Ana Sayfa Blog Sayfa 1989

Mauritius’da doğa felaketi: 4 bin ton petrol denize akıyor

Hint Okyanusu‘ndaki Mauritius açıklarında bulunan resiflere çarpan Japon tankeri, geniş bir alanda büyük bir çevre kirliliği yarattı. Tankerde bulunduğu belirtilen 4 dört bin tonluk yakıtın yaklaşık 1000 ton kadarı denize yayıldı, bir kısmı sahile ulaştı. Kalan yakıtın da ikiye bölünme riski taşıyan gemiden denize akması an meselesi.

MV Wakashio adlı tanker, 25 Temmuz’da Çin‘den Brezilya‘ya giderken, ada açıklarındaki bir mercan resifine çarparak karaya oturmuştu. Olaya geç müdahale etmekle suçlanan hükümet, geçen hafta sonu “çevre acil durumu” ilan etti. 

1,3 milyon nüfuslu ada ülkesinin her yerinden gönüllüler, çevre felaketi ile mücadele için kazanın yaşandığı bölgeye gitti. Sızıntı alanı civarındaki, büyük tehdit altında olan vahşi yaşamı kurtarmak için çalışan çevre gönüllüleri, bölgedeki bebek kaplumbağaları ve ender görülen bitkileri koruma amaçlı başka bölgelere taşıyor. Petrole karşı emici olması nedeniyle saç bağışı kampanyası da başlatıldı.

Petrol tankerinin sahibi olan Japon şirket ise  kamuoyu önünde bir özür açıklaması yaptı.  Gemideki yakıtın 500 tonunun boşaltıldığını, 2500 ton yakıt kaldığını açıklayan şirket CEO’su Akihiko Ono, “Sebep olduğumuz bu büyük sorun için çok içten ve derinden özür diliyoruz. Bu sorunu çözmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız” dedi.

Fransa da eski sömürgesi, olan adaya hükümetin yardım talebi üzerine kirlenme kontrol ekipmanların bulunduğu bir askeri yardım gemisi gönderdi.  Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron Twitter üzerinden başbakanın talebine cevap vererek “Biyoçeşitlilik tehdit altında olduğunda acil adımlar atılmalı. Fransa burada, Mauritius halkının yanında. Yardımcı olacağımızdan emin olabilirsiniz” dedi. Halen Fransa’ya bağlı, Mauritius’un en yakın komşusu Reunion adası da durumu kontrol altına almak için gerekli ekipmanların bölgeye gönderildiğini açıkladı.

Gemi ikiye ayrılabilir

Öte yandan Mauritius Başbakanı Pravind Jugnauth, yükünün önemli bir bölümünü sızdıran ancak hâlâ 2 bin 500 ton kadar petrol taşıyan tankerin parçalanma riski bulunduğunu uyarısı yaptı.

Jugnauth, ekiplerin şimdilik sızıntıyı durdurduğunu ancak en kötüsüne hazırlandıklarını söyledi: Çatlaklar büyüyor. Durum çok daha kötü. Tankerin ikiye ayrılma riski bulunuyor”

Uzmanlar, bu ihtimalin gerçekleşmesi halinde halihazırda kırılgan bir ekosisteme sahip olan ada ülkesi için yıkıcı olacağını, ayrıca ülke ekonomisini de sarsacağını belirtiyor.

Mauritius Vahşi Yaşam Vakfı’ndan Jean Hugues Gardenne, Associated Press’e “Büyük soru bu,” dedi. “Bu gemi neden o mercan resifinde uzun süredir duruyor ve hiçbir şey yapılmıyor?”

Ülkede yaşanan ilk petrol sızıntısı olduğunu belirten Gardenne, belki de hiç kimsenin geminin parçalanmasını beklemediğini kaydetti. Günlerce, bir kurtarma ekibinin gelip çalışmaya başlamasını beklediklerini anlatan Gardanne, “Gelip gidip tehlikeli bir şekilde eğilmiş gemiye baktılar, ancak okyanus dalgaları gemiyi hırpalamaya devam etti” diye konuştu. 

Greenpeace‘in eski stratejisti ve temizliğe yardımcı olan çevre uzmanı Sunil Dowarkasing da en kötü etkilenen bölgelerden biri olan Mahebourg‘da çalışan tüm gönüllülerin siyah petrolle kaplı olduğunu anlattı. Dovarkasing, “Bu hasardan asla kurtulamayacağız. Yapabileceğimiz tek şey elimizden geldiğince hafifletmeye çalışmak” dedi.

Bölgede hakim olan şiddetli rüzgarların petrol tabakasını anakara kıyısı boyunca daha da uzağa itmesi bekleniyor. 

Koronavirüs salgınının etkileri ile mücadele eden Mauritius ekonomisi, deniz ürünleri merkezli besine ve turizme dayanıyor.Ülke Fransa ile halen sıkı ticari bağlara sahip.

 

Ordu’da HES yapımı için hukuksuz çalışan iş makinelerine köylüler geçit vermedi

Ordu’nun Korgan ilçesine bağlı Balamir‘de, dere yatağına kurulmak istenen HES şirketi için çalışan iş makineleri, halkın direnişi üzerine geri çekildi.

