Ana Sayfa Blog Sayfa 1957

Gül ve Düşün çocuk kitabının yazarı Musa Dinç tutuklandı

Bugün Aydın’daki evinde gözaltına alınan Musa Dinç işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi. “Çocuk, hayvan, ölmüş insan bedeniyle ilgili üretilen müstehcen yayınları yayınlamak” suçlamasıyla tutuklanan Dinç konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Bir masal üzerinden kıyamet kopartılıyor. Siz asıl hırsızlara, sapıklara bakın. Bir masal yüzünden toplumun ahlakı bozuluyorsa, ben toplumdan özür diliyorum” demişti. Yayınevi de kitabın piyasadan çekildiğini açıklamıştı. 

30’dan Daha Fazla: İsrail’de kız çocuğuna toplu tecavüze karşı kadınlar ayakta

İsrail’de bu ay başında 16 yaşındaki bir kız çocuğuna 30 kişinin tecavüz etmesine gösterilen tepkiler sosyal medyada “30’dan Daha Fazla” ismiyle kampanyaya dönüştü.

Euronews‘in aktardığına göre, “Kadınların Yürüyüşü” hareketi Facebook üzerinden yaptığı çağrıda kadınlara kaç yaşında tecavüze uğradıklarını ve tecavüzcünün sadece ismini kendilerine yazmalarını istedi. Hareket, açıklamasında “Bütün kadınlar iyi biliyor ki ülkede 30 tecavüzcüden daha fazlası var” dedi.

’30 kişiden ibaret değil’

Grup Arapça ve İbranice olarak yaptığı duyuruda amaçlarının “karar alıcılara toplumdaki sorunun sadece 30 kişiden ibaret olmadığını” belirtmek olduğunu ifade etti.

Hareketin öncülerinden Ruty Klein, yaşadıklarını aktaran kadınların isimlerinin gizli tutulacağını ve oluşturacakları listeyi hükümete ileteceklerini söyledi. Klein, şimdiden çok uzun bir liste ortaya çıktığını belirterek yöneticileri kadına şiddet ile mücadele politikasını değiştirmeye çağırdı.

Netanyahu ‘insanlığa karşı suç’ demişti

20 Ağustos’ta bir yerel gazetenin, Eliat’ta bir otel odasının önünde 30 kişinin 16 yaşındaki kız çocuğuna tecavüz etmek için sıraya girdiğini yazması İsrail’de kadınları sokağa dökmüştü. Haberin ortaya çıktığı günün gecesinde bir çok  şehirde protestolar yapılmıştı.

Başbakan Binyamin Netanyahu, ülkenin gündemine oturan toplu tecavüz olayını “insanlığa karşı işlenmiş suç” olarak nitelendirmiş ve suçluların bir an önce yargılanmasını istemişti.

İzmir’de bisikletlilere vapurlar 5 kuruş olacak

İzmir Büyükşehir Belediyesi Ulaşımdan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Eser Atak, şehirde bisiklet kullanımının arttırılması ve farkındalık yaratmak amacıyla bisiklet kullanıcılarının vapurlara 5 kuruşluk sembolik ücretle binebileceklerini açıkladı.

Ayrıca trafik yoğunluğunun yaşandığı arterlerde arıza yapan araçlar için ücretsiz çekici hizmeti verilecek. Atak ücretsiz çekici hizmetinin Mustafa Kemal Sahil Bulvarı, Yeşildere ve Altınyol‘da uygulanmasını düşündüklerini aktardı.

‘Bisiklet kullanım oranı arttı’

Radyo Trafik İzmir’de Esra Balkanlı’nın sunduğu “İZUM ile İzmir’de Ulaşım” programının ilk konuğu olan Atak, pandemi döneminde İzmir’de bisiklet kullanımının yüzde 2 buçuktan yüzde 5’e çıktığı bilgisini de paylaştı. Atak, bu sonucun kendilerini sevindirdiğini söyledi.

Pandemi süresince insanların toplu taşıma kullanım oranlarının azaldığını belirten Atak,  pandemi öncesi toplu ulaşım kullanan her dört kişiden birinin özel araç kullanmaya başladığını söyledi.

