Ana Sayfa Blog Sayfa 2362

Avrupa Yatırım Bankası kredileri kesti, AP yaptırımları konuşuyor

Alman basınında yer alan habere göre Avrupa Yatırım Bankası, Türkiye ile yapılması planlanan yeni kredilerin büyük bir bölümünü askıya aldı. Avrupa Parlamentosu’nun gündeminde de yaptırımlar var.

Avrupa Yatırım Yatırım Bankası (AYB), Türkiye ile planlanan yeni kredilerin neredeyse tamamını askıya aldı. Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung‘un (FAZ) kurum içi kaynaklara dayandırdığı haberine göre, yetkililerin “Türk siyaseti değişmediği sürece sıfıra doğru gidiyoruz” ifadesine yer verildi.

AYB’nin bu yıl içinde Türkiye ile bağlantılı kredilerde hiçbir olumlu karar almadığının aktarıldığı haberde, Mayıs ayında sadece daha önce izni verilen 67 milyon euroluk bir kanalizasyon projesine imza atıldığı belirtildi. Habere göre, AYB’nin normal koşullarda Türkiye’ye farklı projeler için yılda ortalama 1,5 milyar euro kredi açıyor;  hatta 2016 yılında bu rakam 2,2 milyar euroya çıktı. Ancak bu yıl Türkiye için 100 milyon eurodan az kredi beklendiği vurgulandı.

AYB’nin aslında Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra Türk hükümetinin OHAL sırasındaki baskıcı politikaları nedeniyle Türkiye’ye kredi desteğini kıstığı belirtilen haberde, Türkiye’ye 2017 yılında 500 milyon euro, 2018 yılında da yaklaşık 390 milyon euro kredi verildiği kaydedildi.

‘Türkiye’ye hiç kredi verilmesin’

Avrupa ülkelerinde Suriye’nin kuzeyinde düzenlediği operasyon nedeniyle Türkiye’ye karşı ekonomik yaptırım uygulanması yönünde talepler var. FAZ’in haberinde Hollanda parlamentosunun hükümetten Avrupa Birliği nezdindeTürkiye’ye karşı ekonomik yaptırım uygulanması için çağrıda bulunduğuna işaret edilerek alınan parlamento kararında Avrupa Yatırım Bankası’nın Türkiye’ye hiçbir kredi vermemesi talep edildiğine de dikkat çekildi.

Almanya’da da 2017 yılında olduğu gibi Türkiye ile iş yapan Alman şirketlerine güvence olarak verilen Hermes kredilerinin kesilmesi tartışılıyor. Hermes kredileri, Alman hükümeti tarafından ülke dışında ticaret yapan Alman şirketlerine güvence amaçlı sağlanıyor.

Parlamento’dan da yaptırım isteği

Öte yandan Avrupa Parlamentosu‘nda (AP) partilerin grup liderleri, Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye karşı ekonomik yaptırım uygulamaları çağrısı yaptı. Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) AB Komisyonu Başkanı Manfred Weber,  “Türkiye saldırgan tutumunu sürdürdüğü sürece biz de bunun sonuçlarını, ekonomik sonuçları da dahil olmak üzere konuşmalıyız” dedi.

‘Avrupa iç pazarına erişimleri engellensin’

Fransa‘nın Strasbourg kentinde bulunan parlamento binasında bugün konuşan Weber, olası yaptırımlarla ilgili seçenekleri sayarken Türkiye’nin Avrupa iç pazarına erişiminin engellenmesi ve Gümrük Birliği üyeliğinin askıya alınmasını da telaffuz etti. Sosyal demokratların AP’deki grup başkanı Iratxe Garcia ise Deutsche Welle’nin haberine göre geçen hafta düzenlenen Avrupa Birliği (AB) liderler zirvesinde somut bir önlem kararlaştırılmamasından şikayet etti.

Hakan Atilla Borsa İstanbul’un genel müdürü oldu, Avrupalı ortak tepkili

Halkbank genel müdür yardımcısı Hakan Atilla, Borsa İstanbul genel müdürlük görevine atandı. Borsa İstanbul’un yabancı hissedarı Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’ndan ‘Bize danışılmadı ve kararı desteklemiyoruz’ açıklaması geldi.

Borsa İstanbul A.Ş.’nin dün yapılan yönetim kurulu toplantısında, genel müdürlük görevine Hakan Atilla seçildi. Atilla, Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapacak.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak twitter’dan yaptığı açıklamada, bir süre ABD’de tutuklu kalan, ardından tahliye edilerek Türkiye’ye dönen eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın seçimini şöyle duyurdu: “Haksız bir mahkumiyetin ardından ailesine ve ülkesine kavuşan Hakan Atilla‘nın dinlenme dönemi bitti. Borsa İstanbul Genel Müdürü olarak göreve başlıyor. Bu görevin kendisi ve BIST için hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.”

Avrupalı hissedar tepkili

Borsa İstanbul (BİST) hissedarlarından Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), eski Halkbank genel müdür yardımcısı Hakan Atilla’nın genel müdürlüğüne getirilmesine itiraz etti. Reuters ajansına bilgi veren konu hakkında bilgi sahibi bir kaynak şöyle konuştu: EBRD Atilla’nın genel müdür olarak atanması kararını desteklemedi ve bu konudaki itirazını net olarak olarak ortaya koydu.”

Atilla’nın CEO olarak göreve getirilmesi ile ilgili soruyu yanıtlayan EBRD İletişim Direktörü Jonathan Charles ise şunları söyledi: “Bize danışılmadı ve biz desteklemiyoruz. Bu konuyu yetkililerle görüşeceğiz.”

