Ana Sayfa Blog Sayfa 2375

9 Barodan ‘savaşı durdurun’ çağrısı

Diyarbakır, Van, Urfa, Mardin, Şırnak, Muş, Adıyaman, Bingöl, Dersim baroları yayınladıkları ortak açıklamada “Tüm devlet yetkililerini ve muhalefet partilerini barışa davet ediyoruz” dedi.

 

Diyarbakır, Van, Urfa, MardinŞırnak, MuşAdıyaman, Bingöl ve Dersim baroları, Suriye’nin kuzeydoğusuna başlatılan askeri operasyona yönelik açıklama yaptı. Türkiye’nin barışa davet edildiği açıklamada “kazananı olamayacağına inandığımız bu savaşın kaybedeni, başta Türk ve Kürt halkı olmak üzere tüm Ortadoğu halkları olacaktır” denildi.

François Fenelon’un “Tüm savaşlar iç savaştır, çünkü tüm insanlar kardeştir” sözüyle başlayan açıklamanın devamı şu şekilde:

“Savaş-barış tercihinde, bir kez daha savaş isteyenler galip geldi. Galip gelenler; savaşın bütün insani, vicdani, ahlaki ve hukuki sorumluluğunu da üstlenecekler.  Savaşın tarafı olmayan sivillerin, kadınların, çocukların ölümünden; doğanın geri dönülemeyecek bir şekilde zarar görmesinden; en önemlisi de halkların bir arada yaşama iradesinin ortadan kaldırılmasından onlar sorumlu olacaklar.

Türklerin ve Kürtlerin en zor dönemlerde yan yana durduğunu gösteren tarihsel belleğin yerine, günlük ve dönemsel politik çıkarlar uğruna şiddet ve savaş ikame edilmiştir. Bu politik manevra Türkiye’nin sosyal, siyasal, ekonomik ve psikolojik alanda yaşadığı krizleri daha da derinleştirmekten öteye geçmeyecek, hiçbir anlam ifade etmeyecektir.

Türkiye’nin tüm dünyayı karşısına alarak gerçekleştirdiği bu savaştan askeri olarak galip gelmesi mümkündür, ama unutulmamalıdır ki “savaş; kimin haklı olduğuna değil, kimin güçsüz olduğuna karar verir”. Kazananı olamayacağına inandığımız bu savaşın kaybedeni, başta Türk ve Kürt halkı olmak üzere tüm Ortadoğu halkları olacaktır.

‘Savaşta verilen ilk kayıp, gerçektir’ sözünde olduğu gibi başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere tüm devlet yetkililerini ve muhalefet partilerini gerçeğe, yani barışa davet ediyor, savaşın derhal durdurulmasını talep ediyoruz.”

NATO Genel Sekreteri İstanbul’da: Harekatla ilgili endişelerimi paylaştım

Türkiye’nin Suriye’ye yönelik operasyonunun ikinci gününde İstanbul’a gelen NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile görüştü. Genel Sekreter, ‘insanlar daha fazla acı çekmemeli, ortak düşmanımız IŞİD’ dedi.

Türkiye‘ye gelen NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüştü. İstanbul’daki Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Ofisi’nde gerçekleşen görüşmenin ardından ortak bir basın toplantısı düzenlendi. Burada konuşan  Stoltenberg, “Harekatla ilgili endişelerimi paylaştım. İnsanlar daha fazla acı çekmemeli. Ortak düşmanımız IŞİD” dedi.

NATO’nun YPG hakkındaki tutumunun ne olduğuyla ilgili soruya “YPG konusunda NATO’da bir fikir birliği yok” yanıtını veren Stoltenberg, ABD’nin olası yaptırım uygulamasında NATO’nun tavrının ne olacağına yönelik soruyu da şöyle cevapladı: “Varsayımlar üzerinden konuşmam yanlış olur. Türkiye önemli bir NATO müttefikidir. Ortak savunmamız açısında, terörizmle mücadelede Türkiye önemli bir rol oynamaktadır. Türkiye’nin tarihi bir müttefik olarak yanımızda olması önem taşıyor. IŞİD’le mücadelede ilerleme büyük ölçüde Türkiye’nin katkılarıyla sağlandı. Türkiye’nin kuvvetleri, altyapısı ve üsleri, terörizmle birlikte yaptığımız mücadelede büyük katkılarda bulundu.”

