Ana Sayfa Blog Sayfa 1854

Akdeniz’i plastiğe boğan ilk üç ülke Mısır, İtalya ve Türkiye

 
 

IUCN Global Marine programı direktörü Mina Epps yaptığı açıklamada, “Rapor, saha çalışmalarından elde edilen verilerin bir derlemesine ve Akdeniz’e plastiğin yıllık girdisini tahmin etmek için ayak izi metodolojisine dayanıyor. Böylece şu anda Akdeniz’de yüzen plastik miktarı tahminlerini rafine edebildik” dedi.

2040’a kadar 500 bin ton plastik birikebilir

Araştırmacılar, her yıl Akdeniz’e sızan mevcut 229.000 ton plastik miktarının 2040 yılına kadar 500.000 tona çıkacağını tahmin ediyor. Bu nedenle de raporun sonuç bölümünde denize plastiğin akışını azaltmak için mevcut taahhütlerin ötesinde iddialı müdahaleler öneriliyor. 

Araştırmacıların önerisine göre, sadece en çok katkıda bulunan 100 şehirde atık yönetimi iyileştirilirse, her yıl 50.000 tondan fazla plastiğin denizlere ulaşması engellenebilir. Ayrıca Akdeniz havzasında plastik poşetlerin tamamen yasaklanması da tavsiye ediliyor. 

ICUN Akdeniz İşbirliği Merkezi Başkanı Antonio Troya da konuyla ilgili şunları söyledi:  “Hükümetler, özel sektör, araştırma kurumları, diğer endüstriler ve tüketiciler, süreçleri ve tedarik zincirlerini yeniden tasarlamak, yeniliğe yatırım yapmak ve plastik musluğunu kapatmak için sürdürülebilir tüketim kalıplarını ve iyileştirilmiş atık yönetimi uygulamalarını benimsemek için işbirliği içinde çalışmalıdır.” 

Türk lirasının düşüşü devam ediyor: Euro çift haneli rakamlara yaklaştı

Merkez Bankası‘nın piyasa beklentilerinin aksine faiz seviyesini sabit tutma kararı almasının ve Fransa ve Yunanistan ile yaşanan gerginliklerin ardından haftaya düşüş ile başlayan Türk lirasının (TL) değer kaybı bugün de devam ediyor.

Salı gününü 8,08 TL’den kapatan dolar, çarşamba sabahında 8,22 TL‘ye kadar yükselerek yeni bir rekor kırdı.

Euro ve sterlinden yeni rekor

Euro ise çift haneli rakama doğru ilerliyor. İstanbul serbest piyasada şu anda dolar 8,22 TL’den, euro 9,68 TL’den, sterlin ise 10,73 liradan işlem görüyor.

Çarşamba sabahı altın fiyatları da rekor tazeledi. 500 lirayı da aşan gram altının satış fiyatı 503 lira oldu. Çeyrek altın 825 lira, tam altın bin 270 liraya ulaştı.

 

Merkez Bankası yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 12.1’e yükseltti

Merkez Bankası (MB) 2020 yıl sonu TÜFE (enflasyon) tahminini yüzde 8,9’dan yüzde 12,1’e, 2021 yıl sonu TÜFE tahmini ise yüzde 6.2’den yüzde 9.4’e yükseltti. Piyasalarda, MB’nin yüzde 8,9 seviyesinde olan yıl sonu enflasyon tahminini YEP ile uyumlu olarak yüzde 10,5 civarına revize etmesi bekleniyordu.

MB Başkanı Murat Uysal, yılın dördüncü ve son enflasyon raporunu açıklarken, “Nisan ayında dip seviyesini gören küresel iktisadi faaliyet kısmi toparlanma gösteriyor. Ancak küresel faaliyet salgın öncesi dönemin altında seyrediyor. Ekonomiye yönelik belirsizlik devam ediyor” diye konuştu. 

Uysal’ın, enflasyon raporu sunumu özetle şöyle:

Risk primi yüksek, cari açık arttı: Gelişmiş ve gelişen ülkeler genişleyici politikaları sürdürüyor. Son çeyrekte gelişen ülke borç piyasasına sınırlı giriş gözleniyor. Türkiye’den portföy çıkışları üçüncü çeyrekte de devam etti. Türkiye’nin risk primi dalgalı ve yüksek seyrediyor. Cari açıkta hızlı bir artış gerçekleşti.

