Ana Sayfa Blog Sayfa 2227

Koronavirüs insan hakkı ihlallerine yol açıyor

Uluslararası Af Örgütü, Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve pek çok ülkeye yayılan yeni tip Koronavirüs (Covid-19) ile ilgili yaşanan hak ihlallerini listelediği bir rapor yayınladı.  Listede Çin ve Asya kökenli insanlara uygulanan ayrımcılık, bilgi edinme hakkına getirilen sansür gibi hak ihlalleri yer aldı.

Uluslararası Af Örgütü Doğu ve Güneydoğu Asya Bölgesel Direktörü Nicholas Bequelin konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Koronavirüs salgınına karşı verilen mücadelede sansürün, ayrımcılığın, keyfi gözaltı ve insan hakları ihlallerinin hiçbir yeri yok. İnsan hakları ihlalleri, halk sağlığını ilgilendiren acil durumlarla mücadeleyi kolaylaştırmaz; aksine, zora sokar ve etkinliğini azaltır” dedi. Af Örgütü’nün ‘Koronavirüs’le mücadelede işlenen hak ihlalleri’ başlığıyla yayınladığı yedi madde şöyle:

1- Çin’de bilgi alma hakkı sansürle engellendi

Çin hükümeti, Koronavirüs ve halk sağlığına yönelik tehlikeleri hakkındaki bilgilerin yaygınlaşmasını engellemek için çok çeşitli girişimlerde bulundu. Aralık 2019’da Wuhan’daki doktorlar, hastalarının, 2002’de Çin’in güneyinde ortaya çıkan ağır akut solunum yetersizliği sendromunun (SARS) belirtilerini taşıdığına ilişkin kaygılarını meslektaşlarıyla paylaşmıştı. Doktorlar, yerel yetkililer tarafından “asılsız söylenti yaydıkları” gerekçesiyle hızla susturuldu ve cezalandırıldı.

Fotoğraf: AP – Kamil Zihnioğlu

Nicholas Bequelin, “Çin’deki sağlık uzmanları, virüsün tehlike arz ettiği uyarısında bulunmaya çalıştı. Hükümet tehlikenin boyutlarını küçümsemeseydi, dünya yayılan virüse karşı daha erken harekete geçebilirdi.” değerlendirmesinde bulundu.

Yüksek Halk Mahkemesi bir ay sonra internette yaptığı bir açıklamada, Wuhan yetkililerinin kararını sorguladı. Bu açıklama ve Wuhan belediye başkanının istifa etmesi, doktorların haklı çıktıklarına dair yaygın bir kanaat oluşturdu.

Ancak salgın hastalığın şiddetini olduğundan az gösterme çabaları, Çin hükümetinin en üst düzey yetkililerince de ortaya konuldu. Yetkililer, uluslararası kamu sağlığı acil durumu ilan edilmemesi için Dünya Sağlık Örgütü‘yle ısrarlı bir lobi faaliyeti yürüttü. Dünya Sağlık Örgütü ise nihayetinde acil durum ilan etti.

2- Sağlık hakkı

Wuhan’ın sağlık sistemi şu an büyük bir yük altında. Sağlık merkezleri ve sağlık uzmanları salgının boyutlarıyla başa çıkmak için mücadele veriyor. Birçok hasta saatlerce sırada bekletildikten sonra hastane kapılarından geri çevriliyor. Sağlık merkezlerinin hastalığın teşhisi için gerekli testlere erişimi yok.

“Çin, Wuhan’da ve diğer yerlerde koronavirüsten etkilenen herkesin yeterli sağlık hizmetine erişimini sağlamalıdır. Salgını kontrol altına almak önemli, ancak engellemek ve tedavi etmek de bir o kadar önem taşıyor. Bu nedenle sağlık hakkı, alınan tedbirlerin temel unsuru olmalıdır” diyen Nicholas Bequelin şöyle devam etti:

Dünya Sağlık Örgütü durmadan Çin’i takdire boğuyor, ancak gerçek şu ki hükümetin aldığı tedbirler başından beri son derece sorunluydu ve halen de sorunlu.

Yerel basın, toplu taşıma araçlarının çalışmaması nedeniyle insanların hızlıca hastanelere gidemediğini ve bazı durumlarda hastalıktan hayatını kaybedenlerin cansız bedenlerinin evlerinden çıkarılamadığını bildirdi.

