Ana Sayfa Blog Sayfa 1853

Nehirden çıkarılan çöplerle dubleks bir evi döşedi

Kolombiya’nın ilk ticari bankası olma özelliği taşıyan Banco de Bogotá, ülkenin başkentinde bulunan Bogotá Nehri‘ndeki giderek artan kirliliğe dikkat çekmek için bir kampanya hazırladı.

Yaklaşık 375 kilometre uzunluğa sahip nehir, dokuz milyondan fazla nüfusu olan başkent Bogotá da dahil olmak üzere 47 yerel yönetim bölgesinden geçiyor. Dolayısıyla atılan ürünlerin çeşitliliği ve kirliliğin boyutu akıl almaz noktalara erişiyor. Nehirde her ay 270 ton ağırlığında atık toplanıyor.

McCann Worldgroup Colombia imzası taşıyan The River Apartments kampanyası kapsamında nehirde biriken bu atıklar toplandı ve bir evi baştan aşağı dekore etmek için kullanıldı.

Çöp evi çevrimiçi gezmek mümkün

Bigumigu’nun aktardığına göre kampanyanın salgın öncesinde halka açık bir alanda gösterilmesi planlanıyordu. Ancak şu anda salgının ardından evin çevrimiçi olarak da ziyaret edilebilmesine karar verildi.

Nehirden çıkan çöplerle dekore edilmiş dubleks dairenin içerisi internet sitesi üzerinden gezilebiliyor.

İnsan hayatının en önemli kaynakları arasında olan suyun bu denli kirletilmesi hem ekonomik hem de ekolojik sorunlara sebep oluyor.

Banco de Bogotá, ülkedeki tarımsal üretimin yüzde 28’ine katkı sunan ve enerjinin yüzde 8’ini üreten bu nehrin ekonomik açıdan ne kadar değerli olduğunu gösterirken çöplerin ve atıkların ne derece büyük bir sorun olduğunu vurguluyor.

‘Kadın Üniversitesi’ 2021’de kuruluyor

 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haziran 2019’da G20 Zirvesi için bulunduğu Japonya’da kendisine fahri doktora unvanı veren Mokugawa Kadın Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada, “Japonya’daki 800 üniversitenin 80’i kadın üniversitesi. Bu benim için çok anlamlı. Bizde böyle bir şey yok, olması halinde de neler olur o ayrı bir soru işareti. Japonya’daki 80 kadın üniversitesini, büyükelçime görev veriyorum, incelemek suretiyle ülkemde de bunun adımını inşallah atacağız” demişti.
 
Erdoğan’ın 2019’da talimatını verdiği kadın üniversitesi, Yıllık Program’nda şu ifadelerle yer aldı:
 

“Japonya örneği incelenerek sadece kadın öğrencilerin kabul edildiği kadın üniversiteleri kurulacaktır. Japonya’daki kadın üniversiteleri incelenerek bir rapor hazırlanacaktır. Kız öğrencilerin ülkemizde farklı derecelerde yükseköğretime katılımları değerlendirilecek, sorun bulunan alanlar saptanacak ve buna yönelik çözüm önerileri geliştirilecektir. Kurulması planlanan kadın üniversitesinin akademik birimlerinin oluşturulmasına yönelik çalışmalar başlatılacaktır.”

‘Toplumsal problemlerin çözümü için dini yayınlar artırılacak’

Programda yer alan önemli diğer bazı başlıklar ise şöyle:

  • “Toplumsal problemlerin” çözümüne yönelik dini içerikli yayınlar toplumun daha geniş kesimlerine ulaştırılacak. Bunun için görsel ve basılı yayınların sayısı ve çeşitliliği artırılacak.
  • Mevzuatta, “Aile ve dinî rehberlik vaizliği” tanımı yapılacak.
  • Göç hizmetleri merkezinde kadın, genç ve çocuklara yönelik manevi destek bürosu kurularak, eğitim faaliyetleri ve sosyal etkinlikler düzenlenecek.
  • Doğurganlık hızının yenileme seviyesinin üzerinde tutulması için, “iş ve aile yaşamını uyumlaştırıcı” politikaların etki değerlendirmesi yapılacak ve gerekli değişiklikler hayata geçirilecek.

