Ana Sayfa Blog Sayfa 2386

Çin Halk Cumhuriyeti 70 yaşında

Çin Halk Cumhuriyeti, kuruluşunun 70’nci yılını başkent Pekin’de düzenlenen büyük bir askeri geçitle kutladı. Askeri geçitte Çin’in yeni balistik füzesi Dong Feng 41 ilk kez kamuoyu önüne çıkarıldı.

Kuruluş yıldönümü dolayısıyla Tiananmen Meydanı’nda askeri geçit töreni yapıldı.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin 70’inci kuruluş yıl dönümü, başkent Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda düzenlenen resmi törenle kutlandı. Yaklaşık 15 bin asker ve ordu envanterinde bulunan çok sayıda askeri teçhizatın yer aldığı törende, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping bir konuşma yaptı. Şi konuşmasında “Hiç kimse Çin halkının ve Çin ulusunun ileriye giden yolculuğunu durduramaz” dedi. Mao‘nun 1 Ekim 1949 tarihinde komünist Çin Halk Cumhuriyeti’ni ilan ettiği yerde törene katılanlara hitap eden Şi, hiçbir gücün bu olağanüstü ulusun temellerini sarsamayacağı mesajı verdi. Çin medyasının verdiği bilgiye göre, ülke tarihinin en büyük askeri geçit törenine sahne olan ve sabah saatlerinde 70 pare top atışı ile başlayan kutlamalar nedeni ile başkent Pekin‘de çok yoğun güvenlik önlemleri alındı.

Yeni nesil kıtalar arası balistik füze

Tiananmen Meydanı’ndaki askeri geçit töreninde, Çin ordusunun en etkili silahlarından biri olan yeni nesil kıtalar arası balistik füze Dong Feng 41 (Doğu Rüzgarı) de yer aldı. İlk kez kamuoyu önüne çıkarılan ve uzmanlar tarafından dünyanın en etkili füzelerinden biri olarak nitelendirilen silah, 12 ila 15 bin kilometre arasında bir menzile sahip. 21 metre uzunluğundaki füze, bünyesinde on nükleer başlık taşıma ve Amerika Birleşik Devletleri‘ni fırlatıldıktan yarım saat sonra vurabilecek hıza sahip.

Hong Kong’ta olağanüstü önlemler alınırken, kutlamalar da halka kapalı mekanda yapıldı.

Hong Kong’ta yoğun güvenlik önlemleri

Çin’e bağlı Hong Kong Özel İdari Bölgesi’nde  ise polis, yeni protesto gösterilerini önlemek için yoğun güvenlik önlemlerine başvurdu. Sokaklarda ve toplu taşıma araçlarında kimlik kontrolleri yapılırken, çok sayıda metro istasyonu ulaşıma kapatıldı. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluş yıl dönümü ile ilgili resmi tören de her yıl olduğu gibi açık havada değil, güvenlik gerekçesi ile Hong Kong özel idaresi yöneticilerinin katılımıyla kapalı bir mekan olan fuar alanında yapıldı.

 

 

Selahattin Demirtaş’a ‘Siyasi Cesaret Ödülü’

Almanya merkezli uluslararası İlerici İttifak’ın, 2019 Özel Siyasi Cesaret Ödülü bu yıl HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a verilecek.

Dünyada 140 ülkeden sosyal demokrat, ilerici siyasi parti ve kuruluşun içinde yer aldığı, Almanya merkezli İlerici İttifak (Progressive Alliance), “2019 Özel Siyasi Cesaret Ödülü”nü bu yıl Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a verecek.

Özsoy: AİHM’den önemli karar bekliyoruz

Ödülün Demirtaş’a verileceği haberini paylaşan HDP Dış İlişkiler Sorumlusu Hişyar Özsoy, bianet‘e yaptığı açıklamada. Demirtaş’ın 18 Eylül’de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire‘de görülen duruşmasına da değindi:

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri, Selahattin Demirtaş’ın duruşmasında üçüncü taraf olarak dahil olmuş ve Selahattin Başkanın lehine güçlü bir savunma yapmıştı. Farklı yerlerden birçok destek söz konusu. Fakat AKP-MHP ittifakı dışardan gelen bütün eleştirilere ve yerine getirilmesi gereken tüm uygulamalara kendini kapatmış durumda. Bu da sadece mevcut iktidarın değil, dışarda Türkiye’nin de imajını çok fazla zedeliyor.”

Aynı davadan iki kez tutuklama 

20 Eylül günü 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından mahsup kararı verilmesinin ardından Demirtaş’ın tahliyesi beklenirken, aynı gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Demirtaş ve HDP eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ hakkında yargılandıkları davada ayrı bir soruşturma başlatıp tutuklamaya sevklerini istemişti. Çıkarıldıkları Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi de Demirtaş ve Yüksekdağ hakkında yeniden tutuklama kararı verdi.

İlerici İttifak nedir?

İlerici İttifak, 22 Mayıs 2013’te Almanya’nın Leipzig kentinde kuruldu. İlerici İttifak’ın dünya çapında 140 üyesi bulunuyor. Türkiye’den ise Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve HDP üyeler arasında yer alıyor. İlerici İttifak’ın başlıca ilkeleri demokrasi, cinsiyet eşitliği, adalet, dayanışma, insan haklarının geliştirilmesi, barış, iklim değişikliği ile mücadele ve küreselleşmenin sosyal yönünün güçlendirilmesi. İlerici İttifak ağına dahil olan siyasi partiler, partilerin yapısı ve organizasyonu, seçimlerin yönetilmesi, seçim kampanyaları ve küresel politikaların geliştirilmesinde bilgi paylaşımında bulunuyor.

