Ana Sayfa Blog Sayfa 2799

“Avrupa’nın Kara Bulutu” raporu: Kömüre dayalı termik santraller 23 bin erken ölüme yol açtı

2017’de yayınlanan “Europe’s Dark Cloud” raporu, “Avrupa’nın Kara Bulutu” ismiyle Türkçeleştirildi.

Ekoloji Kolektifi tarafından çevrilen rapor, WWF, Avrupa İklim Ağı (CAN Europe), Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL) ile Sandbag tarafından hazırlandı.

7 bölümden oluşan raporda, “Alıkoyma etkisi: Avrupa’nın temiz hava ve iklim hedeflerini kömür nasıl engelliyor?”, “Etkiler: Kömür yakılması sağlığımızı nasıl etkiliyor”, “Hava kirleticilerin sağlık etkileri arkasındaki bilim”, “Zehirli 30-En büyük sağlık hasarına yol açan AB kömür santralleri”, “Kirli 30-İklime en çok hasar veren 30 AB kömür santrali”, “Kömür bulutu ve yerel topluluklar-Avrupa’dan vaka çalışmaları ve “Sonuçlar” başlıkları yer alıyor.

Avrupa’da kömüre dayalı termik santraller 23 bin erken ölüme yol açtı

Rapor kömüre dayalı termik santrallarden kaynaklanan salımların ülkeler arasındaki sınırları dikkate almadan tüm Avrupa yurttaşlarında erken ölüm riski yarattığını ortaya koyuyor.

Türkiye’ye kılavuz niteliğinde hazırlanan raporda Çanakkale’deki Çan Termik Santrali’nin,  Muğla’daki Yatağan Termik Santrali’nin ve Kahramanmaraş’taki Afşin-Elbistan Termik Santrali’nin sadece bölgesel bir etkisi olmadığı, kömüre dayalı termik santrallerden çıkarak uzun mesafeler boyunca seyahat edebilen partikül maddelerin  tüm Türkiye’de erken ölümlere neden olduğu uyarısında bulunuluyor.

12 bin kişi kronik bronşit şikâyetiyle hastanede tedavi oldu

Raporda ön plana çıkan bazı veriler ise şöyle:

-Avrupa’nın Kara Bulutu raporunda, AB içinde faaliyet sürdüren 280 kömüre dayalı termik santralin, emisyon verilerini kamuoyuyla paylaşan 257 tanesi değerlendirmeye alındı.

– Rapora göre bu santrallar 2013 yılında takriben 22.900 erken ölüme yol açtı. Bu neredeyse, aynı yıl AB içinde trafik kazalarından meydana gelen 26.000 ölüme denk.

– Kömüre dayalı termik santrallar 2013 yılında 11.800 kronik bronşit ve 21.000 hastaneye yatışa sebep oldu.

– AB içinde enerji üretimi için yakılan kömürün sağlık üzerindeki etkileri 32,4 ile 62,3 milyar Euro arasında bir maliyet yarattı.

Çan Termik Santrali

Türkiye’de felç, kalp hastalıkları, kronik akciğer hastalıklarına ve akciğer kanserine yakalanma riski artıyor

Rapora göre Polonya, kömüre dayalı termik santrallarinde meydana gelen salımlar sebebiyle 2013 yılında 1,114; AB ülkesi Almanya ise 1,860 kişinin ölümüne yol açtı.

Türkiye’deki santraller yalnızca kendi bölgelerini değil tüm ülkeyi etkiliyor.

İnce partiküllü maddelerin taşınması yoluyla tüm Türkiye’deki vatandaşların felç, kalp hastalıkları, kronik akciğer hastalıklarına ve akciğer kanserine yakalanma riskini artırıyor.

Türkiye’deki santrallerin PM10, PM2.5, SO2, NOx ve cıva salımları ise kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılmıyor.

İklim değişikliği kaynaklı küresel sıcaklık artışını 21. yüzyıl içerisinde 2°C’yle sınırlandırmak, hatta bu artışı mümkünse 1,5°C’de tutmak için politika değişikliklerine gitme taahhüdünde bulunan ülkeler arasında Türkiye bulunmuyor.

