Ana Sayfa Blog Sayfa 2486

İmamoğlu: Bu bir zafer değil, yeni bir başlangıç

‘Saatleri, durdurarak zamanın akışını asla örtemezsiniz. Bugün sandıklardan oy pusulalarının yanı sıra aynı zamanda bir de hesap pusulasının çıktığını duyurmak isterim.’

Kesin olmayan sonuçlara göre, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, yenilenen seçimlerle 16 milyon İstanbullu’nun adalete olan güveninin tazelendiğini belirterek, “Artık İstanbul’da israf, şatafat, kibir, ötekileştirme, ön yargı dönemi bitmiş, kardeşlik, sevgi dönemi başlamıştır” dedi.

Sandık görevlilerinin sonuçlar kesinleşene kadar bulundukları yeri terk etmemeleri gerektiğini ifade eden İmamoğlu,  “Sandık görevlisi arkadaşlarıma, kat görevlisi arkadaşlarıma ve hukuk sorumlularına, ilçe seçim kurulundaki arkadaşlarıma sonuç netleşinceye kadar görev başında kalmalarını istiyorum. Sandıklarınızın, ilçe birleştirme tutanakları kesinleşinceye kadar sandıkları terk etmemenizi rica ediyorum” diye konuştu.

İmamoğlu CHP İl Başkanlığı’nda yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a da seslenerek, “Daha hızlı metro yapmak gibi mülteci konuları gibi İstanbul’un acil sorunlarında uyumlu bir şekilde çalışmanın önemi ortadadır. Hiçbir siyasi mesele, vatandaşımızın huzurundan, mutluluğundan, işsizliğin, yoksulluğundan, barıştan, eğitimden asla ve asla önemli değildir” ifadesini kullandı.

İmamoğlu’nun açıklamaları şöyle:

Demokrasi sürecine katkı: Öncelikle bugünkü 23 Haziran’da yaptığımız İBB seçimi ve tabii ki anlamlı bu seçimin en önemli ifadelerinden biri de Türkiye’nin demokrasi sürecine olacak olan katkısıydı. Seçimin neticeleri hayırlara vesile olsun. Birazdan elbette uzunca bir metin paylaşacağım, içinde duygularım var. Duygularımı hem kıymetli basın mensuplarına aktarırken hem İstanbullulara hem de Türkiye’de ve hatta dünyaya birkaç cümle etme konusunda kendimi sorumlu hissediyorum. Bugün yüzbinlerce sandık başına görev yapan bütün yol arkadaşlarıma, günün kahramanlarına, sandıklarda, ilçe seçim kurullarında hizmet eden bütün arkadaşlarıma minnet duygularımı belirtmek istiyorum. Onlar bugünün demokrasi kahramanıydı.

Sandıkları terketmeyin: Bugün halihazırda elimizdeki seçim verileri süreci netleşmeye dönüş oluştursa da biliyoruz ki net sonuçlar tutanaklarla olur. Dolayısıyla sandık görevlisi arkadaşlarıma, kat görevlisi arkadaşlarıma ve hukuk sorumlularına, ilçe seçim kurulundaki arkadaşlarıma sonuç netleşinceye kadar görev başında kalmalarını istiyorum. Sandıklarınızın, ilçe birleştirme tutanakları kesinleşinceye kadar sandıkları terk etmemenizi rica ediyorum.

Kardeşlik, sevgi dönemi başladı: Biz Türkiye’de demokrasi saatinin her zaman tıkır tıkır çalışmasından yana olanız. Maalesef demokrasinin saati 31 Mart akşamı çalışmadı. Yaşanan her şeyi milletimiz biliyor. Ama saatleri, durdurarak zamanın akışını asla örtemezsiniz. Bugün sandıklardan oy pusulalarının yanı sıra aynı zamanda bir de hesap pusulasının çıktığını duyurmak isterim. Vatandaş 31 Mart’tan bu güne yapılan büyük haksızlığın hesabını o bir avuç insana kesmiştir. İstanbul’da bir sayfa kapandı yeni bir sayfa açıldı anlamına gelmiyor. İstanbul’da herkesin ortak bir sayfa açtığı anlamına, yeni bir başlangıç anlamına geliyor. Artık İstanbul’da israf, şatafat, kibir, ötekileştirme, ön yargı dönemi bitmiş, kardeşlik, sevgi dönemi başlamıştır

Adalete güvenimiz tazelendi: 16 milyon İstanbullu adalete olan güvenimizi tazelemiştir. Bunu yalnızca bana oy verenler değil seçimleri büyük bir sukûnetle geçiren tüm vatandaşlarımız sağlamıştır. Her birine yürekten teşekkür ediyorum. Sizler Türkiye’nin demokrasi itibarını tüm dünya karşısında korudunuz. Dünya ülkelerine işin aslını öğrettiniz. 100 yılı aşan demokrasi geleneğimize sahip çıktınız.

Türkiye kazandı: Yurdumun güzel insanlarına ve tabii ki tüm 16 milyon İstanbulluya sonsuz teşekkür ediyorum. Seçimi bir parti, bir kişi bir grup değil bütün Türkiye kazanmıştır. Bunu şu anda belki herkes hissedemiyor. Ama göreceksiniz yakın zamanda herkes böyle hissedecek. Bunu sağlamak için kimseyi ayırmadan, dışlamadan çalışacağım. Vatandaş bana İstanbul’un işsizlik mücadelesini, hızlı kaliteli ve ucuz ulaşım seferberliğini başlatmak için kutsal bir görev vermiştir. Bu benim hayatımdaki en önemli, en gururlu görevdir. Bu seçim, Türkiye için var olan pek çok ön yargıyı reddetmiştir. Çünkü biz birbirinden çok farklı insanlar olarak sevgi ve saygı ortaklığında buluştuk. Bundan sonra her kim giyimine bakara hayat tarzına bakarak bir ön yargı oluşturuyorsa İstanbul İttifakı aklına geldin. Kardeşlik, sevgi ve saygı dönemi başlamıştır. Her kesimden her insanımızdan en üst düzeyde yararlanacağım.