EBRD’nin Borsa İstanbul’da yüzde 10 payı bulunuyor.

Atilla, 27 Mart 2017’de New York JFK Havalimanı’nda gözaltına alınmış ve İran yaptırımlarının ihlali suçlamalarıyla açılan davanın tek sanığı olarak yargılanmıştı. Jüri, Atilla’yı hakkındaki altı suçlamanın beşinden suçlu bulmuş, ‘kara para aklama’ iddiasıyla ilgili ise Atilla’nın masum olduğuna karar vermişti. 32 ay hapis cezası alan Atilla, 19 Temmuz 2019’da tahliye edilmişti.

HDP’li dört belediyeye daha kayyım atandı

Belediye başkanları gözaltına alınan HDP’li Kayapınar, Kocaköy, Bismil ve Erçiş ilçe belediyelerine de kayyım atandı.

Yıldız Çetin

HDP’li belediyelere yönelik kayyım atama uygulaması devam ediyor. Daha önce yerine kayyım atanan HDP’li Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı ile birlikte gözaltına alınan Kayapınar Belediyesi Eşbaşkanı Keziban Yılmaz, Bismil Belediye Eşbaşkanı Gülcan Özer ve Kocaköy Belediye Eş Başkanı Rojda Nazlıer ile Van Erçiş Belediye Başkanı Yıldız Çetin’in yerine kayyım atandı.

Van Valiliği’nden yapılan açıklamada, Çetin’in, Van 4 ve 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘silahlı terör örgütüne üye olma’ ve ‘terör örgütü propagandası yapmak’tan yargılandığı, ayrıca Van ve Erciş Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘silahlı örgüte üye olmak’ iddiasıyla başlatılan soruşturma sürecinin devam ettiği hatırlatılarak, yerine kaymakam Nuri Mehmetbeyoğlu’nun atandığı duyuruldu.

Altı başkana mazbata yok, 12 belediyeye kayyım 

HDP, 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde üç büyükşehir, dört 4 il, 50 ilçe, 11 belde olmak üzere toplam 69 belediye kazanmış; ancak haklarında KHK’yle ihraç kararı bulunduğu gerekçesiyle altı ilçe belediye başkanına mazbata verilmemişti.

19 Ağustos’ta Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediye Başkanları Selçuk Mızraklı, Ahmet Türk ve Bedia Özgökçe, İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınmış ve yerlerine kayyım atanmıştı. Kulp Belediye Başkanı Mehmet Fatih Taş 12 Eylül’de, Erzurum Karayazı Belediye Eş Başkanı Melike Göksu ise 18 Eylül’de tutuklanmış ve yerlerine kayyım atanmıştı.

15 Ekim’de evlerine yapılan operasyonlarla gözaltına alınan HDP’li Hakkari Belediye Başkanı Cihan Karaman, Yüksekova Belediye Başkanı Remziye Yaşar ve Nusaybin Belediye Başkanı Semire Nergiz tutuklandı. İçişleri Bakanlığı kararı ile tutuklanan belediye başkanlarının yerine 18 Ekim’de kayyım atandı. Bugün alınan kararlarla birlikte yerlerine kayyım atanan HDP’li belediye sayısı 12’ye yükseldi.

Kayyım atanan HDP’li belediyeler şöyle:

Van Büyükşehir Belediyesi,
Van / Erciş,
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi,
Diyarbakır / Kayapınar,
Diyarbakır / Kocaköy,
Diyarbakır / Bismil
Diyarbakır / Kulp,
Mardin Büyükşehir Belediyesi,
Mardin / Nusaybin,
Hakkâri Belediyesi,
Hakkâri / Yüksekova,
Erzurum / Karayazı

 

‘Göreme’nin Milli Park olmaktan çıkarılması turizm odaklı müdahalenin önünü açıyor’

Haber: Elif Ünal

Göreme Vadisi’nin Milli Park olmaktan çıkarılma kararını Yeşil Gazete’ye değerlendiren. TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Başkanı Orhan Sarıaltun kararın “turizm odaklı müdahalenin önünü açan bir gelişme” olarak niteledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın imzasıyla Resmi Gazete‘de yayımlanan karara göre, Göreme Vadisi ve çevresindeki alanın Millî Park olarak belirlenmesi hakkındaki 30 Ekim 1986 tarihli Bakanlar Kurulu kararı yürürlükten kaldırıldı. 1 Haziran 2019’da yayınlanan kararnameye göre Göreme Vadisi ve çevresindeki alan artık Kapadokya Alan Başkanlığı’na bağlı olacak.

Resmi gazetede yayınlanan bir başka karar ile de Muğla‘nın Bodrum ilçesindeki Torba ve çevresi ile Kızılağaç İçmeler bölgesinin kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi olarak tespit ve ilan edilmesi kararlaştırıldı. Karar, 2634 sayılı sayılı Turizmi Teşvik Kanunu‘nun üçüncü maddesi dayanak gösterilerek verildi.

Orhan Sarıaltun: Milli Park’ın kaldırılması doğru bir karar değil

Göreme Vadisi hakkında alınan karar hakkında Yeşil Gazete’ye konuşan TMMOB Şehir Plancıları Odası Genel Başkanı Orhan Sarıaltun kararı “Alan yönetimi ilanı epeydir gündemdeydi. Alan yönetimi ilanı yapılırken bu alanı bir çeşit koruma statüsü veren Milli Park’ın kaldırılması doğru bir karar değil” şeklinde değerlendirdi.  Sarıaltun, vadinin milli park olmaktan çıkarılmasının koruma statüsünü tamamen bitirmediğinin altını çizdi. Ancak kararın “turizm odaklı müdahalenin önünü açan bir gelişme” olduğunu belirtti.

