Ana Sayfa Blog Sayfa 2278

Kanal İstanbul’a ‘Hayır’ diyenlerden insan zinciri çağrısı

Kanal İstanbul’a karşı 100’den fazla kurum ve bireyin bir araya gelerek oluşturduğu Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu, pazar günü Küçükçekmece Gölü olarak da bilinen ve dünyanın sayılı lagünlerinden biri olan Küçükçekmece Lagünü etrafında gerçekleştirilecek insan zinciri eylemine çağrı yaptı.

Eylem,  12 Ocak Pazar günü saat 13:00‘da eş zamanlı olarak iki lokasyonda gerçekleşecek.  İnsan zincirine katılmak isteyenler Avcılar, Gümüşpala Mahallesi, Paşaeli Piknik Alanı giriş önünde ve Küçükçekmece Metrobüs durağında bir araya gelecek.

‘Yıkımı değil yaşamı savunuyoruz’

Kanal İstanbul’a ‘Hayır’ diyen herkesi birleşmeye ve dayanışmaya çağıran Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu tarafından yapılan açıklamada “Tüm kentin yaşamına kast eden Kanal İstanbul projesine hayır demek için, kendi yaşam alanımızın sağlığını korumak için, ekolojik yıkımı değil yaşamı savunmak için birleşiyoruz, dayanışıyoruz” denildi.

Küçükçekmece dünyanın sayılı lagünlerinden

Küçükçekmece Gölü olarak da bilinen Küçükçekmece Lagünü dünyanın sayılı lagünlerinden birisi niteliğinde. Diğer lagünlerde olduğu gibi deniz bağlantılı yarı tuzlu suya sahip. Nakkaşdere, Sazlıdere, Eşkinoz Deresi ve yeraltı akışları ile tatlı suyla besleniyor. Küçükçekmece Lagünü ve lagünü besleyen dereler deniz canlılarının üreme alanlarından. Kanal İstanbul projesi gerçekleştiğinde buradaki lagün de zarar gören alanlardan birisi olacak.

Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu

Koordinasyon; İstanbul halkı, kent ve ekoloji hareketleri, demokratik kitle örgütleri, mahalle dernekleri, siyasi partiler, meslek odaları ve sendikalar olmak üzere, yaklaşık 130 kurumun, projeye karşı yürütülen mücadeleyi büyütmek ve sürekli hale getirmek için bir araya gelmesiyle kuruldu. 26 Aralık 2019 tarihinde ilk toplantılarını gerçekleştiren oluşum, Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu ismi altında Kanal İstanbul projesine karşı etkinlik ve eylemler düzenliyor.

 

ABD’de Trump’a İran konusunda yetki kısıtlama girişimi

ABD Temsilciler Meclisi Başkan Donald Trump’ın İran konusundaki yetkilerini kısıtlayan tasarıyı kabul etti. Demokrat Parti’nin çoğunlukta olduğu mecliste tasarı,  224 “evet” ve 194 “hayır” oyu alarak geçti. Ancak, aynı tasarının Cumhuriyetçilerin ağırlıkta olduğu Senato’da kabul edilme ihtimali olmadığı için tasarı sadece sembolik önem taşıyor.

Yasalaşması mümkün gözükmeyen tasarıda Trump’ın savaş kararı vermeden önce Temsilciler Meclisi’nin onayını alması gerektiği yazıyor. Öte yandan, tasarıda İran’ın “terör destekçisi bir ülke” olarak tanımlandığı ağır suçlamalar da yer alıyor. ABD tarafından öldürülen İranlı komutan Kasım Süleymani‘nin de İran’ın terör faaliyeetlerinin planlayıcılarından olduğu belirtiliyor.

‘Güçlü bir mesaj’

Temsilciler Meclisi kanadından yapılan açıklamada her ne kadar tasarının yasalaşma ihtimali bulunmasa da taslağın başkana gönderilen “güçlü bir mesaj” olduğu belirtildi. Tasarıya ilişkin açıklama yapan Temsilciler Meclisi Başkanı Demokrat Nancy Pelosi, “Söz konusu tasarı için bu yolu seçmemizin sebebi, başkanın imzasına ihtiyaç duymamasıdır. ABD Kongresi’nin bu beyanının, başkanın veto edip etmeyeceği düşüncesiyle yok edilmesine izin vermeyeceğim” dedi.