Yokoluşu finanse etmek: Biyoçeşitlilik kaybına en çok destek olan 10 banka

Portfolio Earth dünyanın en büyük bankalarının biyoçeşitlilik tahribatına sebep olan belli başlı sektörlerdeki şirketlere sağladığı kredileri ve sigortaları incelemeye aldığı “Yokoluşu finanse etmek” isimli raporunu yayınladı.

Raporda 2019 yılı boyunca 50 küresel bankanın, küresel yok olma krizinin birincil nedenleri olarak belirlenen gıda, ormancılık, madencilik, fosil yakıtlar, altyapı, turizm ve ulaştırma ve lojistik sektörlerine 2,6 trilyon ABD dolarından fazla kredi ve sigorta sağladığı tespit edildi.

Değerlendirilen bankaların hiçbiri, kredilerinin biyolojik çeşitlilik kaybı üzerindeki etkisini izlemek veya ölçmek için herhangi bir sistem geliştirmeyi veya bu gidişatı durdurmak için kapsamlı politikalar hazırlamayı seçmemiş durumda.

Biyoçeşitlilik kaybının ana müsebbibi olan sektörlere en çok finansman sağlayan bankalar şöyle: Bank of America, Citigroup, JP Morgan Chase, Mizuho Financial, Wells Fargo, BNP Paribas, Mitsubishi UFJ Financial, HSBC, SMBC Group ve Barclays.

‘İnsan haklarını da baltalıyor’

Günümüzde türlerin yok olma oranı doğal süreçlerle yokoluş oranından 10 bin kat daha yüksek. Rapora göre ise ortalama olarak 50 bankanın her biri, 52 milyar dolarlık biyoçeşitlilik kaybı riski ile bağlantılı.

Yok oluşu finanse etmek raporu; bankaların, onları koruyan düzenleyiciler ve kurallar ile denetlemelerden büyük ölçüde kaçabildiğini ortaya koyuyor ve bankacılık faaliyetlerinin biyoçeşitliliğin bu kadar korunmasız olduğu bir sistemde kilit bir rol oynadığını gösteriyor.

Rapor, finans sektörünün kitlesel bir yokoluş krizini finanse ederken aynı zamanda insan haklarını ve yerli toplulukların egemenlik alanlarını da baltaladığını belirtiyor ve şu politika önerilerinde bulunuyor:

  • Bankalar doğa üzerindeki etkilerini açıkça raporlamalı ve radikal bir şekilde azaltmalı, ayrıca fosil yakıtların, ormansızlaşmanın, aşırı avlanmanın ve ekosistem yıkımının finansmanı durdurmalıdır.
  • Hükümetler, biyolojik çeşitliliğin yok edilmesinde önemli rol oynayan bankaları korumayı bırakmalı ve bankaları kredilerinin neden olduğu zarardan sorumlu tutmak için finansal kuralları yeniden oluşturmalıdır.
  • Dünyanın her yerinden insanlar paralarının nasıl yatırılacağı konusunda söz sahibi olmalı ve bankaların insanlara ve gezegene ciddi zararlar vermesini durdurma hakkına sahip olmalı.

Chan: Dönüşümün merkezinde küresel ekonomi

IPBES Küresel Değerlendirme raporunun baş yazarlarından British Columbia Üniversitesi Profesörü Kai Chan “İnsanlığın iklim ve ekolojik krizlerle başa çıkabilmesi için ihtiyaç duyduğu dönüşümün merkezinde sürdürülebilir bir küresel ekonomi yer alır. Ve bunun merkezinde, yatırımları dünyanın dört bir yanında kalkınmaya güç veren bankalar ve finans kurumları bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.

