Ana Sayfa Blog Sayfa 2551

Bir kişi şikayetçi oldu, resim sergisi kapatıldı

Ressam Ayfer Demircioğlu, Bursa’daki sergisinin, sadece bir kişinin şikâyeti üzerine ‘müstehcen’ bulunarak iptal edilmesine tepki gösterdi. Demircioğlu “Sanat adına utanç verici” dedi.

Ressam Ayfer Demircioğlu ve Avni Yamaner’in ortaklaşa düzenlediği resim sergisi, ‘müstehcen’ olduğu gerekçesiyle iptal edildi. Bursa Büyükşehir Belediyesi Tayyare Kültür Merkezi’nde açılan ortak sergiye gelen bir kişinin şikâyetçi olması üzerine 19 Nisan’da iptal ‘talimatı’ geldi. Ressam Demircioğlu, Yeni Yaşam’dan Emre Caka’ya verdiği söyleşide, “Kendim için değil, sanat adına çok utanç duydum” dedi.

Demircioğlu şöyle konuştu: Duyumlarım oluyor, 3 ay evvel de Bursa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde 1 kadın bir erkek heykeli kaldırılmıştı. Bursa Belediyesi tarafından sergimiz kaldırıldı ve bu inanılır gibi değil. Yıl 2019 ve bu yapılanlar tamamen çağdışı. Orta Çağ’da dahi sanat vardı ve gerçekleşiyordu. Bu alınan kararlar kabul edilemez.”

‘Sanatta müstehcenlik olmaz’

Müstehcenliğin yoruma en açık kelimelerden biri olduğunu, standartsız ve keyfi sansürün devlet memurlarının iki dudağı arasında olduğunu kaydeden Demircioğlu, “Sanatta müstehcen olmamalı” dedi.

Ne olmuştu?

Demircioğlu’nun Avni Yamaner ile gerçekleştirdiği Tayyare Kültür Merkezi’nde açılan sergiden bir kişi şikâyetçi olmuştu. Şikâyetçi, ‘resimleri müstehcen bulduğunu, eserlerin çıplaklık barındırdığını’ söyleyip ressam Demircioğlu’yla tartışmıştı. Demircioğlu’nun sakinleştirme çabalarına karşın şikâyetçi, “Bursa Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde yaklaşık iki ay önce kaldırılan iki heykeli ben kaldırttım. Bu resmi de kaldırtacağım. Çıplak kadınların sergilenmesine ‘sanat’ diyorsunuz, peki çarşaflı kadınlar neden yok? Sizi şikâyet edeceğim” diye bağırmıştı. Sergi kişinin şikayeti sonrası müstehcen bulunarak kapatıldı.

Sokak hayvanlarını kesen zanlı gözaltına alındı

Tuzla’da sokak hayvanlarını kesip yediği öne sürülen saldırgan F.Ç., vasisi ile birlikte gözaltına alındı. Zanlı, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edildi.

İstanbul Tuzla’da iki yıldır sokak hayvanlarını kesip yediği öne sürülen F.Ç., önceki gün de sokak köpeğinin boğazına bıçak sapladığı sırada, çevrede bulunanların müdahalesi üzerine kaçtı.  F.Ç., Orhanlı Polis Karakolu ekibi tarafından yakalanarak gözaltına alındı.

Kan kaybeden yaralı köpek ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Tepeören Sahipsiz Hayvan Geçici Bakımevi’nde tedaviye alındı.

Kedi, köpek, kaplumbağa…

F.Ç. ile birlikte vasisinin de gözaltına alındığı öğrenilirken, İstanbul Anadolu Adliye’sinde hakim karşısına çıkarılan saldırgan, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edildi. 21 gün kalacağı hastanede F.Ç’nin akıl sağlığı kontrolleri yapılacak. Kadının daha önce de kedi, köpek ve kaplumbağa gibi hayvanları katledip yediği, bu yüzden de yetkililerin defalarca uyarıldığı da ortaya çıktı.

Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HAYKONFED) F.Ç.’yi sokaklarda elinde bıçakla ne yapacağı belli olmayan bir tehlike olarak niteledi. Hayvanları Koruma Kurtarma ve Yaşatma Derneği (HAYKURDER) Başkanı Erman Paçalı da “Bu, 2016 yılından bu yana yaşanan kaçıncı olay bilmiyoruz ama onlarca vukuatı olduğunu biliyoruz. Sokakta, parkta, okulların bahçelerinde yakaladığı sokak hayvanlarını bıçağını çıkartıp doğramaya başlıyor. Yetkilileri defalarca uyardık” dedi.

Aydın ve sanatçılar Kılıçdaroğlu’na saldırıyı kınadı

Aralarında çok sayıda oyuncu, yazar, sanatçı ve aydının bulunduğu isimler ortak bir bildiri yayımlayarak, CHP lideri Kılıçdaroğlu’na asker cenazesinde yapılan saldırıyı kınadı.

Çok sayıda oyuncu, yazar, sanatçı ve aydının bulunduğu isimler, ortak bir bildiriye imza atarak CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Ankara’da bir asker cenazesinde düzenlenen saldırıyı kınadı.

Açıklamada şunlar kaydedildi:

“Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na Ankara’nın Çubuk ilçesinde katıldığı şehit cenazesinde gerçekleştirilen linç girişimi, kutuplaştırma siyasetinin ve nefret dilinin toplumdaki yansımasını ve son derece tehlikeli sonuçlarını bir kez daha ortaya sermiştir.

Bu saldırı göstermiştir ki; ayrışmaların sorumsuzca körüklenmesi, ülkemizi, geçmişte yaşadığımız ve ayarlarını henüz saramadığımız toplumsal acılarla her an karşı karşıya bırakabilir.