2019 en sıcak ikinci yıl olarak kayıtlara geçti

Avrupa Birliği’nin İklim Değişikliği Gözlemleme Kurumu (Copernicus Climate Change Service-C3S), 2019’un küresel çapta en sıcak ikinci yıl olduğunu bildirdi. C3S tarafından yayımlanan veriler, aynı zamanda geçen yılki sıcaklığın, en sıcak yıl olan 2016’yı sadece bindelik bir oranla geriden takip ettiğini ortaya koydu.

Sıcaklıklar 140 yıldır kayıt altına alınabiliyor.  Buna göre, son beş yıl, en yüksek sıcaklık derecesine sahip dönem olarak kayda geçerken, ölçümlerin başladığı tarihten bu yana 2010-2019 arasındaki dönem de tüm zamanların en sıcak yılları.

Copernicus direktörü Jean-Noel Thepaut, “Bunlar tartışmasız endişe verici işaretler” dedi.

2019 yılında küresel sıcaklıklar, 1981-2010 ortalamasından 0.6 Santigrat derece daha fazlaydı. Ancak 2019’un Aralık ayı, aynı dönemden 3.2 derece daha sıcak olarak ölçüldü. Ayrıca son beş yıl da sanayi öncesi döneme göre 1.1 derece ila  1.2 derece daha sıcaktı.

C3S Başkanı Carlo Buontempo da “2019, veri setimizdeki küresel olarak ikinci en sıcak yıl oldu. Avrupa’da tüm mevsimler ortalamanın üzerinde sıcaktı ve bazı ülkelerde yaz ve kış sıcaklıklarının en yüksek seviyeleri kaydedildi. Üstelik çok sayıda ay da tekil olarak sıcaklık rekorları kırdı” diye konuştu.

Sıcaklıklardaki yükselme eğilimi sürüyor

2016’daki en yüksek sıcaklıklar, yüzyılda bir güçlenen El Nino tarafından desteklenmişti, ancak 2019’a rağmen sadece 0.04C daha soğuktu, bu da yükselen sıcaklık eğiliminin sürdüğünü gösteriyor.

Servis ayrıca, 2019’da daha yüksek sıcaklıklar görmemizi sağlayan atmosferdeki karbon konsantrasyonunun artmaya devam ettiğini ve gezegendeki en yüksek seviyelere ulaştığını da belirtti.

Bilim insanları, sıcaklık artışını 1.5C’de sabitlemek için 2030’a kadar insan eliyle sera gazı salımının her yıl yüzde 7,6 oranında azaltılması gerektiğini söylüyor. Ancak geçtiğimiz ay Madrid’de düzenlenen COP25’deki iklim görüşmeleri, bu konuda ülkeler arasında büyük sıkıntılar yaşandığını gösterdi.

Ekosfer Derneği’nin Meteoroloji verilerinden derlediği bilgilere göre ise Türkiye’nin 1970-2018 yılları arasındaki ortalama yüzey sıcaklığı 13,2 derece iken, 2019’da bu değer 1 derece artarak 14,2’ye ulaştı. Böylece Türkiye en sıcak dördüncü yılını 2019’da yaşamış oldu.

Kazdağları resim yarışması sonuçlandı

Çanakkale Belediyesi tarafından düzenlenen ve ortaokul öğrencilerini kapsayan “Çanakkale İli Ödüllü Kazdağları Resim Yarışması” sonuçlandı. Yarışmada, 164 adet başvurudan şartnameye uygun olan 155 adet resim değerlendirmeye alındı. Jürinin ortak kararıyla; birincilik ödülüne Biga Hamdibey Ortaokulu’ndan Beyza Mirza, ikinciliğe Cevatpaşa Ortaokulu’ndan Beste Akı, üçüncülüğe İstek Vakfı Okulları’ndan Ela Mecit layık görüldü. Jüri Özel Ödülü’nün sahibi Çanakkale Koleji’nden Umay Doğan oldu.