Faiz yükseldi, kredi büyümesi yavaşladı: Ağustos ayından başlayarak para politikası ve likidite yönetimi kapsamında atılan adımlarla belirli bir sıkılaşma sağlandı. Nitekim kredi faizlerinin yükselmesiyle birlikte kredi büyümesi önemli ölçüde yavaşladı. Yüksek frekanslı veriler toparlanmanın eylül ve ekim aylarında sürdüğüne işaret ediyor. Finansal koşullardaki sıkılaşmayla birlikte ilave bir politika desteği gerekmeksizin pozitif büyüme bekliyoruz. Kısa çalışma ödeneği ve cari transferler hane halkı gelir kaybının sınırlanmasında büyük rol oynadı. Öncü göstergeler yeni iş ilanlarının arttığını ve istihdam imkanlarının geliştiğini gösteriyor.

Enflasyon beklenenden yüksek: Yılın ikinci yarısında enflasyonun düşüş eğilimine gireceği öngörümüze karşın güçlü kredi ivmesi, kur hareketiyle TÜFE beklenenden yüksek seyretti. Çekirdek göstergeler üçüncü çeyrek enflasyon eğiliminin emel mal grubu kaynaklı olarak yükseldiğine işaret etmiştir. Gıda fiyatlarındaki artış sürüyor. Ankete dayalı enflasyon beklentilerindeki yükseliş yılın üçüncü çeyreğinde de devam etti.

Kur hedefimiz yok, Türk lirası aşırı değersiz’

Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Uysal döviz kurlarındaki şiddetli yükselişe nasıl baktıkları sorusuna şu yanıtı verdi:

Döviz kurundaki hareketler birçok faktörden etkileniyor. Jeopolitik gelişmeler, salgın nedeniyle bekleyişlerin ön plana çıktığını söyleyebiliriz. Merkez Bankası olarak reel veya nominal olarak herhangi bir kur seviyesi hedeflemiyoruz. Nominal ve reel fiyat hedeflemesine bakıyoruz. Tabi ki mevcut makroekonomik temellere baktığımızda, Türk lirasının oldukça, aşırı değersiz bir noktada olduğunu değerlendirebiliriz. Para politikası duruşunun enflasyonu kontrol altına almak için attığı adımların, döviz kurlarında da etkisinin olmasını bekliyoruz. Orta vadede makro gerçeklerle uyumlu bir noktaya gelecektir. Değersiz TL fiyat istikrarına ilişkin riskler oluşturuyor. Bizim döviz kurlarını hedefleme gibi bir duruşumuz yok” 

‘Güven sorunları olabiliyor’

Uysal, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ve döviz kurlarında hedefleme yapmadan enflasyonda nasıl hedefleme yapılabileceği sorusunu da şu şekilde yanıtladı: Enflasyon tahminleri yaparken kurdan kaynaklanacak etkileri dahil ederek açıkladık. Türk lirası cinsi ithalat fiyatlarının enflasyondaki etkisi oldukça belirgin düzeyde. Kur seviyelerine baktığımızda zaman zaman ekonomik temellerden uzaklaşma olabilir. Kurun seviyesiyle ilgili herhangi bir tahminimiz yok. Enflasyona etkisindeki rahatsızlığımızı da buna bağlı olarak sıkılaştırma adımları yaparak devam edeceğiz. Merkez Bankası’yla ilgili tartışılan güven sorusu, olağanüstü dönem içinde elimizdeki araçlarla, müdahale yapmaya gayret ediyoruz. ” 

‘Merkez Bankası’nın kuru sabitleme hedefi olamaz’

Merkez Bankası’nın kurda neden hedefleme yapmadığı sorusunu da Uysal şöyle yanıtladı: ” Merkez Bankası tepki verdi, güçlü bir tepki verdi, sıkılaştırma yönünde. MB neden müdahale etmiyor gibi anlıyorsunuz anlamış değilim. MB’nin kuru sabitleme hedefi olamaz, ama kurun fiyatlara olan etkisini minimize etmek için müdahale edebilir, ediyor. Bizim her tür aracı serbest bir şekilde kullanma hakkımız var”

Uysal’ın açıklamalarını eleştiren ekonomist Uğur Gürses, kamuoyu ile dalga geçildiğini söyledi. Gürsek, “Sahi kuru görünmemez bir el mi tutmaya çalışıp 120 milyar dolar Merkez Bankası rezervini eritti?” diye sordu. 