‘Turizm için değeri korunmasından kaynaklanıyor’

“Burası korunarak turist çeken bir yer. Hem Türkiye için dünya için önemli bir yer. Bir taraftan Hıristiyanların ilk geliş döneminde gizlendiği ilk yerleşim yerlerinden birisi ve tarihi statüsü var. Diğer taraftan jeolojik yapısı sebebiyle dünyanın eşsiz örneklerinden” diyen Sarıaltun, bölgenin turizm için değerinin bu zamana kadar korunması sebebiyle olduğunu söyledi.

Sarıaltun, açıklamasının devamında şöyle konuştu: “1967’de milli park tartışmaları başlamış. Yasa gereği hep ormanlar düşünüldüğü için milli park ilan edilmesi gecikmiş. 1985 yılında yedi bölüm halinde dünya miras listesine girmiş. Bunlar içerisinde Göreme Milli Parkı, Derinkuyu ve Kaymaklı yer altı şehirleri,  Karlık, Aziz Theodore Kilisesi, Karain Güvercinlikleri ve Soğanlı arkeoloji alanı yer alıyor.  9 bin 600 hektarlık bir alandan bahsediyoruz. Bu haliyle koruma statüsünün devam etmesi lazım. Karardan turizm kaygılarının ön planda tutulduğu bir ilan yapıldığını anlıyoruz.”

Baran Bozoğlu: Çok fazla mevzuat, kanun ve düzenleme var

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu da gazetemize yaptığı açıklamada “Verilen bu kararla koruma statüsünün kaldırıldığını söylemek pek mümkün değil” dedi.

Kanunlarda yapılan değişikliklerin takip etmeyi zorlaştırdığını belirten Bozoğlu, “Çok fazla mevzuat, kanun ve düzenleme var bu da uygulama sıkıntısı yaratıyor. İnşaata açılma riskini artırıyor. Kuşkusuz kafalarda soru işareti yaratıyor. Son yıllarda bir sürü değişiklik yapılıyor ve insanların takip etmesini de zorlaştırıyor” açıklamasında bulundu.

 

 

Avustralyalı mühendisler fosil yakıta karşı birleşiyor

1000 Avustralyalı mühendis ve 90 mühendislik firması, yeni pojelerde iklim krizini dikkate alan firmalarla çalışma kararlılıklarını açıkladı.

Fosil yakıt şirketleriyle çalışan büyük firmalar ve saygın endüstri figürleri de dahil olmak üzere yaklaşık 1000 Avustralyalı mühendis ve 90 kuruluş, “tüm yeni projeleri iklim değişikliğini azaltmaya yönelik çevresel gerekliliklere göre değerlendirmeye alacaklarını” taahhüt eden bir bildiri imzaladı.

The Guardian’ın haberine göre sektörden bazı önemli figürler, Hindistan kökenli Adani Group’un Carmichael kömür madeni projesi üzerinde çalışan firmaların personelin potansiyel isyanı ile karşı karşıya olduğunu ve yüksek vasıflı çalışanlar bulmakta zorlanabileceğini söylüyor. Birkaç ay önce, entegre hizmet firmaları Aurecon ve Cardno da Carmichael ile ilişkileri keseceklerini açıklamışlardı.

Ülkede 2014 yılının mühendisi seçilen ve sektörün en etkili isimlerinden biri olan Robert Care, “Fosil yakıt çıkartma endüstrisinde çalıştım ve dahil olduğum projeler nedeniyle gururluyum. Ancak bugün olsa çalışmazdım, hayır yapmazdım” diyor.

Care, mühendislerin çoğunun enerji sektöründeki dönüşümü fark edebileceğini ve işlerin aynı şekilde devam etmesini desteklemek yerine bu dönüşümün şekillenmesine yardımcı olmaları gerektiğini ifade ediyor. “Birlikte hareket edemezsek, gelecekteki bir aşamada inancını yitirmiş, haklarından mahrum edilmiş ve kenara atılmış işçiler ve insanlar olacak” diye konuşan Care ekliyor: “Değişmek zorundayız. Artık birlikte çalışmamız gereken bir sorun olduğunu biliyoruz. Karşılaştığım genç mühendisler endişeleri anlıyorlar ve çözümün bir parçası olmak istiyorlar.”

Engineers Without Borders Australia (Sınır Tanımayan Mühendisler- Avustralya), her yıl yaklaşık 10.000 üniversite öğrencisiyle eğitimler aracılığıyla etkileşimde bulunuyor. Kuruluşun Başkanı Gavin Blakey, genç mühendislerin sürdürülebilir bir gelecek inşa etmeyi hayal ettiğini söylüyor. Blakey şunları söylüyor: “Geleceğin mühendislik işgücünü aktif olarak inşa eden bir kuruluş olarak, sektörün küresel zorlukları ele almada oynayabileceği role tutkuyla inanan ve sayıları giderek artan öğrenci ve profesyonel görüyoruz.”