​Saldırının failleri, azmettiricileri ve varsa görevini yapmayan tüm yetkililerden derhal hukuk önünde hesap sorulmalı; saygıyla andığımız şehitlerimiz üzerinden sürdürülen bu utanç verici gerilim sona erdirilmelidir.

Bu çerçevede biz aşağıda imzası bulunan yurttaşlar, Sayın Kılıçdaroğlu ve heyetine geçmiş olsun dileklerimizi sunuyor, tüm yetkilileri şiddeti besleyen ötekileştirici söylemlerden uzak, birleştirici ve sorumlu bir dil kullanmaya davet ediyoruz.”

Emniyet Genel Müdürü: Gözü dönmüş binin üzerinde kişi vardı

Sözcü Gazetesi’nden Saygı Öztürk’e konuşan Emniyet Genel Müdürü Celal Uzunkaya, Kılıçdaroğlu’nun uğradığı saldırıyı anlattı. Hükümet temsilcilerinin ‘öfkeli insanlar” olarak nitelendirmesinin aksine, saldırganlar için “gözü dönmüş binlerce kişi” tanımlamasını kullanan Uzunkaya, kalabalığın Kılıçdaroğlu’nu linç etmek için sığındığı evin dışında beklediklerini söyledi. Uzunkaya, olay esnasında canlı bomba ihtimalini de göz önünde bulundurduklarını belirtti.

Kılıçdaroğlu’nun evden çıkarken palto ve şapka giymesi önerisini, “Nasıl geldiysem öyle çıkacağım” diyerek kabul etmediğini söyleyen Uzunkaya, “Gergin, her an saldırmaya hazır bir ortam vardı” dedi.

Uzunkaya orada yaşanacak bir zafiyetin devlete mal olacağını da dile getirdi; görevli olmamasına karşın kendini vazifeli addederek üzerlerine düşeni yerine getirdiklerini anlattı.

 

Yumrukçu serbest

lıçdaroğlu’na saldırıyla ilgili yürütülen soruşturmada gözaltına alınan tüm şüpheliler serbest bırakıldı. Sarıgün’ün jandarmadaki ifadesinde ‘Kılıçdaroğlu’nun PKK destekçisi olduğu yolundaki söylemlerden etkilendim’ dediği ortaya çıktı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na Ankara’nın Çubuk İlçesinde katıldığı şehit cenazesinde yumruk attığı sırada kameralar tarafından görüntülenen Osman Sarıgün, sevk edildiği savcılıktan adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüphelilerden Osman Sarıgün, jandarmadaki işlemlerinin ardından Çubuk Adliyesine getirildi. Adliye binasına arka kapıdan alınan Osman Sarıgün, savcılık sorgusuna alındı. Sarıgün, sorgunun ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

‘PKK destekçisi, sözlerinden etkilendim’

Eskişehir’in Sivrihisar ilçesinde yakalanan Sarıgün’ün jandarmaya verdiği ifadede şehit Yener Kırıkcı ile bir akrabalığının olmadığı öğrenildi. Yener Kırıkcı’nın hayatını kaybettiğini 20 Nisan Cumartesi günü saat 11.00 sıralarında Afyon’dan getirdiği mermeri Kırıkkale’de teslim ettiği sırada sosyal medya hesabından öğrendiğini iddia eden Sarıgün, şunları söyledi:

“Saat 13.00-14.00 sularında Akkuzulu Mahallesi’ne geldim. Akkuzulu’ya geldiğimde şehidin cenaze namazı kılınmıştı. Video çekimi yaparken top arabasının arkasında Kemal Kılıçdaroğlu’nu fark ettim. Daha öncesinde haber kanallarında izlediğim bir haberde, Kılıçdaroğlu’nun ‘PKK/PYD terör örgütü değildir’ şeklindeki verdiği demeç aklıma gelince Kılıçdaroğlu’na doğru ‘Yuh’ diye yüksek sesle bağırmaya başladım.

‘Sinirlerime hâkim olamadım”

Ben bağırırken yanımdakiler de yuh diye bağırmaya başladı. Sonrasında Kılıçdaroğlu’nun peşinden gitmek için Hacı ile beraber su deposundan aşağı indik. Bizim arkamızdan kalabalık bir grup geldi ve ben burada sıkıştım. Yapılan protestolar, Kılıçdaroğlu’na yönelik yuhalamalar ve PKK destekçisi olduğuna dair söylemler beni etkiledi ve Kılıçdaroğlu’nu karşımda görünce sinirlerime hâkim olamayarak sadece bir kez yumruk attım.”

Olaydan sonra şehit mezarına gittiğini ardından evde TV’de kendi görüntülerini görünce TIR şoförlüğü yapan ve Antalya’ya alçı götürecek oğlunun kullandığı araçla Antalya’ya gitmek istediğini belirten Sarıgün, şunları söyledi: “Sivrihisar’a vardığımızda jandarma ekipleri oğlumu aradı ve teslim olmaya ikna oldum. Sivrihisar’dan Ankara’ya doğru gelen rastgele bir kamyonla yola çıktım. Polatlı ilçesinde telefonla görüştüğüm jandarma ekipleri beni alarak Çubuk İlçe jandarma Komutanlığı’na götürdü.”

YSK karar verdi: KHK’liden seçmen olur

YSK, AKP’nin kanun hükmünde kararname ile ihraç edilen seçmenlerin oy kullanamayacağına ilişkin itirazını reddetti. Kurul,kısıtlı seçmen iddiaları üzerine 41 bin 132 kişi ile memur olmayan sandık kurulu başkan ve üyelerinin araştırılmasına karar verdi.

