun ele alınmasının önemine vurgu yaparak, “Konuşulmaması yanlış bir yöntem” dedi.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Cumhuriyet Davası: Akın Atalay’a tahliye, 15 kişiye hapis, 3 kişiye beraat

2’si tutuklu 20 kişinin yargılandığı Cumhuriyet davasında, mahkeme 15 kişi hakkında hapis cezası verdi. Hapis cezası alanlardan Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay tahliye edildi.

2’si tutuklu 20 sanıklı Cumhuriyet davasının sekizinci duruşmasında İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıkladı.

Karara göre,

* Cumhuriyet İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay’ın “güveni kötüye kullanmak” suçlamasından beraatine, “örgüte yardım” suçlamasından 7 yıl, 3 ay, 15 günhapis cezası verilmesine ve tahliyesine,

* Orhan Erinç hakkında 6 yıl 3 ay, Murat Sabuncu hakkında “terör örgütüne yardım” suçlamasından toplam 7 yıl 6 ay, Kadri Gürsel hakkında “terör örgütüne yardım” suçlamasından toplam 2 yıl 6 ay, Güray Öz hakkında “örgüte yardım” suçlamasından toplam 3 yıl 9 ay, Musa Kart hakkında “terör örgütüne yardım” suçundan 3 yıl 9 ay, Aydın Engin hakkında “terör örgütüne yardım” suçundan 7 yıl 6 ay, Hikmet Çetinkaya hakkında “terör örgütüne yardım” suçundan 6 yıl 3 ay, Ahmet Şıkhakkında “terör örgütüne yardım” suçundan toplam 7 yıl 6 ay, Mustafa Kemal Güngör, Hakan Kara, Önder Çelik hakkında “terör örgütüne yardım” suçundan 3’er yıl 9’ar ay, Ahmet Kemal Aydoğdu hakkında 10 yıl, Emre İper hakkında 3 yıl 1 ay 15 gün, Bülent Utku “görevi kötüye kullanma” suçundan beraatine; “terör örgütüne yardım ve propaganda” suçlamasından ise 4 yıl 6 ay hapsine,

* Turhan Günay, Bülent Yener ve Günseli Özaltay’ın beraatine,

* Mahkumiyet alan tüm tutuksuz sanıklara adli kontrol uygulanmasına hükmedildi.

Mahkumiyet ve beraat kararları oybirliğiyle alınırken, sadece Kadri Gürsel’in mahkumiyetine oy çokluğuyla hükmedildi. Can Dündar ve İlhanTanır’ın dosyaları.

 

(Bianet)

HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş

Halkların Demokratik Partisi (HDP), 24 Haziran’da yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçiminde Edirne Cezaevi’nde bulunan eski Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş’ın aday gösterilmesini kararlaştırdı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi’nin HDP’nin 24 Haziran’da yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi adayını göstereceği ve adayın da hakkında yürütülen soruşturma nedeniyle 4 Kasım 2016 tarihinden beri Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş olmasını kararlaştırdığı bildirildi.

Demirtaş dışında başka bir aday isminin konuşulmadığı parti meclisi toplantısında ayrıca seçim çalışmaları ve görüşmeleri için parti merkez yönetim kuruluna da yetki verilmesi kararlaştırıldı.

Öte yandan Ankara’da 24 Haziran seçimlerine ilişkin görüşme trafiği sürüyor. İYİ Parti lideri Meral Akşener CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile AKP Parti Sözcüsü Mahir Ünal ve Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş ise BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ile görüştü.

İYİ Parti’den yapılan açıklamada Meral Akşener’in Cumhurbaşkanı adayı olduğu belirtilmişti. 24 Haziran’daki erken seçimlere yaklaşılırken muhalefet partileri arasında ittifak ve cumhurbaşkanı adaylığı konusundaki görüşmeler devam ediyor.

 

(DW Türkçe)

Filmmor’a Adana ayağında kardeşi 1. Kadın ve Yaşam Festivali de eşlik ediyor

16. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali‘nin Adana ayağı  26-29 Nisan’da Seyhan Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. Aynı tarihlerde Adana’da sadece Filmmor yok. 1. Kadın ve Yaşam Festivali de Adanalıları bekliyor.

“1. Kadın ve Yaşam Festivali” ve  Uluslararası Filmmor Kadın Filmleri Festivali” Adana gösterimleri ekibi ve Seyhan Belediyesi Eşitlik Birimi ortaklığı ile düzenleniyor. Yerel festivalin baş aktristi ise 16. yılında teması “Ne yol biter, ne söz, ne de düş…” olan 16. Uluslararası Filmmor Kadın Filmleri Festivali.

Filmmor Adana’nın programına buradan göz atabilirsiniz.

Adana’yı eş zamanlı iki festival ile buluşturmaya hazırlanan Adanalı kadınlara sözü bırakıyoruz:

“Adana’daki kadınlar olarak umudu, neşeyi ve isyanı; sinema, masal, şarkı, dans ve teatral oyunların heyecanıyla hep beraber çoğaltacağımız  dört günü sabırsızlıkla bekliyoruz.

Bu ilk kadın festivalimizde bir  “festival içinde festival” göreceğiz. Festivalimizin kalbinde ”cinsiyetçiliği reddeden sinema” şiarıyla yürüyen ve kadınlık hallerimize dair birbirinden renkli filmlerin olduğu, yönetmenlerin tamamının kadınlardan oluştuğu Filmmor  kadın filmleri seçkisi var. Peki başka neler var? Festival içinde festival, dayanışma içinde kız kardeşlik, neşe içinde dans, kasnak içinde yara, tecrübe içinde doğaçlama, masal içinde düş var!