Referans kağıtlarıyla işe girme dönemi bitti: Referans kağıtlarıyla işe girme dönemi bitmiştir. Partiler kutsal yapılar değildir. Tabu değildir. Temel amacı milletinin kalkınması ve mutluluğu için çalışan yapılar olmasıdır. Yani partiler bir amaç değil hizmette araçtır. Bunu her vatandaşımızın duymasını istiyorum.

Bir parti başkanı, bir belediye başkanı ya da cumhurbaşkanı fark etmez onları kutsallaştırmak milletin üzerinde bir yere koymak asla doğru değildir. En büyük millettir. Çünkü egemenli kayıtsız şartsız sadece milletindir.
Milyonlarca oy almak, iltifatlar duymak, liderlerin ayaklarını asla yerden kesmemeli, aksine mahcup etmeli. Gördüğüm bu sevgi karşısında ancak boynumu bükerim. Yolum o yoldur. Milyonlarca insana mahcup olmamak için çok çalışacağım. Gençliğimiz var ve çalışkanlığımız var. 23 Haziran seçiminde çalışan tüm rakiplerime teşekkür ediyorum.

Erdoğan’a çağrı: Bu vesileyle özellikle devletin başı Erdoğan’a da seslenmek istiyorum. Depreme hazırlık gibi daha hızlı metro yapmak gibi mülteci konuları gibi İstanbul’un acil sorunlarında merkezi ve yerel yönetimin uyumlu bir şekilde çalışmasını sağlamasının önemi, ortadadır. Konuştuğumuz şey 16 milyon insanın ihtiyacıdır. Ben ilkelere uygun olarak sizinle uyum içinde çalışmaya hazırım ve talibim. Bunu bütün İstanbullular önünde duyuruyorum. İstanbul’un acil çözüm bekleyen tüm konuları ele almak isterim. Yasal sürecin tamamlanmasının, mazbatayı alıp göreve başlamamızın ardından sizinle görüşüp görüşlerinizi almak, sizi en yakın zamanda ziyaret etmek arzumu buradan iletiyorum. Vatandaş atışmalardan bıkmıştır, hizmet üretim ve çözüm beklemektedir. İBB Meclisinin tüm değerli üyelerine de yeniden başlayacağımız çalışma döneminde de kolaylıklar diliyorum. Yarıda kalan vaatlerimizi de hayata geçireceğimizi buradan duyurmak istiyorum.

Her şey şeffaf olacak: Engellemeyle ilgili bir takım siyasi çalışmalar yapıldığını görürsek her şeyi şeffaf bir şekilde vatandaşımızla paylaşacağız. 16 milyon İstanbullunun kurumu. İBB’ye bu önemi ve gücüyle yaklaşılmasının altını önemle çiziyorum. Her ne yapılıyorsa olduğu gibi milletin takdirine sunulacaktır. Hiçbir aşaması gizli olamayacaktır.  Göreceksiniz o da olacak; her şey bu güzel İstanbul’da çok güzel olacak. Tabii ki bu güzel akşam da mutlu olacağız, umutlu olacağız, sevineceğiz. Ama sevinmek bir başka kişinin kalbini kırmak anlamına asla gelmez. Bütün vatandaşlarımızı en hassasa şekilde davranmaya davet ediyorum bu bir zafer değil yeni bir başlangıçtır. Yarından itibaren ben 16 milyon insana eşit davranacağımızı duyurmak istiyorum. ”

 

 

Yabancı gözlemciler: Seçim usulüne göre gerçekleşti

Yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçiminde sandıkların TSİ 17.00 itibarıyla kapanmasıyla birlikte oy verme işlemi sona erdi. Oy verme sürecini izlemek üzere İstanbul’da bulunan gözlemciler, seçim sürecinin genel itibarıyla sorunsuz bir biçimde geçtiğini söyledi.

Sandık başında gözlemci olarak hazır bulunan Alman Yeşiller Partisi milletvekili Margit Stumpp, Alman haber ajansı dpa‘ya açıklamalarda bulundu. Stumpp, “Bize seçim listeleri ve süreçle ilgili her şeyin yolunda olduğu bildirildi. Herhangi bir usulsuzlük kulağımıza gelmedi” diye konuştu.

Daha önce birçok kez Türkiye’ye gözlemci olarak giden Stumpp, bu sefer seçim merkezlerini ziyaret etme ve insanlarla diyaloğa girme noktasında hiçbir sorun yaşamadıklarını kaydetti. Vekil, “tatile rağmen dikkate değer bir seçime katılım oranının” sözkonusu olduğunu belirtti.

Binali Yıldırım: Rakibimi tebrik ediyor, hayırlı hizmetler diliyorum

İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı seçimlerinde AKP ve MHP’nin adayı Binali Yıldırım, seçim yasağı biter bitmez ekrana çıkarak rakibi Ekrem İmamoğlu’nu tebrik etti.

Tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerinde YSK’nın seçim yasağını kaldırmasından 5 dakika sonra kameralar karşısına geçen AKP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım, rakibi Ekrem İmamoğlu‘nun seçimi kazandığını kabul ederek,  “Rakibim Ekrem İmamoğlu önde gidiyor, kendisini tebrik ediyor, başarılar diliyorum. İstanbulluların verdiği kararın gelecek beş yıl için kadınlarımız, çocuklarımız ve bütün İstanbul’da yaşayanlar için hayırlı uğurlu olmasını diliyorum” dedi.

AKP İstanbul İl Başkanlığı‘nda konuşan Yıldırım, “Bildiğiniz gibi YSK seçimlerin sonuçlarıyla ilgili yasağı kaldırmış bulunuyor. Şu an itibariyle seçimleri rakibim Ekrem İmamoğlu önde götürmektedir. Kendisini tebrik ediyorum. Başarılar diliyorum” ifadesini kullandı.