Chan, “Projelerin ancak gezegenin cömertliğini ve herkes için güvenli bir iklimi geri kazanmaya anlamlı ve olumlu bir şekilde katkıda bulunacağını gösterdiğinde sermaye bulabilecekleri bir dünya hayal edin. Bu raporun öngördüğü ve üzerine inşa ettiği gelecek budur” değerlendirmesinde bulundu.

Fotoğraf: Shutterstock

‘Hunutlu termik santralinin finansörleri de yer alıyor’

Türkiye’den de Doğu Akdeniz Çevre Platformu’ndan Dr. Sadun Bölükbaşı Hunutlu termik santral projesi kapsamında raporu değerlendirdi ve şu ifadeleri kullandı:

Türkiye’de biyolojik yıkıma neden olacak projelere destek veren bazı Çin bankaları da raporda yer alıyor. En çok biyoçeşitlilik kaybına finansal destek sağlayan bankalar listesine Hunutlu Termik Santrali’nin kredisini üstlenen Bank of China 14’üncü sıradan, ICBC ise 24’üncü sıradan giriyor.

Biyoçeşitlilik yıkımına sebep olacak projelere küresel ölçekte toplamda 100 milyar dolardan fazla kredi veren bu iki banka, Türkiye’de Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan Deniz Kaplumbağalarının Korunmasına İlişkin 2009-10 sayılı Genelge’ye göre koruma altında olan Sugözü kumsalına yapılan Hunutlu termik santral projesini finanse ediyor. Bu anlamda, Türkiye’nin en önemli kaplumbağa yuvalama kumsallarından biri olan Sugözü kumsalı’nda yaşanacak biyoçeşitlilik kaybından da sorumlu olacaklar.

Birss: Finans kurumları Amazonlar’ı yok ediyor

Amazon Watch İklim ve Finans Direktörü Moira Birss: Şu anda Amazon yağmur ormanlarında, tarım ticareti, madencilik ve fosil yakıtlar gibi endüstriler yerel toplumların haklarını ayaklar altına alıyor ve büyük bankalardan kredi ve sigortalarla finanse edilen kapsamlı bir ormansızlaşmaya neden oluyor” dedi.

Birss Amazonların hayatta kalması için finans kurumlarının” trilyonlarca doları hiç çekinmeden biyoçeşitlilik kaybına neden olan endüstrilere aktarmayı” bırakması gerektiğini söyledi.

Paglia: Verilen zararı tersine çevirmeliyiz

Stand.earth İcra Direktörü Todd Paglia ise “Günümüzün vizyon sahibi finans kurumları, okyanuslarımızı, ormanlarımızı ve iklimi yeniden canlandıran projelere yatırım yapan kurumlardır” dedi.

Paglia,  “Gezegenimizin kalbinin, akciğerlerinin, elleri ve kollarının yok edilmesine yatırım yapan bankaların birkaç asırdır verdiği zararı tersine çevirmemiz ve bunu kısa sürede yapmamız gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

 

Heybeliada orman yangını sanığına 10 yıl hapis cezası istendi

 
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, görgü tanıklarının yangın sonrası elinde bidonla koşan kırmızı şapkalı birini gördükleri yönünde bilgi verdikleri belirtildi.
 
Görgü tanıklarının ifadesi üzerine eşkal bilgisi uyan Demir’in yakalandığı kaydedilen iddianamede, tanıkların sanığı teşhis ettiğine yer verildi.  13 Temmuz’da tutuklanıp 10 Eylül’de tahliye edilen sanık Sedat Demir, ifadesinde gezmek için Heybeliada’ya gittiğini söyleyerek suçlamayı kabul etmemişti. 

61 bin 805 metrekare orman yandı

İddianamede 61 bin 805 metrekarelik ormanlık alanın yandığı bilgisi de verildi. Bilirkişi raporuna göre de yangının doğal yollarla çıkmadığı, yangın çıkan ormanlık alanda izmarit, mangal ateşi gibi faktörlere rastlanmadığı, yangının çıkış noktasının tam olarak belirlenemediğini ifade edildi. 

