Ana Sayfa Blog Sayfa 2512

47. İstanbul Müzik Festivali’nden çocuk kitabı: “Fanfar: Müzikli Bir İstanbul Masalı”

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 11 – 30 Haziran 2019 tarihlerinde düzenlenen 47. İstanbul Müzik Festivali kapsamında, Bernard van Leer Vakfı’nın katkılarıyla bir çocuk kitabı yayımlanıyor.

Yazar Göknil Özkök ve çizer Kıymet Ergöçen tarafından hazırlanan, yayın yönetmenliğini Burcu Ural Kopan’ın üstlendiği Fanfar: Müzikli Bir İstanbul Masalı başlıklı kitap, sürükleyici hikâyesi, çarpıcı çizimleri, müzik aletlerini tanıtan resimli sözlüğü, uygulamalı bölümleri ve zengin içeriğiyle çocukları 47. İstanbul Müzik Festivali’nde bir maceraya çağırıyor.

Festival, ayrıca kitaba paralel olarak çocuklar için özel bir dinleme listesi de hazırladı. Hem kitaptan hem de internet sitesinden ulaşılabilen bu listeyle çocuklar, farklı dönemlerden klasik müzik bestecilerinin eserlerini keşfedebilecekler. Kitap, festival boyunca tüm festival mekânlarından, anlaşmalı kitabevlerinden ve İKSV Alt Kat’tan ücretsiz olarak temin edilebiliyor.

Kitapta, Lale ve Sinan adlı ikiz kardeşler, Müziklerin Efendisi ile Süreyya Operası’ndan Aya İrini’ye, oradan da Galata Kulesi Meydanı’na uzanan bir yolculuğa çıkıyor. Müziklerin Efendisi, bu yolculukta Lale ve Sinan’a İstanbul Müzik Festivali mekânlarından üçünü gezdirirken, minik okurları çeşitli oyunlar aracılığıyla enstrümanlarla ve bestecilerle tanıştırıyor, kitabın sonunda yer alan resimli sözlük ise çocukların klasik müziğe dair kelime ve kavramları öğrenmesini destekliyor.

Türkçeİngilizce ve Arapça olmak üzere üç dilde hazırlanan ve ayrıca Braille alfabesiyle de basılan Fanfar: Müzikli Bir İstanbul Masalı kitabı Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Feyza Çorapçı’nın danışmanlığında hazırlandı. Kitapta ayrıca çocuklar için hazırlanmış etkinlikler ve resimli bir sözlük de yer alıyor.

Festivali Boyunca Ücretsiz Okuma Etkinlikleri ve Atölyeler

Fanfar: Müzikli Bir İstanbul Masalı kitabı, 47. İstanbul Müzik Festivali öncesi ve sırasında birçok ücretsiz okuma etkinliği ve atölyede çocuklarla buluşacak. Etkinlikler için buradan rezervasyon yaptırabilirsiniz.

  • 31 Mayıs Cuma             11.00   İKSV Alt Kat
  • 13 Haziran Çarşamba   15.30   Süreyya Operası
  • 15 Haziran Cumartesi   12.00   Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi
  • 20 Haziran Perşembe   16.00   Aya İrini Müzesi Öv Avlusu
  • 21 Haziran Cuma          14.00   İKSV Alt Kat
  • 29 Haziran Cumartesi   12.00   Galata Meydanı

Festival sırasında Süreyya Operası, Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi ve Aya İrini Müzesi ön avlusunda kitabın yazarı Göknil Özkök’ün yanı sıra sürpriz konuk ve müzisyenlerin katılımıyla gerçekleştirilecek ücretsiz okuma etkinliklerine tüm yaş gruplarından çocuklar ve aileler rezervasyon yaptırarak katılabilir. İKSV Alt Kat’taki atölye çalışmaları ise 4-8 yaş grubuna yönelik olarak gerçekleştirilecek ve 20 kişilik kapasiteyle sınırlı olacak.  Kitap ve ücretsiz etkinliklerle ilgili daha fazla bilgi için [email protected] adresine yazabilirsiniz. (Yeşil Gazete)

 

Ara Güler’in İzinde İstanbul

İstanbul Modern29 Mayıs – 17 Kasım 2019 tarihlerinde Ara Güler Müzesi ve Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi işbirliğiyle “İki Arşiv, Bir Seçki: Ara Güler’in İzinde İstanbul” başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor.

Sergi, Ara Güler’in gözünden İstanbul’un 1950’lilerden itibaren yaşadığı değişimin izini sürüyor. İki kurumun koleksiyon ve arşivinden ortaya çıkan sergi, kentin 20. yüzyılın ortasından bu yana yaşadığı değişimi gözler önüne seriyor. Bu değişimin sonucu ortaya çıkan kolektif belleğin oluşumunda Ara Güler’in fotoğraflarının rolünü görünür kılıyor.

