Dünyada kadınların araba kullanmasının yasak olduğu tek ülke olan Suudi Arabistan’da bu yasak 24 Haziran’da sonlandırılmıştı.
Ülkedeki Ukaz gazetesinin haberine göre Mekke bölgesindeki el-Cumum kentinde yaşayan Selma Şerif isimli kadının arabası, yasağın kaldırılmasına karşı olanlar tarafından kundaklandı.
Mahallesindeki erkeklerin sürekli sözlü tacizlerine maruz kaldığını belirten Şerif, işe gidiş-gelişi sırasında “kadınlarımız araç sürmez” şeklinde uyarılar aldığını ancak borçla aldığı aracını yakacak kadar ileri gideceklerini aklından geçirmediğini söyledi.
Şerif o anları cep telefonu kamerası ile kaydetti.
İki kişiye gözaltı
Yetkililere seslenen Şerif, toplumu kendi isteklerine göre dizayn etmeye çalışan bu kişilere karşı önlem almaları çağrısında bulundu.
Konuya ilişkin emniyetten yapılan açıklamada kundaklama olayıyla ilgili 2 kişinin gözaltına alındığı kaydedildi.
Söz konusu kişilerin bölge sakinlerinden olup aracı yakmak için bir istasyondan benzin aldıklarına işaret edilen açıklamada, şüphelilerin savcılığa sevk edildiği ifade edildi.
Sıcak hava dalgası Kanada’nın Quebec eyaletinin güney bölgelerini etkisi altına aldı.
Yüksek nemle birlikte 45 dereceyi bulan sıcaklar geçtiğimiz Cuma günü başladı.
Şimdiye kadar 33 kişinin sıcak hava dalgası nedeniyle öldüğü belirten yetkililer ölenlerin çoğunun 50 ila 80 yaşındakiler olduğunu kaydetti.
Bunun bölgede on yıllardır yaşanan en kötü sıcak hava dalgası olduğunu bildirilirken, yetkililer halka bolca su içip, gölgede kalmaları çağrısında bulundu.
Montreal Belediye Başkanı Valeri Plante ise “Elimizden gelen her şeyi yapıyoruz” dedi.
Kentteki havuzlar ve klima bulunan alanlar halka açıldı.
Plante, yardım görevililerinin kapı kapı dolaşarak tehdit altındaki 15 bin kişiyi kontrol ettiğini söyledi.
Şu ana kadarki 33 ölümün 18’i Montreal’de, kalanlarıysa çevre bölgelerde gerçekleşti.
“Komşunuzun kapısını çalın”
Belediye Başkanı Plante “Montreallilerin komşularının kapılarını çalıp iyi olup olmadıklarını kontrol edeceklerine güveniyorum. Bu bir ekip işi” dedi.
Kamu sağlığı yetkilileri sıcak hava dalgasının özellikle çok küçükler, yaşlılar ve hastalığı bulunanlarda ölümcül olabileceğini söylüyor.
Montreal Kamu Sağlığı Yetkilisi Mylen Drouin BBC’ye yaptığı açıklamada, ölen kent sakinlerinin çoğunun 65 yaşın üzerinde olduğunu, klimaları bulunmadığını ve çeşitli sağlık sorunları olduğunu söyledi.
Morntreal’deki sıcaklıklar normal mevsim ortalaması olan 25 derecenin çok üzerinde.
Sıcak hava dalgasının bugün sona ermesi bekleniyor.
Quebec eyaletinde en son 2010 yılında yaşanan aşırı sıcaklar nedeniyle 106 kişi hayatını kaybetmişti.
Fosil yakıtların kullanımı, arazi kullanımı değişiklikleri, ormansızlaştırma ve sanayi süreçleri gibi insan etkileriyle atmosfere salınan sera gazı birikimlerindeki hızlı artışın doğal sera etkisini kuvvetlendirmesi sonucunda yerkürenin ortalama yüzey sıcaklıklarındaki artışı iklim değişikliğine yol açıyor.
Günümüzde küresel ortalama sıcaklıklar yüzyıl öncesine göre 1 derece arttı.
Dün (5 Temmuz Perşembe) son baskısını yapan Habertürk gazetesinden Ciner Medya Grubu bünyesindeki başka departmanlara kaydırılacağı söylenen pekçok isim işten çıkarıldı.