Şüphelinin sağ ve sol ellerinden alınan svap numunelerinde aseton kalıntılarına rastlandığı savunulan iddianamede şu ifadeler yer aldı:  “Heybeliada Çam Devlet Ormanı’nda çıkan orman yangını sonucu 61 bin 805 metrekare ormanlık alanın yandığı, tanıkların, yangının çıkış noktasından elinde bir adet bidonla koşarak uzaklaşan şüpheliyi gördükleri, şüphelinin orada olduğunun başka şahıslar tarafından çekilen videolar sayesinde tespit edildiği, şüphelinin ellerinde yanıcı ve yangın başlatıcı özelliğe sahip aseton kalıntıları belirlendiği, şüphelinin kasten orman yaktığı yönünde yeterli şüpheye ulaşıldığı…” 

İddianamenin gönderildiği İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesi, iddianameyi kabul ederek duruşma günü verdi.

Ankara Anlaşması’nın başvuru süresi 31 Aralık’ta sona eriyor

Anlaşma kapsamında oturma ve çalışma iznine başvurmuş ya da söz konusu izne haiz Türkiye vatandaşlarının henüz başvuruda bulunmamış aile bireylerinin ise anlaşma hükümlerinden yararlanabilmeleri için 31 Aralık’a kadar İngiltere makamlarına başvuruda bulunmaları gerekiyor.

Ankara Anlaşması nedir?

Ankara Anlaşması, Avrupa Birliği (AB) ile işbirliği anlaşması imzalamış olan ülkelerin vatandaşlarına, Birleşik Krallık (UK) tarafından verilen bir iş kurma izni vizesi.

Anlaşma uyarınca Türkiye vatandaşları, AB üyesi ülkeler ve UK arasında 1963 yılında imzalanan Ankara Anlaşması çerçevesinde serbest meslek vizesi başvurusunda bulunarak ticaret yapma ve ülkede yerleşim hakkı elde edebiliyorlar

Kendi işini icra edeceğini yetkili makamlara beyan eden ve yeterli belgeleri sunan kişilere dört yıla kadar oturum izni veriliyor, beşinci yılın sonunda da süresiz oturum iznine başvurma hakkı tanınıyor.

Britanya, 31 Ocak’ta AB’den ayrıldı ve Brexit’le ilgili 11 aylık geçiş süreci 31 Aralık’ta sona erecek.

Pek çok ülkede son bir günde rekor sayıda vaka 

Covid-19 görülen ülke ve bölgelerdeki vakalara ilişkin güncel verilerin derlendiği Worldometer internet sitesine göre, dünya genelinde koronavirüsle enfekte olmuş vaka sayısı 44 milyon 252 bin 677’ye çıkarken, 1 milyon 171 bin 479 kişi yaşamını yitirdi.

Avrupa‘da ise son 24 saat içinde pek çok ülkede rekor düzeyde vaka sayısı kaydedildi.

İsviçre yeni önlemler açıklayacak

Almanya‘da bugün, salgının başından bu yana en yüksek vaka sayısı açıklandı. Robert Koch Enstitüsü, ülkede son 24 saatte 14 bin 964 yeni vaka tespit edildiğini, 85 kişinin Covid-19 nedeniyle öldüğünü duyurdu.

Fransa‘da ise son bir günde 33 bin 417 yeni vaka, 523 ölüm kayıtlara geçti.

Enfeksiyon oranının bu ay rekor düzeylere yükselerek Almanya ve İtalya’yı geçtiği İsviçre‘de, hastanelerin on gün içinde çökme noktasına gelebileceği konusunda uyarıda bulunuldu. Bazı hastanelerde, Covid-19’a yakalanan doktor ve sağlık çalışanlarının yerine emekli personelin göreve çağrıldığı belirtiliyor. İsviçre hükümeti bugün yeni önlemler açıklayacak.