Çavuşoğlu: 8 ülke NATO belgesini bloke etti 

Soru cevap kısmında NATO üyesi ülkelerin harekata yönelik tutumu sorulan Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu şunları söyledi:

“Hepsi PKK ile YPG’nin aynı olduğunu biliyor. Türkiye’nin ulusal güvenlik endişesinin haklı ve meşru olduğunu söylüyorlar. Eğer Türkiye’nin buradaki endişesi meşruysa bu endişeye mahal veren terör örgütüyle mücadele etmek de meşru hakkımızdır. NATO dahil, böyle bir yükümlülüğümüz olmamasına rağmen bildirimde bulunduk. Hem meşru diyeceksiniz, hem de harekata karşı çıkacaksınız. Sahada angajmanınız olabilir, bu benim problemim değil. Esasen bu senin iki yüzlülüğün. Destek verenler için söylüyorum.

Türkiye diplomasi yolunu sonuna kadar denemiştir. Esasen, NATO müttefiklerini korumak için planlar kabul edildi. Türkiye’ye yönelik tehdide karşı Türkiye’yi koruma planı da NATO Konseyi tarafından onaylanmıştır. Burada da YPG- PYD net bir şekilde vardır. ABD’nin başını çektiği 8 ülke bunu haksız şekilde bloke etmiştir. IŞİD’le göğüs göğüse mücadele eden tek NATO ülkesiyiz. IŞİD ortak düşmanımız mücadele edelim, PKK de ortak düşmanımız ama mücadele etmeyelim, hatta Türkiye de etmesin.”

‘IŞID’liler serbest bırakılmayacak’

Çavuşoğlu, Suriye’de tutuklu bulunan IŞİD militanlarıyla ilgili olarak ise “IŞİD’li teröristlerin serbest bırakılması mümkün değil. IŞİD’le de mücadelemizi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

Sindirim programının üçüncüsü ‘PATATES’ yarın Bienal’de

İstanbul Bienali’nin Kamusal Programı çerçevesinde yer alan PATATES oturumunda sanatçılar, akademisyenler ve aktivistler tarım, hayvancılık, gıda, toprak ve tohum politikaları üzerine sunum ve performanslar gerçekleştirecek.

Bu yıl ‘Yedinci Kıta’ temasıyla kapılarını açan 16. İstanbul Bienali’nin Kamusal programı çerçevesinde gerçekleştirilen Sindirim Programı’nın üçüncüsü; PATATES buluşması yarın saat 12:00’de.

Programda Yeşil Gazete yazarı  Sezai Ozan Zeybek, Berin Ertürk, Gülşah Mursaloğlu, İlhan Koçulu, Ece Eldek, Pınar Üzeltüzenci, Çokayaklılar’dan Şafak Çatalbaş, Aslı Narin ve Elif Süsler birer performans gerçekleştirecek.

PATATES kamusal etkinliği merkezine tarım, hayvancılık, gıda, toprak, tohum politikalarını taşıyacak. Endüstriyel tarım, şirket tohumları ve hastalık arasındaki ilişkilerin inceleneceği oturumdaki konu başlıkları arasında sanayileşme ve uzmanlaşmanın yaşam ve gezegene getirdiği yük, gıdanın metalaşması, yaban algısı, üretim süreçlerinden kopuşumuz, geçim sıkıntısı ve göç yer alıyor. Bu politikalara karşı gerçekleşen geleneksel tarım, yerli tohum gibi alternatif çözüm önerilerinin de konuşulacağı belirtiliyor.

Sindirim Programı’nın üçüncü oturumu

Sindirim Programı’nın ilkinde Su, ikinci haftasında ise Benzin oturumu gerçekleştirilmişti. Toplam beş hafta sürecek projenin, diğer ayaklarında ise Beton ve İşlemci performansları yer alacak.

Program, iklim değişikliği-enerji ekonomisti ve performans sanatçısı Ayşe Ceren Sarı, çevrebilimci ve sanatçı Serkan Kaptan ve küratör Yasemin Ülgen’den oluşan birbuçuk (Ekoloji ve Sanat Çalışmaları) tarafından tasarlandı ve yedi aya yayıldı. birbuçuk’un 2017’de başlattığı “Solunum” buluşmalarının devamı niteliğindeki proje kapsamında, gündelik yaşantımızın birer parçası olarak kanıksadığımız, sıradan gibi görünen nesneler tartışmaya ve araştırmaya açılıyor. Sindirim Programı, sosyoekolojik metabolizma kavramı merkeze alınarak su, tarım, iklim, enerji, kent, atık, toplumsal cinsiyet, müşterekler ve gelecek gibi olguların; bilim, toplumsal hareketler, sanat pratikleriyle kesiştiği noktalar ve tüm bu pratiklerin aralarındaki diyalog imkânlarının keşfedilmesi amaçlanıyor.