Kampanya sürecindeki çalışma arkadaşlarına teşekkür eden Yıldırım, “Kampanya boyunca yoğun bir çalışma içine giren yakın çalışma arkadaşlarıma teşkilat mensuplarıma ve bizi dinleyen projelerimizi anlatma fırsatı evren İstanbulumuzun güzler insanlarına teşekkür ediyorum. Aynı zamanda büyük fedakarlık gösteren aileme de teşekkür ediyorum. Sabah oy kullanırken söylediğim gibi seçim demek demokrasi demektir. Bu seçimler demokrasinin en iyi şekilde kusursuz işlediğini bir kez daha ortaya koymuştur. Elde edilen sonuçlar daha sonra kesin olarak ortaya çıkacaktır. Bu sonuçların İstanbul’a hayırlar getirmesini diliyorum. İmamoğlu arkadaşımıza güzel hizmetler yapmasını temenni ediyorum. Yapacağı çalışmalarda kendisine yardımcı olmaya gayret edeceğiz” diye konuştu.

“Bir kez daha İstanbulluların verdiği kararın gelecek beş yıl için kadınlarımız, çocuklarımız ve bütün İstanbul’da yaşayanlar için hayırlı uğurlu olmasını diliyorum” değerlendirmesinde bulundu.

10.5 milyon seçmen, bugün İstanbul için yeniden sandık başında

AKP’nin başvurusu üzerine YSK tarafından iptal edilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için İstanbullular bugün yeniden sandık başına gidiyor. Kent genelinde kurulan 31 bin 124 sandıkta, 10 milyon 560 bin seçmen bir kez daha oy kullanacak.

İstanbullular yaklaşık 90 günün ardından bugün bir kez daha sandık başına gidiyor. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK), AKP’nin itirazı doğrultusunda iptal ettiği İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı seçimi tekrarlanacak.

Kent genelinde kurulan 31 bin 124 sandıkta oy kullanacak olan 10 milyon 560 bin 963 seçmen, 21 aday arasından tercihini yapacak. Tekrarlanan seçimlerde, 31 Mart’takinden farklı olarak seçmene tek oy pusulası sunulacak. Oy verme işlemi bugün saat 08:00’da başlayıp 17:00’da sona erecek.

Seçmene tek oy pusulası verilecek.

Bugün yenilenecek seçimde, seçmenin önüne sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına ait oy pusulası konulacak. Birleşik oy pusulalarının basımında 31 Mart 2019’da yapılan seçim için uygulanan esaslar aynen uygulanacak.

Yeni seçimde sadece oy verme işlemi tekrar edilecek.

Yeniden yapılması gereken seçimler, bu seçimin tekrarı ve seçimin devamı niteliğinde olduğu için sadece oy verme işlemleri tekrarlanacak.

Aynı partiler seçime girecek.

Seçime katılabilecek siyasi partilerin yeniden tespit ve ilan edilmesine gerek olmayacak. 31 Mart 2019’da yapılan seçime katılan siyasi partiler bu seçime de katılabilecek.

Seçimde AKP’li Cumhur İttifakı adayı Binali Yıldırım, CHP’li Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu, Saadet Partisi adayı Necdet Gökçınar ve Vatan Partisi adayı Mustafa İlker Yücel yarışacak.

Bağımsız adaylar ise şöyle: Dursun Ali Bacıoğlu, Vedat Öztürk, Ahmet Çördük, Muhammet Ali Canca, Mehmet Yıldız, Güldes Önkoyun, Hasan Atasoy Torun, Mehmet Ali Aydoğmuş, Lütfü Yılmaz, Seçkin İlker, Özkan Mustafa Küçükkural, Fatma Ragibe Kanıkuru Loğoğlu, Burhan Erol, Doğan Duman, Ali Rıza Kansız, Abdul Celil Gülalp, Burak Kadıoğlu.

Sandık kurulları yeniden oluşturulacak.

Seçim sandık kurullarının oluşumundaki usulsüzlükler nedeniyle iptal edildiği için sandık kurulları yeniden oluşturulacak. Sandık kurulu başkan ve üyeleri devlet memurları arasından seçilecek. 31 Mart 2019’da yapılan seçimde sandık kurullarına üye veren partiler, bu seçimde de sandık kurullarına üye verebilecek. Seçime katılma yeterliliği tespit ve ilan edilen siyasi partilerin müşahit bulundurma hakları olacak.

Seçmen listeleri güncellenmeyecek.

31 Mart 2019’da yapılan seçimler için güncelleştirilmiş ve kesinleşmiş sandık seçmen listeleri yeni bir güncelleştirme yapılmaksızın bu seçimlerde de kullanılacak. Kullanılacak sandık seçmen listelerinin ve her bir sandıkta oy kullanacak seçmen sayısının 31 Mart seçimi ile aynı olması gerekecek.

31 Mart’tan sonra 18 yaşına girenler oy kullanamayacak.

Yenileme seçimi niteliğinde olduğu için 23 Haziran’da 18 yaşını dolduranlar oy kullanamayacak.

Askerden gelenler de oy kullanamayacak.

31 Mart’ta askerde olup 23 Haziran’a kadar terhis olanlar da seçmen listesinde yer almadığı için oy veremeyecek.

Seçim işleri İstanbul’dan yürütülecek.

Bu seçimle ilgili iş ve işlemler, YSK tarafından değil seçimi yönetecek İstanbul İl Seçim Kurulu’nca uygulanacak.

68 bin kişi oy kullanamayacak

YSK geçtiğimiz hafta içinde, kısıtlı olanlar ve hayatını kaybedenlerin sayısını belirleyerek, “oy kullanamaz” şehri düşmüştü. Buna göre, 68 bin 17 kişi yenilenecek İstanbul seçimlerinde oy kullanamayacak.

Seçim önlemleri: 52 bin güvenlik personeli

İstanbul Valiliği seçim için üst düzey güvenlik önlemlerinin alınacağını açıkladı. Seçim Güvenliği Tedbirleri Planı yürürlüğe koyan valilik, bu kapsamda Vali Yardımcısı Mehmet Ali Özyiğit Başkanlığında Seçim Güvenlik Koordinasyon Merkezi, Vali Yardımcısı Cemalettin Özdemir Başkanlığında Seçim Koordinasyon Bürosu ile Vali Yardımcısı Bahattin Atçı Başkanlığında (GAMER) Güvenlik ve Acil Durumlar Koordinasyon Merkezi oluşturdu.