31 Mart yerel seçimlerinde kanun hükmünde kararname (KHK) ile ihraç edilen kişilerin oy kullanmasına yönelik AKP’nin itirazı görüşen Yüksek Seçim Kurulu (KHK), itirazı reddetti. AKP Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için KHK ile kamu hizmetinden çıkarılmış 14 bin 712 kişinin oy kullandığını tespit ettiklerini, “bu kişilerin oy kullanmaması gerektiğini” söylemişti. Hemen ardından YSK’ye konuyla ilgili bir dilekçeyle başvuruldu. AKP yalnızca İstanbul için bu konuda dilekçe verdi, diğer illere yönelik böyle bir itirazda bulunmadı.

Usulsüzlük iddiaları araştırılacak

İstanbul’daki seçimlerin yenilenmesini isteyen AKP’nin olağanüstü itiraz dilekçesinde ayrıca oy sayım cetvellerinin mühürsüz olduğu, oy kaydırmaları yapıldığı, kayıp oy pusulalarının bulunduğu, kısıtlı seçmenlerin oy kullandığı ve sandık kurullarının oluşumunda usulsüzlük yapıldığı iddia edilmişti.

YSK, dilekçedeki bazı iddiaların araştırılmasına karar verdi. Kamu görevlisi olmayan kişilerin sandık kurulu görevlisi olması ve kayıp oy pusulaları iddiaları görüşülecek iddialar arasında. YSK’nin gündeme alacağı diğer iddialar şöyle:

-2 bin 308 kısıtlı, bin 229 ölü seçmen listelerde yer aldı.

-10 bin 290 seçmen hem cezaevlerinde hem başka seçmen listelerinde bulundu.

-5 bin 287 hükümlü ve İstanbul’daki yerleşim yeri adresi cezaevi olan 236 seçmen oy kullandı.

-İstanbul genelinde 18 yaşının üzerinde zihinsel engeli bulunan 21 bin 782 kişi seçmen listelerine kaydedildi.

Yıldırım: YSK süreci tamamlanmış değil

31 Mart seçimlerinde AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Binali Yıldırım, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “YSK süreci tamamlanmış değil. Konuşmam doğru olmaz çünkü işin konusu benim.”

Sri Lanka’daki saldırıları IŞİD üstlendi

0

Sri Lanka’da geçtiğimiz gün düzenlenen ve 321 kişinin hayatını kaybetmesine yol açan bombalı saldırıları İŞİD üstlendi. Ülkede olağanüstü hal ve sosyal medyaya erişim yasağı da sürüyor.

Sri Lanka’da Hristiyanların dini bayramı Paskalya kutlamaları sırasında üç kilise, üç otel ve iki farklı noktada düzenlenen saldırıları IŞİD üstlendi. Saldırılarda ölenlerin sayısı ise 321’e yükseldi.

IŞİD’in propaganda yaptığı sosyal medya hesabı Amaq haber ajansı “Bir güvenlik görevlisi Amaq haber ajansına saldırının faillerinin ABD liderliğindeki koalisyon ülkelerini ve Sri Lanka’daki Hristiyanları hedef alan saldırının IŞİD’in askerleri tarafından gerçekleştirildiğini söyledi” ifadelerini kullandı. Örgütün sosyal medya hesabından açıklama yapılsa da kanıt sunulmadığı belirtildi.

Yeni Zelanda’ya misilleme

Sri Lanka’lı bir hükümet yetkilisi, saldırıların 15 Mart’ta Yeni Zelanda’daki iki camide düzenlenen ve 50 kişinin hayatını kaybettiği saldırılara bir karşılık niteliği taşıdığını belirtti. Savunma Bakanı Ruwan Wijewardene de “İlk belirlemelere göre Sri Lanka’da düzenlenen saldırıların Christchurch’te Müslümanlara karşı düzenlenen saldırılara bir kaşılık olduğunu gösteriyor” dedi.

Yetkililer pazartesi günü yapılan açıklamada radikal İslamcı Ulusal Tevhid Cemaati tarafından düzenlendiğini söylemişti. Bugün yapılan açıklamada ise hem bu grup hem de Cemiyet-ül Milat Ibrahim adlı bir başka radikal İslamcı grubun saldırılara dahil olduğu açıklandı. Sri Lanka hükümet yetkilileri intihar bombacılarının yerleşik kişiler olduğunu fakat yurtdışından destek aldıklarını düşünüyor.

Saldırılarda hayatını kaybedenler için ilk toplu cenaze töreni başkent Kolombo’da gerçekleştirildi.

İlk toplu cenaze töreni düzenlendi

Öte yandan saldırılarda hayatını kaybedenler için için ilk toplu cenaze töreni bugün düzenlendi. Saldırıların hedeflerinden biri olan başkent Kolombo’nun kuzeyindeki Negombo’daki St Sebastian Kilisesi’nde düzenlenen törene ölenlerin yakınlarının dışında yüzlerce Sri Lankalı katıldı. Cenaze töreninde birlik ve beraberlik çağrısı yapılırken, ölenlerin yakınları da saldırganların bir an önce bulunup yargı önüne çıkarılmasını istedi.

Yas ilan edilen ülkede cenaze töreni öncesinde, pazar günü bombaların patladığı saat olan 08.30’da bir dakika saygı duruşunda bulunuldu. Tüm bayraklar yarıya inerken, başka saldırılar olma ihtimaline karşı ilan edilen olağanüstü hal de sürüyor.

Saldırıların ardından gözaltına alınan 40 kişinin sorgusunun da sürdürüldüğü bildiriliyor.