Bu anlaşma üzerine gündeme gelen Çevre için Küresel Anlaşma metnine taraf olmayan 5 ülkeden de birisi olan Türkiye’nin küresel sıcaklık artışını kısıtlamakta ülkelerin sorumluluğundaki hedeflenen ulusal katkılara ulaşılması için kömüre dayalı enerji üretim politikalarından vazgeçmesi gerekiyor.

Ekoloji Kolektifi 24 Haziran seçimlerinde tüm adayları, karbonsuzlaştırma ve kömürden çıkış ajandalarını dikkate almaya, toplumsal zenginliği yok eden ve iklim krizine yol açan politikalara karşı enerji ve iklim adaleti talep etmeye çağırdı.

Raporun tamamına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz

 

(Yeşil Gazete)

O yavruyu korumak isteselerdi 16 yılda sağlam bir kanun çıkardı – Melis Alphan

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

16 yıldır bu ülkeyi Adalet ve Kalkınma Partisi yönetiyor. Bu süre zarfında, binlerce hayvana şiddet, eziyet, işkence ve tecavüz vakası basına yansıdı. 

Bunların kimi kamuoyunda rahatsızlık, kimi ise infial yarattı. 

CHP ve HDP farklı zamanlarda, hayvanların korunmasına ilişkin kanun teklifi verdi, reddedildi. 

2017’de AKP’li milletvekillerinin Meclis’te protesto amaçlı açtıkları dövizlere ‘Köpek giremez’ yazıldı; hayvanlar hakaret olarak kullanıldı. 

2016’da Hayvan Hakları Komisyonu’nda AKP’li milletvekili, hayvanlara yaşam ihlaline hapis cezasını ‘çok ağır bir ceza’ olarak niteledi; “Hata yapanlara bir şans daha verilmiyor mu” diye sordu.
Aynı insanlar gibi kalbi atan, nefes alan, üzülen, sevinen canlıların katli sadece bir ‘hata’ mıydı?

Kanunlarımıza göre öyle. 

Kanunlarımıza göre, hayvanlara yönelik suçlar -ne kadar vahşice olursa olsun- sadece birer kabahat.

Kanun yapıcılarımızın takdiri böyle. 

İdam popülizmi her fırsatta fırtına gibi eserken, hayvanları koruyacak kanun bir türlü çıkamadı. 

Bir buçuk yılda 30’dan fazla KHK ile 400’den fazla kanun çıkarıldı. Kamu İhale Kanunu 16 yılda 186 kez değişti. Ama 2004’ten beri hükümet zahmet edip de hayvanları koruyacak bir kanun çıkaramadı… Hayvanları öldürmeyi, kapalı alanda sigara içmekten daha beter bir şey olarak göremedi. 
2011’de Tayyip Erdoğan hayvanseverlere seçimden sonra kanun sözü vermişti. 

Kaç seçim geçti… 

Hayvanları gerçekten koruyacak kanun çıkmadı; hayvanlar hâlâ güvende değil.

Şimdi yeni bir seçimin arifesinde, Sakarya’daki yavru köpeğin başına gelenler kamuoyunun vicdanını delip de kanatınca, hükümet sözcüsü yine kanun sözü veriyor.

AKP’den av turizmini geliştirme vaadi 

16 yıldır bu ülkede hayvanları koruma adına ne yaptı devlet? 

Hayvan katillerinin, hayvanlara tecavüz edenlerin, hayvanların uzuvlarını kesenlerin, hayvanları iple arabaya bağlayıp otobanda sürükleyenlerin birkaç yüz TL’sini aldı, o kadar. 

Hükümet sözcüsü, şimdi hükümetin ana gündemlerinden birisinin seçimden sonra hayvanları koruyacak kanunu çıkarmak olduğunu söylüyor ama AKP’nin seçim beyannamesine bakıyoruz, hayvanlar birkaç cümleyle geçiştirilmiş. Üstüne üstlük, seçime yönelik vaatler arasında, hayvan hakları savunucularının 40 ilde meydanlara çıkarak ‘Hayır’ dedikleri ‘av turizmini’geliştirme ‘müjdesi’ veriliyor: 

Yaban hayatı kaynaklarımızı değerlendirmek ve ekonomiye kazandırmakgayesiyle av turizmi geliştirme bölgeleri oluşturacağız.” 