Valilik, bugünkü seçimlerde Jandarma Komutanlığı‘ndan 5 bin 632, İl Emniyet Müdürlüğü‘nden 46 bin 524, Sahil Güvenlik Boğazlar Marmara Grup Komutanlığı‘ndan da 350 olmak üzere toplam 52 bin 506 personel görevlendirildi. İl dışından da 2 bin 64 emniyet mensubunun İstanbul’da görevlendirildiği duyuruldu.

‘Olası’ elektrik kesintileri için önlem

Valilik tarafından yapılan açıklamada ayrıca şunlar kaydedildi: “İBB, İl Afet Acil Durum Müdürlüğü, Türk Telekom, Elektrik İdareleri, seçim günü ile ilgili olarak özellikle talimatlandırılmış ve gerekli tedbirleri almışlardır. Valiliğimiz Seçim Koordinasyon Bürosu yönetiminde; Seçim Güvenlik Koordinasyon Merkezi, GAMER, İlçe Kaymakamlıklarımız, Güvenlik Güçlerimiz; İSKİ, İGDAŞ, Elektrik İdareleri, Kara, Hava, Deniz ve Demiryolu ulaşımı, sağlık ve itfaiye hizmet birimleri 7/24 saat esasına göre kesintisiz hizmet sunacaklardır.”

İstanbul Havalimanı için 2.5 değil, 13 milyon ağaç kesilmiş

Nisan ayında açılan ve ÇED raporunda 2,5 milyon ağaç kesileceği açıklanan İstanbul Havalimanı için kesilen ağaç sayısının, projede belirtilenin çok üzerinde, 13 milyon olduğu ortaya çıktı.

Kuzey Ormanları Savunması’nın (KOS) şehir plancıları, havalimanı çevresinde inşaat sebebiyle açılan taş ocakları ve havalimanına giriş sağlayan Kuzey Marmara Otoyolu için kesilen ağaç sayısını hesapladı. Bu hesaplamaya Kuzey Ormanları’nda yapılan Üçüncü Köprü, köprü bağlantı yolları ya da Kuzey Marmara Otoyolu’nun açılmış diğer kısımları gibi proje alanları dahil edilmedi. Sadece Kuzey Ormanları içerisinde kesilen ağaçların bir kısmını kapsayan bu hesaplamaya göre toplamda en az 13 milyon ağacın bu proje alanları kapsamında kesildiği belirtildi.

KOS’un hesaplamalarına göre, havalimanı ve çevresindeki sahalara göre kesilen ağaç sayısının dökümü şöyle: Üçüncü Havalimanı ‘proje sahası’ içinde 2012 yılından bugüne (2019) kadar en az 8 milyon, Üçüncü Havalimanı çevresinde bulunan, Kuzey Ormanları Savunması’nın iki taş ocağının ruhsat iptali için açtığı davadaki alanların da bulunduğu, havalimanı inşaatı için açılmış taş ocakları için en az 1.2 milyon ve havalimanına giriş sağlayan Kuzey Marmara Otoyolu için de en az 3.7 milyon ağaç kesildi.

KOS gönüllüsü, şehir plancısı Ayşe Yıkıcı, Kuzey Ormanları’nın sadece İstanbul sınırları içinde yer alan orman alanları olmadığını ifade ederek şunları söyledi: “Orman dediğimizde aklımıza ilk gelen hep ağaç oluyor ama bugün yaptığımız hesap aslında yok edilen bir yaşam alanının sadece bir üyesine ait verileri kapsıyor. Ağaçlar ile birlikte orada yaşayan milyonlarca canlı hem evinden oldu hem de yaşamını kaybetti. Çünkü Kuzey Ormanları’nda bir sürü canlı birlikte yaşıyor. Biz bugün sadece ağaçları hesaplayabildik. Sayılarını hesaplayamadığımız milyonlarca canlıyı ise böylesine akıl dışı, bilime aykırı, doğa düşmanı katil projeler sebebiyle kaybetmiş bulunuyoruz.”

Yıkıcı, Kuzey Ormanları mücadelesine destek için şu sözlerle çağrıda bulundu: Sloganımız ‘Ağıt yakma, savunmaya katıl!’. Evet kaybımız büyük ve ama Kuzey Ormanları’nın milyarca ağacı hala Trakya İstanbul ve Anadolu ya nefes olmaya devam ediyor.”

David Gilmour gitar koleksiyonunu, iklim değişikliğiyle mücadele için sattı

Sanatçının 1971’den beri kullandığı gitar 3 milyon 975 bin dolarla rekor fiyata satıldı. Müzayededen elde edilen toplam 21 milyon dolarlık gelir, ClientEarth adlı kuruma bağışlanacak.

Pink Floyd’un efsanevi gitaristi David Gilmour, gitar koleksiyonunun önemli bir kısmını açık artırmayla sattı. Gilmour’un isteği üzerine, New York’taki Christie’s Müzayede Evi’ndeki müzayededen elde ettiği 21 milyon dolarlık gelir, iklim değişikliğiyle mücadele edilmesi için ClientEarth adlı kuruma verilecek.

Pink Floyd’un “Money”, “Shine On You Crazy Diamond” ve “Comfortably Numb” gibi ünlü parçalarında kullanılan Gilmour’un Stratocaster gitarı, şimdiye dek bir gitar için verilen en yüksek meblağ olan, 3 milyon 975 bin dolarla, rekor fiyata satıldı. Sanatçının en sevdiği gitarı Martin Nazareth 1969 D-35 ise 1 milyon dolara alıcı buldu. Gilmour, müzayede için hazırlanan basın bülteninde, gitarların yeni evlerinde başkalarına yardım etmesini umduğunu söyledi.

