Ana Sayfa Blog Sayfa 2046

Danıştay’da Ayasoyfa duruşması sona erdi, karar 15 gün sonra açıklanacak

Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 1934 yılında verilen Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle Danıştay 10. Dairesi‘ne açılan davanın duruşması görüldü. Yüksek mahkeme, kararını 15 gün içerisinde açıklayacak.

Yarım saat süren duruşmaya, Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği ve Cumhurbaşkanlığı taraf olarak katıldı.

Duruşmada Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği Avukatı Selami Karaman, “Ayasofya Fatih Sultan Mehmet’in şahsi mülküdür. 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile mülkiyet hakkı görmezden gelindi. Bakanlar Kurulu kararının iptalini istiyoruz” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanlığı Hukuk Müşaviri de, “Mahkemenin takdirine sunuyoruz” dedi.

Savcı: Açılması Cumhurbaşkanı’nın takdirinde

Danıştay Savcısı ise o tarih itibariyle işlemin hukuka uygun olduğunu ve Bakanlar Kurulu’nun takdirinde bulunduğunu belirterek, “Şu anda da Ayasofya’nın açılması Cumhurbaşkanın takdirindedir. Dava reddedilmelidir” ifadelerini kullandı.

Ne olmuştu?

Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği, Ayasofya’nın camiden müzeye çevrilmesine ilişkin 1934’te alınan Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle 2016’da Danıştay’a dava açmış, karardaki Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘e ait imzanın da sahte olduğunu ileri sürmüştü.

Bugün duruşma yapılmasını kararlaştıran Danıştay 10. Dairesi, davayı görüştü.  Yasa gereğince Dairenin, aynı gün ya da 15 gün içerisinde kararını açıklaması gerekiyor.

Belediyeler için ‘bisikletli şehir’ yol haritası hazırlandı

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi ve Lüleburgaz Belediyesi‘nin işbirliğiyle hayata geçen “Haydi Türkiye Bisiklete!” projesi tamamlandı.

1.5 yıl boyunca Avrupa Birliği’nin Sivil Toplum Destek Programı II tarafından fonlanan olan proje, kent içi bisikletli ulaşımı yaygınlaştırmayı hedefliyor. Söz konusu belediyelerden ve bu kentlerde bisikletle ilgili faaliyetler yürüten STK’lardan temsilciler, bisikleti şehir içinde ulaşım aracı olarak kullanmaya teşvik edecek iletişim kampanyaları düzenleme konusunda hem Türkiye’de hem de Hollanda’da da eğitim aldı.

‘Tüm belediyelere rehber olacak’

Yaklaşık on yıldır kent içi bisikletli ulaşım alanında çalışan “Haydi Türkiye Bisiklete!” projesinin koordinatörü WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler Kentsel Gelişim ve Erişilebilirlik Yöneticisi Dr. Çiğdem Çörek Öztaş süreci şöyle anlattı: 

“Öncelikle Temmuz 2019’da İzmir, Eskişehir ve Lüleburgaz Belediyeleri’nden, BİSUDER, Eskişehir Bisiklet Derneği (VelESBİD), Lüleburgaz Motosiklet Bisiklet Gençlik Spor Kulübü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, İlbank ve Türkiye Belediyeler Birliği’nden temsilcilerle Hollanda’nın bisiklet konusunda öncü kuruluşu Dutch Cycling Embassy’nin geliştirdiği programla Amsterdam’daki çalışmaları inceledik”

Proje kapsamında saha çalışmalarının andından üç ilde stratejik iletişim eğitimleri düzenlendi ve iki aylık mentorlük süreçlerinin sonunda belediyeler bisikletli ulaşımla ilgili farkındalık yaratacak kendi iletişim kampanyalarını tasarladı. 

Özellikle Covid-19 süreci ve sonrasında bisikletli ulaşımın yaygınlaşmasının hayati önem taşıdığını hatırlatan WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler Direktörü Dr. Güneş Cansız da kampanya çerçevesinde incelenen İzmir, Eskişehir ve Lüleburgaz Belediyeleri‘nin deneyimlerinin de yer aldığı raporun, Türkiye’deki tüm belediyeler için yol haritası olacağını söyledi:

1 Haziran 2019’dan itibaren, imar uygulaması görmemiş alanlar için hazırlanacak yeni imar planlarında, bisiklet yolları ile bisiklet park istasyonları zorunlu hale geldi. Pek çok belediyede gerekli altyapı da oluşturulmaya başlandı.