Türkiye çocuk istismarında üçüncü sırada

CHP’nin yayımladığı Çocuk Raporu’na göre, yılda ortalama 8 bin çocuk istismara uğruyor. Türkiye, çocuk istismarında dünyada 3. sırada.

CHP Parti Meclisi Üyesi ve Ankara Milletvekili Tekin Bingöl, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle AKP iktidarı döneminde çocukların yaşadığı hak kayıplarına dair bir rapor hazırladı. Rapora göre; yılda ortalama 8 bin çocuk istismara uğruyor. Türkiye, çocuk istismarında üçüncü sırada.

Çocuk işçiliği, çocuk cinayetleri, eğitim sisteminde yaşanan çarpıklık ve artan çocuk istismarı gibi konulara yer verilen raporda yer alan veriler şöyle:

2 milyon okullaşamadı: Milli Eğitim Bakanlığı istatistiklerine göre; 2017/18 öğretim yılında ilkokul seviyesinde (1 – 4. sınıf) okullaşma oranı yüzde 91.5, ortaokulda (5 – 8. sınıf) 94.4 ve lise eğitiminde (9 – 12. sınıf) yüzde 83.5. AKP’nin 4+4+4 sistemi ile özellikle ilkokul seviyesindeki okullaşma oranlarında ciddi bir düşüş gözleniyor. 4+4+4 sisteminden önce yüzde 98.67 düzeyinde olan okullaşma oranı yüzde 91,5’e geriledi. Bu verilere göre ilk ve ortaokul düzeyinde yaklaşık 750 bin, lise düzeyinde ise yaklaşık 1 milyon çocuğun okullaşamadığı görülüyor.

10 yılda istismar davaları yüzde 700 arttı

Çocuk yaşta evlilik: Türkiye’de kadınların yüzde 26’sı 18 yaşından önce evleniyor, yüzde 10’u ilk çocuğunu 18 yaşından önce kucağına alıyor. Son 10 yılda 482 bin 908 kız çocuğu evlendirildi. Türkiye, çocuklara karşı cinsel istismar, taciz ve tecavüz olaylarında dünyada üçüncü sırada yer alıyor. Yılda ortalama 8 bin çocuk istismara uğruyor. Son 10 yılda çocuk istismar davaları ise yüzde 700 arttı.

İHD: Greta ve yoldaşlarıyla bayram yapacağız

23 Nisan dolayısıyla bir açıklama yapan İHD “Biz bu sene İsveçli Greta Thunberg ve yoldaşlarıyla mücadele içinde bayram yapacağız. Gerçek dışı bir sahnede yer almayacağız’” dedi.

Greta Thunberg.

İnsan Hakları Derneği (İHD) 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada çocuklardan sanki gerçekten bayrammış gibi kutlama yapılmasının istendiğini belirtti; gerçek dışı bir sahnede yer almayacakları kaydedildi. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Çocuklarımız ve gelecek adına kutlanacak çok fazla şeyimizin olmadığı bir anda, resmi kuralların, geleneklerin soğuk, sıradan, formalite, buyurgan klişeleri bizi laf olsun diye kurulan bu sıra savma sahnesine götüremiyor. O yüzden, büyüklerin hırsla, bencillikle kirlenmiş makamlarına kısa bir anlığına oturtulan çocukların, öğretilenler dışında söyleme fırsatı buldukları özgür sözlerinin, caddelerde yürütülen çocukların çığlıklarının, gülüşlerinin kurtaramadığı bu gerçek dışı sahnede yer almıyoruz, almak istemiyoruz.”

Sel, kasırga altında can derdine düşmeden

“Çocuklara adanan bugünü, büyük düşleriyle ve iradeleriyle bizi mücadeleye, geleceğimizi, dünyamızı sahiplenmeye çağıran İsveçli Greta Thunberg ve çocuk yoldaşlarıyla kutlamak istiyoruz” denilen İHD açıklamasında çocuklara gerçek bayramın ancak şu şartlar sağlandığında geleceği aktarıldı:

• Mayınlara basmadan, panzerler altında ezilmeden özgürce koşacakları,

• Çıldıran iklim olaylarının yarattığı sellerin, kasırgaların altında can derdine düşmeyecekleri,

• Seçimlerini özgürce yapıp yönetime katılma haklarının yolsuzluklarla, adaletsizliklerle sekteye uğratılmadığı,

• Eğitim, sağlık, yaşam, özgürlük, ifade, toplanma, örgütlenme haklarının ve her türlü sosyal, ekonomik olanaklarının tanındığı bir dünyayı sağladığımızda…

“Çocukların kahkahaları işte o zaman hiç kesilmeyecek ve bizlere de sadece gülmek düşecek.

Kılıçdaroğlu: Haberleri vardı, hazırlanmış sopalar dağıtılıyordu

Ankara’da, şehit erin cenazesi sırasında uğradığı saldırı hakkında konuşan CHP lideri Kılıçdaroğlu, ‘Bizim geldiğimizden de haberleri vardı. Olay sırasında önceden hazırlanmış sopalar bile dağıtılıyordu’ dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, dün Ankara’da katıldığı cenaze törenindeki uğradığı linç girişimi hakkında konuştu. Bazı gazetelerin Ankara temsilcilerini makamında kabul eden Kılıçdaroğlu, o gün yaşadıklarını anlattı. “Ciddi bir güvenlik zafiyeti vardı. Bilinçli olarak mı yaratıldı, onu bilemiyorum. Zaman gösterecek” diyen Kılıçdaroğlu, cenazeye katılacağının önceden bildirildiğini vurguladı, gittikleri evde Emniyet Genel Müdürü, Jandarma Komutan Yardımcısı, Ankara Emniyet Müdürü’nün de bulunduğunu hatırlattı.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmalarından bazı başlıklar şöyle:

Akar’ın konuşmasını çok farklı düşünmek istemiyorum: Konuşurken duymadım. Hulusi Bey, atmosferin etkisi ile mi yoksa başka bir gerekçesi mi vardı bilmiyorum. Oradaki konuşmayı çok farklı düşünmek istemiyorum. Kalabalık var dağılması lazım, onların dağılmasını isteyebilir.