“Bu gitarlar bana çok iyi davrandı ve birçok parça verdi” diyen sanatçı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunları açık artırmayla satarak, gerçekten ihtiyaç duyulan şeyleri sağlayabilirim. Yardım kurumları sayesinde bu dünya için iyi şeyler yapabilirim. Onların gidişi bir anahtar olacak. Ve belki de bir gün, birini ya da ikisini bulup, geri alacağım.”

Gilmour söz konusu müzayedeyle ilgili, bu yılın başında Rolling Stone dergisine konuşmuş ve etkinliği “bahar satışı” diye tanımlamıştı.

[Babil’den Sonra] Sadun Boro ve Okluk’un Denizkızı

“Bu denizkızı düşlerini süsleyen cennete erişebilmek için, nice engin denizler, ufuklar aştı… Kıtalar, adalar, koylar  dolaştı… Ta  ki Gökova’ya ulaşana kadar…”

Sadun Boro, Kısmet’in güvertesinde, 1967

Sadun Boro’yu bilirsiniz. Yaşamını denizlere ve doğal çevrenin korunmasına adamış, kitaplar yazmış, ilkleri başarmış bir deniz kurdu, efsanevi tekne Kısmet’in bir garip yolcusu…

O da Okluk’un Denizkızı gibi düşlerinin peşinden kıtalar, adalar, koylar dolaştı. Sonra bir gün geldi Gökova’ya demir attı ve 5 Haziran 2015’te yine oradan son yolculuğuna demir aldı.

Sadun Boro, o denizkızını bir yazısında şöyle anlatıyordu: “… Sırma, uzun saçları omzundan göğsüne düşmüş dünya güzeli bir denizkızı sudan çıkmış, pullu balık kuyruğu ile bir kayanın üzerine oturmuş, etrafını çeviren doğanın ihtişamını hayranlıkla seyrediyor!”

Okluk Koyu’nun Deniz Kızı ufka kaygıyla bakıyor!

Bugünlerde yolunuz oralara düşerse, Gökova’da Okluk Koyu’nun girişinde bir kayanın üzerinde, artık ne yazık ki ufka hayranlıkla değil ‘kaygıyla’ bakan bu denizkızını göreceksiniz.

Okluk Koyu kamulaştırma tehlikesiyle karşı karşıya

Doğa Ana’nın bir dantel gibi işlediği Gökova koylarından Okluk Koyu’na bir saray yavrusu hançer gibi saplandı. Yazlık sarayın beton çitleri güzelim doğa parçasını ikiye böldü. Kırk yıldır koyda misafirlerini ağırlayan iki işletmenin tahliyesi gündemde ve belki bugün ahşap iskeleye kıçtankara bağlanmış irili ufaklı tekneler bir süre sonra bir daha geri dönmemek üzere son kez buradan demir alacaklar.

İşletme sahiplerinin kamulaştırmaya karşı açtıkları davanın mahkeme süreci hala devam ediyor. Koy bugün deniz ulaşımına açık ama tedirgin bekleyiş devam ediyor.

Sadun Boro 1980 yılından sonra hayatının önemli bir bölümünü buralarda geçirmiş. Dostlarıyla Denizkızı Restoran’da sık sık buluşurlarmış. Ölümünden iki gün önce, 3 Haziran’da dostlarıyla burada, Denizkızı Restoran’da son kez buluşmuşlar. Her zaman bir 70’lik açılır, 35’liği Sadun Boro içermiş. O akşam bir dubleyi ancak bitirebilmiş. Giderken restoran çalışanlarından Abdullah’aAbdullah, ben gidiyorum, buralara sahip çıkın, vakti geldi, ben gidiyorum” demiş. Ertesi gün hastaneye kaldırılan Sadun Boro 5 Haziran 2015’te 87 yaşında Marmaris’te hayata veda etti.

Sadun Boro, Gökova, 2012

Sadun Boro ilk okyanus seyahatini 1952 yılında, İngiltere’ den Karayip Adaları’ na Ling isimli bir İngiliz teknesinde yapmış. Bir gün kendi yelkenlisi ile dünya seyahati yapma hayalinin başlangıcı olarak gördüğü bu deneyimini “Bir Hayalin Peşinde” kitabında anlatır.

Gün gelir bu hayalini de gerçekleştirir. Kendi teknesiyle dünya seyahati yapan ilk Türkiyeli denizci olur. 1965’te eşi Oda, kedisi Miço ve 10,5 metrelik keç armalı teknesi Kısmet ile İstanbul’dan yola çıkıp, dünyanın etrafında tam bir tur atıp, 2 yıl 10 ay sonra 1968’de yine İstanbul’a döner. Yurda dönüşleri coşkuyla kutlanan Sadun Boro bu gezilerini “Pupa Yelken” kitabında anlatır.

Pupa Yelken kitabının ilk baskısı

Pupa Yelken

Sadun Boro’yu ilk kez bu kitabıyla tanıdım. Ortaokul yıllarımda Beyazıt Sahaflar Çarşı’sından aldığım bu kitabın, Neolitik çağlardan kalmışçasına yaprakları sararmış, sayfa kenarlarına notlar aldığım, haritalarının üzerine işaretler koyduğum ilk baskısı bugün de zaman zaman dönüp baktığım bir kitap. Daha sonra yeni baskıları da oldu ama bu ilk baskının bende bıraktığı tat bambaşka.

Başka kitaplar da yazdı Boro. İkinci büyük seyahatleri 1977-79 yılları arasında kızları Deniz’in de katıldığı Amerika yolculuğudur. Bu macerayı “Fora Yelken” isimli kitabında anlatır.

1980 yılından itibaren Boro ailesi Bodrum’a yerleşir. Sadun Boro başta yeryüzü cenneti olarak nitelediği Gökova olmak üzere bu bölgenin doğası ve denizini korumak için olağanüstü çaba sarf eder. “Kısmet’ in Dümen Suyunda” isimli kitabında Türkiye ve komşu kıyılara yaptığı seyirlerin anılarını derlemiştir.

Hayatı boyunca en değer verdiği çalışması “Vira Demir”, kıyılarımıza ait detaylı bir seyir rehberidir. Onun teşvikiyle amatör denizciliğimiz gelişmiş, yeni denizciler dünyaya yelken açmıştır.

***

5 Haziran, Sadun Boro’nun hayata veda ettiği gündü. 8 Haziran da “Dünya Okyanus Günü”ydü. Ben de 10 Haziran’da Açık Radyo’da, “Babil’den Sonra” programımda Sadun Boro’yu ve okyanusları konu alan bir program yaptım. Programda denizci şarkıları çaldım. Programı şuradan dinleyebilirsiniz.

OKYANUSLARA KORU!

Boro bir yazısında, Okluk’un Denizkızı’nı, uzun yıllar Kısmet’i ve onun yolcularını ağırlayan Gökova Körfezi’ne olan duygularını ifade eden bir armağan olarak niteliyor ve;

“…Yıllarca Kısmet’i ve onun garip yolcusunu en güzel koylarında misafir edip ağırlayan Gökova’ya, ne zamandır bir şükran borcu olarak, naçizane bir şeyler armağan etmek isterdim. Gönlümde yatan, bir “Denizkızı”  idi. Onun için, en ücra koylarında bile ağ attım, belki tutarım diye. Ama bizim ağ eskimiş,  yırtılmış, her voli çevirişimde Denizkızı bir delik bulup kaçtı. Bir türlü ele geçiremedim. Nihayet, bir gün, heykeltıraş Tankut Öktem yardımıma yetişti. Usta ellerinde, Deniz Kızı vücut buldu. Sonra getirdik, Okluk Koyu’nun girişindeki kayanın üzerine oturttuk. Ve 1995 yılının 28 Ekim günü, dostlarla beraber duvağını açıp ona “Hoş geldin” dedik” diyordu.

Ve yazısını “O da, Tanrı’nın bizlere emanet ettiği, bu dünya cenneti Gökova’yı, bozmadığımız, yakmadığımız, kirletmeyip aynen koruduğumuz sürece, aramızda yaşamaya söz verdi. Temennimiz odur ki, Deniz Kızı’nı bir gün gene yollara düşmeye mecbur etmeyelim” diye bitiriyordu.

Bugün sadece Gökova’nın doğası-denizi değil bütün ekolojik sistem ve okyanuslar tehdit altında. Yeşil Gazete’de bugün yayımlanan bir haberde ölü ispermeçet balinasının midesinden 100 plastik bardak, 25 plastik poşet, dört plastik şişe, iki terlik ve daha fazlasının çıktığını yazıyordu.

Greenpeace 8 Haziran’da okyanuslardaki bu kirliliğe karşı Mavi Gezegenimiz Tehlike Altında, iklim değişikliğinden plastik kirliliğine, madencilik faaliyetlerinden aşırı avlanmaya kadar okyanuslarımızın karşı karşıya kaldığı tehlikeler her geçen gün artıyor. OKYANUSLARI KORU!” çağrısıyla bir kampanya başlattı. Kampanyaya şuradan destek olabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

William Saroyan, iki kitabıyla Aras’ta

Amerikalı yazar William Saroyan’ın 1938-1939’da Broadway’de sahnelenen oyunları “Yüreğim Dağlardadır” ve “En Güzel Günlerin” , Ece Eroğlu çevirisiyle Aras Yayıncılık tarafından yayımlandı.

Yüreğim Dağlardadır

William Saroyan’ın 1938 yılında kaleme aldığı ve aynı yıl Broadway’de sahneye konulan Yüreğim Dağlardadır, kendi zamanının çok ötesinde bir oyun. 1914 yılının Fresno’sunda, aç bir şairle oğlunun, yolunu kaybetmiş, kendini dünyadan kopmuş gibi hisseden Mac Gregor adında ihtiyar bir Shakespeare aktörüyle karşılaşmasını konu alan bu tek perdelik metin, Saroyan’ın birçok öyküsü gibi, gerçeküstücü bulunmuştu. Birçok eleştirmen oyunu, dönemin daha geleneksel ve gerçekçi metinleriyle karşılaştırarak deneysel bulmuş ve bu sebeple derinlemesine bir okumasını yapmaktan çekinmiş, ancak bir taraftan alkışlamaktan da geri durmamıştı. Hikâyenin merkezindeki memleketine uzak düşmüş, Ermeni bir aileyle yüreği İskoçya’nın dağlarında kalmış Mac Gregor üzerinden yabancılık, gurbet, özlem, aidiyet gibi konuları işleyen Saroyan, kuvvetli kalemiyle okuyucuyu bunlar üzerine düşündürmekle kalmayıp, sadece yüreğin bildiği bir yere karşı duyulan özlemin de su yüzüne çıkmasına sebep oluyor. Ve belki de bu yüzden, yine birçok eleştirmenin yazılarında bahsettiği üzere, 1938-1939 sezonunda Broadway’de bu oyunu seyreden kitle, salondan sebebini tam olarak anlayamadıkları bir biçimde ağlayarak ayrılıyor. Bu ilk oyunun başarısıyla birlikte Broadway’in kapıları kendisine tamamen açılırken, Saroyan yeni Amerikan tiyatrosunun çığır açan ismi oluveriyor.

