Ana Sayfa Blog Sayfa 2195

Koronavirüs ile mücadelede iklim değişikliğinden edindiğimiz dersler

*Somini Sengupta’nın  NY Times için kaleme aldığı yazı Yeşil Gazete tarafından çevrildi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Çarşamba günü koronavirüse verilen küresel cevabı şu cümleyle anlattı: “Alarm verici seviyede eylemsizlik”. Bu tabir, iklim değişikliği alanında çalışan herhangi birine tanıdık gelmiştir. İşte bu yüzden de ısınmayı yavaşlatmaya yönelik küresel çabalar, salgını yavaşlatma çabası için uyarıcı bir hikaye sunuyor.

Georgia Teknoloji Enstitüsü’nde iklim bilimci Kim Cobb, bu hafta uzaktan verdiği bir derste “Her ikisi de kaybı en aza indirmek için erken ve ciddi eylem talep ediyor” dedi ve ekledi: “Neyin üzerine kumar oynadığımızı ve yeterince erken davranmayarak neleri kaybettiğimizi iş işten geçince anlayacağız.”

Dr. Cobb gibi bilim insanları yıllardır gezegenin ısınma eğrisini düşürmek için dünya liderlerine uyarıda bulunuyor. Bunun yerine ise emisyonlar katlanarak artıyor. Sonuçlarını ise şimdi görüyoruz: Florida’da üç ay süren seller, rekor sıcaklık ve kuraklık yaşayan Avustralya’daki yangınlar, Avrupa’daki ölümcül sıcak hava dalgaları…

‘İklim değişikliğinin ivmelenmiş hali’

New York Üniversitesi’nde iklim ekonomisti Gernot Wagner ise virüsü “iklim değişikliğinin ivmelenmiş hali” olarak nitelendiriyor. Peki, iklim risklerini neden ciddiye almadık? Burada politika ve psikoloji büyük rol oynuyor.

Engelleyen güçlü bir endüstri olduğunda değişim oldukça zor. Fosil yakıt endüstrisi iklim bilimi inkarcılığını toplum bilincine dayattı. Gezegeni ısıtan gazların emisyonunu azaltmaya yönelik politikaların karşısında lobi yaptı ve başardı da: Amerika Birleşik Devletleri tarihin en fazla sera gazı salan ülkesi ve iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini ortadan kaldırmak için tasarlanan Paris Anlaşması’ndan çekilen tek ülke.

Bu hafta da koronavirüs ile ilgili bilimsel kanıtlara yönelik ayrı bir saygısızlık gündemdeydi. Hatta bu durum Science dergisinde alışık olmadığımız bir yazıya sebep oldu. Başkan Trump’ın bilimin temellerini tekrar tekrar sorguladığı ve yönetimin bilimsel araştırma için kaynakları kestiği bir dönemde koronavirüs aşısı talep ettiğinin söyleyen yazıda “Hem beğenmediğinde bilimi aşağılayıp hem de birden bilimin talep üzerine üretemeyeceği bir şeyi vermesi için ısrar edemezsin” denildi.

Yarını düşünmede kötüyüz

Bir yandan da insan psikolojisi var. İklim değişikliğinde olduğu gibi, salgınla yüzleşen kolektif yeteneğimiz beyinlerimiz tarafından şekillendiriliyor. Ve biz yarını düşünmek konusunda oldukça kötüyüz.

Princeton Üniversitesi’nde davranış bilimci Elke Weber “gelecek ihtimallerle uğraşan iklim değişikliğini algılamak bizim için zor ve çoğu kişi için bundan korkmak çok zor” dedi. Weber, “Olduğumuz yeri ve zamanı düşünmek konusunda evrimleştik. Gelecekle ilgili kararları planlamada çok kötüyüz” diye ekledi.

Gelecek çok uzak olmasa bile bu doğru gibi görünüyor. Araştırmacılar, Kuzey Kutbu’nun 20 yıl boyunca yaz aylarında buzsuz olmaya devam ettiğini, Amazon yağmur ormanlarının 50 yıl içinde bir savana dönüşebileceğini söylüyor.

Görsel: Maria Medem

Sorumluluk liderlerde

Burada da virüse karşı koyma yeteneğimiz için çıkaracağımız dersler var. Tam olarak yarını düşünen bireyler olmada kötü olduğumuz için, ekonomistler ve psikologlar liderlerin kendimizi gelecekteki riske karşı korumamızı sağlayan politikalar yürürlüğe koymasının daha önemli olduğunu söylüyorlar.

Koronavirüs için bunun şimdilik çok masraflı gözüktüğünü söyleyen Dr. Wagner, bunun çok da ileri olmayan gelecek için büyük fırsatları olacağını belirtiyor ve “Zaman ölçeği sıkıştırılmış olsa da, görünüşe göre ne yapacağımızı bilmiyoruz” dedi.

Bilim insanları, ortalama sıcaklıkların endüstri öncesi seviyelere kıyasla 1.5 santigrat derece veya 2.7 santigrat derece ısınmasının önüne geçmek için küresel emisyonların önümüzdeki on yılda yarı yarıya azaltılması gerektiğini defalarca söyledi. Bunu yapamamak ise kıyı şeridinin sular altında kalması, kötüleşen yangınlar ve kuraklık gibi felaketleri 2040 gibi erken dönemlerde yaşamaya sebep olacak.

Bu uyarılar politikada bir değişimi yaratmıyor. Bize dirsek içine hapşırmanın iklime denk gelen önlemini uygulamamız söylenmedi. Uçak kullanımı azaltmada teşvik edilmedik. Onun yerine, satışlar artıyor. Amazon soya ve sığır üretmek için daha da çok yanıyor.

İnsan hayatına yönelik tehditler çoktan hissedilmeye başladı. Hükümet kurumlarına göre, 2018’de Cape Town çevresindeki yaşanan kuraklık iklim değişikliğine bağlıydı. Geçen yaz Batı Avrupa’daki sıcak dalgaları yüzlerce ek ölümle sonuçlandı. Sadece İngiltere’de, iki ay boyunca, çoğunlukla yaşlılar olmak üzere 892 ölüm daha yaşandı, Fransa’da ise bu sayı 1.435 idi.

Chicago Üniversitesi’nde bir grup araştırmacı tarafından yapılan araştırma 2100 yılına gelindiğinde iklim değişikliğinin bugün kanser ve bulaşıcı hastalıktan ölenlerin sayısı kadar insanı öldüreceğini öne sürdü. Avrupa sıcak dalgalarında olduğu gibi, bu yükü taşıyacaklar toplumdaki en savunmasızlar olacak. Araştırma “Bugünün yoksulları, iklim değişikliğinin küresel ölüm risklerinde orantısız olarak yüksek bir pay taşıyorlar” sonucuna varıyor.

