Ana Sayfa Blog Sayfa 2563

Oy sayım krizi ve ekonomik reform – Gülçin Özkan

2001 reformunun en önemli özelliği karar alma mekanizmalarının bağımsız kurumlara aktarılmasıydı

Uzun süredir beklenen Yeni Ekonomi Programı 10 Nisan Çarşamba günü açıklanacak. İktidarın 2015”ten bu yana her seçim kampanyasının taahhütlerinden olan ve Türkiye ekonomisinin yeni yol haritasını belirleyeceği iddia edilen bu program hiç beklenmedik bir oy sayma krizinin tam ortasında kamuoyu ile paylaşılacak.

Böylesine önem atfedilen bir programın ciddi bir seri ekonomik reform içermesi beklenir.  Aslında Türkiye ekonomisinde reform konusunu 2007 yılından bu yana konuşuyoruz. Sadece bizde değil, dünyanın geri kalanında da çok önemsenen ve çok tartışılan bir konu ekonomik reform. Özellikle 1990’dan itibaren Avrupa’da, hem Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra serbest piyasa ekonomisine geçen ülkelerde, hem de Avrupa Birliği’nin eski üyelerinde gündemin en değişmez konularından biri bu. Benzer şekilde, yükselen ekonomilerin gelişmiş ülkeler kategorisine geçmelerini hangi reformların sağlayacağı akademik tartışmaların ve ekonomi politikalarının her zaman merkezinde olan konulardan biri.  

Ekonomide reform niye zordur?

Ekonomik reform özellikle makro istikrar sorunu olan ülkelerde genellikle istikrar programları çerçevesinde ve neredeyse her zaman toplumun bir kesiminden diğerine kaynak aktarma yoluyla gerçekleştirilir. Toplumun farklı kesimlerini bu fedakârlığa ve istikrar programlarının temelini oluşturan kemer sıkma politikalarına razı etmek her zaman zor. Bu nedenle istikrar programları ya kemer sıkmanın tek çıkış yolu olarak mecburen kabul edildiği kriz dönemlerimde, ya da seçmenin günün hükümetini cezalandırma fırsatını yitirdiği seçim sonrası dönemlerde uygulamaya koyulabiliyor. Türkiye’de de 2001 krizi sonrası gerçekleştirilen reformlar bu kategoride değerlendirilebilir.

Hangi ekonomik reform?

2001 yılında ortaya konan kapsamlı reform programının beklenenin de ötesinde başarılı olduğu, üzerinde hemfikir olduğumuz nadir konulardan biri. Gerçekleştirilen mali disiplin, bankacılık reformu, merkez bankasının bağımsız bir yapıya kavuşturulması, şeffaf maliye ve bütçe mekanizmaları Türkiye ekonomisinin 2007 yılına kadar yüksek hızla büyümesinin ve enflasyon ve faizde ciddi düşüşlerin temel kaynağını oluşturdu. Bu reformlarla sağlanan güçlü ekonomik büyüme, hem eğitimde fırsat eşitsizliklerinin, hem de bölgesel gelir farklarının azalmasını sağladı.

2001 reformunun en önemli özelliği karar alma mekanizmalarının bağımsız kurumlara aktarılmasıydı.

2007’den itibaren ne yazık ki bu süreç tersine döndü; Merkez Bankası bağımsızlığının ciddi erozyona uğraması, kamu ihale kanununda yapılan yüzden fazla değişiklik (189 kez), kamu maliyesi üzerinde denetimin zayıflaması bu geriye dönüşün sadece bir kaç örneği. Onlarcası sayılabilir.

Ekonomik performans açısından 2007 sonrasının, 2002-2007’ye kıyasla ciddi bir gerilemeyi beraberinde getirdiğini biliyoruz. Örneğin, 2019 itibariyle hem enflasyon hem de faizlerde en son 2000’lerin başında tecrübe ettiğimiz yüksek rakamlara tekrar geri dönmüş bulunuyoruz.

Kurumların kalitesi ekonomi için neden bu kadar önemli?

Ekonomik ve siyasi kurumların kalitesinin ülkelerin kalkınma ve büyüme süreçlerinde anahtar rol oynadığı 1990’lardan bu yana yaygınca kabul ediliyor. Bunun en önemli nedeni kurumların kolektif yaşamın kurallarını belirlemesi, bunu yaparken de hem birey davranışları üzerine kısıt koyması, hem de ekonomik teşviklerin temelini oluşturması. Kısacası, kurumlar toplumun farklı birim ve bireylerinin etkileşiminin çerçevesini çiziyor, oyunun kurallarını belirliyor.