Rusya’da bir günde 16 bin yeni vaka

Çek Cumhuriyeti‘nde de bugün rekor sayıda vaka raporlandı. Ülkede son bir günde 15 bin 663 yeni vaka tespit edildi. Avrupa’nın en yüksek enfeksiyon oranlarından birine sahne olan ülkede, toplam vaka sayısı 284 bin 33, ölü sayısı 2 bin 547.

İlk vakanın 31 Ocak’ta tespit edildiği Rusya‘da ise son 24 saatte Covid-19 vaka sayısı 16 bin 202 artarak 1 milyon 563 bin 976’ya, iyileşenlerin sayısı ise 12 bin 361 artışla 1 milyon 171 bin 301’e ulaştı.

Rusya’da Covid-19’a karşı alınan tedbirler kapsamında halka açık alan, toplu ulaşım araçları, taksi, araç park yerleri ve asansörlerde maske kullanılması zorunluluğu devreye girdi. Moskova hariç, ülkenin tüm şehirlerinde 23.00-06.00 saatleri arasında eğlence mekanları, restoran, bar ve kafelerin faaliyetleri dün yasaklanmıştı.

Bulgaristan Merkez Bankası Başkanı da Covid-19 oldu

Ukrayna‘da salgının başından bu yana kaydedilen en yüksek ölü sayısı raporlandı; son bir günde 165 kişi Covid-19’dan öldü. Ülkede son 24 saatte yedi bin 474 yeni vaka açıklandı.

Bulgaristan da, salgının başından bu yana en yüksek vaka sayısını açıkladı. Ülkede son bir günde 2 bin 569 yeni vaka raporlandı. Bulgaristan Merkez Bankası Başkanı Dimitar Radev‘in Covid-19’a yakalandığı açıklandı. Bulgaristan, ikinci dalgaya karşı lise, üniversite ve gece kulüplerini kapatma kararı almıştı.

Büyük Set Resifi’nde yüksekliği 500 metreye ulaşan mercan kulesi keşfedildi

Gezegendeki en büyük mercan resif sistemi olan Avustralya‘daki Büyük Set Resifi‘nde gökdelen benzeri yeni mercan kuleleri keşfedildi.

Kimi noktalarda yüksekliği 500 metreye ulaşan bu mercanlar Empire State Binası, Eyfel Kulesi ve Petronas İkiz Kuleleri gibi dünyanın en yüksek binalarını gölgede bırakıyor.

Çarpıcı keşif, Schmidt Okyanus Enstitüsü’nün Falkor isimli araştırma gemisindeki bilim insanları tarafından yapıldı.

Uzunluğu 1,5 kilometreyi buluyor

Bu araştırma gemisi, daha önce görülmemiş ayrıntılarla haritalamak için geçtiğimiz yıldan bu yana Büyük Set Resifi’ni araştırıyor.

20 Ekim’de Kuzey Queensland‘deki Cape York‘un kıyısındaki bir gezinti sırasında araştırmacılar, bazı yerlerde 1,5 kilometre uzunluğunda ve 500 metreden yüksek yükseklikte ‘müstakil’ bir resif ortaya çıkardılar.

200 yıldır bulunan ilk bağımsız resif

1800’lü yıllarda haritalanmış, bilinen yedi ayrı resif bulunuyor. Yeni keşfedilen müstakil resiflerin ise Büyük Set Resifi’nin ana gövdesine doğrudan bağlanmak yerine okyanus tabanına gömülü halde olduğu saptandı.

Yani, bu bağımsız mercan topluluğu bilim insanlarının 200 yıldır bulduğu ilk bağımsız resif.

‘Dünyanın ne kadar gizemli olduğunu gösteriyor’

ZME Science’ın aktardığına göre Schmidt Okyanus Enstitüsü müdürü Dr. Jyotika Virmani “Tanınmış Büyük Set Resifi’nin Cape York bölgesinde yarım kilometre uzunluğunda yeni bir resif bulmak, dünyanın ne kadar gizemli olduğunu gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Virmani açıklamasının devamında “Haritalama verilerinin ve su altı görüntülerinin bu güçlü kombinasyonunu, bu yeni resifi ve resifin inanılmaz Büyük Set Resifi Dünya Mirası Alanı içindeki rolünü anlamak için kullanılacağız” dedi.