Charlie Hebdo’dan şimdi de Erdoğan karikatürü

Fransız Charlie Hebdo dergisinin yayımladığı Erdoğan karikatürü tepkilere yol açtı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın iç çamaşırlarıyla bir koltukta otururken elindeki tepside iki şarap kadehi bulunan tesettürlü bir kadının eteğini havaya kaldırırken resmedildiği karikatürde “Erdoğan özel yaşamında çok matraktır” ifadeleri yer alıyor.

‘Batı’nın faşist kanadı ve içimizdeki temsilcileri…’

Karikatüre ilk tepkiler Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’dan geldi. Altun Twitter hesabından şunları yazdiı:

Batı’nın faşist kanadı ve onların içimizdeki temsilcileri ahlaksızca Cumhurbaşkanımıza saldırıyorlar. Cumhurbaşkanımızı yolundan döndürebileceklerini sanıyorlar.

Cumhurbaşkanımız küresel vicdanın sesi olmaya devam edecek. Türkiye güçlenecek, faşizm ve faşistler kaybedecek!

Bakan yardımcısından küfür

Kalın da, Charlie Hebdo’nun hiçbir inanç, kutsal ve değere karşı saygısı olmadığını belirtti ve derginin Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilgili yayınını kınadıklarını söyledi.

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül “Avrupa’nın insanlık değerlerinden nasipsiz faşistleri, ifade özgürlüğü nedir bilmiyorsunuz” sözleriyle paylaşıma tepki gösterirken Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Serdar Çam da Twitter hesabından Fransızca küfretti.

Charlie Hebdo, peygamber karikatürüyle başta Müslüman ülkeler olmak üzere tüm dünyada tepkilere yol açmıştı. 2015’te derginin Paris’teki bürosuna düzenlenen terör saldırısında 11 kişi yaşamını yitirmişti.

Kariye’nin de mozaikleri kapatıldı

İstanbul’un Fatih ilçesindeki Kariye Müzesi‘nin, 30 Ekim’de kılınacak cuma namazı ile birlikte yeniden ibadete açılıyor.

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş açılışı sosyal medya hesabından duyurdu.

paylaştığı fotoğraflarda Hz. İsa tasvirleri, Hristiyan semboller olmak üzere ikonaların üzerlerinin beyaz perdeyle kapatıldığı görüldü.

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat ise sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşımda Müze’nin içinden fotoğraflar da paylaştı. Fotoğraflarda aralarında Hz. İsa tasvirleri ve Hristiyan sembollerin olduğu ikonaların üzerlerinin beyaz perdeyle kapatıldığı görüldü. Polat mozaiklerin kapatılma şeklini şu sözlerle eleştirdi:

Dünya sanat tarihinin baş yapıtlarından Kariye fresk ve mozaiklerinin kapatılması ne yazık ki yapının karakterini ve sanatsal değerini öldürecek vasıfsızlıkta. Solda eski hali, sağda yeni hali. Proje Türkiye kültür mirası yöneten ve koruyan bakanlık ve kurumları.

[Kırsal Yaşam ve Yapılar] Ah bir taşım olsa – Melih Aşanlı

Yeni İnsan Yayınevi‘nden kitap ve e-kitap olarak çıkan, ‘Geleneksel Yapı Teknikleri : Doğal ve Ekolojik Yapı Rehberinin yazarı Melih Aşanlı ile Yeşil Gazete’de “Kırsal Yaşam ve Yapılar” başlıklı yazı dizisine başladık.

Kendisi ile Temmuz ayında kitabı bağlamında gerçekleştirdiğimiz röportaj sırasında kararlaştırdığımız bu yazı dizisinin kırsalda bir hayat kurmak isteyen tüm okurlarımız için de bir rehber olmasını umut ediyoruz

[Kırsal Yaşam ve Yapılar] yazı dizisinde yer alan tüm yazıları buradan okuyabilirsiniz

***

9 – Ah bir taşım olsa

Taş evler oldukça popüler yapılar. Sağlıklı olduğu söylencesi, kışın sıcak yazın soğuk olması, sağlamlığı, uzun ömürlülüğü, bir çok ama bir çok gerekçe ile maliyetler göze alındığında ilk yapılmak istenilen yapılar oluyor genelde. Taş bir evde kalmak, gidilen butik otelin duvarlarının taş olması, fotoğraflarda fonda hep bir taş duvar. Taş olmazsa olmaz.

Peki nereden geliyor bu taşın kaynağı.