Yarışmanın birincisiödül olarak; iki veli/vasisi ile birlikte Londra Kraliyet Botanik Bahçesi‘ne geziye gitmeye hak kazandı. Yapılacak ödül töreninde ise; ikinci öğrenciye dijital çizim ekipmanı, üçüncüye tablet ve Jüri Özel Ödülü’nün sahibine mini tablet hediye edilecek. Yarışmaya gönderilen resimler, 57. Troia Festivali’nde de sergilenecek.

Avustralya’da katliam: 10 bin deve ‘çok su içiyor’ diye infaz edilmeye başlandı

Avustralya‘nın kontrol altına alınamayan yangınlardan ve kuraklıktan etkilenen Güney Avustralya eyaletinde, su kaynaklarını tükettiği gerekçesiyle yaklaşık 10 bin yabani devenin helikopterlerden ateş edilerek öldürüleceği bildirildi. Bölgedeki kuraklık sorununun yıllardır sürdüğü, deve katliamının yangınlarla doğrudan ilgili olmadığı açıklandı.

BBC‘de yer alan habere göre dün çok sayıda deve öldürüldü ve bazı yaban atları da infaza dahil edildi.  Develerin öldürülmesine sosyal medya kullanıcılarından çok sert tepki geldi. Koalalar ve kangurular için gösterilen hassasiyete karşın 10 binden fazla devenin öldürülmesi kararı eleştirildi. Hayvan hakları örgütleri ise bunun bir katliam olduğunu belirterek, daha insani bir çözüm yolu olarak develere kısırlaştırıcı ilaçlar verilmesini öneriyor.

Avustralya basınında yer alan haberlere göre, eyaletin kuzeybatısındaki Anangu Pitjantjatjara Yankunytjatjara (APY) bölgesinde yerel yöneticiler, su kaynaklarına akın ederek yerleşim yerlerine zarar verdiğinden şikayet ettikleri yabani develerin toplu halde infaz edilmesine onay vermişti.

APY yetkililerinden Marita Baker da, The Australian gazetesine yaptığı açıklamada, “Sıcağa ve rahatsızlık verici koşullara hapsolmuş durumdayız. İyi hissetmiyoruz, çünkü develer geliyor ve çitleri aşarak evlerin etrafında dolanıyor, klimaların bile suyunu içmeye çalışıyor” dedi.

Bölgede artan yabani deve nüfusunu kontrol altına almak üzere beş gün sürmesi planlanan operasyonda, keskin nişancılar helikopterlerden ateş ederek 10 bin civarındaki hayvanı öldürecek.

Güney Avustralya Çevre ve Su Departmanı, (DEW) yaklaşık 10 bin yabani devenin bölgedeki tanklar ve musluklar dahil su kaynaklarına akın ettiği tahmininde bulunmuştu. DEW sözcüsü, binlerce devenin altyapıda büyük hasara yol açtığını, aileler ve yerleşim yerleri için de tehlike arz ettiğini söyledi.

Develerin bazılarının susuzluktan öldüğünü ya da su kaynaklarına erişmek için birbirini ezdiğini aktaran sözcü, “Bazı durumlarda hayvan ölüleri , önemli su kaynaklarını ve kültürel alanları kirletiyor” dedi.

Gerekçeler arasında, hayvanların küresel ısınmaya katkıda bulunacak şekilde yılda bir ton karbondioksitin etkisine eşdeğer metan saldığı da gösterildi.

Kıtadaki ilk katliam değil

Avustralya’da yabani deve sayısının 1,2 milyondan fazla olduğu belirtiliyor. Kangru ve koalanın aksine, deve Avustralya’ya özgü bir hayvan değil. Develer ülkeye, 19’uncu yüzyılın ortalarında kaşiflerin çölü geçebilmesi için getirildi.

Avustralya’da 2009 yılında da hükümet, bölge halkının ekinler, su boruları ve çitlerine zarar verdiğini öne sürdüğü 650 bin sahipsiz devenin  vurularak öldürülmesini istemişti. Geçtiğimiz yıl da ülkedeki yerel türleri yok eden vahşi kedileri öldürmek için havadan zehirli sosisler atılmıştı. Hükümet 2020’ye kadar iki milyon kediyi öldürme sözü vermişti.

 

Türkiye Suriye’den 20 bin ton hububat alacak

Suriye’den zeytinyağı alınması geçtiğimiz yaz tartışmalara neden olurken Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Şanlıurfa Merkez Şube Müdürlüğü de Suriye’den hububat almaya hazırlanıyor.