Avustralya enerji ve karbon yönetimi şirketi Bradman Recruitment’in yöneticisi Michael Green ise, iş arayan mühendislerin, çalışacakları projeler üzerinde dikkatli kararlar alan firmaları iş başvurularında önceliklendirdiklerini belirtiyor. Green, firmaların özellikle genç insanları işe alma konusunda sorun yaşamaya başlayacağından söz ediyor: “Son birkaç yıldır iklim acil durumu kavramı ortaya çıktı ve bu, insanların kararlarını etkiliyor. Yenilenebilir enerji sektörlerinde uzmanlık kazanacak kadar şanslıysanız, işveren tarafından daha fazla tercih edileceksiniz”.

Doğa Koruma ve Milli Parklar’ın kapatılmasına AKP içinden de tepki var

43 yıl önce kurulan Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün kapatılarak Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı daire başkanlıklarına dönüştürme projesi, AKP’nin içinden de tepki çekti. AKP Ankara Milletvekili ve Milli Parklar, Av Yaban Hayatı eski Genel Müdürü Nevzat Ceylan, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hazırlayarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sunduğu raporun tamamen Türkiye’nin doğa koruma gerçeklerinden uzak bir rapor olduğunu belirtti; “Bu rapor ile 61 yıldır doğa koruma konusunda uzmanlaşmış köklü bir kuruluş olan, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün kapatılarak Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlı Daire Başkanlıklarına dönüştürülmek istenmektedir” dedi.

Tasarı ile 1976 yılında kurulan Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün, daire başkanlığına dönüştürülerek Orman Genel Müdürlüğü’ne bağlanarak, daire başkanlığına dönüştürülmesi öngörülüyor.

12 Eylül uygulamaları gibi…

Ceylan yaptığı açıklamada, 12 Eylül darbe dönemini anımsatarak, “başta ABD, Avrupa ve Afrika olmak üzere tüm dünyada korunan alanlar Milli Park adıyla korunurken ve güçlü kuruluşlar olarak varlığını sürdürürken, aynı 12 Eylül Darbesinden sonra bu kuruluşun kapatılarak, Daire Başkanlığına dönüştürülerek işlevsiz hale gelmesi gibi bir tasarrufta bulunulmayacağı umudu taşınıyor” ifadelerini kullandı.

Özellikle iklim değişimi, çölleşme ve su kaynaklarının doğru yönetilmesi konusunun gündemde olduğu bir süreçten geçtiğimize dikkat çeken Ceylan şunları söyledi:  “Ülkemizde doğa koruma ile ilgili halkımızın gittikçe duyarlı hale geldiği ve bilinçlendiği bir ortamda, bu genel müdürlüğün kapatılmasını, bilinçli ve duyarlı kamuoyuna anlatmakta zorluk çekilecektir.  Nitekim şimdiden başta TEMA olmak üzere ülkemizin en önemli doğa korumaya duyarlı 123 sivil toplum kuruluşunun bu konudaki tepkilerinin de göz önüne alınmasında fayda vardır.  Aynı görevleri yürüten Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün tek bir çatı altında birleştirilmesi zaruri hale gelmiştir.”

AKP milletvekili, konuyla ilgili Sayıştay ile Devlet Denetleme Kurulu’nun hazırladığı raporlarda her iki kuruluşun birleştirilmesi doğrultusunda görüşleri bulunduğuna da dikkat çekti:

“Çevre Koruma Konuları genelde; doğal varlıkları korumaktan ziyade hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği, iklim değişikliği, geri dönüşüm, her türlü atık ve çöp gibi konuları kapsamaktadır. Nitekim çevre mühendisliği eğitiminde doğa koruma ile ilgili hiçbir ders konusu bulunmamaktadır.  Bu çerçevede doğa koruma ile çevre korumayı ayırarak devlette yeniden yapılandırmanın bu doğrultuda yapılması uygun olacaktır. Her iki Bakanlıktaki koruma statüsündeki alanların yaklaşık yarısının orman alanı olduğu dikkate alınarak, iki kuruluşun tüm dünyadaki en yaygın koruma statüsü olan Milli Parklar çatısı altında birleştirip mevcut taşra teşkilatı ile birlikte Bakanlığın Bağlı Kuruluşu hale getirilerek ve Özel Çevre Kurumu’na verilen Fiziki Planlama yetkisinin, bu kuruluşa verilerek, daha da güçlendirilmesi en doğru çözüm olacaktır.”

Ceylan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile de görüştüklerini ve Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü’nün kapatılma girişimini engellemesini istediğini anlattı:

“Kızılcahamam toplantısında Sayın Cumhurbaşkanına konuyu arz ettim, vahim bir hata olacağını belirttim. Sayın Cumhurbaşkanımız da ‘Henüz bana öyle bir çalışma gelmedi’ dedi. Ama bir çalışma var. Bu genel müdürlük Türkiye’nin en önemli kurumlarından biridir. 45 milli parkı, 200 tabiat parkı, 32 tabiatı koruma alanı, tabiat anıtları ve yaban hayatı koruma sahaları vardır. Çok tecrübeli ve köklü bir kuruluştur. 1976’da genel müdürlük haline geldi, 12 Eylül darbesinde daire başkanlığına dönüştürüldü. 1990 yılında yeniden genel müdürlük oldu. Mutlaka devam etmesi lazım.”

Genel Müdürlük 1980 darbesinde Kenan Evren‘in talimatıyla kapatılmış, 1990 yılında ise Turgut Özal tarafından yeniden açılmıştı.

İklim değişiyor, Türkiye tropikal iklime geçiyor

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, “İklim değişikliğinin etkileriyle Türkiye, subtropikal iklimden tropikal iklime doğru geçiyor. Bugünkü sıcaklık rejimi neredeyse tropikal iklim koşullarına yaklaşmış durumda” dedi.