Barcelona’da bir mahalle direnişinin güçlü kazanımı: Can Batlló – Oya Ocak

Can Batlló Sant Mahallesi’nin güçlü bir kazanımı; benim için ise özgürlükçü, eşitlikçi, dayanışmacı, duyarlı ve saygılı tüm fikirlerin pratiğe dönüşerek ete kemiğe bürünmüş hali. Eğer olur da yolunuz Can Batlló’ya düşerse attığınız her adımda, pratiğe dökülen bu mücadelenin büyük bir kararlılıkla nasıl sağlam ve güçlü büyüdüğüne hayretle ve heyecanla tanık olacaksınız.

Can Batlló bizim dünümüz, bugünümüz, en çokta geleceğimiz” (Marta, Sant Mahalle sakini)

Şimdi size, ezber bozan bir mahalle dayanışmasının ötesinde muazzam bir dayanışma ve direniş sergileyen Barselona’nın güçlü, bir o kadar da kararlı bir mahallesini ve bu mahallenin kalbi, mahalle sakinlerinin ise gözbebeği olan Can Batlló’yu anlatacağım (1).

Can Batlló, 1880 yılında Barselona’nın Sant Mahallesi’nde 14 hektarlık bir dokuma fabrikası olarak Juan Batlló tarafından kurulmuş. 1964 yılında İspanya’da gerçekleşen tekstil kriziyle birlikte bin 500’den fazla işçinin çalıştığı bu devasa alanda üretim durdurulmuş ve kısa bir süre içerisinde iş adamı Munoz Ramonet’e satılmış. Ramonet tarafında satın alınan fabrika, içerisinde 700 adet atölye ve depo bulunan sanayi sitesine çevrilerek küçük sanayicilere kiralanmış. 1976 yılında ise büyükşehir genel planıyla birlikte kentsel dönüşüm projesi kapsamında içerisinde sosyal konutların da yer alacağı bir yeşil alan olması kararlaştırılmış. Yaşanan konut krizinden sonra ise mevcut fabrika alanı, 40 yıl boyunca hiçbir aktivite gösterilmeden atıl halde bekletilmiş (2).

TİC TAC ayarlanmış saat: CAN BATLLÓ mahalle içindir

2009 yılında Sant Mahalle sakinleri tarafından oluşturulan Can Batlló Mahallenindir Platformu, atıl durumda bulunan bu alanın mahalle için, mahallenin yararına yeşil alan ve çeşitli aktivitelerin gerçekleştirileceği bir sosyal yaşam alanına çevrilmesi gerekçesiyle çeşitli görüşmeler başlatıyor fakat sonuç alamıyor. İstediği sonucu alamayan platform, 2009 yılının sonuna doğru belediyeye “Eğer iş makineleri Can Batlló’ya girmezse biz gireceğiz ve ihtiyacımız olan alanı inşa edeceğiz’’ şeklinde bir ültimatom vererek düzenli görüşmeler gerçekleştiriyor. Tüm bu görüşmelerin sonucunda ise 2010 yılının Ocak ayında yani tam 34 yıl sonra TİC TAC protesto hareketini başlatıyorlar. TİC TAC, Can Batlló platformunun belirlemiş olduğu bir geri sayım protesto hareketi. Hareket, yeşil alan taleplerinin gerçekleşmemesi durumunda 11 Haziran 2011 yılında alanı işgal edeceğini söylüyor. Ve geri sayım başlıyor (3).

Mahalle sakinlerinin güçlü iradesi ve kararlılığı karşısında belirtilen işgal tarihinden (11 Haziran 2011) bir gün önce dönemin belediye başkanı, Can Batlló’nun anahtarını mahalle sakinlerine vererek içeri girmelerine izin veriyor ve 4.7 hektarlık alan Sant Mahalle sakinlerinin oluyor. Bu durum Can Batlló’nun fiziki olarak olmasa da güçlü ve sistematik bir irade ile mahalle sakinleri tarafından işgal edildiğini kanıtlıyor. Görüşme yaptığım Can Batlló’nun üyelerinden biri olan Dia “14 hektarlık alanın işgal edilmesi zaten imkansız! Bunu devlet ve polis çok iyi biliyor, biz de çok iyi biliyoruz. Bir kere bu alanın işgal edildikten sonra güvenliğinin sağlanması bile imkânsız. Bu yüzden bu güçlü bir irade kazanımı’’ diyor.

Xavi ise “Bu aşamada irademiz ve bütünlükçü hareketimiz çok önemliydi. Planlama aşamasından karar alma aşamasına bütün süreçlerde sürekli yatay kararlar aldık. Mahallede bulunan göçmen ve mültecilerin de bu aşamadaki katılımları çok önemliydi. Çünkü ortak hedeflerimiz var; mahallemizdeki yaşam kalitesini arttırmak ve sosyoekonomik olarak güçlenmek.” diyor.