Ekonomik araştırmalar bu kurumlar arasında kuvvetler ayrılığı, ifade ve basın özgürlüğü, katılımcı demokrasi ve özellikle hukukun üstünlüğünün ekonomik performans ve kalkınma için hayati önem taşıdığını gösteriyor.

Aşağıdaki grafik bu konudaki araştırmalardan üç örnek sunuyor; hukukun üstünlüğü ve kişi başına düsen gelir arasındaki ilişkiyi ölçen bu üç çalışmanın sonuçları grafikte üç ayrı çizgi ile özetlenmiş. Mavi, kırmızı ve yeşil noktalar analize konu olan ülkelerin hukukun üstünlüğü endeks değerleri ile kişi başı gelir kombinasyonlarını gösteriyor. Üç çalışmanın da sonuçları hukukun üstünlüğünün yüksek olduğu ülkelerde kişi başına düşen gelirin de yüksek olduğunu ortaya koyuyor.

Ekonomik ve siyasi kararların öngörülebilir olması, özellikle dışa açık ve dış kaynağa bağımlı Türkiye gibi ülkelerin olmazsa olmazı. 

Sonuç olarak, her geçen gün derinleşen ve ülkede hukukun üstünlüğü ile ilgili ciddi kuşkular uyandıran oy sayma krizini en kısa sürede ve kanunların çizdiği çerçevede, şeffaf bir çözüme kavuşturamazsak, yeni ekonomi programı dünyanın en cazip teşvikler sistemini de ilan etse başarı şansımız yok.

(t24.com.tr’den alınmıştır)

Tunç Soyer: KHK’la ihraç edilen öğretmenleri zabıta olarak alacağız

8 Mart’ta mazbatasını alarak göreve başlayan CHP’li İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, kanun hükmünde kararname (KHK) ile ihraç edilen öğretmenleri zabıta olarak işe alacaklarını söyledi.

Soyer, dün İzmir Kitap Fuarı’nda ‘Nasıl bir yerel yönetim? Nasıl bir İzmir?’ konulu söyleşiye katıldı. Zabıtaların genellikle uzman çavuşlardan oluştuğunu belirten Soyer, “Biz KHK ile atılmış öğretmenleri zabıta olarak alacağız. Zabıtanın öğretmen olması, belediye ve vatandaş arasında bambaşka bir ilişki yaratacak” dedi.

Haber Ekspres’te yer alan haber göre, Soyer, KHK ile ihraç edilen öğretmenlerin nasıl istihdam edileceği, şartların ne olacağı konusunda ise detay vermedi.

Mazbatası verilmeyen Türk: Hükümsüz işlemler yasal sorumluluk doğuracak

AKP’nin itirazları nedeniyle mazbatası verilmeyen Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Ahmet Türk, belediyede 1 Nisan’dan itibaren yapılan işlemlerin hükümsüz olduğu uyarısını yaptı. HDP’li adayların seçimi kazandığı Diyarbakır ve Van’da da henüz mazbatalar verilmedi.

31 Mart yerel seçimlerinde yüzde 56.24 oy oranıyla sandıktan birinci çıkan HDP’nin Mardin Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Ahmet Türk ve Figen Altındağ’a, AKP’nin itirazı üzerine henüz mazbataları verilmedi. AKP İl Başkanlığı, oyların yeniden sayılmasını istememiş, Türk’ün daha önce KHK ile görevden alındığını belirtilerek, mazbatanın yüzde 38.53 oy alan Mehmet Vejdi Kahraman’a verilmesini talep etmeşti. İl Seçim Kurulu itirazı kabul etmedi. Ancak AKP’nin YSK’ya başvurması bekleniyor. Türk’ün avukatları ise İl Seçim Kurulu’na başvurarak, mazbatanın kendisine verilmesini talep etti. İl Seçim Kurulu, bu talebi de YSK kararının beklenmesi gerektiği gerekçesiyle reddetti.