Ekonomiyi canlandırmak mı yeşil politika uygulamak mı?

Ancak işte bilinmeyen büyük şey şu: Pandemi sonrası küresel ekonomiyi canlandırma çabası, iklim değişikliğini önlemek yerine gezegenleri ısıtan gazların emisyonlarını hızlandıracak mı? Bu, dünyanın Çin ve ABD gibi büyük ekonomilerinin yaşadığımız anı yeşil büyüme politikaları uygulamak veya fosil yakıt endüstrilerini desteklemeye devam etmek için kullanmasına bağlı.

Kasım ayında Glasgow’da Birleşmiş Milletler tarafından düzenlenecek, ülke başkanlarının ve başbakanlarının sera gazı emisyonlarını azaltılmasına yönelik baskı altında bir araya gelecekleri iklim görüşmeleri, küresel iklim hedefleri için oldukça kritik bir yıl olacaktı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, dünya liderlerine daha iddialı hedefler duyurmak ve “fosil yakıtlara yönelik geniş ve savurgan sübvansiyonları” durdurmak için çağrı yapmıştı. Bu hafta yaptığı konuşmada Guterres, iklim ve sağlık krizlerinin işaret ettiği bir başka açığa işaret etti ve şu ifadeleri kullandı:

Önümüzdeki aylarda güveni yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Anlamlı sonuçlar elde etmenin tek yolunun uluslararası işbirliğinin olduğunu göstermemiz gerekiyor.

 

 

 

 

Uzaktan eğitimde izletilen idam sahnesi kriz yarattı

Koronavirüs salgını nedeniyle Türkiye’de okullara verilen aranın ardından başlayan uzaktan eğitim sisteminde ortaokul öğrencilerine eski başbakanlardan Adnan Menderes’in idam sahnesinin detaylı şekilde anlatılması tepkiye neden oldu.

Derslerin yayınlandığı TRT Eba TV‘nin ortaokul öğrencilerine yönelik ders görüntülerinde 27 Mayıs Darbesi‘nin ardından Yassıada yargılamaları sonrası idam edilen Başbakan Adnan Menderesin idam görüntüleri detaylıca izletildi.  Ayrıca öğrencilere derslerden önce Demokrat Parti Belgeseli izletildiği ve ders aralarında da ilahi dinletildiği ortaya çıktı.

Bakan Selçuk’tan açıklama: Ben de onaylamıyorum

Velilerden gelen ve sosyal medyada büyüyen tepkilerin ardından bir açıklama yapan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, içeriklerin dikkatle kontrol edildiğini belirterek, “Bu yoğun süreçte, üzülerek ifade ediyorum ki, görev dağılımında kendilerine güvenerek denetleme ihtiyacı duymadığım ekibin hazırladığı etkinlik saati görüntülerini ben de onaylamıyorum ve çocuklara uygun olmadığını düşünüyorum” dedi.

Videonun ‘gözden kaçtığını’ dile getiren Selçuk’un açıklaması şöyle:

Bir haftada üç yeni kanal kurup içeriklerini hazırlamak için ben ve ekibim büyük bir gayretle çalıştık. Dersleri merkez alarak yüzlerce çekimin tamamını kontrol ettik. Bu yoğun süreçte, üzülerek ifade ediyorum ki, görev dağılımında kendilerine güvenerek denetleme ihtiyacı duymadığım ekibin hazırladığı etkinlik saati görüntülerini ben de onaylamıyorum ve çocuklara uygun olmadığını düşünüyorum. Nasıl ki okullarımızdaki içeriklere hassasiyet gösteriyorsak, yayınlara da göstereceğiz. Hepimiz için yeni ve zorlu bir süreç. Bu konuda sizlerin de anlayışınızı rica ederim. Gözden kaçırdığım birkaç dakikalık bir görüntünün üzerine titrediğim sisteme verdiği zararı konuşuyor olmanın ne kadar rahatsız edici olduğunu anlatamam. Saygılarımla.”

 

Türkiye’de uzaktan eğitim başladı, peki ya sonrası?

Haber: Elif Ünal

Yeni tip koronavirüs salgınının tüm dünyayı etkisi altına almasıyla birlikte, birçok ülkede eğitim hayatı da yeni bir sınavla karşı karşıya kaldı. Alınan tedbirler kapsamında mart başında dört ülkedeki okullar eğitim-öğretim faaliyetlerine ara verirken, şu anda bu sayı 124’e çıktı.

Türkiye’de ise vaka sayısının artmasıyla birlikte okullar için verilen bir haftalık aranın ardından uzaktan eğitim sürecine ilk adım atıldı. İlkokul, ortaokul ve lise öğrencileri TRT-EBA TV ile Eğitim Bilişim Ağı (EBA) üzerinden yapılacak “uzaktan eğitime” bugün, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk‘un verdiği ilk dersle başladı.

Ancak akıllarda hala pek çok soru ve endişe bulunuyor: Uzaktan eğitim sistemi var olan eğitim sistemimiz ve koşullarımız için ne kadar uygun? Diğer ülkelerde durum ne? Karantina sisteminin uzaması öğrenciler için ne gibi sorunları beraberinde getirecek?

‘Türkiye hızlı ve önemli bir adım attı’

Sorularımıza yanıt bulmak için konuştuğumuz Eğitim Reformu Girişimi Eğitim Gözlem Evi Koordinatörü Burcu Meltem Arık uzaktan eğitim süreci hakkında “Türkiye için hızlı bir adımdı ve önemli bir adımdı. Belirli konularda daha önceki zamanlarda dijitalleşme için atılan adımlar bu sürece hızlı geçebilmesini sağladı” değerlendirmesinde bulundu.

Öğrencilere İnternet dışında alternatif sunulmasının da oldukça önemli olduğunu belirten Arık, “Sadece internet erişimi değil, TV’nin çoğu hanede olmasından yola çıkarak burada da seçenek sunulması oldukça önemli bir gelişme” dedi.

‘Temel amaç öğrencilerin eğitimden kopmasını engellemek’

Uzaktan eğitimde Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) temel amacının zorunlu eğitim sürecinde olan öğrencilerin eğitimden kopmalarını engellemek olduğunu söyleyen Arık Zaten orta öğretimde belli bir kopuş var. Okullara ara verilmesi eğitimden kopuşu tetikleyebilir bu yüzden de MEB teması arttırmaya odaklanıyor. Eğitimin devam ettiği hissi için önemli bir adım” diye konuştu.