Bir mahalle direnişinin kazanımı aynı zamanda dönüşüm ve kolektif üretim sürecinin başlangıcı 

Zorlu, kararlı ve müşterek bir mahalle direnişinin kazanımıyla beraber kültürel, sosyal aynı zamanda ekonomik dönüşümü de görebileceğiniz Can Batlló içerisinde; mutfak atölyesi, sanat atölyesi, marangoz atölyesi, bira kooperatifi, doğal sebze ve meyve kooperatifi, Coópolis, sekreterya, kütüphane, arşiv, kitap basım atölyesi, tırmanma alanı, toplantı ve konser alanı, jimnastik ve akrobasi alanı, çocuklar için oyun alanı, mahalle sakinleri için küçük bir komün bahçe ve köpekler için yürüyüş alanı var. Her platformun kendine ait komisyonları var. Öz yönetimin hakim olduğu bu platformlarda kararlar dikey değil, yatay olarak alınıyor. Dönüşüm sadece sosyal olarak değil, ekonomik olarak da yapılıyor. Örneğin, ihtiyacınız olan bir sandalyeyi yapmak istediğinizde Can Batlló içerisinde bulunan marangoz atölyesine giderek hem yardım alıyorsunuz hem zanaat öğreniyor hem de kendi sandalyenizi yapmış oluyorsunuz.

Sanatsal aktiviteler için ise sanat atölyesine gidiyorsunuz. Can Batlló’nun sekizinci yaş gününe davet edildiğimde kutlama flamalarını hep beraber yapmıştık. Biz flamalarını yaparken başka bir mahalle sakini hemen yan tarafta devasa bir tabloyu boyamakla meşguldü. Alt katta ise Can Batlló için yeni model tişörtler üretiliyordu. Atölye içerisinde kolektif olarak üretilen tişörtler ve bez çantalar piyasa fiyatının altında bir fiyatla barda satılıyor. Bar, Can Batlló için çok önemli bir yere sahip. Günlük temizlik atölye ve kooperatifler tarafından kolektif bir biçimde dönüşümlü olarak yapılıyor, çalışanlar eşit işe eşit ücret alıyor, kahveler dayanışma için Zapatistalardan, bira Can Batlló içerisinde bulunan bira kooperatifinden alınıyor. Çeşitli toplantılar, konserler, kültürel ve sanatsal aktivitelerin ücretsiz olarak yapıldığı bar için “Buraya bar demek haksızlık olur, burası bizim ilk göz ağrımız, sohbet ve miting alanı. Kuşaktan kuşağa deneyimlerin, devrim hikayelerinin aktarıldığı özlem giderme alanı diyelim’’ diyor Marco. Sohbet sırasında bebeğiyle beraber bara gelen bir mahalle sakini ile yeni açılacak olan dans atölyesi ve kooperatifler üzerine sohbet ettik.

Eğer kooperatif kurmak istiyorsanız ya da kooperatifler hakkında bilgi almak istiyorsanız veya halihazırda bir kooperatifiniz var ve sorun yaşıyorsanız bunun için de Can Batllo’nun ilk tohumu dedikleri kooperatifler arası ilişki ağının ana arteri olan Coópolis var. ‘’Coópolis’i anlamak için önce Can Batlló’nun tarihini bilmek lazım’’ diyor Tatiana, sonra ekliyor “Kooperatifler gerçekte sosyalliğe dönüşmüyorsa ve birbirine yardım etmiyorsa kapitalizme karşı bir alternatif modelden, bir dayanışma ekonomisinden bahsedemeyiz. Coópolis benim için bir rüya ve yapılan gerçeklik. Çünkü ben bir hayal kurdum ve şu an hayalimi gerçekleştiriyorum. Benim için Coópolis, insanlara rüyalarını gerçekleştirmek için bir gerçeklik penceresi açıyor”.

Evet, Can Batlló güçlü bir mahalle direnişinin kazanımı, aynı zamanda gücünü kendi içerisinde bulunan meclislerinden alan devasa bir mekanizma. Ve bu mekanizma dikey değil, yatay kararların alındığı, her bireyin eşit söz hakkının olduğu, belirli bir fikrin dayatılmadığı, herkesin birbirine saygı duyduğu, dayatmacı değil, ikna ederek/olarak ortak fikir paydasında buluşmayı odağına alan bir yapıdan oluşuyor. Can Batlló aynı zamanda LGBT+ bireyleri ve göçmenleri de destekliyor. Uzun uzun sohbet ettiğim Manuel “Ben Can Batlló’yu göçmenler olmadan LGBT+ olmadan düşünemiyorum. Çünkü her birimiz Can Batlló’ya farklı bir renk vererek onu güçlü bir ahenge dönüştürüyoruz. Burayı hep beraber dönüştürdük, hep beraber güzelleştiriyoruz aksi halde çok soğuk ve sevimsiz olurdu.’’ diyerek gülüyor.

Geçtiğimiz haziran ayında mültecilerle dayanışma haftası düzenleyen Can Batlló’da Tigernut filminin açık hava gösterimini izledikten sonra hep birlikte yemek yedik. Can Batlló Sant Mahallesi’nin güçlü bir kazanımı; benim için ise özgürlükçü, eşitlikçi, dayanışmacı, duyarlı ve saygılı tüm fikirlerin pratiğe dönüşerek ete kemiğe bürünmüş hali. Eğer olur da yolunuz Can Batlló’ya düşerse attığınız her adımda, pratiğe dökülen bu mücadelenin büyük bir kararlılıkla nasıl sağlam ve güçlü büyüdüğüne hayretle ve heyecanla tanık olacaksınız.