Atak “Yaklaşık 125 bin yeni aracın trafiğe katıldığını tespit ettik. Bunu zaten yollarımızda da hissediyoruz. Temmuz-Ağustos döneminde Ekim-Kasım trafiğini yaşadık. Bu aslında bizim için bir felaket senaryosu” dedi.

Vapur seferleri artacak

Vapur sefer sayılarını arttıracaklarından söz eden Eser Atak, “Arabalı vapurlarda doldur-boşalt sistemi ile yeni bir taşıma sistemine geçeceğiz. Çalışmalarımız son aşamaya geldi. İnsanlar iskeleye gittiğinde kendisini bekleyen bir geminin olduğunu bilmelerini istiyoruz. Günlük sefer sayımızı 207’den 272’ye çıkartacağız. Bu arabalı vapur seferlerinde yüzde 84’lük bir artışa tekabül edecek” dedi.
.
Yolcu vapurlarının yoğun kullanıldığı iskelelerde 15 dakikada bir sefer düzenleyeceğiz. Gün içinde 45 dakikada bir yapılan seferleri 30 dakikada bire indireceğiz. Az kullanılan bazı iskelelerimize ring seferleri düzenleyeceğiz” ifadelerini kullandı.

 

 

İznik’te ÇED raporu olmadan altın arama çalışmaları başlatıldı

Bursa’nın İznik ilçesine bağlı Hisardere köyü yeni bir madencilik tehlikesiyle karşı karşıya. Gizem Madencilik tarafından yapılmak istenen altın araması için yaklaşık beş yüz hektarlık alanda sondaj çalışmaları başlatıldı.

Projenin Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nden 4’üncü Grup Maden Arama Ruhsatı bulunuyor. Ancak Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu başvurusu mevcut değil.

‘Tesadüfen öğrenildi’

Kuzey Ormanları Savunması’nın aktardığına göre sondaj çalışmaları 15 Ağustos tarihinde kızılcık toplamaya giden bir köylünün dere yatağının kenarında çadır ve ipe asılmış kıyafetler görmesi üzerine ortaya çıktı.

CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, CHP İznik İlçe Başkanı Asiye Çalışkan, yönetim kurulu üyeleri ve Hisardere Köyü Muhtarı Adem Topçu 21 Ağustos’ta bölgeye giderek incelemelerde bulundu.

Asırlık anıt ağaçlarının ve köyü besleyen su kaynaklarının bulunduğu bölgenin önemini vurguluyan heyet, maden faaliyetine başlamadan önce yetkililerin harekete geçmelerini talep ettiler.

Fotoğraf: KOS

Maden ve RES projeleri iptal edilmişti

Bölge daha önce de benzer projeler ile gündeme gelmişti. Ergüden Madencilik tarafından Aydınlar Köyü’nde çinko-bakır-kurşun aramak için yapılması planlanan bir maden projesi, İznik Çevre ve Yaşam Platformu’nun mücadelesi sonucu iptal edilmişti. Kuzey Ormanları Savunması bu sayede bölgede madene karşı bir bilinç oluştuğunu aktardı.

Öte yandan İznik sadece madenlerle değil, Rüzgar Enerji Santralleri (RES) projeleri ile de karşı karşıya kaldı. Benzer şekilde bölge halkının mücadelesi sonucunda yapılmak istenen santrallerin doğaya zarar vereceği gerekçesiyle proje mahkeme kararıyla iptal edildi.

Tarım ve hayvancılık geçim kaynağı

Bölgenin geçim kaynağının tarım ve hayvancılık olduğunu belirten Hisardereli Hüseyin isimli bir yurttaş “Köylüler tedirgin, köyümüzün tarımsal sulama için tek su kaynağı maden alanının iki üç kilometre aşağısındaki gölet, bu gölette maden alanındaki dereden besleniyor… Bölgede hayvancılık var, çobanlık var… Geri kalan ailelerin hepsi tarım ile geçiniyor. O su kesildiği an nereye gidecek bu insanlar, geçimini nasıl sağlayacak?” ifadelerini kullandı.

Hisardereli Hüseyin açıklamasının devamında “Şaşırıyorum hayret ediyorum… Merak etmeyin kesilmeyecek diyorlar, ya kesilirse? Ben kalacağım orada kupkuru toprakla. Birden fazla anıt ağacı var, bunların tespit edilip statüye girmesi lazım” dedi.

