Ana Sayfa Blog Sayfa 2316

Dövdü, kaynar su döktü, ‘pişmanım’ dedi, serbest…

Samsun‘da, 20 yıllık eşi D.K.’yi  dövüp, üzerine kaynar su döktüğü iddiasıyla gözaltına alınan inşaat işçisi 61 yaşındaki Saadettin K. nöbetçi mahkeme tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Saadettin K., “Eşimi darbetmedim, yere düştü. Üzerine kaynar suyu da yanlışlıkla döktüm, pişmanım” dedi.

Eve alkollü geldiği öne sürülen inşaat işçisi Saadettin K. ile 20 yıllık eşi D.K. arasında tartışma çıktı. Tartışmanın büyümesi üzerine Saadettin K., eşini önce dövdü, ardından da üzerine kaynar su döktü. Komşuların ihbarı üzerine gelen sağlık ekipleri, ilk müdahalede bulunduğu D.K.’yi Samsun Eğitim Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı. D.K., yanık ünitesinde tedaviye alındı.

Kaynar su yanlışlıkla dökülmüş…  

Eşini darp ettikten sonra evden kaçan Saadettin K., Canik İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerince yakalanarak, adliyeye sevk edildi. Mahkemeye çıkarılan Saadettin K., adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Saadettin K., adliyeden ayrılırken basın mensuplarına, “Eşimi darbetmedim, yere düştü. Üzerine kaynar suyu da yanlışlıkla döktüm. Eve alışveriş yapmıştım, hafif şekilde alkollüydüm. ‘Neden bunları aldın’ dediği için tartıştık. Pişmanım” dedi. Koca, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Demirtaş poliklinik kontrol önerisiyle taburcu

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimliği hastanesine sevk edilen HDP’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın yapılan tetkiklerin ardından taburcu edildiğini açıkladı.

Demirtaş’ın avukatları 26 Kasım’da göğüs sıkışması ve nefes darlığı nedeniyle bilinci kapanan siyasetçinin, doktor sevkine rağmen Edirne Cezaevi idaresi tarafından bir haftadır hastaneye gönderilmediğini duyurmuştu. Demirtaş’ın dün hastaneye sevk edildiği bildirilmişti.

Başhekimlik gece geç saatlerde yazılı açıklama yaptı. Demirtaş’ın dün saat 17.20 civarında hastaneye getirildiği belirtilen açıklamada şöyle denildi:

“Selahattin Demirtaş isimli hastanın şikayetleri doğrultusunda kardiyoloji, nöroloji, gastroenteroloji ve göğüs hastalıkları anabilim dalları ile konsülte edilmiş, yapılan laboratuvar ve görüntüleme tetkikleri sonrasında akut hayatı tehdit edici patoloji saptanmamıştır. Belirtilen anabilim dallarının görüşleri doğrultusunda hasta, poliklinik kontrol önerisiyle taburcu edilmiştir.”

Haberi sosyal medyadan duyuran avukatı ve kardeşi Aygül Demirtaş da, Selahattin Demirtaş’ın şu an itibarıyla hayati tehlike doğuracak bir durumunun tespit edilmediğini açıkladı.

Selahattin Demirtaş, Kasım 2016’dan beri Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.

 

Erdoğan: Filtresiz santraller büyük ihtimalle yeniden ihaleye gider

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, filtresiz termik santrallere mevzuata uyum için 2.5 yıl daha süre veren, torba yasanın 50. Maddesi’ni veto etme gerekçesini,   “Bir tarafta halkım, bir tarafta sermaye var. Kusura bakmasınlar biz bu adımı attık. Büyük ihtimalle bu yeniden ihaleye gider. Başka bu işin çıkışı yoktur” şeklinde açıkladı.

Britanya’nın başkenti Londra’daki NATO Liderler Zirvesi öncesi Ankara Esenboğa Havalimanı’nda basın toplantısı düzenleyen Erdoğan, filtreler için erteleme talebinin iki kez gündeme geldiğini belirterek, “Bu ertelemeler yapıldı. Ne yazık ki yüklenici firmalar maalesef buralardaki filtre çalışmalarını gerçekleştirmedi. Şimdi yeniden süre uzatımı talebinde bulunuyorlar” diye konuştu.

Meclis’te 21 Kasım’da kabul edilen torba yasanın 50’nci maddesine göre havayı kirleten 15 termik santrale baca filtresi takma zorunluluğu iki buçuk yıl ertelenmişti. Yasa teklifine AKP’den 203, MHP’den 14 vekil ‘Kabul’, CHP’den 25, İYİ Parti’den yedi, HDP’den de dört vekil ‘Ret’ oyu vermişti. Toplam ‘Kabul’ oyu 217, ‘Ret’ oyu ise 36 olmuştu.