Her biri imzasını taşıyor

Ara Güler’in farklı dönemlerde basılmış, her biri imzasını taşıyan çalışmalarına, İstanbul Modern Fotoğraf Koleksiyonu ve Ara Güler Müzesi arşivindeki çeşitli karanlık oda baskısı, obje ve efemera ile fotoğrafların çekildiği semt ve açıları gösteren haritalandırmalar eşlik ediyor. Sergi kendini foto muhabiri, foto muhabirlerini de “tarihi makinesiyle yazanlar” olarak tanımlayan Güler’in çalışmaları aracılığıyla fotoğrafçının öznelliği ve fotoğraf arasındaki ilişkiyi düşündürmeyi amaçlıyor.

Ara Güler’in kendilerine tekrar tekrar bakmaya davet eden fotoğraflarını arşiv malzemeleriyle bir araya getiren “İki Arşiv, Bir Seçki”, hem Güler’in üretim pratiğini hem de zihnimizdeki İstanbul bilincinin yaratılmasındaki payını izleyiciye hatırlatıyor.

Küratörlüğünü İstanbul Modern Fotoğraf Bölümü Yöneticisi Demet Yıldız’ın, danışmanlığını ise Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi Müdürü Umut Sülün’ün yaptığı sergi 17 Kasım’a kadar görülebilir. Sergi süresince kent ve kolektif bellek üzerine çeşitli söyleşi ve programlar da düzenlenecek. (Yeşil Gazete)

Geciken ‘iklim eylemi’nin ekonomik bedeli de büyük

Yeni yapılan bir araştırma, Paris Anlaşması’nın hem kısa hem de uzun vadeli hedeflerinin küresel emisyonlar ve ekonomik büyüme üzerindeki etkisini analiz ediyor.

“Nationally Determined Contributions under the Paris Agreement and the costs of delayed action” başlıklı yeni bir rapor, Paris Anlaşması’nın hem kısa hem de uzun vadeli hedeflerinin küresel emisyonlar ve ekonomik büyüme üzerindeki etkisini analiz ediyor. Paris Anlaşması kapsamında ülkelerin verdiği mevcut taahhütler, küresel sıcaklık artışının yüzyılın sonuna kadar 2 derecenin altında tutulması için yeterli görülmüyor.

İklim Haber’de yer verilen çalışma, Ulusal Katkı Beyanları’nın (National Determined Contributions-NDC) temelinde 2 derecelik bir hedefin başarılmasını ele alırken, NDC’lerin 2030’a kadar artan iddialarının zamanlamasını ve düşük karbon teknolojisinin maliyetlerin azaltılmasının etkilerini dikkate alıyor.

Araştırmada, 2030 ile 2050 yılları arasında talep edilen emisyon azaltma iddiasının, NDC hedeflerine ulaşıldığında ancak 2030 yılına kadar artırılmadığında, neredeyse iki katına çıktığı ve yüzyılın geri kalanında daha düşük ekonomik büyüme seviyelerine yol açtığını tespit ediliyor. Bununla birlikte, derhal harekete geçilirse ve düşük karbonlu teknolojilerin maliyetinin azalmasının bu harekete eşlik etmesi durumunda, GSYH’de mevcut NDC taahhütlerinin önerdiği yolla karşılaştırıldığında neredeyse hiçbir fark yok.

Çalışmanın ana bulguları şu şekilde sıralanabilir:

-2030 yılına kadar 2 derece hedefine ulaşmak için gereken ek eylemin geciktirilmesi demek, 2030 ve 2050 arasında iki kat emisyon azaltımı gerektiği anlamına geliyor.

-Ek eylemler 2030’a ertelendiğinde yüzyılın toplam kümülatif GSYH’sı daha düşük ve bu nedenle iklim değişikliği zararları dahil olmasa bile ekonomi üzerinde genel bir olumsuz etkiye sahip.

-Yenilenebilir enerji teknolojilerinde maliyet azaltmaları ile birlikte alınacak erken eylem GSYH zararlarını minimum seviyelere indirebilir (<% 1).

-Teknolojik gelişmelerle birlikteki 2 derecelik bir gelecek, bu gelişmeler olmadan 3.3 derecelik bir dünyadaki benzer maliyete sahip olabilir. Ancak iklim değişikliğinden daha az zarar ve kayıp görecektir.

Araştırma ile ilgili daha fazla bilgiye buradan ulaşılabilir.

Güney Afrika kabinesinde cinsiyet eşitliği

Güney Afrika’nın yeni devlet başkanı Cyril Ramaphosa’nın yeni kabinesini, 14 kadın ve 14 erkek bakandan oluşturdu. Bu, ülke tarihinde toplumsal cinsiyet eşitliği açısından bir ilk.

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yeni devlet başkanı Cyril Ramaphosa, yeni kabinesi için 14 kadın, 14 erkek bakan atadı. Kadın bakanlardan biri muhalefet partisinden seçildi. Bu durum, Güney Afrika Cumhuriyeti tarihinde cinsiyet eşitliği açısından bir ilk.

Muhalefetteki İyi Parti’ye üye Patricia de Lille, altyapı bakanlığına atandı. Güney Afrika’da 8 Mayıs’ta düzenlenen seçimleri Afrika Ulusal Kongresi kazanmış, Cyril Ramaphosa geçtiğimiz cumartesi yemin ederek göreve gelmişti.