Deprem bölgesinde yer alıyor

İznik Gölü stratejik bir su kaynağı, bölgenin iklim özelliğinden dolayı meyvecilik ve sebzecilik alanlarında çok yüksek üretim potansiyeline sahip. Türkiye’nin her yerine ve yurtdışına buradan meyve sebze ithal ediliyor.  Bölge halkı geçimini de tarım ve hayvancılık yaparak karşılıyor.

Ayrıca bölge birinci derece deprem bölgesi, olası bir maden projesinde yapılacak olan patlatmalar otomatikman deprem sahasındaki sismik hareketleri tetikleyecek, yeraltı sularında kaymalara neden olacak.

 

Doğu Akdeniz krizine Merkel yorumu: Yunanistan’ı desteklemek zorundayız

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Doğu Akdenizde Türkiye ve Yunanistan arasında yaşanan gerginlik konusunda tüm AB ülkelerinin Yunanistan’ı desteklemek zorunda olduğunu söyledi.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron ile konuyu yoğun bir şekilde tartıştıklarını söyleyen Merkel, gerilimin artmaması için çaba sarf ettiğini savundu ve ekonomik bölgelerin paylaşımıyla ilgili tartışmaların konuşarak çözülebileceğini belirtti.

Borrell’den yaptırım tehdidi

Öte yandan AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, Doğu Akdeniz krizi üzerinde Atina’yla diyalog geliştirilmemesi halinde Ankara’ya yönelik yeni yaptırımlar uygulanabileceğini söyledi.

Borrell, seyahat yasağı ve varlıkların dondurulması gibi yaptırımların genişletilebileceğini, Türk gemilerinin Avrupa limanlarına, tedariklerine ve ekipmanlarına erişimden mahrum bırakılabileceğini bildirdi. Borrell, ekonomik yaptırımların da gündemde olduğunu ifade etti.

Almanya‘nın başkenti Berlin’de AB dışişleri bakanlarının katılımıyla düzenlenen toplantı sonrası konuşan Borrell, “Türkiye tek taraflı eylemlerden kaçınmalı. Bu, diyaloğun devam etmesine izin veren temel unsur” dedi.

“Türkiye tarafında ilerleme kaydedilmezse, yeni kısıtlayıcı önlemler listesi hazırlayacağız” şeklinde konuşan Borrell, konunun 24 Eylül’deki AB zirvesinde ele alınacağını söyledi.

Mikrofonun açık olduğunu unuttular

Öte yandan toplantı öncesinde Borrell ile Almanya Savunma Bakanı Kramp-Karrenbauer arasındaki diyalog, açık kalan mikrofonlar dolayısıyla dışarıdan işitildi.

İkili arasındaki diyalogda muhabirlerin aktardığına göre, Kram-Karrenbauer, Borrell’in görüşmelerin nasıl gittiği sorusuna cevabı “Zor geçti. Yunanistan tarafı biraz daha sorunsuzdu fakat Türkiye tarafı gerçekten çok zorluydu” şeklinde oldu.

Dışişleri Bakanlığı ise AB’den gelen açıklamalara “AB’nin, ülkemizin yaptığı hidrokarbon faaliyetlerini eleştirmesi ve bunları durdurmamızı talep etmesi, haddine değildir” diye karşılık verdi.

Borrell’in açıklamalarının ardından Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy tarafından yapılan açıklamada, “AB’nin ülkemizin kendi kıta sahanlığı içinde yaptığı hidrokarbon faaliyetlerini eleştirmesi ve bunları durdurmamızı talep etmesi haddine değildir. Zira AB Adalet Divanı’nın da teyit ettiği üzere AB’nin bu konuda bir yetkisi yoktur. Bu talep AB’nin hem kendi müktesebatına hem de uluslararası hukuka aykırıdır” denildi.

ABD seçimlerinde iklim krizi belirleyici olabilir

ABD‘de yapılan bir kamuoyu araştırması, ülkede gelecek kasımda yapılacak olan seçimler öncesinde vatandaşın küresel ısınmayla ilgili hassasiyetlerin önceye göre daha büyük yer tuttuğunu ortaya koydu.