Kirletici santraller için yeniden ihale

“Termik santrallar düzenlemesi AK Parti’nindi, düzenleme geçerken kaygılarınız AK Parti grubuna iletmiş miydiniz, buna rağmen düzenleme nasıl geçti?” sorusuna Erdoğan şu yanıtı verdi:  “Tabii o dönemde de yine aynı şeyler gündemimizde oldu. Kendileriyle görüşmelerimiz oldu. Bu bacalara modern anlamda filtreleri yerleştirmezseniz bu işin süresi anında kısıtlanır.  Ne yazık ki çevre noktasında verdikleri sözü tutmadılar. Kendileriyle görüşünce hâlâ ‘Partükül değerleri şöyle düşürüldü böyle düşürüldü’ hâlâ bunu konuşuyorlar. Kardeşim istediğin kadar ‘Düşürdüm’ de, ben halkıma bakıyorum. Halkım, ‘Biz burada hava kirliliğinde yaşamakta sıkıntı çekiyoruz’ diyor.  İş bitmiştir. Burada kararın vericisi halkımdır.  Kendileri de buna uymadı. Uymadıkları için de tekrar Meclis’e göndermekten başka adil olarak hiçbir çarem olamazdı. Şimdi yapılacak olan iş Meclis’te müzakereler yapılır, bunun yolu da büyük ihtimalle yeniden ihaledir. Ya da bu bölgeye süratle oraya doğalgazı getirebiliriz. Doğalgazla da enerji ihtiyacımızı giderebiliriz. İstihdam konusunda bazı sıkıntılar yaşanabilir. Bu ayrı bir konu. Şimdi onu istismar ediyorlar. Bu sıkıntıyı da inşallah farklı yollarla ortadan kaldırırız”

Paris Anlaşması için sözlerini tutmadılar

 Erdoğan, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı neden imzalamadığına da değindi: “Bizim bir şeyde kararlılığımız var. Paris Sözleşmesi ile bir süreci yaşıyoruz. Orada iklim değişikliğiyle ilgili birçok teklif geldi. Fakat  bu kişiler sözlerinde durmadılar. Sözlerinde durmadıkları için biz de imza atmadık. ‘Böyle bir teklifi zaten parlamentodan geçiremeyiz’ dedik. Kaldı ki şu anda ABD de de bunu imzalamış değil”

 

Yıllık enflasyon çift hanede: Yüzde 10,56

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Kasım 2019 enflasyon verilerini açıkladı. Enflasyonda (TÜFE) kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 0,38, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 11,01, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10,56 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 15,87 artış gerçekleşti.
Enflasyon mevsimsel baz etkisiyle enflasyon eylülde yüzde 9,26, ekimde ise yüzde 8,55 olarak açıklanmıştı.

Zam şampiyonu domates

Aylık en yüksek artış yüzde 2,69 ile giyim ve ayakkabı grubunda oldu. Ana harcama grupları itibarıyla endekste yer alan gruplardan ev eşyasında yüzde 0,59, haberleşmede yüzde 0,39, konutta yüzde 0,36 ve ulaştırmada yüzde 0,33 artış gerçekleşti. Ürün bazında ise kasım ayının zam şampiyonu yüzde 16,65’le domates oldu.

Tütün ve alkole yüzde 43 zam

Yıllık en fazla artış yüzde 43,35 ile alkollü içecekler ve tütün grubunda gerçekleşti. TÜFE’de, bir önceki yılın aynı ayına göre eğitim yüzde 14,35, çeşitli mal ve hizmetler yüzde 14,03, sağlık yüzde 13,85, lokanta ve oteller yüzde 13,07 ile artışın yüksek olduğu diğer ana harcama gruplarını oluşturdu.

Gıda enflasyonu bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8,89, oniki aylık ortalamalara göre ise yüzde 20,76 seviyesinde gerçekleşti.

İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’de kasımda bir önceki aya göre yüzde 0,59, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 10,31, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 9,90 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 15,13 artış gerçekleşti.

Kasım 2019’da endekste kapsanan 418 maddeden; 33 maddenin ortalama fiyatlarında değişim olmazken, 296 maddenin ortalama fiyatlarında artış, 89 maddenin ortalama fiyatlarında ise düşüş gerçekleşti.

ÜFE de arttı

Yurt içi üretici fiyat endeksi (ÜFE) ise 2019 yılı kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 0,08 düşüş; bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 6,63, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,26 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 19,68 artış gösterdi.

Sanayinin dört sektörünün bir önceki aya göre değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığı sektöründe yüzde 0,08, imalat sanayi sektöründe yüzde 0,04, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımı sektöründe yüzde 0,53 düşüş, su temini sektöründe yüzde 0,19 artış olarak gerçekleşti.

Bir önceki aya göre en fazla düşüş; yüzde 4,85 ile ham petrol ve doğalgaz, yüzde 1,80 ile ana metaller, yüzde 1,39 ile kimyasallar ve kimyasal ürünler şeklinde gerçekleşti. Buna karşılık diğer ulaşım araçları yüzde 3,48, gıda ürünleri yüzde 1,48, içecekler yüzde 1,31 ile bir önceki aya göre endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

Ana sanayi grupları sınıflamasına göre aylık en fazla düşüş yüzde 0,60 ile ara malında gerçekleşti.

WMO: 2019 en sıcak ikinci ya da üçüncü yıl olacak

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) Madrid’de düzenlenen BM İklim Değişikliği Konferansı – COP 25’te her yıl düzenli olarak yayımladığı State of The Climate – İklim Durumu 2019 raporunu, kamuoyu ile paylaştı.