Ramaphosa’nın kabinesinde cinsiyet eşitliğini gözetmesi ülkede memnuniyetle karşılanırken, bakan sayısı da 36’dan 28’e düşürüldü.

Dünya Ekonomik Forumu 2018 Küresel Toplum Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre Güney Afrika 19’uncu sırada. Türkiye ise aynı listede, 149 ülke arasında 130’uncu sırada bulunuyor.

Trump’tan Meksika’ya ‘yasa dışı göçmen vergisi’

Meksika, ABD’ye göçü durdurmazsa, ithal edilen tüm ürünlere uygulanan vergiler aşamalı olarak her ay yüzde 5 artacak

ABD Başkanı Donald Trump, Meksika’dan ithal edilen tüm ürünlere yüzde 5 ek vergi açıkladı. Vergi miktarı kademeli olarak yüzde 25’e kadar çıkabilir.

BBC’ye göre, 10 Haziran’dan itibaren geçerli olacak vergileri Twitter’dan duyuran Trump, “yasadışı göçmen problemi çözülmezse vergilerin aşamalı olarak artacağını” söyledi. Meksika’nın Kuzey Amerika diplomatı Jesus Seade, bu verginin “bir felaket” olacağını söyledi. Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Seade, “Bu vergiler hayata geçirilirse güçlü bir yanıt vermemiz şart” dedi.

Trump’ın açıkladığı vergi, göçün Meksika tarafından durdurulmaması durumunda her ay yüzde 5 artacak ve Ekim ayında yüzde 25’lik tavan seviyeye çıkacak.

Trump daha önce de göç nedeniyle acil durum ilan etmiş, iktidara gelmeden önce de Meksika sınırına duvar inşa edip bunun parasını Meksika’dan alma vaadinde bulunmuştu. Trump duvarın parasını Meksika’dan almayı başaramadı ve duvar için istediği bütçenin tamamını ABD Kongresi’nden de geçiremedi fakat mevcut bütçeyle Meksika sınırına çeşitli bariyerler inşa edilmeye devam ediyor. Trump’ın duvar inşaatına aktarmayı planladığı bazı savunma fonları ise yargı tarafından durduruldu.

Hükümetin yanı sıra Trump destekçisi ABD’liler de kendi aralarında topladıkları paralarla, özel bir şekilde duvar inşa ediyor.

Gezi Parkı eylemlerinin 6’ıncı yıldönümü

Gezi Parkı olaylarının üzerinden 6 yıl geçti. Türkiye tarihine geçen eylemlerde sekiz kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı. Yıllar sonra “darbe girişimi” gerekçesiyle açılan davalarda halen 16 kişi müebbet hapis cezasıyla yargılanıyor.

Taksim’in ortasındaki bir parktaki ağaçları savunmak için başlayıp, 79 ilde milyonların katıldığı kitlesel protestolara dönüşen Gezi eylemleri’nin başlamasının üzerinden 6 yıl geçti. 27 Mayıs’ı 28 Mayıs’a bağlayan gece iş makinelerinin, Gezi Parkı’na girmesi üzerine başlayan eylemlere sert müdahale Türkiye’yi ayağa kaldırdı. Milyonlarca kişinin adalet, demokrasi ve özgürlük talebiyle sokağa çıktığı eylemler, şimdiden ülke tarihine geçti.

Gezi eylemlerinin 6’ıncı yıldönümü ülke genelinde çeşitli etkinliklerle anılacak. Çeşitli örgüt, parti ve kurum tarafından yapılan açıklamalarda “Bu karanlık gider, Gezi kalır, biz kalırız. Gezi bu ülkenin eşitlik, özgürlük ve adalet umududur” denildi. Taksim Dayanışması da yaptığı açıklamada “Gezi’nin 6. yılında bugün 19.00’da Taksim’deyiz” çağrısında bulundu.

Gezi Parkı olaylarında süreç şöyle ilerledi:

-Eylemlerin fitilini dönemin Başbakanı Erdoğan’ın Taksim Meydanı’ndaki Gezi Parkı’na Topçu Kışlası inşa edileceğini açıklaması ateşledi.

-Parkı korumak için örgütlenen sivil toplum 27 Mayıs’ı 28 Mayıs’a bağlayan gece iş makinelerinin Gezi Parkı’na girdiğini görünce sosyal medyadan çağrı yaptı.  Kısa sürede çok sayıda insan parkın çevresinde toplandı.

-Polis parkın çevresinde bariyer kurdu. Biber gazıyla müdahale etti.

-Polisin kırmızı elbise giymiş bir kadına biber gazı sıktığı sırada çekilen fotoğraf eylemlerin sembollerinden biri oldu.
-Dönemin Barış ve Demokrasi Partisi Milletvekili Sırrı Süreyya Önder de parka gelerek dozerlerin önüne geçti ve ağaçların sökülmesine engel olmaya çalıştı.

-Sosyal medyadan yapılan Gezi Parkı’nda toplanma çağrıları kesilmedi. 28 Mayıs akşamında park çevresinde daha büyük bir kalabalık vardı.

-Parkta süren çalışmalar durduruldu.