Ciner Yayın Holding bünyesinde 1 Mart 2009 tarihinden beri yayın hayatına devam eden gazete Habertürk, dün son baskısını yaptı.
Habertürk Gazetenin kapanmasıyla birlikte birçok deneyimli gazeteci işten çıkarıldı.
İşten çıkarılan Ajans Habertürk (AHT) ve Ankara bürosu muhabirlerinin isimleri şöyle:
Ümran Avcı, Veli Sarıboğa, Sinan Bilgenoğlu, Dündar Kale, Murat Ataş, Hayati Arıgan, Mehmet Kayahan, Soner Özcan, İrem Koca, Can Baytak, Pervin Kaplan, Zahide Turan, Arif Taşkın, Gökhan Artan.
Ciner yönetimi tarafından 2 Temmuz’da yapılan açıklamada gazetenin basılı yayın hayatına 5 Temmuz Perşembe günü itibariyle son vereceği bildirilmişti. Basılı yayında çalışanların bir bölümünün ise internet haber portalına kaydırılacağı aktarılmıştı.
Medyatava’daki habere göre Ciner Grubu’na bağlı yayın yapan Habertürk Gazetesi son dönemde yaşadığı ekonomik zorluklar ve kur fiyatlarındaki oynaklık nedeniyle yayın hayatını devam ettirmekte zorluk yaşamış ve dijital bir dönüşüm içine girme kararı almıştı.
Gazete, kapanırken ‘bazı isimlerin dijitale kaydırılacağı’ yönünde haberler çıkmıştı.
Tayland’da, mağarada mahsur kalan 12 çocuk ve antrenörlerinin kurtarılması çalışmalarına katılan bir dalgıç yaşamını yitirdi.
38 yaşındaki eski Deniz Kuvvetleri mensubu Saman Kunan, çocukların mahsur kaldığı odacığa oksijen tedariği görevinin dönüşü sırasında bilincini kaybetti. Kurtarma ekibinin diğer görevlileri Kunan’ı hayata döndüremedi.
Chiang Rai bölgesi vali yardımcısı Kunan’ın ölümü ile ilgili yaptığı açıklamada, “Görevi çocuklara oksijen sağlamaktı ama dönüş yolunda kendi oksijeni kalmadı.” dedi. Deniz Kuvvetleri’ndeki dalgıçlık görevinden ayrılmış olan Kunan, kurtarma operasyona yardım etmek için gönüllü olarak katılmıştı.
Tham Luan Mağaraları’nda mahsur kalan grubu kurtarmak için çalışmalar sürüyor. Ekipler, birkaç gün sonra başlaması beklenen yoğun yağışlar mağaradaki su seviyesini yükseltmeden önce kurtarma işlemini tamamlamak için zamana karşı yarışıyor.
Kurtarma çalışmasını yürütenler, çocukları mümkün olan en güvenli ve kolay şekilde dışarıya çıkarmanın yollarını arıyor. Mağaradaki su seviyesinin yükselmesiyle çıkış yollarının yeniden kapanacağı ve kurtarma çalışmalarının daha zor hale geleceği ifade ediliyor.
Çocukların çoğu yüzme bilmiyor ve bu şekilde çıkmak zorunda kalırlarsa temel dalış eğitimi almaları gerekecek. Bu yolla da dışarı çıkarılamazlarsa, yağış sezonunun bitmesini bekleyecekler. Bu da dört ay mağarada kalmaları anlamına gelecek.
23 Haziran 1988 tarihinde Washington D.C.’de olağanüstü sıcak bir günde James Hansen, Senato komitesi önünde yaptığı konuşmada “sera gazı etkisinin tespit edildiğini ve bunun o an itibariyle iklimimizi değiştirmekte olduğu”nu senatörlere bildirdi. O günlerde Hansen NASA’nın Goddard Uzay Araştırmaları Enstitüsü’nün başındaydı ve Hansen’ın bu tanıklığı “sera gazı etkisi” hakkındaki ilk resmi uyarı olmamasına rağmen – Başkan Lyndon Johnson’a 1965 yılında verilmiş bir rapor gelecek on yıllarda “iklim üzerinde ölçülebilir ve hatta belirgin değişiklikler” olacağını öngörmüştü – medyada ulusal boyutta yer alan ilk haberdi. New York Times gazetesinin birinci sayfasında manşetten verdiği haberde ortalama küresel sıcaklık derecelerinin uzun dönemde yükselişini gösteren bir grafik de yer almaktaydı.