20 milyon yaşında olduğuna inanılıyor

Araştırmaya katılan bilim insanlarına göre, yeni bulunan resifin yaklaşık 20 milyon yaşında olduğuna inanılıyor. Resiften toplanan örnekler, yeni mercan türleri olabileceğini öne sürüyor, ancak örneklerin kapsamlı bir şekilde araştırılması birkaç ay sürebilir.

Büyük Set Resifi

Büyük Set Resifi, 344 bin 400 kilometre yüzey alanı ile dünyanın en büyük resif sistemi olarak kabul ediliyor. Bununla birlikte bu resif, zengin biyolojik çeşitliliğiyle öne çıkıyor.

Resif, mink balinası, kambur balina ve mavi balina gibi birçok balina ve dugong gibi soyu tehlikedeki birçok deniz memelisi, altı çeşit deniz kaplumbağası ve bir milyondan fazla balık, mercan, köpekbalığı, vatoz, denizanası gibi canlı türlerine ev sahipliği yapıyor.

Son 20 yılda mercanlarının yarısını kaybetti

2 bin 300 kilometre uzunluğundaki resif, “bilimsel önemi” nedeniyle 1981’de UNESCO Dünya Mirası alanı olarak belirlendi.

Ancak resif son yıllarda iklim değişikliği ve okyanus asitlenmesi sebebiyle çok fazla zarar gördü. 14 Ekim’de yayınlanan bir çalışmaya göre Avustralya’daki Büyük Set Resifi toplu ağarma olayları nedeniyle son 20 yılda mercanlarının yarısını kaybetti.

 

TTB’den istifa, izin yasağına tepki: Sağlıkçının canı yok mu?

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Sağlık Bakanlığı’nın pandemiyi gerekçe göstererek sağlıkçıların istifa ve izinlerinin engellenmesine ilişkin genelgesine tepki gösterdi.  

TTB, sosyal medya hesabından şunları yazdı:

“Pandeminin 8. Ayında COVİD-19 Meslek Hastalığı Sayılmazken, Sağlıkçılara düzenli test yapılmazken; Sağlık Çalışanlarının izin ve istifalarının engellenmesi kabul edilemez. #Yönetemiyorsunuz”

“İzin ve istifaların yasaklanması çalışma ve insan haklarına aykırıdır.”

“Bir yere gitmiyoruz. Buradayız. İstanköylü Hipokrat’tan, Bergamalı Galen’e binlerce yıldır insanlığa adanmış bir mesleğin uygulayıcıları olarak insanlara sağlık sunuyoruz, salgınlarla mücadele ediyoruz, şifa dağıtıyoruz. #SağlıkcınınCanıYokMu”

“Hastalandık; maaşımızı kestiniz. Ek ödeme vereceğiz dediniz; ya vermediniz ya da adaletsiz dağıttınız. Pandeminin başından bu yana salgının büyüklüğünü gizleyerek hepimizi kandırdınız. Şimdi de izin, istifa ve emeklilik hakkımızı engelliyorsunuz!”

“Biz/Sağlık çalışanları üzerimize düşeni yaptık, yapıyoruz.  Asıl siz/Bakanlık üzerinize düşeni yapın. Başarı hikayesi yazmayı bırakın; hekimleri, sağlık çalışanlarını, yurttaşlarımızı koruyun. #Yonetemiyorsunuz #SağlıkcınınCanıYokMu”

Sağlık çalışanları da tepkilere #SağlıkcınınCanıYokMu etiketiyle destek verdi.

‘Haklarımızdan vazgeçmeyeceğiz’

Konuya dair yazılı açıklama da yapan TTB Merkez Konseyi, “İzin, istifa, emeklilik haklarımızdan vazgeçmiyoruz, vazgeçmeyeceğiz!” dedi. Açıklama şöyle: 

“Önerilerimiz ve uyarılarımız dikkate alınmadı. Salgın yönetilememeye devam etti. Bugün dikkate alınmayan uyarılarımız sonrasında ülkemizde salgının boyutu endişe verici bir hal almaya başladı.