Kamu İhale Kurumu’na bağlı Elektronik Kamu Alımları Platformu’nda (EKAP) yayımlanan ihale bilgilerine göre, Suriye’nin Tel Abyad bölgesinden alınacak olan 20 bin ton hububat TMO’nun Şanlıurfa Merkez Şube Müdürlüğü’ne bağlı depolara taşınacak.

Tel Abyad, Türkiye’nin geçtiğimiz aylarda gerçekleştirdiği “Barış Pınarı Harekatı” alanında kalıyor. Bölge, halen TSK ve ÖSO unsurlarının kontrolü altında

1 milyon 300 bin TL’ye taşınacak 

BirGün’den İsmail Arı‘nın haberine göre, hububatların Türkiye’ye taşınması için yapılan ihaleye altı şirket kaldı; 1 milyon 300 bin TL teklif veren Öz-Duy Uluslararası Taşımacılık Şirketi ile 3 Ocak tarihinde sözleşme imzalandı. Sözleşmeye göre şirket 30 Haziran tarihine kadar, yaklaşık altı boyunca Tel Abyad’daki hububatları Şanlıurfa’ya taşıyacak.

Türkiye’deki üretim yüzde 5 azaldı

Bu arada TÜİK de Türkiye’deki buğday üretiminin 2019 yılında yüzde 5 azaldığını, yemeklik bakla üretiminde de yüzde 7,1 düşüş olduğunu açıkladı. TÜİK’in verilerine göre, buğday üretimi geçen yıl yüzde 5 azalarak 19 milyon ton seviyesine geldi. Yemeklik bakla üretiminde azalış ise yıllık bazda yüzde 7,1’e ulaştı. Geçtiğimiz ay Toprak Mahsulleri Ofisi’ne verilen vergisiz buğday ithalatı yetkisi de 1,5 milyon tona çıkarılmış, karar tepki çekmişti.

Rakamlara göre, üretim miktarları 2019 yılında yaklaşık olarak tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde 63,8 milyon ton, sebzelerde 31,1 milyon ton ve meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde 22,3 milyon ton olarak gerçekleşti.

Tahıl ürünleri üretim miktarları ise 2019 yılında bir önceki yıla göre ortalamada %0,02 oranında azalarak yaklaşık 34,4 milyon ton olarak gerçekleşti. Bir önceki yıla göre buğday üretimi %5 oranında azalarak 19 milyon ton, arpa üretimi %8,6 oranında artarak 7,6 milyon ton, çavdar üretimi %3,1 oranında azalarak 310 bin ton, yulaf üretimi %1,9 oranında artarak 265 bin ton oldu.

Baklagillerin önemli ürünlerinden yemeklik bakla %7,1 oranında azalarak yaklaşık 5,5 bin ton, yeşil mercimek %1,5 oranında artarak 43,6 bin ton, yumru bitkilerden patates ise %9,4 oranında artarak yaklaşık 5 milyon ton olarak gerçekleşti. Yağlı tohumlardan soya üretimi %7,1 oranında artarak 150 bin ton olarak gerçekleşti.

2019’da tütün üretimi %7 oranında azalarak 70 bin ton, şeker pancarı üretimi ise %3,7 oranında artarak 18,1 milyon ton oldu.

Brezilya’da gay İsa’lı filme mahkeme yasağı

Brezilya‘daki yerel bir mahkeme, İsa’yı eşcinsel olarak gösteren The First Temptation of Christ isimli filmin geçici olarak TV yayınından ve dijital içerikten kaldırılması gerektiğine hükmetti.

İsa Peygamber’in filmde gay birey olarak tasvir edilmesi ülkedeki muhafazakar Hıristiyanların tepkisi çekmiş, iki milyon kişi, dizinin kaldırılması için dilekçe yazarak konuyu mahkemeye taşımıştı. Brezilyalı YouTube komedi grubu Porta dos Fundos tarafından yapılan parodi filminin prodüksiyonunu yapan şirkete molotof kokteylleriyle saldırı da düzenlendi.

Netflix aleyhindeki kararda yargıç Benedicto Abicai, “İfade özgürlüğü hakkı … mutlak değildir” ifadelerini kullanarak  “geçici kararın yüksek bir mahkeme tarafından nihai bir karar verilene kadar tepkili Hıristiyanları yatıştırdığını” söyledi.