Önceden temas kuruldu: Şehit cenazelerine en çok katılan benim. Bir şehidimiz var. Ona katılmak, aileye taziye dilemek hepimizin ortak görevi. Aile ile gitmeden önce temas kuruldu. Gittiğimde farklı bir tablo vardı, tabloyu gördük. Birden fazla yerde görevlendirilmiş insanlar vardı. Normalde önlemlerin alınması gerekiyordu.

Organize linç girişimi: Dışarıdan çok kişinin geldiği belli. Çünkü küçük bir köy. O kalabalıkların linç girişiminde bulunmak istedikleri belli. Onları görüyordum zaten. Bunlarla ilgili olarak özel bir bilgi gelmedi. Aslında bir terör saldırısı bu. Sıradan, rutin bir protesto olarak düşünmemek lazım. Bu, bir siyasetçiye karşı organize bir linç girişimi

Erdoğan ve Soylu aramadı: (soruya cevap verirken) Hayır, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu aramadı. Sayın Ahmet Necdet Sezer, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu mesajla üzüntülerini dile getirdiler. Erdoğan’ın özel kalemi, bizim özel kalemi arayarak gelişmeler hakkında bilgi almak istemişler.

Türkiye normalleşmeli: Türkiye’nin normalleşmesini istemeyen siyasetçiler ve başka unsurlar var. Türkiye süratle normalleşmeli. Türkiye, dış politikada üzerinde pazarlık yapılan bir ülke haline geldi. Bu kadar sıkışmış bir Türkiye’nin en azından siyaset olarak ortak tepki vermeye ihtiyacı var. Bunu istemeyen başka siyasetçiler olduğunu, kin, nefret tohumu eken siyasetçiler olduğunu görüyoruz. Geçmişte de Türkiye’ ye zarar verdiler, bugün de zarar vermek için öyle zannediyorum kendilerine yol haritası belirlemişler.

Olay çıkmasın diye özen gösterdik: 81 ilde il başkanlarımız, sivil toplum kuruluşları, meslek kuruluşları ve siyasi parti temsilcileriyle açıklama yaptı. Alanda, sokakta bir eylem yapılmasının doğru olmadığını ifade ettik. Provokatörlere fırsat yaratır. İmamoğlu ile toplumu yatıştırması için görüştüm. Olay çıkmasın diye özen gösterdik. Aslında devleti yönetenler de göstermeli. Ama bunun bile farkında değiller. En büyük tehlike bu.

Ayrıştırıyorsa ona İçişleri Bakanı denmez: Onu herkes görüyor, biliyor. Sorun şu; onu İçişleri Bakanı olarak tanımlayalım mı, tanımlamayalım mı? İçişleri Bakanı denen kişi Türkiye’nin huzuru için her türlü önlemi almalı. Bir kişi İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturup toplumu ayrıştırıyorsa ona İçişleri Bakanı denmez. Onu İçişleri Bakanı olarak görmüyoruz. Onun başka görevi var. Koruma sayısının artırılması yönünde talebimiz olmadı. Yeni bir talepte de bulunmayacağım.

Zırhlı aracı iade ettik: Zırhlı aracı iade ettik.. İhtiyaç duymadık. Şartlar bizi bir zırhlı araca binmeye mecbur ederse alırız. Bugün düşündüğümüz bir olay değil. Gerekirse kendi güvenliğimizi kendimiz de sağlayabiliriz.

Aynı köye yine giderim: Diyaloglar iyiyidi. Aileden birisi Mansur Bey’e diğeri de AKP adayına oy verdiğini söyledi. Evlerine gelince evleri taşlanır, yakılır diye paniğe kapılmışlar. Emniyet Genel Müdürü, polisler öyle bir şey olmayacağını söyleyince rahatladılar. Ayrılırken, çocukları Muhammed elimi öptü, ben de yanaklarından öptüm. Gerekirse aynı köye yine giderim. Siyasette rakiplerimizin ayrımcı bir dil kullanmaları, bu ayrımcılık hani gittikçe derinleşen, kini ve öfkeyi besleyen dile dönmüş. Bu dil medya tarafından acımasızca kullanılıyor. Garip bir dünya var karşımızda. Bu dünya var diye biz düşüncelerimizden vazgeçmeyeceğiz. Ne söylediğimiz, ne yaptığımız belli. CHP’li PKK ile beraber gösteriyorlar.

İşi sadece savcıya bırakmadık: Ben iki kez güvenlik güçlerinin akrep aracına bindim. Bir PKK saldırısı bir de bu saldırı. İkisi arasında bir fark yok. Onlar da terörist bunlar da terörist. Açıkça korumalar olmasa açıkça linç olacak. Bununla ilgili olarak da özel bir araştırma kurduk. Şu anda bizim arkadaşlarımız görüntüleri izliyorlar. Tespitler yapıyorlar. Köyde vatandaşlarla temasa geçtik. İşi sadece savcıya bırakmadık. Kim nedir, ne değildir… Provokatör var, önde olanlar var, arkada olanlar var. Bizim geldiğimizden de haberleri vardı. Olay sırasında hazırlanmış sopalar bile dağıtılıyordu.