Yaz ve kış arasındaki fark azalıyor

İklim değişikliğinin etkilerinin Türkiye’de açık şekilde görüldüğünü kaydeden Türkeş, yaz ve kış arasındaki farkın azaldığını, bahar aylarının etkisinin uzadığını dile getirdi: “İklim değişikliğinin etkileriyle Türkiye, subtropikal iklimden tropikal iklime doğru geçiyor. Bugünkü sıcaklık rejimi neredeyse tropikal iklim koşullarına yaklaşmış durumda. Özellikle kışın etkisi azalıyor. Bahar mevsimleri daha ılık geçebiliyor. Tüm bunlar daha ılıman bir döneme gidildiğini gösteriyor. Bütün bunlar, bugün için değil ancak dört mevsimden, yılın bir serin ve soğuk bir de sıcak ve ılık döneminin olduğu iki mevsiminin oluşabileceği bir tropikal iklime doğru gidildiğini gösteriyor.”

Yaşanan mevsimsel değişikliklerin nedeninin küresel iklim değişikliği olduğunu vurgulayan Türkeş, “Özellikle yüzey ve alt atmosfer sıcaklıklarının artması, buna bağlı olarak da zaman içinde okyanus ve deniz suyu sıcaklıklarının artışı ve bunlarla ilgili hava olayları, bu değişiklikleri etkiliyor. İklim değişikliği, bölgesel hava dolaşımıyla basınç ve rüzgar sistemlerini değiştiriyor” ifadelerini kullandı.

Edirne’de katıldığı sempozyumda konuşan Prof. Dr. Türkeş, iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması ve önüne geçilmesi için ilk olarak fosil yakıt kullanımının düşürülmesi gerektiğini söyledi. Enerji sektöründe yoğun seragazı salımı olduğuna işaret eden Türkeş, şunları kaydetti: “Enerjide, ulaşımda, tarımda ve konutta daha az fosil yakıt kullanılmalı. Enerji tasarrufu ve enerji verimliliği ilkelerini tüm sektörlerde ve hayatımızda kullanmalıyız. Yeni ve yenilenebilir enerjinin birincil kaynaklar içindeki oranının artırılması lazım. Yaşam tarzımızın ve tüketim alışkanlıklarımızın değiştirilmesi gerekli. Toplu taşımanın geliştirilerek bireysel araç kullanımının azaltılması gerekli. Baştan aşağıya yapılacak değişikliklerle seragazı salımını azaltmalıyız.”

Emine Bulut davasında karar açıklandı

Eski eşi Emine Bulut’u, 10 yaşındaki kızının gözü önünde bıçaklayarak öldüren Fedai Varan’ın yargılandığı davanın ikinci duruşmasında, sanığa “kasten insan öldürme” suçundan müebbet hapis cezası verildi.

Kırıkkale’de eski eşi Emine Bulut’u 10 yaşındaki kızının yanında öldüren Fedai Varan’ın yargılandığı davanın ikinci celsesi bugün Kırıkkale 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma sonucunda sanığa “kasten insan öldürme” suçundan müebbet hapis cezası verilmesine hükmedildi. Varan’ın cezasında haksız tahrik indirimi yapılmadı.

Duruşma öncesi kadın örgütlerinden açıklama

Duruşma öncesi adliye önünde bir araya gelen Kadın Savunma Ağı ve Kadın Meclisleri üyesi kadınlar basın açıklaması yaptı. Açıklamada, Emine Bulut başta olmak üzere öldürülen kadınların isimlerin yer aldığı kâğıtlar yere bırakıldı.

Ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılanıyordu

Tutuklu bulunan Varan’ın “canavarca hisle tasarlayarak öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılandığı davanın ikinci celsesinde sanık ve çok sayıda avukat yer aldı.

Emine Bulut‘un başka suçlardan cezaevinde bulunan kardeşleri Bekir ve Mikail Bulut, Ses ve Görüntü Bilişim (SEGBİS) ile duruşmaya katılırken, diğer kardeşleri Kazım ve Feyyaz Bulut ile annesi Fadime ve babası Ahmet Bulut salonda hazır bulundu. 10 yaşındaki kızları ise duruşmaya katılmadı.

Sanık avukatından beş talep

Sanık avukatı Ersoy Aytaç, kovuşturmanın genişletilmesine dair 5 talepleri olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Birincisi kadın örgütlerinin davaya dahil edilmesidir. İkincisi dosya içeriğinin eksiksiz olarak tüm dijital verilerle birlikte sivil toplum kuruluşları ile paylaşılması. Üçüncüsü sanığın sorgusundan sonra ilk celsede dinlenen tanıkların tekrar dinlenmesi. Dördüncü talebimiz F.B.V’ye uzman eşliğinde sorularımızı yöneltmek istiyoruz.”

Fedai Varan

Avukat Aytaç, son taleplerinin Emine Bulut‘un öldürüldüğü gün saat 14.00 sıralarında Kırıkkale Cumhuriyet Polis Merkezi‘ne gittiğinin dava dosyasında yer aldığını hatırlatarak, polisler hakkında soruşturma açılması ve duruşmada dinlenmeleri olduğunu söyledi. Sanık Fedai Varan ise “Taleplerimiz karşılanırsa konuşacağım” dedi. Müşteki avukatlar, taleplerin yargılamayı uzatmaya yönelik olduğunu söyleyerek reddedilmesini talep etti.