Kayyımlar iş başında

Bu arada halen kayyım yönetiminde olan belediyeye ait taşınır ve taşınmaz malların AKP’ye geçen Artuklu Belediyesi’ne devredilmeye başlandığı iddiaları dile getiriliyor. Kayyım döneminde belediye bütçesinden alımı yapılan teknik cihazlar ile araçların da aynı belediyeye hibe edildiği öne sürülüyor.  

Mazbataları verilmeyerek görevlerine başlamaları geciktirilen Ahmet Türk, Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne dair gündemdeki bu iddialara ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. Türk, işe alım, taşınır ve taşınmaz malların devri ile hibe edilmesine dair işlemlere dair yargı yoluna başvuracakları uyarısında bulundu. Türk, şu ifadeleri kullandı: “1 Nisan 2019 tarihinden itibaren Mardin Büyükşehir Belediyesi’nde rutin işler haricinde yapılan işe alım, belediyeye ait taşınır ve taşınmaz malların devri hibe edilmesi, belediyenin kamusal alanlarını ticari alanlarına dönüştürülmesi vs. işlemlerin hükümsüz olacağı gibi yasal sorumluluk da gerektirecektir. Kamuoyunun bilgisine.”

Van ve Diyarbakır’da da manzara aynı

AKP’nin itirazlarının sürmesi yüzünden Diyarbakır ve Van’da seçilen belediye eş başkanları da henüz mazbatalarını alamadı.  Van Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Mustafa Avcı ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı seçilen Selçuk Mızraklı YSK’ya giderek dilekçe verdi.

‘Şentop’u istifa ettirin, Yıldırım’ı destekleriz’

Kılıçdaroğlu ve Akşener düzenledikleri ortak basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı milletin iradesine saygı göstermeye davet etti


Seçimlerden sonra ikinci kez bir araya gelen Kılıçdaroğlu ve Akşener, YSK’ye çağrı yaptı,
“YSK alacağı bir kararla ya Türkiye’yi aydınlığa çıkaracak ya da kaosa sürükleyecektir” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 8 Nisan’daki buluşmanın ardından ikinci kez bir araya geldi. Görüşmenin ardından iki lider basın mensuplarının karşısına geçti.

İstanbul’a ilişkin değerlendirmelerde bulunan Meral Akşener, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı milletin iradesine saygı göstermeye davet etti. AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Binali Yıldırım‘a da seslenen Akşener şunları söyledi: “Siz bu ülkede Başbakanlık yaptınız, Meclis Başkanlığı yaptınız ve aday oldunuz. Tarih sizi böyle yazmasın. Bu partinizin içerisindeki beceriksiz insanların ortaya koyduğu tavrın ortaya koyun. Sayın Binali Yıldırım, Sayın Erdoğan hemen Mustafa Şentop’u istifa ettirin, Binali Yıldırım’ı aday gösterin İYİ Parti olarak kendisine oy vereceğiz.”

Seçim gecesi Erdoğan’ın yaptığı konuşmayı “sağduyulu” diye nitelendiren Akşener, “Aradan geçen zaman içerisinde ne oldu, kim veya kimler kulağına fısıldadı da bu duruma geldik. O muktedir konuşmanın üzerinden bu güne Erdoğan’ın kulağına kimler neyi fısıldadı da bu noktaya gelinmiştir?” diye sordu.

Akşener’in konuşmasında değindiği diğer başlıklar özetle şöyle:

Bitmeyen FETÖ isnadı: Bitmeyen bir FETÖ isnadı var her konuda. Neden mücadelenizi doğru dürüst yapmıyorsunuz. Yazıktır binlerce gaziye, şehide. Madem her konu FETÖ eylemi olarak görülüyorsa, Erdoğan’ın partisinin başlangıcında yer almış bir isim, açık net söylemeliyim ki Sayın Erdoğan o gün cemaat bugün FETÖ denilen gruba uzaktı. Aradan ne zaman geçti, ne oldu, kim ya da kimler Erdoğan’ı o grupla masaya oturttu? Hem eğitimi, hem yargıyı, hem polisi bu örgüte teslim ettiren irade nedir?