Sıcaklık verileri, meteorolojik değişkenleri ve aşırı hava olayları gibi küresel iklim göstergelerine dair en kapsayıcı değerlendirme olan bu rapor, küresel iklim krizinin yarattığı etkileri gözler önüne seriyor. WMO’ya göre, 2019 yılı kaydedilen en sıcak ikinci veya üçüncü yıl olarak tarihe geçecek.

Rapordaki kimi saptamalar şöyle:  -2019 yılında (Ocak-Ekim) küresel ortalama sıcaklığın, sanayi öncesi dönemin yaklaşık 1,1 C derece üzerinde.

  • Atmosferik karbon dioksit konsantrasyonları 2018’de 407,8 ppm’e çıkarak rekor kırdı ve 2019 yılında da artmaya devam etti. Karbon dioksit atmosferde yüzyıllarca, denizlerde ise daha da uzun süre kalarak, iklim değişikliğini hızlandırıyor.
  • Deniz seviyesindeki yükselme ise, uydu ölçümlerinin başladığı 1993 yılından bu yana, Grönland ve Antartika’daki buzulların erimesine bağlı olarak hızlandı.
  • Isıyı ve karbondioksiti emerek tampon görevi gören denizler ise ağır bir bedel ödüyor. Okyanus sıcaklığı rekor seviyelerde ve denizel sıcak hava dalgaları yaygınlaştı. Deniz suyu, endüstriyel dönemin başlangıcından yüzde 26 daha asidik. Hayati öneme sahip deniz ekosistemleri bozuluyor.
  • Eylül 2019’da Kuzey Kutup Denizi buz örtüsündeki erime uyduyla ölçülen ikinci en erime oldu ve Ekim’de ise erime devam etti. 2019 yılının bazı aylarında Antartika buz örtüsünde de rekor düzeyde erime kaydedildi.

‘Olmamız gereken yolda değiliz’

WMO Genel Sekreteri Petteri Taalas, “Şu anda acil olarak iklim önlemleri almadığımız takdirde, sıcaklık artışının yüzyılın sonuna kadar 3°C’nin üzerine çıkacağı bir gelecek bizi bekliyor. Paris Anlaşması hedefini tutturmak için olmamız gereken yolda değiliz” dedi.

Talaas şunları söyledi: “Günlük yaşamda iklim değişikliğinin etkileri aşırı ve anormal hava olayları olarak karşımıza çıkıyor. Ve 2019 yılında bir kez daha, hava ve iklimle ilişkili riskler çok sert oldu. Eskiden ‘yüzyılda bir kez’ yaşanan sıcak hava dalgaları ve sel olayları daha düzenli olarak meydana geliyor. Bahamalar’dan Japonya ve Mozambik’ kadar  tüm ülkeler, yıkıcı tropik siklonların etkisine maruz kaldı. Orman yangınları Kuzey Kutbu ve Avustralya’yı kasıp kavurdu.”

İklim değişikliğinin temel etkilerinden birinin de daha değişken yağış modelleri olduğuna vergu yapan Talaas, “Bu, tarımsal verim için bir tehdit oluşturduğu gibi, nüfus artışı ile birlikte, kırılgan ülkeler açısından gelecekte önemli gıda güvencesi sorunları anlamına da gelecek ”diye konuştu.

Kuzey Kutup Dairesi’ndeki orman yangınları günlerce söndürülemedi.

Yeni rekorlar

Rapor, hava ve iklim etkilerinin insan sağlığı, gıda güvencesi, göç, ekosistemler ve denizel yaşam üzerindeki etkilerine geniş bir bölüm ayırıyor. Bu bölüm, çeşitli Birleşmiş Milletler ortaklarından elde edilen verilere dayandırılıyor

Buna göre, aşırı sıcaklık koşullarının, yaşlanan nüfus, kentleşme, kent ısı adası etkileri ve sağlık konusunda eşitsizliğin mevcut olduğu yerler başta olmak üzere, insan sağlığı ve sağlık sistemleri üzerindeki olumsuz etkileri giderek artıyor. 2018 yılında, sıcak hava dalgasına maruz kalan 65 yaş üzeri hassas nüfus, 1986-2005 referans seviyesine kıyasla, 220 milyon kişi arttı ve yeni bir rekora imza atıldı.

İklim değişkenliği ve aşırı hava olayları, küresel açlıkta görülen son artışın ana belirleyicilerinden, şiddetli krizlerin ise önde gelen nedenlerinden biri. On yıl süren istikrarlı bir düşüşün ardından açlık yeniden artıyor. 2018’de 820 milyondan fazla insan açlık çekti. iklim değişikliği ve aşırı hava olayları, 2018’de gıda krizinden etkilenen 33 ülkenin 26’sında, ekonomik şoklar ve çatışmalarla birlikte etmenlerin arasında yer alırken, bu 26 ülkeden 12’sinde yaşanan açlığın en önemli etmenleriydi.

Fani Kasırgası, Hindistan’da binlerce kişinin yerinden edilmesine neden oldu.

Yerinden edilenler

Rapora göre, Ocak ile Haziran 2019 arasında, 10 milyonun üzerinde kişi yerinden edildi: Güneydoğu Afrika’da İdai Siklonu, Güney Asya’da Fani Siklonu, Karayipler’de Dorian Kasırgası, ve İran, Filipinler ve Etiyopya’da sel baskınları gibi tehlikeler yüzünden 7 milyon kişiyi yerinden edildi ve yoğun insani yardım ve korumaya muhtaç oldu. Aşırı hava şartları ile bağlantılı olarak yerinden olan kişi sayısı, 2019’un sonuna kadar üç kat artarak, yaklaşık 22 milyonu bulabilir.