12 Ekim saat 12.00’da başlayacak PATATES kamusal etkinliği WORLBMON’da (MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Kat 4) peşpeşe sunum ve performanslarla gerçekleşecek. Etkinlik sonrasında WORLBMON’da katılımcılarla ve diğer izleyicilerle sohbet etme imkânı olacak.

Program Akışı:

Berin Ertürk

Çiftçi, ekoloji ve agroekoloji aktivisti

Patates Bizi/Kendini Kurtarabilecek mi?


Gülşah Mursaloğlu

Sanatçı

Bir Elastiklik Hikayesi


İlhan Koçulu

150 yıldır çobanlık ve peynir üreticiliği yapan bir ailenin çocuğu, peynir ustası, yerel gıda ve tohum savunucusu, Boğatepe Peynir Müzesi kurucusu

Yerel Üret, Yerel Tüket


Ece Eldek

Tasarımcı, sanatçı ve şair

“mamama” 3 perdelik performans

Oyuncular: Özgün Çoban, Doğa Nalbantoğlu, Ceren Menekşedağ, Ece Eldek


Sezai Ozan Zeybek

Akademisyen

Patates Medeniyeti: Bir Kök Bitkisinin İzinde Dünya Tarihi


Çokayaklılar

Şafak Çatalbaş, Aslı Narin, Elif Süsler

Yeraltında Gezen Yıldızlar


Pınar Üzeltüzenci

Sosyolog, müzisyen, müzik yazarı

Pata pata

ABD ve AB’den Türkiye’ye yaptırım hazırlığı

ABD Kongresi’nde Senato’nun ardından Temsilciler Meclisi’nde de Türkiye’nin Suriye operasyonuna karşı bir yaptırım tasarısı sunuluyor. Avrupa Konseyi de önümüzdeki hafta yaptırım konusunu tartışacak.

Türkiye‘nin Suriye‘nin kuzeyine düzenlediği “Barış Pınarı Harekâtı” ile ilgili olarak ABD’de Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ve Demokrat Senatör Chris Van Hollen’ın üzerinde uzlaşı sağladığı Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını öngören yasa tasarısının ardından, Temsilciler Meclisi’nden 29 Cumhuriyetçi Kongre üyesi de benzer bir yaptırım yasa tasarısı sunacaklarını açıkladı.

Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçilerin lideri Kevin McCarthy, Cumhuriyetçi Parti grubu denetçisi Steve Scalise ve diğer parti liderleri ‘Ankara’nın operasyonuna güçlü bir karşılık verilmesi gerektiğini’ savundu.

‘’Ciddi sonuçları olmalı’

Cumhuriyetçi Kongre üyesi Liz Cheney yaptığı yazılı açıklamada “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve rejimi, IŞİD’e karşı binlerce kayıp veren ve yurdumuzu korumamıza yardım eden Kürt müttefiklerimize acımasızca saldırdığı için ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalmalı” dedi.

“Bu yaptırımlar sadece Erdoğan’ın rejiminin kuzey Suriye’deki vahşi saldırılarına yönelik bir cevap değil. Kongre uzun zamandır rejimin Rusya gibi ABD düşmanlarıyla yaptığı iş birliğinden rahatsız” diyen Cheney, “Türkiye ona diğer müttefiklerimiz gibi davranmamızı istiyorsa, müttefikimiz gibi davranmaya başlamalı” ifadelerini kullandı.

AB de haftaya yaptırımları görüşecek

Türkiye’nin Suriye’ye operasyonuna karşı çıkan Avrupa Birliği’nin de (AB), Türkiye’ye yaptırımları ele alacağı açıklandı. Fransa’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Bakanı Amelie de Montchalin, Avrupa Konseyi’nin önümüzdeki hafta bu konuyu görüşeceğini söyledi.

France Inter radyosuna konuşan Montchalin, “Bu konu önümüzdeki hafta Avrupa Konseyi’nde tartışılacak. Yaptırımların masada olduğu açık” dedi. Fransız bakan, “Siviller, özgür Suriye güçleri ve bölgedeki istikrar açısından şoke edici bir durum karşısında aciz kalmayacağız” diye konuştu.

 

Gazeteci Canözer’in evine sosyal medya baskını

Diyarbakır’da Gazeteci Beritan Canözer’in evine, Suriye operasyonuyla ilgili sosyal medya paylaşımları nedeniyle gece polis baskını yapıldı. Evde bulunamayan Canözer, Terörle Mücadele Şubesi’ne ifadeye çağrıldı.