(1) Mart ve haziran aylarında yüksek lisans tez çalışmam için çeşitli incelemelerde bulunduğum Can Batlló ve Coópolis ile ilgili detay için: https://www.canbatllo.org/ https://bcn.coop/

(2)  Can Batlló’nun tarihi Sant Mahalle sakinleri ve Coópolis ekibi ile yapmış olduğum sohbetlerin derlenmesiyle yazılmıştır.

(3) Coópolis aktivistinin aktarımı

(Gazete Duvar’dan alınmıştır.)

Uzmanlar: İklim krizi ortamında ‘Yerel İklim Eylem Planı’ şart

İstanbul Politikalar Merkezi araştırmacıları, Dr. Ender Peker ve Dr. Cem İskender Aydın yerel yönetimlerin kentsel planlama süreçlerindeki stratejik planlarını, dünyanın içinde bulunduğu iklim değişikliğine uygun biçimde yapmaları uyarısında bulundu.

İstanbul Politikalar Merkezi, yerel yönetimlerin kentsel planlama süreçlerinde göz önünde bulundurabilecekleri temel azaltım ve uyum stratejilerine değinen  ve bu stratejiler arasındaki çeşitli çatışma ve sinerjilere dikkat çeken bir politika notu yayınladı. Çalışma yerel yönetimlerin stratejik planlarını hazırladıkları bu dönemde iklim eylemini bütüncül bir şekilde kent planlarına dâhil etmek için önemli bir kaynak olması amaçlıyor.

İklim değişikliğinin kentlerdeki etkileri her geçen gün daha çok hissediliyor. Şiddeti ve yoğunluğu artan aşırı hava olayları, kentlilerin yaşam alanlarını her geçen gün daha çok etkiliyor. Kentler, aynı zamanda tüketimin yoğunlaştığı mekanlar olarak bir yandan da sera gazı emisyonlarında önemli rol oynuyor. Bu sebeple, dünyanın birçok şehrinde artık iklim değişikliği yerel yönetimlerin öncelikli konularından biri ve birçok yerel yönetim yerel iklim planları üretmeye çalışıyorlar.

Türkiye’de de iklim eylemi ve iklim değişikliği ile mücadele açısından kentlere önemli roller düşüyor, kent planlamasının hem iklim değişikliği ile mücadelede hem de iklim değişikliğine uyum bağlamında ciddi bir rolü olduğu görülüyor.

İstanbul Politikalar Merkezi’nden 2018/19 Mercator-IPM araştırmacıları Dr. Ender Peker ve Dr. Cem İskender Aydın tarafından hazırlanan “Değişen İklimde Kentler: Yerel Yönetimler için Azaltım ve Uyum Politikaları“ adlı politika notunda şu saptamalar yer alıyor:

  • Geleceğe ilişkin bilimsel tahminler, şehirlerin iklim değişikliğinden giderek artan bir şekilde etkileneceğini öngörmektedir.

  • Çok sektörlü oluşumlar olan şehirler, yenilenemeyen enerji kaynaklarının tüketiminden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının oluşumunda aktif bir rol oynamaktadır.

  • Karasal, Akdeniz, Marmara ve Karadeniz olmak üzere dört ayrı iklim kuşağında yer alan Türkiye kentleri, yer aldıkları kuşaklara bağlı olmak üzere farklı iklim koşullarına sahip olduğu gibi, farklı zorluklarla da mücadele etmekte. Rize kenti, iklim değişikliğiyle artan yağış ve kentsel taşkınlar ile yüzleşiyorken; Mardin kenti artan sıcaklıklar ve beraberinde kuraklık veya kentsel termal konforun sağlanamaması gibi problemlerle karşılaşmakta. Bu bağlamda, kentlerin gelecek planlaması yapılırken yapılı çevrenin oluşumunun yerel iklim koşullarına duyarlı, aynı zamanda küresel iklim değişikliğine cevap verebilecek nitelikte iki yönlü bir şekilde kurgulanması gerekmektedir.

  • Kentleri bekleyen risklerin en başında sıcak veya soğuk gün sayılarındaki radikal artış veya azalmalar gelmektedir. Alışılagelmişin dışındaki soğuk-sıcak gün sayılarındaki oynamaların, kentlerin yapı, ulaşım, turizm gibi farklı sektörlerinde değişik boyutlarda etki yaratması beklenmektedir. Bunun yanında, sıcak hava dalgalarının daha sık görülmesi de beklenen etkilerden biridir.

Raporda, yerel yönetimlere bir eklem planı hazırlaması gerektiği konusunda uyarıda bulunulurken, bu planı hazırlama süreçleri konusunda da bazı öneriler sunuluyor.

·  Bilimin ışığında kentsel emisyon patikalarının hesaplanması, kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri ve etkileri net bir şekilde ortaya koyan iklim eylem planlarının hazırlanması.

·  Bu hazırlık sürecinin olabildiğince katılımcı yürütülmesi, farklı sektörlerden ve aktör gruplarından temsilcilerin birlikte çalışması,

·  Planların etkin uygulanabilmesi için, yerel yönetim içinde bir izleme ve değerlendirme kurulunun kurulması, düzenli raporlamaların yapılması,

·  İzleme ve değerlendirme başta olmak üzere, tüm iklim eylem planı süreçlerinin şeffaf ve tüm paydaşların erişimine açık olacak bir şekilde tasarlanması..

Çalışmanın tamamı için tıklayın

Elektriğe iki ay sonra yine zam: Yüzde 14,9

EPDK bugünden geçerli olmak üzere konut, sanayi ve ticarethanelerdeki elektrik fiyatlarında yüzde 14.9 oranında zam yapıldığını duyurdu. Elektriğe üç ayda yapılan zam oranı yüzde 32.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) kararıyla, konut, sanayi ve ticarethanelerdeki elektrik fiyatlarına yüzde 14,9 oranında zam yapıldı. Resmi Gazete‘de dün yayımlanan kararda, Elektrik Üretim AŞ’nin (EÜAŞ) toptan satış tarifelerindeki değişimin en önemli etken olduğu kaydedilerek şöyle dendi: “1 Ekim 2019 tarihinden itibaren geçerli olan elektrik piyasası tarifelerini belirleyen maliyet bileşenlerinde oluşan artışlar nedeniyle görevli tedarik şirketlerinden elektrik enerjisi satın alan tüketicilerin tükettiği elektrik tarifelerinde vergi ve fonlar dahil yüzde 14.9 artış yapılmıştır. Bu kapsamda, 1 Ekim itibariyle mesken abonelerince 100 kilovatsaat elektrik enerjisi için vergi ve fonlar dahil olmak üzere 71.02 lira ödenecektir.”

Temmuz’da yüzde 14,98 zam yapılmıştı

Elektriğe en son 1 Temmuz’dan geçerli yüzde 14.98 zam yapılmıştı. Böylece haziran tarifesi baz alındığında elektriğe üç ayda yüzde 32 zam yapılmış oldu. Karar uyarınca, enerji toptan satışa tarifesi, dağıtım şirketlerine teknik veya olmayan kayıp enerji satışları ile görevli tedarik şirketlerine yapılan satışlar için kWh başına 34.9 kuruş, genel aydınlatma kapsamında yapılan satışlar için kWh başına 29.5 kuruş olarak uygulanacak.

Diğer bir EPDK kararıyla, son kaynak tedarik tarifesi kapsamında 2020 yılı için tüketim miktarları; mesken tüketici grubu için 50 milyon kWh/yıl, diğer tüketici grupları için 7 milyon kWh/yıl olarak belirlendi.

Dört çocuk kitabı ‘müstehcen poşeti’ne!

Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu; 27 Eylül 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan kararlarla, yeterli gerekçe göstermeden, Elisabeth Brami’nin Erkek Çocuk Hakları Bildirgesi” ve Kız Çocuk Hakları Bildirgesi” (Yapı Kredi Yayınları); Francesca Cavallo ile Elena Favilli’nin Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler – Olağanüstü 100 Hikâye” (hep kitap) ve Sünnetçi Kız”  (Cinius Yayınları) adlı kitaplarında yer alan bazı yazıların “18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacak nitelikte olduğuna” karar verdi.

Türkiye Yayıncılar Birliği ise, eserlerin serbestçe açıklanması ve yayımlanmasının anayasada korunan bir hak olduğunu belirterek, bu hakkın demokratik toplum için önem taşıdığını kaydetti. Birlik, bu sebeplerle idari ve yargı birimlerinin, açıklama ve yayımlama özgürlüklerine gereksiz müdahalede bulunmama yükümlülüğü olduğunu belirtti.

Birlik şunları kaydetti:

‘Uzman incelemesi yok’

“Eserlerin değerlendirmesinin, türüne göre değişen uzmanlar tarafından yapılan ön incelemeden geçmeksizin, Çalışma Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı’nın atadığı beş birim amirinden oluşan kurulca yapılması; düşünsel, toplumsal ya da sanat eseri olarak değerlendirilmesi gereken eserlerin, bu nitelikleri haiz olmadığı yönünde raporlar verilmesine, anayasal bir hak olan açıklama ve yayımlama özgürlüğünün ihlal edilmesine yol açmaktadır.

Bu şekilde içinde pedagog ve cinsel sağlık uzmanı dahi olmayan kişilerden oluşan kurul tarafından, eserler hakkında oldukça özensiz bir biçimde, genel ve soyut ifadelerle hazırlanmış kararlarla muzır neşriyat kararı verilmesi, ifade ve basın özgürlükleri açısından tehlike oluşturmakta ve demokratik toplum ilkesini tehdit etmektedir.

‘Kurul yapısı değiştirilmeli’

Karmaşık ve muğlak bir olgu olan “müstehcenlik” gerekçesiyle bir eserin yayımlanmasına müdahalede bulunulurken sanat alanının veya eserin özelliklerine, edebi eser olup olmadığına, müstehcen olduğu değerlendirilen kısımların ifade edildiği bağlama, yazarın kimliğine, yazılma zamanına, amacına, hitap ettiği kişilerin kimliklerine ve onların estetik anlayışlarına, eserin muhtemel etkilerine ve eserdeki diğer ifadelerin tamamına bir bütün olarak bakılması, eserin edebi değerinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Eserin, türüne göre ayrı ayrı uzmanlıklar gerektiren ve anayasal bir hakkı kısıtlayıp engelleyen bir kararın, Bakanlık tarafından atanmış beş birim amiri tarafından verilebilmesi; ifade, bilim ve sanat ile açıklama ve yayımlama özgürlüklerinin ihlal edilmesidir. Demokratik toplum ilkesinin esas alındığı bir sistemde bunun kabulü mümkün değildir.

Temel hak ve hürriyetleri adalet ilkesi ile bağdaşmayacak şekilde sınırlayan Koruma Kurulu yapısı, bir an önce ulusal ve uluslararası içtihatlara uygun bir şekilde değiştirilmeli; hak ve özgürlüklere zorunlu olmadıkça müdahalede bulunmama yükümlülüğü ve sorumluluğuna uyulmalıdır.”