Sarıgün tutuklandı, 3 saldırgan serbest

Kemal Kılıçdaroğlu’na linç girişimine ilişkin gözaltına alınan 9 kişiden 3’ü bugün serbest bırakıldı. Yumruk attığı kameralara yansıyan Osman Sarıgün ise tutuklanarak cezaevine gönderildi. AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Eskişehir Sivrihisar’da gözaltına alınan Sarıgün’ün parti üyesi olduğunu ve kesin ihraç istemiyle İl Disiplin Kurulu’na sevk edildiğini açıklamıştı.

Gözaltına alınan 5 kişinin de ifade işlemleri Çubuk’ta sürüyor. Görüntülerin incelenmesinin ardından gözaltı sayısının artabileceği ifade edildi.

Yurttaşlık bilgisiyle hazır olay analizi – Ümit Kıvanç

Bir tedirginlik, emin olamama hali var üzerinde. İnsanın aklına hemen geliyor: Acaba devlet düzeninde buzkıran misâli önünü açan, en sıkı müttefiki Fethullahçıları, paçayı fazla kaptırır gibi olunca şekilde görüldüğü üzre hunharca tasfiye eden Erdoğan, MHP için de benzer bir iyilik mi düşünmekte? Tabiî bu sefer MHP kendinden ibaret değil; gerisindekini tasfiye etmek öyle kolay olmayacaktır. Yine de başka çare kalmamışsa..?

Söylediklerine büyük önem verdiğim -herkese de vermesini tavsiye ettiğim- akademisyen, tarihçi-siyasetbilimci Hamit Bozarslan’ın sözüyle başlayayım: “…anti-demokratik rejimler her şeyden önce kendi toplumlarının olayları kavrayabilme kapasitesini yıkarlar.” Cumhuriyet tarihi boyunca başarılmış büyük iş de bu, nitekim. “Türk Millî Eğitimi” denen cenderenin özel işlevi bu. Bir eğitim sisteminden beklenebilecek -ekonomik, teknolojik, kültürel, sanatsal- başka her türlü yararın uğruna feda edildiği işlev. Bozarslan’ın cümlesinde, yukarıdaki üç noktanın yerinde şu ibare yeralıyordu: “Ve geçmişten de bildiğimiz gibi…” Doğrudur. Fakat olayları kavrayabilme kapasitemizin kısıtlılığı ve hasarlılığı yüzünden, geçmişten bilmemiz gereken pek çok şeyi maalesef öyle sahiden “biliyoruz” diyebileceğimiz gibi, doğru dürüst bilemiyoruz.

Aksi halde, bugüne ve bugünden kolayca uzanabileceğimiz kadar yakın geçmişe “olayları kavrayabilme” amacıyla eğilmiş, gördüklerimizden, mâruz kaldıklarımızdan ve üstüne düşündüklerimizden hareketle sağlıklı yargılara varmış, memlekette toplu saldırı, katliam ve linçlerin hangi mekanizmalar içerisinde tertiplendiğini, Milliyetçi Hareket Partisi’nin dünkü ve bugünkü işlevini, Devlet Bahçeli adlı siyasetçinin hâlihazırda yerine getirmekte olduğu vazifenin kapsamını kolayca kavramış olmalıydık. Olamadık. Lâkin hayat başka fırsat sundu.

BİLDİK

Bir ailevî buluşma nedeniyle 21 Nisan Pazar günü Maltepe’ye, Ekrem İmamoğlu’nu dinlemeye, kalabalığı gözlemeye gidemedim. Ufak tefek alışveriş için dışarıdayken annem aradı, “Şehit cenazesinde Kılıçdaroğlu’na saldırmışlar,” dedi. Öncelikle sakinliği, barışçıllığı ve güven vericiliği nedeniyle İmamoğlu’nun seçilmesine hayli memnun olan annemin şenlikli, sevinçli Maltepe haberleri vermesini beklerken karşıma böyle bir kötü sürpriz çıkmıştı. Telefonu kapadığımda, bu topraklarda memleket meseleleriyle uğraşarak benim yaşlara gelmiş herkesin pek iyi tanıdığı o aylak, küstah, pişkin, zalim suaygırı birden yanıbaşımda belirip üzerime çöktü. Hissettiğim bıkkınlığı bizden başka birilerine nasıl tarif ederim, diye o sırada düşünmedim, bu soru şimdi aklıma geldi.

Telefonu kapadığımda heybemde birden belirdikleri halde uzun süredir orada duruyorlarmış gibi görünenler (bıkkınlığın yanısıra): kızgınlık, üzüntü, sıkıntı. İlaveten, böyle bir durum için insanlığın bizim gibi olmayan kısmına son derece tuhaf -hattâ belki bilgelik gibi- görünecek bir meraksızlık, telaşsızlık.

“Tezgâhtır,” dedim anneme. “Devlet içinden birileri yapmıştır.” Şunları da ekledim, henüz iktidar propaganda aygıtının paçavralarından herhangi birini görmemişken: Bugün herhalde İmamoğlu’nun Demirtaş’ın barışçı politikasıyla ilgili sözlerini filan öne çıkarıp şehit cenazeleri üzerinden kışkırtma yapmışlar, zemin hazırlamışlardır, Ankara yakınındaki yerlerde birilerine saldırtacak Ülkücü grubu ayarlamaktan kolay şey yok, vesaire…

Kapıdan girdiğimde, gazeteciye hiç de yaraşmayacak tarzda, neyin nasıl olduğundan neredeyse emindim. Kafamdan geçenlerde sadece ufak bir düzeltme yapmam gerekti. İmamoğlu’nun mazbatayı almasıyla bir sevinç ve ferahlama havasının doğuşundan, Saraçhane’de HDP lafı geçtiğinde kalabalığın tezahürat yapmasından bu yana endişeyle bir “terör eylemi” bekler olmuştum. Beklenmedik operasyondan gelen dört şehit haberi demek buydu.