Jandarma sabah saat 06.00’da Korgan Çiftlik Mahallesi’ne (köy) gelerek şirketin şantiye kurabilmesi için güvenlik önlemi aldı. Mahalle içinde ve Çatalpınar ilçesinden köye giriş yolunu da kesti. Çiftlik köylüleri ise bölgeye gelerek iş makinelerinin çalışmalarını engelledi.  

İmar Planı’nda değişiklik hukuka aykırı

Yeşil Gazete için görüşlerini aldığımız Ordu Çevre Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve Ekoloji Birliği Sözcüsü Coşkun Özbucak, köylülerin kendilerine haber vermesi üzerine şirkete karşı yasal süreci başlattıklarını, ancak mahkemenin kaybedildiğini, bununla birlikte şirketin imar değişikliği istediğini ve kendilerinin değişikliğe itiraz ettiklerini anlattı. İmar planına yapılan itiraz sonuçlanmadan ve süreç devam ediyor olmasına rağmen bölgede çalışma yapılmasının hukuka aykırı olduğunu söyleyen Özbucak, geçtiğimiz günlerde benzer şekilde iş makinalarının bölgeye girdiğini, ancak köylülerin direnişi üzerine çıkmış olduğunu hatırlattı:

Şirket 2020 bitmeden şantiyesini kurmak istiyor, bu yüzden çalışmalara bir an önce başladı. Dernek bunu öğrenince jandarmayı çağırdı, jandarma tutanak tuttu ve makineler kovuldu.

Özbucak, imar planında yapılan değişiklikle ilgili kaymakamlığa, savcılığa ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na suç duyurusu yapıldığını, 12 Ağustos’ta davanın görüleceğini, ancak şirketin davayı dahi beklemediğini şu sözlerle anlattı:

Fındık sezonu başladı hop, iş makineleri yine ortaya çıktı. Geçen cuma. Vatandaşlar bize haber verdi, dernek olarak gittik, jandarma geldi, boğuşma oldu derken yine dernek kakıyor yine jandarma boğuşma derken geri çekildiler.

Bölgeden gelen, kadınların kepçelerin üzerine oturduğunu gösteren görüntüler bu geri çekilmenin nasıl mümkün olduğunu gösteriyor.

Özbucak’a göre yaşanan, meşru mücadelenin zaferi:

Bitecek mi? Bitmeyecek. Fakat şöyle… Bu, meşru müccadeleyi ve yasal mücadeleyi bir arada götürme işini köylüler çok güzel uyguladı. Meşru haklarını kullanarak, mahkeme kararı da olsa halk istemedikçe (bu gibi faaliyetlerin) başarılı olamayacağını en güzel şekilde gösterdiler.

Toplantı sırasında çalışmaya başlamışlardı

Geçen temmuzda da Çiftlik Mahallesi’nde köylüler HES lehine yapılan imar değişikliğine nasıl itiraz edecekleri konusunu görüştüğü sırada iş makinaları dere yatağında çalışmaya başlamış, toplantıyı bölerek durumu haber veren bir köylünün uyarısı üzerine vatandaşlar ve iş makinaları arasında benzer bir mücadele yaşanmıştı.

Makinaların çalışma izni olmadığını söyleyerek jandarmaya haber veren köylülerin çağrısı üzerine, jandarma tutanak tutmuş, çalışmalar durdurulmuştu. 

SES: Ankara’da aktif vaka sayısı 50 bine yükseldi, hastanelerde yer kalmadı

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şubesi, kentte her geçen gün artan koronavirüs salgınına dair yazılı bir açıklama yaptı. Bakanlığın verilerinin doğru olmadığı ifade edilen açıklamada, “Yoğun bakım yatak doluluk oranı pandemi sürecince yüzde 75’lerin üzerinde seyrederken, bugün ilimizde bazı hastanelerde yoğun bakım ve normal servislerde boş yer bulunamamaktadır” denildi.
Açıklamada yoğun bakım doluluk verileriyle ilgili şunlar kaydedildi:

Dünya geneli birçok ülke 2’nci dalgadan bahsederken ülkemizde vaka sayısının halen binli sayılarda seyretmesi birinci dalganın atlatılamadığının göstergesidir. İlimiz yataklı tedavi kurum başvuru sayısı, ortalama, aylık 3 milyon olurken, pandeminin ilk üç ayında 600 bine kadar düşmüş, Mayıs ayı sonrası 800 binle başlayan ivme hızla artış göstererek normal dönem seyrine yaklaşmıştır. Yoğun bakım yatak doluluk oranı pandemi sürecince yüzde 75’lerin üzerinde seyrederken, bugün ilimizde bazı hastanelerde yoğun bakım ve normal servislerde boş yer bulunamamaktadır.”

Pozitif tanı ve şüpheli yatan hasta sayısı 3 bin 500 

Ankara’daki Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji EAH, Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları EAH ve Dr. Sami Ulus Kadın Doğum Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları EAH dışındaki tüm hastanelerde Covid-19 tanısı ile yatan hasta olduğu bilgisi verilen açıklamada, Ankara genelinde pozitif tanı ve şüphesiyle yatan 3 bin 500 hasta olduğu kaydedildi. Kentte yoğun bakımda tedavi gören Covid-19 hasta sayısının ise 200’e yaklaştı. 