Tüm 2019 verilerini de içeren nihai rapor, Mart 2020’de yayımlanacak.

İklim Durumu Geçici Raporu’nun tamamına WMO sitesindeki linkten ulaşabilirsiniz.

STK’ler: Veto yetmez, zehir saçan santraller kapatılsın

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin en eski ve kirli 15 adet kömürlü termik santraline 2,5 yıl daha havayı kirletme izni veren torba yasadaki; Madde 50’yi veto etti. Erdoğan’ın ilk vetosu olan yasa tasarısına karşı termik santrallerin bulunduğu yerde yaşayanlar Yeşil Barış (Greenpeace) Derneği ile birlikte daha önce 15 kömürlü termik santralin kapatılması için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘na başvurmuştu.

2013 yılında kömürlü termik santrallerin özelleştirilmesinin ardından, bu santrallerin çevre yatırımlarını tamamlamaları için 2019 yılının sonuna kadar süre tanınmıştı. Bu süre içerisinde santraller, filtre ve baca gazı arıtma sistemleri gibi çevre yatırımlarını yapmadan zehirli gazları altı yıl boyunca doğrudan havaya saldı.

Verilen sürenin dolmasına iki ay kala 22 Kasım’da Madde 50, Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin oylarıyla Meclis’te kabul edilmişti.

1 Ocak itibarıyla faaliyetleri hemen durdurulmalı

Greenpeace avukatı Deniz Bayram veto kararıyle ilgili şöyle konuştu:

‘‘Türkiye’de 15’ten fazla termik santralin 2,5 yıl daha zehir saçmasına izin veren yasanın vetosu umuyoruz Türkiye’de kirli enerjinin de sonu olur. Vetonun gerekçesi olan Anayasa’nın 56. Maddesi sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, bu yasanın tekrar gündeme gelmesinin önünü kesmektedir. 1 Ocak 2020 tarihi itibarıyla filtre, kül barajı gibi çevre yatırımlarını yapmamış santrallerin faaliyetlerinin durdurulması gerekmektedir. Greenpeace olarak yıllardır zehir saçan bu santrallerin, bulunduğu bölgede yaşayan halk daha fazla zehirlenmeden, faaliyetlerinin durdurulmasını istiyoruz. Bu veto kararı, kirli enerjiden çıkışın sonu, Türkiye’de enerji dönüşümünün dönüm noktası olmalıdır.’’

Greenpeace Akdeniz, Temmuz ayında söz konusu 15 santralden ikisinin yer aldığı Kütahya Seyitömer ve Tunçbilek’te yaptığı 24 saatlik hava ölçümü sonucu hava kirliliğinin Dünya Sağlık Örgütü’nün limit değerinin üç katı çıktı olduğunu ortaya çıkarmıştı.

Yasa hangi santralleri kapsıyor?

  • Çanakkale / ÇAN 18 Mart Termik Santrali
  • Şırnak / Silopi Termik Santrali
  • Kahramanmaraş / Afşin Elbistan A Termik Santrali
  • Karabük / Kardemir Termik Santrali
  • Kütahya / Tunçbilek Termik Santrali
  • Kütahya / Seyitömer Termik Santrali
  • Manisa / Soma A Termik Santrali
  • Manisa / Soma B Termik Santrali
  • Sivas / Kangal Termik Santrali (1. Ve 2. üniteler)
  • Zonguldak / Çatalağzı Termik Santrali
  • Ankara / Çayırhan Termik Santrali
  • Muğla / Yeniköy Termik Santrali
  • Muğla / Kemerköy Termik Santrali
  • Muğla / Yatağan Termik Santrali
  • Bursa / Orhaneli Termik Santrali
  • Kahramanmaraş / Afşin Elbistan B Termik Santrali

Ekoloji Birliği: Gereğini yapın

Ekoloji Birliği’nden yapılan açıklamada da “Veto yetmez, termik santraller hemen kapatılmalıdır” denildi.

Söz konusu yasa çalışmasından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın habersiz olduğunun düşünülemeyeceği belirtilen açıklamada, “ AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın onayıyla gelen yasa, yine AKP ve MHP oylarıyla kabul edildi. Ancak sözünü tutmayan Meclise yönelik çok çeşitli tepkiler oldu” denildi.

Yasanın Meclis’ten geçmesinden sonra Cumhurbaşkanı’na yasanın veto edilmesi çağrısında bulundukları ve santrallerin kapatılmasını istedikleri hatırlatılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Termik santraller, filtresi olsa da bacalarından zehir yaymaya devam edecektir. İnsan sağlığını yanında doğayı kirleten, iklim krizini büyüten etkenlerden biri olan termik santrallerin kapılarına kilit vurulmalıdır.

Ekoloji Birliği olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “vetosunun” önemli bir adım olduğunu düşünsek de kamuoyu baskısının etkisini unutmamak gerekir.