Yöneticiler çözümü sağlık çalışanlarını daha çok çalıştırarak bulmaya çalıştığını, dün yayınladığı genelge ile duyurdu. Artan istifalar ve emeklilikler konusunda uyardığımız ancak hekimleri sürece dahil etmemekte ısrarcı olan Sağlık Bakanlığı çözümü izin, emeklilik ve istifa hakkımızı yasaklamakta buldu.

Tükenmişlik sonrası “artık gücüm kalmadı mesleğimden vazgeçiyorum” deyip çalışamaz hale gelen meslektaşlarımızın istifa, emeklilik hakları gasp edilmeye çalışılıyor. Tükenen bir sağlık çalışanından nasıl sağlık dağıtmasını beklersiniz?

Çalışma koşullarının acilen düzeltilmesi ve sağlık çalışanlarının korunması yetkililerinin sorumluluğu ve görevidir. Bizler izin, istifa, emeklilik haklarımızdan vazgeçmiyoruz, vazgeçmeyeceğiz! Bunun için Türk Tabipleri Birliği ve sağlık emek örgütleri ile birlikte sağlık çalışanlarının hakları için sonuna kadar mücadele edeceğiz.”

 

 

Sendika.org, beş buçuk yıl sonra erişime açıldı

Sendika.org’un 1.921 gün önce önce erişime engellenmesi kararını veren Gölbaşı Sulh Ceza Hakimliği, Anayasa Mahkemesi‘nin (AYM) 11 Mart 2020’de verdiği “ihlal” kararının gereğini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’den savunma istemesi üzerine yerine getirdi ve erişim engelini kaldırdı.
 
Yerel mahkeme ayrıca Sendika.org’la birlikt, aralarında 25 Temmuz 2015’te erişime engellenen Özgür Gündem gazetesi ve Dicle Haber Ajansı da dahil  118 site ve hesaba getirdiği erişim engelini de kaldırdı. Kararın Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından uygulanması bekleniyor.
 
Bundan böyle Sendika.org, arkasında numaralar olmadan gerçek adresine dönmüş olacak.
 
Gölbaşı Sulh Ceza Hakimliği’nin kararının ilgili bölümü şöyle:
 
“… ilgili adreslerin terör örgütünün haber siteleri olduğu, internet içeriğine erişimin engellenmesi kararı verilebilmesi için gecikmesinde sakınca bulunan bir durumun bulunmadığı anlaşılmış olup; 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Ve Görevleri Hakkında Kanun 50/2 maddesi’nde ‘yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir’ hükmünün bulunduğu yine Anayasanın 153/6 maddesi gereği Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağının belirtildiği, bireysel başvurucunun başvurusuna konu ettiği URL adreslerinin 2015/646 sayılı kararından çıkarılarak, Anayasa Mahkemesince karar verilen ihlalin giderilebiceğei anlaşıldığından bireşsel başvurucu itirazına konu ettiği, internet sayfalarına olan İNTERNET ERİŞİMİNİN ENGELİNİN KALDIRILMASINA…”
 

Sansürün kaldırmasının ardından bir açıklama yapan sendika.org dava süreci hakkında bilgi verdi. Halkın haber alma hakkını savunduklarını ifade eden sendika.org’un açıklamasında şu ifadeler yer aldı: 

Var gücümüzle halkın haber alma hakkını savunduk, ne gazeteciliği direnişten ne direnişi gazetecilikten ayırdık, başka türlü bir gazetecilik bilmedik. Bugün pek çok yayın organının karşısına çıkarılan bir engeli 5,5 yıllık bir mücadelenin ardından devirirken, sansür mekanizmasının daha da boyutlandığını, sansürcülerin vazgeçmediğini, bu mücadelede daha gidilecek çok yol olduğunu biliyor, susmadan bu yolu yürümeye söz veriyoruz.”