Fatura önce damada kesilmeli: Eğer sayın Erdoğan beceriksiz, kifayetsiz yöneticilerini mutlu etmek ve ergen triplerini, ergen sinirini milletimizin üzerinden çıkarmak istiyorsa yanlıştır. Bir fatura kesilecekse önce soğanı marketlerde soğanı 10 liraya çıkaran damadına kesmelidir. İçişleri Bakanlığı’na yakışmayan, Karamollaoğlu ile Akşener’i Kandil’le sözleşme imzaladı diyerek kendini kaybetmiş o içişleri bakanına faturayı kesmelidir. Millete öküz diyen o milletvekiline kesmelidir, milletimize adiler diyen o tarım bakanına kesmelidir.

12 Eylül’de bile yaşamadık: 12 Eylül’de, bir darbe liderinin yönettiği Türkiye’de biz bunu yaşamadık. Özal başbakan seçildiğinde çok rahat bir şekilde mazbatasını aldı ve Evren tarafından tebrik edildi. Bir faturayı da ortağına kesmelidir. Bir çukur kazıp hepimizi içine düşüren o ortağına kesmelidir. Bu millete zillet diyerek hakaret edenler, bizlere PKK’lı diyenler seçimin ortasında beka olmadığını, beş harfliler diyerek o kelimenin içini boşaltıp alay konusu yapan diyenleri sorgulamalıdır. Ne yapılmak isteniyor bu ülkede? Bu ülkenin huzura, gençlerin umuda ihtiyaca var.

Millet hesap sorar: Bu millet öyle bir millettir ki muhtar olamaz diyen muktedirlere karşı Sayın Erdoğan’ı Başkan yapmıştır. Ama bugün o millete ve onun iradesine böyle bir saygısızlık yapılmasını da cevabını sandıkta çok net verecektir.

YSK’ye çağrı

CHP lideri Kılıçdaroğlu da, bugün bir kez daha toplanacak olan Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) çağrı yaptı. “YSK’da hakimler mi yoksa iktidar sahiplerinin taşeronlaştırmak istediği kişiler mi var? Bunu demokrasiden yana kararlılığıyla göstermek zorundadır” diyen Kılıçdaroğlu, “YSK alacağı bir kararla ya Türkiye’yi aydınlığa çıkaracak ya da kaosa sürükleyecektir. Biz üstünlerin hukukundan yana değiliz. Yüksek Seçim Kurulu’nun alacağı karar Türkiye’de demokrasinin önünü açacaktır” diye konuştu.

Ankara’da katliam: Çok sayıda köpek zehirli etle öldürüldü

Başkentin göbeğindeki bir parkta yaşayan sokak köpekleri, dağıtılan zehirli etleri yiyerek öldü. 13 köpeğin cansız bedeni bulundu, 7 köpek kayıp, 6’sı tedavi altında. Hayvanseverlerin tepkisi büyük. Belediye Başkanı Yavaş, canilerin bulunması için zabıta ve sağlık ekiplerinin görevlendirildiğini söyledi.

Ankara’da Batıkent’e bağlı Turgut Özal Mahallesi’nde bir parkta yaşayan sokak köpekleri zehirlenerek öldürüldü. Bölgede farklı noktalarda 13 köpeğin cansız bedeni bulunurken, yaklaşık yedi köpeğin kaybolduğu ve altı köpeğin de tedavi altına alındığı öğrenildi.

Dün geceyarısı olayı duyan hayvanseverler parka gelerek zehirlenen köpeklere yardım etmeye çalıştı.

Dün gece mahalle halkının sosyal medya üzerinden olayı duyurması üzerine çok sayıda kişi de Twitter üzerinden tepki gösterdi. Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu’nun (Haykonfed) Twitter hesabından yaptığı açıklamada;

“Batıkent’de beyaz araçla zehirli et dağıttığı görülen katillerin MOBESE şehir kameralarından bulunması için @AnkaraValiligi @TC_icisleri ve tüm kurumları göreve davet ediyoruz. Çok sayıda hayvan can çekişiyor. Fenalaşan vatandaşlar acile kaldırılıyor” denildi. 

Olayın yaşandığı bölgeye giden Haykonfed Genel Başkan Yardımcısı Haydar Özkan gece 2.40 civarında ifade vererek suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı: “Güvenlik kamerasından görmüş olduğumuz aracın bulunacağını ümit ediyoruz. İnşallah böyle bir vahşet olayı bir daha yaşanmaz. Bu acılar yaşanmaz diyorum. Bu saate kadar destek veren bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Devlet yetkililerine ve sosyal medyadan destek olanlara teşekkür ediyoruz. İkinci gelen ihbar da netleşmedi. Bizlerin bu olaylarda çok sağduyulu olmamız lazım. Asıl zanlı olan kişilerin kaçmasına sebep olmayalım. Onların kanı yerde kalmayacak. Bizler gönüllüler olarak onların haklarını sonuna kadar savunmaya çalışıyoruz. Bu olay sonuçlanana kadar takipçisi olacağız.”

