Adalar‘da faytonların yasaklanmasının ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yurtdışından getirtilen, ancak Adalar Kaymakamlığı‘nca izin başvuruları reddedilen 60 elektrikli araçla ilgili kriz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın devreye girmesiyle çözüldü.
Hürriyet‘ten Fatma Aksu‘nun haberine göre İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, konuyu çözmek için pazartesi günü Ankara’ya gitti ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yla görüştü. Görüşme sırasında Soylu telefonu alıp “Sayın Cumhurbaşkanı konuşacak” dedi ve herkesin duyması için hoparlörü açtı. Bunun üzerine Erdoğan’ın “Oldu bu iş, mesele çözüldü” dediği duyuldu.
‘Adaların kültürüne’ aykırı bulunmuştu
Adalar’da önümüzdeki hafta itibarıyla yolcu taşımaya başlayacağı tahmin edilen elektrikli araçlar, farklı tepkilere yol açmıştı. Kimi araçları fazla renkli ve “Adalar’ın kültürüne aykırı” bulmuş, kimisi ise asıl önemli olanın atlara yapılagelen eziyetin son bulması olduğunu vurgulamıştı.
Araçların 40’ı toplu taşıma, 20’si gezi amaçlı olmak üzere 60 tanesi Büyükada’da kullanılacak. Bunun yanında, Heybeliada’da onar adet toplu taşımacılık amaçlı ve onar adet gezi amaçlı araç, Burgazada ve Kınalıada’da da beşer adet toplu taşımacılık amaçlı elektrikli araç olacak.
Adalar’da faytona koşturulan atlarda geçen yıl Ruam hastalığı görülmesi üzerine faytonların kaldırılması ve elektrikli araca geçilmesi kararlaştırılmış, ancak İmamoğlu’nun 60 elektrikli araç kullanımı için yaptığı başvuru Karayolları Trafik Kanunu‘na uyulmadığı gerekçesiyle Adalar Kaymakamlığı’nca reddedilmişti.
Kanal İstanbul projesinin ve koruma kuşağı sınırlarının içerisinde kalan orman alanlarının orman vasfı kaldırılacak. Habertürk’ün haberine göre mevcut ormanların yerine iki katı büyüklüğündeki başka alan orman olarak tescil edilecek. Düzenlemenin ihale öncesi yasalaşması planlanıyor.
Proje, yap-işlet-devret modeli ile gerçekleşecek. Suyolu, bütün olarak ihale edilebileceği gibi kısımlara ayrılarak da ihale edilebilecek. Ayrı ihale yapılması durumunda, tamamlanan kısımların kullanım bedelinin ödemeleri başlayacak.
İhaleyi alanlara vergi muafiyeti
İhaleyi kazanan şirkete vergi muafiyetleri getirilmesi planlanıyor. Buna göre, yapımında kullanılacak her türlü iş makinesi, taşıma aracı ve ekipman ÖTV, KDV ve gümrük vergisinden muaf olacak. Kullanılacak akaryakıttan da ÖTV ve KDV alınmayacak. Kazanan şirketin, projenin gelirinden elde ettiği gelirleri, kurumlar vergisinden istisna tutulacak.
Ayrıca haberde, yapımının 7 yıl sürmesi beklenen ve 10 yılda 181.5 milyar gelir getireceği hesaplanan projede kamunun elde edeceği tüm gelirlerin Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından oluşturulacak “proje” hesabında toplanacağı belirtildi. Bu gelirlerin kamunun üstlendiği ödemeler tamamlanıncaya kadar, Kanal İstanbul geri ödemesinde kullanılacağı da paylaşılan bilgiler arasında.
‘Yapımı 100 milyar liraya mal olacak’
Salı günü İstanbul Büyükşehir Belediyesi Can tarafından hazırlanan ve 29 bilim insanının Kanal İstanbul hakkındaki bilimsel incelemelerinin yer aldığı kitabın tanıtımında konuşan İBB Genel Sekreteri Can Akın Çağlar şu değerlendirmelerde bulunmuştu:
Kanal İstanbul’un yapılması durumunda susuzluk yaşanacak, deprem riskini tetiklenecek, İstanbul’un doğası geri dönülemeyecek kadar tahrip edilecek. Ayrıca 100 milyar liraya mal olacak proje, 82 milyona ilave vergi yükü getirecek.
