Ana Sayfa Blog Sayfa 2327

KA.DER bilboardlardan sesleniyor: Yaşasın Kadınlar!

Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA.DER), 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü vesilesiyle, Türkiye’nin çeşitli illerindeki caddeleri konuya dikkat çekmeyi amaçlayan billboard’larla donattı.

Kadınların yaşadığı sorunları ve taleplerini içeren videolarla ünlülerin de desteklediği KA.DER 25 Kasım Kampanyası ‘Yaşasın Kadınlar’, ‘İstanbul Sözleşmesi Yaşatır’, ’25 Kasım’ etiketleriyle hafta boyunca sosyal medya hesaplarından da paylaşılacak.

Son yıllarda giderek tırmanan, kadın örgütlerinin çabalarıyla çetelesi tutulan kadına yönelik şiddet ve cinayetler, 25 Kasım’da çeşitli etkinliklerde ele alınacak.

Ünlüler de destek verdi

Sinema Sanatçısı Nur Sürer, Tiyatro Sanatçısı Emre Kınay, Gazeteci-Yazar Tuluhan Tekelioğlu ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Temsilcisi Gülsüm Kav da KA.DER’in bu farkındalık kampanyasına kısa videolarla destek verdi. Videolarda, Türkiye’nin imzaladığı ve uygulamak zorunda olduğu İstanbul Sözleşmesi’ne göre devletin, kadınların şiddetten uzak bir hayat yaşama hakkını sağlamak ve korumak üzere tedbir almakla yükümlü olduğu belirtildi ve sorumlular göreve çağrıldı: “Bizler sizden, kadınları şiddetten koruyan maddeler içeren 6284 sayılı yasanın aileyi parçalamadığını; kadınların şiddetten korunması için devletlerin yapması gerekenleri anlatan İstanbul Sözleşmesi’nin topluma ahlaksızlığı yaymadığını; tersine her ikisinin de şiddetsiz bir aile ortamı yaratmayı amaçladığını, vatandaşlarınıza anlatmanızı istiyoruz” denildi.

On kadından dördü hayatı boyunca şiddet görüyor

Bağımsız İletişim Ağı bianet’in tuttuğu kadına yönelik şiddet çetelesine göre erkekler, 1 Ocak 2019 – 20 Kasım 2019 tarihleri arasındaki 324 günde, 302 kadını öldürdü, 532 kadına şiddet uyguladı.

‘Yaşamak ve eşitlik istiyoruz’  

KA.DER Genel Başkanı Nuray Karaoğlu, yapılan araştırmalara göre Türkiye’de kadınların yarısının bile kendi banka hesabına sahip olmadığını, her 100 kadından 6’sının okuma yazma bilmediğini ortaya koyarken, kadınların 1923’ten bu yana kazandığı hakların dahi geri alınmaya çalışıldığına dikkat çekerken, şunları söyledi:

“Kadınların işgücüne katılımı giderek düşüyor. Siyasette eşit temsilden çok uzağız. Şiddet verileri ortada. Buna rağmen yoksulluk nafakası hakkının geri alınması gündemde. Kadınları şiddetten koruyacak yöntemleri gösteren İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa da hedefte. Ayrıca 2. Yargı Paketi’nde çocuk istismarcılarına af, çocukların tecavüzcüleriyle evlendirilmesi gibi maddeler hala konuşuluyor. Biz bu tartışmaların bitmesini ve kadınlara yönelik şiddete son verecek uygulamaların bir an önce hayata geçirilmesini istiyoruz. Kadınlar yaşamalı. Fırsat eşitliğinden yararlanmalı, iyi eğitim almalı, meslek sahibi olmalı ve iş dünyasında yükselebilmeli, siyasette eşit koşullarda yarışabilmeli. Bunun için kadınların en temel insan hakkı olarak önce hayatta ve özgür olmaları gerekiyor. Yaşasın kadınlar.”

Greta Thunberg’e bir ödül de Almanya’dan

İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg çevre ve iklim koruma konularındaki örnek çalışmalarından dolayı 2019 yılı Alman Sürdürülebilirlik Özel Ödülü‘ne layık görüldü.