3- Sansür devam ediyor

Çin yetkililerinin haberlerdeki söylemi kontrol etme ve olumsuz haberleri engellemekteki ısrarı, virüs hakkında zaman zaman doğru bilgilerin de sansürlenmesine yol açacak şekilde devam ediyor. Krizin başlangıcından bu yana Beijing Youth Daily ve Caijing gibi ana akım medya kuruluşlarına bağlı medya organlarındaki yazılar da dahil olmak üzere basında çıkan birçok yazı sansürlendi.

Nicholas Bequelin, “Çin yetkilileri uyguladıkları sansürle, sağlık uzmanlarının Koronavirüsle mücadele etmesine ve insanların kendilerini virüse karşı koruyabilmelerine yardımcı olabilecek bilgilere ulaşmalarını da riske atıyor” dedi ve şu değerlendirmede bulundu:

Bu bilgilerin bir kısmının herkese açık olmaması, insanların koronavirüsten zarar görme riskini artırıyor ve virüse karşı etkili bir mücadeleyi geciktiriyor.

4- Aktivistler taciz edildi ve korkutuldu

Sosyal medyada koronavirüsle ilgili bilgi paylaşmak isteyen kişiler de Çin hükümetinin hedefi oldu.  Örneğin, yurttaş gazeteciliği yapan avukat Chen Qiushi, Wuhan’daki hastanelerde çektiği görüntüleri paylaşmasının ardından yetkililerce taciz edildiğini bildirdi. Wuhan’da yaşayan Fang Bin de koronavirüs nedeniyle ölen kişilerin cansız bedenlerini gösterdiği öne sürülen bir videoyu paylaştıktan sonra yetkililer tarafından kısa süreliğine gözaltına alındı.

Nicholas Bequelin, “Virüsle ilgili asılsız iddiaları çürütmek çok önemli; ancak doğru bilgilerin yayılmasını sağlamak da öyle. Bu konudaki doğru bilgiler içeren gazetecilik ve sosyal medya içeriklerinin engellenmesi, halk sağlığını koruma amacına hizmet etmez” dedi.

5- ‘Yalan haberlere’ yönelik bölgesel baskılar

Virüsün Çin’den Güneydoğu Asya’daki diğer komşu ülkelere yayılmasıyla birlikte diğer devletler de duruma ilişkin haberleri kontrol etme çabası içine girdi. Malezya, Tayland ve Vietnam‘da insanlar salgınla ilgili ‘yalan haberler’ paylaştıkları gerekçesiyle gözaltına alındı. Nicholas Bequelin şunları söyledi:

Hükümetler bilgi kirliliğini engellemeli ve insanlara zamanında ve doğru bir şekilde tıbbi rehberlik sağlamalıdır. Ancak ifade özgürlüğüne yönelik tüm sınırlandırmalar orantılı, hukuki ve gerekli olmalıdır.

Güneydoğu Asya ve diğer yerlerdeki hükümetlerin Çin’in koronavirüs kriziyle baş etme biçimden alması gereken bir ders varsa, o da ‘istikrar’ adına bilgi paylaşımını kısıtlamanın ve konu hakkında konuşulmasını engellemenin ciddi risk oluşturduğu ve felaket derecesinde zararlı olabileceğidir.

6- Ayrımcılık ve yabancı düşmanlığı

Medyada yer alan haberlere göre Wuhan’da yaşayan kişiler virüsün semptomlarını taşımasalar bile otellere kabul edilmedi, kendi evlerinde mahsur bırakıldı ve kişisel bilgileri Çin’de internete sızdırıldı.

Diğer ülkelerde de Çinli veya Asyalı kişilere karşı yabancı düşmanlığı sergilendiğine ilişkin çok sayıda haber çıktı. Güney Kore, Japonya ve Vietnam‘daki bazı restoranlar Çinli müşteri kabul etmedi. Endonezya‘daki bir otelde bir grup protestocu Çinli konukların oteli terk etmesini istedi. Fransa ve Avustralya‘daki gazeteler de krizle ilgili haberlerinde ırkçılık yapmakla itham edildi.

Dünyanın dört bir yanındaki Asyalı topluluklar ise bu duruma karşı harekete geçti. Fransa’da #JeNeSuisPasUnVirus (Ben virüs değilim) Twitter’da en çok paylaşılan etiketlerden biri oldu.