‘Farkındalığı geliştirmeye yönelik bir adım’

Eksik olan toplumun farkındalığı. “Haydi Türkiye Bisiklete!” projesi ve “Haydi Türkiye Bisiklete Proje Raporu” ile bu farkındalığı geliştirmeye yönelik önemli bir adım attığımızı düşünüyorum.

Kentlerde yaşayan milyonlarca insana daha iyi bir yaşam sunmayı amaçlayan WRI Türkiye Sürdürülebilir Şehirler 2011’den bu yana Türkiye’nin 14 il ve ilçesinde kent içi bisikletli ulaşım konusunda çalışmalar yürütüyor, bisiklet yollarının tasarımı ve güvenliğiyle ilgili belediyelere teknik danışmanlık veriyor.

Çalışmanın süreçleri, sonuçları ve önerileri kapsayan rapora şuradan ulaşabilirsiniz. 

 

Maske bizi virüsten koruyor mu?

Koronavirüs tedbirleri kapsamında dünyanın birçok ülkesinde vatandaşlara maske takma zorunluluğu getirildi. Türkiye’de de maskenin İçişleri Bakanlığı‘nın talimatı doğrultusunda 49 ilde hayatın tüm alanlarında, 32 ilde ise alışveriş merkezi, market, restoran, kafe ve kuaför gibi insanların toplu halde bulunduğu iş yerlerinde takılması gerekiyor.

Peki gerçekten kullanılan maskeler bizi virüsten koruyor mu?

Maskeli olmak ya da olmamak

Providence Health Care’de mikrobiyoloji laboratuvarı direktörü Dr. Rich Davis bu sorunun yanıtını hazırladığı bir deney ile gösterdi. Deneyde hazırladığı atar plakalarına ilk olarak maskesiz bir şekilde daha sonra da maske takarak hapşırdı, şarkı söyledi, konuştu ve öksürdü.

Deney sonucunda bakteri kolonilerininin plakadaki izlerini inceleyen Davis, maskenin neredeyse bütün koşullarda koruma sağladığını ortaya koydu:

Peki ya mesafe?

Davis benzer bir deneyi bu sefer de fiziksel mesafenin etkisini incelemek için tekrarladı. Bakteri kültürü plakalarını 2,4 ve 6 feet uzaklığa yerleştirdi (2 ft ≈0.61 metre) ve her bir plakaya yaklaşık 15 saniye boyunca sert bir şekilde öksürdü. Deney maskeli ve maskesiz olarak tekrarlandı.

Deney sonucunda plakadaki tanecikleri inceleyen Davis, 6 feet mesafede (1.82 ≈ metre) plakada maskesiz durumda oldukça az bakteri bulunduğunu belirledi. Ancak maske, bütün uzaklıklarda neredeyse tam bir koruma sağladı:

Dr. Davis, yaptığı açıklamada “Bu deneyin gerçekte bir Covid-19 virüsünün nasıl yayıldığını göstermediğini biliyorum. Ancak boğazımdaki normal bakteriler taneciklerin nasıl yayıldığını ve maskenin bunu nasıl engellediğini gösteriyor” dedi.

‘Sıfır Atık: Tüketim Kültürü ve Gıda İsrafı’ kitabı raflarda

Yeni İnsan Yayınevi, Ekoloji Kitaplığı’na David Evans‘ın kaleme aldığı ve Burcu Yeşil‘in Türkçeye çevirdiği “Sıfır Atık: Tüketim Kültürü ve Gıda İsrafı” kitabını ekledi.

Geçen hafta pişirdiğiniz brokolinin kalanı hâlâ dolapta mı duruyor? Bu hafta yaptığınız mutfak alışverişinden kalan, bozulmaya yüz tutmuş meyve ve sebzeler dolabı her açtığınızda üzgün üzgün size mi bakıyor? Yalnız değilsiniz.

Sıfır Atık kitabı, ailelerin satın aldıkları gıdaları nasıl ve neden henüz kullanamadan çöpe attıklarını inceliyor. Konunun karmaşıklığı düşünülünce, kitabın amacı nispeten basit: “Gıda” olarak algılanan maddeler nasıl oluyor da “atığa” dönüşüyor?

Brokolinin hikayesi

Evans, kitaba brokolinin hikâyesiyle başlıyor. Bu hikâyenin mekanı süpermarket. Fisher ve Benson’un 2006 yılında yayınladığı brokoli hikâyesinde bu konu, üretim zincirinden geriye, yani süpermarketten üreticiye doğru; inceleniyor.