Hastanelerde yer kalmadı

Açıklamada artan vaka sayılarıyla birlikte hastanelerde yer kalmadığı da vurgulandı:

“Bu durum mutlak yatış yapması gereken hastaların acil servislerde bekletilmesine, ancak kliniklerde yer açılması halinde transferlerinin gerçekleştirilmesine neden olmaktadır. Tanı alan hastalar, bulguları hafifse ilaçla tedavisi verilerek evlerine gönderilmekte, zamanla tablosu ağırlaşan bazı hastalar tekrar hastaneye müracaat etse de müdahalede geç kalınarak hayatını kaybetmektedir. Evde takip edilen hastaların artması nedeniyle, her aile hekimliği birimine testi pozitif ve temaslı 35-45 hasta düşmektedir. İlimizde 450 Aile Sağlığı Merkezinde 1700 civarı aile hekimliği birimi olduğu düşünüldüğünde pozitif hasta ya da temaslı hasta sayısı ortaya çıkmaktadır. Aile hekimleri tarafından takip edilen hastaların 3’te 2’sinin pozitif tanılı hasta olduğu bilinmektedir. Bu durum ilimizdeki toplam pozitif vaka sayısının yaklaşık 50 bin olduğunu göstermektedir. Bu testler ile ortaya konan vaka sayısı ile semptom göstermeyen hasta oranı düşünüldüğünde riskin ve salgının boyutu ortaya çıkmaktadır” 

Covid-19 dışı hastaların yer olmadığı için özel hastanelere gitmek zorunda kaldığını belirtilen açıklamada, özel hastanelerin süreç dışında tutulduğuna dikkat çekildi: 

“Normalleşme süreci ile hastaların yoğunluklu olarak hastanelere yönlendirilmesi ilimizde bulunan Kamu hastanelerindeki (Üniversite hastaneleri dahil) yaklaşık 16.500 yatağın, 1600 civarı yetişkin yoğun bakım yatağının dolmasına neden olmuştur. İktidarın pandemi ile mücedele kapsamında özel hastaneleri dışarıda tutması ilimizde 3200 civarı toplam yatağın 450 civarı yoğun bakım yatağının kullanımını engellemiştir. Covid-19 dışı hastalar kamu hastanelerinde yer bulamamaları nedeniyle özel hastanelere gitmek zorunda bırakılmıştır.”

‘Normalleşmeyle birlikte hasta yoğunluğu arttı’ 
 

Açıklamada sağlık emekçilerinin tükenmişlik noktasında olduğuna da dikkat çekildi:

“Bu süreçte sağlık ve sosyal hizmet emekçileri, haklarında iyileştirme yapılmadığı gibi çalışma alanlarında daha da yoğunlaşan iş yükü ile birlikte riskle karşı karşıya bırakılmışlardır. Normalleşme söyleminin hasta yoğunluğunu arttırması ile birlikte iş yerlerimizde artan iş yükü pandemi süresince hem bedensel hem de psikolojik olarak yorulan sağlık ve sosyal hizmet emekçilerini tükenmişlik noktasına getirmiştir. İlimizde sağlık emekçilerinin izinleri kısıt gün üzerinden verilirken, 1000 yakın sağlık emekçisi son bir haftada mantığa aykırı şekilde ikamet ettiği alanlardan uzakta pandemi ile mücadele kapsamında dayatmalar ile görevlendirmiştir.
 
Biz sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak halkımızı iktidarın umursamazlığı karşısında kendi önlemlerini almaları konusunda uyarıyoruz. Ayrıca bütün sağlık ve sosyal hizmet emekçilerini pandeminin ilk zamanlarında ortaya koyduğumuz çalışmaları referans göstererek etkili bir mücadele için SES’ de örgütlenmeye davet ediyoruz.”

Kazdağları’nda madenciliğin pandemi boyunca durdurulması için valiliğe başvuruldu

Kazdağları’ndaki altın madenciliği projelerinin pandemi gerekçesiyle durdurulması için Çanakkale Valiliği’ne başvuru yapıldı.

Kaz Dağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Çan Çevre Derneği ile birlikte bir yılı aşkın zamandır Kirazlı’da altın madeni projesine karşı çadırlı nöbette olan yurttaşların bir kısmı tarafından yapılan başvuruda altın madenciliği faaliyetinin yıkıcı etkisine dair bilimsel veriler de paylaşıldı.

Koronavirüs salgınlarının ve mutasyonlarının çevresel ekolojik yıkımlar, iklim değişikliği ve altın madenciliği ile gerçekleştiğine değinilen başvuruda madencilik faaliyetlerinin kesinlikle ve ivedilikle sonlandırılması isteniyor.

‘Şirket araziden çıkarılsın’

Covid-19 pandemisinin sürmesi nedeniyle halk sağlığının tehdit altında olduğu gerekçesiyle Çanakkale Valiliği’ne çeşitli önlemler alınması gerektiği iletildi. Bu önlemlerin başında yaklaşık 350 bin ağacın kesilmesine sebep olduğu için ekolojik hasar veren ve altın madenciliği faaliyeti ile giderek bu hasarın artmasına neden olacak olan Alamos Gold’un yerli iştiraği Doğu Biga Madencilik firmasının orman arazisinden çıkarılması geliyor.