Nicholas Bequelin konuyla ilgili şunları söyledi: “Çin hükümeti insanları ayrımcılığa karşı korumak için tedbir almalıdır. Bununla birlikte, dünyadaki diğer hükümetler de Çin ve Asya kökenli kişilerin ırkçılığa hedef olmasına kesinlikle müsamaha göstermeyen bir tavır sergilemelidir. Dünyanın bu salgına karşı mücadele etmesinin tek yolu, sınırlar ötesi bir dayanışma ve iş birliği kurmaktır.”

7- Sınır kontrolleri ve karantina tedbirleri orantılı olmalı

Birçok ülke virüse karşı tedbir almak için Çin’den veya diğer Asya ülkelerinden seyahat eden kişilere kapılarını kapattı, bazıları ise oldukça sert karantina tedbirleri uyguladı. Avustralya hükümeti yüzlerce Avustralyalıyı Christmas Adası‘ndaki bir göçmen gözaltı merkezine gönderdi. Avustralyalı Tabipler Birliği daha önce bu merkezde gözaltında tutulan mültecilerin ruhsal ve fiziksel açıdan zarar gördüğünü, bu nedenle tedavi koşullarının “insanlık dışı” olduğunu açıklamıştı.

Papua Yeni Gine yalnızca doğrulanmış koronavirüs vakaları olan ülkelerden gelen kişilere değil, tüm Asya ülkelerinden gelen kişilere sınırlarını kapattı. Bu durum, Papua Yeni Gine yetkililerinin talimatıyla ülkelerine giden uçağa binmeleri engellenen Papua Yeni Gineli bazı öğrencilerin Filipinler’de mahsur kalmasına yol açtı.

Seyahat özgürlüğünü sınırlandıran karantina tedbirleri, uluslararası hukuk gereğince ancak orantılı, gerekli, süre sınırına tabi ve mümkünse gönüllü olduğunda, meşru amaçlarla alındığında ve ayrımcı olmayan bir şekilde uygulandığında haklı gösterilebilir.

Karantina tedbirleri güvenli ve saygılı bir şekilde uygulanmalıdır. Karantinaya alınan kişilerin haklarına saygı gösterilmeli ve bu haklar korunmalıdır. Bu kişilerin sağlık hizmetlerine, gıdaya ve diğer ihtiyaçlara erişimlerinin sağlanması da buna dahildir.

Nicholas Bequelin, sözlerini şöyle sonlandırdı: “Zorlu bir durumla karşı karşıya olan hükümetler hem koronavirüsün yayılmasını engellemek hem de etkilenen kişilerin ihtiyaç duydukları sağlık hizmetlerine erişimini sağlamak için gerekli tedbirleri almalıdır.”

 

 

Assange, iade davasında hakim karşısında

Wikileaks’in kurucusu Julian Assange’in tutuklu bulunduğu İngiltere’den Amerika’ya iadesinin istendiği davanın duruşması Londra’da başladı. Amerika’nın, hakkında casusluktan 17 suçlama yönelttiği Assange suçlu bulunması halinde 175 yıla kadar hapis cezası alabilecek.

VOA’nın aktardığına göre, bir hafta devam etmesi beklenen duruşmaların ilkinde Amerika’nın avukatı James Lewis, Assange’ın diplomatik ve askeri belgeleri sızdırarak Irak, İran ve Afganistan’daki gazetecilerin, muhbirlerin ve muhaliflerin hayatını riske attığını savundu.

Guantanamo işkence belgelerini de sızdırmıştı

Amerika, 2010-2011 yıllarında Wikileaks internet sayfası üzerinden Irak ve Afganistan’daki savaşlarla ilgili diplomatik ve askeri belgelerin sızdırılmasına ilişkin olarak, geçen yıl nisan ayından bu yana Londra’da tutuklu bulunan Assange’ın iadesini talep ediyor. ABD yetkisindeki Guantanamo Hapishanesi’nde mahkumlara yönelik işkence ve kötü muamelenin de ortaya çıkarıldığı 700’ün üzerinde belge de aynı dönemde Wikileaks üzerinden sızdırılan belgeler arasındaydı.

2012 yılında Londra’daki Ekvador Büyükelçiliği’ne sığınan Assange, 2019 yılı Nisan ayında İngiliz emniyet yetkililerince tutuklanmış, bir ay sonrasındaysa Amerika’nın iade talebiyle karşılaşmıştı.