En Güzel Günlerin

Aynı anda hem Pulitzer Ödülü’nü hem New York Drama Eleştirmenleri Ödülü’nü alan ilk oyun olma özelliğini taşıyan En Güzel Günlerin, 1939’da San Fransisco’nun köhne bir rıhtım barında geçen beş perdelik bir dram. Oyunu, “Her yazar bir işçidir nasılsa” saikiyle New York’taki bir otel odasında her gün bir perde yazmayı planlayarak, bir işçinin haftalık çalışma süresi olan altı günde bitirmeyi hedefleyen Saroyan, hakikaten bu sürenin sonunda altı olmasa da beş perde yazmayı başarır. Böylelikle Saroyan asıl hedefine de ulaşmış olur: Kısa süre içinde çok çalışarak “Bir emekli onuru ve gururuna kavuşmak”. En Güzel Günlerin’de Amerikan toplumundaki adaletsizliklerin eleştirisini yapan yazar, zenginlerin kontrolü ve tekelinde olduğunu düşündüğü Pulitzer Ödülü’nü de bu sebeple reddeder. Yazıldıktan hemen sonra hiç vakit kaybetmeden Broadwayli bir yapımcı tarafından satın alınan oyun, her ne kadar yazarın Broadway’de sahnelenen ilk oyunu olmasa da (ilki 1938-39 sezonunda sahnelenen Yüreğim Dağlardadır’dır) onun kendini, öykü türünde olduğu gibi, oyun yazarlığında da hiç görülmemiş şeyler yapabilecek ölçüde yaratıcı ve nitelikli bir yazar olduğunu kanıtlamasını sağlar. Bu oyun birçok eleştirmen tarafından absürd tiyatronun (Kel Şarkıcı’dan 11, Godot’yu Beklerken’den 14 yıl önce yazılmıştır) habercisi ve Yeni Amerikan tiyatrosunun ortaya çıkmasındaki en önemli adımlardan biri olarak görülür. Oyun, 1948 yılında Hollywood tarafından sinemaya da uyarlanmıştır.

William Saroyan

Bitlis‘ten Amerika‘ya göç etmiş Ermeni bir ailenin, orada doğan ilk ferdi olarak 31 Ağustos 1908’de Kaliforniya eyaletinin Fresno kasabasında dünyaya geldi. Bir Presbiteryen rahibi olan babası, Saroyan üç yaşındayken ölünce, annesi Saroyan’ı ve üç kardeşini yetimhaneye vermek zorunda kaldı. Yetimhanede geçirilen beş yıldan sonra çocuklar annelerine kavuşarak Fresno’da bir araya geldiler.

Resmi eğitimle bir türlü yıldızı barışmayan Saroyan on beş yaşında okulu terk etti.

Çeşitli işlerde çalıştı. Asıl hedefi yazar olmaktı. Bunun için bir yandan da öyküler yazmayı sürdürüyordu. İlk öyküsü Story dergisinde 1933 yılında yayımlandı. 1934 yılında ise Randon House Yayınevi tarafından The Daring Young Man on the Flying Trapeze and Other Stories isimli kitabı yayımlandı ve o yılın en çok satan öykü kitabı oldu.

Bundan sonra artık hep yazdı. Yazmaktan ve gezmekten başka bir iş yapmadı. İçki ve kumar alışkanlığı yüzünden inişli çıkışlı bir grafik gösterse de elli seneyi aşan başarılı ve üretken bir kariyer ortaya koydu. 1939 yılında The Time of Your Life oyunuyla Pulitzer Ödülü’nü kazandı, ödülü reddetti.

Saroyan hayatı boyunca altmışı aşkın kitap -öykü, oyun ve roman yazdı. Düzyazıda kendine özgü bir tarz yarattı. Akıcı, konuşur gibi, coşku dolu bu tarz kendi adıyla “Saroyanesque” olarak anılır oldu. Kendisinin de söylediği gibi, Saroyan, öykülerinde tek bir şeyi anlatır: İnsanı. Yazarken içten ve yalındır. Onun eserlerinde süslü tabirler, söz oyunları aramak boşunadır. Öykünün bütünü ve konu esastır.

William Saroyan, klasik tabirle hızlı bir hayat yaşadı, dünyayı ve bu arada ata yurdu Bitlis’i gezdi, evlendi, boşandı, sonra aynı kadınla tekrar evlendi, sonra yine boşandı. 1981 yılında doğduğu yerde öldüğü zaman adı Amerikan edebiyatının en iyi kısa öykü yazarları arasına çoktan yazılmıştı bile.

Köklerine ve atalarının kültürüne bağlılığıyla, Saroyan, daha 1935’te Avrupa gezisinin bir durağı olarak Sovyet Ermenistanı’nı ziyaret etti.  Üçüncü ve 1978’deki son ziyaretinde, yetmişinci yaş gününü de dostlarıyla birlikte orada kutladı. Vasiyeti üzerine, naaşının bir bölümü Ermenistan’a götürülerek Erivan‘daki ünlüler panteonuna gömüldü.

(Yeşil Gazete) 

“23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı “ açıldı

23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı 17 Haziran 2019’da kapılarını ziyarete açtı. Hafıza Mekânı adını, Hrant Dink’in 23 Nisan 1996’da Agos’ta yayımlanan ‘23,5 Nisan’ başlıklı köşe yazısından alıyor. 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı 19 Ocak’ta Hrant Dink’in önünde öldürülmesiyle toplumsal bellekte sembolik bir yer edinen Sebat Apartmanı’nda bulunan Agos Gazetesi’nin eski çalışma ofisinde, 145 m2’lik alanda ziyaretçilerini bekliyor. Hafıza Mekânı ziyaretçi programlarıyla, etkinlikleriyle, arşiviyle ve sunduğu içerik ile bir araştırma, üretim, bilgi edinme, paylaşım, diyalog ve tefekkür mekânı olarak faaliyet gösterecek.

Ziyaretçiler, mekânı Hrant Dink’in anlatıları rehberliğinde gezerken onun hayatına, mücadelesine ve ölümüne tanıklık edecek, Türkiye tarihinden kesitler bulacak. Hrant Dink’in çalışma odası 19 Ocak 2007’deki haliyle korunurken, diğer odalarda ziyaretçileri kimlik, eşitlik, hakikat ve adalet gibi kavramları sorgulamaya davet eden videolar, yerleştirmeler ve yazılar yer alıyor. Sanatçı Sarkis’in acılardan pırlanta yaratmayı esas alan yerleştirmesi ‘Tuz ve Işık’, Almanyalı sanatçılar Horst Hoheisel ve Andreas Knitz’in ‘Büyükelçilik Kurma Projesi’, Hafıza Mekânı’nın daimi bir parçası olacak.