Taş evler ile alakalı söylenen tüm şehir efsanelerinin doğru olduğunu kabul edelim. Diyelim ki gerçekten sağlıklı, sağlam vs… Ya taşlar. Onları ne yapacağız nereden alacağız. Şöyle bir bakıyorum, Ege, Akdeniz bölge gözetmeksizin, bir ev yaptırmak isteyen kişilerin neredeyse tamamı taşlarla yola çıkıyorlar. Hali hazırda tüm sahil kentleri taş yapılar ile dolu. Taştan istinat duvarları, bahçe seperasyonlar, metrelerce örülmüş setler. Bir taş modası almış başını gidiyor. Komik olan taraf ise taş yapıların ekoloji gibi bir başlığın ötesine berisine sıkıştırılmaları. Taş ocaklarını ne yapacağız. Bu cevabı verebilen biri ile henüz karşılaşmadım. Evet o kadar taş ihtiyacı sonucunda memleketin en güzel belde ve bölgelerinde onlarca taş ocağı var. Bunları ne yapacağız. Tüm bu taş ocaklarının sorumluluğunu kim alacak üstüne, yanlızca devlet mi?

Bodrum’da, bir gezim esnasında beni evine davet edip, fikrimi almak isteyen bir ev sahibi ile yola çıktık. Yol bodrumun, dolambaçlı yollarından tepelere tırmanırken, doğadan, ekolojik mimariden ve benim orada olmam hasebiyle benzer konulardan sohbet ediyorduk. Konuşmanın arasında da bol miktarda bodrumun bittiği(artık bence buralar bitti çok bozuldu demek entellektüel bir tavır haline gelmiş durumda. Bozulduğu varsayılan yerin öncesini de biliyorum, ilk ben geldim demenin güncel söylemi, ve hastalıklı bir tatmin), taş ocaklarının burada bile durdurulamadığı(sanki başka yerlerde yapılabilir ama burası Bodrum), her yerin talan edildiği gibi sevimsiz ve boş diyaloglar yaşıyorduk. Asfalt yoldan toprak bir yola saptık. Yazın sıcağında kavrulmuş toprak biz üzerinden geçerken ortalığı toza buluyordu. Konu değişmişti, tüm olumsuzluklara rağmen belediyenin iyi çalıştığı, bu yolların yeni yapıldığı, kısa süre sonra da asfalt ile kaplanacağı ve bu toz ve topraktan kurtulunacağı gibi görece olumlu bir hal almıştı. Sonrasında yolun sonundaki taş evler ile taçlandırılmış mahalle adayı olan bir yerde durduk. Kara bodrum taşarından örülmüş duvarlar arasından geçtik, kayrak taşları ile kaplı zeminde yürüdük, merdivenlerden çıktık, kısa taştan bahçe duvarları setler halinde bizle birlikte yükseliyordu. Bodrum papatyaları sarı bodrum taşı ile örülmüş duvarın üzerinden kartpostaldakiler gibi sarkıyordu. Kayrak patika bizi demir bir kapıya getirdi. Kapıyı açtık bir duvarın yanından köşeyi dönünce güzel bir manzaraya konumlandırılmış ev karşımıza çıktı. Bir sürü odası olduğu karşıdan belliydi. Sarı taştan büyük bir villa. Setler halinde tırmandığımız yamacın diğer taraftaki inişini görebiliyorduk. Aşağıda yeni bir taş ev inşaatı vardı. Burayı çocuklar için yapıyorum dedi, taş sahibi. Ve sonrası işle alakalı diyaloglar.

Yol istiyoruz, asfalt istiyoruz, yüzlerce ton taşı duvar yapmakta kullanıyoruz, ya biraz düşünelim, yada düşünmek istemiyorsak bari doğayı korumaktan bahsetmeyelim bence çok ayıp. Bu gerçekten ayıp.