‘Çocuğu merkeze koyan destek programları geliştirilmeli’

Ancak uzaktan eğitim, öğrencilerin genel ortalaması düşünülerek hazırlanmış bir program. Bu yüzden okulların kapalı kalma süresi uzadığında belli başlı sorunları da beraberinde getirme ihtimali bulunuyor. Sürecin uzaması halinde  diğer destek ve müdahale programlarının hayata geçirilmesi gerektiğini söyleyen Arık şunları söyledi:

Süreç uzarsa hiçbir şekilde bu yollarla eğitime erişemeyecek, imkanı olsa da hanede zorluk yaşayan çocuklar için ayrıca bir destek programın geliştirilmesi gerekir. Merkezi uygulamalar yetmiyor; okulların ve sınıf öğretmenlerinin birlikte her bir çocuk için planlama yaması gerekiyor. Sonuçta, sınıfını ve öğrencisini en çok bilen öğretmen ve okul. Onlara büyük bir rol düşüyor.

Hangi öğrenci erişiyor hangisi erişemiyor bunların takip edilmesi ve ona göre bir program oluşturulması gerekiyor. Her çocuk biriciktir, bireydir. Çocuğun iyi olma hali gözetilmelidir. Kanaldaki içerik çocuğun iyi olma hali göz önünde bulundurularak planlanabilir ve iyileştirilebilir.

‘Sosyal-ekonomik ayrışmayı artırabilir’

Sürecin uzamasının getireceği bir başka risk ise sosyal-ekonomik ayrışmayı ve imkanlara göre farklılaşmayı arttırması. Arık, “İmkanı olan, zamanı olan, nasıl yapabileceğini bilen, nasıl yapabileceğine erişimi olan ebeveynler çocuklarının eğitim ve öğretimini güçlendirebilecek. Ebeveynleri çalışıyorsa oldukça zor olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Hali hazırda bazı çocukların hanede sıkıntılar yaşadığını söyleyen Arık “Bazı çocuklar için hanenin kendisi risk alanı. Onun rolü de çok önem taşıyor. İhmar ve istismarın takip edilmesi ve önleme ve müdahale mekanizmalarının geliştirilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘Özel okullar ve devlet okulları farklı yöntemler uyguluyor’

Özel okullar devlet okullarında uygulanan farklı yöntemlere de değinen Arık, “Çoğu özel okulda her sabah online olarak öğretmenler ve çocuklar buluşuyor. Velileri bilinçlendirmek için yönerge veriyorlar. Sanki okula gider gibi bir sistem işledi. Bazı okullar neler yapılacağını paylaştı, ama online eğitim henüz başlamadı. Bazı okullarda öğretmen ve öğrenci arasında senkron sağlamak için çalışmalar yapılıyor” dedi. Arık, özel okullardaki ve devlet okullarındaki farklı uygulamaların öğrenme açığını ve farkını derinleştirebileceği uyarısında bulundu.

‘Çocukların öz disiplin geliştirmesi gerekiyor’

Var olan eğitim sistemimizin de uzaktan eğitim sürecine olumsuz etkisi olacağını belirten şöyle konuştu: “Normalde çok merkezi, ne öğretildiğine MEB’in karar verdiği, sınıfta da öğretmenin odakta olduğu bir sistemimiz var. Çocukları birey olarak kabul eden bir sistem değil. Çok yönlendirilmenin olduğu, ezber odaklı içeriksel sorunlar da var. Şu anda çocuklar kendi öğrenmesinden sorumlu hale geldi. Öz denetim, öz bakım becerileri, öz disiplin geliştirmesi gerekiyor.”

Finlandiya’da çocuklara özel uygulama

Tüm dünyada koronavirüs tehdidi benzer bir yayılım gösterirken ülkelerin yaşanan süreçte aldıkları önlemler ise farklılık gösteriyor. Farklı ülkelerdeki uygulamalar hakkında bilgi veren Arık, Finlandiya’nın okullara ara verme uygulamasına geç başladığını söyledi ve şu bilgileri paylaştı:

Finlandiya’da ilkokul seviyesinde sağlık çalışanları gibi zorunlu hizmet yapanların çocukları için okulla devam ederken, koruma önlemleri artırıldı. Çalışmak zorunda olan ebeveynler için önemli bir destek olan erken çocukluk eğitimleri ise devam ediyor.

Bunun dışında ise okullara her bir çocuğun ihtiyaçlarının dikkate alındığı uzaktan eğitime geçilmesi söylendi. Ancak özellikle belirli aileler için önemli olan çocuklara ücretsiz yemek sağlaması uygulaması artık devam ettirilemeyecek.

ABD’de çocuklara gıda yardımı devam ediyor

ABD’de ise farklı olarak San Francisco ve Boston’da okullar beslenme ve gıda yardımına devam ediyor. Okullar sabah saatlerinde bu yardımı sağladıktan sonra kapanıyor.

Avustralya’da ise henüz okullar tatil edilmediğini anlatan Arık, “Tabii ki bu koşullarda veliler ve öğrenciler oldukça endişeli. Velilerin büyük oranda çocuklarını okula göndermediği söyleniyor” dedi.

Ancak, farklı uygulamalar hakkında bilgi edinmek ne kadar önemliyse farklı eğitim sistemleri olan ülkeleri karşılaştırmak da bir o kadar sıkıntılı. Arık, her ülkenin eğitim sistemine, ve toplumsal koşullarına göre çocuğun ve çocuğun iyiliğinin merkeze konulduğu uygulamalara geçmesi gerektiğini söyledi.

Ebeveynler için tavsiye: Sakin olun

Son olarak ebeveynler için önerilerini sorduğumuz Arık ilk olarak sakin olmak gerektiğini söyledi. Yaşananların yeni bir süreç olduğunu belirten Arık, “Farklı yöntemler, farklı kaynaklar var. Bunları izlemek ve takip etmek önemli olacaktır. Panik havasından çıkmak gerekiyor. Öncelik çocuğun iyi olma hali. Onun gözetilmesi gerekiyor” dedi. Arık, çalışan ve çocuğunu evde yalnız bırakmak zorunda kalanlar için ise farklı destek mekanizmalarının kurulması gerektiğini belirtti.

İstanbul Kent Savunması’ndan işbirliği ve sosyal adalet çağrısı

İstanbul Kent Savunması, Türkiye’yi de etkisi altına alan koronavirüs salgını hakkında 15 maddelik bir işbirliği ve sosyal adalet çağrısı yaptı. “Kriz herkesi etkilese de, maruz kaldığımız adaletsizlikler salgın günlerinde de hayatımızı eşitsiz biçimlerde etkiliyor ve hepimizin sağlığını tehlikeye düşürüyor” denilen çağrıda şeffaflık talep edildi; işsiz kalanların ya da kalacakların kayıplarının tazmin edilmesi istendi.

Yayımlanan bildiride yer alan 15 madde şöyle:

  • Pandeminin ülkemizdeki gerçek durumu, hasta-ölüm sayıları ve yapılan test sayılarıyla ilgili şeffaflık, yurttaşlık hakkımızdır. Herkesin tablo hakkında doğru fikir sahibi olabilmesi için salgınla ilgili bilgilerin açık ve şeffaf biçimde paylaşılmasını, bu ortamda halkın haber hakkı için çalışan gazetecilere yönelik baskıların durmasını talep ediyoruz.
  • Tehlikeye en çok maruz kalan grupların başında gelen sağlık emekçilerinin güvende tutulması, kamu sağlığı için yaşamsaldır. Ön cephede salgınla mücadele eden sağlıkçıların mesleklerine kutsiyet atfedilerek, güvenlikleri sağlanmadan sahaya sürüldüklerinde, bir süre sonra hastalanıp hizmet veremedikleri başka ülkelerdeki deneyimlerle de sabittir. Ayrımsız tüm sağlık personelinin her türlü kişisel koruyucu ekipman ihtiyacının acilen karşılamasını talep ediyoruz.

  • Kriz derinleştikçe sağlık emekçilerinin üzerindeki baskının da artacağı şüphesizdir. Sağlık emekçilerine yönelik olası şiddet vakalarının önüne geçmek için can güvenliklerinin sağlanmasını talep ediyoruz.
  • Sağlık emekçilerinin mesleki yetkinlikle yaptıkları uyarıları kriminalize etmek için harcanan enerjinin, bu uzmanlara daha fazla kulak verilerek salgınla mücadele için kullanılmasını talep ediyoruz.
  • Başta test uygulaması olmak üzere, tanı ve tetkik olanaklarının herkes için ayrımsız ve eşit biçimde yaygınlaştırılmasını ve erişiminin kolaylaştırılmasını talep ediyoruz.
  • Yüksek risk gruplarını barındıran hapishaneler, huzurevleri, kimsesiz çocuk yurtları, kadın sığınma evleri, göçmen-sığınmacı kampları gibi toplu yaşam alanlarında barınanların acilen testten geçirilmesini, bu yerlerde temel sağlık ihtiyaçlarının karşılanmasını talep ediyoruz.
  • Pandemiyle mücadelede kurumsal acziyet belirtileri görünmeye başlamışken, her türlü maddi imkâna ve lojistik donanıma sahip iki kurum olan AFAD ve KIZILAY’ın derhal göreve çağrılmasını ve yerel yönetimler dahil tüm kurumların eşgüdümle hareket etmesini talep ediyoruz.
  • Pandemiyle mücadelede en etkili yöntemin siyasi irade göstermekten ve bütün kurumlarla ayrım göstermeksizin eşgüdümle çalışmaktan geçtiğini biliyoruz. Bu nedenle Türk Tabipler Birliği’nin daha fazla gecikmeden sürece dahil edilmesini ivedilikle talep ediyoruz.
  • Sosyal mesafenin yaşamsal olduğu bilinciyle, evde kal çağrılarının tüm yurttaşlar için uygulanabilir hale getirilmesi için, zorunlu iş kolları haricinde, kamu-özel sektör çalışanlarına ücretli izin verilmesini; işten çıkarmaların, zorunlu ücretsiz izin, zorunlu yıllık izin gibi uygulamalara son verilmesini talep ediyoruz.
  • Zorunlu iş kollarında çalışma düzeninin ve saatlerinin çalışanların sağlıklarını koruyacak her türlü malzeme ve önlemle sürdürülmesini talep ediyoruz.

  • Konut-kira ödemelerinde kiracıların haklarını gözeten uygulamaların yaygınlaştırılmasını, kira ödemelerinde erteleme sağlanmasını; geçimini sadece kirayla karşılayanları mağdur etmemek için bu sürede bu kişilerin zararlarının tazmin edilmesini talep ediyoruz.
  • Elektrik, su, doğalgaz, tüketici kredisi ve prim borçları gibi borçların ertelenmesini, pandemi süresince temel hizmetlerde hiçbir kesintiye gidilmemesini ve hatta temel hizmetlerin ücretsiz olmasını talep ediyoruz.
  • Pandemiyle sebebiyle işsiz kalan yurttaşların geçimlerinin güvence altına alınmasını, kentlerimizi ve doğamızı yağmalayan şirketlere tahsis edilen kaynakların yurttaşların sağlığı, iyilik hali ve geçimi için kullanılmasını talep ediyoruz.
  • Kentlerimizi paylaştığımız sokak hayvanlarının ve barınaklardaki hayvanların hayatını güvence altına alacak önlemler alınmasını ve covid – 19 virüsünün sokak hayvanlarından insanlara geçmediğinin her yerde duyurulmasını talep ediyoruz.
  • Doğal sit alanlarını turizm, madencilik vb. ekonomik aktiviteye açan yönetmelik 16 Mart 2020 tarihinde sessizce yayımlandı. Böylesine hayati bir dönemde, tüm toplum seferberlik halinde mücadele etmeye çalışırken, doğamızı yok edecek bu tür kar odaklı yasal müdahalelerin gerçekleştirilmesinin yasaklanmasını, çıkanların geri alınmasını talep ediyoruz.

Bildiride şu ifadeler kullanıldı:

İçinden geçmekte olduğumuz kriz, kentlerimizi ve doğamızı savunmak için bugüne kadar savunduğumuz dayanışmacı, kolektif, kamusal değerlerin haklılığını bir kez daha kanıtlamaktadır. Salgının en az hasarla atlatılabilmesinin aynı değerleri mevcut şartlarda savunarak gerçekleşebileceğini biliyoruz.Tüm yurttaşlarımızı kendilerine iyi bakmaya, birbirimize sahip çıkmaya, mümkün olan tüm yollarla dayanışma içinde olmaya çağırıyoruz.”

İstanbul Kent Konseyi

Barınma hakkı gaspından kentsel ekolojik alanların talanına kadar varan kent suçlarına karşı sürdürülen mücadelelerin ortak forumu olarak örgütlenen İstanbul Kent Savunması, 2014’de kuruldu. Kent örgütleri, mahalle dernekleri, meslek örgütleri, odalar, sendikalar ve Gezi direnişinin ardından oluşan forumların bir araya gelerek oluşturduğu Kent Savunması, kuruluş toplantısında “Ortak toplumsal çıkarlarımızı temel alan yeni bir kent mücadelesi için ortak, kamusal haklarımızı savunmaya çağırıyoruz” demişti.