Cumhurbaşkanı bir yandan termik santralların süresinin uzatılmasını veto edip “duyarlılık” gösterisi yaparken diğer yandan bir ekolojik yıkım ve talan projesi olan “Kanal İstanbul” da ısrarcı olmaktadır.

Ekoloji Birliği olarak bir kez daha vurguluyoruz: Veto yetmez, termik santraller kapatılmalıdır. Kanal İstanbul Projesi’nden vazgeçilmeli ve yeniden gündeme getirilmemelidir.”

Ölümün rengi, kömür karası güzelim

Son zamanlarda vizyonda olan farklı ülkelerden filmler, gelir dağılımı ve sosyal adalet konusuna bir kez daha dikkat çekiyor. Britanya’nın dahi yönetmeni Ken Loach’un “Üzgünüz, Size Ulaşamadık” ve Güney Koreli yönetmen Bong Joon-ho’nun yönettiği “Parazit” filmleri, İngiltere’de ve Güney Kore’de yaşanan yoksulluğu ve bu sorunun, başta aile yaşantısı olmak üzere insan ilişkilerini nasıl etkilediğini çarpıcı bir şekilde beyaz perdede gözlerimizin önüne seriyor. Yoksulluk, gerçek hayatın içinde olmasına rağmen, nedense beyaz perdede bizi daha fazla etkiliyor. Belki de tüm dikkatimizi filme vermekten dolayı daha fazla etkileniyoruz. Kim bilir?

Maalesef, yoksulları daha da zor duruma düşürecek başka sorunlar var. Gittikçe bozulan hava ve çevre kalitesi, suya erişimin daha güç hale gelmesi, gıda fiyatlarının sürekli artması ve bunların yol açtığı sağlık sorunlarının yarattığı rahatsızlık ve tedavi masraflarının, yoksul insanlar için olumsuz hayat koşullarını daha da ağırlaştıracağı tartışma götürmez bir gerçek. Ekonomide, bir ülke içindeki gelir dağılımını ölçerken Gini katsayısını kullanırız. Bu katsayının, 1’e eşit olması halinde o ülkedeki tek bir vatandaşın, milli gelirin tamamını aldığını, 0’a eşit olması halinde ise, her vatandaşın milli gelirden eşit oranda pay aldığını varsayarız. Diğer bir deyişle, Gini katsayısı 0 değerine yaklaştıkça gelir dağılımında adalet sağlanırken, 1 değerine yaklaştıkça gelir dağılımındaki adalet bozulur. Burada bahsettiğim gelir dağılımı, birincil gelir dağılımı olup vergiden önceki gelir dağılımını ifade ediyor. Gelir dağılımı hesaplarına, çevre problemlerinin neden olduğu maliyetleri de koyduğumuz zaman, yoksulların nasıl daha da yoksullaştığını görmek pekala mümkündür.

Rasyonel olan hayata uymuyor

Rasyonel olan ekonomik kararların hepsi, birer fayda-maliyet analizine dayanır. Fayda-maliyet analizleri, özellikle alınan kararlar sonucunda çevreye ve insan sağlığına verilen zararlarda daha önemli hale gelir. Ancak son gelişmeler, bir kez daha bunun gerçek hayatta ve uygulamalarda yapılmadığını gösteriyor.

Türkiye’den örnek verecek olursak, termik santrallere takılması gereken ancak  maalesef Meclis’ten geçen yasa tasarısı ile 2.5 yıl ertelenmesi öngörülen filtrelerin maliyeti ile filtresiz bacaların yol açtığı sağlık sorunlarının çok iyi hesaplanması beklenirdi.  Üstelik burada söz konusu olan, hayat-memat meselesi ve insan sağlığı olduğu için bu tür hesaplara aslında hiç girilmemesi gerekirdi. Zira, termik santrallerin faaliyette bulunduğu yerlerde başta solunum yolları olmak üzere, çeşitli sağlık sorunlarındaki artış, oralarda yaşayan insanların hayat kalitesini etkilemekle kalmıyor, ölümlere de neden oluyor. Ölümün bedeli ,sadece iş gücü kaybı olmamalıdır.

Karar alıcıların, ki bunlara muhalefette olan milletvekilleri de dahil, buradaki sorumlulukları yadsınamaz. Devlet ile vatandaşlar arasında bir sözleşme vardır. Bu sözleşmenin dayandığı en temel yasa Anayasa’dır. Sosyal sözleşme gereği vatandaşlar, Anayasa ile belirlenen sorumluluklarını yerine getirirken, sözleşmenin diğer tarafında devlet adına yer alan karar alıcılardan da aynı şeyi beklemek haklarıdır. Demokrasimiz, dolaylı demokrasi olduğu için milletvekilleri, vatandaşları mecliste temsil eder. Vatandaşlar, seçimler aracılığı ile milletvekilerini kendileri adına karar almaya yetkili kılar ve doğal olarak alınan kararların kendilerinin refahı için olmasını bekler ve haklarının savunulmasını isterler. Termik santrallerine filtrenin takılmasını öngören yasa tasarısının Meclis tarafından onaylanması açıkça hak ihlalidir. Daha da düşündürücü olanı ise, bu oylamadan daha önce iktidarın, iklim krizi ile yeterince mücadele etmediğini, asıl beka sorununun iklim krizi olduğunu belirten ana muhalefet partisinin milletvekillerinin hepsinin bu çok önemli oylamaya katılmamış olmalarıdır. Hatta katılma oranları çok düşüktür. Anayasa’nın 73. Maddesi, vatandaşların vergi ödeme sorumluluğunu düzenlerken, 56. Maddesi de vatandaşların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını düzenler. Vatandaşlar, vergilerini ödeyerek sosyal sözleşmenin kendilerine düşen yükümlüğünü yerine getirirken, aynı şeyi Meclis’ten beklemek hakkına sahiptir.