Şafakta polis müdahalesi

-Eylemciler parkı korumak için nöbet tutmaya başladı. 31 Mayıs sabahı polisin parka girerek, çadır kuran eylemcileri fiziksel müdahaleyle dağıtması, eylemlerin daha da büyümesinin sebeplerinden biri oldu.

-Gezi Parkı’nda toplanan eylemcilerin çadırları, belediye çalışanları tarafından geceyarısı ateşe verildi. Polisin kullandığı gücün “orantısız” olduğu eleştirileri yapıldı.

-Polis çadırları kendisinin yakmadığını, eylemciler tarafından yakıldığını açıkladı. Ancak çekilen görüntülerde yakma işlemini yapanların polis ve zabıta olduğu anlaşıldı. Dönemin Beyoğlu İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı Ramazan Emekli daha sonra çadırların yakılması talimatı verdiği iddiasıyla yargılandı. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ihraç edilen Emekli, çadırların yakılmasından dolayı  10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

-Hükümete yakın bazı isimler arasında, çadırla yakılmasının olayların daha da büyümesini sağlamak için Fethullah Gülen Cemaati’nin bir provokasyonu olduğunu iddia edenler de oldu.

-Çadırların yakılma görüntüleri sosyal medyada yayınlanınca büyük bir infiale yol açtı. Yapılan eylem çağrıları sonunda gün boyunca Gezi Parkı ile Taksim Meydanı’nda toplanan binlerce kişi ile polis arasında sert çatışmalar yaşandı.

-Gün içerisinde Taksim’de eylemler devam ederken, İstanbul Altıncı İdare Mahkemesi, Topçu Kışlası’nın yapımına onay veren kararı iptal etti.

-Dönemin İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın da bir basın toplantısı düzenledi. Mutlu, bir doğa katliamının söz konusu olmadığını ve olaylarda istismar çabası olduğunu söyledi.

-Gün boyu devam eden müdahalede yoğun biber gazı kullanımı ve TOMA’dan sıkılan basınçlı su ne­deniyle üç kişi gözünü kaybetti; onlarca kişi yaralandı.Yaralananlar arasın­da milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Sezgin Tanrıkulu da vardı. Eylemci Lobna Allami, polisin attığı biber gazı fişeğiyle başından ağır yaralandı.

-31 Mayıs’taki müdahale eylemleri daha da büyüttü.

-Gezi Parkı eylemleri İstanbul dışına taştı ve 79 kente yayıldı.

-1 Haziran eylemlerin kronolojisinde kritik bir tarih oldu.

Erdoğan Taksim’e kesinlikle Topçu Kışlası yapılacağını, geri adım atmayacaklarını tekrarlamıştı. Kadıköy’deki mitingini iptal eden CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, kalabalık bir grupla Taksim’e gitti, Gezi Parkı’na girdi. Polis CHP’lileri de dağıttı.

-Akşam saatlerinde Taksim çevresinde toplanan kalabalık büyüyünce, polis Gezi Parkı çevresinden çekilmek zorunda kaldı.

-Eylemciler 1 gün sonra yeniden parka döndü. 15 gün boyunca parkta kaldılar ve 15 gün boyunca Gezi Parkı toplumun adalet, demokrasi ve özgürlük taleplerinin odağı oldu.

-Ankara’da Kızılay’da toplanan kalabalık, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Başbakanlık binasına yürümek istedi. Ancak polisin müdahalesiyle karşılaştı. Ankara’da 500 kişi gözaltına alındı.

-Dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler, altı günde 67 şehirde 235 eylem yapıldığını ve 1.730 kişinin gözaltına alındığını söyledi. Güler, maddi zararın da 20 milyon lirayı aştığını açıkladı.

-Güler, 115 güvenlik görevlisinin ve 58 sivilin yaralandığını belirtirken, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ise yaralı sayısını 22’si ağır olmak üzere 1740 olduğunu bildirdi.

-Erdoğan ise daha sonra sloganlaşacak olan “çapulcu” ifadesini de ilk kez kullandı. İstanbul’da yaptığı bir konuşmada, “Açık söylüyorum; birkaç tane çapulcunun o meydana gelip insanımızı, halkımızı yanlış bilgilendirmek suretiyle tahrik etmesine pabuç bırakmayacağız” dedi.

-4 Haziran’da Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) eylemlere destek için greve gitti.

-8 Haziran’da Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş futbol takımlarının taraftar grupları birlikte Taksim Meydanı’na yürüdü.Sosyal medyada kendilerini “ezeli rakip” olarak isimlendiren üç kulübün taraftarlarının birlikte yürümesine “İstanbul United” adı verildi.

-9 Haziran’da Türkiye, güne dönemin İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun Twitter üzerinden attığı mesajlarla başladı. Mutlu, “Gençler, Gezi parkında kuş sesleri, ıhlamur kokusu ve arı vızıltısıyla huzurlu bir sabah varmış doğru mu? Aranızda olmak isterdim” yazdı.

-Günün ilerleyen saatlerinde Taksim Dayanışma Platformu, Taksim Meydanı’nda büyük bir miting düzenledi. Mitinge 100 binlerce kişinin katıldığı belirtilirken, eylemlerin başlamasından bu yana Taksim’de düzenlenen en büyük toplantı olarak kayıtlara geçti.

