İfade ÖzgürlüğüManşetTürkiye

‘MİT haberi’ davası: Altı gazeteci ilk kez hakim karşısında

Libya’da ölen Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubunun cenazesine ilişkin haberler ve Twitter paylaşımları nedeniyle yargılanan gazeteciler bugün hakim karşısına çıktı.

Yeni Yaşam Gazetesi’nden Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser, Odatv’den Sorumlu Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve muhabir Hülya Kılınç ile Yeniçağ Gazetesi yazarı Murat Ağırel‘in soruşturma kapsamında tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.

Çağlayan Adliyesi önünde duruşma öncesi destek için yapılan eylemde gazeteci Mehveş Evin şöyle konuştu:

“Herkes biliyor ki bugün burada ne bir ‘ifşa davası’ için ne de bir ‘casusluk davası’ için toplandık. Son on yılda defalarca olduğu gibi yine bir gazetecilik davası için bir aradayız. Gazeteciler, arkadaşlarımız, meslektaşlarımız benzerini yıllardır gördüğümüz mesnetsiz suçlamalarla karşı karşıya. İçi boş bir iddianame ile 112 günden beri Silivri Cezaevi’nde tutsaklar. Meslektaşlarımızın hürriyetleri ellerinden alınıp Korona pandemisi koşullarında demir parmaklıkların arkasına atılırken asıl mesaj bizlere, dışarıdaki gazetecilereydi. ‘Görmeyin, duymayın, konuşmayın’ deniyor, üç maymunu oynamamız isteniyordu. Yalnız Barışları, Hülya’yı, Murat’ı, Ferhat’ı, Aydın’ı, Müyesser’i değil bizleri de susturmak, sindirmek, korkutmak, istiyorlardı.”

Açıklamanın devamında başta bu davada yargılananlar olmak üzere bütün gazetecilere özgürlük istendi.

İfşa suçlamasıyla on yıl hapis cezası talebi

Altısı koronavirüs salgınına rağmen 100 günü aşkın süredir Silivri Cezaevi’nde kalan sekiz gazeteci hakkında hazırlanan iddianamede, “devletin güvenliğine ve iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlamasıyla beşer yıldan onar yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Gazeteciler hakkında ayrıca, “istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek” suçlamasıyla dörder yıldan onar yıla kadar hapis cezası talep ediliyor. Suçlamalar Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 329/1. maddesi ve MİT Kanunu’nun 27. maddesine dayandırılıyor.

13 Nisan’da İnfaz Yasası’na eklenen maddeyle MİT Yasası’na muhalefet suçları infaz indirimi kapsamı dışına çıkarılan gazetecilere tahliye yolu kapanmış oldu.

‘Sistematik ve koordineli ifşa’ denilmişti

Tutuklu gazetecilerin yanı sıra Manisa Akhisar Belediyesi Basın Birimi görevlisi Eren Ekinci ve gazeteci Erk Acarer de sanıklar arasında yer alıyor. Yurtdışında yaşayan BirGün Gazetesi yazarı Erk Acarer hakkında konuyla ilgili sosyal medya paylaşımları nedeniyle yakalama kararı bulunuyor.

İddianame tamamlanmadan önce Anadolu Ajansı’nda, Odatv’de yayınlanan cenaze töreni fotoğraflarının gizlice çekildiği yönünde haberler yer almıştı. Savcılık da gazetecilere haberde kullanılan fotoğrafların “bir plan dahilinde, sistematik ve koordineli biçimde ifşa edildiği” suçlamasını yöneltmişti. Ancak iddianame tamamlandıktan sonra, cenaze törenine katılan belediye başkanının basın biriminde çalışan Eren Ekinci’nin, bu fotoğrafları herkesin içinde çektiği ortaya çıkmıştı.

Ölen MİT mensubuna ilişkin bilgiler, suçlama konusu yapılan haberler yayınlanmadan önce, sosyal medya paylaşımlarına da yansımıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 22 Şubat’ta “Libya’da birkaç şehidimiz var” açıklamasını yaparken, İYİ Parti Milletvekili Ümit Özdağ, 24 Şubat’taki Meclis konuşmasında, Libya’daki saldırı ve MİT mensupları hakkında bilgiler vermişti.