Trafiğe etkisini, ortaya çıkacak hafriyatın İstanbul’un 50 yıllık hafriyatına denk geldiğini, 1 milyon 200 bin nüfus hareketinin oluşabileceğini, bölünmeden sonra 8 milyon nüfusun bir adada hapsedileceğini, bir taraftan da Montrö Antlaşması ile Boğazların hukuki statüsünün de belirsizliğe taşınacağını, Karadeniz’deki balıkçıların karşılaşacağı sorunları da dikkate almak gerekiyor.
Yeni yapılan bir araştırma deniz canlılarının satıldığı marketlerde büyük rağbet gören turuncu imparator balığı, ahtapot, pembe kulak gibi türlerin nüfuslarında büyük bir azalış yaşandığını ortaya koydu.
Physc’ta yer alan makaleye göre türünün ilk örneği olan bu çalışmada araştırmacılar dünya çapında 1.300’den fazla balık ve omurgasızın popülasyonlarını değerlendirdi.
British Columbia Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Etrafımızdaki Deniz inisiyatifinin yöneticisi ve aynı zamanda çalışmanın baş yazarları olan Maria Palomares “Bu, sömürülen deniz balıklarının ve omurgasızların dünyadaki tüm kıyı alanlarındaki popülasyon biokütlesindeki uzun vadeli trendlerini takip eden ilk küresel çalışma” dedi.
Yüzde 82’si ‘sürdürülebilir avlanma’ sınırının altında
Büyük türlerin popülasyonlarının son 60 yılda nasıl bir performans gösterdiğini incelediklerini söyleyen Palomares, bu türlerin çoğunun biokütlelerinin avlanmada süreklilik sağlayacak seviyenin oldukça altında olduğunu belirtti.
Araştırmaya göre türlerin yüzde 82’i bu sınırın altında yer alıyor. Çünkü sürekli avlandıkları için nüfus sayılarını artıracak zamana sahip olamıyorlar. Türlerin yüzde sekizinin biokütleleri ise tehlikeli derecede azalmış durumda.
En büyük düşüş ılıman okyanuslarda
Popülasyonlardaki en büyük düşüş ise Hint Okyanusu’nun ılıman ve kutup bölgeleri ile Atlantik Okyanusu’nun güney kutup bölgesinde. Burada nüfuslarda 1950’den bu yana yüzde 50’nin üzerinde düşüş gözlemlenmiş.
Dünyanın çoğunluğunda balık ve omurgasızlarda azalma eğilimi gösterirken bunun istisnası ise nüfus biokütlelerinin kutup ve kutup altı bölgelerinde yüzde 800, ılıman bölgesinde ise yüzde 150 artışın gözlemlendiği Kuzey Pasifik Okyanusu.
‘Avlanma sınırları yeniden düzenlenmeli’
Çalışmanın yazarlarından ve aynı zamanda GEOMAR’da çalışan kıdemli bilim insanı Rainer Froese, bu istisnanın sebebinin iklim değişikliği olduğunu söylüyor. Ona göre artan sıcaklıklar bu bölgedeki birçok türün nüfuslarının artmasına ve diğer bölgelerden buraya göç yaşanmasına sebep oldu.
Araştırmacılar istisnalara rağmen çalışmalarının son 60 yıl içinde deniz canlılarının neslinin büyük tehlikeye girdiğini gösterdiğini belirtiyor. Yazarlar avlanma sınırlarının yeniden düzenlenmesi gerektiğini ve etkili balıkçılık yönetimlerinin oluşturulması gerektiğini öne sürüyor.
Anayasa Mahkemesi (AYM) çoklu baro ve bekçilik düzenlemesi için CHP‘nin yaptığı ‘yürütmenin durdurulması’ başvuruları reddetti. CHP, çoklu baro olarak bilinen bilinen 7249 sayılı Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu.