İklim krizine karşı hükümetleri harekete geçmeye çağırmak için Cuma günleri okul grevi yapmaya başlayan ve daha sonra tüm dünyada Fridays for Future (Gelecek için Cumalar) hareketinin başlamasını sağlayan genç iklim aktivisti geçtiğimiz eylül ayında da Alternatif Nobel Ödülleri olarak da bilinen Doğru Yaşam Ödülü‘nün sahibi olmuştu.

Törene katılamadı

Thunberg, bir süredir bulunduğu Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) Aralık ayında Madrid’de gerçekleşecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na (COP25) katılmak için yelkenliyle yolculuk yaptığı için törene katılamadı.  Düsseldorf‘ta bin 200 davetlinin katılımıyla düzenlenen törende ödülü Thunberg adına Fridays For Future aktivistleri aldı.

Ödül töreninin 12. yılı

Alman Sürdürülebilirlik Ödülü aynı adı taşıyan vakıf tarafından çevre ve iklim konusundaki duyarlılığı artırmak amacıyla 12 yıldır veriliyor. Gecede Onur Ödülü Almanya’nın eski Cumhurbaşkanlarından Joachim Gauck‘a verilirken çevre aktivisti Paula Caballero, Simply Red grubunun solisti Mick Hucknall ile mimar Bjarke Ingels de bu yılın Sürdürülebilirlik Ödülü‘nün sahipleri oldular. Bu isimlerin yanı sıra, çevrenin korunmasına yönelik faaliyetleri veya duyarlılıkları nedeniyle şirket, kurum ve kuruluşlar da ödüllendirildi.

 

Tarihin ilk ‘balık devrimi’: Sardalyalar – Şenay Boynudelik

İtalya’da aşırı sağcı Matteo Salvini’nin gücünün gittikçe artması üzerine Salvini karşıtı  “SARDALYALAR” adlı yeni bir sivil girişim ortaya çıktı. Hareket, 26 Ocak 2020 tarihinde yapılacak yerel seçimler nedeni ile kampanyalarına yoğunluk veren ve Bologna’da Lega Partisi bölge lideri Lucia Borgonzoni‘yi desteklemek için Paladozza’ya gelen Salvini’ye karşı bir tepki olarak başladı.

31 yaşındaki  Mattia Santori, Emilia Romagna bölgesinin sol geçmişini silme girişimine bir cevap bulması gerektiğini düşündü. Ve hepsinden önemlisi, bugünün politikasının popülist tonlarına cevap verme ihtiyacı duydu.

14 Kasımda gerçekleşen mitingde Mattia Santori, Roberto Morotti, Giulia Trappoloni ve Andrea Garreffa  adlı gençlerin hazırladığı Salvini’ye karşı spontan bir protesto olarak doğan Sardalya hareketi,  bütün İtalya’ya sesini duyurdu. Hareket, Bologna’da başlayıp  Modena’ya sıçradı. Akabinde Palermo, Salerno, Napoli, Milano, Ferrara, Torino, Floransa,  Perugia, Reggio Emilia’da  hızla büyümeye başladı.

Peki İtalyan meydanlarını dolduran protestocular kim ve ne istiyorlar?

Kutudaki sardalyalar gibi yan yana

İlk bakışta Sardalyalar ismi ciddi  gelmeyebilir ama bu ismi seçme nedenleri hangi siyasi görüşten olursa olsun kutudadaki sardalyalar gibi yanyana ve  birarada olmayı sembolize ediyor. Amaç popülizm karşıtı bir siyasi vicdan uyandırmak.

Sivil siyasal aktivizm olgusunun kökenini ve amaçlarını açıklayan sardalyalar şunları söylüyor:

‘Lega Partisi’nin ve onun kaptanı Salvini’nin  istediği terör politikalarını asla kabul etmeyeceğiz.  Onların nefret edecekleri kadar çok kişi olacağız.  Bizleri terör ve korkuyla birbirimizden ayırmalarına izin vermeyeceğiz.