‘Devlet sırrı gibi gösterildi’

Haberin Var mı İnisiyatifi‘nce geçtiğimiz gün İstanbul Barosu’nda, bugün görülecek dava hakkında düzenlenen bilgilendirme toplantısında tutuklu gazetecilerin avukatları, dosyada hiçbir sanıkla ilgili suç oluşmadığını belirtti ve gazeteciler derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın avukatı Serkan Günel, ilk duruşmada iddianamede suçlamalara ilişkin somut bir gerekçe yer almadığını söyledi ve haberde yer alan bilgilerin daha önce ifşa edilen bilgiler olduğunu vurguladı. 

Hülya Kılınç’ın avukatı Onur Cingil de dosyanın “gazetecileri tutuklamak için hazırlandığını” savundu.

Aydın Keser ve Ferhat Çelik’in avukatı Özkan Kılıç ise iddianame öncesi basında yer alan haberlere dikkat çekti ve “İktidar medyası Şubat ayında yayınlanmış haberleri görmeyerek bizim haberlerimizi birdenbire casusluk ve devlet sırrı gibi gösterdi” dedi.

‘İddianame değil niyetname’

İlk savunmayı yapan Yeniçağ yazarı Murat Ağırel savunmasında “FETÖ ile mücadele eden Kemalist bir gazeteci olduğunu ve somut bir delile dayanmayan suçlamalar nedeniyle 120 gündür cezaevinde bir hücrede tek başına tutulduğunu” söyledi.

Hazırlanan iddianame için “niyetname” tanımını yapan Ağırel, eşi ve çocuklarıyla bir mekanda oturdukları sırada Cumhurbaşkanı’nın Libya’da “birkaç şehit” olduğunu açıkladığına ilişkin haberleri okuduğunu, konuya ilişkin binlerce sosyal medya paylaşımı yapıldığını aktardı:

Sosyal medyaya baktım. Konu hakkında binlerce kişi paylaşımında bulunmuştu. Daha öncesinde ise Libya’da bir geminin vurulduğu ve şehitlerimizin olduğu haberleri vardı hatta Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın‘a da bu sorulmuştu. Sayın Kalın isabet etmediğini bildirmişti.

Benim de yazarı olduğum Yeniçağ gazetesi internet haber servisi bu konuda bir haber yapmış ancak kaldırmıştı. Yeniçağ İnternethaber sorumlusu Batuhan Çolak silinen haberi kendi twitter hesabında birkaç tweet mesajı ile haberleştirmişti. Okudum. Şehitlerimizden birisi emekli olmasına rağmen tekrar göreve çağrılmış sonra şehit olmuş, cenazeleri de törensiz yapılmış yazıyordu.

Ağırel bunun üzerine Çolak‘ı aradığını, Çolak’ın kendisine, bilgiyi resmi kurumlardan onaylattığını söylediğini anlattı:

Her Türk evladı gibi ben de her şehit haberinde çok üzülüyorum. Çünkü şehitler tane değildir. (…) İşte tam bu saikle, gazeteciliğin vermiş olduğu haber refleksi ile düzgün, doğru bilgileri ve düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Ağırel sonrasında sosyal medyada, pek çok haber sitesinde ve forumda konuyla ilgili içerikler gördüğünü belirtti.

Ağırel bundan sonra gözaltı sürecini anlattı ve “Öncelikle tahliyemi, savunmamın nişanesi olarak beraatimi talep ediyorum” diyerek savunmasını sonlandırdı.

Aydın Keser: Hastaneye gitmeme izin verilmiyor

Keser de savunmasında yayımlanan haberin daha önce çeşitli internet sitelerinde yayınlanmış olduğunu vurguladı ve “basın özgürlüğü içerisinde haber değeri taşıdığı gerekçesiyle yapılmıştı” dedi.