11 Temmuz’da TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen yeni düzenleme ile 5.000’den fazla avukatın olduğu illerde 2.000’den fazla avukatın başvurusuyla yeni bir baro açılabilmesini mümkün kılınıyor. Yasa, 5.000’den fazla üyesi olan İstanbul, Ankara ve İzmir barolarını ilgilendiriyor. 4.757 avukatın üye olduğu Antalya’da da kamu kurumlarında görev yapan avukatların katılımıyla yeni bir baro kurma sayısına erişebilecek.
Ayrıca Türkiye Barolar Birliği’ndeki delege sayısında da köklü değişime gidiyor. Daha önce her 300 üye için, o il barosuna bir fazla delege verilirken bugün yürürlüğe giren yasayla her beş bin üye için o il barosuna ekstra delege verilecek. Bu düzenleme avukat sayısı fazla olan baroların Türkiye Barolar Birliği’ndeki etkisini azaltacak.
Çoklu baro düzenlemesine karşı hukukçular günlerce süren eylemler yapmış, ancak görüşmelere alınmamışlardı.
Geçtiğimiz hafta çoklu baro yasasının iptal edilmesi ile ilgili CHP adına dilekçe veren CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, kutuplaştırma ve ayrıştırmaya yönelik maddelerin iptalini talep ettiklerini belirterek, “Milleti kutuplaştırmaya, ayrıştırmaya yönelik hükümlerin iptaline yöneliktir. Bu kanun 28 maddedir, biz bu 21 maddesinin iptalini talep ettik” demişti.
Yüksek Mahkeme çoklu baro düzenlemesinin dışında, bekçilere verilen yetkilerin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle yine CHP’nin 5, 6 ve 7’nci maddelerinin yürürlüklerinin durdurulması talebini de reddetti.
2019 yılının sonlarında Avustraya‘da çıkan çalı yangınları altı ay boyunca söndürülemedi. Bu yıl Güney Asya’da meydana gelen sel ve fırtınalar nedeniyle pek çok insan canından oldu, evini kaybetti ya da göç etmek zorunda kaldı.
Küresel ısınmanın neden olduğu iklim değişikliği dünyanın çeşitli bölgelerinde önceden kestirilemez nitelikte ve daha önceden benzeri görülmemiş şiddette doğa olaylarına yol açıyor. Uzmanlara göre, Paris İklim Anlaşması’nda üzerinde anlaşıldığı şekilde dünya sıcaklığındaki artış 2 derecenin altında ve 1,5 derecede sınırlanamazsa, bu gibi doğa olaylarının sayısı artacak ve insanlık yakın gelecekte nasıl baş edeceğini bilmediği bir dünyayla karşı karşıya kalacak.
Gümüşhane’nin merkeze bağlı Karamustafa Köyü’nde faaliyet gösteren Yıldız Bakır Madencilik San. A.Ş. adlı maden firmasına Çevre Kanunu’na aykırı hareket ettiği için 354 bin, Su Ürünleri Kanunu’na muhalefet ettiği için de 50 bin lira olmak üzere toplam 404 bin lira idari para cezası kesildi. Firma hakkında ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığı‘na suç duyurusunda bulunuldu.
Faaliyete başladığı günden beri hem çalışan işçilerin sorunları hem de yarattığı çevre tahribatı yüzünden sürekli gündeme gelen firma, geçtiğimiz haziran ayında bulunduğu vadide yer alan Midi Deresi’ndeki kirlilik ve balık ölümleri nedeniyle tekrar konuşuluyor. Yapılan ihbarın ardından alanda hem Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü hem de Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekipleri inceleme yaparak su numuneleri almıştı.
Atık sular yine dereye boşaltılıyor
Gümüşhane Valiliği konuyla alakalı yaptığı açıklamada şunları ifade etti:
Söz konusu balık ölümleri ile alakalı olarak yapılan inceleme neticesinde Yıldız Bakır Madencilik San. A.Ş.’ye ait beton mikserlerinin yıkanması nedeniyle oluşan atık suyun Midi Deresi’ne deşarj edilerek çevrenin kirletildiği tespit edilmiş olup, söz konusu firmaya 2872 sayılı Çevre Kanunu mevzuatı kapsamında 354 bin TL idari yaptırım kararı uygulandı.”