Devlet Bahçeli de çıkmış “Hayvan katilleriyle mutlaka hesaplaşacağız!” diyor. Yahu benim yaşım kadar siyasettedir, bugüne kadar bu konuda elini tutan ne olmuş? Ve madem bu konuda bu kadar hassas, o zaman neden MHP’nin seçim beyannamesine hayvan haklarına dair tek sözcük girmemiş? 

Trajedilerin ertesinde ne dediğinizin, nasıl üzüldüğünüzün önemi yok beyler… 

Samimi değilsiniz.

Atlara öldüresiye eziyet 

İstanbul Adalar’da 1000’den fazla at faytonlarda zalimce, ölümüne çalıştırılıyor. Her yıl 400’den fazlası faytonlarda ölüyor. Her mevsim, sabahtan akşama yokuş çıkıp iniyorlar. Ciğerleri kanıyor, kasları yırtılıyor. Artık ‘iş görmez’ olunca ormanda ölüme terk ediliyorlar. 

Daha yeni, Türkiye’nin dört bir yanından faytona koşmak için getirilen, kaburgaları sayılan 200’den fazla at günlerce güneşin altında bekletildi. Sosyal medyada naklen izledik. 

Biz bu eziyeti yıllardır izliyoruz. Hiçbir şey yapamamanın, masumların sesine ses olamamanın çaresizliğiyle kıvranıyoruz. Sakarya’da o yavru köpeğin patilerinin kesildiği gün İstanbul Kadıköy’de bir köpek de 56 yaşında bir adamın tecavüzüne uğradı ve sakatlandı. Adam serbest kaldı. 

Böyle biri, bir okulun servis şoförü veya güvenlik görevlisi olabilir mesela. 

Köpeğe tecavüz etmiştir, 625 TL idari para cezasını ödemiş ve hayatına kaldığı yerden devam etmiştir. İnsanlar çocuklarını hayvanlara tecavüz eden birine emanet ediyor olabilirler mesela. Çünkü bu suç değil. 

Çünkü kabahat sicile işlenmiyor. 

Oysa araştırmalar gösteriyor ki, hayvana şiddetin bir adım sonrası insana şiddet. 

Farkında mısınız, günlerdir sosyal medyada önüne gelen, imkânları elverdiğince, yavru köpeğe işkence eden adamın başına bir ödül koyuyor. Toplum kendi adaletini kendi sağlama peşinde. Ve bu tehlikeli bir şey. 

Ama görüyoruz ki insanlar, bu ülkeyi yönetenlerin kadın, çocuk ve hayvanlarla ilgili konularda ancak toplumsal infial anında seslerini çıkarmalarından bıktı usandı artık.

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

 

 

Melis Alphan

24 Haziran seçimi, parti manifestoları ve çevresel performansımız

Türkiye, 24 Haziran 2018 tarihinde hem milletvekilleri, hem de cumhurbaşkanlığı için seçime gidiyor. Seçime katılan partiler, seçim tarihinin açıklanmasından sonra manifestolarını kamuoyu ile paylaştılar. Partilerin manifestoları, seçimi kazanmaları halinde neler yapmayı planladıklarını açıklayan bir yol haritasıdır. Türkiye’nin maalesef çok ciddi ve acilen çözülmesi gereken bir çok problemi mevcuttur. Bir çoğumuzun aşina olduğu bu problemleri, burada tek tek saymaya gerek yok. Ancak halihazırda var olan problemlere ilave olarak, bizi bekleyen çok önemli bir sorunumuz daha var; küresel iklim değişikliği. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) periyodik olarak yayımladığı Değerlendirme Raporları’nda Türkiye, coğrafi konumu nedeni ile iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkeler arasında sayılmaktadır.