James Hansen
Bu hafta Hansen’ın Senato’daki iklim tanıklığının otuzuncu yıldönümü ve bundan daha hazin bir kilometre taşı düşünülemez. Aradan geçen otuz yıl içinde Kuzey Kutbu’ndaki buz örtüsünün neredeyse yarısı eridi; okyanuslar asitlendi; Kuzey Amerika’nın batısı büyük ölçüde yandı; aşağı Manhattan, Güney Florida, Houston ve New Orleans seller altında kaldı ve ortalama sıcaklık artışları yükselmeye devam etti. Daha geçen hafta bir grup bilim insanının Nature dergisinde yayımlanan raporunun belirttiği üzere Antarktika’daki buzların erime hızı son on yılda üç kat artmış durumda ve Washington Post’un haberine göre “Eğer buzullar bu hızla erimeye devam ederse, başımız büyük dertte.” (Antarktika’daki buzların hepsinin erimesi durumunda dünyadaki deniz seviyelerinde 60-61 metrelik bir artış yaşanacak, daha hassas bir bölge olan Batı Antarktika Buz Örtüsünün erimesi durumunda ise deniz seviyeleri üç metre kadar artacaktır.) Gene geçen hafta bilim insanları Afrika’nın en eski baobab ağaçlarının çoğunun öldüğünü, bunun nedeninin ise büyük olasılıkla iklim değişikliği olduğunu söylediler; geçen ay da araştırmacılar, kardondiyoksit seviyelerinin, muhtemelen dünyanın en önemli besin kaynağı olan pirincin besin değerini azaltmakta olduğunu gösterdiler. Bütün bunlara rağmen, Washingtonhâlâ meseleyi görmezden gelmeye ve daha da kötüsü, çözüm çabalarının önüne engeller çıkarmaya devam ediyor. Peki böyle birşey nasıl olabilir?
Olası cevaplardan bir tanesi, bu durumdan bilim insanlarının sorumlu tutulabileceği. Hansen’ın da en azından bir dereceye kadar hemfikir olduğu bir durum bu. Hansen şimdi yetmiş yedi yaşında ve NASA’dan emekliye ayrıldı. Kısa süre önce Associated Press’e “hikâyeyi kamuya yeterince açık seçik bir şekilde anlatamamış” olmaktan dolayı pişmanlık duyduğunu söyledi. Birçok iklim bilimci de aynı şekilde, konuyu sokaktaki insana izah etmekte pek başarılı olamadıklarını söylüyor ve bunun bir sonucu olarak, bilim insanlarının mesajı daha iyi iletmelerine yardımcı olmak amacıyla düzinelerce internet sitesi yaratılmış ve ayrıca, sırf bu amaç için birkaç örgüt bile kurulmuş durumda.
Birçok iklim bilimci ile mülakat yapmış biri olarak – Hansen’la farklı zamanlarda yaptığım birkaç mülakat da bunlara dahil elbette – iklim bilimcilerin bir grup olarak kendilerini ifade etmekte pek de iyi olmadıklarını söyleyebilirim. (Vakti zamanında Hansen’ın kariyeri üzerine bir makale yazarken kendisine hayran olmaya yatkın dinleyici/izleyici kitlelerini bile kaybettiğini gözlerimle gördüm.) Ama iklim tartışması denen şey ortaya çıkalı otuz yıl oldu – hatta L.B.J. raporunu işin içine katarsak, üstünden elli üç yıl geçmişken – sanırım bu gidişata bir dur demenin, “bilim insanları halka iyi anlatamıyor” hikâyesine son vermenin vakti geldi artık.