Pazartesi günü Londra’da hakim karşısına çıkan 48 yaşındaki Avustralya vatandaşı Assange’ın destekçileri de mahkeme önünde toplanarak ‘Assange’a özgürlük’, ‘Assange’ı iade etmeyin’ şeklinde sloganlar attı.Editörlük ve yayıncılık geçmişi olan Assange’a birçok yayın kuruluşu destek veriyor, Bu kurumlar Assange’a karşı yöneltilen suçlamaları basın özgürlüğünün ihlali olarak yorumluyor.

Ailesi ve arkadaşlarıysa, Assange’in sağlık durumunun kötü olduğu ve cezaevi koşullarında yaşamasının mümkün olmadığını söylüyor.

Avukatı: Osman Kavala kanuna göre bugün tahliye edilmek zorunda

Gezi davasında beraat eden ve tahliye kararı verildikten bir gün sonra 15 Temmuz soruşturması kapsamında tutuklanan Osman Kavala’nın avukatı İlkan Koyucu, tahliye edildiği dosyadan bir kez daha tutuklanan müvekkili için, iki yıllık yasal tutukluluk süresinin ve derhal tahliye edilmesi gerektiğini söyledi.

10 videoluk bir seriyle süreci anlatan Koyuncu, Osman Kavala’nın ne emniyette ne de savcılıkta sorgusunun yapıldığını, hiçbir yerde ifadesinin alınmadığını ve doğrudan Sulh Ceza Hakimliği’ne, tutuklanmasına yönelik bir sevk kağıdıyla sevk edildiğini söyledi.

Osman Kavala’nın şu an tutuklu bulunduğu dosyadan 11 Ekim 2019’da zaten tahliye edildiğini söyleyen avukat Koyuncu, “18 Ekim 2017’de tutuklanmıştı. Yeni Yargı Paketi‘ndeki kanuna dayanarak, iki yıllık tutukluluk süresini dolduran Osman Kavala’nın 25 Şubat 2020’de tahliye edilmesi gerekiyor”dedi.

 

Konuyla ilgili videoda Koyuncu şunları söyledi:

“Soruşturma aşamasında tutukluluk süresi en fazla iki yıl olabilir. Bu Osman Kavala’nın ikinci tutukluluğu. Daha önceden var olan bir soruşturmaya ilişkin olarak ikinci kez tutuklandı.

17 Ekim 2019’da Resmi Gazete’de yayınlanan Birinci Yargı Paketi olarak geçen bir kanun var. Bu kanuna göre Osman Kavala’yı da atfedilen suçu da kapsayan bir şekilde soruşturma aşamasında tutukluluk süresi en fazla iki sene olabilir. Normalde bir buçuk sene olabilir ama gerekçe gösterilerek en fazla iki seneye kadar uzatılabilir. Gözaltında geçen süreler de tutukluluğa dahildir.

Osman Kavala 18 Ekim 2017’de tutuklandı. 11 Ekim 2019 tarihinde aynı soruşturmadan tahliye edildi. Yani Osman Kavala ikinci kez gözaltına alındığında iki senenin dolmasına tam yedi gün vardı. Şimdi tekrar gözaltına alındı, 18 Şubat’ta tekrar tutuklandı. Dolayısıyla 25 şubat 2020’de (bugün) Osman Kavala’nın tutukluluğunun ikinci senesi doluyor. Yasa hakime, savcıya bir takdir yetkisi veren bir durumda değil, kanun ve emredici. Kanuna göre Osman Kavala 25 Şubat 2020’de Osman Kavala tahliye edilmek zorunda.”

Videoların tamamı için tıklayın. 

 

İstanbul ikinci bölge Kanal İstanbul’a karşı bir araya geliyor

Kanal İstanbul projesine karşı çıkan birey ve kurumların oluşturduğu Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu İstanbul ikinci bölgedeki birey ve kurumlara çağrıda bulundu. 3 Mart Salı günü saat 19.00’da düzenlenecek toplantı Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde gerçekleşecek.

Koordinasyon adına yapılan çağrıda “İstanbulluların kanala değil depreme hazırlanmaya, yeşil alanlara, suya ve daha iyi bir kentte yaşamaya ihtiyacı var diyenler bir araya gelmeye devam ediyor. Gelin Kanal İstanbul projesine neden karşı olduğumuzu konuşalım, İstanbul’u birlikte kurtaralım” denildi.