Bununla birlikte, nitelikli bir küreselleşme analiziyle beraber gücün politik ve ekonomik boyutlarını anlatıyordu. Fakat Evans, bu kitapta daha tanıdık bir yolculuğu anlatıyor. Buna ek olarak, hikâye nitelikli bir küreselleşme analizini ve gücün politik ve ekonomik boyutlarını ortaya koyuyor. Kitabın temel argümanı basitçe şöyle:

“Yemeğimiz gündelik hayat akışı ve tüketim kültürünü ayakta tutan bazı faktörlerin sıradan bir sonucu olarak çöpe dönüşüyor.”

Üreticide başlayan çöp kutumuzda sonlanan yolculuk

Yemek yaparken atık üretmeme konusunda ne kadar hassas davranırsak davranalım, çoğu zaman bunu başaramıyoruz. Marketteki ürünler belli porsiyonlarda paketlendiği için, pişireceğimiz yemeğin gerektirdiğinden daha fazla ürünle eve dönmek zorunda kalabiliyoruz. Ayrıca yemeğin ev halkı tarafından beğenilmesi ve sağlıklı olması arasında da bir denge kurmaya çalışıyoruz. Bu sürecin sonunda yenebilir durumdaki gıdaların toprakta, üreticide başlayan yolculuğu çöp kutumuzda son buluyor.

David Evans pek çoğumuzun ortak problemi haline gelen atık meselesini merkeze koyduğu araştırmasının sonuçlarını, çeşitli antropolog ve sosyologların teorileriyle harmanladığı bu kitap aracılığıyla okuyucuya sunuyor. Ayrıca Evans gıdayı gıda olmaktan çıkaran, onu “atmaya hazır” hale getiren sebepleri araştırarak, onları tekrar yenebilir hale getirme ihtimalini inceliyor.

“Sıfır Atık: Tüketim Kültürü ve Gıda İsrafı” kitabı kapalı kapıları aralıyor, insanların evine ve hayatına müdahil olarak gıdanın fazlalık ve atık olma rotasını eleştirel bir bakışla ortaya koyuyor. Eğer siz de daha az atık oluşturmayı amaçlıyor ama nereden ve nasıl başlayacağınızı bilmiyorsanız, bu kitap tam size göre.

David Evans hakkında

Bristol Üniversitesi Ekonomi Fakültesi Maddi Kültür, Piyasa ve Tüketim Bölümü profesörüdür. Sheffield Üniversitesi’nin Sürdürülebilir Yiyecek İşlemleri Grubu’nun (SheFF) genel müdürlüğünü yapmış ve Manchester Üniversitesi’nde 8 yılı aşkın süre çalışmıştır.

Araştırma alanları arasında pazarlamada maddi ve kültürel pratiklerin açımlamaları, ahlaki ve politik ekonomilerin koordinasyonu yer almaktadır. Aynı zamanda sürdürülebilirlik, yiyecek ve sorumluluk tüketimin sosyolojisi ve tüketim coğrafyası diğer çalışma alanları arasındadır.

Burcu Yeşil hakkında

1992 yılında İstanbul’da doğdu. Lise öğrenimini Robert Kolej’de tamamladı, ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu ve Edinburgh Üniversitesi’nde Küresel Çevre Politikaları konusunda yüksek lisans eğitimini tamamladı.

Sivil toplum kuruluşlarıyla ilk ilişkisini lise yıllarında gönüllülük yaparak kuran Burcu, üniversiteden sonar yine doğa koruma, gıda, atık, iklim, yeşil politika için hem gönüllü hem profesyonel olarak çalışmaya devam ediyor.

 

RTÜK’ten Tele 1 ve Halk Tv’ye beş gün ekran karartma cezasi

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Halk TV ve Tele 1′e beş gün ekran karartma cezası verdi. Program durdurma yerine yayın cezası verilmesi nedeniyle iki televizyon kanalının ekranlarının beş gün kararacağı bildirildi.İki televizyon kanalı aynı cezayı bir kez daha alırsa, lisansları iptal edilecek ve yayın hayatları son bulacak.

Taşçı’nın açıklaması özetle şöyle:

Bugünkü Üst Kurul toplantısında, TELE 1 ve Halk TV’ye 5 (beş) gün yayın durdurma cezası verildi. Karar oyçokluğuyla alındı.

RTÜK’ün belirleyeceği tarihler arasında beş gün boyunca bu televizyonların ekranları karartılacak. Genel yayın türünde, ulusal düzeyde yayın yapan kanallara mevcut yasa kapsamında RTÜK tarihinde ilk kez ekran karartma cezası uygulanacak.