Vetonun gereği yerine getirilmeli

Birkaç gün önce bir televizyon kanalı, filtre takılması için termik santrallerinin elektrik üretimine ara vermesinin ne gibi maliyetlere yol açacağı bir takım hesaplar ve görseller ile gösterdi. İnsan hayatını ve sağlığını hiçe sayarak yapılan bu hesaplamalar, gerçekçi olmaktan çok uzaktı.  Oysa WWF Türkiye, termik santrallerinin yılda zaten 365 gün çalışmadığını, ancak 70 gün civarında çalıştığını açıkladı. Kısaca bu filtrelerin takılması için, elektrik üretimine ara verilmesine gerek olmadığını belirtti.  Ama takılmaması halinde feda edilen insan hayatlarının sayısı hiç de az değildir. Temiz Hava Hakkı Platformu tarafından yapılan analizler ise, 2017 yılında hava kirliliğinin trafik kazalarından daha fazla ölüme yol açtığını gösteriyor.

Ölüm zordur, ölüm büyük bir kayıptır, ölüm hüzünlüdür. Tevfik Fikret’in dediği gibi biz, melali anlamayan nesle aşina değiliz. Filtre takılmasından dolayı gerçekçi olmayan hesapları yapan nesil, melali anlamayan nesildir. Yaşam hakkı kutsaldır. Ve karar alıcılar, vatandaşların yaşam hakkını korumakla görevlidir. Bu görev, bir anayasal sorumluluk ve zorunluluktur. Bu nedenle yasa tasarısının veto edilmesi olumlu bir gelişme olmuş ve karar vericiler bu konudaki sorumluluğunu yerine getirmiştir.

 

Türkiye AB’nin 2050 Karbon-Nötr Ekonomi hedefine hazır mı?

Bu soruyu “AB’nin hedefinden Türkiye’ye ne?” diye yanıtlayacak çok sayıda kişinin olacağını tahmin etmek zor değil.  Son dönemde ne kadar içine kapanmış olsa da, Türkiye’nin özel sektörünün bu uygulamaya neden kayıtsız kalamayacağını anlatmaya çalışacağım bu yazıda.

Avrupa’da ve dünyada esen Yeşil Dalga mevcut politikaların devamını imkansız kılıyor. İklim krizi sıradan insanların özellikle gençlerin en önemli gündem maddesi. 2009’da 42 milletvekiline sahip küçük bir grupken 2019 seçimlerinde Yeşil Grup 74 milletvekiliyle Avrupa Parlamentosu’nun en etkin gruplarından biri haline geldi ve 2009 seçim manifestosunu 2019 yılında AB Başkanı seçilen (hem de Hıristiyan Demokrat gruptan) Ursula von der Leyen’in seçim manifestosunun temeli haline getirebildi.

Avrupa ve ABD gibi büyük ekonomik güçler devrim gibi bir dönüşümün arefesinde. Bunun Türkiye ekonomisini etkilememesi mümkün değil. Zira AB, Türkiye özel sektörünün en büyük ihracat pazarı. Toplam ihracatın %60 civarı Avrupa ülkelerine yapılıyor. Leyen’in Avrupa için Yeşil Yeni Düzen programı, AB’nin 2030’da karbon salınımlarını %50 düşürüp, 2050’de ise tamamen karbon-nötr bir ekonomi olmasını hedefliyor. Bu trilyonlarca avroluk bir dönüşümü gerekli kılıyor. Her dönüşüm gibi bunun da içeride ve dışarıda kazanan ve kaybedenler yaratacağı açık. Nitekim, kirli sanayi lobileri bu dönüşümü ertelemek/hafifletmek adına ellerinden geleni yapıyor, bu düzenlemelerin Dünya Ticaret Örgütü anlaşmalarına aykırı olacağını, “yeşil korumacılık”a yol açacağını belirtiyorlar. Ancak, bir de var olan çevresel düzenlemeler dolayısıyla rekabetçilik gücü zayıflamış olan firmalar var. Onlar da AB içi ve dışındaki düzenleme (dolayısıyla maliyet) farkından kaynaklanan haksız rekabetten şikayetçiler.

Sınırda Karbon Uyarlama Vergisi bu haksız rekabeti önleyip programa iş dünyasının desteğini almayı planlıyor. Nitekim, dünyanın en büyük çelik üreticisi Arcelor-Mittal, AB’nin gümrükte karbon vergisini memnuniyetle karşıladığını açıklayalı birkaç gün oldu.

Nedir bu vergi? Ne işe yarayacak?