-11 Haziran’da Amerikan CNN televizyonu, gece boyunca meydandan canlı yayın yaptı. Bu yayın daha sonra hükümete yakın isimler ve medya organları tarafından Gezi Parkı eylemlerinin dış kaynaklı olduğu iddialarını destekleyen bir gösterge olarak sunuldu.

-15 Haziran’da Polis önce parkın boşaltılması için anons yaptı ve akşam saatlerinde de Meydan tarafından Gezi Parkı’na biber gazı atarak girdi. Eylemciler, polisin girmesinin ardından parktan ayrıldı. Eylemcilerin bir kısmı Meydan civarındaki başka noktalara giderken, bazıları da Divan Otel’e sığındı. Müdahalede yüzlerce kişi yaralanırken, 350 kişi de gözaltına alındı.

-Böylece Taksim Meydanı’nın ardından Gezi Parkı’ndaki işgal eylemi de son bulmuş oldu. Taksim Meydanı ve civarına çok sayıda polis yerleştirilirken, Gezi Parkı da bir süre halka kapatıldı.

-İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre Bayburt ve Bingöl hariç 79 ilde düzenlenen eylemlere 2.5 milyon kişi katıldı. Taksim Dayanışması ise rakamların 4 milyonun üzerinde olduğunu söyledi.

-Eylemler süresince Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik, Medeni Yıldırım yaşamını yitirdi. Mehmet İstif ve Elif Çermik, maruz kaldıkları gaz nedeniyle hayatını kaybetti.

-Onbine yakın kişi polis saldırısıyla yaralandı.

Kısa sürede 40 iddianame

-Gezi Parkı eylemleri nedeniyle 2013’ün sonuna kadar İstanbul’da 40 ayrı iddianame ile 308 kişi hakkında dava açıldı. Bezmi Alem Valide Sultan Camii’ne “ayakkabılarıyla girdikleri ve camide bira içtikleri” iddiasıyla yaklaşık 200 kişi yargılandı.

-Kabataş’ta deri pantolonlu, üstü çıplak bir grubun başörtülü bir kadını taciz ettikleri, başörtüsünü zorla çıkardıkları iddia edildi. Olay anında çekilmiş görüntüler olduğu söylendi ama aradan geçen zamanda iddiayı doğrulayan bir görüntü ortaya çıkmadı.

Gezi eylemlerine ilişkin yargılama süreci hala sürüyor. Geçtiğimiz mart ayında kabul edilen 16 sanıklı Gezi iddianamesi sonuncusu. 6 yıl sonra hazırlanan iddianamede Gezi sürecinin “hükümeti yıkmak amaçlı” olduğu iddiasına yer verildi, 17/25 Aralık operasyonlarının ve 15 Temmuz darbe girişiminin “Gezi başarısız olduğu için gerçekleştiği” öne sürüldü.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca aralarında işadamı Osman Kavala, gazeteci Can Dündar, oyuncu Memet Ali Alabora, sivil toplum uzmanı Yiğit Aksakoğlu, daha önce açılan davadan beraat eden Taksim Dayanışması sekreteryasından Mücella Yapıcı, Can Atalay ve Tayfun Kahraman olmak üzere toplam 16 kişi hakkında darbe iddiasıyla ve müebbet cezası istemiyle dava açıldı. Davanın ilk duruşması 24-25 Haziran’da Silivri’de görülecek. Gezi eylemlerini finanse etmekle suçlanan Kavala 577 gündür, ‘darbenin liderlerinden olmakla’ suçlanan Aksakoğlu 195 gündür cezaevinde.

Polislere ceza yok

Olaylarda hayatını kaybeden aktivistlerin davalarına gelince, Ahmet Atakan’ın ölümüyle ilgili soruşturmada bir ilerleme kaydedilmezken, Ethem Sarısülük ve Abdullah Cömert’in katili sanık polisler ufak cezalarla kurtuldu.

Berkin Elvan davası, ölümünün üzerinden uzun bir süre sonra açıldı ve Berkin’i vuran sanık polis F.D dışında davada yargılanan başka sanık yok. Medeni Yıldırım davası halen devam ediyor. Bu dosyada da tutuklu hiçbir kimse bulunmuyor. Ali İsmail Korkmaz’ı tekmeleyerek öldüren sanık polis Mevlüt Saldoğan’ın ise bu yıl açılan Gezi Davası’nda şikayetçi olduğu ortaya çıktı. Hasan Ferit Gedik’i vuranların yargılaması basına kapalı devam ederken, Gedik ailesinin avukatları tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Çevre alanında çalışan hukukçular kaygılı: Yaptıkları, yapacaklarının teminatı

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde yer alan , çevre, imar ve enerji alanlarında yeni ihtisas mahkemeleri kurulmasın ilişkin ‘hedef’e ilişkin alanda çalışan uzman hukukçular güvensiz:  Şimdiye dek gördüğümüz uygulamalar, yenilerine ışık tutuyor. İdarenin elini rahatlatacak bir yargı yaratma niyeti görüyoruz.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın dün, Beştepe’de açıkladığı ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde yer alan ‘yeni ihtisas mahkemeleri’, çevre ve ekoloji alanında çalışan hukukçularda endişe yarattı. Erdoğan’ın ifade özgürlüğünün güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve adalet sisteminin iyileştirilmesi’ amaçlarıyla hazırlandığını söylediği belgede, yeni ihtisas (uzmanlık) mahkemelerinin kurulmasına ilişkin bir paragraf da yer alıyor:

HEDEF 4.3

İhtisas mahkemelerine ve uzmanlaşmaya yönelik uygulamalar artırılacaktır.