Bu doğrudan doğruya, iktidarı sorgulayan, eleştiren yeri geldiğinde yanlışını haberleştiren, hakikatin izini sürüp, izleyicilerine masa başında oluşturulan algıları değil, ülkede ve dünyada yaşanan gerçekleri aktarmaya çalışan televizyonların sansürlenmesi, susturulması, karartılmasıdır. RTÜK’ün aldığı bu kararla birlikte demokrasinin olmazsa olmazı basın özgürlüğünün “bel kemiği” kırılmıştır.”

Cazının haksız, izansız ve ölçüsüz olduğunu kaybeden medya ombudsmanı Faruk Bildirici de, kararı eleştirerek “RTÜK artık Türkiye’de basın ve yayın özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri haline gelmiştir” ifadelerini kullandı.

RTÜK daha önce de CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun, Şirin Payzın‘ın programındaki sözlerini gerekçe yaparak Halk TV’ye yüzde beş  idari para cezası, beş kez de program durdurma cezası vermişti.

Murat Dağı’nda altın madenine verilen ‘ÇED Olumlu’ raporunun iptali kesinleşti

Kütahya’da bulunan Murat Dağı’nda açılmak istenen altın madeni projesine ilişkin verilen ‘ÇED Olumlu’ kararının iptali Danıştay tarafından onaylandı. Böylece Murat Dağı maden tehlikesinden kurtulmuş oldu.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Murat Dağı’nda Anadolu Export Maden firması tarafından açılmak istenen altın madeni projesi için ÇED Olumlu kararı vermiş, bölge sakinleri, baro ve çok sayıda yurttaş bu karara karşı dava açmıştı.

‘İnsan sağlığına, orman ve bitki varlığına zararlı’

Mahkemenin atadığı bilirkişi heyeti 19 Ağustos’ta yaptığı inceleme sonrasında  “Biyoloji ve Kimya Bilimi, Çevre, Harita, Hidrojeoloji, Jeoloji, Maden, Orman ve Ziraat Mühendislikleri açısından bölgenin maden faaliyetine uygun olmadığı kanaatine varılmıştır” ifadelerini kullanmıştı.

Davaya bakan Kütahya İdare Mahkemesi projenin projenin insan sağlığı, orman ve bitki varlığı, hayvanlar, yeraltı ve yüzey suları ile tarım alanları açısından önem arz eden riskler barındırdığını belirterek raporun iptaline karar vermişti.

Mahkeme kararına karşı temyiz

Kütahya İdare Mahkemesi’nin kararından sonra temyiz yolunu deneyen Anadolu Export ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kütahya İdare Mahkemesi’nin kararının düzeltilmesini talep etti. Danıştay Altıncı Dairesi’nde görüşülen davanın kararı dün açıklandı.

Gazete Duvar’dan Osman Çaklı’nın haberine göre Danıştay, Kütahya İdare Mahkemesi tarafından iptal edilen “ÇED olumlu” raporu ve durdurulan madencilik çalışmasının, hukuka ve usule uygun olduğunu belirtti. Mahkeme, kararın bozulmasını gerektirecek bir sebep olmadığına ve 2577 sayılı idari yargılama usulü kanunu uyarınca, karar düzeltme yolunun kapalı olduğunun duyurulmasına oybirliği ile karar verdi.

Deniz Bulutsuz: Ozan Güven saatlerce fiziksel şiddet uyguladı

Oyuncu Ozan Güven‘in eski sevgilisi sosyal medya uzmanı Deniz Bulutsuz, oyuncunun kendisine saatlerce fiziksel şiddet uyguladığını açıkladı. Darp raporu alan Bulutsuz, dava açmaya hazırlanıyor.

Güven’in şiddet uygularken evden çıkmasına izin vermeyip canına kastettiğini anlatan Deniz Bulutsuz, yaşadıklarını Instagram hesabından şu sözlerle duyurdu:

13.06.2020 Cumartesi sabaha karşı kamuoyunca bilinen bir ilişki yaşadığım Ozan Muharrem Güven tarafından, kendi evinde bir saatten fazla süren ağır fiziksel şiddete maruz kaldım.

Şiddet gördüğüm sırada evden çıkmama izin vermeyerek canıma kasteden, fiziksel ve duygusal şiddetin sorumlusu olan Güven’e karşı hukuki haklarımı sonuna kadar savunacağım.