Haksız tahrik indirimi talep edildi

Mütalaasını açıklayan savcı, sanık hakkında kamu davası açılmasını, takdir indirim uygulanmamasını, belirli haklardan yoksun bırakılmasını, tutukluluk halinin devamını istedi. Sanık avukatı ise, “Görüntülerde Emine Bulut‘un sanığa bir şey dediği, belki hakaret ettiği ve Emine Bulut‘un velayet hakkını kötüye kullanmış olabileceği göz önünde bulundurulmalı. Bunlar da haksız tahrik olarak ele alınmalı” diyerek müvekkili için haksız tahrik indirimi istedi.

Aranın ardından kararını açıklayan Mahkeme, Emine Bulut‘un öldürülmesinde “tasarlama ve canavarca hisle öldürme” yoktur dedi, sanığa  “kasten öldürme” suçundan müebbet hapis cezası verdi. Kırıkkale Sulh Ceza Hakimliği ise cinayetle ilgili sosyal medya ve medya kuruluşlarında yer alan olay anına ilişkin görüntülere yayın yasağı getirdi.

Aile ve avukatlar karara tepkili

Bulut’ın ailesi, sanığa ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmemesine tepki gösterdi. Karar sonrası açıklama yapan avukatlar sanığa müebbet hapis cezası almasının ileride cezai indirim alabileceği anlamına geldiğini, bu yüzden ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesi istemiyle karara itiraz edeceklerini belirtti.

Artvin’i parsel parsel sattılar: Cengiz-Kalyon ortaklığına Cerattepe’de üç yeni ruhsat – Pelin Cengiz

Artvin’de çevre mücadelesini yürütenlerin verdiği bilgilere göre, Artvin kenti üst kısımdan çepeçevre Cengiz ve Kalyon’a maden arama ruhsatlarıyla parsel parsel ihalelerle verilmiş durumda.

Türkiye’nin 25 yılı aşkın süredir devam eden en eski ve en köklü çevre mücadelelerinden biri olan Cerattepe direnişiyle ilgili geçen hafta önemli bir gelişme yaşandı.

Artvin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 16 Şubat 2016’da Cerattepe’de Cengiz Holding tarafından yürütülen altın ve bakır madenine karşı yapılan eylemde yolu kapattıkları ve “2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüş yasasına muhalefet” ettikleri suçlamasıyla hazırlanan iddianame kapsamında 21 kişi hakkında dava açılmıştı. Yargılananların bir kısmına hapis cezası verildi.

Bu aslında Artvin’de ekoloji mücadelesi verenlerle ilgili tek dava değil, iki tane daha devam eden dava var. Bu hapis cezaları direnişi sürdürenlere yönelik yeni bir gözdağı olabilir mi, pekala olabilir.

Çünkü, Artvin’den gelen son haberler kötü.

Devletin tüm kurumlarıyla Türkiye’nin değerlerine, doğal ve kültürel varlıklarına yönelik saldırıya geçmiş bir yandaş güruhunu nasıl koruma kalkanıyla kuşatttığını görmek için Cerattepe’ye bakmak yeterli. Bir kent tamamen madencilere nasıl teslim ediliyor yine Cerattepe’ye bakmak yeterli.

Cengiz Holding, Kalyon Grubu ile aldığı üç yeni ruhsatla maden arama çalışmalarını sürdürdüğü alanı 8 bin 538 hektara çıkardı. Bütün bir kenti tepeden çepeçevre maden sahası haline getirmeye çalışıyorlar.

Maden Kanunu’na göre altın, gümüş gibi maden arama faaliyetler için 2 bin hektarı geçmeyecek şekilde maden arama ruhsatı müracaatı yapılabiliyor. 2 bin hektarın üzerinde bir alanı tek ihalede veremeyecekleri için de ruhsatlar üç parça halinde ihale edildi.

Neredeyse ülkenin tapusunu üzerine yapacakları millete ettiği küfürle hafızalara yer eden yandaş Mehmet Cengiz’in sahibi olduğu holdingin iştiraklerinden biriyle, ortağı Kalyon Grubu’na, Hatila Vadisi Milli Park sınırlarında maden arama ihaleleri verildi. 

Artvin’de çevre mücadelesini yürütenlerin verdiği bilgilere göre, Artvin kenti üst kısımdan çepeçevre Cengiz ve Kalyon’a maden arama ruhsatlarıyla parsel parsel ihalelerle verilmiş durumda. Daha önceki planlarda buranın atık havuzu olarak planlandığı söyleniyor.

Bu ruhsatlar eşsiz bir doğa parçası içinde hangi bilimsel verilere göre, kimin hangi kararlarına dayanarak, kimlerin talepleri doğrultusunda veriliyor? Artvinlilerin 25 yılı aşkın mücadelesi neden yok sayılıyor? Milli parkların sınırlarını zorlayan alanlarda maden arama ruhsatı verilmesi hangi hukuka dayandırılıyor?

Artvinliler bunun için de şimdi yeni bir hukuk mücadelesi başlatacak, bu ruhsatların iptali için dava açılacak.

CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, geçtiğimiz günlerde Meclis’te bölgede yapılan madencilik faaliyetlerinin araştırılması, ihale süreçlerinin incelenmesi ve hukuksuzluk iddialarının aydınlatılması yönünde bir meclis araştırma komisyonu kurulmasını talep etti.