Mayıs ayı itibarıyla 999 yetişkin ile görüşülerek yapılan anket, 23 yıldır yapılagelen bir anket serisinin sonuncusu. Veriler, ülkenin pek çok ulusal ve küresel ölçekli krizle boğuşmasına rağmen küresel ısınmayla ilgili harekete geçme yönündeki istekte azalma olmadığını ortaya koyuyor. Kamuoyunun yüzde 68’inin hükümetin küresel ısınmaya karşı adım atmasını desteklediğini gösteren bir önceki anket ile son araştırmanın oranında bir gerileme kaydedilmedi.

‘Sakız çiğnerken yürüyebilirsiniz’

Standford Üniversitesi‘nden, projenin yürütücüsü Jon A. Krosnick bu durumu “İnsanlar sakız çiğnerken yürüyebilir” sözleriyle yorumluyor.

Her ne kadar ABD’nin baş etmeye çalıştığı krizler (koronavirüse bağlı artan ölümler, ekonomik krizler, karantina, günlük yaşamın bitmeyen stresi) içinde iklim değişikliği bazılarına “lüks” bir endişe gibi görünse de, sonuçlar bu konudaki endişenin, diğerlerinin aksine süreğen olduğunu gösteriyor.

Krosnick’e göre anketin en can alıcı noktası, iklim krizini toplumsal bir mesele olarak tanımlayan kişilerin sayısındaki artış. Bu, lobilere bağışlar, yasama üyelerine e-postalar gönderen ve elbette oy veren kişilerin iklim kriziyle mücadele konusunda angajmanının artması anlamına geliyor. 2015’teki ve 2020’deki sonuçların mukayesesi, bu konuda hassas olan grubun oranının yüzde 13 seviyesinden yüzde 25’e yükselmiş olduğunu ortaya koyuyor. 

‘Trump’ın çevre karşıtı politikaları Biden’in elini güçlendirdi’

Çalışmayı aktaran NY Times, bu durumun Demokratların elini güçlendirdiği yorumunda bulunuyor ve Joseph R. Biden Jr‘a iklim aktivistlerinden yapılan bağışları hatırlatıyor.

Ankete göre iklim değişikliğinden daha fazla rahatsızlığına yol açan tek başlık yüzde 31’le kürtaj  konusu. Silahlanma ve idam cezasıyla ilgili endişeler ise sırasıyla yüzde 17 ve yüzde 14 ile iklim değişikliğinin ardından geliyor.

“Bu oranı asla tahmin etmezdim” diyen Krosnick’e göre, sonuçların ardında Trump’ın iklim bilimcilerin ve hükümetin, krizle mücadelenin altını oyan politikalarının olabileceği görüşünde.

Demokratların iklim değişikliği konusunda kendilerine meyleden hatırı sayılır bir kitleyi ardına almış olduğunu belirten Krosnick, bu kitlenin önemini seçimlerde kendini gösterebileceğini söylüyor.

‘Çevre savunucuları seçimlerin öneminin farkında’

Gazete, bu endişelerin doğrudan oylamaya yansıyacağının varsayılamayacağı şerhini düşse de NYU Hukuk Fakültesi‘nden Myrna Perez‘in, çevre savuncularının seçmeni konsolide etmek adına seçim öncesi kampanyalarda ön saflarda yer aldığı yolundaki şu tespitine yer veriyor:

Çevre savunucusu gruplar, oylar özgür, adil ve erişilebilir olmadığı sürece kendi gündemlerinin hayata geçirilemeyeceğinin farkında. Demokrasimiz temsilde kusurlu ve tek elde toplanmış oldukça reformlar genellikle yapılamaz. Çevre grupları bunu iyi biliyor.

Dilovası’nı zehirleyen çimento fabrikası kapasite artırıyor

 
 

2019 Temmuz ayında Dilovası Çerkeşli köyünde yapımı planlanan ‘Çerkeşli Mahallesi taş ocağı projesi, Dilovası Belediyesi‘nin karşı çıkması sonucu Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından reddedilmişti. 

Yaklaşık 50 hektarlık ormanlık alan talan edilerek faaliyete geçen kalker ocağında açık patlatma yöntemiyle çalışma yürütülüyor. 2002’den bu yana faaliyet yürüten şirketin ‘Kalker Ocağı Üretimi Kapasite Artırımı Projesi’ birlikte yılda dört milyon ton üretim yapması planlanıyor.