 

Tokyo Olimpiyatları’nın ertelenmesi gündemde

Japonya başbakanı Shinzo Abe, Japon Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada, ilk kez dünya çapında bir tehdide dönüşen koronavirüs salgını nedeniyle 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’nın ertelenebileceğini değerlendirdiklerini söyledi.

Abe, Uluslararası Olimpiyat Komitesi‘nin (IOC) önümüzdeki birkaç hafta içinde durumu inceleme ve ertelemeyi de içeren bir karar alma planını yorumlarken, etkinlikler ‘tam haliyle’ yapılamayacaksa, ertelenmesinin kaçınılmaz olacağını, bu kararın sporcuların güvenliği için çok önemli olduğunu” kaydetti. Ancak Japonya hükümetinin gündeminde Tokyo Olimpiyatları’nı bu yıl için tamamen iptal seçeneği bulunmuyor.

Olimpiyatlar şimdiye dek barış zamanında hiçbir zaman ertelenmedi veya iptal edilmedi.

Kanada ve Avustralya oyuncu göndermiyor

Öte yandan katılımcı ülkeler de kendi önlemlerini alıyor. Kanada ve Avustralya, temmuz ayında düzenlenmesi planlanan olimpiyat oyunlarına katılmama kararı aldı. Avustralya Olimpiyat Komitesi yetkilileri, oyunların bu yaz gerçekleştirilemeyeceğinin “açık olduğunu” belirterek Avustralyalı sporculardan 2021 yılı için hazırlanmalarını istedi.

Kanada Olimpiyat Komitesi de salgın sebebiyle sporcularını Tokyo’ya göndermeme kararı aldığını duyurdu. Kanada, Tokyo’da ağustos ayının sonunda başlaması planlanan Paralimpik Oyunlar’a da sporcu göndermeyecek. Kanada Olimpiyat Komitesi (COC) ayrıca Uluslararası Olimpiyat Komitesi,  Uluslararası Paralimpik Komitesi (IPC) ve Dünya Sağlık Örgütü‘nü (DSÖ) “acilen” oyunları bir yıl ertelemeye çağırdı. Komite, çağrısında “Onlara, oyunların yeniden planlanmasının getireceği tüm karmaşıklıkların giderilmesinde tam destek veriyoruz” ifadelerini kullandı.

İngiliz Olimpiyat Birliği de IOC’yi hızlı ve kararlı bir şekilde hareket etmeye çağırdı. Başkan Sir Hugh Robertson şunları söyledi: “IOC Yönetim Kurulu’nun Tokyo 2020 Olimpiyat Oyunlarının ertelenmesi ile ilgili seçenekleri gözden geçirmesini memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak yine de önemli belirsizlikler yaşayan sporcular için hızlı kararlar almaya çağırıyoruz.”

Wuhan’da hayat yavaş yavaş normale dönüyor

Dünya genelinde koronavirüs salgını nedeniyle enfekte olanların sayısı 342 bin 393’e, ölü sayısı 14 bin 762’ye yükseldi. Salgının ilk tespit edildiği Çin’deyse, çok sıkı karantina önlemlerinin ardından neredeyse hiç yeni vaka görülmüyor. Wuhan’da da hayat normale dönmeye başladı

Çin’de beş gündür ülke içi kaynaklı bulaşma tespit edilmedi. Sağlık Bakanlığı yetkilileri, 39 yeni vaka tespit edildiğini ancak bunların hepsinin yurtdışı kaynaklı olduğunu duyurdu. Çin Ulusal Sağlık Komisyonu, “Son 24 saat içinde yurt dışı kaynaklı 39 yeni vaka kaydedildi, 47 şüpheli vaka var ve hepsi Hubei eyaletinden olmak üzere dokuz kişi virüs nedeniyle öldü” açıklaması yaptı.

Wuhan ‘kademeli olarak’ açılıyor

Salgının merkezi Wuhan kentindeyse, iki aydır süren karantina önlemleri hafifletiliyor. Haftalar sonra ilk defa dün, insanlar evlerinden dışarı çıktı. Hafta sonundaysa uzun zaman sonra ilk defa şehre 1000’den fazla işçi feribotla geldi. Pazar günü yetkililer, semptom göstermeyen ve enfekte olmadığını belgeleyen kişilerin çalışmaya ve iş yerlerine dönebileceğini duyurdu. Yetkililer aynı zamanda, şehrin ‘kademeli olarak’ açılacağını ve toplu taşımanın devam edeceğini açıkladı.

Kılıçdaroğlu: İhraç sağlıkçılar işe iade edilmeli

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, koronavirüs salgını gündemiyle düzenlediği basın toplantısında, hükümete 13 maddelik çözüm önerisinde bulundu. Devletin sosyal adalet sistemiyle yönetilmesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir” dedi.

CHP Genel Merkezinde konuşan Kemal Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

“Ülkemiz tüm dünya gibi salgına karşı amansız bir mücadele veriyor. Sağlık çalışanlarına teşekkürlerimi sunuyorum. Bu salgın bize farklılıklarımızı bir kenara bırakarak birlikte hareket etmemiz gerektiğini göstermiştir. Bu salgın bize ancak herkesin kurallara uyması halinde sağlıklı kalınabileceğini göstermiştir. Bilimsel aklın yol göstericiliğinde tüm sorunların çözülebileceğini göstermiştir. Bu salgın bize hiç tanımadığımız bir kişinin de sağlığından sorumlu olduğumuzu göstermiştir.”

‘Kimse dışlanmamalı’

“Bu salgını dayanışma içinde hep birlikte yeneceğiz” diyen CHP lideri, önerdikleri 13 maddelik tedbirleri şöyle sıraladı:

  • 1. 5 Şubat 2009 yılından beri toplanmayan Ekonomik Konsey toplanmalı. Konsey toplantısına ilgili tüm taraflar davet edilmeli. Hiç kimse, hiçbir kurum dışlanmamalı.