Başvuruda maden işletmelerinin pandemiye yol açma ve etkisini arttırma yönünden değerlendirilerek tümü için pandemi ve genel sağlık etkilerini gösteren Sağlık Etki Değerlendirme Raporu (SED) oluşturulması, Kazdağları yöresindeki tüm Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporlarının da bu yönden gözden geçirilmesi ve bu süre zarfında da tüm faaliyetlerin hıfzıssıha kurulunca durdurulması gerektiği talep ediliyor.

‘Arama, işletme, ihale durdurulsun’

Madencilik faaliyetlerinin kümülatif etkisine de değinilen başvuruda Çanakkale içindeki tüm arama, işletme, ihale ruhsat alanlarının kümülatif etkisinin değerlendirilmesi ve bu değerlendirme bitene kadar proje ve işletmelerin durdurulması isteniyor.

Ayrıca Kirazlı’da nöbet tutan yurttaşların gönüllü olarak kamu hizmeti- halk sağlığını koruyucu görev üstlendiğinin altı çizilerek bu yurttaşların kamu hizmeti niteliğindeki tüm faaliyetlerine dönük engelleyici kararlar almaması, pandemi gerekçesiyle kesilen idari para cezalarının da iptal edilmesi gerektiği belirtildi.

‘Sorumlu tutulacaklar’

Başvurucular, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından da örnekler vererek kamu görevlilerinin kamu sağlığını koruyacak olan bu adımları atmamaları durumunda pandemi ile birlikte yaşanılacaklardan da sorumlu olacaklarını vurguladılar.

Başvuruda son olarak gelcekte AİHM tarafından Türkiye aleyhine hükmedilecek tazminatların da devlet tarafından İl Hıhzıssıha Kurulu üyelerine rücu edileceği vurgulandı.

Vestel’de salgın yayılıyor

Vestel’in Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren fabrikası Vestel City’de, 1 Haziran normalleşme sürecinden sonra işçiler arasında koronavirüsü vakalarına rastlandığı ve iki işçinin vefat ettiği açıklandı. Manisa Tabip Odası ve Salihli Çevre Derneği’ne göre ise fabrikada yaklaşık bin vaka bulunuyor.

Zorlu Holding’e ait Vestel’in Beyaz Eşya Genel Müdürü Erdal Haspolat yapılan kontrollerde 19 bin çalışanın yüzde 2’sinin koronaya yakalandığının tespit edildiğini söyledi. Virüsün ilk ortaya çıktığı günden bu yana sıkı tedbir alındığını söyleyen Haspolat, “Özellikle 1 Haziran’a kadar fabrikada bir tane bile pozitif vaka görülmedi. Ancak normalleşme sonrası vakalar arttı” dedi. Haspolat’ın açıklamasına göre, fabrikada 380 işçinin enfekte olduğu teyit edilmiş oldu.

İşçiler: Fabrika önlem almadı

Evrensel’e konuşan işçiler, fabrikanın önlem almadığını belirtirken “Çay ve istirahat vakitlerinin yan yana durdukları gerekçesi ile kaldırıldı” diye konuştu. “Üretim yaparken yan yana çalışıyoruz” diyen işçiler “Fabrika çözüm olarak işçilerin haklarından kısıyor. Krizi fırsata çeviriyor” ifadelerini kullandı.

Salihli Çevre Derneği: 17 işçi öldü

Salihli Çevre Derneği de ilde koronavirus vakaların arttığına dikkati çeken Salihli Çevre Derneği ise Vestel’de 17 işçinin Covid-19 nedeniyle yaşamını yitirdiği bilgisini paylaştı.  
 
İşçiler arasında salgının yayıldığını ve hastanelerin dolduğunu belirten derneğin yazılı açılmasında şu ifadeler kullanıldı:

“Gerçek bilgilerin üzerinin örtülmesi, fısıltı gazetelerini devreye sokuyorlar. Sağlık teşkilatında görevlilere ulaşmaya çalıştığımızda konuyla ilgili konuşmak istemiyorlar. Konuşan personel halkı isyan teşvik suçlamasıyla idari soruşturmalarla görev yerleri değiştirilmekte, hatta mahkemelere verildiği söylenmekte, tam bir mobbing uygulanmakta. Manisa genelinde pozitif vaka sayısı resmi olmayan rakamlarla 5 bin civarında. VESTEL’de pozitif vaka sayısının bin, ölüm sayısının 17 civarında olduğu dillerde dolanmakta.” 

Rakamlar gizlendikçe bulaş artıyor

Salihli Devlet Hastanesi’nde doluluk oranın yükseldiğini, bundan kaynaklı hastaların başka il ve ilçelere yönlendirildiği belirtilen açıklamada, yönlendirilen hastaların da güvenlik tedbiri alınmadan, otobüslerle ve dolmuşlarla yolculuk yaptıkları bilgisine yer verildi. Açıklamada, “Cenazeyi iki kişiyle devlet defnederse salgından, yakınları defnederse uygun hastalık nedeni belirlenmekte, böylece salgından ölen gerçek kişi sayısı saklanmakta duyumları bizlere gelmektedir. Rakamların gizlenmesi halkın daha rahat hareket etmesini sağlamakta, salgının da hızla tavan yapmasına neden olmaktadır” uyarısı yapıldı.  