Konuyla ilgili henüz Netflix ve Porta dos Fundos ekibinden bir yorum gelmedi.

Bolsonaro’lardan tepki 

Brezilya’nın aşırı sağcı Devlet Başkanı Jair Bolsonaro “eşcinsel bir oğuldansa ölü bir oğulu tercih edeceğini” söylemişti. Twitter’da Netflix dizisini “çöp” olarak adlandıran oğlu Eduardo Bolsonaro da Porta dos Fundos’un “Brezilya toplumunu temsil etmediğini” belirtti.

Trump: NATO’dan destek isteyeceğim

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump, İran’ın Irak’taki ABD üslerine saldırısı sonrası Beyaz Saray‘dan ulusa seslendi.  Trump ilk olarak saldırıda iddia edildiği gibi hiçbir Irak veya ABD vatandaşının ölmediğini söyledi.

 ‘İran saldırı pozisyonundan çekilmiş görünüyor’

İran’ın şimdilik saldırı pozisyonundan çekildiğini belirten Trump, İran’a karşı önlemlerinin artacağını söyledi. Trump ayrıca, gün içerisinde NATO ile konuşup daha fazla adım atmalarını isteyeceğini açıkladı.  İran’ın Trump’ın konuşmalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde oldu:

İran’a yönelik ek yaptırımlar olacak. İran, dünyada terörizmin en büyük sponsoru ve nükleer silahlarla medeni dünyayı tehdit ediyor buna izin vermeyeceğiz.  Çok uzun bir süre boyunca, 1979’a kadar kesin olarak, uluslar İran’ın Orta Doğu ve ötesindeki yıkıcı ve istikrarsızlaştırıcı davranışlarını tolere etti.

İran, Yapılan nükleer anlaşmadan sonra davranışını değiştirdi. Ama şimdi ABD’ye ölüm sloganları atmaya başladılar. Bu sözleşmeden elde ettikleri parayla Ortadoğu’da cehennem oluşturdular. İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya ve Çin’i 2015 İran nükleer anlaşmasından çıkmalı.

‘Süleymani’yi öldürerek mesaj verdik’

Kasım Süleymani’yi ortadan kaldırarak teröristlere çok güçlü bir mesaj vermiş olduk. ABD’ye yeni saldırılar düzenliyordu ve onu durdurduk. Çok öncesinde öldürülmesi gerekiyordu. İran’ın saldırganlığı akılsızca imzalanan nükleer anlaşmadan sonra artmıştır. Yeni bir anlaşma yapılmalı dünya daha barışçıl olmalı. İran büyük bir ülke olabilir, şiddeti körüklemekte ve nefreti körüklediği sürece Ortadoğu’da barış ve istikrar sağlanamaz. ABD İran’a cevap vermelidir.

 

‘NATO ile konuşacağım’

Trump konuşmasının sonunda NATO’dan Ortadoğu konusunda daha fazla adım atmasını isteyeceğini söyledi. Ortadoğu’nun petrolüne ihtiyacımız yok ifadelerini kullandı.  Trump ayrıca ABD’nin “gücüne” vurgu yaparak “Pek çok hipersonik bomba üzerinde çalışıyoruz. ABD bu kapasiteye sahiptir” dedi.

Kuru soğan ve patates ihracatı neden ön izne bağlandı? – İrfan Donat

Kuru soğan ve patates fiyatları 2018 yılı sonunda ve 2019’un ilk çeyreğinde gündemin ilk sıralarında yer aldı.

Hatırlarsanız 2019’ın ilk aylarında kilogram fiyatı 8-10 lirayı bulunca her iki ürün için hem ithalat kapıları açılmış hem de tanzim çadırlarında satışa çıkarılmıştı.

Geçen yılki fiyat dalgalanmalarının temelinde üretimdeki plansızlığın yanı sıra ekim alanlarının daralması ve dolayısıyla rekolte kaybı, iklim şartlarındaki olumsuzluklar, hastalık sonucu ürün zayiatı ve depodaki kayıplar sıralanabilir.

İşte geçen yıl ki bu kötü tecrübe, bu yıl hem patates hem de kuru soğanın ihracatının ön izne bağlanmasında ana etken dersek yanlış olmaz.