Peki nasıl bir festival bu? Paylaşımcı, eşitlikçi, umutlu ve bol dayanışmalı, deneyimlerle süren ve tabii ki bol kahkahalı… Doğanın ve kendi doğasının farkında olan biz kadınlar; bahar gelmiş, doğa uykusundan uyanmışken, böylesi bir festivalle karşılama yapmak istedik.

Birbirimizle tanışacağımız, ortaklıklarımızla güçleneceğimiz, farklılıklarımızla zenginleşerek öğreneceğimiz bu 4 günü sizlerle birlikte dolu dolu geçirmeyi umuyoruz.

Geleceğimizi de, festivalimizi de dayanışmayla örüyoruz.

26 Nisan Perşembe akşamı saat 18.00 de başlayacak olan koktetyl ve açılış konuşmalarımızdan sonra Elis Dubaz ve Ricardo Moyano’nun vereceği muazzam konserle “baharı karşılıyoruz”.

Cuma günü kadınlık ve kutsallık meselesinden Filistin’e kadar uzanan farklı yelpazelerde film gösterimleri ve sonrasında sahne-oyuncu ayrımı olmayan forum tiyatro ile karşınızda olacağız: “Çıkarın maskeleri oyun başlıyor!

Cumartesi ilk seans çocuklara özel! “Babamın Çalıya Döndüğü Gün” filminde çocukları ağırlıyor olacağız.  Cumartesi günü çeşitli ödüllerle yoluna devam eden  “Kaygı” filmini izliyor ve yönetmeni Ceylan Özgün Özçelik’le renkli bir söyleşi gerçekleştiriyoruz. Pelin Esmer’in “İşe Yarar Bir Şey” gösterimini de aynı gün seyredebilirsiniz. Günün akşamını Kaz Dağları’ndan Kaçkarlar’a uzanan coğrafyadan masallar, danslar ve müziklerle yaşam, doğa ve insana dair bilgilere ulaşacağız. İnformans ismini taşıyan etkinlikte Kaz Dağlarını Güneşin Aydemir, Kaçkarları ise Refika Kadıoğlu temsil edecek.

Pazar günü festivalimize “Derler Ki” çemberiyle devam ediyoruz. İçimizde düğümlenenleri çözmeye çalışacak ve de yaralarımızdan konuşabileceğimiz bir çemberde buluşacağız. Birbirinden güzel gösterimlerin ardından “Kadınların Sinemasını” konuşuyor ;  kapanışı doğanın ve kadınların uyumlu ritmine, sahnede yaşamla dans’a bırakıyoruz.

Hepinizi 26-29 Nisan tarihlerinde Seyhan Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezi’ne festivale, dayanışmaya, birlikte olmaya davet ediyoruz.

Ajandanıza Not Edin

16. Filmmor Kadın Filmleri Festivali ve Adana 1. Kadın ve Yaşam Festivali, 26-27-28-29 Nisan’da, Adana Seyhan Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde”

 

Haber: Filiz Çömez Polat

(Yeşil Gazete)

Türkiye’nin zeytinlerine “gen bankası” güvencesi

İzmir Zeytincilik Araştırma Enstitüsü (ZAE) tarafından zeytin çeşitlerinin yok olma riskini ortadan kaldırmak amacıyla yürütülen çalışmalar kapsamında zeytin çeşitleri arazi gen bankasında koruma altına alındı.

92 farklı zeytin çeşidi koruma altında

İzmir Kemalpaşa Araştırma Sahası’nda oluşturulan Ulusal Arazi Zeytin Gen Bankası’nda Türkiye’nin farklı bölgelerinden getirilen 89 çeşidin yanı sıra saha incelemeleri sırasında keşfedilerek tescil ettirilen 3 zeytin çeşidi daha yer alıyor.

Tescil süreci devam eden diğer çeşitlerle birlikte sayının daha da yukarı çıkması bekleniyor.

Dünyadaki çeşitler de korunuyor

Enstitü Türkiye’nin yanı sıra dünyadaki zeytin çeşitlerinin korunması için de çalışmalarda bulunuyor.

Uluslararası Zeytin Konseyi’nin “Dünya Zeytin Koleksiyonu Projesi” kapsamında İzmir’de oluşturulan Uluslararası Arazi Zeytin Gen Bankası’nda ise İspanya, Fransa, Fas, Yunanistan, Tunus, Cezayir, Şili, Irak, İran ve Suriye’nin de aralarında bulunduğu 15 ülkeden 250 zeytin çeşidini koruma altında tutuluyor.

 

(Tarla Sera)

Gazeteci İsmail Küçükkaya’ya Bylock iddiasından hapis cezası

Fox TV sunucusu İsmail Küçükkaya’nın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın eşinde ByLock çıktığı ve boşandıkları yönündeki iddiasının ardından açılan dava sonuçlandı.

Mahkeme Küçükkaya’yı bir yıl dört ay 20 gün hapis cezasına çarptırdı.

Küçükkaya geçen ekimde, programının canlı yayınında bir bakanın eşinde ‘FETÖ’nün şifreli haberleşme programı olarak bilinen ‘ByLock’ çıktığını öne sürmüştü.

Küçükkaya’nın “Ankara’daki haber kaynaklarımdan aldım” diyerek duyurduğu habere göre bakan konuyu öğrenince eşinden boşandı. Küçükkaya bakan ismi vermemişti.

Küçükkaya hakkında ‘kamu görevlisine alenen hakaret’ ve ‘Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurum ve organlarını aşağılama’ suçlamalarıyla dava açılmıştı.

Küçükkaya her iki suçtan toplam bir yıl dört ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, hapis cezasını erteledi.

Aynı davada söz konusu iddiaları Twitter’dan paylaştığı için avukat Fidel Okan da yargılanıyordu. Mahkeme Okan’a da aynı cezaları verip erteledi.

 

(Diken)