Dört aydır tecritte olduğunun altını çizen Keser, eşiyle yalnızca bir kez görüştüğünü, kardiyolojiye gitmesi gerektiğini ancak cezaevlerinde izlenen Covid-19 süreci nedeniyle sevk edilemediğini belirtti.

Ferhat Çelik: Açık kaynaklardan haber yapmak suç mu?

Ferhat Çelik de, haberi açık kaynaklardan aldıklarını belirtti ve “kopyala yapıştır yaparak nasıl casusluk yapmışız?” diye sordu. Çelik açık kaynaklardan haber aldığı için gazetecilere hesap sorulamayacağını söyledi:

Zaten medyanın yüzde 95’i AKP’nin elinin altında. Yüzde beşi bağımsız ve kendi çabalarıyla yapmaya çalışıyor. (…) Gazetecinin açık kaynaklarla haber yapması suç mudur? Benim bu haberi yapmam için bir yerden talimat almam gerekmez.

‘MİT çelenk göndermiş, önlem almamışlar…’

Çelik ayrıca yaptıkları haberde geçen kişilerin MİT mensubu olduğu bilgisinin yer almadığını kaydetti ve “Haberimiz ortada MİT ifadesi geçmiyor. MİT Kanunu gazeteciliğin elini kolunu bağlıyor. Ben önceden bilemem kim MİT mensubu kim değil” dedi:

Günde 10 bin basar, 5 bin satar gazetemiz. Pandemi döneminde de çıkamadık. Bize deseler ki bu haberi geri çekin… Bu haberi yaparken bu insaların kimlik bilgilerinden bihaberiz. Bile bile neden MİT mensubuna binbaşı yazayım?

(…) Kimseden icazet almayız. Gazeteciliği Musa Anter’ler, Hrant Dink, Metin Göktepe’lerden devraldık.

Bir ifşa kastı yok. Manisa’da cenaze yapılıyor, MİT çelenk göndermiş önlem almamışlar.

Vicdanlarda beraat ettiklerini söyleyen Çelik “Bir ifşa kastı olmadığını beyan ediyorum ve beraatimi talep ediyorum” dedi.

Hülya Kılınç: Şehit cenazesinin törensiz defni haberdir

İfadesinde 20 yıldan beri gazetecilik yaptığını ve hayatımda ilk defa ağır ceza mahkemesi karşısına çıktığını söyleyen Hülya Kılınç, “‘MİT mensuplarının açık kimlik, görev ve unvanlarıyla birlikte ifşa ettiğim’ suçlamasını kabul etmiyorum. Benim yaptığım iş, birazdan açıklayacağım üzere, sadece ve sadece gazeteciliktir.” dedi.

Kılınç savunmasında, haberi yazma sebebini şöyle açıkladı:

Yerel bir gazeteci olarak, yaşadığım bölgede bir şehidin olması ve şehidin törensiz defnedilmesi çok büyük haber değeri taşıyan ve haber yapılmasını gerektiren önemli bir olaydır.

 

Üstelik bu konu haberin yayınlanmasından önce devlet yetkilileri tarafından açıklanmış, özellikle Cumhurbaşkanının “Libya’da birkaç tane şehidimiz var” açıklamasıyla kamuoyunda yaygın olarak yer almış ve önemli ölçüde ilgi çekmişti.

İddianamede gizem havası

Kılınç iddianamede, haberi yazma amacıyla yapmış olduğu gazetecilik faaliyetlerinin suç işleme amaçlı ve gizli eylemler olarak yazıya döküldüğünü söyledi:

İddianamede haberi yapmam için; şehidin defnedildiği yere gitmem, yörenin muhtarı, aza, Akhisar Belediyesi Basın Bürosu görevlisi ve şehidin ailesiyle olan görüşmelerim gizli, gizemli ve suç işlemek amaçlı faaliyetler olarak anlatılmaktadır. Bu anlatımın gerçekle ilgisi yoktur.

Bir şehit için askeri tören yapılmaması gazetecilik açısından haber değeri taşıyan önemli bir olay olduğunu söyleyen Kılınç bu nedenle haberi yazdığını söyledi ve beraatini talep etti.