    2. Sağlık personelinin konaklama ihtiyacı giderilmeli.

  • 3. Sağlık kurumlarında eleman açığı giderilmeli, KHK ile ihraç edilen ve hakkında hüküm bulunmayanlar görevine iade edilmeli.
  • 4. Askeri hastaneler yeniden açılmalı.
  • 5. Merkezi yönetim ile belediyelerin eşgüdüm içinde çalışılmalarına gayret edilmeli;
  • -Hazine ve Maliye Bakanlığı ile İller Bankası’nın ödemeleri sağlanmalı. Belediyelerin borçlanma limitleri artırılmalı.
  • -Ödenmeyen borçlar nedeniyle elektrik, su, doğalgaz kesilmemeli.
  • 6. Geçici olarak kapatılan işyerlerinde,
  • -Kira harcamaları Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından karşılanmalı,
  • -Çalışanların ücretleri işsizlik sigortasından karşılanmalı,
  • -İşçilerin kredi kartı ve bank kredileri 3 ay boyunca faizsiz ertelenmeli.
  • 7. Çiftçilerin borçları yapılandırılarak 1 yıl ertelenmeli.
  • 8. Ücretli öğretmenler ile halk eğitimde görev yapan kursiyer öğretmenler ücret alamaz duruma düşmüşlerdir. Bu öğretmenler için yasal düzenleme yapılmalı.
  • 9. Küçük ve orta boy işletmelerin kredi kullanımı için sicil affı çıkarılmalı.
  • 10. Turizm, eğlence, konaklama gibi sektörlerin banka kredileri yeniden yapılandırılmalı.
  • 11. Bu süreçte yoksullar, işsizler sağlıklarıyla uğraşırken, faturalarını düşünmemeleri için aile yardımı sigortası çıkarılmalı, 2 bin liralık gelir güvencesi sağlanmalı.
  • 12. Sağlık personeline her ay iki maaş ödeme yapılmalı. Sağlıkta Şiddeti Önleme Yasası çıkarılmalı.
  • 13. Kamu ve özel işbirliği ile yapılan taşınmazların ödemeleri 1 yıl süre ile ertelenmeli ve garantiler TL’ye çevrilmeli.

Davutoğlu’ndan da aynı çağrı

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da KHK ile ihraç edilmiş ve açılan davalarda beraat etmiş sağlık çalışanlarının bir an önce göreve çağrılmasını talep etti. Cezaevlerinde alınan tedbirlerin de yetersiz olduğuna dikkat çeken Davutoğlu, “Tutuklu yargılama ısrarından vazgeçilmelidir. Mahkûmiyet cezalarının infazının ertelenmesi, infaza ara verilmesi veya infazın evde yaptırılması seçenekleri değerlendirilmelidir” dedi.

Davutoğlu, koronavirüs salgınının olağanüstü ve hesap verebilir politikalar gerektirdiğini ifade ederek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “İstikrar Kalkanı” paketinde kullanılacak 100 milyar liranın insanlara can suyu olacak yerlerde kullanılması gerektiğini ifade etti.

‘Korona tahvili çıkarılsın’

Salgınla mücadele etmek üzere enflasyona endeksli, sıfır reel faizli korona tahvili çıkarılmasını da öneren Gelecek Partisi lideri, oluşturulacak kaynağın, işini kaybedebilecek binlerce insan için; kısa çalışma ödeneği, kayıtsız çalışanlara ödenek ve işsizlik fonu, hakkediş ve yararlanma şartlarının esnekleştirilecek işsizlik fonu için kullanılmasını istedi.

Ahmet Davutoğlu ayrıca tüm kredilerin faiz ve anaparalarının; doğalgaz ve elektrik faturaları ile kredi kartı ve tüketici kredisi ödemelerinin altı ay faizsiz ertelenmesi, işverene kira yardımı yapılması gerektiğini kaydetti.

‘Türkiye’nin su kanununa ihtiyacı var’

CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, 23 Mart Dünya Su Günü vesilesiyle bir rapor yayınladı. Su politikasının şeffaf ve güncel verilere dayanılarak hazırlanması gerektiğini söyleyen Karaca  “Su havzalarını, sulak alanları koruyan ve varlığını sürdürmesini sağlayan bir yaklaşımla düzenlenecek Su Kanunu acilen yürürlüğe konulmalıdır” dedi.

Partinin yayınladığı Dünya Su Günü’nde Yaşam ve Su Stresindeyiz: Su Kanunu Çıkarılmalı isimli raporunda Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 22 Mart tarihinin Dünya Su Günü ilan edilmesinden bu yana somut bir adım atılmadığı, aksine su kaynaklarının azaldığı, iklim krizi ve kuraklığın önemli bir sorun olarak insanlığın karşısında durduğu belirtildi.

‘Türkiye 10 yılda su fakiri ülke konumuna düşebilir’

Demografik istatistik ve öngörülere göre Türkiye nüfusunun 2040 yılında 100 milyonu aşacağının tahmin edildiği belirtilen raporda “Sanıldığının aksine, su azlığı yaşayan ülkemiz, su yönetimi etkin ve doğru şekilde sağlanmazsa önümüzdeki 10 yılda ‘su fakiri‘ ülke konumuna düşecektir” denildi. Raporda, su varlığının korunması için şu taleplerde bulunuldu:

  • Ayrım gözetmeksizin tüm yurttaşların ücretsiz ve güvenilir içme suyuna erişebilmeleri sağlanmalı, kişi başına düşen kullanılabilir su oranındaki eşitsizlikleri gidermeye yönelik uygulamalar geliştirilmelidir.
  • Su politikası şeffaf ve güncel verilere dayanılarak hazırlanmalı; su havzalarını, sulak alanları koruyan ve varlığını sürdürmesini sağlayan bir yaklaşımla düzenlenecek Su Kanunu acilen yürürlüğe konulmalıdır.
  • Türkiye’deki bölgeler arasında yaşanan su sıkıntıları, kişi başına düşen kullanım suyu oranları tespit edilerek, iklim değişikliği, nüfus artışı gibi etkenler de gözetilerek acil eylem planları oluşturulmalıdır.

Ekoloji Birliği: Barajların ekosisteme etkisi düşünülmüyor

Hasankeyf’te sular altında kalan 1300 yıllık Roma Köprüsü.

Dünya Su Günü’nde Ekoloji Birliği de bir açıklama yayınlayarak suyun temiz, ücretsiz ve kolay ulaşılabilir olması gerektiğine vurgu yaptı. İçme sularının parayla satıldığı, maden ve JES’ler ile suların kirletildiğinin belirtildiği açıklamada baraj yapımlarının da ekosisteme etkisi gözetilerek yapılmadığı söylendi. Sular altında kalan Hasankeyf’in vakit varken kurtarılması gerektiği söylenen açıklama şu ifadelerle sonlandı:

Ekolojik sistemin en önemli aracı olan suyun korunması, halka ücretsiz, temiz ve kolay ulaşılabilir su temini devletin temel görevidir.   Ekoloji Birliği olarak, devleti ve yetkilileri görevlerini yapmaya çağırıyoruz.