İklim değişikliği ile mücadele etmek uluslararası işbirliğini gerekli kılmaktadır. Ve maalesef bu konuda etkili bir uluslararası anlaşmadan bahsedebilmek henüz mümkün değil. 21. Taraflar Konferansı sonrası kabul gören Paris Anlaşması’na göre, iklim değişikliğinin etkilerini azaltabilmek için yeryüzü sıcaklık artışının bu yüzyıl sonuna kadar Endüstri Devrimi öncesi seviyeye göre 1,5oC hatta mümkünse 2oC ile sınırlı tutulması gerekmektedir. Ancak Paris Anlaşması’nın Kyoto Protokolü gibi bir bağlayıcılığı yoktur. Sera gazı emisyonlarında hangi ülkenin ne kadar azaltım yapacağı ülkelerin inisiyatifine bırakılmıştır. Türkiye, artıştan azaltım yapmayı hedeflemektedir. Gelişmiş ve yüksek emisyona sahip gelişen ülkelerde radikal önlemler alınmadığı sürece iklim değişikliğini yavaşlatmak için Paris Anlaşması tarafından belirtilen hedefe ulaşmak pek olası gözükmemektedir. Bu nedenle, iklim değişikliği ile mücadelede değişen iklime uyum sağlamak giderek daha da önem kazanmaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki değişen iklime daha hızlı uyum sağlayan ülkeler ekonomik açıdan da güçlü olacaklardır.

Partilerin manifestosuna dönecek olursak, halihazırda iktidarda olan AKP, 2023 yılına kadar Türkiye’nin dünyanın en büyük on ekonomisi içinde yer almasını hedeflemektedir. AKP, bu hedefini seçim süreci öncesinde de sık sık dile getirmekteydi. Gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) reel değeri ise, hükümetin bu büyüklüğü ölçmekte kullandığı tek makro ekonomik veridir. Halbuki dünya, büyük bir hızla değişmekte ve ekonomilerin krizlere karşı dayanıklılığını ve gücünü ölçen çok farklı etkenler ortaya çıkmaktadır. İklim değişikliğine karşı önlem alınıp alınmaması bu etkenler içinde yer almaktadır. Yerel hava kirliliği gibi diğer çevre problemleri de ekonomiler için birer tehdittir. Çevresel Performans Endeksi, 180 ülke için her yıl Yale Üniversitesi tarafından çevre sağlığı ve ekosistemin canlılığını etkileyen faktörler üzerinden hesaplanmakta ve ülkelerin güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koymaktadır. Çevresel Performans Endeksi 2016 verileri, 180 ülke içinde Türkiye’nin 100 üzerinden 67,68 puan ile 99. ülke olduğunu göstermektedir. 2018 verileri ise, 52,96 puan ile Türkiye’nin 108. ülke olduğunu ve iki yıl gibi çok kısa sürede durumumuzun daha da kötüleştiğini göstermektedir..

Bu veriler, AKP tarafından benimsenen büyüme modelinin sürdürülebilir olmayacağını göstermektedir. Büyüme modellerinin sürdürülebilir olması halinde kalıcı olabileceği bilinen bir gerçektir. Hükümet, iklim değişikliğini azaltmak için uluslararası çabalara yeterince katkıda bulunmadığı gibi, Türkiye’nin değişen iklime uyum sağlaması için de herhangi bir politika uygulamamaktadır. Bu konuda çok sayıda örnek verilebilir. Su, her türlü üretimde çok önemli bir girdidir. İklim değişikliği, suyun döngüsü üzerinde önemli bir baskı yaratarak risk oluşturmaktadır. Suya zamanında ulaşılamaması sadece tarım ürünlerinin üretiminde değil, aynı zamanda elektrik üretiminde de sorun yaratacaktır. Özellikle elektrik talebine olan artışı termik santralleri ile karşılamaya çalışmamız ve bu santrallerin çalışabilmesi için suya olan gereksinim düşünüldüğünde, hükümet tarafından benimsenen büyüme modelinin sürdürülebilir olamayacağı kesindir. Bir diğer örnek, çoğu şehrimizde kaydedilen ve sağlığımızı ciddi anlamda tehdit eden yerel hava kirliliğidir. Hava kirliliğinden kaynaklanan sağlık problemleri, ekonomileri iki farklı şekilde olumsuz olarak etkilemektedir. Birincisi, sağlık problemlerinin giderilmesi için yapılan tedavi masrafları, ikincisi ise iş gücünün sağlık sorunlarından dolayı yeterince verimli kullanılamamasıdır. Ancak bunlar dikkate alınmayan, hesaplanmayan gizli maliyetlerdir.

AKP hükümetinin seçim manifestosunda yer almayan çevresel performansımız, maalesef muhalefet liderleri tarafından da gündeme getirilmemiştir. Diğer bir çok sorun ile boğuştuğumuz kabul etmemiz gereken bir gerçek. Diğer taraftan çevresel performansımız ekonomideki kalıcı ya da bir diğer deyişle, sürdürülebilir büyümenin önündeki en önemli engellerden biri olacaktır. Umuyoruz ki yakın bir gelecekte bizi bekleyen bu riskleri konuşma ve çözüm yollarını tartışma olanağına kavuşabiliriz.