Her ev sahibi olmak isteye ahşap önermekten yoruldum. 30-40 hane köylerin dönemi bitti artık. Öyle arazinin kenarındaki taşları toplayıp ev yapma dönemi de kalmadı. Kimse kimseyi kandırmaya çalışmasın. Taş ocaklarına lanet yağdıranlar en çok kendini bir sahil kasabasına atmış taş ev sahipleri, Zaten buralarda ki taş ocaklarının açılmasının tek sebebi de o kişiler.  Taş yapıları, o bölgenin doğal mimarisi adı altında savunuyorlar da o bölgenin doğal popülasyonu nedir. Orada yaşayan köylü en çok bulunan malzeme taş olduğu için geçtiğimiz 500 yılda toplamda bölgeye 150 tane ev yapmış yaşıyor. Şimdi sen, yemyeşil tepeleri satın alıp ev yapıcam diyorsun, aynı böygeye 15.000 tane taş villa yapıyorsun. Bununlada kalmıyor yolları, yamaçları taş duvarlar ile kaplıyor bahçe zeminine bile taş döşüyorsun. Hep topraktan ve tozdan bu kadar rahatsız oluyorsun, hemde gelmiş makiliğin ortasında yaşamaya çalışıyorsun. Talebi karlşılamak için de taş neredeyse oraya taş ocağı açılıyor. Sonra taş ocağı işletenden, ruhsatı verene kadar herkeze laf söylüyor ve eylem yapıyorsun. Eylemin yapıldığı yerlerin tekrar düşünülmesi gerektiğine inanıyorum. Bence sorunun kaynağına inilmeli. Taş ocağı açılmasa tekrar ayaklanıp bu sefer bizi betonarmeye mahkum ediyorsunuz diyecekler. Biraz şuurlu ve sorumlu olmamız gerekiyor. Aynı konu yollar için de geçerli. Devletin görevi söz konusu ihtiyaçlara çare bulmaktır. Biz son derece müsfir taleplerde bulunup, sonrasında tutarlı çözümleri karşımızdan beklediğimizde işler karışmakta. Duyarlılık tek taraflı olamaz. Tüm sorumlulukta bir kesime yıkılmamalıdır. Emlak piyasalarının yükseldiği bir dönemde, taş ocakları açılacaktır. Taş evler satıldığı sürece de o evler yapılacaktır.

Burada önemli olan bizim kendimize olan dürüstlüğümüz ve samimiyetimiz aslında. Amaç kimseyi yargılamak yada suçlamak değil ama, yaptığımız hareketlerin sonuçlarını da görmek önemli. Okul ve  kamu binaları, gibi doğal yıpranma süreclerinin dışında yüksek performans görteren yapılar için son derece uygun olan taşlar, kişisel kullanım ve çevre düzenlemeri düşünüldüğünde doğanın yıkımına sebep olan malzemelerin en başında geliyor. Yaşayan kerkes gelecek kuşakların yaşamlarını etkilemeyecek davranışlar sergilemek zorunda değil. En azından ben kimseden böyle bir tavır beklemiyorum. Bir dayatmam da söz konusu olamaz. Her bir birey kendi olgunluğu doğrultusunda yaşamını sürdürür ve yaşama müdahil olur. Fakat kendi yaptıklarının sonuçlarını bir başka tarafa fatura etmek, sürekli diğerini eleştirmek ve kendini tüm bu olanların dışında tutmak kabul edebildiğim bir şey değil.

Ekolojik mimari dediğimiz karmaşık saha, gelecek kuşakların kendi ihtiyaşlarını karşılamalarına engel olacak davranışların karşısında durur. Sürdürülebilirliğin temellerinden biri de budur. Taş denilen malzemenin doğal olması, o malzemenin sürdürülebilir olmadığı gerçeğini değiştirmez. Eğer yıkılmış bir yapıdan taş kullanmıyorsanız yada yeryüzündeki taşları toplamıyorsanız, doğal bir malzeme ile ekolojiye zarar veriyorsunuz demektir. Hali hazırda taş ocakları da bunu doğrulamaktadır. Üstelik tüm inşaat sektörünün temel besin maddesi olan bu ocaklar birde yazlık villa talepleri ile pekiştirildiğinde başa çıkılamaz bir hal almaktadır.Eğer gelecek ile ilgili bir kaygımız var ise şehir efsanelerini bir kenara bırakıp günümüzün gerçekleri ile yüzleşmemiz gerekiyor.

Taş yapıların yapılış teknillerine baktığımız da da yanlış bilinen bir çok veri ile karşılaşıyoruz. Bir taş duvarın ısı yalıtımı bilinenin aksine son derece kötütür. Siz metal haricinde bir çok malzeme kullanarak benzer bir yalıtıma sahip olabilirsiniz. Hatta bilinen bir çok inşaat malzemesi çoğu cins taştan daha iyi ısı yalıtımına sahiptir. Yanılgı örülen duvarın kalınlığı ile alakalıdır. Taş duvarlar kalındar. O kalınlıkta duvar örmeyi göze aldığınızda yalıtım zaten sorun olmaktan çıkacaktır.