1988’de iklim değişikliği ile ilgili elimizde olan bilgiler, akademik bilimin standart sapma tarzında yazılmış diyebileceğimiz kuru çalışmalardan ibaretti. Ertesi sene, Bill McKibben halkın anlayabileceği bir dille bu konuyu ele alan ilk kitabı, “Doğanın Sonu”nu yayımladı. O zamandan günümüze, bu konuda, en hevesli okuyucuların bile yetişmekte güçlük çekecekleri bir hızla çıkan sayısız kitap yayınlandı. Bunların arasında çocuk kitapları, çizgi romanlar ve hatta boyama kitapları bile mevcut. Öte yandan, iklim değişikliği ile ilgili birçok gazete ve dergide sayısız makale çıktı; bu konuda özel televizyon programları ve hatta belgesel filmler yapıldı. Her şey bir yana, iklim değişikliği artık son derece belirgin bir hal aldı. O kadar ki, konu ile ilgili birşeyler okumamıza veya izlememize gerek yok artık. Dünyanın birçok yerinde tek yapmamız gereken şey, etrafımıza bakmak. Amerika Birleşik Devletleri’nin güneybatısında mesela, şu anda öylesine ciddi bir kuraklık yaşanmakta ki, su kısıtlamaları uygulanıyor ve birçok milli tabiat parkı da kapalı. Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nin (NOAA) Kuzey Carolina’nın Asheville şehrindeki merkezinde iklim izleme bölümü başkanı Deke Arndt durumu geçenlerde AP haber ajansına şöyle özetledi: “Otuz yıl önce iklim değişikliğini uzaktan gelen bir tren olarak görebilirdik. Fakat şimdi tren oturma odamızın içinde.”
Bu yıldönümünü iklim bilimcilerinin başarısızlıklarına hayıflanıp durmak yerine onların başarılarını kutlamayı – evet, “kutlama” çok iyi bir kelime seçimi olmadı belki, ama başarılarının gerçekliğini kabul etmeyi – öneriyorum. Otuz sene önce, Hansen öncülüğünde iklim bilimciler bir dizi öngörüde bulundular; bu öngörülerin büyük çoğunluğu inanılmaz ölçüde doğru çıktı. Ve genel halk olarak bizim bu öngörüler üzerine harekete geçmekte çuvallamış olmamız, iklim bilimcilerden ziyade bizzat kendimiz, bizzat bizler hakkında çok daha fazla şey anlatıyor.
Geçen sene bir video projesi için Hansen ile bir röportaj yaptım. Kendisine gençlere bir mesajı olup olmadığını sordum. “Basit şey şu,” dedi. “Arkamızda böylesine lanet olası [s..tirici] bir enkaz bıraktığımız için özür dilerim.”
Acaba bundan daha açık ve net bir mesaj olabilir mi?
Sirkeci Tren Garı 21 – 22 Temmuz tarihlerinde, Pet Festivali’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.
Festival komitesi amaçlarını, “Bir sosyal sorumluluk projesi olarak başlayan ve bir çığ gibi büyüyen #PetFestivali’nin üstlendiği misyon, hayvanlara karşı duyarlılığı onlarla birlikte bilinçlenerek vakit geçirmek, hayvan sevgisini daha da arttırmak ve hayvanlarla birlikte uyumlu yaşama bilincini geliştirmek fikrini insanlara aşılamaktır” şeklinde özetliyor.
Festival süresince Sirkeci Tren Garının tarihi dokusu içinde 2 gün boyunca birbirinden eğlenceli atölyeler, uzmanlar ile bilgilendirme sohbetleri, harika konserler, imza günleri, her konuda bilgi alabileceğimiz dernekler, alışveriş standları, yeme-içme alanları olacak.
Hayvan Deneylerine Hayır Platformu ile Deney Gerçeği
Gazetemizin hayvan hakları haberleri editörü Tolga Öztorun’un da “doğru hayvan sahiplendirme ” konulu söyleşisi ile katkıda bulunacağı Pet Festivalinin programında ayrıca “Duygu Bükçüoğlu ile pozitif eğitim üzerine söyleşi…”, “Veteriner Hekim Çağlar Kondu, Veteriner Hekim Dr.Efe Onur ve Veteriner Hekim Bulut Aktaş ile dostlarımızın sağlığı ve mutluluğu üzerine söyleşiler… “, “Hayvanlara Adalet Derneği ile hayvanlarla uyumlu yaşamak ve hayvan hakları üzerine bilgilendirici bir söyleşi… ” etkinlikleri de yer alacak.
Söyleşilerin dışında festivalde ayrıca, “Workshoplar”, “Koç Köpekler ile koçluk atölyesi…”, “Çocuklar ile patili dostlar resim atölyesi…” ve “Hayvan Deneylerine Hayır Platformu ile Deney Gerçeği…” oturumu da katılımcıları bekliyor.
ABD’de görülen Reza Zarrab davasının duruşma notlarını Türkçeye çevirerek Twitter’da paylaşan Sebla Küçük hakkında “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla yedi buçuk yıla kadar hapis cezası talebiyle dava açıldı.