Televizyonda saldırı görüntülerini, linç girişiminin üst düzey birçok devlet görevlisinin gözü önünde gerçekleştiğini, Millî Savunma Bakanı’nın ana muhalefet liderini linç etmeye, sığındığı evi yakmaya çalışan kalabalığa “değerli arkadaşlarım, mesajınızı aldık” deyişini izledim. Güncel herhangi bir olguya-bilgiye dayanmayan hükmüm âdetâ tamamen gerçeklerden örülü güvenilir habere dönüşmeye başlamıştı.

TANIDIK

Elimde şunlar vardı: Aralarından bir kadının çığlık çığlığa “Yakın o evi!” diye haykırdığı linç kalabalığına kimse kayda değer müdahalede bulunmuyordu. Ortalıkta işin insan katletmeye varmasını önlemeye niyetli veya önlemekle görevli birileri vardı, bunlar aşırıya kaçanı durduruyorlardı. Minibüse koca koca taşlarla saldırılması, aşırıya kaçma sayılıp engellenen davranışlardan değildi. Ankara Valiliği bunları “CHP Genel Başkanına yönelik müessif protesto eylemi” diye tarif etmişti. Bakan Hulusi Akar’ın linççi eyleme dair “mesaj ve tepki” yakıştırmasıyla birlikte düşünüldüğünde, elbette herkes gibi benim de aklıma önceki katliamlar geldi. Hem manzara hem devlet yetkililerinin tutumları pek tanıdıktı; yani, bilmeden hüküm veriyorum diye kendime haksızlık etmemeliydim, bilinmeyecek bir şey yoktu.

CHP’liler arasından en net teşhisi koyan, çiçeği burnunda, mazbatası hâlâ tehlikede İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu oldu: “Orada bu hareketi yapanlar, vatandaşlarımız değil talimat almış kişilerdir.”

Saldırının hedefi genel başkan Kılıçdaroğlu, genel olarak “vatandaşlarımız”ı esirgemekle kalmadı, linç girişimi mahalli Akkuzulu’nun köylülerini de masum görmek istedi. “O köyde oturanların hiçbirinin kabahati yoktur,” dedi, “dışarıdan gelenlerin provokasyonudur bu.” Oysa fotoğrafı artık dünyaca bilinen sahnede kendisine bizzat yumruk atan şahıs, Akkuzulu köyünden Osman Sarıgün çıktı. Sarıgün, ordudan, polisten onca üst düzey elemanın doluştuğu bir yerde sırra kadem bastı, bu satırları yazdığım 02:00 sularına kadar ortada yoktu, arandığı söyleniyordu.

Saldırıyı, “kalabalıkların üç-dört ayrı yerde konuşlandırılarak” hazırlandığı “çok organize bir iş” diye tasvir eden CHP Ankara Milletvekili ve TBMM Başkanvekili Levent Gök, “Ankara Emniyet Müdürü, Emniyet Genel Müdürü, Milli Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı varken oldu bu saldırı,” diye dikkat çekti linç girişimine eşlik eden protokole. Sarıgün’ün bu mühimadamlar grubu ve etraflarını saran koruma çemberinin arasından kayboluvermesi şüphesiz olaya ayrı renk katıyor. Devlet dairesi duvarına vurulabilir renklerden.

İLLE DE KÜRTLER

Başka hiçbir “müşevvik” olmasa bile, sırf İmamoğlu’nun Maltepe’ye toplayacağı yüz binlerce insanın sevinçli, coşkulu zafer kutlaması yaşamasını, şevk ve enerji kazanmasını engelleme, hevesi kursakta bırakma, moral bozma “hedefi” yeterdi, bugün herhangi bir provokasyon tertiplenmesine. Ancak öyle görünüyor ki, Kılıçdaroğlu’na linç girişimi provokasyonunun -şüphesiz bunu da içeren- hedefleri hem daha derin hem tek değil birkaç boyutlu ve parçalı.

Bu işin köyde, cenazede duyguları ayakta insanların infiale kapılması filan değil düpedüz tertiplenmiş provokasyon olduğuna, hissen ve kalben inanmayanımız sanırım yok. Varsa da irice minibüse sığacak kadardırlar. Her şeyin üzerine, sıkı bir sağlama ve ispat işlemi mahiyetinde, Devlet Bahçeli’nin bildirisi geldi zaten. Basitçe açıklama, demeç, beyan vs. değil o; bir manifesto.

Ne üzerine hazırlanmış da ilan ediliyor? Çok kabaca: Kürtler konusunda ülkenin batısında yine bir yumuşama, Kürtleri de içeren geniş bir çoğulcu demokrasi cephesi oluşturma niyeti, eğilimi belirdi. İktidar koalisyonu, birçok belediyeyi Kürtlerin taktik oylarıyla kaybetti. Giderek genişleyen -ve derinleşen- muhalefet blokunu parçalamanın en kolay aleti din üzerinden kurulan karşıtlık oyunlarıydı, bunlar artık bütün işi görecek halde değil. Solcuları “FETÖ”cülükle suçlayıp üniversiteden atınca senin çapsız yarı cahil tayfan ‘bana yer açıldı’ diye seviniyor, ama suçladıklarının büyük çoğunluğunun FETÖ diye bir silahlı yeraltı teşkilatının üyesi falan olmadığını, bazılarının Fethullahçılıkla tek ilişkisinin sıkı düşmanlık olduğunu cihan âlem biliyor. Yani bununla kazanılacak oyun da fazla değil artık. Kalıyor Kürtler. PKK-teröristler falan deyince akan sular hâlâ durabiliyor. Eldeki en büyük ve en kolay kullanılabilir silah, kırk senedir bu konu.