 

Ayşe Uyduranoğlu

Bilgi Üniversitesi Çevre, Enerji ve Sürdürülebilirlik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü

Büyükada’da HDP standına yapılan saldırı için etkili soruşturma çağrısı

Büyükada’da HDP standına saldırıyı engellemek isterken yaralanan CHP’li Demir yoğun bakımda. Olayla ilgili bir kişi tutuklandı. CHP’den Kaftancıoğlu, saldırıyla ilgili etkili soruşturma talep ettiklerini söyledi.

İstanbul, Büyükada’da Halkların Demokratik Partisi (HDP) standına yapılan saldırıda yaralanan CHP Gençlik Kollarından 28 yaşındaki Vedat Demir halen yoğun bakımda, 19 yaşındaki Sedat Şahin’in durumu iyi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğünden dün yapılan açıklamaya göre, saldırıyla ilgili gözaltına alınan dört kişiden biri tutuklandı. Olayda yaralanan bir başka kişi de tedavisinin ardından taburcu edildi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu bu sabah yaralıların tedavi gördüğü Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi bahçesinde, son durumla ilgili açıklama yaptı.

HDP’liler ile CHP’lilerin katıldığı basın toplantısında konuşan Kaftancıoğlu, “Hiçbir seçim, hiçbir iktidar ve hiçbir oy tek bir insanımızın hayatından daha önemli değildir” dedi.

HDP İstanbul il yönetiminden Necdet Özçelik de şunları söyledi:

“Adalar Türkiye mozaiğinin ta kendisidir. Adalar’da Türkler, Türtler, Çerkezler, Gürcüler, Lazlar birlikte barış içerisinde yaşamaktadır. Adalar’da CHP’nin de bizimle yan yana durması bazı kesimleri rahatsız etmiştir.

 

(Bianet)

 

Adalarda elektrikli fayton dönemi başlıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Adalar’da toplu taşımanın elektrikli araçlarla yapılması için karar aldı.

Belediyeden yapılan açıklamaya göre, öncelikle Kınalıada’da olmak üzere; her biri en fazla 12 kişilik olmak üzere elektrikli araçla toplu taşımacılığın yapılması amaçlanıyor.

İlk araç önümüzdeki günlerde hizmet vermeye başlayacak. Yolculuk ücretleri, istanbulkart ile entegre olacak. İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi kararı ile işletmesi İspark AŞ tarafından yapılacak.

Bu uygulama test edildikten sonra zamanla tüm Adalar ‘daki toplu taşıma hizmetinin, elektrikli araçlarla yapılması planlanıyor.

 

(Cumhuriyet)

Audi’nin CEO’su karbon emisyonlarını düşük gösterdiği için gözaltında

Alman otomotiv şirketi Audi’nin CEO’su Rupert Stadler, dizel araçların karbon emisyonlarının, hileli yazılımla olması gerekenden daha az gösterildiği yolundaki suçlamalarla ilgili soruşturma kapsamında gözaltına alındı.

Audi’nin sahibi olan Volkswagen şirketi, Stadler’in gözaltında olduğunu doğruladı. Münih Savcılığı yetkilileri, Stadler’in skandalla ilgili kanıtları ortadan kaldırmaya çalışabileceği şüphesiyle harekete geçtiklerini söyledi. Stadler’in Çarşamba gününe kadar ifadesinin alınacağı beirtiliyor.

Audi CEO’su Rupert Stadler

Volkswagen’in geçtiğimiz hafta 1 milyar Euro ile cezalandırıldığı skandala Audi de karışmıştı. Şirket geçen ay 60 bin adet A6 ve A7 modeli dizel aracın daha emisyon yazılımı sorunu olduğunu kabul etmişti. Audi, skandal nedeniyle geçen yıl 850 bin aracı geri çağırmış, bunlardan çok azının modifikasyona ihtiyacı olduğu ortaya çıkmıştı.