Ocaklarda taşlar işlenerek mıcır, çakıl, ve kum haline getirilir. Biz bu malzemeler ile harçlar yapar ve inşaatta kullanırız. Çimento tüm bu malzemeleri bir arada tutan bağlayıcıdan başka bir şey değildir. Betonun ana malzemesi aslında yine taş ve taşın yan ürünleridir. Ama toplum arasında betonun soğuk olduğu inancı yaygındır. 20cm.kalınlığında birçok taş duvar, 20cm. Kalınlığında betonarme duvardan farklı ısıl değerlere sahip değildir. Bol gözenekli, hafif yapıda nitelikleri oldukça üstün taşlar ise öyle her ocakta bulabileceğimiz cinsten malzemeler değildir. Genel kanı taşın cinsi değil sadece taş olması ile ilgilenmektedir.

Taş duvarlar ile alakalı ikinci yanlış ise de betonarme kullanılmadan yapıldığıdır. Bu son derece yanlış bir inanış. Eskiden doğru toprak karışımları ile harçlar hazırlanır ve iyi ustalar ile toprak harçlı taş duvarlar örülürdü. İncelediğim bir çok eski yapıda toprak harç kullanılmıştır. Günümüzde böyle bir uygulama kullanılmamaktadır. Taşları toprak ile sağlam örebilecek ustalarda kalmamıştır. Toprak harç ile taş duvar örmek taşların daha hassas yontulmaları ve dolayısı ile de işin daha yavaş ilerlemesine sebep olur. Bu  günümüzde ekonomik değildir. Genellikle içerden ve dışarıdan düzgün örülen duvarın orta kısmı ufak taşlar ve harç ile doldurulur. Bu harç çimento olduğunda ki günümüzde artık sadece çimento kullanılmakta, taş duvarın ortasında kalın bir çimento dolgulu yapı elde edilir. Bu yapı nefes almaz. Isı köprüsü oluşturur, nemlenme ve rutubet yapar, taş sahibinin tüm bunları hissetmemesinin sebebi , örülen duvarın kalınlığı ve taş malzemesinin suya karşı olan dayanıklılığından kaynaklanır. Ama sağlık konusu başka bir konudur. Toprak harçlar nefes alır ve nem dengesini sağlar. Taş yapılar ancak usulüne uygun yapıldıklarında sağlıklı hale gelirler. Diğer türlü lüx görünen ve bu görüntüyü amaçlayan bir algıya hizmet eden yığınlardan başka bir şey değildir. Üstelik taş yapılar çok fazla bir ağırlığa sahiplerdir. Öyle bir kamyon malzeme ile ev inşa edemezsiniz. Bu karbon ayak izinin artması demektir. Siz bir ev yapacaksınız diye yüksek tonajlı koca kamyonlar defalarca araziye gidip geleceklerdir. Taş duvarlar her yerde de inşa edilemezler. Tonlarca ağırlığı sağlıklı bir şekilde göğüsleyecek sağlam zeminlere ihtiyaç duyarlar. Bu zemin, subasman ve temel gibi sorunları da beraberinde getirir. Yerel dokuyu bozmak gibi bir kaygı güdüldüğünde taş kaplamalar sarfiyatı azaltacağı için üzerinde düşünülmesi gereken uygulamalar olarak burada karşımıza çıkmaktadır. Onun dışında ise eğer ekolojik ve sürdürülebilirlik ile alakalı kaygılar taşıyorsak taş yapılardan uzak durmamız gerekir.

Bu yazı harmoniaekotopya.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

 

Melih Aşanlı

Sağlık çalışanlarının istifası kabul edilmeyecek, yıllık izinlere iptal

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca imzasıyla 81 il valiliğine ‘Personel İşlemleri’ hakkında genelge gönderildi. Genelgeye göre Sağlık Bakanlığı’na bağlı merkez ve taşra teşkilatında görevli hiçbir personelin salgın döneminde istifa talebi kabul edilmeyecek.

Bunlara ek olarak başka kuruma geçmek için yapılan atama talepleri reddedilecek ve yıllık izinlerin kullanılması iptal edilecek.

  • Bakanlık merkez ve taşra teşkilatında görevli bütün personelin her ne sebeple olursa olsun bu süreçte görevinden çekilme (istifa) talebinde bulunan personelin mezkur talebi kabul edilmeyecek.
  • 5434 sayılı kanunun 40. maddesine göre yaş haddinden emekli olacaklar ile 5510 sayılı kanuna göre, malulen emekli olacakların ayrılışları yapılacak, bu kapsam dışındakilere yönelik olarak emeklilik işlemi tesis edilmeyecek.
  • Sağlık hizmetinde görevli sağlık işçilerinin re’sen emeklilik işlemleri ile malulen emeklilik işlemleri yapılarak işten ayrılmaları sağlanacak, bunun haricinde ayrılmak isteyenlere müsaade edilmeyecek.

