Doğa MücadelesiKanal İstanbulKentManşet

Kanal İstanbul güzergahındaki ormanların orman vasfı kaldırılıyor

Kanal İstanbul projesinin ve koruma kuşağı sınırlarının içerisinde kalan orman alanlarının orman vasfı kaldırılacak. Habertürk’ün haberine göre mevcut ormanların yerine iki katı büyüklüğündeki başka alan orman olarak tescil edilecek. Düzenlemenin ihale öncesi yasalaşması planlanıyor.

Proje, yap-işlet-devret modeli ile gerçekleşecek. Suyolu, bütün olarak ihale edilebileceği gibi kısımlara ayrılarak da ihale edilebilecek. Ayrı ihale yapılması durumunda, tamamlanan kısımların kullanım bedelinin ödemeleri başlayacak.

İhaleyi alanlara vergi muafiyeti

İhaleyi kazanan şirkete vergi muafiyetleri getirilmesi planlanıyor. Buna göre, yapımında kullanılacak her türlü iş makinesi, taşıma aracı ve ekipman ÖTV, KDV ve gümrük vergisinden muaf olacak. Kullanılacak akaryakıttan da ÖTV ve KDV alınmayacak. Kazanan şirketin, projenin gelirinden elde ettiği gelirleri, kurumlar vergisinden istisna tutulacak.

Ayrıca haberde, yapımının 7 yıl sürmesi beklenen ve 10 yılda 181.5 milyar gelir getireceği hesaplanan projede kamunun elde edeceği tüm gelirlerin Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından oluşturulacak “proje” hesabında toplanacağı belirtildi.  Bu gelirlerin kamunun üstlendiği ödemeler tamamlanıncaya kadar, Kanal İstanbul geri ödemesinde kullanılacağı da paylaşılan bilgiler arasında.

‘Yapımı 100 milyar liraya mal olacak’

Salı günü İstanbul Büyükşehir Belediyesi Can tarafından hazırlanan ve 29 bilim insanının Kanal İstanbul hakkındaki bilimsel incelemelerinin yer aldığı kitabın tanıtımında konuşan  İBB Genel Sekreteri Can Akın Çağlar şu değerlendirmelerde bulunmuştu:

Kanal İstanbul’un yapılması durumunda susuzluk yaşanacak, deprem riskini tetiklenecek, İstanbul’un doğası geri dönülemeyecek kadar tahrip edilecek. Ayrıca 100 milyar liraya mal olacak proje, 82 milyona ilave vergi yükü getirecek.

Trafiğe etkisini, ortaya çıkacak hafriyatın İstanbul’un 50 yıllık hafriyatına denk geldiğini, 1 milyon 200 bin nüfus hareketinin oluşabileceğini, bölünmeden sonra 8 milyon nüfusun bir adada hapsedileceğini, bir taraftan da Montrö Antlaşması ile Boğazların hukuki statüsünün de belirsizliğe taşınacağını, Karadeniz’deki balıkçıların karşılaşacağı sorunları da dikkate almak gerekiyor.