Kurul ve yapısı

1927’de çıkarılan 1117 sayılı kanunla kurulan Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, geçen yıl 2.7.2018 tarihli, 703 sayılı KHK’nin 38’inci maddesiyle kanunda yapılan değişiklikle Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı’na bağlanmıştı. Aynı yasa değişikliğiyle; daha önce Başbakanlığa bağlı çalışan ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gazeteciler Cemiyeti’ne bağlı çalışan 11 üyeden oluşan kurulun üye yapısı da değiştirildi. Artık kurul, Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanının belirleyeceği biri başkan olmak üzere bakanlığın beş birim amirinden oluşuyor. Yasaya göre “muzır” kabul edilen kitaplar “… ancak 18 yaşından büyük olanlara içi görülmeyen zarf veya poşet içinde satılabilir. Bu zarf ve poşetlerin üzerinde eserin ismi ile “Küçüklere zararlıdır” ibaresinden başka hiç bir yazı ve resim bulunamaz”.

Antartika’da son 50 yılın en büyük buz kütlesi ana karadan koptu

Kopuş görüntüleri Avrupa Uzay Ajansı’na bağlı Kopernik Programı Sentinel-1 uydusu tarafından görüntülendi

Antarktika’da çapı 1600 kilometrekareyi bulan ve ağırlığı 315 milyar ton olan dev bir buz kütlesi, ana karadan koptu. Uzmanlar bunun son 50 yılda yaşanan en büyük kopuş olduğunu belirtti. ‘D28’ adı verilen, buz kütlesinin kopuş görüntüleri Avrupa Uzay Ajansı’na bağlı Kopernik Programı Sentinel-1 uydusu tarafından görüntülendi.

Bilim insanları dev buz kütlesinin okyanus üzerindeki hareketlerini olası tehlikeleri engellemek adına yakından takibe aldı.

Bu olayı beklediklerini belirten uzmanlardan Prof. Helen Fricker, yaptığı açıklamada, “Bu azı dişiyle karşılaştırıldığında bebek dişi gibi. Bu olayın er ya da geç gerçekleşeceğini bilmemize rağmen kopuş anının nerede gerçekleşeceğini bilemiyorduk. Antarktika’da bizleri endişelendirecek çok fazla olay yaşanıyor ancak D28 hadisesi bunlardan biri değil” dedi.

İklim uzmanları ise, küresel ısınmanın neden olduğu iklim değişikliği yüzünden bu tür olayların her geçen gün artacağını ve etkisinin de büyük olacağını belirtiyor. Buzulların erimesi ve ana parçadan koparak okyanusa açılması, deniz seviyelerinde şimdiye dek görülmemiş ölçüde yükselmeye neden oluyor. Uzmanlar, bu durumun dünyadaki ada devletlerini ve deniz kıyılarındaki kalabalık nüfusa sahip kentleri sular altında bırakacağı uyarısı yapıyor.

Dünyayı saran Yeşil Dalga Türkiye’ye ulaşır mı?

‘Bir çağ başlıyor. Türkiye bu çağın bir parçası olacak mı olamayacak mı göreceğiz, ama Yeşiller Meclisi sizi tarihin doğru tarafında olmaya davet ediyor.’

Sokaklar doluyor; çocukların çağrılarına büyükler karşılık veriyor. Mücadele nesiller arası özelliğe bürünüyor. Milyonlar yürüyor. Rakamlar öyle umut verici ki bazı ülkelerde nüfusun %4’ü, %5’i sokağa çıkıyor. Tüm sokakların isteği, dili aynı: İklim krizi durdurulsun! Hemen ve radikal bir şekilde adımlar atılmaya başlansın!

Sokakları bu yeşil dalga sararken bir yandan da seçimlerde önemli sonuçlar alınıyor. 29 Eylül’de gerçekleşen Avusturya seçimlerine bakalım örneğin. Avusturya, Avrupa politikasında çok büyük söze sahip olan bir ülke olmasa da politik açından bir laboratuvar denilebilir. Şimdi herkesin adını anmadan siyaset konuşamadığı popülist hareketler ilk defa orada iktidara gelmişti. 1999’daki seçimde iktidara ortak olan Özgürlükçü Parti (FPÖ) ve popüler Genel Başkanı Jörg Haider’i hatırlayanlar olacaktır. Özellikle Haider’in AB’nin baskısıyla hükümetten ayrılmak zorunda kalışı ve bundan dokuz sene sonra yeni partisiyle siyasette yükselirken bir trafik kazası ile hayatını kaybetmesi, popülist siyasete kafa yoranların mutlaka ilgilendikleri bir nokta.

Avusturya’nın bir başka enteresan noktası ise Cumhurbaşkanı. Şu anda Avusturya’nın cumhurbaşkanı Yeşiller Partisi’nin aday gösterdiği Alexander Van der Bellen. Seçimin ikinci turunda karşısına çıkan Norbert Hofer ise aşırı sağcı partinin adayıydı. İtirazlar sonucunda ilki iptal edilen seçimi iki kere Yeşiller adayı kazandı fakat tablo sadece bir ülke siyasetini etkileyecek sonuçlar içermedi. Yeşiller aşırı sağa karşı mücadele verdi. İşte geçen hafta sonu olan seçim sonuçlarını da bu şekilde okumak gerekli. Bir önceki seçimde barajın altında kalan Yeşiller oylarını %10 arttırdı ve seçimin tek galibi oldu. Aşırı sağ ise %10 oranında oy kaybetti. Bu model karşılığını tüm Avrupa’da bulacaktır.