İBB’nin satın aldığı Fatih Sultan Mehmet tablosu törenle basına açıldı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin (İBB) 770 bin sterline (yaklaşık 6,6 milyon lira) satın aldığı Fatih Sultan Mehmet tablosu, daimi olarak sergileneceği Saraçhane’de Belediye Başkanlığı binasında düzenlenen törenle birlikte basına gösterildi.

Tablo, İstanbul‘un kurtuluşunun yıldönümü olan 6 Ekim itibarıyla Belediye’de sergilenmeye başlayacak.

‘İstanbulluların tablosu İstanbulluların mekanında’

Törende konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu şunları söyledi:

Fatih Sultan Mehmet Han’ın tablosu artık şehrimizde. İstanbulluların tablosu İstanbulluların mekanında sergilenecek. Bu nadide eseri 6 Ekim’de, İstanbul’un işgalden kurtulduğu tarihte, Saraçhane başkanlık binasında halkımızla buluşturacağız.

İBB Başkanı İmamoğlu, İstanbul’u 1453’te fetheden Fatih Sultan Mehmet’in 1480 yılında İtalyan ressam Gentile Bellini’nin atölyesinde yapılan orijinal tabloyu, Londra’daki dünyaca ünlü Christie’s salonunda, geçtiğimiz 25 Haziran’da gerçekleştirilen müzayedede satın almıştı.

İklim aktivisti gençlerden Brezilya Konsolosluğu önünde eylem

Fridays For Future Türkiye‘den (Gelecek için Cumalar) iklim aktivisti gençler Amazonlar için yapılan küresel çağrıya İstanbul’daki Brezilya Konsolosluğu önünden cevap verdi.

Amazon Ormanları’ndaki ormansızlaşmaya ve Amazon yerlilerinin salgın sırasında yaşadıkları hak ihlallerine dikkat çekmek için bir araya gelen genç aktivistler, Brezilya hükümetine  gerekli adımları bir an önce atması çağrısında bulundu.

‘Hayvan sömürüsü için ormanlar yakılıyor

Basın açıklamasından öne çıkanlar şu şekilde:

Bugün, “gezegenimizin ciğerleri” olan Amazon yağmur ormanları her zamankinden daha fazla duman ve alevler içinde. Kuzey Kutbu‘ndaki son orman yangınlarının aksine, Amazon’daki yangınların çoğu doğal değil, insanlardan kaynaklanıyor. Amazon Ormanları, tarım ve sığır yetiştiriciliği başta olmak üzere çeşitli amaçlarla araziyi temizlemek amacıyla ateşe verildi. Biz çocuklar Amazon’u yakmanın bir insan ve çevre suçu olduğuna inanıyoruz – ve yeni bir ticaret anlaşması ise bu yangınların üzerine benzin dökecektir.

Atlas Sarrafoğlu, (13)

‘Sadece bir ülkenin değil, dünyanın sorunu’

Amazon’daki ormanlık alanların yok edilmesinin en büyük sebeplerinden biri hayvancılık endüstrisi. Yakılan alanların yerinde şu anda otlaklar ve öncelikle hayvan yemi olarak kullanılan soya fasülyesi yetiştirmek için tarım alanları bulunuyor. Yumurta, et ve süt ürünlerini üretmek için kullandığımız yollar sürdürülebilir değil ve bunu desteklemek şirketlerin karı için doğayı ve hayvanları sömüren bir endüstrinin devamının sağlanması anlamına geliyor. İklim aktivistleri olarak bütün canlılara karşı hak ihlallerinde bulunan bu sistemi desteklemiyoruz.

Deniz Özaydın, (16)

Amazon Yağmur Ormanları’nın dünyanın geleceği için önemi çok büyük çünkü hem bu ormanlar dünyadaki biyolojik yapının yüzde onunu bünyesinde barındırıyor hem de Amazon bölgesindeki tropik ormanlar dünyadaki oksijenin yüzde 20’sini üretiyor.

Amazon bölgesinde varlıklarını sürdüren pek çok canlı türü, ilaç, gıda ve başka ürünlerin üretimi açısından çok ciddi derecede önemli bir yere sahip. Fakat eğer Amazon Yağmur Ormanları’nın yok oluşuna sessiz kalırsak, bunların bize ulaşabilmesi çok zor, imkansız olacak.