‘Salgının en büyük nedeni çevresel yıkım’

MA’nın aktardığına göre, sanayi ve turizm sektöründen gelen baskılar nedeniyle halk sağlığının tehlikeye atıldığı vurgulanan açıklamada yöneticilere şöyle seslenildi:

 “Yönetenlerin gerçekleri açıklama sorumluluğunu vatandaşa bırakması devlet idaresini ihmal etmektir. Kovid-19 salgınının en büyük nedenlerinden biri çevresel yıkımlardır. Endüstriyel tarımcılık ve hayvancılığın, madenciliğin yaban hayata saldırması insanlığın bu virüsle tanışmasına neden olmuştur.  Şirketler, maalesef doğa tahribatını pandemi döneminde daha da arttırmış, yurdun dört bir yanında bizler dışarı çıkamazken fırsatı ganimete çevirmiş, ilgili kurumlardan izinleri yangından mal kaçırırcasına hızla çıkartmışlardır. Devletimizi şirketlerin değil halkın devleti olmaya çağırıyoruz. Gerçekleri gizlemek devlet sorumluluğunu kötüye kullanmak demektir”

Kirazlıyayla’da mücadele sonuç verdi: Bilirkişi ÇED raporunun iptalini istedi

Bursa’nın Kirazlıyayla Köyü’nde yapılmak istenen ve halkın uzun süredir mücadele ettiği Çinko-Kurşun-Bakır Zenginleştirme Tesisi ve Atık Barajı Projesi ile ilgili önemli bir gelişme yaşandı.

Meyra Madencilik’in çalışmaları sırasında Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna uygun hareket etmediği ve projenin bölgeye büyük miktarda zarar verdiği gerekçesiyle ÇED raporunun iptali istemiyle açılan davada bilirkişi heyeti köylülerin lehine karar verdi.

Oy birliğiyle verilen kararda maden şirketinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan aldığı ÇED raporunun teknik olarak yeterli olmadığı ve raporda bazı eksiklikler ve belirsizlikler bulunduğu belirtildi.

Erdem: Bilirkişi ziyareti sırasında alana alınmadık

Yenişehir Çevre Platformu’ndan Şafak Şenel Erdem Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada bilirkişi heyeti raporunu oldukça olumla karşıladıklarını söyledi. Raporda eksiklikler de bulunduğunu belirten Erdem bunun sebebinin inceleme sırasında heyetin yanına alınmamaları olduğunu söyledi:

Raporda daha yazması gereken çok fazla ihlal var. Ancak heyet inceleme yaptığı sırada köylüleri ve bizi alana almadılar. Hatta Bursa Barosu’ndan Eralp Bey’i bile başta almadılar daha sonra aldılar. Buna rağmen şirketin çalışanları içerideydi ve kendi şovlarını yaptı.

Bu sebeple heyetin raporunun ÇED raporuna göre hazırlandığını belirten Erdem “Her şey ÇED Raporu’nda yazmıyor. Katılabilseydi oradaki insanlar köylerinin hemen yanı başına yapılan projeden nasıl etkilendiklerini anlatacaktı” dedi.

Fotoğraf: DW

Bilirkişi raporu ne söylüyor?

Bursa 1’inci İdare Mahkemesi’nin talebi üzerine hazırlanan bilirkişi raporunda “Proje konusu tesisin yakın çevresinde (3 km mesafe içerisinde) tarım, hayvancılık, çevre ve halk sağlığı yönünden yaratacağı etkiler değerlendirildiğinde; yakın çevredeki tarımsal üretimi olumsuz etkileyeceği, projede meydana gelecek emisyonların yörenin coğrafyası da göz önüne alındığında bölge halkını olumsuz etkileyeceği düşünülmektedir” ifadeleri yer alıyor.

Ayrıca ÇED raporunda eksiklik olarak belirtilen hususların giderilmesi halinde bile ortaya çıkabilecek afetlerin (deprem, tsunami, sel vb.) sebep olabileceği büyük risklerin ve bölgenin 1’inci derece deprem kuşağında yer aldığı gerçeğinin değişmeyeceği belirtiliyor.

Maden zenginleştirme tesisisinin yerinin hatalı seçildiği belirtilen raporda “Proje alan seçimi yapılırken tarım alanları yeterince gözetilmemiş, tarımsal alanlar konusunda oluşturabileceği olumsuzluklar ÇED Raporu’nda irdelenmemiştir” ifadeleri yer alıyor.

‘Küçük bir umutla başladık’

Bu rapor ışığında mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı vermesini beklediklerini belirten Erdem, şirketin yeniden ÇED raporu için sürece başlamasından endişe ettiklerini de söyledi.

Mücadeleye oldukça küçük bir umut ile başladıklarını anlatan Erdem bundan sonra umutsuzluğa kapılarak pes etmelerinin mümkün olmadığını anlattı. Erdem, “ÇED Raporuna açılan davayı kaçırmıştık. Nisan 2019’da süresi doldu. Şirketin yukarıya kadar çıkan maddi bir gücü vardı. Biz kadınlar olarak çok küçük bir umutla başladık bu sürece” ifadelerini kullandı.