Toplantı çağrısı İstanbul ikinci bölgesinde yani Bayrampaşa, Beşiktaş, Beyoğlu, Esenler, Eyüp, Fatih, Gaziosmanpaşa, Kağıthane, Sarıyer, Sultangazi, Şişli ve Zeytinburnu’nda yaşayanları kapsıyor.

AKP’li belediye ‘yanlışlıkla’ LGBTİ haklarını kabul etti

Urfa’da bulunan  merkez ilçe Eyyübiye’de AKP’li belediye yönetimi, LGBTİ haklarını içeren yönetmeliği mecliste oylayarak kabul etti. Belediyenin İnsan Kaynakları Müdürü Ahmet Alkan tarafından hazırlanan yönetmelik, önce Yazı İşleri Müdürü İsmail Kaya’ya ardından da Başkan Mehmet Kuş’un onayıyla Meclis’e sunuldu. Meclis’e gönderilen yönetmelik oylamaya sunuldu ve kabul edildi.

Meclis’te oylamaya sunulan yönetmelikte, “Toplumda dezavantajlı konumda bulunan LGBTİ (lezbiyen, gay, biseksüel, trans ve interseks bireyler), etnik ve dini azınlıklar, sığınmacı ve mülteciler gibi çeşitli sosyal gruplara yönelik veri toplama, hizmet üretme ve belediye politikalarını yurtdışı ve yurtiçindeki STK’larla işbirliği içinde hazırlamak” ifadeleri yer alıyordu.

CHP veya HDP’li belediyeden ‘kopyala yapıştır’

Ajans Urfa‘nın haberine göre kabul edilen yönetmelik yürürlüğe girerken, Eyyübiye Belediyesi yetkilileri durumu bir gün sonra fark etti ve söz konusu ibarelerde değişikliğe gidilerek, LGBTİ’lerle ilgili ifadeler metinden çıkarıldı. Belediyenin İnsan Kaynakları Müdürü Alkan’ın yönetmeliği internet üzerinden indirdiği ve CHP’li ya da HDP’li bir belediyeden “kopyala-yapıştır” usulüyle aldığı belirtildi.

Antarktika’daki sıcak dalgası adadaki karların yüzde 20’sini dokuz günde eritti

Antarktika’da etkili olan sıcak hava dalgası dokuz gün içerisinde kıtadaki karların yüzde 20’sini eritti. NASA Dünya Gözlemevi tarafından çekilen ve Eagle Adası’na ait uydu görüntüleri sıcak hava dalgasının başlangıcı ve bitişindeki adanın durumunu fotoğrafladı.

Görüntüler, dokuz gün sonunda Antarktika’nın kuzeydoğu yarımadasında bulunan adanın buz örtüsü altındaki arazilerin çoğunun ortaya çıktığını ve yüzeyinde eriyik havuzları açıldığını gösteriyor.

Massachusetts’teki Nichols Koleji’nde jeolog olan Mauri Pelto CNN’e verdiği demeçte “Eriyik havuzlarının Antarktika’da bu kadar hızla geliştiğini daha önce görmemiştim. Alaska ve Grönland’da bu tür olaylarını görüyorsunuz, ancak genellikle Antarktika’da değil” dedi.

Sıcaklık rekorları

Şubat ayında Antarktika’da art arda iki rekor sıcaklık kaydedilmişti.  Antarktika bölgesindeki Seymour Adası’nda sıcaklık 20.75 dereceye ulaşmış ve böylece bölgede gözlemlenen en yüksek sıcaklık olmuştu. Rekor sıcaklık duyurusu, 7 Şubat tarihinde Antarktika yarımadasında kaydedilen 18.3 derece rekorunun ardından gelmişti.

En hızlı ısınan bölge

Dünya Meteoroloji Örgütü’ne (WMO) göre bölge iklim krizi sebebiyle son 50 yılda 3 dereceyle, dünyadaki en hızlı ısınan yerlerden biri oldu. 1950 yılından bu yana her on yılda bir neredeyse yarım derecelik artış kaydediliyor.  Bölgede bulunan buzullar ise daha önce eşi benzeri görülmemiş bir hızda eriyor.