Atamalar durduruldu

  • Eşinin emekliye ayrılmasından kaynaklı atama, öğrenim durumuna dayalı atama, alt ve üst hizmet bölgelerine atama ile karşılıklı yer değiştirme ve engelli durumundan yapılacak atamalar ikinci bir duyuruya kadar durduruldu.
  • Sağlık tesislerinde görev yapmakta iken, başka kurum ve kuruluşlara atama talep edip de ataması yapılan personelin ayrılışı yapılmayacak, başka kamu kurum ve kuruluşlarına atama talep eden personele bu süreçte muvafakat verilmeyecek.
  • Kamu sağlık hizmetlerinde ihtiyaç duyulan durumlarda Bakanlıkça zorunlu olarak iller arası geçici görevlendirilen re’sen personelin derhal ayrılışının yapılarak görevlendirildiği yere gitmesi sağlanacak.

Yıllık izinler iptal edildi

  • Yasal mazeret izinleri (evlilik, ölüm, analık, hastalık ve refakat) hariç Bakanlık merkez ve taşra teşkilatında çalışan bütün personelin ikinci bir emre kadar yıllık izinleri durduruldu. Halihazırda yıllık iznini kullanmakta olan personel, mezkur izinlerini kullanmaya devam edecek.
  • Çalışan eşlerin her ikisinin de Bakanlık personeli olması halinde, kamu sağlık hizmetinin sürdürülebilirliğine yönelik tedbirli kaydıyla okul öncesi ve ilköğretimde çocuğu bulunan çalışanların yıllık izin talepleri, kadın çalışana öncelik verilmek kaydıyla kurum amirlerince değerlendirilerek hizmeti aksatmayacak şekilde planlama yapılacak.

Sağlık izinleri uygun görülen zamanda kullanılacak

  • 657 sayılı kanunun 103. maddesinin son fıkrasına göre radyoaktif ışınlarla çalışan personele verilmekle yükümlü olunan bir aylık sağlık izni kurum amirlerinin uygun görecekleri zamanda kullandırılacak.
  • Personele, 02.06.2020 tarihli ve 1483 sayılı yazının birinci maddesi çerçevesinde kurum amirlerince takdir edilmek kaydıyla idari izin verilmesi uygulaması devam edecek.

Ücretsiz izinlerde değişiklik

  • Doğum sonrası analık iznine müteakip alınan ücretsiz izinler ile 657 sayılı kanunun 77’inci ve 78’inci maddelerine göre talep edilen ücretsiz izinler ile ilgili kanuna göre sendikalarda yönetici pozisyonundan dolayı ücretsiz izin talep edenlerin talepleri karşılanacak olup bunlar harici personele ücretsiz izin verilmeyecek.
  •  Hamile personele, hamileliğin 24. haftasından 32. haftasına kadar izin verilmesi uygulamasına devam edilecek.

Kuzey Kutbu’ndaki Laprev Denizi ilk kez ekim ayı gelmesine rağmen donmaya başlamadı

Kayıtların başladığı tarihten bu yana ilk kez Sibirya’daki Arktik Okyanusu’nda yer alan Laprev Denizi, ekim ayının sonuna gelinmesine rağmen donmaya başlamadı.

Kutup bölgesindeki olası zincirleme etkiler konusunda uyarıda bulunan iklim bilimciler, gecikmiş yıllık donmanın kuzey Rusya’daki uzun süren sıcaklıklar ve geçtiğimiz yılın kışlık buzullarının erkenden erimesi ile ilişkili olduğunu söylüyor.

En düşük seviyeye 2012 yılında ulaştı

Severe Weather’in aktardığına göre erime mevsimi genellikle en yüksek buz boyutuna ulaştıktan sonra mart ayında başlıyor ve eylül ayına kadar devam ediyor.

Yapılan uydu gözlemleri Kuzey Kutbu buzunun en düşük seviyeye ulaştığı tarih olarak 2012 yılını gösteriyor. 2020 yılı ise 2012 yılını takiben ikinci sırada yer alıyor.

Ekim ayındaki en düşük seviye 2020 yılına ait

Ancak Kuzey Kutbu deniz buzunun beklenildiği gibi toparlanamaması sebebiyle şu anki buz miktarı gözlemlerinin başladığı 1979 yılından bu yana geçen herhangi bir ekim ayına kıyasla en düşük seviyede.