‘Tam pes edecekken müdahaleleri hareketi diriltti’

Mücadele sırasında köylülere verilen ihtarnameler, gözaltılar ve kişisel saldırılara maruz kaldıklarını anlatan Erdem, “Köylü tam pes edecekken bunları yaptıkları için daha da teşvik ettiler. Üç kere hareketteki dirilişi gördüm” dedi. Erdem oradaki kadınlarla yan yana bir mücadele yürütmekten dolayı mutluluk duyduğunu vurguladı.

‘Firmayı koruyanlar göleti neden koruyamadı?’

Şafak Şenel Erdem geçtiğimiz hafta şirkete orada bulunan bölge halkının hayvanlarını ve bahçelerini suladığı Kamışlı Göleti’ni kurutmalarıyla ilgili suç duyurusunda bulunduklarını da hatırlattı.

O gölet için ilkinde beş kadının gözaltına alındığını ve şu anda denetimli serbestlik aldıklarını söyleyen Erdem “Şikayetten üç gün önce gölete giden yolu kapattıkları için de 12 kadın gözaltına alınmıştı. Göl için 17 kadın gözaltına alındı. Suç duyurusu öncesinde göle gittiğimizde gölde iki kova bile su kalmadığını gördük. Firmayı koruyanlar neden o göleti koruyamadı?” açıklamasını yaptı.

Erdem, şirket tarafından uygulanan tüm baskılara rağmen şikayetlerine devam edeceklerini, köyü madenden korumak için çalışacaklarını söyledi.

‘İşsizlik en çok genç kadınları vurdu’

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı mayıs ayı işsizlik verisini değerlendiren Genç İşsizler Platformu, 15-34 yaş grubunda 2 milyon 209 bin gencin işsiz olduğunu belirtti.

Platform Sözcüsü Dr. M. Murat Kubilay “Finansal istikrarsızlıkla başlayan ve Nisan 2018’den itibaren etkisi belirginleşen ekonomik kriz sürecinde 15-34 yaş grubu genç çalışan sayısı 1 milyon 827 bin kişi azalmıştır” dedi. Kubilay’ın verdiği bilgilere göre tablo genç kadınlar arasında daha da karanlık. Buna göre üniversite mezunu 1 milyon 23 bin kadın, yüksek eğitim düzeylerine rağmen iş aramıyor ve işsiz sayılmıyor. İşgücüne katılım en çok ilköğretim ve altındaki eğitim düzeyindeki kişilerde düşük. Bu eğitim düzeyindeki 4 milyon 838 bin kadın iş gücünde dahi yer almıyor.

6 milyona yakın genç ne okuyor ne de çalışıyor

Öte yandan 15-29 yaş grubunda ne eğitim alan ne de herhangi bir şekilde çalışan/ staj gören genç sayısı 5 milyon 849 bine ulaştı. Gençlerin yüzde 32,8’i ekonomik faaliyetlere katkı veremiyor ve aynı zamanda eğitim veya staj yoluyla kendisini geliştiremiyor. Bu kategorideki genç sayısı Finlandiya, Slovakya ve Norveç gibi bazı gelişmiş Avrupa ülkelerinin her birinin toplam nüfusu kadar.

Aynı yaş grubundaki genç kadınların eğitime ve istihdama dahil olmayanlarının sayısı 3 milyon 816 bin. Genç kadınlarda bu oran yüzde 43,3 olup aynı yaş grubundaki erkeklerin yüzde 22,6 oranının çok üstünde.

Kubilay şu değerlendirmeyi yaptı: “Çalışma ve eğitim alma hakkında kadınların durumu erkeklere göre çok daha kötü olup cinsiyete dayalı fırsat eşitsizliği yaratmakta ve sosyal hak kaybına neden olmakta.” 

Munzur Gözeleri’ne ‘peyzaj’ girişimine halk tepkisi büyüyor

Munzur Özgür Aksın Meclisi, Munzur Gözeleri’nde yapılmak istenen peyzaj projesine karşı bir açıklama yayınlayarak, gözelerin kendi haline bırakılmasını istedi. Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül tarafından yapılan açıklamada, Munzur Gözeleri‘nin 17/07/2003 tarihinde Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararı ile 1. Derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edildiği hatırlatıldı ve şöyle denildi:

(…) Munzur Gözeleri’nde bitki örtüsü, topografya, silüet etkisini bozabilecek hiçbir eylemde bulunulmaması gerektiği halde 02/06/2020 tarihinde İhalesi yapılan “Munzur Gözeleri Rekreasyon Projesi” ile 1. Derece Doğal Sit Alanı sınırları içinde ve korunma alanında çeşitli yapı üniteleri inşa edilmesi öngörülmektedir.

“Munzur Gözeleri Rekreasyon Projesi” Munzur Vadisi Millî Parkı’nın temel kaynak değeri Munzur Gözeleri ve çevresinde uygulanmak istenmektedir. Anılan Proje kapsamında; Çadır Kamp Alanları, Hayvan Kesimhanesi, Tuvalet, Otopark, Büfe, Stand Alanları, Yürüyüş Parkuru gibi yapılar planlanmaktadır.