Özkan köpekleri zehirleyenleri görenlerin ihbarda bulunmasını istedi:

Ankara Batıkent’te köpekleri ZEHİRLEYEREK ÖLDÜREN CANİLERİ gören plakasını bilen varsa, emniyet güçlerine destek olmak için Ostim Polis Karakoluna 0312 354 13 54 yada bizlere 05062877145 bildirmelidir.

Belediye Başkanı Yavaş: Zabıta ve sağlık ekipleri görevlendirildi

Sosyal medya üzerinden çok sayıda kişinin yetkililerin ve Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bu konuyla ilgili hareket geçmesi için çağrı yapılmasının ardından Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da sosyal medya hesabı üzerinden;

“Büyükşehir belediyesi zabıta ve sağlık daire başkanlığını bu vahşetin sorumlularının ortaya çıkarılması ve yasal işlem yapılması için görevlendirilmiştir” açıklamasını yaptı.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli de konuyla ilgili şunları kaydetti: “Bakanlığımız Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğümüze bağlı ekiplerimiz, Ankara Batıkent’teki insanlık dışı olayın sorumlularının bulunması, yasal işlem yapılması için Emniyet güçlerimiz ve Belediye ekiplerimizle çalışmalarını sürdürmektedirler.

Bursa’da da 3 köpek zehirlendi

Bursa’da da Orhaneli ilçesi Orman Piknik Alanı’nda dün öğle saatlerinde yurttaşlar, yol kenarında hareketsiz yatan 3 sokak köpeğini görüp Orhaneli Belediyesi, jandarma ve zabıta ekiplerine haber verdi. Gelen belediyede görevli veterinerler, köpeklerin zehirlenerek öldürüldüğünü belirledi. Köpeklerden birinin yanında bulunan yavrular ise zabıta ekipleri tarafından alınarak hayvan barınağına götürüldü.

Jandarma ekipleri, köpekleri zehirleyen kişi ya da kişilerin yakalanması için çalışma başlattı. 

İmamoğlu: Kazanana kadar seçim anlayışı büyük yaralar açar

Resmi olmayan yerel seçim sonuçlarına göre İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu, AKP’nin İstanbul’da ‘organize usulsüzlük yapıldı’ iddiasını, “Kazanana kadar seçim yapalım anlayışı büyük yaralar açar” diyerek eleştirdi. “Büyükçekmece’de seçmen yazdılar, sandık görevlisi FETÖ’cüydü” gibi iddiaları değerlendiren İmamoğlu, “Bizi hiç ilgilendirmez. Onu gitsinler o atamaları yapan devletin bakanlarına, valilerine, kaymakamlarına, kimse ilgilisi, yetkilisi, sorumlusu ona sorsunlar. İstihbaratın başında değiliz, hükümeti yöneten biz değiliz” ifadelerini kullandı.

Sözcü Gazetesi’nden Özlem Gürses‘e konuşan İmamoğlu İktidarı durmadan vazife çıkarıp, gedik açma çabası içinde olmakla eleştirdi; “Ama o açmak istedikleri gedik onları yutar. Biz 16 milyon vatansever vatandaşına inanmış ve onların katkılarıyla ayakta duruyoruz” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile AKP çevrelerinden gelen “yeniden seçim” çağrılarıyla ilgili olarak da İmamoğlu şunları söyledi:  “Her senaryoya hazırlıklıyız tabii. Ama bunları düşünmek bile istemiyorum. Konuştuğumuz her şeyin Türkiye’de açacağı yaraları uluslararası platformda tamir etmemiz çok güçleşir. Türkiye’nin 145 senelik bir demokrasi serüveni var, Tanzimat’tan bu yana… Böyle bir demokrasiyi yaşayan Türkiye, bir anda bunu yok sayıp akıl almaz kararlarla bütün emekleri heba edemez. Demokrasinin yok sayıldığı, ‘kazanana kadar seçim yapalım’ anlayışı ile Türkiye’ye büyük yaralar açarlar. Benim savunduğum şey ‘Ekrem İmamoğlu seçimi kazansın’dan çok öte. Milli menfaatlerimizi, demokrasi sürecimizi koruma adına bir mücadeledir bu.”