Açıklamada ayrıca firma hakkında her iki kanuna muhalefet etmesi nedeniyle Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulduğu, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün alanda her ay düzenli olarak kontrol yaptığı da kaydedildi.
Sağlık Bakanlığı, “‘Türkiye’de kullanılan tanı kitlerinin doğruluk payının düşük olduğu, kitlerin tek bir firmadan tedarik edilmesi sürecinde yolsuzluklar yapıldığı ve bakanlık bürokratlarının görevden alındığı”na yönelik haberlere ilişkin açıklama yaptı.
Bakanlık “Bir internet sitesi kaynaklı haberlerde yer alan, “Türkiye’de kullanılan koronavirüs testlerinin doğruluğunun düşük olduğuna ve Bakanlığımızın farklı birimlerindeki görev değişikliği ve ayrılmaların bu konuyla ilişkili olduğuna” dair iddialar asılsızdır” dedi.
‘Testlerin duyarlılığı yüzde 90’
“Covid-19 salgınının başlamasının ardından ilk dönemde kullanılan tanı kitleri virüsün tek geni üzerinden teşhis koyan kitler olarak, tek yerli üreticiden temin edilmiştir. İlerleyen dönemlerde farklı üreticilerin çok gen üzerinden tetkik yapan kitlerinin de ülkemizde ruhsatlandırılması ile farklı tedarikçilerden de temin imkanı ortaya çıkmıştır” denilen verildiği açıklamada şu ifadeler yer aldı:
Bugün gelinen aşamada, tanı kitleri ile ilgili alımlar Devlet Malzeme Ofisi’nin (DMO) tedarik yöntemi ile kataloğuna girmiş ürünler arasından yapılmaktadır. Kataloğa giren tüm kitlerin uluslararası kabul edilmiş standartları karşılayan kitler olması gerekmektedir. DMO üzerinden tedarik edilen ve halen Halk Sağlığı Laboratuvarlarımızda kullanılmakta olan kitler de uluslararası standartlarda olup duyarlılıkları yüzde 90’ların üzerindedir.
‘Görevden alma yok’
Medyada yer alan haberlerde adı geçen Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nde görev yapan Prof. Dr. Selçuk Kılıç’ın görevlendirme süresinin sona ermesi nedeniyle kurumdan ayrılarak, üniversitedeki görevine geri döndüğü kaydedilen açıklamada, “Prof. Dr. Kılıç’ın asli görevine dönüşünün ya da Bakanlığımızdaki diğer görev değişiklilerinin bu konu ile ilgisi bulunmamaktadır” ifadesi kullanıldı.
CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, tanı kitinin yanlış sonuç verdiği iddialarını ve istifa ve görevden alınmaların bu iddialarla ilgili olabileceği konusunu dile getirmişti. Emir kitlerin sadece Bioksen firmasından temin edilmesinde yolsuzluk olduğunu öne sürmüştü.
Türkiye’de artan kutuplaşmadan rahatsız olan ve buna karşı çözüm arayan gençler yeni bir inisiyatif kurdu. Gri Bölge İnisiyatifi farklı geçmişlere sahip, farklı fikirlere sahip gençlerin bir araya gelip kendi hayatlarında önemli gördükleri ve ilgilerini çeken sorunları tartışabilecekleri bir oluşum.
20 genç kadın ve sekiz erkeğin kurucusu olduğu inisiyatif kendisini “siyah ya da beyazı tercih etme zorunluluğunu reddeden, kendisine benzemeyen ve aynı fikirde olmayanlarla buluşmak isteyen gençler” olarak nitelendiriyor.