AB ülkeleri mevcut durumda üretimden kaynaklı CO2 emisyonlarından vergi alıyor. Ancak bu uygulama Avrupa ülkelerinin sera gazı emisyonlarını düşürse de tüketime odaklanmadığı için uzun zamandır eleştirilmekteydi. Eleştirilerin bir tarafı, uygulamanın kirli sanayileri AB dışına itmekle diğer ülkeleri kirlettiğini, hatta daha gevşek düzenlemeler dolayısıyla emisyonun arttığını savunan çevreciler. Diğer tarafta ise karbon sızıntısının haksız rekabete yol açtığını savunan AB’deki kimi sanayi lobileri. Bu vergi iki kesimi de tatmin edebilecek şekilde tasarlanmış görünüyor.

Çok yakın bir zamanda AB’ye ihraç edilen ürünler içerdikleri karbon yoğunluğuna bağlı olarak gümrükte vergilendirilmeye başlanacak. Bu sayede AB de üretilmeyip de tüketilen ürünlerin de bir süre sonra karbon-nötr olması hedefleniyor. Peki hangi sektörler bundan etkilenecek? Ya da şöyle soralım, üretim sürecinde herhangi bir sera gazı salımı yapmayan bir şirket de bu vergiyi ödeyecek mi? Eğer kullandığı elektrik fosil yakıtlardan elde ediliyorsa, evet. Bugün Türkiye’nin ihracat şampiyonu otomotiv sanayi her ne kadar düşük-karbonlu bir üretim yapısına sahipse de termik santrallerden gelen elektriğin emisyonu o firmaların sorumluluğu olarak alınacak. Yani, hammaddeden son mamul haline gelene kadar sürecin tamamından sorumluluk söz konusu.

Aşağıda Türkiye ve en önemli ticaret partnerlerinin ihracatlarının karbon-yoğunluğunun evrimi gösterilmiştir. Görüleceği üzere, Türkiye’nin partnerleri ve genel olarak zengin OECD ülkelerinin ihracatları daha düşük karbon içermekte. Bu fark, herhangi bir vergilendirme durumunda Türkiye özel sektörünün ne kadar etkileneceğinin bir göstergesi.

Üretim süreçlerinin karbonsuzlaştırılması kısa bir zamanda başarılabilecek bir iş değil. Tekil firmaların da yapabilecekleri sınırlı. Eğer her fabrikanın kendi temiz enerjisini üretmesini beklemiyorsak (bu hem maliyetli olurdu hem de gereksiz) o zaman devletin enerji sektörünü ve sonrasında üretim yapısını dönüştürecek adımlar atması gerekiyor.

Türkiye iklim müzakerelerinin ‘sorumsuz’ ülkesi

Oysa bugün Türkiye’de tam tersi bir sürecin yaşandığını görüyoruz. Meclis 15 termik santrale filtre takmak için verilen son tarihi 3 yıl erteleyebiliyor. O santrallerin bulunduğu şehirlerde yaşayanlardan başka ses çıkaran neredeyse yok. Bu, bugüne kadar olduğu gibi kolayca gözardı edilebilecek, bir sağlık sorunu mu sadece? Bu santrallerin elektrik verdiği fabrikalarda yapılan üretim AB’den içeri girerken büyük vergilere tabi olacaksa, en başta bu firmaların bu lakaytlığa itiraz etmesi gerekmez mi?

Türkiye’nin acilen bir dönüşüm programına ihtiyacı var.

Vizyon 2023’ün çoktan çökmüş büyüme rakamlarına dayanarak Paris İklim Anlaşması’na 2030’da 999 milyar tona azaltılacağı iddia edilen karbon hedefi hiçbir şekilde gerçekçi yansıtmamakta, Türkiye’yi iklim müzakerelerinde “sorumsuz” ülke suçlamasına maruz bırakmaktadır. Nitekim, 2010’da yapılan projeksiyona göre 2017’de 600 milyar ton olacağı söylenen karbon emisyonu 526 milyar tonda kalmış.

Yeldan, Voyvoda ve Acar (2018) çalışması, bütçeye ek bir maliyet getirmeden 2030’da emisyonu 666 milyarda sınırlandırmanın mümkün olduğunu söylüyor. Kirletenin ödediği bu vergi tahsilatı ile yeşil işler yaratıldığında 2030’da, normal gidişata göre, daha müreffeh bir Türkiye’ye ulaşmak mümkün.

Tabii 666 milyar ton Türkiye’nin sorumluluğu açısından oldukça yüksek bir rakam.

Yapılan araştırmalar Türkiye’nin 2 derece ile uyumlu emisyon miktarının 441 milyar ton olması gerektiğini ortaya koyuyor. Bunun için bir dönüşüm fonunun oluşturulması ve ciddi bir reform programının hazırlanması gerekiyor.

Dünya 1930’ların krizini sosyal refah devletini kurumsallaştırarak atlatabildi. 21’inci yüzyılın iklim değişikliği ile ağırlaşan krizini ise ekolojik toplumu kurarak atlatabilir. Bütün dünyada, kimi istisnalar, kimi geri dönüşler yaşansa da, gidişat bu yönde. Başına buyruk hareket etmekte ısrarlı Türkiye’nin bırakın ülke liginde üst sıralara çıkmayı, elinde kalanı koruyabilmesi bile mümkün değil.