Araştırmacılar bu yılki donmanın geçtiğimiz yıllara kıyasla çok daha yavaş olduğunu söylüyor. Hatta kimi yerlerde herhangi bir donma eğilimi daha gözlemlenmediği belirtiliyor.

Türkiye’nin beş katı büyüklüğünde alan kayıp

Euronews’un aktardığına göre Almanya’daki Alfred Wegener Enstitüsü’nden iklim bilimci Lars Kaleschke, “Bu yıl, sıcak yaz aylarından sonra, buz miktarının şu ana kadar kaydedilen ikinci en düşük seviyede olduğunu görüyoruz” diyor.

Bölgede ertelenmiş bir donma olduğunu belirten Wegener, “Şu anda 1980’lere kıyasla normalde beklenenden 4 milyon metrekare daha az deniz buzu var” ifadelerini kullanıyor.

Bu miktar Türkiye’nin beş katı büyüklüğünde bir alana karşılık geliyor.

Labe: Sebep insan kaynaklı iklim değişikliği

Colorado Eyalet Üniversitesi’nden iklim bilimci Zachary Labe ise Guardian’a yaptığı açıklamada “Bu sonbaharda, Sibirya Arktik bölgesinde şu ana kadar donma olmaması emsalsizdir” dedi.

Bunun, insan kaynaklı iklim değişikliğinin beklenen etkisiyle uyumlu olduğunu belirten Labe, “2020, hızla değişen Kuzey Kutbu ile tutarlı bir başka yıl. Sera gazlarında sistematik bir azalma olmazsa, ilk ‘buzsuz’ yazımızı yaşama ihtimali 21. yüzyılın ortalarına kadar artmaya devam edecek” ifadelerini kullandı. 

 

İTO Ekim ayı korona raporunu açıkladı

İstanbul Tabip Odası (İTO), bugün yaptığı basın toplantısıyla “İstanbul’da Sağlık Raporları-9/Ekim Ayı” raporunu açıkladı.

Açıklamaya, İstanbul Tabip Odası (İTO) Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, İTO Genel Sekreteri Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu ve İTO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Güray Kılıç katıldı.

İTO Yönetim Kurulu ve İTO Covid-19 İzleme Grubu’nca hazırlanan raporla ilgili bilgileri Dr. Saip şu sözlerle aktardı.

Raporda 18 Ekim 2020 itibariyle Türkiye’deki tüm vakaların yüzde 38.8’inin İstanbul’da olduğu, rakamlarınsa sadece hastanede yatan vatandaşların sayısını içerdiği belirtildi. İstanbul’daki hızlı artışa karşı etkili, yerinde önlemler alınmazsa bir kaos tablosuyla karşı karşıya kalınacağı uyarısı yapıldı. Raporda pandemi sürecinde sağlık çalışanlarının yaşadığı tükenmişliğe, sorunlara da dikkat çekildi.

Pandemi tsunamisi hastanelerde karşılanmaz

Dr. Kılıç da pandemi sürecinde atılması gereken adımlar, alınması gereken önlemler hakkında önerilerini şöyle sıraladı:

  • Pandemi tsunamisi hastanelerde değil, toplumda, toplumla birlikte karşılanmalıdır.
  • Pandeminin hastanelerde değil birinci basamağın çalışma alanı olan toplum genelinde kazanılabileceği unutulmamalı.
  • Birinci basamak sağlık hizmetleri organizasyonu hızla bölge temelli yapılanmaya dönüştürülerek salgın ile mücadeleye uygun hale getirilmelidir.
  • Toplumun tüm kesimlerinin salgın sürecine katkı ve katılımının etkili mekanizmaları kurulmalıdır.
  • İllerin pandemi ve il hıfzıssıhha kurullarında ilgili yerel yönetim ve sivil toplum kuruluşlarının sendika ve odaların temsiliyeti sağlanmalı, illerin kendi kararlarını bağımsız şekilde alabilme hakkı tanımlanmalıdır.

İYİ Parti’nin İstanbul İl Başkanı için soruşturma açıldı, 81 il başkanı Özdağ’ın ihracını istedi

İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ümit Özdağ’ın hakkında FETÖ imasında bulunduğu İyi Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, kişisel sosyal medya hesabından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı‘nın hakkında soruşturma başlattığını duyurdu. Kavuncu, “Yüce Türk yargısına yardımcı olmak ve iftiralara cevap vermek için hazırım” ifadesini kullandı.