Amazon’da olan yangınlar, küresel ısınma gibi büyük sorunlar hem orada yaşayan yerli halka hem de biyoçeşitliliğe felaket boyutunda zarar veriyor. Ayrıca bu zarar sadece bir ülkenin, bir kıtanın sorunu değil, tüm dünyanın sorunu.

Melisa Akkuş, (15)

‘Paris’in on katı büyüklüğünde alan yandı’

Amazon’daki orman kaybının geçen yıla oranla yüzde 25 arttığı görüldü. Bununla birlikte, dünyanın akciğerlerinin en kötü yılını yaşadığı bu yılın ilk yarısında Paris‘in on katı büyüklüğündeki bir alan yok oldu. Yangınlar ve ormansızlaşma sadece Brezilya’yı ya da Güney Amerika’yı değil, tüm dünyayı etkileyebilecek potansiyele sahip.

Yasmin Sözeri, (19)

Ormanlarımızı koruyan Amazon yerlilerinin ölümleri, küresel boyutta sonuçlar da doğuracaktır. Çünkü Amazon yerli halkları, yağmur ormanlarının en büyük koruyucuları ve iklim değişikliğine karşı savaştaki temel güçlerden.

Duru Barbak (17)

‘İklim krizinin durdurulmasında büyük öneme sahip’

12 yaşındaki Deniz Çevikus neden burada olduğunu “Amazonlar’da şu an çok büyük yangınlar oluyor. Bunlar dünyanın akciğerleri, en büyük oksijen kaynaklarımız. Dolayısıyla FFF Türkiye olarak savaştığımız iklim krizinin durdurulmasında çok büyük öneme sahipler” sözleriyle anlatıyor. Talepleri ise şu şekilde:

Bu yangınların olmaması için daha sağlam önlemler alınmasını talep ediyoruz. Hava sıcaklıklarının iklim değişikliği dolayısıyla artması bu yangınlarda etken olabilir, ancak kasıtlı çıkan yangınlar da olduğuna inanıyoruz.

Deniz, Greta Thunberg‘den ilham aldığını söylüyor. Onu takip ederken iklim kriziyle giderek daha çok şey öğrenmiş. Bu sırada karşısına çıkan donmuş bir fok balığının fotoğrafı onu harekete geçiren şey olmuş:

O fokun ölümünden iklim krizinin sorumlu olması beni çok etkiledi. Bunun üzerine daha çok araştırmaya başladım. Bu krizin  durdurulmaması halinde bizim kuşağımızı ne kadar etkileyeceğini öğrendim. Böylece ilk küresel iklim grevine katılma kararı aldım. 15 Mart 2019’dan beri de her cuma İklim İçin Okul Grevi yapıyorum.

‘Dedim ki, bir şeyler yapmalıyım’

Duru Barbak ve Yasmin Sözeri, 17 ve 19 yaşlarında iki genç. İkili, salgın nedeniyle iptal edilen bir farkındalık festivali vesilesiyle, sosyal medya üzerinden tanışmış. Duru’yu harekete geçiren de hayvanlara duyduğu sevgi olmuş. İnternetten izlediği belgeseller, yaptığı okumalar neticesinde grevlere katılmaya başlamış:

O hayvanların ve bizim dünyamızın bizim yüzümüzden tehdit altında olduğunu öğrendim ve dedim ki bir şey yapmalıyım. Bunun üzerine bir Instagram hesabı açıp çevreyle alakalı paylaşımlar yapmaya bir yandan da iklim grevlerine düzenli olarak katılmaya başlamış.

Yasmin ise bugün ilk kez cuma grevine katılmış: “Çok güzel. Heyecanlıyım böyle bir şeye katıldığım için, çok mutluyum”

Yasmin FFF’den daha önceden haberdar olduğunu ancak katılmaya çekindiğini anlatıyor. Sosyal medya üzerinden Duru’ya ulaşmasının ardından gruba katılmış.