Suriye’ye düzenlenen operasyonla ilgili sosyal medya paylaşımları nedeniyle, Jınnews muhabiri Beritan Canözer’in Diyarbakır‘daki evine polis dün gece baskın yaptı.

Jınnews’ten yapılan açıklamada şöyle denildi:  “Muhabirimiz Beritan Canözer’in evi dün saat 21.30 sıralarında polisler tarafından basıldı. Kalabalık bir polis grubu tarafından basılan evde kimsenin olmaması ve Beritan’ın kardeşinin tek olması üzerine bir kısım polisin ayrıldığı öğrenilirken, gözaltı ekibinin evin önünde beklediği kaydedildi. Evde yalnız olan kardeşini yere yatırarak üst araması yapan polislerin ardından evde arama yaptıkları, bazı dergi, fotoğraf ve gazetelere el koydukları belirtildi.”

Beritan Canözer’i evde bulamayan polis ekipleri, sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle Diyarbakır TEM Şubesi’ne ifade vermeye gelmesi gerektiğini söyleyerek evden ayrıldı.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik 9 Ekim’de başlattığı “Barış Pınarı Harekatı”na ilişkin sosyal medyada paylaşım yapan 22 kişi hakkında soruşturma başlatmıştı.

Dün de Birgün Internet sorumlusu Hakan Demir ve Diken sitesinin sorumlu yazı işleri Müdürü Fatih Gökhan Diler, yine sosyal medyada yaptıkları paylaşımlar yüzünden gözaltına alınmış, daha sonra adli kontrol talebiyle serbest bırakılmıştı.

RTÜK ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da birer açıklama yayımlayarak, operasyon aleyhine yapılacak yayınlar ve paylaşımlarla ilgili yasal işlem yapacaklarını duyurmuştu. Emniyet Genel Müdürlüğü ise başlatılan askeri harekatın ardından, ‘halkı kin ve nefrete tahrik ettiği’ ve ‘terör örgütü propagandası yaptıkları’ iddia edilenler hakkında işlem başlatılacağını bildirmişti.

İklim aktivistleri Londra Şehir Havalimanı’nı trafiğe kapattı

Extinction Rebellion aktivistleri yol, köprü ve meydanlardan sonra bu sefer de Londra Şehir Havalimanı’nı trafiğe kapattı.

İklim krizine karşı gerçekleştirilen uluslararası isyanın dördüncü gününde Londra’daki Extinction Rebellion (Yokoluş İsyanı) aktivistleri sivil itaatsizlik eylemlerini bir ileri seviyeye taşıdı, Londra Şehir Havalimanı’nı (London City Airport) trafiğe kapattı.

Havalimanının birçok noktasında eylem yapan aktivistler kalkış salonunu ve giriş yolunu kapattı, terminal çatısına tırmandı. Özel jetlerin kalktığı pist bisikletli eylemciler tarafından kapatıldı.

Uçak üstünde eylem

Londra’daki 2012 yılı Paralimpik Olimpiyat Oyunları kazananı James Brown British Airways uçağı üstüne çıkarak kendisini uçağa yapıştırıcıyla sabitledi. Uçak üstünde çektiği videoda konuşan Brown “İklim acil durumu ilan ettiler ama bu konuda herhangi bir şey yapmadılar. Hatta tam tersi yönde ilerliyorlar. Heathrow, Bristol ve diğer havalimanlarını genişletiyorlar. Hem iklim acil durumunu kabul edip hem de fosil yakıtların teşvikini sürdüremezsiniz” dedi.

Gün sonunda eylemler göstericilerin polis müdahalesiyle gözaltına alınmasıyla sonlandı.

Extinction Rebellion’ın sözcülerinden Rupert Read eylemle ilgili şu açıklamayı yaptı: “Londra Şehir Havalimanı, uçuş sayısını neredeyse iki katına çıkartmaya çalışıyor. İnşa edildiği bölge sebebiyle çok fazla gürültü kirliliğine ve iklim açısından ölümcül bir etkiye sebep oluyor. Havalimanı özel jetler, finansçılar, iş insanları ve diğer kirletici elit gruplar tarafından sahip oldukları dijital telekomünikasyon ağı sayesinde istedikleri gibi Londra’ya giriş ve çıkışlarda kullanılıyor.  Bunun sonlanması gerek ve Yokoluş İsyanı da sonlandırmak için burada.”

Yokoluş İsyanı ne talep ediyor?

Birleşik Krallık‘da ortaya çıkan Yokoluş İsyanı küresel bir ekoloji hareketi şu anda 72 ülkede faaliyet gösteriyor. Talepleri arasında iklim ve ekoloji krizi hakkında gerçeklerin söylenmesi, iklim acil durumu ilan edilmesi, karbon emisyonlarının sıfırlanması ve denetlemek için yurttaş meclisinin kurulması yer alıyor.