Şu anda Avrupa’da nerede popülist aşırı sağcılar yükseliyorsa, karşılarında panzehir olarak Yeşiller bulunuyor. Merkez sağ ve sol zaten halkın ihtiyaçlarına yanıt veremediklerinden ötürü giderek güç kaybediyor. Merkez solun solu ise çağa ayak uydurduğu ülkelerde (İspanya ve Yunanistan) karşılık bulsa da Avrupa siyasetinde söz sahibi olan ülkelerde çok fazla etkili olamıyor. Ya da Almanya’da olduğu gibi bir seçimde sosyalist partilere giden oylar bir sonraki seçimde aşırı sağcı partilere gidebiliyor, çünkü insanlar çaresizce çağın onları ezmesine karşı bir yanıt arıyorlar.

Yeşil siyaset ise günümüzün iki büyük krizine karşı yanıt arıyor ve veriyor: İklim krizine ve popülist aşırı sağın otoriter ve sınırlar içerisine çekilmiş ülkeler özlemine… Yanıt verilmesi gereken bir diğer sorun olarak ekonomik krize de bir sözü var Yeşiller’in. Yeşil Yeni Düzen adıyla ortaya konulan program tartışılıyor, kentlerde uygulanmaya ve ekonomik krize karşı bir alternatif ortaya konmaya çalışılıyor. Henüz gereği kadar dile getirilemiyor ama onun da hayati bir seçenek olduğu yavaş yavaş ortaya çıkacak.

“Dünyada ve Avrupa’da durum böyle, Yeşil Dalga her yeri sarmış da peki Türkiye’den ne haberler var?” derseniz, burada da Yeşil Dalga kendisine bir yer edinmeye başlıyor. Türkiye Yeşil Hareketi içerisinde yer alan kişiler geçtiğimiz hafta sonu İstanbul’da bir araya geldiler ve Yeşiller Meclisi’nin kuruluşunu ilan ettiler. Böylece Türkiye’de Yeşil Hareket içerisinde yer almak isteyen herkesi bir bu çatı altında olmaya ve meclisleşmeye davet ettiler. Bir çağ başlıyor. Türkiye bu çağın bir parçası olacak mı olamayacak mı göreceğiz ama Yeşiller Meclisi sizi tarihin doğru tarafında olmaya davet ediyor.

 

Yeşiller’den İmamoğlu’na ziyaret

Avrupa Yeşiller Partisi Eş Başkanı Monica Frassoni, Avrupa Yeşiller Partisi Komisyon Üyesi, eski Brüksel Brüksel Çevre, Enerji, İyileştirme ve Sosyal İşler Bakanı Evelyne Huytebroeck ve Yeşiller Meclisi temsilcileri İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu ziyaret etti.

Yeşiller Meclisi’ni temsilen Sevil Turan, Ahmet Atıl Aşıcı, Akgün İlhan, Alper Akyüz ve Elif Ünal’ın katıldığı buluşma İmamoğlu’nun Yenikapı Avrasya Gösteri ve Sanat Merkezi’ndeki makamında gerçekleşti. Görüşmede ekoloji alanında atılacak adımlarda yerel ve uluslararası alanlardaki iş birliğinin önemi vurgulandı.

Frassoni: İş birliğimizi Yeşiller Meclisi ile devam ettirme niyetindeyiz

Görüşmede, “Avrupa Yeşiller Partisi açısından Türkiye’nin durumunu üzüntü ile izliyorduk. Son seçim dönemiyle birlikte Türkiye’de gelişen politik atmosferi oldukça olumlu buluyoruz” diyerek söze başlayan Monica Frassoni, Avrupa Parlamentosu’nda üç nokta üzerinde durduklarını belirtti: “Türkiye’nin Avrupa Birliği içerisinde yer alması, Türkiye’de hukukun üstünlüğünün gerçekleşmesi ve ekoloji gruplarıyla iş birliği içinde olmak.”

Yeni kurulan, Yeşiller Meclisi’nin bileşenleriyle uzun yıllardır temas halinde olduklarını belirten Frassoni, “Bu iş birliğimizi kurulan bu meclis ile birlikte devam ettirme niyetindeyiz” diye konuştu.

Yeşiller Meclisi’nin üç gündemi: Yenilenebilir enerji, kent ve su politikaları

Yeşiller Meclisi adına konuşan Yeşil Düşünce Derneği Genel Koordinatörü Sevil Turan “Türkiye’de gerçekleştirdiğiniz demokrat adımınız için teşekkür etmek ve ileri dönük iş birliğinin önemli olduğunu söylemek için geldik” diyerek söze başladı. Turan şunları söyledi: “Tüm dünyada iklim krizi gibi bir gündemimiz var. Geçtiğimiz hafta 6 milyon üzerinde kişi iklim grevine çıktı. Türkiye’de de binlerce kişi katıldı. İklim krizine karşı harekete geçmek için son 10 yılımız kaldığı söyleniyor. Biz de kurmuş olduğumuz Yeşiller Meclisi olarak üç gündem üzerinde duruyoruz: Yenilenebilir enerjiye geçiş, su politikalarında düzenleme ve kent politikalarında ekolojik adımlar atma.”