FAALİYETLER

  1. Hâkimlerin meslek hayatları boyunca ceza ve hukuk hâkimi olarak ayrışmaları ve bu yönde ihtisaslaşmaları sağlanacaktır.

  2. b) İhtisas gerektiren çevre, imar ve enerji gibi alanlarda özel mahkemeler kurulacaktır.

  3. c) Bazı davaların (ticari davalar, fikrî ve sınai haklardan kaynaklanan davalar gibi) il merkezlerindeki ihtisas mahkemelerinde görülebilmesine yönelik çalışma yapılacaktır.

  4. d) Bazı ihtisas mahkemelerinde görev yapan hâkimlerin bu mahkemelerde görev almadan önce ya da gerektiğinde görevleri süresince eğitim almaları sağlanacaktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünkü konuşmasında çevre, imar ve enerji gibi alanlarda kurulacak özel mahkemelerin, davaların daha hızlı ve etkin yürütülmesini sağlamak amacını taşıdığı belirtildi.

‘Yaşananlar, yaşanacakları gösteriyor’

Çevre ve ekoloji alanında çalışan hukukçulara göreyse, şimdiye dek gerçekleştirilen uygulamalar, bundan sonra olabilecekler konusunda iyi bir referans vermiyor. İzmir Barosu Başkanı Özkan Yücel, “Zaman zaman İzmir Limanı’nın yapımının 2 yıldan fazla sürdüğü, yatırımcının beklediği ve zarara uğradığı yönünde açıklamalar duyuyoruz. Yargının ayak bağı olduğu, idareyi engellediği cümlelerini defalarca işittik. Burada da adı ihtisas mahkemesi olan, çevre davalarında idarenin elini rahatlatacak bir yargı istediklerini endişesini taşıyoruz” dedi. Şimdiye dek her alanda bunun örneklerinin görüldüğünü anlatan Yücel, “Sadece ceza davaları, tutuklamalar vs. konularında değil, mahkemelerde uzun süren bütün yargılama süreçlerini ortadan kaldırma yoluna gitmek istiyor olabilirler. Bizim de temennimiz adil yargı, ama ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz” dişe konuştu.

Özkan Yücel, yargı süreçlerinin hızlandırılmasına teorik olarak karşı çıkmanın mümkün olamayacağına vurgu yaptı; ancak çevre davaları söz konusu olduğunda, şimdiye dek yaşanan pratikler ışığında bunun halkın ve doğanın yararına olmayacağı inancını taşıdığını belirtti:  “Amaç idarenin fütursuzca gerçekleştirdiği eylemleri çabucak karara bağlamak ve yargının engellemelerini bertaraf etmek ise, buna sonuna kadar karşı çıkmak gerekir. Satır aralarındaki mesajları okuyabiliyoruz. Çevre Bakanlığı’nca verilen ÇED olumlu raporlarına karşı açtığımız davalarda şimdiye dek hep şunu yaşadık: Yürütmenin durdurulması, alınan iptal kararı, ardından idarenin yeni işlem ihdası. Sonra yeni baştan. Şimdi anlaşılan o ki, idarenin yeni işlem tesis etmek suretiyle yargıyı aşma çabasına da gerek kalmayacak ve mahkemeler eliyle istenilen kararları çıkarma niyeti var.  ”

‘Yargı hızlandırılmayacak, olay yargıdan kaçırılacak’

Antalya Barosu Çevre, İmar İzleme Kurulu ve Çevre ve Ekoloji Hareketleri avukatlarından Tuncay Koç da taslağı incelediğini ve söylemden ibaret gördüğünü belirtti. Türkiye’de yargı sisteminde özelleşmiş bir mahkeme uygulaması olmadığını, bazen mahkemelerin kendi aralarında iş bölümü yaptığını ancak bunun ihtisaslaşma anlamına gelmediğini anlatan Koç, getirilmek istenen sistemin neyi amaçladığının önemine dikkat çekti:

“ Burada asıl olarak amaç nedir, ona bakmak gerekiyor. Son 10 yılda yapılan bütün Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) değişikliklerinin hepsi sermayenin lehine, çevre ve çevrecilerin aleyhine oldu. Türkiye’de hiç bir şeyin uygulamasını görmek için beklemeye gerek yok. Önümüzde çok fazla geriye dönük örnek var. 2014’te yapılan ÇED değişikliğinde, ÇED süreçleri ve özelleştirmeler, ‘hızlandırılmış yargılamaya’ya tabi tutuldu. ÇED’de artık istinafa gidilmemesi, yürütmeyi durdurmaya itiraz edilememesi ve ikinci dilekçe safhası olmaması hükme bağlandı. Ancak dava açma süresi de 60 günden 30 güne indirildi. Bu, çevre avukatlarının işini çok zorlaştırdı. Belgeleri bile tamamen toplayamadık. Niyetleri, bir an önce bu davaları hızlandırarak, kaybedilse bile hemen bakanlıktan yeni bir rapor çıkararak, sermayenin işini kolaylaştırmaktı. Öyle de oldu.“