Hileli yazılım

Kamuoyunda “Dizelgate” olarak bilinen skandal Eylül 2015’te patlak vermişti. Volkswagen, ABD’de satılan 600 bin araca, emisyon testlerini geçmelerini sağlayacak cihazlar taktığını kabul etmişti.

Şirket dünya genelinde 11 milyon aracında egsoz gazı testlerinde hile yapan yazılım bulunduğunu duyurmuştu. Araçların, çevreyi gösterilenden 40 kat daha fazla kirlettiği belirtiliyor.

 

(BBC Türkçe)

AB 2030 yenilenebilir enerji hedefini yüzde 32’ye çıkardı

Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu arasında 20 aydan beri süren müzakereler 14 Haziran 2018 günü tamamlandı ve Avrupa Birliği’nin yenilenebilir enerji alanındaki yeni hedefi belirlendi.

Yenilenebilir Enerji Direktifi” düzenlemesinde yapılan güncelleme ile Avrupa Birliği ülkeleri için 2030 yılı nihai enerji tüketiminin yüzde 32 oranında yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanması hedefi getirildi.

Bununla birlikte düzenlemeye 2023 yılında yapılacak değerlendirme ile bu hedefin yukarı revize edilebileceği maddesi de eklendi.

Çatı üstü güneş desteklenecek

Düzenlemede birlik üyesi ülkelerde öz tüketim amaçlı elektrik üretiminin yaygınlaştırılması için birlik üyesi ülkelerdeki konutlar ve işyerlerinde kurulacak 25 kW altı sistemlerin şebeke bağlantı harçlarının kaldırılması hükmü de getirildi.

Avrupa’da palm yağı tüketiminin 2030’a kadar sıfırlanması ve aynı tarihte ulaşımda kullanılacak enerjinin yüzde 14 oranında yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilmesi şartları da düzenlemede yer buldu.

Enerji verimliliğinde ilerleme sağlanamadı

Müzakerelerde enerji verimliliği hedefi belirlenmesi konusunda ise ilerleme sağlanamadı.

Avrupa Parlamentosu’nun 2030 yılına kadar enerji tüketimini yüzde 35 düşürme hedefi önerisi, Parlamentonun önerisini yüzde 32,5’e çekmesine rağmen Komisyon tarafından kabul görmedi.

2020 hedefi yüzde 20

Avrupa Birliği 2009 yılında, 2020 yılı için nihai enerji tüketimini yüzde 20 oranında yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlama hedefi getirmişti.

Eurostat verilerine göre 2016 yılında bu oran yüzde 17 olarak gerçekleşmişti.

Avrupa Parlamentosu’nun yüzde 35’lik yenilenebilir enerji hedefi önerisi, başta Almanya’nın yüzde 32’inin üzerine çıkılmasına muhalefeti nedeni ile kabul görmedi.

Türkiye, yaklaşık 190 TWh/yıllık potansiyeli ile, Avrupa’da güneş enerjisinde en büyük potansiyele sahip ülkelerin başında geliyor.

Dış ticaret açığının yüzde 70’inin enerji harcamalarından kaynaklandığı Türkiye’de enerjide dışa bağımlılık sorununu çözmek için güneş enerjisi hayati önem taşıyor.

Özellikle çatılar konusunda atılacak olan adımlar, temiz, yerli ve ucuz enerji sağlayabilecek.

 

(Yeşil Ekonomi)

Seçime 6 gün kaldı: Telefonunuza gelen seçim SMS’lerinden nasıl kurtulursunuz?

İnternet özgürlüğü konusunda uzman hukukçu Prof. Yaman Akdeniz Twitter hesabından seçmenlerin telefonlarına izinsiz gelen SMS’leri engellemenin yöntemlerini anlattı.

Akdeniz, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ve AKP İstanbul 1’inci bölge milletvekili adayı Berat Albayrak ve milletvekili adayı olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun izinsiz SMS’leri üzerinden örnek verdi.

1-) Berat Albayrak’tan bugün SMS almamayı becerdim. Şunu yapmanızı tavsiye ederim: 225 229 72 5 numaralı telefon numarasını engellerseniz, mesaj gelmiyor.

2-) Süleyman Soylu’dan gelen SMS’in detaylarına bakın. ios telefonda sağ köşedeki “i”ye basın, sonra da sağ köşedeki telefon işaretine. Telefon aramaya başlayınca kapatın. Son aramalardan gidip o numarayı engelleyin.