Açıklamada, yalnızca Munzur Nehri‘nde bulunan Salmo Munzuricus isimli endemik Alabalık türünün, bölgede yapılacak yapılarla birlikte insan etkileşiminin artması neticesinde zarar görebileceği, hatta neslinin yok olabileceği belirtildi.

‘Tabela konulmalı’

2872 sayılı Çevre Kanunu gereğince kurulması gereken biyolojik atık su arıtma tesisinin kurulmadığının vurgulandığı açıklamada, bu bakımdan Munzur Nehri’nin kaynağından itibaren insan etkileşiminin arttırılmasına dönük olan projenin hukuka aykırı olduğu ifade edildi.

Açıklamada, projenin ihalesi yapılmadan evvel 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 10. Maddesi ve Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği gereğince ÇED süreci işletilmesi ve projenin çevresel etkilerinin analiz edilmesi gerekirken bu sürecin işletilmediği ve projenin “İçme ve Kullanma Suyu Kaynaklarının Korunması” hakkındaki mevzuat hükümlerine aykırı olduğu belirtildi.

Sarıgül, gelinen aşamada Munzur Gözeleri havzasının korunması için; Gözeler’e 1. derece Doğal Sit Alanı olduğu belirtilen bir tabela konulması, alandaki Alan Koruma Kılavuzu‘nun istihdam edilmesi, Gözeler’in inançsal ritüeller icra etme dışında insan etkileşimine kapatılması gibi önlemler alınması gerektiğini belirtti ve şunları söyledi:

Tuvalet gibi yapıların bilimsel açıdan en uygun alana yapılması gerekmektedir. Sit alanı ve koruma alanının olduğu gibi kalması doğallığının bozulmadan yapılması. Ziyaret köyü yeşil yazı ada ve koyun göllerinin atıklarının taşınarak arıtma sisteminin oluşturularak alan dışına taşınması gerekmektedir. Oluşturulmuş binanın sit alanı içerisinde bulunan metruk yapının vb yapılarının kaldırılması gerekmektedir.

Change.org’da kampanya

Öte yandan Change.org‘da projeye karşı “Peyzaj Düzenlemesi Altında Munzur Gözlerinin Tahrip ve Talan Edilmesini Durdurun” başlığıyla imza kampanyası başlatıldı.

Açıklama şu şekilde:

Alevi– Kızılbaş inancı için kutsal bir mekan olan Munzur Gözeleri’nde hayata geçirilmeye çalışılan peyzaj projesi inancımıza, kültürümüze ve hafızamıza müdahale ile eş değerdir.

Munzur Gözeleri’ndeki peyzaj projesi ile koruma altındaki bir mekanın betonlaşmanın önü açıldığı gibi doğal bir inanç merkezi özünden koparılarak mesire ve ticaret alanına çevrilmek istenmektedir.

Dersimliler için kutsallığı olan inanç merkezlerine ve topraklarına büyük şirketlerin sokulması bu alanların ihaleye verilmesi yanlıştır ve kabul edilemez. Bilimsel ve teknik raporlar hiçe sayılarak yapılmaya çalışılan bu proje, yaşam alanlarımıza yönelik bir yıkım projesidir.

Gözeler, ziyaret alanımızdır! İnancımıza tahammülü olmayanlar orayı düzenleyemez. Halkın, kanaat önderlerinin, ekoloji hareketlerinin, demokratik kitle örgütlerinin görüşleri, rızalığı alınmadan Munzur Gözeleri’ne yapılacak herhangi bir müdahaleye izin vermeyeceğimizi belirtmek isteriz.

Peyzaj düzenlemesi adı altında Munzur Gözleri’nin tahrip ve talan edilmesine hayır!

Geçtiğimiz günlerde bölgeye askeri araçların gelmesinin ardından Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Haydar Ben de açıklama yapmış ve “Munzur gözeleri bölge halkı ve Alevi kızılbaş inancının kutsalıdır. Bu peyzaj projesi kılıfı esasta, Alevi halkının inancına saldırıdır. Söz de düzenleme adı altın da bu alanı ticari bir işletmeye çevirmektir. Betonlaştırma ve çölleştirme amacı taşımaktadır” demişti.

Askeri araçlarla gelen yetkililer, bölgede stant kuran yurttaşların standlarını kaldırmaya başlamış, gözelere giriş ve çıkışları kapatmıştı.

İçişleri Bakanlığı’ndan valilere orman yangını genelgesi

İçişleri Bakanlığınca, 81 il valiliğine “Ormanlık Alanlar ve Civarında Ateş Yakılmaması” konulu genelge gönderildi.

AA’nın aktardığına göre genelgede, doğal zenginliklerin başında gelen ormanların korunması amacıyla daha önce mevsimsel veya insani faktörlere dayalı olarak orman yangınlarının artabileceği değerlendirilerek gerekli önlemlerin alınması amacıyla valiliklerin talimatlandırıldığı hatırlatıldı.

Komisyon toplanması gerekiyor

Özellikle yaz mevsimi ve tatil sezonu olması sebebiyle vatandaşların yoğun bir şekilde mangal, semaver veya ocak yaktıkları, bu durumun da hava sıcaklığının yüksekliği ve kuru ot ile çalılık miktarının artmasına bağlı olarak orman yangınlarında artışa neden olduğu ifade edilen genelgede, artan orman yangınları ile birlikte daha önceki tedbirlere ilave yeni tedbirler alındığı belirtildi.

Genelgeye göre, vali ve kaymakamların başkanlığında “Orman Yangınları ile Mücadele Komisyonu”nun acilen toplanması sağlanacak.

Licede çıkan orman yangınına vatandaşlar müdahale etti

Yangına müsait alanlar haritalandırılacak

Komisyon, il veya ilçe sınırları içerisindeki özel mülkiyete konu araziler de dahil olmak üzere ormanlık alanların civarında yer alan ve yakınlığı nedeniyle orman yangınlarına neden olabilecek yerler için mangal, semaver, ateş yakılabilecek yerlerin ve yasak olan alanların, Orman Kanunu’nun 76. maddesinin “d” bendi göz önünde bulundurularak en geç 15 Ağustos’a kadar belirleyecek, haritalandırılacak. Komisyonlarca bu yönde karar alınarak kamuoyuna ilan edilecek.

Ormanlık alanlarda yetkili kurumlarca belirlenmiş olan mangal, semaver, ateş yakılabilecek mesire yerleri ile tabiat parkları, valilik ve kaymakamlıklarca vatandaşlara duyurulacak.

Manisada çıkan yangın 3 günde kontrol altına alınabildi. Fotoğraf: AA

Avcı ve çobanların ateş yakması önlenecek

Orman Kanunu’nun 76. maddesinde yer alan “Ormanlarda izin verilen ve ocak yeri olarak belirlenen yerler dışında ateş yakmak yasaktır.” hükmü uyarınca, yetkili kurumlarca belirlenmiş tescilli piknik ve mesire alanları hariç, orman alanları içerisinde mangal, semaver, ateş yakılmasına müsaade edilmeyecek, avcı ve çobanların ateş yakması önlenecek.

Önceden belirlenerek ilan edilen kamp yerleri hariç olmak üzere, ormanlık alanlar ile ormanlık alanların civarında izin verilen yerlerde 31 Ekim’e kadar mangal, semaver, ateş yakılmasına saat 20.00’den sonra izin verilmeyecek.

Yanıcı maddelere yasak

Başta ormanlık alanların civarındaki yerler olmak üzere, anız veya bitki örtüsü yakılmasına kesinlikle müsaade edilmeyecek.

Ormanlık alanlara yakın olan yerlerdeki düğün ve benzeri organizasyonlarda orman yangınına neden olabilecek havai fişek, dilek balonu gibi yanıcı madde kullanılmasına izin verilmeyecek.

Çanakkalede çıkan yangında 25 hektarlık alan yandı

Riskli alanlara girişler kısıtlanabilecek

Yüksek risk barındıran ormanlık alanlara girişler, mülki idare amirlerince ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde, belirli bir süreyi, dönemi kapsayacak şekilde kısıtlanabilecek.

Mangal, semaver, ateş yakılmasına müsaade edilen piknik ve mesire alanlarına girişte uyulması gereken kurallara ilişkin bilgilendirici mahiyetteki el ilanı veya broşür dağıtımıyla, kamu kurum ve kuruluşlarına ait bilbordlarda kullanılacak görsellerle, anonslarla vatandaşların konuya ilişkin duyarlılığı artırılacak.

Devriyeler konulacak

Genel kolluk kuvvetleri ile orman muhafaza memurları başta olmak üzere zabıta, özel güvenlik gibi görevlilerce düzenli şekilde yürütülecek devriyelerle genelgede belirtilen hususlar kontrol edilecek, vatandaşlar uyarılacak.

Yapılacak denetimlerde tespit edilen aykırılıklar karşısında ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda gerekli adli ve idari işlemler yapılacak.

 

Kanal İstanbul’da mevzuat tamam: Orman vasfı kaldırılıyor, vergi muafiyeti getiriliyor

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Kanal İstanbul ile ilgili mevzuat çalışmasını tamamladı.

Detayları daha önce paylaşılan mevzuata göre Kanal İstanbul projesinin ve koruma kuşağı sınırlarının içerisinde kalan orman alanlarının orman vasfı kaldırılacak. Mevcut ormanların yerine iki katı büyüklüğündeki başka alan orman olarak tescil edilecek.

İhaleyi alanlara vergi muafiyeti

Yap-işlet-devret modeliyle gerçekleştirilecek projede ihaleyi kazanan şirkete vergi muafiyetleri getirilecek. Buna göre, yapımında kullanılacak her türlü iş makinesi, taşıma aracı ve ekipman ÖTV, KDV ve gümrük vergisinden muaf olacak. Kullanılacak akaryakıttan da ÖTV ve KDV alınmayacak. Kazanan şirketin, projenin gelirinden elde ettiği gelirleri, kurumlar vergisinden istisna tutulacak.

7 yıl sürecek inşaatın maliyeti 75 milyar TL öngörülürken, projenin tamamlanmasıyla ilk 10 yılda 182 milyar TL gelir elde edileceği düşünülüyor.

Çalışmaya göre kanal, Küçükçekmece Gölü – Sazlıdere Barajı – Terkos doğusunu takip eden güzergâhta inşa edilecek. Uzunluğu 45 km, taban genişliği 275 metre ve derinliği 20.75 metre olacak.