Biz özgür insanlarız, kibar ve medeni insanlarız, her türlü şiddeti ve faşizmi reddediyoruz.


Irkçılığa, yabancı düşmanlığına, zorbalığa, homofobiye, transfobiye, cinsiyetçiliğe karşıyız. Bölünme, korku ve manipülasyon konusunda fikir birliğine sahip olanlara karşıyız. İyi bir ülkede, iyi koşullarda, iyilikle  yaşamalıyız.

Siyasi dünya, bireyin ve anayasanın saygısına, özellikle de en zayıfına, halkın iyiliği için tekrar çalışmaya başlamak için sorumluluklarını üstlenmelidir.”

Böylece de tarihin ilk balık devrimi başlıyor.

Sardalyalar, nefret ve şiddet iklimi karşısında, İtalya’da meydanları doldurmaya devam ediyor.

 

SALT, sormaya devam ediyor: Bu son şansımız mı?

SALT tarafından bu yıl beşincisi düzenlenen ve Paris Anlaşması’nın onaylandığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP) paralelinde gerçekleşen “Bu son şansımız mı?” adlı belgesel gösteriminin programı açıklandı.

İnsanları çevre üzerindeki bireysel ve küresel etkileri sorgulamaya, aciliyet ve sorumlulukları değerlendirmeye teşvik eden program kapsamında, 3-8 Aralık’ta SALT Beyoğlu’nda sekiz, 18-20 Aralık’ta Goethe Institut-Ankara’da beş belgesel yapım sunulacak.

5 yılda 40 belgesel

Açıklamasında, “Dünya, 12 bin yıllık Holosen’den “İnsan Çağı” Antroposen’e doğru hızla ilerliyor. Bilim insanları, aktivistler ve Küresel İklim Grevi’ne katılan milyonlarca insanın yüksek sesle dikkati çektiği üzere; gelecek birkaç bin yılın nasıl geçeceğini gelecek birkaç yıl tayin edecek” ifadelerini kullanan SALT,  film gösterimleri ile insanlara iklim krizinin yıkıcı etkilerini sorgulatmayı amaçlıyor.

Program kapsamında, 2015’ten bu yana İstanbul ve Ankara’da, iklim değişikliği meselesini çevresel, kültürel ve ekonomik yönlerden irdeleyen 40 belgesel film gösterildi. SALT, Eylül 2015’ten itibaren petrol, kömür ve doğal gaz şirketlerinden maddi destek kabul etmiyor.

Belgesel gösterimi programı

Herkesin katılımına açık olan programın İstanbul gösterimlerinde şu filmler yer alıyor:

  • 3 Aralık Salı

18.30 Stefano Liberti ve Enrico Parenti, Soyalism [Soyalizm], 2018

20.00 Jennifer Baichwal, Edward Burtynsky ve Nicholas de Pencier,

Anthropocene: The Human Epoch [Antroposen: İnsan Çağı], 2018

  • 4 Aralık Çarşamba

19.00 Victor Kossakovsky, Aquarela, 2018

  • 6 Aralık Cuma

19.00 Sasha Friedlander ve Cynthia Wade, Grit, 2018

  • 7 Aralık Cumartesi

18.00 Josh Murphy, Artifishal, 2019

19.30 Brett Story, The Hottest August [En Sıcak Ağustos], 2019

  • 8 Aralık Pazar

14.00 David Gómez Rollán, Chamán [Şaman], 2018

16.00 Lindsey Grayzel, The Reluctant Radical [Zoraki Radikal], 2018

Papa Francis’den nükleer silahsızlanma çağrısı

Katolik Kilisesi ruhani lideri Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri‘nce (ABD) atom bombasıyla vurulan Nagazaki ve Hiroşima kentlerini ziyaret etti. Francis, dünya liderlerinden sahte bir güvenlik hissi sunduğunu söylediği nükleer silah stokunu durdurmalarını talep etti.

Francis konuşmasında “Nükleer silahları olmayan bir dünyanın mümkün ve gerekli olduğuna inandığım için, siyasi liderlerden bu silahların bizi şu anki tehditlerden koruyamayacaklarını ulusal ve uluslararası güvenliğe karşı koruyamayacaklarını unutmamalarını istiyorum” ifadelerini kullandı.

Japonya’ya 38 yıldır gerçekleşen ilk ziyaret

Papa Francis, 1981‘den bu yana, 2. John Paul ‘un ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki soğuk savaş gerginliğinde nükleer silahların kaldırılması çağrısında bulunmak için Nagasaki ve Hiroşima’ya gittiği 1981’den beri Japonya‘yı ziyaret eden ilk papa oldu.

Francis: Gerçek barış yalnızca silah olmadan sağlanabilir

38 yılın ardından Japonya’ya gelen Francis, “Bu yeri ziyaret etmeyi kendime bir borç bildim. Savaş amacıyla nükleer enerji kullanımı, bir etik suçu ve ihlalidir. Savaş için modern bir silah geliştirilirken barıştan nasıl söz edilebilir? Gerçek barış, yalnızca silah olmadan sağlanabilir” dedi.

Francis, Nagazaki’de 9 ağustos 1945 yılında ABD tarafından atılan atom bombası sonucunda 74 bin insanın anında öldüğü yerdeki anıta çelenk bıraktı ve önünde dua etti. Hiroşima’ya atılan bomba sonucunda sene sonuna kadar 140 bin kişi hayatını kaybetmişti. Francis “Böyle mekânlar insanların birbirleri üzerinde yaratabileceği acı ve dehşeti derinden kavramamızı sağlıyor” diye konuştu.

Sessiz katile yasal zırh

Kamuoyu tarafından bilinen adı ile torba yasanın ünlü 50. Maddesi, iktidar partisi milletvekillerinin oyları ile TBMM’den geçirildi. Artık bırakın gezegenimizin geleceği açısından küresel iklim krizini durdurabilmek için fosil yakıtları, kömürlü termik santralleri terk etmeyi, kurulu 15 kömürlü termik santral TBMM’den iktidarın önerisi ve iktidar partilerinin oylarıyla geçen yasayla 2,5 yıl daha havamızı istedikleri gibi kirletebilecekler…

Yasa nedeniyle 15 santralin bulunduğu bölgelerde yaşayan insanlarımız 2.5 yıl daha bu kirliliğe bağlı sağlık sorunlarıyla boğuşmaya devam edecekler. Oysa belki de son dönemde ilk defa toplum TBMM gündemindeki bu madde ile ilgili ‘sağlıklı bir çevrede yaşam ’isteği ile kamuoyunda karşı duruşunu açık ve net olarak ortaya koymuştu. Bazı çevre örgütleri ve Temiz Hava Hakkı Platformu gibi içinde meslek örgütlerinin yer aldığı kuruluşların yürüttüğü imza kampanyaları gibi kampanyalarla kamuoyunun desteği beklentilerin çok üzerine çıkmıştı. Bunu gören iktidar partileri kömürlü termik santrallerin ‘daha sıkı denetleneceği, çevreyi kirletmelerinin önleneceği’ gibi açıklamalarla kamuoyunun kafasını karıştırmaya çalıştılar. Kamuoyunun, çevre örgütlerinin ve meslek kuruluşlarının kafası karışmadı ama belli ki muhalefetin kafası karıştı; TBMM’ de son yılların en büyük direnişini göstereceğini ifade eden muhalefet partileri sadece 37 milletvekili parlamentoya gelip ‘ret’ oyu verebildiler…

Dünyanın tersine ‘dönmek’

Tekrar hatırlatalım; Dünya Sağlık Örgütü (WHO) hava kirliliğini uzun yıllardan bu yana ‘sessiz katil’ olarak nitelendiriyor. Örgüte göre her yıl dünyada meydana gelen ölümlerin yaklaşık 8 milyonu doğrudan hava kirliliği ile ilintili… WHO 2016 yılında dünyadaki tüm ölümlerin %7,6’sının direk hava kirliliğine bağlı olduğunu söylüyor.  Temiz Hava Hakkı Platformu’na göre ülkemizde 2017 yılı içinde meydana gelen 30 yaş ve üstü 399 025 ölümün 51 574’ü direk hava kirliliği ile ilişkili…

Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan Lancet 2019 raporu ise her yıl dünyada 7 milyon insanın sadece hava kirliliği nedeni ile beklenen yaşam süresinden daha erken ölümle karşılaştığını; bu rakamın ülkemizde yılda yaklaşık 26 bin kişi olduğunu belirtiyor. Avrupa Çevre Ajansı’na (EEA) göre ise 2016 yılı içinde 28 Avrupa Birliği (AB) ülkesinde hava kirliliğine bağlı 440 binden fazla erken ölüm görülmüş. Üstelik erken ölümlerin 412 bini sadece 2.5 µm partikül madde (pm) kirliliği ile ilişkili…  Bilindiği gibi 2.5µm ve altındaki partikül maddeler direk olarak fosil yakıtların yanması ile ilişkili; yani kömürlü termik santraller baş suçlu…

Tüm dünya hem hava kirliliğinin hem de küresel iklim krizini önleyebilmek için fosil yakıtların kullanımına son vermeyi tartışırken ve bunun ilk adımı olarak da kömürlü termik santralleri belli bir plan içinde kapatmaya başlarken ülkemizde tam tersi yapılıyor. Bir taraftan elektrik üretimimizin %36’sı kömürlü termik santrallere bağlıyken, yeni kömürlü termik santraller yapılıyor… Şimdi de bu yetmezmiş gibi mevcutlara baca filtresi koyma zorunluluğu ortadan kaldırılıyor. Baca filtresi bu santrallerin yarattığı çevre ve insan sağlığı tehditlerini tamamen ortadan kaldırmıyor, ancak azaltıyor. Üstelik sadece solunum sistemi hastalıkları ile sınırlı değil, neden olduğu sağlık sorunları… Fosil yakıt kirliliği, kardiyovasküler sistem hastalıklarından, çeşitli kanserlere, bebek ölümlerine, genetik anomalilere kadar değişik ve geniş bir hastalık tablolarına yol açıyor. İşte baca filtrelerinin önemi burada ortaya çıkıyor; sağlık ve çevre sorunlarını tam olarak önlemese bile önemli ölçüde azaltıyor. Buna karşın ülkemizde kurulan kömürlü termik santrallerde ‘maliyeti azaltma’ için en kolay vazgeçilen yatırım baca filtreleri… İnsan ve çevre sağlığı açısından baca filtrelerinin olmamasından kaynaklı sağlık ve çevre sorunlarının maliyeti ‘göz ardı’ ediliyor. İnsanların erken yaşama vedası, kısalan ortalama yaşam süreleri görmemezlikten geliniyor ülkemizde… Üstelik sessiz katile bir de yasal zırh verildi şimdi…

20 yıllık mücadelenin sonu

Torba yasanın 50. maddesi ile 2.5 yıl daha ‘filtresiz’ çalışacak santraller yakından incelendiğinde tamamının uzun yıllardır baca filtresi olmadan çalışan santraller olduğu görülüyor…  ‘Çanakkale / Çan 18 Mart Termik Santrali, Afşin-Elbistan A Termik Santrali, Kütahya / Seyitömer Termik Santrali, Kütahya / Tunçbilek Termik Santrali, Sivas / Kangal Termik Santrali, Manisa / Soma A ve Soma B Termik Santralleri, Muğla / Kemerköy Termik Santrali, Yeniköy Termik Santrali, Zonguldak / Çatalağzı Termik Santrali, Muğla / Yatağan Termik Santrali’… Yeni kurulan ve filtre için süre verilen santraller değil bunlar… Göreceksiniz; verilen süre dolduğu vakit yeniden süre verecekler bu santrallere…

Bunlardan Yatağan Termik Santrali için ve Muğla’nın Yatağan ilçesine gidilerek kömürlü termik santrallerin yarattığı hava kirliliğinin insan ve çevre sağlığı üzerine etkileri incelenip  bir rapor hazırlamıştı; 2000 yılında, Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) halk sağlığı akademisyenlerinden oluşan bir bilim heyeti tarafından*….  O dönemin hükümeti kamuoyu önünde söz vermişti, derhal baca filtreleri yapılacak diye… Ve tam 20 yıl sonra 2019’da 2.5 yıl daha baca filtresi muafiyeti alan santraller içinde Yatağan Kömürlü Termik Santrali… Listedeki diğer santraller de en az Yatağan Termik Santrali kadar uzun ve hüzünlü öykülere sahip… Elbistan’da kömürlü termik santrale bağlı hava kirliliğinden yıllardır göz gözü görmüyor; Kütahya Tavşanlı’da insanlar futbol maçını bile maske takarak izleyebiliyor. Şimdi TBMM’nin aldığı kararla bazı bölgelerimizde 20-30 yıldan bu yana süren sorun daha da devam edecek… İnsan ve diğer canlıların yaşamı bu kadar ucuz mu; ülkemizde?

Muhalefetin kandırmacası

Son söz ise torba yasanın 50. maddesine karşı çıktığını iddia eden muhalefet partilerine: Lütfen kandırmayın bizi… Bakın oylamadan yarım saat sonra samimiyetsizliğiniz nasıl ortaya çıktı? Belki farkında değilsiniz ama uzun yıllardan bu yana iletişim çağında yaşıyoruz; artık…

Parlamentodaki muhalefet partileri bu konuda umursamaz olabilir. Ancak toplumumuz artık umursamaz değil; küresel iklim krizini önleme açısından bir an önce başta kömür olmak üzere fosil yakıtların terk edilmesinin, kömürlü termik santrallerin kapatılmasının gerekli olduğunu, bu yapılıncaya kadar da en azından insan sağlığı üzerindeki risklerinin azaltılabilmesi için baca filtresi kullanmanın önemini biliyor…

Yaşama ve çevreye saygı; hem de açık yüreklilikle, dürüstçe…

*Bu raporun tamamına ulaşmak için tıklayın

Harvard-Yale maçında fosil yakıt eylemi

Harvard ile Yale üniversitelerinden gelen öğrenci ve mezunlar iki üniversite arasında her yıl gerçekleşen yıllık futbol karşılaşmasını bir saat boyunca durdurdu. New Haven, Connecticut’ta bulunan futbol sahasını işgal eden öğrenciler, üniversitelerin fosil yakıtlara yatırım yapmayı sonlandırmasını talep etti.

‘Kazanan olmayacak’

Sahaya inen 200’den fazla protestocu “Hey Hey! Ho Ho! Fosil yakıtların gitmesi gerekiyor!” sloganları attı. “Kazanan olmayacak. Yale ve Harvard iklim adaletsizliğinde suç ortakları” yazılı pankartı açan eylemciler sahada oturma eylemi gerçekleştirdi.

42 eylemciye işlem yapıldı

Oyunun TV yayınını geciktiren protestocuların çoğu sahadan gönüllü bir şekilde polis memurları eşliğinde ayrıldı. Kalan az sayıdaki protestocu ise gözaltına alınacaklarını söyleyerek sahada kalmayı sürdürdü. Eylem sonunda 42 öğrenci ve mezun hakkında “düzeni bozmak” suçlaması ile işlem yapıldı.

İki okuldan fosil yakıta milyar dolarlık bağış

Guardian’ın haberine göre her iki okulun da iklim krizine katkıda bulunan petrol ve gaz ve kömür şirketlerine yatırım yapmayı bırakması için 2012 yılından itibaren kampanyalar başlatıldı. Her iki üniversite de ortak olarak kalırlarsa kurumsal iklim eylemini teşvik etmek için daha iyi bir konumda olacağını savunarak reddetti.

Her iki okula da, fosil yakıtlar da dahil olmak üzere yatırımlarda kullanılan büyük bağışlar yapılıyor. Her yıl Harvard Üniversitesi 39 milyar dolar, Yale ise yaklaşık 29 milyar dolar değerinde yatırım yapıyor. Aktivistler, eğer üniversiteler yatırımlardan çıkarsa, yüzlerce kurumun onları takip edeceğine inanıyor.

Eylemin sonlanmasıyla devam eden maçta Yale, Harvard’a karşı 43’e 50 ile maçı kazanarak Sarmaşık Birliği (Ivy League) liginde yükseldi. Cumartesi gerçekleşen maç, iki okul arasında gerçekleşen 136. Amerikan futbolu müsabakasıydı.

 

Dünya Şili’de öldürülen Corrasco için adalet istiyor

Şili’de süren eylemlerde giydiği palyaço kıyafetiyle gösterilerin simgesi olan pandomim sanatçısı Daniela Carrasco gözaltına alındıktan sonra işkenceye maruz bırakılıp öldürüldü. Ülkede ve dünya genelinde öfkeyle karşılanan habere Türkiye’den de çok sayıda kadın örgütü tepki gösterdi.

Eylemlerin simgesi olmuştu

Şili’de 6 Ekim’de metro ve otobüs ücretlerine yapılan zam ile başlayan eylemler ülke geneline yayılmış, eylemler kısa sürede hükümet karşıtı gösterilere dönüşmüştü. Eylemler sırasında giydiği palyaço kıyafetiyle protestoların simgesi haline gelen ‘La Mimo’ lakabı ile bilinen pandomim sanatçısı Daniela Carrasco, 19 Ekim’de gözaltına alınmıştı.

Carrasco’nun cansız bedeni 20 Ekim günü Santiago’nun güneyindeki André Jarlan Parkı yanındaki Pedro Aguirre Cerda belediye binasının demirlerine asılı halde bulundu. Carrasco’nun işkence ve tecavüze maruz bırakılıp sonra öldürüldüğü belirtildi ancak otopsi raporu kamuoyuna açıklanmadı.

‘Cinayetin aydınlatılmasını istiyoruz’

Carrasco’nun öldürülmesinin ardından Abogadas Feministas Chile isimli feminist avukat grubu sosyal medya üzerinden davayı üstleneceklerini ve cinayetin aydınlatılması için çalışacaklarını duyurdu:

Biz kendini feminist olarak tanımlayan bir avukat grubuyuz ve kadın hakları adına savaşıyoruz. Daniela Carosso’ya elinden almaya çalıştıkları itibarını geri vermek ve onu onurlandırmak istiyoruz. Bu cinayetin üstünün kapatılmasına izin vermeyeceğiz. La Mimo’nun hayatı çalındı ve biz bu cinayetin aydınlatılmasını istiyoruz.

‘İçimdeki kadın Santiago’nun zorbalarına, diktatörlerine teslim olmayacak’

Carrasco’nun arkadaşları tarafından “Şili’li bir kadın” imzasıyla kaleme alınan yazıda ise şu ifadeler kullanıldı:

 En son canlı görüldüğü zaman jandarmalar tarafından götürülüyordu. Daha sonra Şile’nin güneyindeki bir parkın kapısındaki demirler üzerinde asılı olarak ölüsünü buldular. Ondan önce onu defalarca görmüştük, sokaklarda, insanları güldürürken …

Palyaçolar ağızlarını nasıl kapatacağını bilmiyorlar, sadece kalplerini nasıl açacaklarını biliyorlar ve bu bazen onları ölüm tehlikesine sokuyor. Kötü adamlarla alay etmek onları güldürmez. Palyaçolar böyledirler kalpleri ve ağızları açık. Onlar sadece şakacı değiller, delilikleri dünyanın deliliğine işaret ediyor.

Sizlere uzaklardan, Şili denilen bir ülkeden ve kaçırılan, işkence gören ve tecavüze uğrayan bir kadın adına yazıyorum. Size vücudumu sunuyorum, ama atan Şili’li kalbi bir yana ayırıyorum. Tüm kanun uygulayıcılar! Beni öldürmeyeceksiniz, tekrar yaşayacağım! İçimdeki kadın Santiago’nun zorbalarına, diktatörlerine teslim olmayacak. Pinochet’nin gölgesi ve sokaklarımızda dolaşan ölüm beni hayal kırıklığına uğratmayacak! Ölüler veya kelimeler… Herkesin kendi dili vardır. Ben bir sokak sanatçısıyım ve benim anadilim Devrim. Mücadele eden tüm kadınlara, gülümseyin…

Türkiye’den tepkiler

Carrasco’nun öldürülmesi 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü öncesinde diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de büyük yankı uyandırdı. Pek çok kadın örgütü sosyal medya üzerinden öldürülen sanatçı için adalet talep etti.