Yokoluş İsyanı aktivistleri 15 Nisan’da küresel ölçekte eylemler düzenlemişti. Londra’daki eylemde 11 gün boyunca merkezi yollar kapatılmış, eylemler sonucunda bini aşkın kişi gözaltına alınmıştı. 7 Ekim tarihinde başlayan ikinci uluslararası isyanda eylemciler 60 farklı şehirde sokağa çıkacaklarını duyurdu.

 

Yeni rapor: İklim hedeflerine ulaşabilmek için kömürden son çıkış tarihi 2040

Climate Analytics, son raporunda iklim değişikliğinin etkilerini 1,5°C ile sınırlandırmak için Paris Anlaşması’nda belirlenen kömürden elektrik üretiminin tamamen sonlandırılması tarihini 2050’den 2040’a çekti.

Climate Analytics, son yayınladığı raporla iklim değişikliğini 1,5°C ile sınırlamak için kömürden elektrik üretiminin 2040’a kadar sonlandırılması gerektiğini ortaya koydu.

Daha önce yapılan analizler, kömürden son çıkış tarihi olarak 2050 yılını belirlemişti. Ancak yeni bilimsel çalışmalar, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlama hedefine ulaşabilmek için hükümetlerin, kömürü öngörülen tarihten on yıl önce terk etmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

2015 yılında hükümetler Paris Anlaşması’yla, sanayi devriminden bu yana artan küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlamaya çalışacaklarını taahhüt etmişti. Bu konuda gerçekleştirilen analizler, kömürden çıkış tarihi olarak 2050 yılını belirlemişti.

Ancak güncellenen yeni bilimsel çalışmalar, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlama hedefine ulaşabilmek için, hükümetlerin kömürü öngörülen tarihten on yıl önce terk etmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Analiz, aynı zamanda gelişmiş ülkelerin, dünyanın geri kalanından daha hızlı olarak, 2030 yılına kadar kömürden elektrik üretimini sonlandırması gerektiğini de bir kez daha vurguluyor.

Yatırımlar azaldı ama…

Yatırımcıların, kömür yatırımlarına dair temkinli tutumunun artmasıyla birlikte, yeni kömürlü termik santral proje stoğu 2015’ten bu yana %75 azaldı. 23 Eylül’deki Birleşmiş Milletler İklim Eylemi Zirvesi’nde de Genel Sekreter Antonio Guterres, hükümetlere daha ilerici adımlar atmaları konusunda çağrıda bulundu ve 2020 yılı itibarıyla yeni kömür santrallerine onay vermemelerini talep etti.

Ancak bu yeni analiz, yeni termik santral projelerinin iptalinin yetersiz olduğunu gösteriyor. İlerlemenin yetersizliği, önümüzdeki on yılda kömürden elektrik üretimindeki düşüşün çok daha hızlı biçimde gerçekleşmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Climate Analytics’de karbonsuzlaştırma stratejileri çalışmalarına öncülük eden raporun yazarlarından Paola Yanguas Parra şunları söylüyor: “2015 yılından bu yana gerek hükümetlerin ulusal ölçekteki kömürden çıkış planlarını kamuoyuna duyurması, gerekse yatırımcıların ve finans kuruluşlarının kömür finansmanını sınırlandıran kararları göz önünde bulundurulduğunda, ilerleme kaydedildiğini söylemek mümkün.”

“Yeni kömür projelerinin iptalinin, atıl varlık riskinin azaltılması açısından doğru yolda atılan önemli bir adım olduğunu belirten Parra, buna ragmen, “Termik santrallerin ekonomik ömürleri dolmadan kapatılması ve bu zamana kadar kullanımının önemli ölçüde azaltılması için hükümetlerin etkin şekilde mevzuat altyapısı geliştirmesi gerekiyor” diyor.

 2020’den 2040’a kadar dört adımlı projeksiyon

Climate Analytics uzmanlarına göre, kömürden çıkış tarihinin iki faktör sebebiyle öne çekilmesi gerekiyor. Bunlardan ilki, hükümetlerin Paris İklim Zirvesi’nden bu yana kömür kullanımını azaltmayı önceliklendirmeyen tutumu. Diğeri ise, geçtiğimiz yıl Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlayabilmek için emisyonların düşüş hızına dair, 2015 yılındaki verilerden ve projeksiyonlardan daha net bir tablo ortaya koymuş olması.