Ruhsatların içeriğine bakarak Artvin’deki durumun vahametini detaylandıralım:

Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nün (MAPEG) orman alanlarına yakın bölgelerde maden arama ruhsatı için düzenlediği ihalelerin devamı olarak 18 Temmuz 2019’da Artvin’de 125 endemik bitkiyi barındıran, koruma altındaki Hatila Vadisi Milli Parkı sınırlarını da içine alan üç saha ayrı ayrı 423 bin 407 TL taban bedeliyle ihaleye çıkarıldı.

İhaleye konu olan 1320.48, 1906.09 ve 905.36 hektarlık üç alanın ihalesini de Mehmet Cengiz’in sahibi olduğu Akcan Madencilik ve Ömer Faruk Kalyoncu’ya ait olan Zirve Holding ortaklığındaki Artvin Maden İşletmeleri A.Ş. kazandı. 

Böylece toplam 4 bin 132 hektarlık alanda maden arama ruhsatının Artvin Maden İşletmeleri A.Ş.’ye verildiği, şirketin 19 Temmuz – 1 Ağustos tarihleri arasında her bir saha için 450 bin TL olmak üzere toplam 1 milyon 350 bin TL’lik ihale bedelini yatırdığı biliniyor. 

Son yapılan ihalelerle birlikte Artvin sınırları içinde Mehmet Cengiz’in maden aramada söz sahibi olacağı toplam alan 8 bin 538 hektara çıktı. Cerattepe’nin ruhsatlarıyla birlikte Hatila Vadisi Milli Parkı arasındaki boşluk son ihalelerle birlikte ruhsatlandırılmış oldu. 

Kayak tesislerinin olduğu alanın da ruhsata dahil edilmesinin yanı sıra ruhsat alanlarına bakıldığında şehrin üzerinden geçen yanlama bir hat olduğu görülüyor. Bu bölge aynı zamanda turizm geliştirme ve koruma bölgesi ilan edilen, kent ormanlarının ve kent sularının yer aldığı bir bölge.

Dünyanın en büyük el değmemiş, doğa ve yaşlı orman ekosistemi. Kafkasör, Hatila Vadisi ve Çoruh Vadisi, dünyanın biyolojik çeşitlilik açısından en zengin ve aynı zamanda tehlike altındaki en önemli 25 karasal ekolojik bölgesinden biri olarak kabul ediliyor. Avrupa ve Orta Asya’nın en büyük doğal yaşlı orman ekosistemi burada.

Gelişmeler detaylandırmaya çalıştığım üzere kötü… Bugünlere kolay gelinmedi, 25 yılı geçti diyoruz, dile kolay. Türkiye’nin en köklü çevre ve yaşam alanları mücadelelerinden biridir Cerattepe’deki direniş…

Biraz neler yaşanmıştı bu vesileyle hatırlamakta yarar var…

Son dönemde Kaz Dağları’nda da gördüğümüz üzere altın madenciliği ruhsatlarının nasıl el değiştirdiğinin en çarpıcı örneklerinden biri Cerattepe’de yaşandı.

1992’de ilk ruhsat sahibi Kanadalı Cominco Madencilik, tepkilerle başa çıkamayacağını anlayınca, 2002’de ruhsatı başka bir Kanadalı şirket olan Inmet Mining’e satarak çekildi. 2005’te Yeşil Artvin Derneği öncülüğünde dava açıldı 2008’de şirketin ruhsat iptal edildi, iptal kararı Danıştay tarafından 2009’da onaylandı. Bu karar sonrası Inmet Maining de burayı terk etmek zorunda kaldı.

Doğa düşmanlarının taktiklerini artık biliyoruz, hiç yanıltmıyorlar. Tepkiler gelince önce geri çekilip sessizliğe bürünüyorlar, ardından ilk fırsatını bulduklarında tekrar saldırıya geçiyorlar.

Nitekim, Cerattepe’de de böyle oldu, hukuksal anlamda “madencilik yapılamaz” kararı verilmiş olmasına rağmen, mahkeme kararları hiçe sayılarak, bu eşsiz doğal alanlar 2011’de ihaleyle ruhsatlandırılacağı duyurulan 1343 adet maden alanı listesine tekrar alındı.

2012’de daha önce iptal ettirilmiş olan Cerattepe ve Genya Dağı için bu kez Özaltın İnşaat’a ruhsat verildi. Artvin halkı bir kez daha direniş başlattı, ruhsatın iptali için dava açıldı. O sırada, Özaltın İnşaat’ın aldığı ruhsat alanının işletilmesi için ihale sürecinde zaten ortak hareket ettikleri Cengiz Holding’e ait Eti Bakır A.Ş. ile anlaşma sağlandı. Siyanürlü altın madenciliği yapmak isteyen şirketin hazırlattığı ÇED raporu hızlı bir şekilde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca kabul edildi.

Yine Yeşil Artvin Derneği öncülüğünde çeşitli sivil toplum örgütleri ve kişilerin katılımıyla 283 davacı tarafından 2014’te ÇED raporunun iptali için dava açıldı. Mahkeme, projenin uygulanması durumunda Artvin’in yaşam alanı olmaktan çıkacağını gerekçe göstererek, Ocak 2015’te “ÇED Olumlu” kararını iptal etti.

Ancak, hemen ardından Cengiz İnşaat tarafından üzerinde bir iki değişiklik yapılan yeni ÇED raporunu yine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kabul etti.