Esenboğa Havalimanı’nda koronavirüs alarmı

Türk Hava Yolları’nın Tahran‘dan havalanarak İstanbul‘a gelmek üzere hareket eden TK879 sefer sayılı yolcu uçağının Koronavirüs (Covid-19) şüphesiyle Ankara’ya acil iniş yaptı. Esenboğa Havalimanı‘nda olağanüstü hal ilan edildiği bildirildi. Uçakta 132 yolcu bulunduğu ve yapılan taramada 12 yolcunun vücut ısısının kritik seviyenin üzerinde olduğu belirtiliyor.

AirportHaber’in aktardığına göre; uçaktaki bir yolcuda Koronavirüs (Kovid-19) belirtileri olduğu ve uçuş ekibinin acil iniş kararı aldığı öğrenildi. Uçağı karşılamak üzere çok sayıda sağlık ekibi hazır bulunduruldu. TC-LOE kuyruk tescilli A330-300 tipi uçağın 10:45 sularında Esenboğa Havalimanı’na indiği ve tüm yolcuların taramadan geçirildiği belirtildi.

https://www.youtube.com/watch?v=a6Be2GPM5Js&feature=youtu.be

 

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) tarafından yayımlanan talimatla Türk şirketlerinin yalnızca İran’dan sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının taşınmasına izin verilmişti. Bu talimat doğrultusunda Koronavirüs (Kovid-19) şüphesiyle karantinaya alınan yolcunun Türk kimlikli olma olasılığının yüksek olduğu kaydedildi.

Sağlık Bakanlığı’ndan jet yalanlama

Sağlık Bakanlığı haberler üzerine açıklama yaparak İran’daki Türkiye vatandaşlarını getirmek için özel bir sefer düzenlendiğini ve tüm yolcuların 14 gün gözlem altında tutulacağını belirtti.

Bakan Fahrettin Koca imzasıyla yapılan açıklama şöyle:

“Bilindiği üzere, 23 Şubattan itibaren, komşumuz İran’la kara, demir ve havayolu geçişleri durdurulmuştur. Kara sınırlarımız karşılıklı olarak kapalıdır ancak havayoluyla ülkemizden İran’a dönmek isteyen İran vatandaşları için dönüşler devam etmektedir.  İran’dan ülkemize dönmek isteyen Türk vatandaşları için ise özel bir sefer düzenlenmiştir. İran’dan bu seferle ülkemize gelen Türk vatandaşları 14 gün süreyle gözlem altında tutulacaktır.
Bu çerçevede THY’ye ait TK879 sefer sayılı Tahran uçağının Ankara’ya inişi planlanmıştır. Uçakta bulunan 132 Türk yolcu ve mürettebat ilk kontrolleri ve karantina süreçleri için daha önce boşaltılmış ve karantina hastanesi olarak hazırlanmış olan Dr. Zekai Tahir Burak Hastanesi’ne nakledilecektir. Yolcuların detaylı sağlık kontrolleri yapıldıktan sonra numuneleri alınarak Ulusal Viroloji Laboratuvarı’mızda tahlilleri tamamlanacaktır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

 

Hollywood’lu yapımcı Weinstein taciz ve tecavüzle yargılandığı davada suçlu bulundu

Hollywood’un ünlü yapımcısı 67 yaşındaki Harvey Weinstein taciz ve tecavüz iddialarıyla yargılandığı davada suçlu bulundu. “Basit cinsel saldırı ve tecavüz” ile “ağır taciz”den suçlu bulunan Weinstein, daha ağır ceza gerektiren “nitelikli cinsel saldırı ve tecavüz” suçundan ise beraat etti.

Eski asistanı Mimi Haley‘e cinsel saldırıda bulunduğu ve eski oyuncu, kuaför Jessica Mann‘a 2013’te tecavüz ettiği iddia edilen Weinstein’ın cezası Mart ayında görülecek duruşmada açıklanacak. Amerikalı film yapımcısına bu iki olaydan dolayı 25 yıl hapis cezası talep ediliyor. Avukatları ise kararı temyize götüreceklerini söyledi.

#MeToo hareketinin başlamasına sebep olmuştu

Davada yer alan kişiler dışında 2017 yılından bu yana 80’den fazla kadın yönetmenin kendilerine taciz ve tecavüz ettiğini açıklamıştı. Kadınların Weinstein’e ilişkin cinsel saldırı iddiaları sonrasında bütün dünyada giderek yayılan ve kadınların başına gelenleri anlattığı, sorumluları deşifre ettiği #MeToo hareketini başlamıştı. Hollyywood’dan başlayarak farklı alanlarda kadınlar uğradığı taciz ve tecavüz olaylarını duyurmaya ve bu konuda diğer kadınları da cesaretlendirmeye çalışmıştı.