Bu durum da dört önemli tarihi ön plana çıkarıyor:

  • Küresel ölçekte kömür kaynaklı emisyonların 2020 yılı itibarıyla düşüşe geçmesi,
  • Küresel ölçekte elektrik üretiminde kömürün payının 2030 yılına kadar 2010 seviyesine göre %80 azaltılması,
  • OECD ülkelerinin kömür kullanımını 2030 yılına kadar tamamen sonlandırması,
  • 2040 yılına kadar tüm kömürlü termik santrallerin kapatılması. .
Mevcut ve planlanan kömür santrallerinin, Paris Anlaşması kriterlerine göre gelecekteki enerji üretimi.

Söz konusu projeksiyonların hayata geçirilmesi için de hükümetlerin önümüzdeki yıl boyunca Paris Anlaşması kapsamında verdikleri Ulusal Katkı Beyanı’nı (Nationally-determined Contributions, NDC) gözden geçirip güçlendirmeleri gerekiyor.

Climate Analytics CEO’su ve raporun yazarlarından Bill Hare, “BM Genel Sekreteri Guterres, İklim Eylemi Zirvesi’ni kömüre odaklama konusunda kesinlikle haklıydı. Paris Anlaşması’nın hedeflerini ulaşılabilir kılmanın en önemli adımı, kömür kullanımının sonlandırılması” diye konuşuyor ve ekliyor: “Paris Anlaşması’nda belirtildiği üzere hükümetlerin, NDC’lerini 2020 yılına kadar güçlendirmeleri kritik önem taşıyor. Bu iyileştirilmiş katkı beyanları; kömürün sonlandırılması, fosil yakıt teşviklerinin kaldırılması ve yenilenebilir enerji ile enerji verimliliği için destek mekanizmaları oluşturma konusunda net taahhütler içermek zorunda.”

Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmak için küresel ve bölgesel ölçekte kömürün sonlandırılması gereksinimi: IPCC 1,5°C Özel Raporu’na dair görüşler raporuna buradan ulaşabilirsiniz.

Suriye operasyonunda bir asker hayatını kaybetti

Milli Savunma Bakanlığı, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna düzenlediği operasyon sırasında bir askerin hayatını kaybettiğini, üç askerin de yaralandığını açıkladı.

Suriye’nin kuzeyine gerçekleştirilen harekatın ikinci günü geride kalırken, Milli Savunma Bakanlığı harekât bölgesinde çıkan çatışmada bir askerin hayatını kaybettiğini, üç askerin ise yaralandığını duyurdu. Hayatını kaybeden Astsubay Ahmet Topçu’nun Ankara Mamak’taki evine gelen Kaymakam Ziya Polat, Mamak Belediye Başkanı Murat Köse ile askeri yetkililer ailesini durumla ilgili bilgilendirdi. Evlerinin önüne taziye çadırı kuruldu.

Milli Savunma Bakanlığı’ndan saat 02.22’de yapılan açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:

“Barış Pınarı Harekat Bölgesinde 10 Ekim 2019 tarihinde PKK/YPG’li teröristlerle çıkan çatışmada bir kahraman silah arkadaşımız şehit olmuş, üç kahraman silah arkadaşımız ise yaralanmıştır. Bizleri derin bir acı ve üzüntüye boğan bu olayda hayatını kaybeden aziz şehidimize Allah’tan rahmet, kederli ailesine, Türk Silahlı Kuvvetleri ile Yüce Türk milletine başsağlığı ve sabır, yaralanan kahraman silah arkadaşlarımıza acil şifalar dileriz.”

Urfa ve Mardin’de sivil ölümleri

Dün, Urfa Valiliği tarafından yapılan açıklamada Suriye uyruklu 9 aylık bebek Muhammed Omar, 11 yaşındaki bir çocuk ve bir kişinin daha hayatını kaybettiği; 46 kişinin ise yaralandığı duyurulmuştu. Mardin Valiliği, Nusaybin ilçesinde Suriye sınırından atılan havan topları sonucunda 3 sivilin hayatını kaybettiğini, 24 kişinin yaralandığını bildirmişti.

Küresel karbon emisyonlarının üçte birinden 20 şirket sorumlu

Küresel karbon emisyonlarının üçte birinden sorumlu olduğu tespit edilen 20 şirket, 1965’ten bu yana 480 milyar ton karbondioksit salımı yapmış.