‘Bir şeyi bildiğiniz zaman onunla ilgili bir şeyler yapmak istiyorsunuz’

16 yaşındaki Deniz Özaydın da yaklaşık bir yıldır cuma grevlerine katılanlardan. Ekibe katılması ise 2019’un eylül ayında olmuş. İklimle ilgili hassasiyeti ise küçüklüğünden beri takip ettiği Açık Radyo‘da dinlediği programlardan geliyor. Üç yaşındayken ailesiyle birlikte Kyoto Anlaşması‘yla ilgili eylemlere gittiğini söyleyen Deniz, grevlere de ilk olarak Atlas‘ın (Sarrafoğlu) çağrısıyla katılmaya başlamış.

Paris İklim Anlaşması‘nı imzaladıkları halde petrol ve hayvancılık endüstrisi için Amazon Ormanları’nı yakan devletlerin iklim kriziyle mücadele politikalarının samimi olmadığını söylüyor.

Son olarak Türkiye’de iklim grevlerini ilk başlatan isim olan 13 yaşındaki iklim aktivisti Atlas’la konuşuyoruz. O da iklim krizini ilk kez Açık Radyo’daki bir programda duymuş. Çağrısını yaptığı ilk iklim grevinden bu güne iklimle ilgili neredeyse her eyleme katılmış.

Bir şeyi bildiğiniz zaman onunla ilgili bir şeyler yapmak istiyorsunuz. Benim için bu daha az tüketmek oldu. Plastik olsun ya da herhangi bir şey, tüketimi azalttım. Anneme ve babama, evimize gelen misafirlere de bunu yansıttım, evdeki genel tüketimi azalttık. Ama bireysel çözümlerle bunu çözemeyeceğimizin farkındayız. İşte FFF’lerin kurulma amacı bu. Bireysel değil, organize olarak çıkıyoruz ve siyasilere, karar alıcılara derdimizi anlatıyoruz.

‘Greta neşe kaynağımızdı’

Atlas’ın iklim krizine karşı harekete geçme sürecini, eylemlere kendisiyle birlikte katılan annesi Nil Sarrafoğlu ise şu sözlerle anlatıyor:

Ben ilk Greta‘yı (Thunberg) duyduğumda Atlas’la paylaştım bunu, sonra bu evin içinde büyüyen bir neşe kaynağına dönüştü: “Greta bugün ne yaptı, Greta bugün ne söyledi”… Böyle bir süreçti.

Sonra Atlas kendisinin de iklim grevlerine katılmak istediğini söyledi. STK’ları araştırdık, benim konuştuğum STK’lar da bilmiyordu. Atlas her gün araştırıyor, bana soruyordu “yok” diyordum. Sonunda dedi ki “Bari bir çağrı yapıp ben başlatayım.”

Atlas’ın sosyal medyadan paylaştığı ilk videoyla yaptığı grev çağrısının ardından Bebek Parkı’nda 700 kişinin toplandığını anlatıyor. (15 Mart 2019)

Bugünkü eylem, o günkü gibi kalabalık değil. Bunda salgının, tatil zamanı olmasının ve sıcak hava şartlarının da payı var kuşkusuz. Ancak iklim krizi geçen yıl olduğundan da büyük ve giderek daha da yaklaşan bir tehlike. Gençlerse görünen o ki buna rağmen umudunu, inancını ve pozitifliğini korumaya devam ediyor.

CHP’den ‘vicdan çağrısı’: Gelin Aytaç’ı yaşatalım!

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, adil yargılanma talebiyle başlattığı ölüm orucunun 206’ıncı gününde olan Avukat Aytaç Ünsal‘ın yaşatılması için çağrıda bulundu. Ünsal’la birlikte ölüm orucunda olan Avukat Ebru Timtik, dün akşam saatlerinde, 238’inci günde hayatını kaybetmişti.
 
Biçer Karaca, Twitter hesabından yaptığı açıklamada “Siyasi görüşü, düşüncesi ne olursa olsun ‘adil yargılanma hakkı’ talep eden bir yurttaşın, bu talebinin yok sayılması ve ölüme terk edilmesi kabul edilemez. Vicdanlarınıza sesleniyorum: Gelin, Aytaç’ı yaşatalım” dedi.
 

Ölüm orucu eyleminin 206’ncı gününde olan Aytaç Ünsal Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi’nde gözetim altında tutuluyor. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu üyesi avukatların yargılandığı davada, “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla Ebru Timtik’e 13 yıl 6 ay, Aytaç Ünsal’a 10 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti.