Ana Sayfa Blog Sayfa 2790

Tokyo, dünyanın ilk yüzde 100 yenilenebilir enerjili olimpiyatına hazırlanıyor

Tokyo’da düzenlenecek olan olimpiyatlara 2 yıl kala organizasyon komitesinden ‘temiz enerji’ açıklaması geldi.

2020 Tokyo Olimpiyat ve Paralimpik organizasyon komitesi, etkinliğin tüm elektriğinin yenilenebilir enerjiden sağlanmasını istediklerini duyurdu.

Japan Times gazetesinde yer alan habere göre, karbonsuzlaştırma hedefi kapsamında tüm mekanlarda rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanacak.

Yenilenebilir enerji hedefi sadece olimpiyat mekanlarıyla sınırlı kalmayacak.

Sporcuların bulunduğu alanlarda, ana basın merkezinde ve uluslararası yayın merkezlerinde de kullanılacak.

Komite ayrıca etkinlik boyunca kiralama ve kiralama hizmetlerini kullanmayı planlıyor.

Böylece oyun için satın alınan malların yüzde 99’u yeniden kullanılabilecek ya da geri dönüştürülebilecek.

Olimpiyatlarda kullanılacak madalyalar da akıllı telefonlar geri dönüştürülerek yapılacak.

Komite, enerji şirketlerinden yenilenebilir enerji satın almayı ve güneş panellerini kurulum için destek almayı planlıyor.

24 Temmuz 2020’de start alacak olan “Discover Tomorrow” (Yarını Keşfet) sloganına sahip olan oyunlar 9 Ağustos’ta son bulacak.

(Digital Trends, Yeşil Gazete)

Sendika.org bürosuna polis baskını

Sendika.Org haber sitesinin İstanbul’daki bürosuna, sabaha karşı 02:15 civarında editör Ali Ergin Demirhan hakkındaki bir soruşturma gerekçesiyle polis baskını düzenlendi.

Ali Ergin Demirhan

Sendika.Org, editör Ali Ergin Demirhan hakkındaki bir soruşturma gerekçesiyle polisin büroya geldiğini yazdı.

Polis, büro içerisinde hiçbir çalışan, yetkili ya da avukat yokken, yalnızca apartman yöneticisi gözetiminde arama yapmak üzere kapıyı kırdı. Avukatların büroya gitmesinin ardından polis, bir süre avukatların yanlarında bulunmasını engelledi.

Aramanın ardından polis bürodan ayrıldı.

 

Referandumdan sonra da gözaltına alındı

Sendika.org editörü Ali Ergin Demirhan, “referandum sonuçlarını meşru göstermemeye çalışmak” suçlamasıyla 20 Nisan 2017’de de gözaltına alınmıştı. Aynı gün polis, sabah saat 05.45’te Sendika.org bürosuna baskın da düzenlemiş, arama yapmıştı.

“Yapılan oylama sonucunu meşru göstermemeye çalışarak sosyal medya hesaplarından yapılan eylemleri organize etme, halkı kin, düşmanlığa tahrik, kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” suçlamalarıyla gözaltına alınan Demirhan, beş günlük gözaltının ardından ifadesi alındıktan sonra 25 Nisan’da serbest bırakılmıştı.

Demirhan, haber sitesinde yayınlanan “Diktatörlüğü durdurabiliriz” başlıklı haber ve sosyal medya paylaşımlarıyla “terör örgütü propagandası yaptığı” gerekçe gösterilerek 28 Mayıs’ta da gözaltına alındı. İfadesinin ardından serbest bırakıldı.

Sendika.Org’a 61 kez erişim engeli

Haber sitesi Sendika.Org, şu anda “sendika62.org” adresinden yayın yapıyor. Çünkü site hakkında 61 kez, “5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun”un 8/A. Maddesi kapsamında erişim engellenmesi kararı alındı.

Sendika.Org, bu maddenin Anayasa’ya aykırı olduğunu belirterek her kararla ilgili ayrı ayrı sulh ceza hakimliklerine başvurdu. İtirazları reddedilince de 61 kararla ilgili Anayasa Mahkemesine başvuru yaptı. Başvurunun sonucu yaklaşık bir yıldır bekleniyor.

Site ayrıca, 49. erişim engelinden sonra “erişime en çok engellenen ve bu engeli aşarak yayınını sürdüren haber sitesi” olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na da başvurmuştu.

 

(Bianet)

SPoD’dan saldırıya dair açıklama

26 Haziran Salı akşamı dört kişi tarafından saldırıya uğrayan Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği’ (SPoD) yaşanan duruma dair açıklama paylaştı.

Derneğin kapısına dayanan şahsın “Aşağıda arkadaşlarım var, kapıyı açacaksınız, kapıyı açana kadar burada duracağım, elbet çıkacaksınız. Polisi arasanız da bir şey farketmez” dediğinin ifade edildiği açıklamada polisin arandığı, ancak gelen memurların da ““OHAL’deyiz, istersek kapıyı kırıp da gireriz içeri!” ” söyleminde bulunduğu ifade edildi.

SPoD LGBTİ, ofislerine yönelik saldırı sırasında polisin de saldırganlarla birlikte hareket etmesinin ardından, dernek ofisini bir süre kapalı tutacağını da açıkladı.

SPod tarafından yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde

Derneğimize Gerçekleştirilen Saldırı Üzerine Açıklama

26.06.2018 tarihinde saat 21.30 sularında dernek ofisimizde gerçekleşen cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar eğitimi üzerine çalışma yürütecek olan gönüllü ekibimizin yapmış olduğu toplantı esnasında ofisin kapısı çalınmıştır. Gönüllülerimiz tarafından kapıyı çalanın kim olduğu sorulduğunda “… ‘nın içerde olduğunu biliyoruz, onu bize verin!”denilmiştir. Gönüllülerimiz, kapıyı açmayarak, bahsi geçen kişiyi tanımadıklarını ve böyle bir kişinin içeride olmadığı beyanını verdikten sonra kişiler kapıyı yumruklamaya, tehditler savurmaya ve küfür etmeye başlamışlardır. Bunun üzerine ofiste bulunan gönüllülerimiz, ivedilikle polisi ve dernek yönetim kurulu üyelerini aramışlardır.

Kapıya dayanan şahıs “Aşağıda arkadaşlarım var, kapıyı açacaksınız, kapıyı açana kadar burada duracağım, elbet çıkacaksınız. Polisi arasanız da bir şey farketmez” ve “Hepinizi buradan paketleyip çıkartacağım, pezevenkler, her yere bakacağım orada olduğunu biliyorum, içerden çıkarsa sizi mahvederim! …’nın orada olduğunu biliyorum, onu siz alı koyuyorsunuz”şeklinde tehditlerde ve hakarette bulunmuştur.

Bunun üzerine saldırgan kapıya vurmaya başlamıştır. Bu esnada polis olay yerine intikal etmiş olup saldırganla beraber dernek kapısını yumruklamıştır. Dernekte bulunan gönüllülerimiz kapıya sonradan gelenlerin polis olduğundan emin olamadıkları için kapıyı açmamışlardır, yine de kendini polis olarak tanıtan kişiden şahsın uzaklaştırılmasını talep etmişlerdir.

Polis ise bu esnada yetkisi olmadığı halde bağırarak “Ne derneği burası! İçeride kimler var, neden saklanıyorsunuz?” gibi sorular sorarak, “Dernekler masasını arayacağım, siz erkek değil misiniz çıksanıza dışarıya!” ve “Bir adamdan mı korkuyorsunuz?” ifadelerini kullanmıştır. Kapının arkasından bu kişilerle iletişimde olan gönüllümüz de “Belli ki siz yardımcı olamayacaksınız” deyip kapıyı açmayı reddetmiştir. Dernek gönüllülerimizin polisi aramasına rağmen, görevli memurlar şiddet uygulayan ve tehditler savuran saldırganların yanında durmuştur. Sonradan olay yerine gelen bir başka polis memuru ise “OHAL’deyiz, istersek kapıyı kırıp da gireriz içeri!”  ve “Arkadaşım bakın içeride birisi varmış, ailenin şikayetini ciddiye almak zorundayım” demiştir.

Bu esnada dernek yönetim kurulu üyemiz olay yerine intikal etmiş olup apartman binası önünde bekleyen polis memurları ile konuşmak istemiştir. Polislerle birlikte apartman kapısı önünde bekleyen saldırganlardan biri yönetim kurulu üyemize saldırı girişiminde bulunup darp etmiştir. Polis olaya müdahale etmediği için yönetim kurulu üyemiz hızlıca dernek ofisine kaçmıştır ve dernek ofisine girmiştir.

Daha sonra polis memurları tekrar yukarı çıkıp kapının açılmasını talep etmiştir. Dernek yönetim kurulu üyemiz arama iznine sahip olup olmadıklarını sorup polis kimliklerini görmeyi talep etmiştir. Polis memurlarından birisi “Artık yazılı izne gerek yok, bir telefonla savcıdan izin alabiliyoruz o zaman da kapıyı üzerinize yıkarız!” ve “Bizi uğraştırmayın gerekli bütün hukuki süreci işletiriz” diyerek gözdağı vermiştir.

Kısa bir süre içerisinde avukatlar ve diğer yönetim kurulu üyeleri dernek ofisine ulaşmışlardır. Savcıdan arama iznini alan polis memuru avukat eşliğinde dernek ofisini aramış ve içeride bulunan herkesin kimliğini kontrol etmiştir. Saldırganların iddialarının asılsız olduğunun anlaşılmasıüzerine dernek yönetim kurulu üyeleri ve gönüllüleri, saldırganlar hakkında şikayetçi olmak üzere Beyoğlu Karakoluna gitmişlerdir ve gerekli hukuki süreci başlatmışlardır. Ancak saldırganların sabaha karşı serbest bırakılması ve olay esnasında “Çocuğumuzu bulana kadar sizi takip edeceğiz, yerinizi biliyoruz!” tehditleri üzerine dernek yönetim kurulu ofis çalışanlarının, dernek gönüllülerinin ve dernek çalışmalarına katılan kişilerin güvenliğini sağlayabilmek adına dernek ofisini fiziki olarak belirli bir süre kapalı tutma kararı almıştır.

Dernek yönetim kurulu, yukarıda bahsedilen sebeplerden ötürü dernek ofisinde gerçekleşmesi planlanan tüm dernek faaliyetlerini ileri bir tarihe ertelemek ve Onur Haftası etkinliklerini iptal etmek durumunda kalmıştır.

Bu olaylar yaşanırken bizimle dayanışan ve bize destek olan üye ve gönüllülerimize, avukatlara, diğer LGBTİ+ örgüt ve inisiyatiflere, partner ve paydaş kurumlara, bağımsız aktivistlere, yakınlarımıza ve Onur Haftası Komitesi’ne teşekkür ediyoruz.

Sevgi ve dayanışmayla,

SPoD Yönetim Kurulu

 

(Yeşil Gazete)

Güzel hareket: Hollanda emisyonlarını yüzde 95 azaltıyor

Hollanda Parlamentosu’nun yüzde 75’ini temsil eden partiler, dünyanın en kapsamlı iklim yasası olacak olan yasa teklifini bugün meclise sundular.

Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri olan Hollanda’da, 2016 yılı verilerine göre kişi başına 9.6 ton emisyonla, dünya ortalamasının iki katı olarak gerçekleşiyor.

Bu kapsamlı yasa teklifiyle ülkede emisyonların 2050 yılına kadar yüzde 95 oranında azaltılması hedefi hukuki bağlayacılık kazanıyor.

Yasa aynı zamanda emisyonların 2030 yılına kadar yüzde 49 azaltılmasını da yasal zorunluluk kılıyor.

Yasa teklifi aynı zamanda, 2019 yılından sonra Hollanda hükümetinin her beş yılda bir iklim planlarını gözden geçirip güncellemelerini zorunlu kılıyor.

Bu süreç Paris Anlaşması’na uyumlu bir biçimde yürütülecek.

Ayrıca Enerji ve İklim Bakanlığı, düzenli olarak hedefleri takip etmek ve raporlamakla zorunlu tutuluyor.

İklim yasası ilk kez 10 yıl önce Birleşik Krallık’ta yürürlüğe girmişti

İktidar ile muhalefeti bir araya getiren yasa teklifi, Başbakan Mark Rutte’nin partisi VVD ve muhalefetteki Yeşiller başta olmak olmak üzere toplam 7 parti tarafından destekleniyor.

Yasa’nın ilgili formaliteler tamamlandıktan sonra hızlıca yürürlüğe girmesi bekleniyor.

Her geçen gün ulus düzeyinde kapsayıcı iklim yasalarının sayısı giderek artıyor.

İlk kez 10 yıl önce Birleşik Krallık’ta yürürlüğe giren İklim Yasası ile kurulan İklim Değişikliği Komitesi şu anda Paris Anlaşması ve bu anlaşmanın uzun vadeli emisyon azaltımı hedeflerine uyumu hakkında analiz hazırlıyor.

Yakın zamanda iklim yasası olan ülkeler kervanına yeni ülkelerin de eklenmesi bekleniyor.

Portekiz, Güney Afrika, İspanya, YeniZelanda ve de Almanya’da iklim yasası hazırlıkları devam ediyor.

 

(Yeşil Gazete)

AB Türkiye ile müzakerelere ‘başlamama’ kararı aldı

Avrupa Birliği’nin (AB) 28 Avrupa işlerinden sorumlu bakanının katıldığı Genel İşler Konseyi, Türkiye ile Gümrük Birliği anlaşmasının genişletilmesine ilişkin müzakerelere ‘şimdilik başlamama’ kararı aldı.

Birliğe üye ülkelerin AB Bakanları, Avusturya’nın Türkiye ile üyelik müzakerelerinin tamamen durdurulmasını yönündeki önergeyi ise kabul etmedi.

AB Bakanı Ömer Çelik, AB’nin bu sert açıklamasına karşı, göçmen geri kabul anlaşması kartını öne sürerek, ‘AB bu açıklamasıyla 18 Mart Anlaşması’na uymayacağını ilan etmiştir’ dedi.

Lüksemburg’da, Avrupa Birliği’nin genişleme politikasındaki son durumu görüşmek üzere toplanan AB Genel İşler Konseyi toplantısının ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde Türkiye ile yürütülen üyelik müzakerelerine ilişkin sert kararlar alındı.

Konseyin toplantının ardından yayınladığı sonuç bildirisinde ‘Konsey, Türkiye’nin her geçen gün daha fazla Avrupa Birliği’nden uzaklaştığını not emiştir. Dolayısıyla Türkiye ile üyelik müzakereleri bu aşamada ölü noktada bulunuyor’ ifadesi kullanıldı.

“Türkiye AB değerlerinden uzaklaşıyor”

Türkiye’nin AB değerlerinden de giderek uzaklaştığına vurgu yapılan açıklamada, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü, başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlükler konusundaki gerilemelerin kaygı verici olduğu belirtildi. Sivil toplum örgütü temsilcileri, insan hakları savunucuları ve gazetecilerin de ceza evinde olmasının kabul edilemeyeceği vurgulandı.

Bu çerçevede Türkiye ile ‘hiçbir yeni başlığın açılamayacağını, açılan hiçbir başlığın kapatılamayacağını, Gümrük Birliği anlaşmasının güncellenmesine ilişkin çalışmaların da şu an için başlatılmayacağı’ duyuruldu.

Avrupa Komisyonu’nun geçtiğimiz Nisan ayında aday ülkelerle ilgili yayınladığı son Katılım Raporu’nda da Türkiye ile yeni bir faslın açılmayacağı belirtilmişti.

Avusturya’nın ‘müzakereler kesilsin’ önerisi

Toplantıda, aşırı sağ iktidarın yönettiği Avusturya’nın, Türkiye ile AB arasındaki üyelik müzakerelerine son verilmesini ‘resmen’ isteyen önerisi de ele alındı. Ancak bu öneri, yeterli destek görmeyince reddedildi. Sonuç bildirgesinde, Türkiye’de sözü edilen hak ve özgürlükler alanında temel bir gelişme sağlanırsa, müzakerelerin yeniden hızlanabileceği ifade edildi.

Bu durumda Türkiye’nin, 3 Ekim 2005 yılında başlayan müzakereler çerçevesinde edindiği ‘aday ülke’ statüsü devam edecek ancak ‘müzakereler somut bir değişiklik olmazsa’ askıda kalacak.

Türkiye’de 15 Temmuz 2015 yılında yaşanan başarısız darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL uygulamaları nedeniyle, Ankara ve Brüksel arasındaki ilişkiler kopma noktasına gelmiş, AB kurumları yeni başlık açılmaması, AB yardımlarının kesilmesi gibi sert kararlar almıştı. Şimdi bu kararlara Gümrük Birliği Anlaşması’nın modernleştirilmesine ilişkin müzakerelerin de durdurulması eklendi.

Brüksel yönetimi, AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerin tümüyle kesilmesini de göze alamıyor. Zira, 18 Mart Göçmen Geri Kabul Anlaşması ile 3,5 milyon göçmeni ülkesinde tutan Türkiye’nin, kapıları açması durumunda zaten göç dalgasıyla derin bir krize giren AB, yeni bir göç dalgası istemiyor. Ayrıca, Suriye ve terörle mücadele dosyalarında da Türkiye ile yakın stratejik bir çalışma yürüten AB ülkeleri, köprülerin tümüyle atılmasına karşı.

Bakan Çelik ‘Göçmen Anlaşması kartını’ çıkardı

AB Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik, AB Genel İşler Konseyi’nin sonuç belgesinde dile getirilen ifadelere sert tepki gösterdi. Twitter hesabından açıklama yapan Bakan Çelik, “AB bu açıklaması ile 18 Mart Anlaşması’na uymayacağını ilan etmiştir. AB’nin sadece kendi çıkarına gördüğü göç, terör, ulaştırma, enerji gibi alanlarda Türkiye’yi kilit ortak göreceği ve ülkemize karşı sözlerini ve taahhütlerini yerine getirmekten imtina edeceği seçici bir ilişki biçimini kabul etmemiz mümkün değil.” dedi. AB’nin “bir kafa karışıklığı yaşadığını” belirten Bakan Çelik, AB yöneticilerini “vizyonsuz olmakla” suçladı. Çelik, şunları söyledi:

“18 Mart mutabakatının devamının önemini vurgulayan açıklamanın, mutabakatın asli unsurları olan yeni fasılların açılmasında ve Gümrük Birliğinin güncellenmesinde hiçbir adım atılmayacağını söylemesi, vize muafiyetinden bahsetmemesi dürüstlükten uzak ve çelişkili bir yaklaşımdır. 18 Mart sadece göç meselesinden ibaret değildir. AB’nin taahhütleri bulunan yukarıdaki konular da 18 Mart’ın asli unsurlarıdır. AB bu açıklaması ile 18 Mart anlaşmasına uymayacağını ilan etmiştir. AB’nin sadece kendi çıkarına gördüğü göç, terör, ulaştırma, enerji gibi alanlarda Türkiye’yi kilit ortak göreceği ve ülkemize karşı sözlerini ve taahhütlerini yerine getirmekten imtina edeceği seçici bir ilişki biçimini kabul etmemiz mümkün değildir.”

“Türkiye’nin AB’den uzaklaştığı iddiası trajikomiktir”

Aşırı sağın iktidar olduğu ülkelerin AB’yi esir aldığını da sözlerine ekleyen Bakan Çelik, “AB Konseyi’nin ülkemizin AB’den uzaklaştığı iddiası trajikomiktir. Bu iddianın ciddiye alınacak tarafı yoktur. Avusturya’nın Türkiye – AB ilişkilerini bitirme niyeti bazı üye ülkelerin de desteğiyle AB pozisyonu haline getirilmiştir. Biz değerler Avrupasını temsil eden bir AB’ye üye olmak istiyoruz. Aşırı sağın iktidar olduğu, bunun normalleştirildiği ve AB’nin kendi kurucu değerlerinden uzaklaştığı bir AB ne üyelerine ne adaylarına gelecek vaat edebilir” diye konuştu.

 

(Euronews)

Amsterdam’ın ilk kadın belediye başkanı Yeşil Sol Parti’nin eski lideri Femke Halsema

Hollanda’nın başkenti Amsterdam, tarihinde ilk kez bir kadın belediye başkanı tarafından yönetilecek.

Amsterdam Belediye Meclisi’ndeki en büyük sol grup olan Yeşil Sol Parti’nin (GroenLinks) eski lideri Femke Halsema, Amsterdam’ın yeni belediye başkanı seçildi.

Femke Halsema

Önümüzdeki günlerde Kral Willem – Alexander tarafından resmen atanacak olan Halsema, 6 yıl boyunca belediye başkanlığı koltuğunda oturacak.

Amsterdam 1946 yılından 2017 yılına kadar sadece sosyal demokrat eğilimli İşçi Partili (PvdA) belediye başkanlar tarafından yönetildi.

İşçi Partili son başkan Eberhard van der Laan’ın kanser nedeniyle geçen yıl yaşamını yitirmesi üzerine, geçici olarak eski Lahey Belediye Başkanı liberal sağ politikacı Jozias van Aartsen atandı. Ancak sağcı başkan dönemi uzun sürmedi.

Femke Halsema kimdir?

Amsterdam’ın tarihindeki ilk kadın belediye başkanı olan Halsema, 1966 yılında doğdu. Sosyal demokrat bir aileden gelen kadın politikacı, Utrecht Üniversitesi’nde sosyal bilimler eğitimi gördü.

Siyasete 1993 yılında İşçi Partisi’nde atılan Halsema, Amsterdam polisinin 1997’deki Avrupa Zirvesi protestolarına yönelik tutumuna yepki göstererek, partisinden istifa etti.

Halsema 1998 yılında Yeşil Sol Parti’den milletvekili seçilerek Meclis’e girdi. 2002 – 2010 yılları arasında partinin liderliğini üstlenen Femke Halsema, Ocak 2011’de siyasetten ayrıldığını açıkladı.

Yaşamına yayıncılık ve köşe yazarlığı ile devam eden Halsema, iki çocuk annesi ve uzun yıllardır Amsterdam’da yaşıyor.

 

(BBC Türkçe)

Bursa’da 20 yıldır süren Cargill davasıyla ilgili ihlal kararı

Bursa Barosu öncülüğünde, sivil toplum örgütlerince 20 yıldır sürdürülen Cargill Davası’nda son kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) verdi. Mahkeme, Bursa’nın Orhangazi ilçesinde, Cargill şirketine nişasta fabrikası kurmasının ardından verilen hukuk mücadelesiyle ilgili bazı başvurucuların şikayetini haklı buldu. Mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma hakkıyla ilgili 6’ncı maddesinin ihlal edildiğine karar verdi.

​Bursa Barosu Başkanı Avukat Gürkan Altun’un Cargill ile ilgili AİHM kararını açıkladığı basın toplantısına davanın başvurucuları Bursa Barosu önceki başkanlarından avukatlar Ali Arabacı, Yahya Şimşek ile Asude Şenol, TMMOB İKK önceki sekreteri Mustafa Özçelik, Bursa Barosu Çevre Komisyonu Başkanı Avukat Eralp Atabek, komisyon üyesi Avukat Erol Çiçek, AİHM davası vekili Avukat Şaban Cankat Taşkın, Bursa önceki milletvekillerinden Ali Rahmi Beyreli ve Cargill davasına müdahil olan akademik meslek odalarının temsilcileri katıldı.

‘Birinci sınıf tarım arazi imara açıldı’

Bursa Barosu Başkanı Avukat Gürkan Altun

Baro başkanı Altun, Bursa Barosu’nun tarihi boyunca en çetin mücadeleyi ‘Cargill Davası’nda verdiğini belirterek, “Bu davada hiçbir zaman Amerikan şirketi davalı olmamıştır. 1997 yılında başlayıp 20 yıl süren hukuk mücadelesinin tek muhatabı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin valiliği, bakanlığı, başbakanlığıdır.

Birinci sınıf tarım arazisini hukuksuz bir şekilde Cargill için imara açan idare, henüz inşaat aşamasındayken verilen yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarını uygulamamış, tesisin bitirilip faaliyete geçmesine göz yummuştur. Sonrasında verilen iptal kararları da adeta görmezlikten gelinmiş, aleyhte kararları bertaraf etmek için yeni idari kararlar alınmış, bunlar da yetmemiş, yönetmelikler çıkarılmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi de sadece bir şirketin çıkarı doğrultusunda çalıştırılıp özel yasalar çıkarılmıştır.

Dile kolay, 20 yıllık bir mücadele sonunda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden çıkan ve başvurucu meslektaşlarımızın haklı bulunduğu karar, sevincimiz değil, utancımızdır. Hukukun üstünlüğünü savunan biz avukatlar, ülkemizin, adalete erişim, bağımsız ve adil yargılama, evrensel hukukun gereklerini yerine getirme konularında birinci sırada olmasını isteriz elbette. Yargı kararlarına uyulmamış olmasından ötürü, ülkemizi uluslararası bir mahkemede mahkum ettirmeyi elbette istemeyiz” dedi.

Cargill Davası 1998 – 2018

Olayın geçmişi ve dava süreci hakkında bilgi veren Altun, şöyle konuştu:

“Bursa’nın Orhangazi ilçesinde, Cargill şirketine nişasta fabrikası kurması için verilen izinler üzerine, bunların iptali için dava süreci 1998’de başlamıştır. Bu davalar; plan değişiklikleri, emisyon ve deşarj izinlerinin iptaline ilişkindi. Hükümet, bu yöntemle sonuç alamayınca, tesisin kurulmak istendiği yeri özel endüstri bölgesi ilan etmiş, fakat bu da Danıştay’ca iptal edilmiştir.

Bunun üzerine Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda değişiklik yapılarak tarım arazisi olan alan sanayi alanına çevrilmiştir. Bu değişikliğin Cumhurbaşkanı tarafından Meclis’e iadesi üzerine ikinci defa yasa değişikliği yapılmıştır. Bu yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmuş; yasanın kişiye özel çıkarıldığının belgelenmesine rağmen mahkeme başvuruyu reddetmiştir. Sürecin tümünde Anayasa’ya göre millete ait egemenlik yetkisinin yargı kısmını ‘Türk Milleti’ adına kullanan mahkemelerin, çeşitli kararları uygulanmayarak; yargı kararlarının etkisiz hale getirilmesi için plan ve yönetmelik değişiklikleri ve son kertede iki defa yasa değişikliği yapılarak, Türk Milletinin egemenlik hakkına hükümetler ve idare organları tarafından müdahale edilerek; anayasanın kurucu ilkeleri ayaklar altına alınmıştır. Halen devam eden, bu yargı sürecinden sonuç alınamaması üzerine, 2005 yılında AİHM’e AİHS’in adil yargılanma hakkı (Madde:6), yaşam hakkı (Madde:2), aile ve özel yaşam hakkı (Madde:8) ve etkili başvuru ve haklarının ihlali nedeniyle başvuru yapılma zorunluluğu doğmuş ve yapılmıştır.

Yaklaşık 13 yıl sonra AİHM bu başvuru nedeniyle sözleşmenin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. AİHM, kararında dönemin Başbakanı, Bayındırlık ve İskan Bakanı ve Gemlik Belediye Başkanının, mahkeme kararlarının uygulanması konusunda sorumlu olmalarına rağmen idare mahkemesi kararlarını uygulamadıklarını tespit etmiş ve kararı uygulamayan yetkililer hakkında açılan tazminat davasıyla ilgili olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu’nun verdiği kararlara 3’er kez atıf yaparak bu durumu özellikle vurgulamıştır. Atıf yapılan kararlarda idare mahkemesi kararlarını uygulama imkanına sahip yetkililerin bunun gereğini yerine getirmedikleri ve bu nedenle yargı kararlarının uygulanmamasından doğan zararlardan İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 28’inci maddesi uyarınca şahsen sorumlu oldukları tespiti yapılmıştı.

Bu bağlamda AİHM, hukukun üstünlüğünün temel unsurlarından birinin hukuki kesinlik ilkesi olduğunu ve herhangi bir anlaşmazlıkla ilgili nihai bir yargı kararının sorgulanmaması gerektiğini yinelemiştir. Yasa değişikliği, henüz uygulanmamış birçok nihai (kesin) yargı kararının etkisiz hale getirilmesini mümkün kılmıştır. Sonuç olarak mahkeme, bir dizi nihai ve uygulanabilir yargı kararını uygulamak için gerekli tedbirlerin almaktan yıllardır kaçınan ulusal makamların, başvuranları etkili yargı korumasından mahrum bıraktığını tespit etmiştir. Dolayısıyla, 6’ncı madde olan adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir.”

 

(Bursada Bugün)

Gazeteci Mehmet Altan hakkında tahliye kararı

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi, ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılan Mehmet Altan’ın tahliyesine karar verdi.

Haberi Anadolu Ajansı duyurdu. Altan, ‘FETÖ’nün medya yapılanması’ adıyla anılan davada yargılanıyordu.

Esas hakkındaki mütalaada tutuklu yargılanan Ahmet Altan, Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak, Yakup Şimşek, Şükrü Tuğrul Özşengül ve Fevzi Yazıcı’nın Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ‘Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçunu düzenleyen 309/1’inci maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılması istenmişti.

Mahkeme heyeti, yazarlar Ahmet Altan, Mehmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın da aralarında bulunduğu altı sanığa ‘anayasayı ihlal’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermişti.

 

(Diken)

İzmir ve Aydın için planlanan Kirazlı RES Projesi kapsamında en az 500 ağaç kesilecek

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Ege Bölgesi’nde bir rüzgar enerji santrali (RES) daha kurulması için geçtiğimiz haftalarda izin verdi.

Metehan Ud’un Evrensel’de çıkan haberine göre, Kiraz Enerji AŞ. tarafından Aydın’ın Nazilli ilçesi ile İzmir’in Kiraz ve Beydağ ilçeleri sınırları içinde kurulmak istenen RES projesine ait çevresel etki değerlendirme (ÇED) raporu kabul edildi.

ÇED raporuna göre, 5’i Aydın, 9’u İzmir’de olmak üzere toplam 14 RES türbininin kurulmak istendiği bölge yüz binlik planlarda orman ve tarım arazisi olarak yer alıyor.

Alanın mülkiyeti hazinede ve projenin en az 49 yıllığına sürdürülmesi planlanıyor.

Bölgedeki köylülere ait araziler için de acele kamulaştırma kararı çıkarılmış durumda. Söz konusu proje için verilen ÇED izni de köylülerin açmış olduğu dava ile olumlu sonuçlandı.

Köylülerin acele kamulaştırma kararı ile imar değişikliğine karşı açmış olduğu dava olumlu sonuçlanmış olmasına rağmen proje sürdürülüyor.

Kirazlı Enerji AŞ. ise Türkerler Holding’e ait.

İnşaat ve enerji sektöründeki yükselişleri ile bilinen Türkerler Holding, yol, bina yapımı gibi pek çok kamu ihalesini aldı.

Endemik bitkiler için koruma yok

Her bir türbinin etrafı 50 metrelik daireler halinde bitki örtüsünden temizlenecek.

Toplamda 90 bin metrekarelik alanda 500’ün üzerinde kestane, meşe ve karaçam ağacı kesilecek.

Proje ruhsat sahasından 7 endemik bitki türü yer alıyor.

Endemik türlerin korunmasına yönelik herhangi bir  önlem alınmasına gerek duyulmamış.

Ormanlık alanda 6 metre genişliğinde 7 kilometrelik iş makinelerinin geçebileceği servis yolu açılacak.

Sürekli olarak Türkiye’nin enerji ihtiyacının ‘yenilenebilir’ kaynaklarla giderilebileceğinin vurgulandığı proje dosyasındaki “Rüzgar enerjisi, yeşil teknoloji olarak düşünülür” dikkat çekiyor.

EGEÇEP Dönem Eş Sözcüsü Fırat Korkmaz “Temiz enerji denmesine rağmen tercih edildikleri alanlardan dolayı çevreye zarar veriyor” dedi.

 

(Evrensel)

TGS’den Erdoğan’a çağrı: OHAL sözünü tutmasını bekliyoruz

24 Haziran’da gerçekleştirilen Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nin ardından Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulundu.

TGS’nin resmi Twitter hesabından yapılan açıklamada, Erdoğan’ın OHAL’i kaldırma sözünü yerine getirmesi gerektiği hatırlatılarak Türkiye cezaevlerinde tutulan 146 gazetecinin bir an önce serbest bırakılması istendi.

Yapılan açıklamanın tam metni şu şekilde:

“Türkiye halkı 24 Haziran’da sandık başına gidip vatandaşlık görevini yerine getirdi. Kamuoyu farklı kaynaklardan özgürce bilgilenemediği için seçim sürecinin demokratik ve adil olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak seçim sonuçları meşrudur ve herkesin saygı göstermesi gerekir. Önümüzdeki süreçte, seçim döneminde artan kutuplaşmanın ve yaygınlaşan ötekileştirici dilin son bulması en büyük temennimizdir.

Sürmekte olan anti-demokratik ‘Olağanüstü hal’ uygulamalarının, üzerinden iki yıla yakın süre geçmiş olan 15 Temmuz darbe girişimiyle alakası olmadığı herkesin malûmu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘seçimden sonra OHAL’i kaldırma’ sözünü tutmasını bekliyoruz.

Gazeteciler üzerindeki saray ve patron baskısının son bulmasını, Türkiye cezaevlerinde tutulan 146 gazetecinin bir an önce serbest bırakılmasını, hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesini talep ediyoruz.

Demokrasi, insan hakları ve özgürlükler güvence altına alınmadan ülkemizin refah seviyesinin yükselmeyeceğini hatırlatıyor, hür bir medya için mücadeleden hiçbir koşulda vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz.”

 

(Yeşil Gazete)