3-) Android kullananlar Süleyman Soylu / Berat Albayrak SMS’lerinden isime göre engelleyip kurtulacak. Sağ üst köşedeki 3 noktadan aşağıdaki gibi ilerleyebilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

Reuters raporuna göre Türkiye’nin yüzde 49’u haberlere güvenmiyor

Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü “2018 Dijital Haberler Raporu”nu paylaştı.

Yapılan online ankete 37 ülkeden 74 bin haber tüketicisi katıldı.

Raporda öne çıkan konular şu şekilde:

1-) Raporda 37 ülke arasından Türkiye haberlere güvenmeme konusunda yüzde 49 ile ilk sırada bulunuyor.  Türkiye’yi yüzde 44  ile Yunanistan ve Malezya, yüzde 43 Meksika ve yüzde 42’lik oranla Macaristan takip ediyor. Yanıltıcı ve sahte haberlerin en az görüldüğü ülkeler ise Almanya, Danimarka, Hollanda, Belçika, İsviçre, Norveç ve İngiltere olarak görülüyor.

Türkiye internette siyasi görüşünü açıklamaktan çekiniyor

2-) Türkiye yüzde 65 ile sosyal medyada siyasi görüş açıklamaktan en çok endişe duyan ülke oldu. Bunun nedeni  kullanıcıların çalıştıkları kurumda işverenleriyle sorun yaşama ihtimali. Türkiye’yi yüzde 63 ile Vietnam, yüzde 57 ile Malezya ve yüzde 56 ile de Brezilya takip ediyor. Siyasi görüşünü açıklamakta en rahat hisseden ülkeler ise Danimarka, İsveç, ABD ve Norveç.

Basına yönelik baskıya rağmen alternatif dijital yayıncılık ayakta durmaya çalışıyor

3-) Raporda Türkiye’de basına yönelik baskılara rağmen geleneksel medyanın karşısında yükselen dijital yayıncılığa da yer veriliyor. Okuyucuya alternatif bakış açıları sunan ancak sürdürülebilir geliri olmayan ve tam zamanlı-deneyimli gazetecileri istihdam edebilecek güçleri olmayan markalar arasında OdaTV, T24, Diken, Duvar, Bianet, Medyascope TV, Ahval News, Journo ve ArtıTV gösteriliyor.

Haberde en çok FOX TV takip ediliyor

4-) Türkiye’de geleneksel medyada haber almak için en çok takip edilen yayın organları sırasıyla Fox TV, CNN Türk, NTV, Hürriyet, TRT ve Sözcü. Dijital mecrada ise sırasıyla CNN Türk, Hürriyet, Mynet, NTV ve Sözcü.

Haber takibi için sosyal medya kullanımında düşüş var

5-) Dünya çapında ise haber takibi için sosyal medya kullanımında düşüş belirlendi. Türkiye’de habere erişmek için sosyal medyayı kullananların sayısı 2016’da yüzde 73’ü bulurken 2018’de bu oran yüzde 7’lik değer kaybıyla yüzde 66’ya geriledi. Ülkemizde habere en çok yüzde 72’lik bir oranla akıllı telefonlarda erişim sağlanıyor. Kullanıcıların yüzde 30’u Whatsapp’ı daha güvenli bulurken, Twitter ve YouTube kullanım oranı da geçtiğimiz yıllara kıyasla artmış durumda.

6-) Birçok ülkede dijital abonelikte artış var. Okuyucular online haberlere erişmek içim para ödüyor. Bağışlar ise giderek yaygınlaşıyor.

Raporun tamamına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

Yazar ve psikoterapist İskender Savaşır vefat etti

Bir süredir kanser hastalığıyla mücadele eden şair, yayıncı, araştırmacı ve psikoterapist İskender Savaşır 63 yaşında hayatını kaybetti.

Savaşır’ın naaşı yarın (19 Haziran) öğle vakti Tophane Kılıç Ali Paşa Camisi’nden uğurlanacak.

Metis Yayınları da sosyal medya hesabından “Yazarımız, çevirmenimiz İskender Savaşır’ın vefat haberini aldığımız için üzgünüz. Tüm sevenlerinin başı sağolsun.” mesajını paylaştı.

İskender Savaşır kimdir?