 

https://twitter.com/EmepKadin/status/1198526372722950144

Kaymakamlık yasakladı, kadınlar Taksim’e çağırdı

İstanbul 25 Kasım Kadın Platformu, Beyoğlu Kaymakamlığı’nın 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yürüyüşünü yasaklama kararına karşı tüm kadınları Taksim’e çağırdı. Yürüyüş 19.00’da Taksim Tünel Meydanı’ndan başlayacak.

Kadın Platformu’ndan çağrı

Yasak kararının ardından platform tarafından Taksim’e yapılan çağrı şu sözlerle verildi:

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nü yasaklamak tüm kadınların her gün karşı karşıya kaldığı şiddeti görünmez kılmak demektir.Kadınların değil, erkek şiddetinin engellendiği bir dünya için 25 Kasım’a sahip çıkmaya Taksim sokaklarına çağırıyoruz; çağrımızı tekrarlıyoruz.

Kaymakamlıktan gelen yasak

Beyoğlu Kaymakamlığı’nın internet sitesi üzerinden yaptığı açıklamada yasaklama kararı şu şekilde duyurulmuştu:

25.11.2019 günü saat 19:00’da idaremiz Tünel Meydanda “Kadına yönelik şiddete, cinayete, tacize, tecavüze, cinsel istismara karşı isyanımızı büyütüyoruz 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Gününde buluşuyoruz” sloganı ile (Twitter) sosyal medya hesapları üzerinden çağrılar yapıldığı tespit edilmiştir.

Söz konusu toplantı ve gösteri yürüyüşü Beyoğlu Kaymakamlığ’ının 24/11/2019 tarih ve 34255955.17381.2019/2804 sayılı kararı ile yasaklandığı kamuoyuna duyurulur.

Geçen sene de yasaklanmıştı

Kadınların İstanbul Taksim’deki yürüyüşü 25 Kasım 2018’de Kaymakamlık tarafından yasaklanmıştı. Yasak kararına rağmen yürüyen kadınlar polis engeliyle karşılaşmış, yürümek isteyen kadınlara gazla müdahale edilmişti.

Görmeyi Öğrenmek: Görsel Kültür semineri başlıyor

Üretimhane, 25 Kasım – 23 Aralık 2019 tarihlerinde Ali Şimşek yürütücülüğünde “Görmeyi Öğrenmek: Görsel Kültür” başlıklı yeni bir seminer düzenliyor.

Seminer; sanat tarihinden göstergebilime; sinemadan fotoğrafa ve çağdaş sanata, görsel kültürden görsel ideolojiye, imgelerin bizimle ilişkisine odaklanıyor. 25 Kasım’da başlayıp beş hafta boyunca her pazartesi devam edecek olan seminer, görsel kültüre dair kapsamlı bir kavrayış sunmasının yanı sıra yazı ve proje üretmeye odaklı olacak.

Seminerde, “Nasıl görmeyiz? Beyaz ve pürüzsüz olan iktidarı nasıl örgütler? İmgeler düşünür mü? Siyah-beyaz görme neyi anlatır? Yücenin estetiği nedir? Grotesk ve gotik bir mekânın ideolojik temsilleri, fotoğraf ve sinemadan günümüz likit (akışkan) imgelerine görselliğin sınıfsal bir tarihi yapılabilir mi? Plastik demokratik bir malzeme mi? Kitsch ve Camp estetiği nedir? İzlenimcilik, Dada ve Sürrealizmden günümüz kavramsal sanatına imgelerin sorunlu yapısı, Haiku ve minimalizmden cool fotoğraflara: Soğuk Görme. Postmodernizm değişecek mi? Ya da imgeler ve ironi…” gibi pek çok konu yoğun bir programla işlenecek.