İmamoğlu bir soru üzerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bir temasının olmadığını belirtti; “Ama günün sonunda Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu seçim sonucu ile ilgili makul bir katkı sunacağını hissediyorum. Bu sonuçta sorumluluğu olanlardan elbette kendi partisi adına hesap soracaktır, onu da görüyorum” dedi.

Alman Yeşiller’i: 2030’dan itibaren içten yanmalı motorlar yasaklansın

Alman Yeşiller Partisi 14 yıllık bir geçiş sürecinin ardından ülkede dizel ve benzinli araçların trafiğe tescilinin durdurulmasını istedi.

Almanya Yeşiller Partisi, parti programındaki 2030 yılında dizel ve benzinli motorların trafiğe tescilinin durdurulması önerisini, Meclis’te de dillendirdi. Parti, çevre ve insan sağlığı açısından içten yanmalı motorların ürettiği zararlı gazlara uzun süredir dikkat çekiyordu.

Alman basınına yansıyan haberlere göre, Yeşiller Partisi Federal Meclis Grup Eş Başkanı Anton Hofreiter, dizel ve benzinli araçların üretiminin durdurulmasını, trafiğe çıkmalarına da izin verilmemesini istedi. Eş Başkan, 2030’dan itibaren ise sadece elektrikle çalışan motorlu araçların trafiğe çıkmasına izin verilmesi gerektiğini söyledi.

Hofreiter, konuşmasında konuyla ilgili parti tarafından hazırlanan rapora da gönderme yaptı. Buna göre, Alman otomobil endrüstrisinin elektrikli motorlar üretmede, Japon, Çin ve ABD’li üreticilere göre geri kaldığı eleştirisi getiriliyor. Emisyon skandalının bir uyarı olması ve dönüşümün başlamasını isteyen Yeşiller, sektörün geleceğinin CO2 gazı üretmeyen ve sessiz otomobillerde olduğuna vurgu yapıyor.

Federal parlamento seçimlerinin hemen ardından, Almanya’nın enerji dönüşümünü tamamlayacak adımlar atması ve rüzgar, güneş, biyoenerji gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına odaklanması gerektiğine işaret edilen raporda, taşımacılığın ise raylı sistemle yapılması öneriliyor.

Benzer bir öneri geçtiğimiz aylarda Norveç’te gündeme gelmiş;  2025’den itibaren ülkede dizel ve benzinli otomobillerin yasaklanması talebi dillendirilmişti

SDP karşı çıkıyor

Yeşiller’in önerisine ilk tepki SPD geldi. SPD Federal Meclis Grup Başkanvekili Sören Bartol, yeni yasaklara gerek olmadığını söyledi. Alman Otomobil Endüstri Birliği Başkanı Bernhard Matters ise tartışmaları çok erken bulduğunu belirterek “Yasak tarihinin belirlenmesi otomobil üreticilerinin elektrikli otomobil üretimi için gerekli mali gücü kaybetmesine yol açacaktır” dedi.

Tek örnek değil

Öte yandan her geçen gün yeni bir ülke benzinli ve dizel motorlarla ilgili radikal kararlar alıyor. Paris, Madrid, Atina ve Helsinki 2025’e kadar bu motorlarla vedalaşacak. Londra ise 2040’tan itibaren geçerli olacak bir yasak üzerinde çalışıyor. Almanya ’da ise konuyla ilgili yoğun tartışmalar yaşanıyor.   Destekleyenlerin yanı sıra farklı nedenlerle karşı çıkanların da bulunduğu ülkede, en çok böylesi bir radikal dönüşümün sektörde yaratabileceği onbinlerce işsize dikkat çekiliyor.   

Leica ile Fotoğraf Sohbetleri etkinlik serisi ‘Sokağın Fotoğrafı’ söyleşisi ile devam ediyor

Leica ile Fotoğraf sohbetleri etkinliklerinin yedincisi 11 Nisan 18.30’da Leica Store İstanbul’da Sadık Üçok ve Engin Güneysu’nun katılımıyla gerçekleştirilecek.

Fotoğraf bir anın en ince kesitlerini sokaktan toplayarak hem arşivsel ve hem de estetik bir imza ile taçlandırır. Çünkü hayat sokaktadır. Sokak fotoğrafçılığı makine ve aksesuarların kapalı mekânlardan dışarı ve taşınabilir formatta çıktığı günden bu yana, 100 yılı aşan, gündelik hayatı belgeleyen ve şekillendiren süreçte, insan ve mekân ilişkisini belki de en doğrudan yolla anlatan fotoğraf biçimidir.

Murat Gür’ün moderatörlüğünde gerçekleştirilecek, sokak ve fotoğraf ilişkisine dair çok yönlü bu sohbete katılım herkese açık.

Sadık Üçok

1985 yılında başlayan fotoğraf hayatını 1992 yılından bu yana profesyonel olarak sürdürüyor. Ulusal ve uluslararası ödüllere sahip olan fotoğrafçı yurt içinde ve dışında birçok fotoğraf sergisine katıldı, fotoğraf yarışmalarında jüri üyeliği yaptı.

2014-2018 yıllarında Almanya’da fotoğrafçı Ralf J. Diemb ile birlikte 6 ayrı sergi açtı ve aynı fotoğrafçı ile birlikte Almanya’da “Hayat-Leben” isimli bir fotoğraf kitabı yayımladı. İkilinin, İstanbul Fotoğraf Müzesi’nde açtıkları sergi halen devam etmektedir. Kitap, dergi ve reklam sektörü için grafik tasarım ve resimlemeler yapmaya devam eden Sadık Üçok, İfsak’ta ve kişilere özel Fotoğraf ve Photoshop eğitmenliğinin yanı sıra Belgesel ve Sokak Fotoğrafçılığı alanında çalışmalarını sürdürüyor.

Engin Güneysu

1981’de Samsun’da doğdu. Fotoğrafçılık kariyerine 2004 yılında İzmir’de Cena Reklam Ajansında fotoğraf editörü olarak başladı. 2008 Uluslararası National Geographic Fotoğraf Yarışması Türkiye ayağında, gezi kategorisinde ikincilik ödülü aldı. Bununla birlikte eserleri birçok yarışmada ödül, derece ve sergilemeye hak kazandı.

Fotoğrafları 2011’de açılan Türkiye Fotoğraf Müzesi özel koleksiyonunda yer almaktadır. Şu sıralar çeşitli dergiler için editoryal işler çekip 2012’den bu yana Agence Le Journal fotoğraf ajansı bünyesinde fotoğrafçılık yapmaktadır.

Sokak Fotoğrafçılığı ve Mobil Fotoğrafçılık üzerine yurt içinde ve dışında atölyeler düzenlemekle beraber bu günlerde fotoğraf kitabı ve belgesel video çalışmalarına ağırlık vermektedir. (Yeşil Gazete)

Bahçeli’den beklenen çıkış: Vicdani huzur için yeni seçim düşünülebilir

İstanbul’daki yerel seçimlere yönelik itirazları değerlendiren Bahçeli, toplum vicdanı huzur bulmayacaksa yeni bir seçim düşünülebileceğini, yasal süre olan 60 günden sonraki ilk Pazar günü yeniden seçime gidilebileceğini söyledi

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Ankara’da Meclis Başkanı Mustafa Şentop ile yaptığı görüşme sonrası gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Yanıtlardan çıkan satır başları şöyle:

İtirazlar demokratik hak: Mahalli idareler seçimleri, cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminden sonra uygulanan ilk mahalli idareler seçimleridir. Geçmişte kazandığı öneme artı olarak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle de uyumlu şekilde çalışabilecek, sistemi sağlam taşıyabilmek açısından önemleri bir kat daha artmıştır.

Bu seçime o açıdan yaklaşılmıştır. Seçimlerden sonra, her seçimde olduğu gibi rakamlar, sayım sırasındaki farklılıklar her siyasi partiye göre itirazlar yapılmaktadır. Bu itirazlar demokratik bir haktır. İtirazları da en kısa zamanda değerlendirmek suretiyle Türkiye’yi normalleştirmekte yarar vardır.