Öğretim üyesi Prof. İştar Gözaydın’la evli olan İskender Savaşır 1 Kasım 1955’te Ankara’da doğdu. 1972’de TED Ankara Koleji’nden mezun oldu. 1976’da bitirdiği Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümüne asistan olarak girdi. 1977 yılında üniversiteden ücretli izinle ve Fullbright bursuyla Kansas Üniversitesi’nde dilbilim alanında yüksek lisans çalışmaları yapmaya gitti. İlk şiirleri 1978 yılında Oluşum ve Türkiye Yazıları dergilerinde yayımlandı. Daha sonra yayın yönetiminde de yer aldığı Toplum ve Bilim, Zemin, Defter ve McWorld dergilerinde de şiirleri yayımlandı.

1979 yılında Kaliforniya Üniversitesi- Berkeley’de doktora çalışmalarına başladı. 1984 yılında Türkiye’ye kesin dönüş yaptı. İletişim Yayınları’nın çıkardığı Bilgisayar Ansiklopedisi’nin yayın yönetmenliğini yaptı; 1984-85 yıllarında Zemin-Aylık Sosyalist Dergi’nin yayın kurulunda yer aldı. 1986-87 yılında Marmara Üniversitesi İngiliz Dili Eğitimi Bölümü’nde “İngiliz Dili Tarihi” ve “İngiliz Edebiyatı Tarihi” dersleri verdi.

1987 yılında varlığını 200 yılına kadar sürdürecek olan Defter dergisinin kuruluşuna katıldı; yayın kapanana kadar yazar ve yayın kurulu üyesi olarak kadroda yer aldı. 1987 yılında kuruluşuna Aziz Nesin’in öncülük ettiği Bilar’nın İstanbul Şubesi’nin yönetimine katıldı; 1993’e kadar yönetimde yer almaya ve her dönem yeni dersler vermeye devam etti. 1988-1990 yılları arasında İletişim Yayınları tarafından çıkarılan Sosyalim ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’nde Yayın Koordinatörlüğü yapmıştır.

1990-1998 yılları arasında klinik psikoloji alanındaki pratik eğitimini tamamlayan İskender Savaşır bu yıllar arasında Imago ve İçgörü Merkezleri’nde dinamik psikoterapist olarak çalıştı, eğitim faaliyetleri düzenledi. 1998’de kurduğu Tünel Psikoterapi ve Kültür Merkezi 2000 yılında faaliyetlerini Karşı Sanat galerisi ile bütünleşerek sürdürdü. Aynı yıl Bilgi Üniversitesi’nde dışarıdan öğretim görevlisi olarak “Music Appreciation” ve “Renaissance” dersleri vermeye başlamıştı.

2000-2001 yılları arasında Ero Cinsel Yaşam Ansiklopedisi’nde yayın yönetmenliği yaptı. 2005 yılında yine kuruluşa katıldığı Aralık Derneği’nde olağan eğitim ve psikoterapi faaliyetlerinin yanı sıra sosyal sorumluluk alanındaki faaliyetlere de yer verdi.

2007-2011 yılları arasında Bilgi Üniversitesi’nin Psikoloji Bölümü kadrosuna “Psikolojiye Giriş” derslerini yeniden düzenlemek ve vermek üzere katıldı. 2011-2014 yılları arasında yine Bilgi Üniversitesi’nin bu kez Mimarlık Fakültesi’nde “Medeniyet Tarihi”, “Güzelliğin Tarihi” ve “Katedraller” üzerinde dersler verdi.

2012 itibariyle bir sosyal sorumluluk ve yayın faaliyeti olarak başlayan Dalgın Sular projesi, halen içgörüye dayalı dinamik psikoterapi ile ifade biçimleri kazandırmaya yönelik sanat terapilerinin perspektiflerini kaynaştırmaya çalışan bir arayış olarak varlığını sürdürmektedir. İskender Savaşır 2012’de Moira Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim-Adapazarı’nın bünyesine katıldı.

Savaşır’ın Masaldan Sonra (Cumartesi, 1992),  Tutku 2000 (Metis, 1995), Kelimelerin Anayurdu ve Tarihi (Metis, 2000) ve Modernliğin Vicdanı (Kanat, 2007) kitapları bulunuyor.

 

(Yeşil Gazete)