Türkmen: Geçmişte yaşananlar diyaloğu engelliyor
Kurucularından Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi, 4’üncü sınıf öğrencisi Zeynep Naz Türkmen Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada kendilerini bu inisiyatifi kurmaya iten süreci sebebi şu şekilde anlatıyor:
Özellikle gençler bir araya geldiğinde geçmişlerinin ya da fikirlerinin diyalog kurmaya engel olmadığını gördük. Her gün gençlerin siyasette temsil edilmediği ve apolitikleştiği söylenirken gençlere kulak verecek bir platform olması gerektiğini düşündük.
Gri Bölge İnisiyatifi kurucularından Zeynep Naz Türkmen
‘Eski düşmanlıkları canlı tutulmaya çalışılıyor’
Türkiye’deki kutuplaşma ortamının insanların geçmiş yükleriyle yüzleşememesinden kaynaklandığını söyleyen Türkmen “80’li 90’lı yılların düşmanlıkları hala canlı tutulmaya çalışılıyor çünkü bu sayede insanları taraf yapmak, rant sağlamak kolaylaşıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Türkmen’e göre gençler bu kutuplaşma ortamına dahil olmak istemiyor. Çünkü bu sorunlarla büyümemiş ya da bahsi geçen olaylara tanık olmamış gençlerin bu dönemlerde yaşamış kişiler kadar net bir tavır alması zor oluyor. Ancak gençler siyasette yeteri kadar bulunmadığı için bu kutuplaşmayı aşmak da eski diskur sürdükçe zorlaşıyor.
‘Üniversite farklı insanlarla iletişim fırsatı veriyor’
İnisiyatif farklı insanlarla bir araya gelme gayesini kuruluş sürecinde de yerine getirmiş gözüküyor. Her biri farklı okullardan ve farklı ilgi alanlarından gelen bu kadar kişiyle bir araya nasıl geldiklerini sorduğumuz Türkmen’in yanıtı şu şekilde:
Biz içinde bulunduğumuz üniversitede ve katıldığımız kulüplerde tartışmaları kavgaya dönüşmeden sürdürebildiğimizi görüyoruz. Bir öğrenci, üniversite ortamına sürekli farklı insanlarla iletişime gireceğini bilmeden geliyor ama alıştığından farklı ortamlarda bulunmak, buralarda tartışmalara katılmak kişiye yeni bakış açıları kazandırıyor.
Buradan yola çıkarak üniversite kulüplerinden, okuldan ya da sosyal medya üzerinden tanıştığımız, içinde bulunduğu toplumun sorunlarıyla ilgili konuşmak istediğimi bildiğimiz arkadaşlarımızla iletişime geçtik. Eksikliği hissedilen bir alan olduğu için çok çeşitli çevrelerden arkadaşlarımızı bir araya getirebildik.
Üç farklı etkinlik serisi
Henüz yeni kurulan inisiyatif Gri Meydan, Gri Tecrübe ve Gri Bölge Toplantıları adı altında üç farklı etkinlik serisi düzenlemeyi planlıyor. Gri Meydan’da gençlerin gündeminde olan ancak kamuya çok yansımayan konuların partilerle ve ilgili STK’larla iletişim kurarak gündeme getirilmesi isteniyor.
Gri Tecrübe’de ise gençler tarafından problemlerle ilgili farklı görüşlerin, bu alanda çalışan akademisyenlerin, kişisel deneyimi bulunan insanların dinlenmesi hedefleniyor.
Gri Bölge Toplantıları ise farklı kimlik ve görüşten gençlerin ilgilendikleri, deneyimleri olan bir olay hakkında sunum yapması ve ardından sunum üzerinden yürütülen tartışmalardan oluşuyor.
Gri Bölge İnisiyatifi kurucuları
Kısa sürede 400’ün üzerinde başvuru
İnisiyatif kurulduğu günden bu yana büyük bir ilgi topladı. Kısa sürede inisiyatife katılmak isteyen 400’ün üzerinde kişi başvuru yaptı. İnisiyatife olan yoğun ilgiyi değerlendiren Türkmen’in bu konudaki görüşleri ise şu şekilde:
Çoğu kişi aslında ‘karşı taraf’ın ne dediğini, neden böyle dediğini merak ediyor. Kutuplaşma sebebiyle tartışmanın sağlıklı yürütülebileceğine ve kendi düşüncelerine saygı duyulacağına dair güven gittikçe azalırken tam da bunun karşısına geçip herkesi dinlemek isteyen bir oluşum insanları heyecanlandırdı.