İstanbul’da kargaşa var: Şu anda bazı yerlerde itirazlar cevap bulmakla, mazbatalar alınmakla beraber özellikle Türk siyasi hayatında önemli yeri olan, uluslararası gözlemcilerin yakından takip etmiş olduğu İstanbul’da bir kargaşa yaşanmaktadır. Böyle bir süreç içerisindeyken, karşılıklı istikrarı bozucu davranışlara, seçim sonucunda mazbatayı kim alırsa alsın Türkiye’yi sürüklemek doğru değildir. Bundan dolayı itirazların sonucu alınmalıdır. Karar neyse YSK kararını vermelidir.

Ama bütün bunlara rağmen ortada hala seçimin üzerindeki akılcı yaklaşımlar, Türkiye’yi kaosa, kargaşaya sürükleyecek hatalara yöneliyor ise, Türkiye’yi huzursuzluğa itebilecek bu hatalardan kurtulmanın yolu yine demokrasi içerisinde aranmalıdır.

60 gün sonra seçim yapılabilir: Eğer seçim sonuçları toplum vicdanında huzur bulmayacak bir anlayış içerisinde sonuçlanmışsa, o vicdanı oluşturabilecek yeni bir seçim de düşünülebilir. 60 günden sonraki ilk pazar günü seçim yapılabilir. Bundan gocunmaya gerek yok. Şu an için YSK’ya yapılmış itirazları takip etmeliyiz.

Mansur Yavaş, benim belediye başkanım değil: Mazbata başka beraat etmek başka. Aklanmadan paklanmadan mazbatayı almış bir belediye başkanı olarak görürüz. Ama ‘benim belediye başkanım’ diyemem.

İran’dan yanıt: ABD ordusunu terör örgütü ilan etti, yeni model santrifüjler yolda

0


İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi, Devrim Muhafızları’nın yabancı terör örgütleri listesine dahil edilmesine karşılık, CENTCOM’u terör örgütü listesine aldı. Cumhurbaşkanı Ruhani de ‘ABD daha fazla baskı kurarsa, IR8 santrifüjler geliştireceğiz’ dedi. 


Uranyumu zenginleştirmek için kullanılan son nesil IR8 santrifüjlerinin, bir önceki versiyonuna göre 15 kat daha güçlü olduğu ifade ediliyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın ordunun bir parçası olan Devrim Muhafızları’nı ABD’nin yabancı terör örgütleri listesine eklendiğini duyurması, İran’da büyük tepki topladı.  İran Milli Güvenlik Konseyinden yapılan yazılı açıklamada, ABD hükümet i”terörizmin destekçisi” olarak nitelendirilirken, ABD Merkez Kuvvetlerinin (CENTCOM) ve onunla bağlantılı güçlerin terör örgütleri listesine alındığı belirtildi.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “Bu asılsız karar bölgesel ve evrensel güvenlik ile barış için tehlikelidir. Ayrıca uluslararası hukuk ile BM kararlarının da ihlalidir. DMO, bölgedeki müttefikleriyle birlikte El Kaide, İŞİD, Nusra ve diğer terör örgütlerine karşı mücadele etmiştir.”

Beyaz Saray’dan önceki gün Trump adına yapılan yazılı açıklamada, “Devrim Muhafızları Ordusu, İran hükümetinin küresel terörizm kampanyasını yönlendirme ve uygulama konusundaki ana aracıdır” ifadelerine yer verilmişti.

Ruhani’den geliştirilmiş santrifüj açıklaması

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani de bugün, Washington’un baskıyı sürdürmesi halinde ülkesinin IR-8 adı verilen ve uranyum zenginleştirmede kullanılan yeni model santrifüjleri geliştireceğini duyurdu. İran Nükleer Teknoloji Günü kutlamaları kapsamında konuşan Ruhani, ABD’nin İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu yabancı terör örgütleri listesine almakla hata ettiğini zira bu adımın İranlıları tek çatı altında toplayacağını savundu.

Ruhani, “Devrim Muhafızları Ordusu, gerek yurt içinde gerekse Suriye’den Irak’a, Ortadoğu’nun birçok yerinde her zaman için teröristlere karşı savaştı ve terörle mücadelede İran’ın en etkin gücü oldu” ifadelerini kullandı.

İran, 5+1 ülkeleriyle yapılan nükleer anlaşma kapsamında IR8 model santrifüjlerin test edilmesini askıya aldığını bildirmişti. Son nesil santrifüjlerin (IR8) bir önceki versiyonuna (IR6) göre 15 kat daha güçlü olduğu ifade ediliyor.