Ticaret Bakanlığının İhracı Yasak ve Ön İzne Bağlı Mallara İlişkin Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliği Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Patates ve kuru soğanın ihracatı Tarım ve Orman Bakanlığının iznine bağlandı.

Böylece, içerideki fiyatların bir şekilde baskılanması hedefleniyor.

Tam ihracat fırsatı çıkmışken…

Biz bu yazıyı yazdıktan hemen sonra Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, “Dış talebin iç fiyatları etkilememesi için patates-soğan ihracatını izne bağladık” açıklamasında bulundu.

Aslına bakarsanız geçen yıl patates ve kuru soğan fiyatlarının 8-10 liraları görmesi örümcek ağı teoremini yeniden işletti ve üreticiler bol miktarda patates ve kuru soğan ekti. O yüzden bu yıl rekolte, geçen yıla göre yaklaşık yüzde 10-15 daha fazla.

Depolarda Türkiye’ye rahatlıkla yetecek patates ve kuru soğan var.

İşte böyle bir dönemde ihracat tam bir fırsat olarak görülür. Hem üretimdeki fazlalığı değerlendirmek hem de ülke ekonomisine döviz girdisi sağlamak adına…

Hindistan’dan örnek vermek gerekirse…

Kuru soğan, Hint mutfağının olmazsa olmaz ürünlerinin başında gelir. Kuru soğan, Hindistan’da fiyatları aşırı yükseldiği için hükümetlerin düşmesine bile neden olacak kadar stratejik bir üründür.

Kuru soğan tüketiminin çok yüksek ve önemli olduğu Hindistan’da bu yıl rekolte kaybı yaşanırken ve ithalat kapıları açılırken, normal şartlarda bu durumun Türkiye açısından fırsat olarak görülmesi gerekir.

Bilen bilir ama böyle bir ortamda Türkiye’de kuru soğan ve patates ihracatının ön izne bağlanma kararı birçok kimsenin aklında soru işareti yaratır.

Üretim planlaması yapılmadı

Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Ökkeş Yıldırım, patates ve kuru soğan piyasasının içinde yer alan bir isim.

Daha önce de Tarım-Analiz programında kendisiyle patates ve kuru soğan konusunu enine boyuna konuşmuştuk.

Ökkeş Yıldırım, hem kuru soğan hem de patates üretiminde fazlalık olduğunu dile getirerek, “Üretim planlamamız yok, elde sağlıklı verileri de yok. Dolayısıyla öngörülemez durum yüzünden geçen yılki fiyat hareketlerine yönelik korku hakim. Kamu tarafı fiyatların yükselmesindense ürünlerin depolarda çürümesini tercih edebiliyor” diyor.

Yılbaşından önce kuru soğan ihracatının başladığını ve fiyatın haliyle yükselmeye başladığını kaydeden Yıldırım, söz konusu kararın alınmasında bu gelişmelerin etkili olduğu görüşünde.

Hem kuru soğan hem de patates ihracatında zaten şartların zorlaştırıldığını ifade eden Yıldırım, “Patates ve kuru soğan için ağır metal ve kalıntı analizleri AB standartlarının üzerine çıkarıldı” bilgisini veriyor.

Patatesin depolama koşullarından dolayı çürümeye başladığı bilgisini veren Yıldırım, “Bu yıl iklimin yumuşak seyretmesi nedeniyle patateste ciddi anlamda zayiat var. Patateslerin depodaki ömrü 1-1,5 ay arasında değişiyor. O yüzden ihracat bir fırsat” diyor.

Yıldırım, kuru soğanda ise Kapadokya bölgesinde depolama koşullarının daha sağlıklı olmasından dolayı ürünlerin Mart-Nisan ayına kadar kalabileceğini belirtiyor.

Özellikle son 2 haftadır Adana ve Mersin’deki aşırı yağışlar tarımsal üretimi olumsuz etkilerken, söz konusu yağışların patates ve kuru soğan rekoltesine yönelik de panik yarattığını kaydeden Yıldırım, “Adana ve Mersin bölgesinde turfanda ürünlerin hasadına Nisan ortası ve Mayıs başı başlanır. Ancak bu yılki aşırı yağışlar sebebiyle söz konusu ürünlerdeki rekolte kaybı riski de bu kararın alınmasında etkili olmuş olabilir” yorumunda bulundu.