İsteyen kişiler Gri Bölge İnisiyatifi’ne ait web sitesindeki iletişim bölümünden, [email protected] adresinden veya sosyal medya hesapları üzerinden ulaşabiliyor. İnisiyatif kendileri gibi kutuplaşmayı geride bırakmak isteyenleri bu topluluğa ve etkinliklerine davet ediyor.
Türetim Ekonomisi Derneği‘nin, Hrant Dink Vakfı Hibe Programı kapsamında Avrupa Birliği tarafından desteklenen ve Kazdağı Koruma Derneği ile ortak yürütülecek olan Kadın ve İklim Projesi(KAD.İM) başlıyor.
Proje, kadın emeğine dayalı toplulukların iklim ve biyolojik çeşitlilik kriziyle nasıl mücadele ettiğini tüm dünyayla paylaşmayı amaçlıyor. Bu çerçevede dayanışmak ve mücadeleyi ortaklaştırmak adına bir araya gelinecek, söz konusu toplulukların ekonomik faaliyetleri desteklenecek ve yayınlanacak akademik-bilimsel nitelikli makaleler ve çağdaş tartışmalara ve alanda yürütülecek çalışmalara kaynak oluşturulacak.
Projenin tanıtımında şu ifadelere yer verildi:
Türkiye’de farklı coğrafyalarda iklim ve biyoçeşitlilik kriziyle mücadele etmekte olan, farklı alanlarda üretim yapan kadın topluluklarının görünürlüğünü sağlamak temelinde kurgulanan proje; kadınları toplumsal ve ekonomik hayata dahil etmek, iklim ve biyoçeşitlilik krizi ile mücadeleye onarıcı faaliyetleri ile katkı sunacak kadın örgütlenmelerini güçlendirmek ve ekolojik mücadele ve savunuculuk paralelinde toplumsal cinsiyet eşitliğini gündeme getirmeyi amaçlamaktadır.
Ekoloji ve ekonominin birbirini desteklediği, aynı yönde ilerlediği kadın örgütlenmelerinin oluşturacağı örnekler ile, kadın topluluklarının bir araya gelişlerini ve dayanışmalarını desteklerken, bir yandan da mevcut krizlere ışık tutarak kamusal çözümler aranmasını yolunu açacak, toplulukların farkındalığını arttırarak ekolojik ve sosyal dönüşümü mümkün kılacak şekilde güçlendirecektir.
Detaylı bilgi için proje sosyal medyadan aşağıdaki adresler üzerinden takip edilebilir:
Yunanistan‘da dün Peleponnese bölgesinin güneyinde çıkan yangınlar söndürülemiyor. Yetkililer, evlerin ve ağaçların tutuştuğu bölgeyi tahliye etmeye çalışıyor.
Yetkililerin aktardığına göre Peleponnese bölgesindeki Cornith kentine bağlı Kechries köyünden yüzlerce kişi tahliye edildi.
Yangını kontrol altına almak üzere bölgeye 236 itfaiyeci, 54 yangın söndürme aracı, altı helikopter ve dört uçak gönderildi. Skai televizyonunun aktardığına göre şiddetli rüzgarlar alevlerin bölgeye daha da yayılmasına yol açıyor.
Athikia‘da beş kurtarma ekibi köydeki hanelerin ve bölgedeki yatılı okulların yanı sıra çocukların yaz kampını ve pek çok yerleşim yerini tahliye etti. Yerel muhabirlerin aktardığına göre beş bölgede daha yangınlar devam ediyor.
Yunanistan’ın Mati sahil kasabası ve Atina’nın doğu bölgeleri, 2018’in Temmuz ayında tarihinin en ağır yangınlarına maruz kalmıştı, yangınlarda 102 kişi can vermiş binlerce ev yangında kül olmuştu. Yangından kaçmak için denize giren pek çok kişi de boğularak hayatını kaybetmişti.