Zarrab davasının duruşmalarında ana akım medyayı temsilen yalnızca birkaç gazeteci hazır bulunmuştu.
Küçük’ün duruşmayı takip eden ABD’li gazetecilerin tweetlerinden yaptığı çeviriler büyük ilgiyle takip edildi.
Küçük, Zarrab davasının duruşma notlarını Türkçeleştirdikten aylar sonra, geçen mayısta savcılık tarafından ifadeye çağrıldı.
24 Haziran’daki seçimlerden hemen önce de savcılık Küçük hakkında dava açtı.
İddianamede Küçük’ün Zarrab davasının notlarını Türkçeleştirdiği için değil Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Afrin’de YPG’ye karşı başlattığı harekât hakkındaki çevirileri nedeniyle cezalandırılması isteniyor.
Çünkü Küçük o tarihlerde uluslararası haber ajansı Reuters’ın Afrin harekâtına ilişkin İngilizce haberlerini de Türkçeye çevirerek takipçileriyle paylaşmıştı.
“Yaptığım çeviriler haber ajanslarının ve tanınmış gazetecilerin aktardığı bilgiler”
Küçük bu süreçte Yeni Şafak gazetesi tarafından da hedef gösterildi.
Gazete hakkında dava açılan Küçük’ün Reuters haberlerinden yaptığı çeviriler için şu ifadeleri kullandı:
“YPG-PKK terör örgütüne yakın kaynakların haberlerini sosyal medyada İngilizceden Türkçeye çeviren Sebla Küçük hakkında yedi buçuk yıl hapis cezası istendi.”
Küçük’e göre bu suçlama, Türkiye’de biraz muhalif olan herkese artık kolayca yapıştırılan bir etiket:
“Birçok gazeteci, yazar, hukukçu hatta sıradan vatandaş bile akıl almaz bir şekilde terör örgütü üyeliği ya da propagandasıyla suçlanabiliyor. Ben yargılanmaktan korkmuyorum. Yaptığım çeviriler haber ajanslarının ve tanınmış gazetecilerin aktardığı bilgiler. Mantıken bu davada bana mahkûmiyet verilmemesi gerekir lâkin Türkiye’deki hukuk sisteminde bu dönemde mantık pek işlemiyor.”
17-25 Aralık 2013’te Türkiye’yi ayağa kaldıran yolsuzluk operasyonlarında adı geçen Zarrab’ın, ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımların arkasından dolandığı, bunun için Türkiye’deki bankacılık sistemini kullandığı ve AKP hükümetinin dört bakanına yüklü miktarda rüşvet verdiği iddia ediliyordu.
İstanbul’da yaşayan ve ağırlıklı olarak iş dünyası ve sivil toplum örgütlerinin toplantılarında simultane tercümanlık yapan Sebla Küçük (35) 22 Kasım’da ilk kez hâkim karşısına çıkacak.
İzmir’in Karabağlar ilçesine bağlı Uzundere mahallesinde Adem Petrol şirketinin açmak istediği 3 adet jeotermal kaynak kuyusuna karşı mahallede yaşayan yurttaşların tepkileri sürüyor.
Jeotermal sondaj çalışmasına karşı başlatılan nöbette 9’uncu güne girildi.
Yöre halkı, AKP’ye yakın Adem Petrol şirketine verilen arama sondaj ruhsatının süresinin bugün dolacağını anımsattı.
271 kişinin imzası ile İzmir Bölge İdare Mahkemesi’ne “Yürütmenin durdurulması” talebiyle dava açıldı.
Bölge sakinleri, iptal edilen ÇED yerine, bakanlıktan başka bir parsel için ÇED alarak çalışmalarını sürdürmüştü.
Bunun üzerine Uzundereliler nöbete başlamıştı.
Zeytin ağaçları tehdit altında
Tarım ile uğraşan bölge halkı, geçimlerini çoğunlukla zeytin çiftçiliğiyle sağlıyor.
Bölgede ise 300 yaşından da daha büyük zeytin ağaçlarının varlığından söz ediliyor.
Yapılacak olan Jeotermal Elektrik Santrali (JES) ile tüm bu tarım alanlarının tahrip edileceği ve mahsul veremeyecek düzeye gelineceği, diğer bitki türlerinin ise yok olacağı ifade ediliyor.
Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi bir kez daha eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamına karar verdi.