‘Havayı kirletme izni’ne Erdoğan’dan veto

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, filtresiz termik santrallere mevzuata uyum için 2.5 yıl daha süre veren, torba yasanın 50. Maddesi‘ni veto etti. Madde, AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla kabul edilmişti. 

Erdoğan’ın kamuoyu ve iklim aktivistlerinin büyük tepkisini çeken değişikliği veto ettiği, AKP Sözcüsü Ömer Çelik tarafından duyuruldu. Çelik, partisinin MYK toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada, “Termik santrallere birkaç sene daha süre tanınmasını içeren yasa teklifi Cumhurbaşkanımız tarafından veto edilmiştir” dedi.

50. Madde hangi değişiklikleri kapsıyordu?

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde geçen hafta kabul edilen ‘torba yasa’nın 50. Maddesi’yle birlikte baca filtresi olmayan 15 termik santrale gerekli mevzuata uymaları için tanınan süre 2.5 yıl daha uzatılmıştı.

AKP ile MHP milletvekillerinin oyları ve değişikliğe itiraz eden muhalefet milletvekillerinin de düşük katılımıyla kabul edilen 50. Madde’yle, “2013-2015 yılları arasında özelleştirilen ve kükürt giderim tesisi olmadığı için yasal sınırların üzerinde kirletici salan termik santrallere ‘çevre mevzuatına uyuma yönelik yatırımlara dair yapım sözleşmesi ile iş termin planı’nı 30 Haziran’a 2020’ye kadar Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na teslim etmeleri şartı” getirilmişti. Planı teslim etmeyen ya da etmesine rağmen dört ayda bir gerçekleştirileceği söylenen denetlemelerden geçemeyen santrallerin yasadakinin 20 katına kadar para cezasına çarptırılması kararlaştırılmış, termik santrallere mevzuata uyma adına sundukları plandaki adımları atmaları için verilen son süre de 30 Haziran 2022 olmuştu.

Muhalefetin düşük katılımı tepki çekmişti

Meclis’te 50. Madde’nin kabulüne dair 21 Kasım’da yapılan oylamaya 589 milletvekilinden 253’ü katıldı; 217’si (203 AKP+14MHP) kabul oyu vermişti. Gün içinde Meclis Genel Kurulu’nda çok sayıda muhalefet milletvekilinin söz alarak konuyu gündeme getirmesi hem halk sağlığı hem de gelecek için değişikliğe onay verilmemesini istemesine rağmen, sıra oylamaya geldiğinde CHP’nin 139 milletvekilinden 25’i, HDP‘nin 62 milletvekilinden 4’ü, İyi Parti’nin de 39 milletvekilinden 7’si salondaydı. Muhalefetin bu oylamaya olan düşük katılımı kamuoyunda ciddi tepki çekmişti.

Edirne Başsavcılığı: Demirtaş 26’sında hastalandı, bugün sevk edildi

HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, rahatsızlığı nedeniyle bulunduğu Edirne Cezaevi‘nden hastaneye sevk edildi. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıklamasında Demirtaş’ın 26 Kasım’da rahatsızlandığı bilgisi verilerek şöyle denildi: “Herhangi bir sağlık sorunu tespit edilmemiş olmasına rağmen daha detaylı tetkiklerin yapılması için Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi‘nde muayene edilmesinin sağlanması amacıyla gerekli randevular alınarak bugün için hastaneye sevk edilmiştir.”

Başsavcılık: Muayene talepleri her zaman karşılandı 

Başsavcılık konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Edirne F Tipi Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan Selahattin Demirtaş’ın 26/11/2019 günü cezaevi yönetimine rahatsızlandığını bildirmesi üzerine acilen 112 aranılarak gelen doktor tarafından ilk muayenesi ve gerekli tetkikler yapılmıştır.

Herhangi bir sağlık sorunu tespit edilmemiş olmasına rağmen daha detaylı tetkiklerin yapılması için Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde muayene edilmesinin sağlanması amacıyla gerekli randevular alınarak bugün için hastaneye sevk edilmiştir. Bu süreç içerisinde Selahattin Demirtaş’ın ailesi ve ziyaretçileriyle rutin olarak yapılan görüşmeleri gerçekleşmiştir. Ayrıca farklı tarihlerdeki doktor muayene talepleri de her zaman karşılanmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

HDP ve CHP heyetleri Edirne’ye gidiyor

Demirtaş’ın kardeşi ve avukatı Aygül Demirtaş bugün sosyal medyadan yaptığı açıklamada, ağabeyinin 26 Kasım günü cezaevinde nefes almakta güçlük yaşadığı için kısa süreli bilinç kaybı yaşadığını söylemişti. Hastaneye sevki için yedi gündür başvuruda bulunduklarını ancak sevkin gerçekleştirilmediğini belirten Aygül Demirtaş, “Demirtaş’ın sağlığıyla ilgili en küçük bir olumsuzluğu düşünmek dahi istemiyoruz. Bunun sorumluları, bu vebalin altından kalkamazlar” demişti.

Demirtaş’ın rahatsızlığının duyulması üzerine HDP’nin Meclis Başkan Vekili ve Grup Başkanvekilleri’nin Edirne Cezaevi’ne gideceği açıklandı. CHP de Edirne Cezaevi’ne bir heyet göndereceğini ve Demirtaş’la görüşeceklerini bildirdi.