Kadına şiddetin hiçbir şekilde kabul edilemeyecek bir suç olduğu bir toplumda, ruh sağlığımı ancak psikolojik destek alarak koruyabildiğim bu hukuki süreç boyunca şimdiye kadar koruduğum sessizliğime ve mahremiyetime saygı duyulmasını rica ediyorum.

https://www.instagram.com/p/CCGWRWCgLPQ/?igshid=17l1f4c7n5mec

Ozan Güven daha önce de kendisine soru soran genç bir gazeteciye sözlü şiddet uygulamıştı.  

Yüzlerce avukattan ortak LGBTİQ+bildirisi: Hepimiz eşit olana dek hiçbirimiz özgür değiliz

Aralarında İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Hatay, Diyarbakır, Elazığ ve Çorum‘un da bulunduğu barolardan 762 avukatın imzacı olduğu bildiride, Türkiye Anayasası, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) dikkat çekilerek, her türlü ayrımcı yaklaşımın yasaklandığı vurgulandı.

“Bizler barolarımıza mensup avukatlar ve hukukçular olarak LGBTİQ+ haklarının, medeni özgürlüklerinin ve eşitliğinin avukatıyız! LGBTİQ+Onur haftası, Onur Yürüyüşü kutlu olsun!” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:

Hepimiz eşit olana kadar hiçbirimiz özgür değiliz. Ayrımcılık bilimden, dinden, komşudan, ev-içinden, sokaktan, okuldan, devletten, kurumlardan, toplumdan, “her nereden” kaynaklanırsa kaynaklansın “her türü”yle yasaklanmıştır. Anayasamız, BM ve AİHS hukuku açıktır. Temel haklar ve medeni özgürlüklerle ilgili hukuk ve etik açıktır: lgbtiq+ haklarıinsan haklarıdır! Bizler barolarımıza mensup avukatlar ve hukukçular olarak LGBTİQ+ haklarının, medeni özgürlüklerinin ve eşitliğinin avukatıyız! LGBTİQ+Onur haftası, Onur Yürüyüşü kutlu olsun!

 

Çekya’da binlerce kişiyle ‘koronaya veda’ partisi

NTV‘nin aktardığına göre, organizatörlerden Ondrej Kobza, “Koronavirüs krizinin sona ermesini kutlamak, insanlara bir araya gelmenin ya da komşudan bir parça ekmek almanın korkutucu olmadığını göstermek istedik” dedi.


Salgına karşı  önlemleri erken almayan başlayan Çekya hükümeti salgını komşularına göre daha iyi yönetti. 12 binden daha az vaka görülen ve 349 kişinin koronavirüs yüzünden hayatını kaybettiği ülkede, hükümet geçen hafta bin kişi kapasiteli etkinliklere izin verdi. Havuzlar, müzeler, hayvanat bahçeleri ve turistik mekanlar da ziyaretçi sınırlaması olmaksızın açıldı.

İstanbul’da enflasyon geçen yıla göre yüzde 13 arttı

Aynı ayda yaşanan fiyat değişimlerini gösteren bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) 1995 bazlı Ücretliler Geçinme İndeksi’nde yüzde 12,97, Toptan Eşya Fiyatları İndeksi’nde ise yüzde 6,61 olarak gerçekleşti.

Açıklamada şöyle denildi:

Haziran 2020’de perakende fiyatlarda bir önceki aya göre Kültür, Eğitim ve Eğlence harcamalarında yüzde 3,20, Konut harcamalarında yüzde 1,75, Giyim harcamalarında yüzde 1,32, Ev Eşyası harcamalarında yüzde 0,97, Sağlık ve Kişisel Bakım harcamalarında yüzde 0,54 artış, Ulaştırma ve Haberleşme harcamalarında yüzde -2,39 ve Gıda harcamalarında yüzde -1,15 azalış görülmüştür. Diğer Harcamalar grubunda fiyat değişimi izlenmemiştir.

İTO’nun açıklamasında Haziran 2020’de toptan fiyatlarda bir önceki aya göre Madenler grubunda yüzde 2,19, İnşaat Malzemeleri grubunda yüzde 0,95, Yakacak ve Enerji Maddeleri grubunda yüzde 0,34, Mensucat grubunda yüzde 0,04 artış olduğu kaydedildi. Kimyevi Maddeler grubunda yüzde -12,07, Gıda Maddeleri grubunda yüzde -3,48, İşlenmemiş Maddeler grubunda ise yüzde -1,72 azalış görüldü.