Gezegenin petrol, doğalgaz ve kömür rezervlerini durmaksızın sömürerek küresel seragazı emisyonlarının üçte birinden fazlasından doğrudan 20 şirket sorumlu. Araştırmacılar, devlete ait çok uluslu şirket topluluklarının, insanlığın hayatını tehlikeye atan iklim krizini nasıl hızlandırdığını ve bu endüstrinin gezegene verdiği zararların bilincinde olarak faaliyetlerini büyütmeye nasıl devam ettiklerini gözler önüne seriyor.

The Guardian’ın haberine göre, petrolün artan iklim krizi üzerindeki etkilerini inceleyen uzmanlardan olan ABD Climate Accountability Institute (İklim Hesap Verilebilirliği Enstitüsü) eş-başkanı Richard Heede’in araştırması, küresel şirketlerin 1965 yılından bu yana yer altından çıkardıkları fosil yakıtların yakılması sonucu ortaya çıkan emisyonları ölçüyor.

Listede yer alan 20 şirket küresel enerji kaynaklı karbondioksit ve metan gazı salımının %35’inden sorumlu. Bu oran 1965 yılından bu yana 480 milyar ton karbon dioksit demek.

Açıklanan listede yatırımcıların hisse yoluyla sahibi olduğu Chevron, Exxon, BP ve Shell yatırımcıların hisse yoluyla sahibi olduğu şirketlerin (IOF) yanı sıra, Saudi Aramco ve Gazprom gibi devlet şirketleri (SOE) de yer alıyor.

Chevron, sekiz IOF şirketi arasında ilk sırada yer alırken, Exxon, BP ve Shell onu takip ediyor. Bu dört küresel şirket, 1965 yılından bu yana küresel karbon emisyonlarının %10’undan fazlasına sebep olmuş.

Listenin ilk 20 sırasında yer alan 12 fosil yakıt devlet şirketi,  aynı yıllar arasındaki toplam emisyonların %20’sinden sorumlu. Devlet şirketleri arasında en çok kirliliğe ve emisyona sebep olan Saudi Aramco, %20’lik emisyon oranının %4.38’ini tek başına üretmiş.

  • Saudi Aramco 59.26
  • Chevron 43.35
  • Gazprom 43.23
  • ExxonMobil 41.90
  • National Iranian Oil Co 35.66
  • BP 34.02
  • Royal Dutch Shell 31.95
  • Coal India 23.12
  • Pemex 22.65
  • Petroleos de Venezuela 15.75
  • PetroChina 15.63
  • Peabody Energy 15.39
  • ConocoPhillips 15.23
  • Abu Dhabi National Oil Co 13.84
  • Kuwait Petroleum Corp 13.48
  • Iraq National Oil Co 12.60
  • Total SA 12.35
  • Sonatrach 12.30
  • BHP Billiton 9.80
  • Petrobras 8.68

Dünyanın önde gelen iklim bilimcilerinden Michael Mann, araştırma sonuçlarının fosil yakıt şirketlerinin iklim krizi üzerindeki etkisine ışık tuttuğunu ve Aralık ayında Şili’de gerçekleşecek 25. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP25) politikacıların şirketlerin faaliyetlerini kısıtlayıcı önlemlerin alması gerektiğini söyledi.

Araştırmada 20 şirketin emisyonlarının %90’ının petrol, jet yakıtı, doğalgaz ve karbon oranı daha yüksek olan termal kömür gibi kaynakların yakılmasından kaynaklandığı ortaya çıktı. %10’u ise çıkarma, işleme ve nihai ürünün ulaştırılmasından kaynaklanıyor.

The Guardian’ın sorularına listedeki sadece yedi firma yanıt verirken, bunların bazıları  çıkardıkları doğalgaz, petrol ve kömürün tüketiciler tarafından kullanımından doğrudan sorumlu olmadıklarını ifade etti. Bazı şirketler ise, fosil yakıtların çevre üzerindeki etkilerinin sektör tarafından 1950 yılının sonlarından beri bilindiği ve kolektif olarak iklim krizine karşı çözüm niteliğindeki eylemleri geciktirmeye çalıştıkları iddialarını tartışmalı bulmuş.

Şirketler iklim bilimini ise kabul ettiklerini söylüyor. Ayrıca bazıları Paris Anlaşması uyarınca emisyon oranlarının azaltılması ve küresel ısınmanın 1.5 derece ile sınırlandırılması hedefini desteklediğini iddia ediyor.

Gazeteye cevap veren şirketlerin hepsi yenilenebilir enerjiye yatırım konusunda yaptıkları çalışmaların üzerinde dururken fosil yakıt şirketlerinin iklim krizine yönelik verilecek cevaplarda önemli bir rolü olduğunu ifade ediyor. PetroChina ise eskiden bağlı olduğu China National Petroleum’dan ayrıldığı için daha önceki emisyonlardan sorumlu tutulamayacağını veya bu emisyonlar üzerinde etkisinin olmadığını belirtiyor.