Bu anlayışla yargının hızlandırılmayacağını, ancak olayın yargıdan kaçırılacağını belirten Koç, “İhtisas Mahkemesi var, dosyalar daha hızlı görülecek demenin bir anlamı yok. Şimdiye dek yapılanlara bakılarak, çevre ve ekoloji dosyalarına enerji açısından bakılacağından hiç şüpheniz yok. Kurulacak mahkemeler ‘enerji mahkemesi’ olacaktır” dedi.

Koç, hızlandırma anlayışının içinde, ayrıntılı görüşme, sindirme, tartışma olmadığına vurgu yaparak, “Yargıda hızlandırma iyidir, ama özellikle bir konuyu mercek altına alıp onu hızlandıracağız deniyorsa, bu problemdir” diye konuştu.

‘Türkiye’de yargı çürüdü’

Türkiye’nin en temel sorunlarından birinini yargının bağımsızlığı olduğunu kaydeden Koç, açıklanan strateji belgesini, söylemsel bir teşebbüsten ibaret gördüğünü belirtti: “Türkiye’de yargı çürümüştür. Bu belgede ne yargı bağımsızlığı ne HSK’ye ilişkin bir çözüm önerisi yok. Sadece hakim teminatı var, o da belli bir kıdemin üzerindeki yargıçlar için. Türkiye’de yaşamasaydık, bu temenniler için ‘yapsınlar görelim’ derdik. Ancak fiiliyatta şimdiye dek yaşadıklarımız, bundan sonra olacaklara da ışık tutuyor. İfade özgürlüğü davaları, cezaevlerindeki gazeteciler, avukatlar ve pek çok kişi için hiç bir şey söylemiyor. Bu, çürümüşlüğü aklamaya çalışan bir söylemdir.”

‘Kaygılarımız var’

‘Yargıda Reform Strateji Belgesi’ndeki ihtisas mahkemelerine ilişkin mantığın doğru olduğunu, uzmanlık geliştirilmesi gerektiğini söyleyen, Çevre ve Ekoloji Hareketleri Avukat Grubu ve Kent ve Çevre avukatlarından Yakup Okumuşoğlu da Türkiye’deki uygulamalara bakıldığında, bunun çevre aleyhine gelişebilecek bir durum olabileceğini öngördüklerini belirtti:

“Hukuk gelişiyor, buna uygun olarak da teknik ve uzmanlık gerektiren alanların belirlenmesi, kendi başına kötü değil ancak uygulama çok önemli. Örneği, değişik mahkemelerden aldığımız birbirinden farklı kararlar yerine, şimdi bir örnek, birbirini kopyalayan kararlarla karşı karşıya kalabiliriz. Bu da çevre ve ekoloji alanında mücadele edenlerin aleyhine bir durum oluşturur.”

Taslağın hayata geçme aşamasında ancak hukukun bağımsız, kendi mecrası içinde yürümesine izin verilmesi halinde, uzmanlık mahkemelerinin olumlu bir rol oynayabileceğini kaydeden Okumuşoğlu, “O mahkemelerin kuruluşuna bakacağız. Uzmanlıklarla ilgili eğitim nasıl verilecek, kim verecek, nasıl bir uygulama şablonu ortaya çıkacak, bunları izleyeceğiz. Kaygılarımız ve endişelerimiz çok, ama yönetmelikleri beklememiz gerek” dedi.

 

 

Söğütlüçeşme gar oluyor, yeşil alan betonlaşacak

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının askıya çıkardığı plan tadilatına göre, gar olarak düzenlenecek Kadıköy Söğütlüçeşme’de yeni hızlı tren terminalinin yanı sıra ticari ve kültürel yapılar da inşa edilecek. Kadıköy Belediyesi; bölgeye yeni trafik yükü getirecek planın yeşil dokuyu da yok edeceği uyarısında bulundu.

İstanbul’un ana ulaşım hatları olan metrobüs, Marmaray ve hızlı trenin kesiştiği Söğütlüçeşme, gar olarak düzenleniyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan plana göre, alana yeni hızlı tren terminalinin yanı sıra ticari ve kültürel yapılar da inşa edilecek. Kadıköy Belediyesi, ulaşım ve gar alanıyla ilgisi olmayan bölgeye yeni trafik yükü getirecek kültürel alanlar ve ticari fonksiyonların planda yer almaması gerektiğini belirterek, bölgedeki yeşil dokunun da betonlaşacağı uyarısında bulundu.