Temmuz 2015 tarihinde 760’ı aşkın davacıyı temsil eden 63 avukat, bu ÇED’in de iptali için Türkiye’nin en geniş katılımlı çevre davasını açtı. Cengiz İnşaat, iktidar yandaşlığından aldığı destekle mahkeme kararını beklemeden Cerattepe’ye girmeye çalışınca, Artvin halkı nöbet tutmaya başladı. Jandarma, Mehmet Cengiz’in şirketinin iş makinelerinin yanında yer alıp, mal ve can güvenliğini korumakla yükümlü olduğu halka karşı yolları kapattı. Mahkeme süreci bitmeden şirketin asker, jandarma gücünü arkasına alarak, iş makineleriyle 32 hektar alanı talan etmesinin önüne geçmek için kar kış gece gündüz demeden Artvin halkı 245 gün nöbet tuttu.

Şubat 2016’da yedi ilden jandarma takviyesiyle nöbete zalimce müdahalede bulunuldu, Mart 2016’da bilirkişi heyeti keşife geldi, Cerattepe’de keşfe giden bilirkişi heyetini 3 bin kişi karşıladı. Artvinliler 1,5 kilometrelik insan zinciri oluşturarak tepkisini gösterdi. Rize İdare Mahkemesi, tarafları son kez 19 Eylül 2016’da dinledi. Rize İdare Mahkemesi heyeti bir gün sonra 20 Eylül tarihinde ÇED iptal davasının reddine karar verdi. Kararda, Cerattepe’de madencilik faaliyetlerinin yapılabileceğine ve mevzuata aykırı bir durum olmadığına yer verildi.

Yeşil Artvin Derneği, Rize İdare Mahkemesi’nin verdiği karara Danıştay’a başvurarak itirazda bulundu. İtirazı değerlendiren Danıştay, yerel mahkemenin verdiği “madencilik yapılabilir” yönündeki kararı onayarak, kararın iptal edileceği bir durumun olmadığına kanaat getirdi.

Danıştay 14’üncü Dairesi, daha önce aynı bölge için 2013’te Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen “ÇED olumlu” raporunu iptal eden yerel mahkeme kararını onadı.

Daha sonra Cerattepe’de madencilik faaliyeti için verilen “ÇED olumlu” raporunda 22 hektar olarak gösterilen alana verilen işletme izninin 240 hektara çıkarılmasına karşı açılan davada, Rize İdare Mahkemesi davacıları haklı buldu. Mahkeme, ÇED olumlu raporunun 22 hektar için verildiğini belirterek, 240 hektarlık işletme izni kararını iptal etti.

Cerattepe direnişi, Türkiye’de doğaya ve doğayı koruyanlara reva görülenlerin tam bir özeti…

(Artı Gerçek’den alınmıştır.)

Avustralya’da gazeteler hükümete tepki olarak ilk sayfalarını kararttı

Ülkedeki tüm basın kuruluşları, hükümetin basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalarına protesto için ilk sayfalarını ‘sansürledi.’ Eyleme çok sayıda tv kanalı, radyo istasyonu ve internet sitesi de destek verdi.

Avustralya’da hükümetin ‘ulusal güvenliği’ gerekçe göstererek basın özgürlüğü konusunda kısıtlamalara gitmesi, ülkenin en büyük rakip gazetelerini birleştirdi. Ortak bir karar alan Avustralya basını bugün ilk sayfalarını ‘sansürleyerek’ hükümeti protesto etti. Eyleme, çok sayıda televizyon kanalı, radyo istasyonu ve internet siteleri de destek verdi.

Son iki yılda hayata geçirilen güvenlik yasalarının araştırmacı gazeteciliği tehdit ettiğini savunan medya, halkın bilme hakkının da ellerinden alındığını kaydetti.

Sputnik’teki habere göre, karartmayla yetinmeyen gazeteciler, basın kuruluşlarında yapılacak aramalar için gereken izne karşı yeni bir formül getirilmesi ve gazetecilere konuşan kaynakların korunmasına yönelik adımlar atılması yönünde çağrıda bulundu.

‘BENDEN NE SAKLAMAYA ÇALIŞIYORLAR?’

Ülkenin en büyük medya kuruluşlarından News Corp Australia şirketinin Yönetim Kurulu Başkanı Michael Miller, Twitter hesabından gazetelerin sansürlenmiş ilk sayfalarını paylaştı ve “hükümet, gazetecilerin neyi bildirebileceğine dair ne zaman yeni bir kısıtlama getirse Avustralyalılar kendilerine şunu sormalı: Benden ne saklamaya çalışıyorlar?” ifadelerini kullandı. Ulusal yayın kuruluşu ABC’nin İdari Müdürü David Anderson da, “Avustralya, dünyanın en sır küpü demokrasilerinden biri olma riskini taşıyor” yorumunu yaptı.

Başbakan Scott Morrison ise basın özgürlüğünün önemli olduğunu vurguladı ancak ‘kimsenin hukukun üstünde olmadığı’ mesajını verdi. Morrison, “Bu, beni de kapsıyor, herhangi bir gazeteciyi de, herkesi” dedi.

Basın kuruluşlarını bu protesto kararı, haziran ayında gazetecilere yönelik polis baskınlarının ardından alındı.

Avustralya Federal Polisi, devlet kanalı ABC’nin Sydney ofisine ve News Corp Australia’da çalışan bir gazetecinin evine baskın düzenlemiş ve farklı haberlerde ‘ulusal güvenliği tehlikeye soktuğu’ söylenen gizli bilgilerle ilgili arama yapmıştı. İki gazeteci ve bir haber müdürünün yargılanabileceği belirtilmişti.