Kriz algısı, kriz yönetimi ve kaynakların kötü kullanılması

Olağanüstü günler yaşıyoruz. Bütün dünyanın az ya da çok hasarla etkilendiği zamanlardan geçiyoruz. Arka arkaya sorunlarla yüzleşmek zorunda kaldığımız çok kötü zamanlar… Aslında bu sorunların bir çoğu birbiri ile ilintili ve hepsi de iklim krizinin birer alt başlığı. Korona virüsünden etkilenenlerin Türkiye’de de rapor edilmesi ile birlikte, iklim krizine kafa yoranlar bu konuları tartışan yazılar yazdı. En çok tartışılan sorulardan biri de iklim krizi bütün sorunları kapsayan küresel bir problem olduğuna göre, neden korona virüsünün yol açtığı paniğe yol açmıyor sorusu idi. Bu konu hakkında daha sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi araştırma fonu ile yaptığımız bir çalışmanın sonuçlarını da içeren bir yazı yazmayı planlıyorum.

Bütün bu olup bitenlere özellikle yanlış hesaplanan gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) hesapları, ekonomik büyümeye odaklı ekonomi politikaları ve en gelişmiş ülkelerin bile risk algısı ve risk yönetimindeki sıkıntılar, özel sektörün kar amaçlı gereksiz üretimleri açısından da bakmak gerekiyor. Bütün bunların yeniden tartışılması gerekliliği hasıl oldu çünkü bu şekilde devam edemeyeceğimiz ortaya çıktı.

Sürdürülebilir büyüme ekolojik olmalı

Sürdürülebilir büyümenin, yani ekonomide yarattığımız reel katma değer artışının üç koşulu vardır. Bunlar finansal, sosyal ve ekolojik sürdürülebilirliktir ve bu üç koşulu da aynı anda sağlamak zorundayız. Birindeki aksaklık, kısa sürede diğerlerini de olumsuz etkileyecektir. Son yıllarda, özellikle sosyal ve ekolojik sürdürülebilirlikte sıkıntılar yaşadığımız; bilinen ve fakat herkesin duymaktan, dile getirmekten pek hoşlanmadığı bir gerçek. Ayrıca, bu şekilde devam edersek bu sıkıntıların krize döneceği aşikar.

Üretimin en önemli girdilerinden biri olan beşeri sermaye, mülteci krizlerinden, hava, su ve toprak kirliliğine bağlı sağlık sorunlarından, pandemik hastalıklardan ve diğer bir çok faktörlerden olumsuz olarak etkileniyor. Koronavirüs pandemisinin mecbur bıraktığı tedbirler bağlamında bazı alanlarda, hatta İtalya’da hayati ve stratejik olmayan bütün alanlarda üretim faaliyetleri durduruldu. Bu çok üzücü ama, bir o kadar da sosyal sürdürülebirliliğin sağlanamaması halinde neler olabileceğine dair çarpıcı bir örnek. Üretimin aksaması ya da kesilmesi bir çok açıdan başka sorunlara yol açabilir. Peki ama, ekonomiler neler üretiyor? Gerçekten doğaya saygılı bir şekilde, insanlığın iyiliğine hizmet eden ürünler mi üretiliyor? GSYİH hesapları içinde yer alan bu ürünlerin hangileri bizim için hayati öneme sahip?

Olmadan da yaşayabileceğimiz üretim

GSYİH hesaplanırken kayıt altına alınmış ve ekonomik değerleri para ile ölçülebilen katma değer (yeni üretim) dikkate alınır. Birleşmiş Milletler tarafından bu hesaplama yöntemine ilişkin bazı eleştiriler getirilmiştir ve bu eleştiriler son derece yerindedir.  Mesela hesaplamalar yapılırken hızla azalan doğal kaynaklar ve çevre kirliliği dikkate alınmaması yüzünden ekolojik sürdürülebilirlik dikkate alınmaz. Bunun farklı nedenleri vardır ama en önemlisi bunlara ekonomik değer biçmek kolay değildir.

Üstelik üretilen ürünlerin bir kısmını hatta büyük bir kısmını gözden geçirdiğimizde onlar olmadan da pekala yaşayabileceğimizi fark ederiz. İnsanlığa faydası olmayan ürünlerin üretimi, kısıtlı kaynakların çok kötü kullanıldığını gösterir. Kaynak kullanımında risk algısının önemli bir rolü olmalı ve krizlere karşı ülkeleri dayanıklı hale getirmelidir. Koronavirüs pandemisinin yol açtığı ölümler ve bu pandeminin ülkelerin sağlık sistemleri üzerindeki baskısı, neredeyse hemen bütün ülkelerin kriz algısında sorunlar olduğunu, olası krizlerin üstesinde gelebilmek için kriz yönetimi planlarının çok zayıf olduğunu ve yeterince kaynak ayrılmadığını gösterdi. Bu kötü kaynak dağılımında politika yapıcılar kadar, vatandaşların da rolü var.

Devlet şeklinde yapılanmanın ortaya çıkmasında en önemli etken, güvenlik talebidir. Tarım Devrimi ile yerleşik düzene geçen insanlık, bir bedel karşılığında başka insanlardan güvenlik hizmeti talep etmiştir. Bu bedel, ödediğimiz vergilerin temelini oluşturur. Kısacası, güvenlik hizmeti, devletin vatandaşlarına sunduğu en eski kamu hizmetidir. Günümüzde hem vatandaşların, hem de politika yapıcıların sorumlulukları ve hakları, gücünü farklı yasalardan özellikle Anayasa’dan alan sosyal sözleşme ile belirlenir.

Sağlık sistemi, bir güvenlik hizmetidir

Son zamanlarda yaşadığımız pandemi, sağlık hizmetlerinin bir güvenlik hizmeti olarak da sınıflandırabileceğimizi gösterdi. Bu hizmetlerin sağlanmasında kaynak olarak vergiler kullanılır. Vatandaşların, seçim zamanlarında risk algısı yüksek ve ona göre kaynak tahsis edebilecek politikacıları tercih etmesi her bir vatandaşın diğerine karşı sorumluluğudur. Kamu kaynaklarının vatandaşın iyi olma haline tahsis edilmesini aslında vatandaş kendisi sağlayabilir. Ülkelerin daha çok teknolojiye, daha çok araştırma ve geliştirme çalışmalarına, kriz anında etkin kriz yönetimi politikalarını uygulamaya kaynak tahsis etmesi gerekir.

Yaşanan bu kötü olaylar, sadece kamu kaynaklarının değil, özel sektör tarafından da kaynakların etkin kullanılıp kullanılmadığını sorusunu gündeme taşıyacaktır.

Dünya’da korona krizi: Hindistan’da gündüz, Şili’de gece sokağa çıkmak yasaklandı

Çin’de ortaya çıkan yeni tip koronavirüs (kovid-19) salgını tüm dünyadaki etkisini sürdürüyor. Dünya genelinde görülen vaka sayısı 342 bin 404 olarak açıklandı. 14 bin 762 kişi virüs sebebiyle hayatını kaybetti. İyileşen vaka sayısı ise 99 bin 41 olarak belirtildi.