Kadıköy Life’ın haberine göre, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kadıköy Söğütlüçeşme’de bulunan 65 bin 370 metrekare gar alanına ticari amaçlı ve yolcuların diğer ihtiyaçlarını karşılama gerekçesiyle yapılaşma plan tadilatı yaparak, askıya çıkardı. Alanda şu anda demiryolu ve taşıt yollarının yanı sıra dere bandı ve dere ıslah hattı ile yeşil boş alanlar bulunuyor. Bakanlığın raporunda şu ifadeler yer aldı: “Planlama alanında yer alan ulaşım hatları, dere koruma bandı gibi ana fonksiyonlar korunmuş olup, gar sahasının çözümlenebilmesi için Toplu Taşım Gar Sahası Proje Alanı fonksiyonu tanımlanmıştır. Toplu Taşım Gar Sahası Proje Alanı içerisinde sosyal-kültürel alanlar, rekreasyon alanları, yolcu ihtiyaçlarına yönelik ticari alanlar yer alacaktır.”

‘Plan raporu gerçekçi değil’

Kadıköylü inşaat mühendisi İbrahim Doğan, raporda belirtilen gerekçelerin bilimsel ve inandırıcı yanı olmadığını ifade ederek, şu açıklamalarda bulundu: “Raporun zemin etüdünde bu bölgenin zemin açısından yapılaşmaya uygunluğunun tartışılır olduğu, dere bandında olması ve taşkın koruma bandı gibi hususların yanı sıra yeraltı su seviyesinin yüzeye yakın olduğu açıkça belirtilmiştir. Ayrıca, plan değişikliği yapılan bu alanda olası bir depremde zeminde sıvılaşmanın olacağı özellikle belirtilmiştir. Ayrıca söz konusu alanda ticari maksatlı olarak üretilen yapılar bölgeye yeni yapı yoğunluğu ve nüfus artışı getirecek, böylece yeni trafik sorunları ve diğer sorunları da birlikte getirecektir. Bölgede yolcuların ihtiyacını karşılayacak yakın mesafede bölge esnafının ticari alanları ve dinlenme amaçlı yerler vardır ve yeterlidir.

‘Yapılacak en büyük kötülük’

Netice itibarı ile plan değişikliği ile yapılmak istenen yurttaşların rahatlıkla yolculuk yapması değil, orada bulunan boş alanları yapılaşmaya açarak yandaşlara rant sağlamaktır. Zira, bölgede ve özellikle istasyon çevresinde boş alana ihtiyaç vardır. Araç ve toplu taşıma trafiğinin yoğun olduğu bu alanda bu yoğunlukta yapı inşa etmek çılgınlıktır ve bölgeye yapılacak en büyük kötülüktür.”

Rusya: Özbek domatesleri Türk ürünlerinin yerini alabilir

Şubat’ta 60, nisanda 39,5 ton domatesi Türkiye’ye geri gönderen Rusya, sebze ve meyve alımı için Özbekistan’a yöneldi.

Rusya Ekonomi Bakanı Maksim Oreşkin, Özbekistan’da üretilen domateslerin, Türkiye’den ithal edilen domateslerin yerini alabileceğini söyledi. Rusya şubat ayında 60 ton, nisan ayında ise 39.5 ton domatesi Türkiye’ye geri göndermişti.

Sputnik’in haberine göre, Oreşkin, Özbekistan’da üretilen sebze ve meyvelerin başka ülkelerden satın alınan tarım ürünlerinin yerini alabileceğini belirtti. Ekonomi bakanı, Özbekistan’la tarım ürünleri ticaretinde bariyerlerin kaldırılmasının, Türkiye’nin Rusya pazarındaki payını daraltabileceğine dikkat çekti.

‘Özbek domatesini tercih ederim’

Rus ekonomi bakanı, Türk ürünlerini ‘birazcık daha düşük kaliteli’ bulduğunu ve Özbekistan’dan gelen domatesleri tercih ettiğini söyledi. Oreşkin şöyle devam etti: “Şimdiyse yapılması gereken taze Özbekistan ürünlerinin Rus pazarında uygun fiyatlı ve kolay bulunur olmasına imkân verecek bir sevkiyat sistemi oluşturmak.”

 

Ekonomi yılın ilk çeyreğinde yüzde 2.6 küçüldü

GSYH bu yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,6 azaldı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye ekonomisi 2019’un ilk çeyreğinde yüzde 2,6 küçüldü.  Gayrisafi yurtiçi hasıla birinci çeyrek ilk tahmini; zincirlenmiş hacim endeksi olarak (2009=100), 2019 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,6 azaldı.

tarımın katma değeri arttı, inşaat ve sanayinin azaldı

Üretim yöntemiyle gayrisafi yurtiçi hasıla tahmini, 2019 yılının birinci çeyreğinde cari fiyatlarla yüzde 16 artarak 914 milyar 699 milyon TL oldu. Gayrisafi yurtiçi hasılayı oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2019 yılının birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; tarım sektörü toplam katma değeri  yüzde 2,5 arttı, sanayi sektörü yüzde 4,3 ve inşaat sektörü yüzde 10,9 azaldı.

Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörünün katma değeri yüzde 4 azaldı.  Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi de 2019 yılı birinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 2,3 azaldı.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi ise, bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,3 arttı.