 

Ordu’da bu kez madene karşı direnen Üçpınar jandarma kuşatmasında: Çok sayıda gözaltı var

Ordu ilinin Ünye ilçesine bağlı köylerde maden arama çalışmaları kapsamında yapılmak istenen sondaj çalışmalarına tepki gösteren köy halkı bugün de jandarma müdahalesiyle karşı karşıya geldi.

Dün (27 Ekim) Yeşilkent köyünde sondaj alanının çevresini kapatan jandarma ile Yeşilkentliler arasında bir arbede yaşanmıştı. Maden çalışmasına karşı çıkan köylüler alana girmek istediğinde jandarma müdahale etmiş 10 kişi ise gözaltına alınmıştı.

Köyü abluka altına aldılar

Bugün ise sabah saatlerinde yüzlerce jandarma Üçpınar köyünde yapılmak istenen sondaj çalışması için yolu kapattı. Üçpınar köyünden Tarık Çatal Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada köyün etrafının da yüzlerce jandarma tarafından abluka altına alındığını aktardı.

Çatal’ın aktardığına göre bölge halkı ile jandarma arasında süren müzakere sırasında sondaj makinesinin kurulması ve çalışmaya hazır hale getirilmesi ise büyük tepki yarattı.

Oturma eylemine biber gazıyla müdahale

Bunun üzerine köylüler, ormanlık alandan geçerek sondaj alanına ulaştı ve burada oturma eylemi başlattı. Çevik kuvvet ekiplerinin de jandarma birliklerine destek olarak geldiği eyleme biber gazıyla müdahale edildi.

Tarık Çatal yaptığı açıklamada “Askerlere hiçbir şekilde müdahale etmeden oturma eylemi yapıyorduk. Bize önce ‘Beş dakika müsaade veriyoruz yoksa zor kullanacağız’ dediler. Ardından da çevik kuvvet ekipleri geldi” ifadelerini kullandı.

‘En az 20 kişiyi gözaltına aldılar’

Müdahale sırasında biber gazıyla ve kolluk kuvvetlerinin uyguladığı şiddet sebebiyle yaralanan çok fazla kişi olduğunu belirten Çatal, “En az 20 kişiyi orada gözaltına aldılar. Sayı daha da yükselebilir” bilgisini paylaştı.

Köylülerin alandan uzaklaştırıldığını aktaran Çatal, “Sondaj makinesini getirdiler. Yanlarında da çevik kuvvet var. Yaklaşma şansımız hiç yok” ifadelerini kullandı.

Ünye Kaymakamlığı, Çiğdem’de iki, Yeşilkent’te beş, Gökçebel’de üç, Üçpınar’da ise 40 noktada sondaj çalışması için izin alındığını belirtiyor. Ancak çalışmaların hangi şirket tarafından yapıldığı bilgisi bölge halkıyla henüz paylaşılmadı.

Neler yaşandı? 

Sondaj çalışmaları ilk olarak Üçpınar’da 12 Eylül tarihinde başlamıştı. Üzerinde Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’nün logosu bulunan iş makinesini gören Üçpınarlılar çalışanlara çalışma emri olup olmadığını sormuş ve personel kartlarını görmek istemişti.

İstenilen bilgilerin kendilerine iletilmemesi üzerine köy halkı çalışmaya izin vermeyeceğini belirtti ve çalışmalar duraklatılmıştı. Bunun üzerinde Yeşilkent ve Çiğdem köylerine giden iş makineleri burada da köylülerden benzer bir tepki alarak sondaj yapamadı.

Köylüler çalışmaya izin vermedi

Yaşanan gelişmelerin ardından 12 Ekim tarihinde tekrardan sondaj çalışması için jandarma eşliğinde Çiğdem ve Yeşilkent sınırına gelen iş makineleri burada köylülerin direnişiyle karşılaştı.

“Yanı başımızdaki Fatsa’nın yaşadıklarını biz de yaşamak istemiyoruz” diyen köylüler iş makinelerine engel oldu.