Aralık ayında ortaya çıkan virüsün başka ülkelere yayılmasıyla pek çok ülke önlemlerini arttırdı, kısmi sokağa çıkma yasakları uygulanmaya başladı, toplu etkinliklere getirilen kısıtlamalar ve ertelemeler de devam ediyor.

2020 Olimpiyatları erteleme yolunda

Japonya Başbakanı Şinto Abe, bu yaz yapılacak olan 2020 Olimpiyat Oyunları’nın “eksiksiz bir şekilde” düzenlenmesi mümkün olmadığı halde ertelenebileceğini söyledi. İptal edilmesinin söz konusu olmadığını söyleyen Başbakan, geçen hafta yaptığı açıklamada ülkelerinde salgını kontrol atına aldıklarını, olimpiyatları gerçekleştirebileceklerini belirtmişti.

Kanada Olimpiyat Komitesi (COC) ise yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle 2020 Tokyo Olimpiyat Oyunları’na katılmayacaklarını duyurdu.

Fotoğrad: EPA

Karadağ’da ilk ölüm

Karadağ Klinik Merkezi Müdürü Jevro Erakovic, ülkenin kıyı kesimlerinde bulunan Herceg Novi’de Kovid-19 tanısı konulan 65 yaşındaki bir erkek hastanın hayatını kaybettiğini açıkladı.

Erakovic, kliniğe getirilen kişinin bir ay Sırbistan’da ikamet ettiğine dikkati çekti. Virüsün Avrupa’da en son yayıldığı ülke olan Karadağ’da vaka sayısı 22’ye yükseldi.

Gazze’de ilk vaka

İsrail ve Mısır’ın sınır kapılarını kapattığı abluka altındaki Filistin’in 2 milyon nüfuslu Gazze şehrinde yurt dışından gelen iki kişiye Covid-19 teşhisi konuldu.

Gazze Sağlık Bakanı Yardımcısı Yusuf Eburriş, cumartesi günü düzenlediği basın toplantısında, geçen perşembe Pakistan’dan dönen evli bir çifte, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) teşhisi konulduğunu duyurdu.

İtalya’da 24 saatte 651 kişi öldü

Virüsün en çok ölüme sebebiyet verdiği İtalya’da salgın kritik düzeyde seyrini sürdürüyor. İtalya Sivil Savunma Genel Müdürü Angelo Borrelli, dün akşam saatlerinde yaptığı ülkede koronavirüs sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısının 5 bin 476’ya yükseldiğini söyledi. Yani, 24 saat içerisinde toplam 651 kişi öldü.

Ülkede vaka sayısı 46 bini aşarken,  Roma’daki Sivil Savunma Genel Müdürlüğünde çalışan 12 yetkilide de koronavirüse rastlandığını, bu kişilerin herhangi bir semptomu olmadığını, evlerinde çalışmaya devam ettiklerini açıklandı. Borrelli’nin testi ise negatif çıktı.

ABD’de vaka sayısı 35 bini aştı

Worldometers’ın paylaştığı verilere göre ülkede 35 bin 70 kişinin Kovid-19 test sonucu pozitif çıktı. 458 kişi ise hayatını kaybetti. ABD Kovid-19 vaka sayısı bakımından Çin, İtalya, İran ve İspanya’nın ardından 5’inci sırada yer alıyor.

Almanya’dan Fransa’ya yardım

Salgının en çok etkilediği üçüncü Avrupa ülkesi olan Fransa’da Sağlık Bakanlığı Genel Müdürü Jerome Salomon, düzenlediği basın toplantısında, virüs tespit edilen kişi sayısının 1559 artışla 16 bin 18’e yükseldiğini belirtti.

Jerome Salomon, salgın nedeniyle son 24 saatte 112 kişinin daha yaşamını yitirdiğini ve böylece hayatını kaybedenlerin sayısının 674’e yükseldiğini duyurdu. Açıklamada gerçekteki vaka sayısının çok daha fazla olabileceği açıklandı.

Almanya’da Baden-Worttemberg eyaleti yönetimi koronavirüs vakaları nedeniyle yatak kapasitesini aşan Fransa’nın Grand Est bölgesindeki hastanelerden hasta alabileceklerini açıkladı.

Şili’de gece sokağa çıkma yasağı

Virüsün yayılışı giderek artış gösterirken ülkeler de yayılma hızını azaltmak için kimi tedbirleri uygulamaya koydu. Şili hükümeti koronavirüs ile mücadele kapsamında gece 22.00 ile sabah 05.00 arası sokağa çıkma yasağı ilan etti. Nüfusu 18 milyonu aşan Şili’de şimdiye kadar 537 vaka görüldü.

Şili Sağlık Bakanı Jaime Manalich, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, koronavirüs (Kovid-19) sebebiyle 83 yaşındaki kadının öldüğünü duyurdu. Manalich, bunun virüs nedeniyle ülkedeki ilk ölüm olduğunu belirtti.

Hindistan’da gündüz sokağa çıkma yasağı

Hindistan’da yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınında artan vaka sayısı ve can kayıpları nedeniyle ay sonuna kadar sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Başbakan Nerandra Modi, 07.00-21.00 saatlerindeki sokağa çıkma yasağının 31 Mart’a kadar sürdürülmesine karar verildiğini duyurdu.

Yunanistan karantinada

Yunanistan’da, salgın nedeniyle bu sabah saat 06.00’dan itibaren sokağa çıkma yasağı yürürlüğe girdi. Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis dün, halka sesleniş konuşmasında, iş ya da başka nedenlerden zorunlu olarak evden çıkma durumunda olan kişilerle ilgili açıklama yaptı.

Fotoğraf: AP

Zorunlu koşulları bulunan kişiler önceden gideceği yeri bildiren bir form doldurarak yetkililerden izin alması ve nüfus cüzdanlarını yanlarında bulundurması koşuluyla dışarıya çıkabilecek.  Ülkede şu ana kadar 624 vaka görüldü. Vakalardan 15’i kişilerin hayatını kaybetmesiyle sonuçlandı.

Moskova’da 65 yaş üstüne sokağa çıkma yasağı

Rusya’da Kovid-19 vaka sayısının 438’e yükselmesi üzerine Moskova’da 65 yaş ve üzeri olanlar ile kronik hastalığı bulunanların sokağa çıkmaları yasaklandı. Moskova Belediyesi yasağın 26 Mart’tan 14 Nisan’a kadar geçerli olduğunu duyurdu. Rusya’da şu ana kadar bir kişi virüs sebebiyle hayatını kaybetti.