Üretim önceki yıla göre arttı

Bu arada TÜİK’in hem 2019 yılı Bitkisel Üretim Verileri hem de Aralık ayı enflasyon verileriyle patates ve kuru soğanın durumunu da hatırlatmakta fayda var.

Türkiye’de patates üretimi 2019’da bir önceki yıla göre yüzde 9,4 artarak 5 milyon tona çıkarkenkuru soğan üretimi de yüzde 13,9 yükselerek 2,2 milyon tona çıktı. Ökkeş Yıldırım’a göre ise rekoltedeki artış resmi verilerden daha yüksek, yüzde 20-25 düzeyinde.

Patates fiyatı Aralık 2019 itibariyle aylık bazda yüzde 1,9 artarken, yıllık bazda yüzde 32,6 geriledi. Kuru soğan fiyatı ise aynı dönemde aylık bazda yüzde 25 artarkenyıllık bazda yüzde 50 düşmüş durumda.

Nedeni ne olursa olsun söz konusu ürünlerin ihracatının ön izne bağlanma kararı, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ve ihracat pazarlarımız açısından çok tartışılır.

Sonuçta bu işten yaklaşık 450-500 bin aile ekmek yiyor.

İthalatın bu kadar kolay yapıldığı ve önünün açık olduğu bir ortamda, ihracatın neden bu kadar zorlaştırıldığını anlamak ve anlatabilmek kolay değil.

Yukarıda değindiğimiz gibi konunun farklı boyutları var ama bir şeye dikkat çekmekte fayda var.

Hep söylüyoruz…

Tarımda sağlıklı, güncel ve güvenilir verilere ihtiyacımız var.

Eğer tarımda planlama olmazsa, elde sağlıklı veri bulunmazsa, arz-talep-fiyat dengesini kaygılarımız ve korkularımız belirler.

O zaman da ihracat potansiyelinin olduğu bir yerde ihracata yasak ve öz izin gibi konuları konuşur, durumu yönetemeyince de ithalat kapılarını hemen açıveririz.

(Bloomberg’den alınmıştır.)

Avustralya’daki yangınlarda ölen hayvan sayısı güncellendi: 1,25 milyar

İklim krizinin etkilerini dramatik şekilde hisseden Avustralya, kıtayı etkileyen yüksek sıcaklıklar ve kuraklığın sebep olduğu yangınlarla boğuşurken, milyonlarca canlı da bu yangınlarda hayatını kaybetti. Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) ve Sidney Üniversitesi’nin birlikte yaptığı bir çalışmaya göre bu yangınlar sırasında Avustralya’da hayatını kaybeden canlı sayısı 1,25 milyar.

Bir çok tür yokoluşun eşiğinde

Geçtiğimiz hafta ülkede yangınlarda ölen hayvan sayısının 500 milyon olduğu açıklandığında bu büyük bir üzüntüye neden olmuştu. Ancak yeni çalışmalar sayının çok daha fazla olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni ise yapılan hesaplamalara ülkenin yarısının ve pek çok türün dahil edilmememesi.

Geçen haftaki sayıları veren Sidney Üniversitesi’nden akademisyen Chris Dickman’ın çalışması ülkenin sadece güneyine odaklanıyordu ve memeliler, kuşlar ile sürüngenleri kapsıyordu.

Ancak, WWF’nin sunduğu katkı ile Dickman çalışmasının sınırını genişletti ve ülkenin bütünüyle ilgili bir hesaplamaya gitti. Ayrıca bu hesaba kurbağa türlerini, omurgasız canlıları ve yarasaları da dahil etti. Böyle olunca sayı 1,25 milyara çıktı. Uluslararası Okyanus Fonu Direktörü Rebecca, hayvanların büyük bir kısmının alevler tarafından yutulduğunu, birçoğunun da yeterli besin bulamadıkları için öldüğünü belirtti. WWF Avustralya Direktörü Dermot O’Gorman ise kaybolan ormanların yeniden ortaya çıkması için on yıllar geçmesi gerektiğini ve birçok canlı türünün yok oluşun eşiğinde olacağını söyledi.