Mahkeme heyetinin 29 Haziran’daki aylık değerlendirmesinde oybirliği ile ‘kovuşturma konusu suçların yasada öngörülen alt ve üst sınırları arasındaki ceza miktarı dikkate alındığında ceza miktarı ile tutuklama tedbiri arasında ölçülülük bulunması’ gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verdiği bildirildi.
Tahliye taleplerine ret
Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi Demirtaş’ın tahliye talebini daha önce de ‘adli kontrolün yetersiz kalacağı’ gerekçesiyle oy çokluğuyla reddetmişti.
Demirtaş’ın avukatları, bir üst mahkeme olan Ankara 20’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurmuş, bu mahkeme de itirazı reddetmişti.
Bunun üzerine HDP’li siyasetçi tahliye için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yapmıştı.
Anadolu Ajansı, Demirtaş’ın 29 Mayıs’taki bireysel başvurusunu inceleyen AYM’nin bu talebi reddettiğini ve başvuruyu esas yönünden inceleme yapılmak üzere ilgili bölüme sevk ettiğini bildirmiş, Demirtaş’ın avukatlarıysa bu haberi yalanlayarak, AYM’nin dosyayı henüz incelemediğini savunmuştu.
Son olarak, Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman, ‘Demirtaş’ın bireysel başvurusunun AYM tarafından, seçim süreci içinde ele alınmayarak, serbest seçim hakkının ihlal edildiği tespiti talebiyle’ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapılacağını açıklamıştı.
Demirtaş, Kasım 2016’da tutuklanmıştı. HDP’li siyasetçi, 24 Haziran’daki cumhurbaşkanı seçimi çalışmalarını da Edirne Cezaevi’nde idare etmek zorunda kalmıştı.
Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Kapalı Erkek Cezaevi’nde tutulan trans kadın mahpus Buse, tüm hukukî prosedürleri yerine getirmesine rağmen cinsiyet uyum operasyonu için hastaneye sevk edilmediği için 31 gündür ölüm orucunda. Buse’nin cinsiyet uyum operasyonu için hukukî süreci takip eden avukatlar ve aktivistler, bugün İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi.
Basın toplantısına, Buse’nin hukuk mücadelesini takip eden İnsan Hakları Derneği Eş Genel Başkanı Av. Eren Keskin, Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV) ve Hapiste LGBTİ+ Ağı’ndan Derya Özata ve LGBTİ+ hareketinden aktivistler katıldı. Trans mahpus Buse’nin hukukî süreci hakkında bilgi veren avukatlar, Buse’nin yasal hakkı olan cinsiyet uyum operasyonunun, Adalet Bakanlığı’nca keyfî bir şekilde engellendiğini, bu müdahalenin birçok trans mahpusu hak gasbına uğrattığını ve bakanlığın bu hukuksuz işleme derhal son vermesi gerektiğini ifade etti.
Basın açıklamasını okuyan Derya Özata, “Buse, bu keyfî tutum ve zorlama karşısında, bugün itibarı ile ölüm orucunun 31. gününe girmiş durumda. Kendisine başka çare bırakılmayan Buse’nin, bedenini ölüme yatırmaya zorlandığı, başlı başına bir hukuksuzluk örneği olan bu süreci endişe içerisinde takip ediyoruz. Ölüm orucunu sürdüren arkadaşımız Buse üzerinde geçici ya da kalıcı, olası tüm psikolojik ve bedensel hasarlardan, doğrudan mahkeme kararına rağmen, sağlık hakkına erişime engel teşkil edici kararlar alan Adalet Bakanlığı’nı sorumlu tuttuğumuzu ifade ediyoruz” diye konuştu.
KADAV ve Hapiste LGBTİ+ Ağı’ndan Özata, “Buse’nin arkadaşları olarak, bu dayatmayı ve keyfî tutumu, alenen işkence olarak tanımladığımızı, Buse’ye uygulanan bu işkence son bulana kadar ve Buse, yasalarla güvence altına alınmış hakkını gerektiği gibi kullanana dek sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyuruyoruz. Adalet Bakanlığı’nı da hukuksuzluktan değil, adaletten yana tavır almaya davet ediyoruz” dedi.
Aktivistler, trans mahpus Buse ve hapishanelerde Buse ile aynı sorunları yaşayan tüm trans mahpuslarla dayanışma çağrısında bulundu.