Fosil yakıt şirketleri tarafından üretilen kömür, doğalgaz ve petrolün emisyon miktarları hep çok fazlaydı. ABD merkezli Union of Concerned Scientists’ten (Endişeli Bilim İnsanları Birliği) Peter Frumhoff ve meslektaşlarının 2017 yılında yayımladığı bir araştırmaya göre, en fazla karbon üretiminden sorumlu 90 şirketin 1880 ila 2010 yılları arasındaki karbondioksit ve metan gazı salımları, küresel sıcaklık artışının yaklaşık yarısından ve deniz seviyesindeki yükselişin yaklaşık üçte birinden sorumlu.

Fosil yakıtların etkileri 1965’te de biliniyordu

Heede, son yapılan araştırmaya göre 1965 yılında fosil yakıtların çevreye olan etkisinin sanayinin önde gelen liderleri ve politikacılar tarafından, özellikle ABD’de bilindiğini ortaya koyduğu için araştırmada 1965’in özellikle başlangıç tarihi olarak seçildiğini söyledi.

Kasım 1965 yılında, ABD Başkanı Lyndon Johnson, Başkan’ın Bilim Danışmanlığı Komitesi’nin Çevre Kirliliği Paneli tarafından yazılan bir rapor yayımladı. Bu rapor, fosil yakıt üretiminin devam ettiği takdirde küresel ısınma üzerinde sebep olacağı etkileri ortaya koyuyordu.

Aynı yıl, Amerikan Petrol Enstitüsü’nün (API) başkanı yıllık buluşmalarında “Başkan’ın raporundaki en önemli tahminlerden biri kömür, petrol ve doğalgazın yakılması sonucu atmosfere eklenen karbondioksit miktarı 2000 yılına gelindiğinde ısı dengesinde yaşanacak büyük bozulmanın sebep olacağı iklim değişikliği, yerel ve milli çabaların çok ötesinde olacaktır” demişti.

Heede, “Önde gelen şirketler ve sanayi kurumları 1950’nin sonlarından itibaren ürünlerinin kullanımına devam edilmesinin iklim krizine oluşturacağı tehlikelerin farkındaydı ya da bilinçli olarak görmezden geldiler” dedi. Araştırma, en suçlu şirketlerin yatırımcıların hisse yoluyla sahip olduğu şirketler olduğunu ortaya koyuyor. Bu şirketler dünya çapında her yerde tanınıyor. Hükümetler tarafından verilecek kararları etkilemek amacıyla lobicilik faaliyetlerine milyarlar harcıyor ve kendilerini çevreciymiş gibi göstermeye çalışıyorlar.

Yapılan araştırma iklim krizinden en çok sorumlu şirketleri sorumluluklarını kabul etmelerini sağlamayı ve kamusal ve siyasi tartışmalarda iklim krizinde bireysel sorumluluklara odaklanmanın ötesine geçmeyi hedefliyor.

 

Marmara Denizi’nde arka arkaya üç deprem

Marmara Denizi’nde, Yalova yakınlarında bir kaç saat içinde üç deprem meydana geldi. Depremler 4.1, 3.3 ve 3.7 büyüklüğünde.

İstanbul’un 44 kilometre güneydoğusunda, Yalova yakınlarında 19.52’de deprem oldu. Avrupa Sismoloji Merkezi, depremin büyüklüğünü 3.8 olarak duyurdu. Deprem, İstanbul’da da hissedildi ve kısa süreli paniğe neden oldu. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) depremin büyüklüğünü 4.0, Kandilli Rasathanesi ise 4.1 olarak açıkladı.

Kandilli Rasathanesi 20.04’de Marmara Denizi’nde 3.3 şiddetinde ikinci bir depremin daha meydana geldiğini duyurdu.

AFAD ise 22.32’de 3.5 büyüklüğünde bir deprem daha olduğunu kaydetti. Kandilli Rasathanesi ise depremin büyüklüğünü 3.7 olarak açıkladı.

İTÜ Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Tüysüz, Yalova açıklarında meydana gelen ve İstanbul’da hissedilen 4,0 büyüklüğündeki depremin 26 Eylül tarihinde Silivri açıklarında meydana gelen 5,8 büyüklüğündeki deprem ile ilişkisi olmadığını bildirdi. Tüysüz, bu depremlerin  17 Ağustos 1999’daki depremin fay hattı üzerinde kırıldığını ve artçı sarsıntıların devam ettiğini sözlerine ekledi.