Kentsel Dönüşümde uyum politikaları gerçekleştirilirken gündeme deprem dayanıklılığı ile birlikte iklim krizini de almak gerektiğini belirten Bilgi Üniversitesi Ögretim Görevlisi Dr. Alper Akyüz de “her seferinde en baştan bir çabaya girişmenin anlamsız olacağını” söyledi.

Ahmet Atıl Aşıcı: İstanbul, Paris Antlaşması’na taraf olabilir

İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Doç. Ahmet Atıl Aşıcı ise “Türkiye Paris Antlaşması’nı imzaladı ancak henüz Parlamentodan geçirmedi” hatırlatmasını yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Paris Anlaşması’nın gerekliliklerini yerine getirmek için bir adım atabileceğini belirten Aşıcı, şehirlerde gerçekleştirilebilecek uygulamaların oldukça önemli olduğunu belirtti.

İmamoğlu bu öneriye yanıt olarak “İmzalanan protokolü inceleyip üzerinde konuşmamız gerekiyor. Anlayış olarak eksiğimizin olmaması açısında prosedürün neleri kapsadığına bakmamız gerek. Uzman arkadaşlarla ve sizden gelecek temsilcilerle bu konuda çalışmayı isteriz” dedi.

Evelyne Huytebroeck: “Şehirler önem kazanıyor”

Görüşme sırasında söz alan Evelyne Huytebroeck şehirlerde atılacak adımların ülke için oldukça önemli olduğunu belirtti: “Şehirlerin önemi çok büyük. Mesela Amerika Birleşik Devletleri’nde Başkan Trump iklim krizini reddederken yerelde birçok şehir iklim acil durumu ilan ediyor. O yüzden şehirlerin attığı adımların da özellikle böyle ülkelerde çok fazla önemi var. İklim Konferanslarına daha önceden ülke başkanları katılabiliyorken şu anda şehirler de dahil oluyor.  Sizin de şehrinizde bu adımı atmanız ve ekolojiyle ilgili ağlar içerisine dahil olmanız çok anlamlı olacaktır. Türkiye’ye baktığımda birçok tecrübeli, yetkin kişi görüyorum. Bu bilgiyi kullanın.”

İmamoğlu: Yaşam için iklim ve ekoloji önceliğimiz olmalı

Ekrem İmamoğlu da nüfusun yüzde 90’ının artık şehirlerde yaşamasından hareketle, bu gerçeğe uygun adımlar atılması gerektiğini vurgulayarak; “Yarın Paris’te UNESCO ile birlikte, 9 Ekim’de de Kopenhag’da C40 bünyesinde görüşmeye gideceğiz. Burada da temel konumuz iklim krizi olacak. Dünyanın baktığı noktayı görmeye çalışacağız” dedi ve ekledi:

“Hukuk demokrasi ve adaletin olması için yaşam olması lazım. Yaşam için de iklimin ve ekoloji meselelerinin önceliğimiz olması lazım. Bunun farkındayım. Atılacak bu adımları yaşama karşı bir sorumluluk olarak görüyorum.”

Görüşme, 9 Ekim’de C40 Belediye Başkanları Zirvesi öncesinde ve sonrasında gerçekleştirilecek somut adımları konuşmak üzere tekrar bir araya gelinmesi kararıyla sonuçlandı.

AKP yeni yargı paketini Meclis’e sunuyor

Grup Başkanvekili Mehmet Muş, ‘Uzun tutukluluk sürelerine son vereceğiz’ dedi.

AKP Grup Başkanvekili Mehmet Muş, Yeni Yargı Strateji Belgesi’ni Meclis Başkanlığı‘na sunacaklarını belirterek “Uzun tutukluluk sürelerine son vereceğiz” dedi. Yarın çalışmalarına başlayacak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) açıklama yapan Muş’un açıklamalarından satır başları şöyle:

39 maddelik ilk paket Meclis Başkanlığı’na sunulacak: ‘Yargı Strateji Belgesi’nin 39 maddeden oluşan ilk paketini Meclis Başkanlığı’na sunuyoruz. Yaptığımız görüşmelerde muhalefet partilerinin çok ciddi eleştirileri yok. Paket, çok olumlu bir paket. Belli suçlarda basit yargılama usulünü getirmiş olacağız. Uzun tutukluluk sürelerine son vereceğiz. Hukuk fakültelerinden mezun olanlar hukuk mesleklerine giriş sınavına girecekler buradan en az 70 puan almak zorundalar. Bu sene hukuk fakültelerine girenler dahil olmayacak. Paketle 15 yıllık avukatlara yeşil pasaport geliyor.

İmamoğlu İstanbul halkından özür dilemeli: (İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu) Davet edilmedi gibi bir mesele yanlış kendisi davet edilmiştir kendisi katılmamıştır. İstanbul halkından özür dilemelidir. Bu tip şımarık hareketlerin peşinden koşmayın. Tavsiyemiz İstanbul’un sorunlarına eğilmesidir.

‘Su ürünleri’ kanun teklifi: Su ürünleri ile alakalı kanun teklifimiz 19 maddeden oluşmaktadır. Amacımız balık varlığımızı sürdürülebilir hale getirmek. Marmara‘da Karadeniz‘de ve boğazlarda ışıkla avlanmayı yasaklıyoruz. Bunda ısrar edenlere yaptırımlarımız ağır olacaktır. Tekrarı halinde avlanma araçlarının el konulmasına kadar gidecek süreci başlatmış olacağız.’