Davanın devam ettiği süreçte savcılık, altı tanığın ifadelerine dayanarak Weinstein’ın sahip olduğu konum nedeniyle kadınlara istediğini yaptırmak amacıyla gücünü sistematik olarak kötüye kullandığını iddia etmişti.  Savunma avukatları ise tanıkların yaşadıklarından onların sorumlu olduğunu söyleyerek asıl mağdurun Weinstein olduğunu öne sürmüştü.

CHP tarım zehirleri için Meclis araştırması istedi

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli‘nin yanıtlaması istemiyle, Türkiye’de kullanılan tarım zehirleriyle ilgili  bir soru önergesi verdi. Bakanlık, zararlı pestisitlerin yasaklandığını açıkladı. Ancak bu açıklamanın ardından yapılan araştırmalarda, özellikle domateslerin üzerinde bu pestisitlere rastlandığı ortaya çıkınca, Gürer bu kez konuyu Meclis araştırması istemiyle yeniden gündeme getirdi.

Ürünler yasaklı maddelerle dolu

Gürer bu kez  TBMM Başkanlığına sunduğu Meclis araştırma önergesinde, yasaklanmasına rağmen ürünler üzerinde halen zararlı pestisitlerin kullanıldığının tespit edildiğine dikkat çekti. Belediyenin denetim yetkilerinin artırılmasını isteyen Gürer, tarım zehirlerinin sadece insan sağlığını değil, aynı zamanda toprak, yüzey ve yeraltı suları, mikro ve makro flora gibi birden çok çevresel unsuru olumsuz etkilediğinin araştırmalarla saptandığına vurgu yaptı.

Greenpeace Akdeniz Gıda ve Tarım Sorumlusu Berkan Özyer ile gıda mühendisi Bülent Şık’ın Türkiye’de faaliyet gösteren beş büyük market ve bir semt pazarından alınan 90 örnek incelenme yaptığını ve sonuçlarını “Soframızdaki Tehlike: Pestisit” raporunu hazırladığını anımsatan Gürer, “Sonuçlar kaygı vericidir” diye konuştu.

Bakan yasaklandı demişti, tezgaha çıktı

90 ürünün 14’ünde daha önce yasaklanan pestisitler bulunduğunun açıklandığını hatırlatan CHP’li vekil şunları söyledi:

 “Aralarında,  daha önce verdiğim soru önergesine cevaben Tarım ve Orman Bakan ‘yasakladık’ dediği de carbendazim maddesi de bulunmuştur. Onun dışında pirimiphos methyl (2 üründe), ıprodione (2 üründe),  chlorpyrifos methyl (1 üründe), ımidacloprid (1 üründe), chlormequat chloride (2 üründe), buprofezin (1 üründe), omethoate (1 üründe),  dimethoate (1 üründe) ve tau-Fluvalinate (1 üründe) gibi maddelere rastlanmıştır”

“İncelenen 90 ürünün yüzde 77’sindeki pestisit kalıntılarının “Kara Liste” deki memelilere toksisite ve çevresel toksisite içinde yer alan kriterlerin birine ya da birkaçına aykırı olduğu tespit edilmiştir” diyen Gürer, sonuçların düşündürücü ve araştırılmayı şart kılan veriler olduğuna dikkat çekti; yapılan çalışmalara rağmen nasıl önlenemediğinin araştırılmasını istedi.

Yine Kazdağları, yine Cengiz Holding, yeni altın madeni: Çanakkale halkı öfkeli

Çanakkale’nin Çan ilçesine bağlı Halilağa Köyü’nde Cengiz Holding tarafından açılması istenen altın madenine tepki gösteren ekoloji aktivistleri pazartesi günü Kapalı Pazaryeri önünde protesto düzenledi. Çan Çevre Derneği’nin çağrısıyla bir araya gelen eylemciler “Ne Cengiz, ne Alamos! Kazdağları’nda altın madeni istemiyoruz” dedi.