23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı’nın sergi tasarımı ve kürasyonu Hrant Dink Vakfı ekibi tarafından yapıldı. Hazırlık çalışmaları kapsamında dünyanın çeşitli yerlerindeki hafıza mekânları ve müzeler ziyaret edildi; alanın uzmanlarıyla görüşmeler yapıldı ve İstanbul’a davet edilen birçok uzmanın deneyimlerinden ve önerilerinden yararlanıldı. Dünyadaki hafıza mekânları ağının; hafızayı yaşatarak yeni nesillere aktarma çabasıyla toplumsal dönüşüme katkıda bulunan ve evrensel değerleri teşvik eden bu uluslararası girişimin bir parçası olan 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı, 60 adet video, yüzlerce fotoğraf, AGOS’un 2007 tarihine kadarki tüm arşivini, mültimedya gibi tekniklerle ziyaretçilerle buluşturuyor.

Hrant Dink Vakfı ekibi, toplumun, Hrant Dink’in sahiplendiği demokrasi, eşitlik, insan hakları ve özgürlükler gibi evrensel değerleri geniş kitlelerle buluşturan, hafıza ve umudu birleştiren 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı’nda hakikatin, vicdanın ve umudun ortak paydasında buluşmasını, çoğalmasını amaçlıyor.

23.5

Hrant Dink’in 23 Nisan 1996’da Agos gazetesinde yayımlanan, hem 23 Nisan çocuk bayramını hem de 1915’te Osmanlı Ermenilerinin “Büyük Felaket”e maruz kalışının yıldönümü olan 24 Nisan’ı ele aldığı yazısı şöyleydi: 

“Sancılı on yıllardan çıkmış ulusun tarihinde çok önemli bir akgündür 23 Nisan. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” düsturunun meclis salonuna perçinlendiği gündür. Ve böyle bir günün “yaşam” denilen çocuğa ve geleceğe akıtılan mirasıdır. Türk Ulusu‘nun belki de en akıllıca yaptığı öngörünün tarihidir. “Gelecek” ve “çocuk” ne de güzel buluşturulmuştur öyle. Ve de ne ustaca bir değerlendirmedir yıllar sonra 23 Nisan’ı sadece Türkiye ile sınırlı tutmayıp bütün dünyanın çocuklarıyla paylaşma düşüncesi. Türk çocuklarına da dünya çocuklarına da kutlu olsun.

Yeryüzünün dört bir yanına “savrulmuş” Ermeni Ulusu’nun tarihinde çok önemli bir karagündür 24 Nisan. Üç-beş Ermeni yan yana gelmeye görsünler. Alırlar ellerine pankartları dökülürler sokaklara hemen. Nedir bütün bunların sebebi, niçin yollara düşer bu insanlar 24 Nisan’da? Tarih, 24 Nisan 1915’in şafak vakti. Özellikle İstanbul’daki Ermeni aydınları, yazarlar, sanatçılar, öğretmenler, avukatlar, doktorlar, mebuslar teker teker alınırlar evlerinden. Götürülürler… ve bir daha da geri dönmezler. İşte, birkaç gün sonra bütün Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde gerçekleştirilen “Tarihsel Ermeni Dramı”nın başlangıcıdır bu tarih.

Kim nasıl anlayabilir bunu bilemiyorum, ama hem Ermeni olmak, hem Türkiyeli; hem 23 Nisan’ı yaşamak bütün coşkusuyla ve ertesi günün bir parçası olmak bütün hüznüyle. Kaç insan bu ikilemi yaşıyordur şu yeryüzünde? Ne anlaması kolay ne de anlatması.

Dilerim kimse de yaşamasın bu ikilemi bir daha. 23 Nisan nasıl daha bir coşkuyla yaşanır? 24 Nisan nasıl hafızalardan sildirilir? Bütün bunlar çözümsüz sorular değil aslında. 23 Nisan bütün çocukların olacaksa eğer ben derim Ermenistanlı çocukların da olsun bir biçimiyle. Çağırın onları da bu kutlamalara. Barıştırın çocukları birbirleriyle, tanıştırın. Sadece 23 Nisan da olmasın 24 Nisan’ı da katın içine. Daha da uzasın o günler, bütün nisanı katın, bütün baharı katın. Hadi siz beceremiyorsunuz diyelim, varolan kinler engel buna. Bırakın bari dünyayı çocuklara, onlar bu işi halleder, yeter ki engel olmayın siz.

Bir başka severim 23 Nisan’ları. Hem, bizim de hanımla evlendiğimiz gündür aynı zamanda. Gerdeğe girişimiz de 23 Nisan’ı 24 Nisan’a bağlayan geceye rastlar. İlk çocuğumuza can verdiğimiz andır o. Ne 23 ne de 24 Nisan. 23,5 Nisan’dır belki de o an.”

Dink’in “23.5” adlı yazısı;  Tililili Ses Enstalasyonu kapsamında oyuncu Fikret Kuşkan tarafından seslendirilmişti. Yazının ses kaydını dinlemek için tıklayın.

 

(Yeşil Gazete)

Nuri Bilge Ceylan, Şangay Uluslararası Film Festivali’nin jüri başkanı

Nuri Bilge Ceylan, bu yıl 15 Haziran’da başlayan ve 24 Haziran’da sona erecek olan Şangay Uluslararası Film Festivali‘nde yarışma bölümünde jüri başkanı olarak görev alacak. Ceylan, festivalin Altın Kadeh Ödülleri‘ne karar veren panele başkanlık edecek.

Şangay Uluslararası Film Festivali’nin önceki jüri başkanları arasında Luc Besson, Chen Kaige, Wong Kar-wai, Danny Boyle, John Woo, Jean-Jacques Annaud, Tom Hooper, Gong Li, Andrei Zvyagintsev, Emir Kusturica, Cristian Mungiu ve Jiang Wen yer alıyor.

Nuri Bilge Ceylan’ın altı filmi Cannes Film Festivali‘ndeki ana yarışma için seçilmişti. Cannes’da en iyi film, en iyi yönetmen ve jüri ödülünü alan Ceylan, 2014 yılında “Kış Uykusu” filmiyle Palme d’Or ödülünün sahibi oldu.

(Yeşil Gazete)