Türkiye’de seçimli, parlamentolu, çoğulcu, demokratik hukuk devleti kurulacaksa, siyasî bilinci gelişkin ve her daim canlı, örgütlü davranabilen Kürt toplumunun oyları olmazsa olmaz konumda. İktidar koalisyonu için de aynı unsur bir türlü ortadan kaldırılamayan risk etkeni.

Ufku sınırlı ve tutucu bir siyasî lider olarak tanıdığımız Kemal Kılıçdaroğlu, nihayet şu son saldırıdan sonra pek önemli bir tesbitini yüksek sesle dile getirdi: “Bu saldırıların sebebi ne biliyor musunuz? İlk kez çok farklı siyasi görüşü olanlar biraraya geldiler.”

Devlet Bahçeli’nin söylediklerine sıçramak için uygun yer.

ÇOK YÖNLÜ ATIŞLAR

“MHP lideri” rolünde siyaset sahnesinde yeralan bu vazifeli şahıs, hepsi birbirinden hayatî, her biri kendi başına demokratik ve haysiyetli bir toplum yaşamının inkârı niteliğinde, birçok şeyi birarada üstümüze boca etti: Muhalif siyasetçilerin -elbette sıradan muhalif yurttaşların da- bundan memlekette her istedikleri yere gidemeyeceklerini, giderlerse başlarına gelebilecek “her türlü ihtimali” göze almaları gerektiğini açıkça söyledi, kendisinden saymadığı herkesi tehdit etti. Kılıçdaroğlu’nun yumruğu hak ettiğini imâ ederek, bu tehdidini güncel hadiseye bağlayıp temellendirdi. Dolayısıyla devletin muhalifleri korumak gibi bir görevinin bulunmadığını ilan etmiş oldu.

Arada şöyle bir söz çıktı ağzından: “Akkuzulular sert adamlar. Eğer bunlara ‘bu adam burada ne geziyor, bunu sokmayın köye’ demişlerse…” Şu soru doğuveriyor: Kim “demiş”se? “Demişler”deki o “ler” kimler? Kimler bir köye gidip ana muhalefet lideri için “sokmayın onu buraya” diyor? Hangi mevkideki kimler?

Kendi başına kelime bile olamayan şu üç harfli kişiliksiz ek, şu “ler” nasıl da üç katlı koca ispathane binası gibi yükseliyor linç rezilliğinin çamuru içinden…

Ancak sanılmasın ki, Devlet Bahçeli yalnız sözcülüğünü yaptığı birilerinin muhalefete yönelik gözdağını ete kemiğe büründürmekle yetindi. Koalisyonun ufak ortağı kılığında siyaset oynayan vazifeli, liderliği ve kitle desteği olmaksızın elemanlarını iktidar çarkı nimetlerinden faydalandıramayacağı -çünkü bu oyunda bir parti örgütüne ihtiyaç, devlette tutulmuş yerleri koruma gereği var- büyük ortağına “şşş, aloo!” tadında seslendi: “Türkiye İttifakı’ndan bahsetmek kafamızdaki soru işaretlerini çoğaltmıştır.”

“Türkiye ittifakı”ndan bahseden, bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan. Yine bu satırlar yazılırken (02:00 suları) Kılıçdaroğlu’na henüz bir geçmiş olsun telefonu bile açmamış, kamuoyuna linç girişimini kınadığını dahi söylememiş olan cumhurbaşkanı. Bahçeli ona diyor ki: Benden vazgeçemezsin.

Fakat bunu tam muktedir havasında, yukarıdan buyurarak da söyleyemiyor. Bir tedirginlik, emin olamama hali var üzerinde. İnsanın aklına hemen geliyor: Acaba devlet düzeninde buzkıran misâli önünü açan, en sıkı müttefiki Fethullahçıları, paçayı fazla kaptırır gibi olunca şekilde görüldüğü üzre hunharca tasfiye eden Erdoğan, MHP için de benzer bir iyilik mi düşünmekte? Tabiî bu sefer MHP kendinden ibaret değil; gerisindekini tasfiye etmek öyle kolay olmayacaktır. Yine de başka çare kalmamışsa..?

Kılıçdaroğlu’na linç girişimi üzerine MHP liderinin ilan ettiği manifesto, hem bugün iktidarı paylaşan yerleşik birtakım güçlerin çoğulcu demokrasiye gidişi önleme yönündeki kararlılıklarının ifadesi hem de iktidar koalisyonunun sürmesi için dizginlere kendisinin -ve temsil ettiklerinin- daha fazla hâkim olması şartının dile getirilişi.

Şöyle bitireyim: Buraya kadar andığım-anmadığım pek çok olguyu bilgiyi edindikten sonra vardığım yargının yüzde doksanının, annemin telefonda söylediği iki cümleyle birlikte zihnimde oluşuvermesi neyin göstergesidir? Benim muhteşem zekâmın ve tahmin-öngörü ve kavrayış kabiliyetimin mi? Tabiî ki değil. Zaten bu büyük başarıyı muhtemelen milyonlarca başka insanla paylaşıyorum. Bu sorunun cevabı, başka bir soruyu cevaplandırarak bulunabilir: Bir topluma ve memlekete bu kadar ısrarla, bu kadar acımasızca, hunharca nasıl yazık edilir?

(GazeteDuvar’dan alınmıştır)