‘Kazdağları maden bölgesi haline geldi’

Grup adına basın açıklamasını Çan Çevre Derneği Başkanı Hamza Yıldız ve dernek avukatı Ümran Aydın okudu. Açıklamada ‘’Kazdağları yöresinde ormanlarımız, sularımız, toprağımız, ruhsatlarla, sözleşmelerle yeni sömürgeciler uluslararası altın tekellerine ve yerli işbirlikçilerine kolayca satılıyor. Yenice, Lapseki, Çan, Bayramiç ve genel olarak Kazdağları yöresi adeta maden bölgesi haline getirilmiş, tarım ve hayvancılıkla uğraşan, orman işçiliği ile geçinen yöre halkının izni, onayı olmadan yöre halkının yaşam alanları maden ruhsatlarıyla doldurulmuştur” denildi.

‘Tarım ve madencilik yan yana olmaz’

Madenin açılması için düzenlenen ÇED raporlarının toplumsal maliyetlere, halk sağlığına ve halkın ödediği, ödeyeceği sağlık bedellerine, gelir kayıplarına değinilmediği söylenen açıklamada “tarım ve madencilik yan yana yapılamaz, siyanürle, ağır metallerle zehirlenen sularla, zehirli toprakta tarım yapılamaz, yanlıştan dönülmeli verilen maden ruhsatları derhal iptal edilmelidir” ifadeleri kullanıldı.

‘Kaymakamın görevi madeni savunmak değil’

Anayasa’nın 56. Maddesi’ne atıfta bulunulan açıklamada sağlıklı bir çevrede yaşamanın ve bunun için hareket etmenin anayasal bir hak olduğu belirtildi. Açıklamanın devamında şu ifadeler kullanıldı:

ÇED süreçlerinin tamamlandığı Halilağa altın ve bakır madeni işletmesi, 2008’in sonlarına kadar ‘Teck Cominco’ olarak bilinen ‘Teck Resources’ ve yakın zamana kadar ‘Pilot Gold’ olarak bilinen ‘Liberty Gold’ Temmuz 2019′ da Cengiz Holding’e 55 milyon dolara satıldı. Cengiz Holding’in altın madenciliği için çalışmalara başladığı, kaymakamın halkı ikna turlarına çıktığı basına yansıdı. Kaymakamın görevi madenci holding yanlısı çalışma yapmak değildir.

‘Yetkililer halk sağlığını korumalı’

Yetkililer madenci şirketi savunmakla değil halkın sağlığını, yaşam alanlarını korumakla görevlidir, halkın yanında yer almalıdır. Kirazlı Balaban’daki altın işletmesinin çalışmaları yöre halkının mücadelesi sonucu durdurulmuştur. Yöre halkının altın işletmelerine izni, onayı yoktur. Yetkililer yöre halkının sesini duymalı, gayri sıhhi müessese izni ve işletme izni  verilmemelidir.

‘Yerleşim yerlerine çok yakın’

Halilağa altın ve bakır işletmesinin Muratlar Köyü’ne 1,5 km, Hacıbekirler Köyü’ne 2 km, Halilağa Köyü’ne ise 3,5 km uzaklıkta.  Bunun halk sağlığını büyük ölçüde etkileyeceği belirtilen açıklama şu ifadelerle son buldu:

Maden işletmesi bölgesinde su, hava ve çevre kirliliği yaratan siyanür ile arsenik ve cıva gibi toplam binlerce ton zehirli ağır metal ile,  Kazdağları’nın dereleri, yer altı suları, tarım alanları kirlilik; ormanları, gen kaynakları, yaban hayatı ve endemik türleri, nadir bitkileri ise yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Kazdağları yöresindeki altın işletmeleri doğal ve sosyal yaşamı bitirecek, halkın göç etmesine neden olacaktır.

Düzenlenen basın açıklamasına Çanakkale Belediye Başkan Yardımcısı İrfan Mutluay, CHP Çan İlçe Başkanı Harun Arslan, Çanakkale Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Hicri Nalbant, Çan Çevre Derneği Başkanı Hamza Yıldız, CHP Çan İl Genel Meclis Üyesi Erdal Güler, Kepez Belediyesi CHP’li belediye meclis üyeleri, DİSK Emekli Sendikası Çan temsilcileri, Kazdağları Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, İDA Dayanışma Derneği, Çanakkale ve civar ilçelerden gelen çevreci vatandaşlar, Kirazlı Balaban bölgesinde Su ve Vicdan Nöbeti’ne devam eden direnişçiler ile çevreci vatandaşlar katıldı.

Basın açıklamasının ardından ise Menderes Parkı’na geçilirken burada da çevre konulu bir panel düzenlendi.